Etiket: kadın emeği

  • 77 yılın mücadelesi: Zarife Kaçan’ın emekle dolu yaşamı!-VİDEO

    77 yılın mücadelesi: Zarife Kaçan’ın emekle dolu yaşamı!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de hayatını emek ve mücadeleyle geçiren 77 yaşındaki Zarife Kaçan, kızının açtığı yufka dükkanında çalışarak hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi çocukları için devam ettiriyor.

    Hayatını emek ve mücadeleyle geçiren 77 yaşındaki Zarife Kaçan, Dersim’de kızının açtığı yufka dükkanında çocuklarına yardımcı olarak mücadelesini sürdürüyor. Köyde daha çocukken başladığı mücadele hayatının zorluklarını anlatan Kaçan, kadınların emek verdikçe güçlendiğini söyledi.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken, tüm yaşamlarını omuzlayan ancak çoğu zaman görünmeyen ya da görülmek istenmeyen kadınların hikâyeleri yeniden gündeme geliyor. Bu hikâyelerden biri de Zarife Kaçan’ın kızı Pervin ile birlikte sürdürdüğü emek kavgası.

    Sadece kadınların çalıştığı bir yufka dükkanı açan kızı Pervin’e destek olan Kaçan, hayatının her döneminde mücadele ettiğini ve sürdürebildiği sürece bu mücadeleyi bırakmayacağını vurguluyor.

    “MÜCADELE ETMEYE DAHA ÇOCUK YAŞLARIMDA BAŞLADIM”

    Köydeki yaşamın ağır koşullarında büyüyen Zarife Kaçan, erken yaşta tarla işlerinde, hayvan bakımında ve ev işlerinde çalışmaya başladığını belirtti. Kaçan, “Çocukken de elim işten hiç çekilmedi. Hep çalıştım, üretmeye devam ettim” dedi.

    Köyde çalışmadan ve emek vermeden bir geleceğin olamayacağını ifade eden Kaçan, şunları söyledi: “Köydeyken ne iş varsa yapmak zorundaydık. Tarla işleri bir taraftan, hayvancılık ise bir taraftan tüm gücümüzü alıyordu. Tarla ekimini ihtiyacımıza göre yapardık. Evdeki ihtiyaçlarımıza ve hayvanların ihtiyaçlarına göre bunu gerçekleştirirdik. Bostan ekerdik. Buğday, arpa, mercimek, fasulye, yonca gibi şeyler ekerdik. Eskiden böyle makineleşme yoktu. Her şeyi el emeğimizle yapardık.”

    Kaçan, teknik imkânların yokluğuna dikkat çekerek, “Eskiden köyde makine yoktu. Ekimden toplamaya, toplamadan ayırmasına kadar kendi ellerimizle yapardık. Her şey el emeğimizle olurdu. Ektiğimiz buğdayı, arpayı, mısırı hayvanlara yükleyerek değirmene götürürdük. Orada işleyerek tekrardan eve getirirdik” dedi.

    Kadınların erkeklerden daha fazla çalıştığını vurgulayan Kaçan, “Çok zorlanırdık ve genellikle de biz kadınlar çalışırdık. Tarlada ayrı, hayvanda ayrı, bostanda ayrı çalışırdık. Eve gelince ev işlerini de biz yapardık” ifadelerini kullandı.

    “ŞİMDİ DE ÇOCUKLARIM İÇİN MÜCADELE EDİYORUM ONLAR İÇİN EMEK VERİYORUM”

    Bugün kızının işlettiği yufka dükkanında çalışarak hem aile ekonomisine katkı sağlayan hem de mücadele dolu yaşamını sürdüren Zarife Kaçan, şunları aktardı: “Kızım burada bir yufka dükkanı açtı. Sadece kadınlar çalışıyor. Bende onlara elimden geldiğince destek oluyorum. Pervin sabah erkenden kalkıp dükkanı açıyor. Ben de evde yapılması gerekenleri yapıp, dükkana geliyorum.”

    Kaçan, yaptığı işleri detaylandırarak, “Ekmek pişiriyorum, yufka açıyorum, gözleme yapıyorum. Yaptığım ekmekleri poşetliyorum. Ortalıkta eksik ya da düzeltilmesi gereken bir şey varsa onları tamamlıyorum. Bulaşıkları yıkıyorum, müşteriler geliyor onları karşılıyorum. Elimden geldiğince kızıma yardımcı olmaya çalışıyorum” dedi.

    Son olarak kadınların emeğinin gücüne vurgu yapan Kaçan, şöyle konuştu: “Emek verdikçe güçleniyorsun. Kadınların emeği görünmez ama bizi ayakta tutan da o emektir. Hiçbir zaman emeğinizden vazgeçmeyin. Emeğinizle hem kendinizi hem de çevrenizi güçlendirirsiniz.”

    Nuray ATMACA-Cem EKİNCİ/DERSİM

  • 25. Evvel Temmuz Festivali kadın etkinlikleriyle devam etti

    25. Evvel Temmuz Festivali kadın etkinlikleriyle devam etti

    PİRHA- Hatay’da bu yıl 25. düzenlenen Geleneksel Evvel Temmuz Kültür ve Sanat Festivali’nin Samandağ ayağı, hafta sonu Tomruksuyu Mahallesi’nde başladı. Samandağ merkezinde başlayan festival programı, kadın emeği ve dayanışmasını merkeze alan etkinliklerle devam etti.

    Çeyrek asrı geride bırakan Evvel Temmuz Festivali, Samandağ, Serinyol ve Defne’de Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği’nin öncülüğünde düzenleniyor. Samandağ’daki etkinliklerde kadın dayanışması güçlü biçimde kendini gösterdi.

    “AİLE YILI DEĞİL, MÜCADELE YILI” SÖYLEŞİSİ YAPILDI

    Samandağ Sveydiye Yerleşkesi’nde düzenlenen ilk etkinlikte, “Bu Kalabalığı Hatırla: Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu Kampanyaları” adlı belgesel gösteriminin ardından bir söyleşi gerçekleştirildi. Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Özlem Şen ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği’nden Emel Memiş’in konuşmacı olduğu söyleşide, “Aile Yılı Değil, Mücadele Yılı” teması çerçevesinde kadınların medeni haklar için verdikleri mücadele gündeme taşındı.

    DAYANIŞMA SOFRASI, MÜZİK VE UMUT DOLU KADIN ŞENLİĞİ

    Etkinlikler, akşam saatlerinde yine Sveydiye Yerleşkesi’nde düzenlenen Kadın Şenliği ile devam etti. Kurulan ortak sofrada hep birlikte dayanışma yemeği yenildi. Ardından sahneye çıkan Rihen Müzik Topluluğu, Darbuka Ekibi, Işıl Çivi ve Sevinç Koçak, kadınlara coşkulu bir gece yaşattı.

    “KADINLAR EMEKLERİNİ VE UMUTLARINI BİR ARAYA GETİRDİ”

    Kadın Şenliği’nin açılış konuşmasını Hatay Deprem Dayanışma Derneği’nden Cansel Aslan yaptı. Aslan, çeyrek asrı bulan festivalin aynı zamanda direnişin de bayramı olduğu ifade ederek, “Çeyrek asırlık Evvel Temmuz’u karşılamak için bir aradayız. Hepinize umut dolu, yürekten bir merhaba diyoruz. Biz kadınlar, bir araya geldiğimizde hayatı yeniden kurarız. Dayanışmayı sadece kelimelerde değil; atölyelerde, sokaklarda, sofralarda ve üretimin içinde yaşatırız. Bu şenliğe öncülük eden biz kadınlar, emeğimizi ve umutlarımızı bir araya getirdik. Neşemizle, kahkahamızla, şarkılarımızla bu akşamı hep birlikte yoğuracağız. Evvel Temmuz, 4 bin yıllık bir gelenek; bu topraklarda yaşayanların hasat zamanı, bereketin ve emeğin bayramıdır. 80’li yıllarda yasaklara rağmen başlatılan bu gelenek bugün 25. kez kutlanıyorsa, bu aynı zamanda direnişin de bayramıdır” diye belirti.

    “ŞİDDET, AYRIMCILIK VE ÖTEKİLEŞTİRMEYE KARŞI MÜCADELE”

    Aslan konuşmasına şöyle devam ett:

    “Deprem sonrası kurduğumuz Mara El Sanatları Atölyesi, Kollektif Gezici Mutfak ve El İşi Kurslarıyla dayanışmayı ördük. Rimmen Kadın Kooperatifi’ni kurduk. Adımızı bereketin simgesi nar’dan aldık. Tıpkı nar taneleri gibi birleşerek hem yaşamlarımızı yeniden kuruyor, hem de şiddet, ayrımcılık ve ötekileştirmeye karşı mücadele ediyoruz.

    ‘Me rıhna, nehna hon’ – Gitmedik, buradayız! dedik. Bugün de buradayız, üretmeye, paylaşmaya, çoğaltmaya devam edeceğiz. Her sene daha büyük bir coşkuyla bir arada olmayı temenni ediyoruz. Hoş geldiniz!”

    PİRHA/HATAY

  • Diyarbakır’da Şimel Kadın Kooperatifi’nde kadınlar hem üretiyor hem kazanıyor VİDEO

    Diyarbakır’da Şimel Kadın Kooperatifi’nde kadınlar hem üretiyor hem kazanıyor VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki tarihi mekanlardan On Gözlü Köprü ile Gazi Köşkü’nün yanında yer alan Şimel Kadın Kooperatifi, ürettikleri doğal ürünlerle topluma bir yandan kahvaltı ve yöresel yemekler hizmeti sağlarken, bir yandan da kadın emeğini görünür kılmaya çalışıyor. 

    Birçok kadına iş imkanı sunan ve kadının ev içinde görünmez hale getirilen emeğine karşı kadınlara gelir kapısına dönüşen Şimel Kadın Kooperatifi‘nin kurucularından Şimel Beğik, kooperatifin nasıl kurulduğunu, kuruluş amacını ve neler ürettiklerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “EMEĞİ GÖRÜNÜR KILMAK İSTEDİK”

    Eski bir belediye işçisi olan Şimal Beğik Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyım sebebiyle işsiz kalmasıyla başlayan serüvenini şöyle aktardı:

    “Ben yaklaşık beş buçuk yıldır yemek sektöründe çalışıyorum. Daha önce çeşitli işlerde çalıştım. 2010 yılında bir işletmem daha vardı. Yaklaşık dokuz ay çalıştırdım, daha sonra kapatmak zorunda kaldım. Beş yıl da belediyede çalıştım. Belediyede çalıştığım süreçte Kadın Danışmanlık Merkezi’nde çalışıyordum. Daha sonra kayyımların gelmesiyle biz de ihraç edildik. Bununla beraber yaklaşık 3 yıl işsiz kaldım. Hatta belediye ismini duyan iş vermiyordu, belediyeden atıldık diye kimse bize kapısını açmıyordu. Daha sonra Dicle Üniversitesi’nde bir kafede çalışmaya başladım. İki aylık bir çalışmaydı. İki aydan sonra “Madem ki elimden bu kadar şey geliyor. Ben kendi işimi kurayım” dedim. Daha sonra Dicle Üniversitesi’nin kafeteryalar bölümünde bir yer kiraladım ve yaklaşık beş buçuk yıldır orada ev yemekleri yapıyorum. Tabii yaparken ciddi zorluklar yaşadım, hatta kadın olduğum için böyle bir işe girişeceğimi duyanlar “Kadınsın, tek başına nasıl yaparsın? Borç altına gireceksin. Borcunu kim ödeyecek?”dedi. Bir erkeğe borçlu olmayı yakıştırıyorlar, ama bir kadına yakıştıramıyorlar. Sonra gözüm kapalı girdim o işe. Beş buçuk yıldır birçok zorluklara rağmen depreme, pandemiye rağmen hala işim devam etmekte. Özellikle kadınlar için ciddi bir iş kapısı oldu. Birçok kadına dokundu orası. Şu an 7  kadın çalışanımız var. Onun dışında evde üretip de bizim destek verdiğimiz kadınlar var. Tabii onunla beraber şöyle bir karar aldık. Bu kadar piyasa boşluğu var iş anlamında ve birçok kadın işsiz, iş yapmak istiyor. Aslında evinde birçok emeği var ama o emeği görünmüyor. Biz de o emeği kooperatif yoluyla görmek görünür kılmak istedik ve 9 ay önce kooperatifimizi kurduk.”

    “KADINLARLA BİR ARAYA GELDİK KOOPERATİFİMİZİ KURDUK”

    Kooperatif kurmayı uzun süredir planladığını aktaran Beğik, “Ben daha önce de bir kadın kooperatifi olsun diye düşünüyordum. Çünkü belediyede çalışırken birçok mahalle gezdim, birçok çalışmada bulundum. Özellikle toplumsal cinsiyet üzerine Kürtçe eğitimler verdim. Kadınların emeği, hayata karşı direnişini, ekonomiye karşı olan direnişini o zaman fark etmiştim. Uzun zamandır zaten düşünüyordum. Tabii araya pandemi, deprem girince kooperatifimizi kurmayı biraz ertelemek zorunda kaldık. Sonra işimizin yoğun olduğu bir günde denetimciler geldi. Denetimi yapan kişiler baktılar, birçok üretimimiz var, çok hızlı çalışıyoruz. Bunları görünce adam dedi ki “Bu kadar üretim yapıyorsunuz, niye bir kooperatif kurmuyorsunuz? Bu konuda ben de size yardımcı olurum kurulum aşamasında.” O, bu fikri verince biz zaten hazırdık kooperatif kurmaya. Sonra kadınlarla bir araya geldik, oturduk, konuştuk, kooperatifi kurmaya karar verdik. Kooperatifimiz bu şekilde kuruldu”dedi.

    “BURAYI BİR GASTRONOMİ MERKEZİNE ÇVİRMEK İSTİYORUZ”

    Beğik, “Bizim amacımız doğal ürün üretmek ve bu doğal ürünlerle serpme kahvaltı vermek. Biraz da burayı gastronomi merkezine çevirmeyi düşünüyoruz. Asıl büyük amacımız o. Bizim mekanımız, Hevsel bahçelerinin karşısında ve biz birçok ürünümüzü Hevsel bahçesinden temin edip o şekilde işliyoruz” diye belirtti.

    Beğik, Hevsel bahçelerinden temin ettikleri meyveler ve doğal ürünlerle reyhan şerbeti, süt reçeli, otlu peynir, şakşuka, domates konservesi, şeftali reçeli gibi pek çok ürünü üreterek kooperatifte satışa sunduklarını ifade etti.

    “AMACIMIZ KADIN DAYANIŞMASINI SAĞLAMAK”

    Beğik, 8 kadının emeğiyle kurulan Şimal Kadın Kooperaitifi’nin amaç ve faaliyetlerini ise şöyle sıraladı:

    “Kooperatifimizin iki amacı var. Birincisi doğal ürün üretmek ve hizmete sunmak. İkincisi de kadın dayanışmasını sağlamak ve kadınları bir araya getirerek kadın emeğini görünür kılmak. Görünür kılınırken de emeğinin karşılığını almasını sağlamak. Kadın emeğini nasıl görünür kılıyoruz? Mesela yıllarca evin içinde hizmet sunan kadınlar var. Çocuk bakan, temizliğini yapan, yemeğini yapan ama bunun herhangi bir karşılığı yok. Fakat bunlara ‘iş yapmayan kadınlar’ deniliyor toplumda. Mesela biri soruyor ya eşin ne iş yapıyor? Eşim çalışmıyor. Evin içindeki emek görünmüyor. Biz de bu emeği aslında biraz görünür kılmak istedik. Mesela şunu örnek verebilirim. Hani süt mayalama belki çok bir şey değil, yoğurt yapmak. Biz sütümüzü burada bir kadından temin ediyoruz, yoğurdumuzu yine aynı şekilde. Biz bunu ondan alırken kadının verdiği o emeğin karşılığını vermiş oluyoruz. O da aslında emeğin ne kadar değerli olduğunun farkına varıyor. Farkına varınca da kadın değişiyor toplumda.”

    “KADINLAR HER ŞEYİ BAŞARABİLİR”

    Kadınların üretime dahil olmasının önemine dikkat çeken Beğik, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben kendi yerimi açarken hiç sermayem yoktu, sıfır sermayeyle başladım. Borçla başladım ve çevremdeki insanların baskısı vardı. İşte ‘Kadınsın, nasıl yapacaksın? Bu kadar borcu nasıl ödeyeceksin?’ Bu tür söylemler oldu, biraz da psikolojik baskı oldu. Buna rağmen ben kendime güvendim. Çünkü yıllardır zaten üretiyoruz, yapıyoruz evin içinde ama verdiğimiz emeğin bir karşılığı yoktu. Biz de bu şekilde görünür olmak istedik. Ben bütün kadınların başaracağına inanıyorum. Yıllarca evin içinde o kadar hizmet vermesine rağmen emeğin karşılığı yok, hatta tam tersi. Akşam olduğunda istenilmeyen şeyler, ondan beklenti çok fazla olduğu için hepsini karşılayamadığı zaman şiddet bile görebiliyor. Kadın emeği bizim için bu kadar önemliyken açıkçası ben de isterim ki bütün kadınlar bu emeğin farkına varsın. Bir kadının başaramayacağı şey yoktur diye düşünüyorum. Bu kadar zor şartlarda ben bu kadarını başarmışsam diğer kadınlar benim iki katımı, üç katımı başarırlar.”

    “EĞİTİMDE KADINLARIN YERİ OLMALI”

    Beğik, kadınlara seslenerek, “Toplumda bu kadar emek veren kadınlar varken bu emeğin karşılığını görünür kılmak için bence bütün kadınlar bir şekilde hayata dahil olsunlar. Kendilerini eve kapatmasınlar. Bunun için dernekler kurabilirler, kooperatifler kurabilirler, kooperatiflerin sayısını arttırabilirler. Özellikle eğitim olarak kız çocuklarını yetiştirirken eğitimde gerçekten kadınların yeri ayrı olmalı. Ona karşı politikalar geliştirilmeli, kadın eğitimlerine yönelik ciddi politikalar geliştirilmeli, kadın haklarına dair yine aynı şekilde. Herkesin farklı becerileri var. Bunun üzerinde gidip o beceri doğrultusunda kendini geliştirmeli ve kendine yeni bir kapı açmalı” diye konuştu.

    “BURADA BİR GÜÇ BİRLEŞİMİ VAR”

    Şimel Kadın Kooperatifi kurucu ortaklarından Xezal Heyv ise “2023 yılında arkadaşlarımla beraber kurduk burayı. Burada olmak neden önemli benim için? Çünkü burası bir üretim alanı. Hem de bizim gibi diğer kadın arkadaşların da çalışma alanı olacağı için önemli bir yer burası. Arkadaşlarımla birlikte burada çalışmaktan çok mutluyum. Çünkü burada bir güç birleşimi oluyor. Kadınların ayakları üstünde sağlam duruşunun bir birleşimi aynı zamanda. O yüzden çok mutluyuz arkadaşlarımla beraber böyle bir kooperatif kurduğumuz için bu alanda çalıştığımız için. Şöyle bir mesaj vermek isterim burada. Herkes kendi emeğini görünür kılabilmek için bir ortam eğer oluşturabiliyorlarsa oluştursunlar. Eminim herkes ayaklarının üstünde çok sağlam durabilir yeter ki bir şeyler yapabilsinler, bir eğitimde bulunabilsinler” ifadelerini kullandı.

    “MÜŞTERİLER ÇOK MEMNUN”

    Kooperatif’in ürünlerini satın alan ve kahvaltısını burada yapan müşterilerin ise oldukça memnun.

    PİRHA’ya konuşan bir müşteri, “Her şey el emeği olduğu için, organik olduğu için kendi ürettikleri şey olduğu için daha bir lezzetli oluyor. Bir de kadınlar olarak bizim onlara destek çıkmamız lazım. O yüzden burayı tercih ettik ve insanı çok güzel ağırlıyorlar. Başarılarının devamını diliyorum” dedi.

    Bir diğer müşteri ise şunları aktardı:

    “Yemekbizden sayfasının hem kurucusuyum hem de kullanıcısıyım. Şimdi Şimel Hanım’la daha önce çekim yapmıştık, paylaşmıştık. Biz beğendiğimiz şeyi paylaşıyoruz. Paylaşımdan sonra birçok aile gelip burada tekrar kahvaltısını yaptıktan sonra bize olumlu şekilde geri dönüş yaptı. Zaten ben ara ara eşimle, çocuğumla burayı tercih ediyoruz. Şimel ablayı biz tanıyoruz. Ürünlerin çoğunu kendisi yapıyor. İkincisi ise gerçekten ürünlerinde tat var. Özellikle şu menemen. Menemeni yazın konserve yapıyorlar, o şekilde yapıyorlar. Kavurma aynı şekilde. Birçok reçeli kendileri yapıyor. Ben kahvaltıyı tavsiye ediyorum.”

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

  • Kadınlar, yaptıkları mumlarla emeği ve üretimi görünür kılıyorlar- VİDEO

    Kadınlar, yaptıkları mumlarla emeği ve üretimi görünür kılıyorlar- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaptıkları mum buketleriyle beğeni toplayan Gaye Uygur ve Yelda Gergin, kadın emeğinin önemini vurguladılar. Uygur ve Gergin, “Kadınların emeğinin görünür olması ve ekonomik özgürlüklerine sahip olması yaşadığımız ülke koşullarında oldukça önemli. Bizim gibi üretmek isteyen kadınlara ışık olmak için bu yolda devam edeceğiz ve çoğalacağız” dediler. 

    Zencefil Sanat Atölyesi, Mersin’de Halk Eğitim Merkezi’nin açtığı kurslar aracılığıyla seramik, heykel, resim ve üretimin birçok alanında eğitim veriyor. Bu atölye bünyesinde kadınlar çeşitli kalıplarda mum yaparak hem üretimi hem kadın emeğini ön plana çıkarıyorlar. En çok mumlardan yapılan çiçek buketleri yoğun ilgi görüyor. Bu mum buketleriyle hızlı tüketime karşı uzun süre kullanılacak bir alternatif yaratmak istediklerini belirten Kurs hocası olan Gaye Uygur ve kursiyer Yelda Gergin ile üretime ve kadın emeğine dair konuştuk.

    “ÜRETMEK VE TAKDİR GÖRMEK MUTLULUK VERİCİ”

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırlığı içerisinde olan Gaye Uygur ve Yelda Gergin, yeniliklerin peşinde olduklarını ve özgün ürünler ortaya koymak için çalıştıklarını söylediler.

    Kurs hocası Gaye Uygur, “Seramikle beraber döküm alçı, akrilik resim ağırlıklı olarak mum üretimi yapıyoruz burada. Her gün yeni bir fikirle kadınlarla bir araya gelip üretim yapıyoruz. Yeniliklerin peşindeyiz, kendi özgün işlerimizi yapıyoruz. Özellikle çiçek buketleriyle tüketimi değil kalıcılığı hedefliyoruz, bu anlamda da insanların olumlu tepkileri var. Mumla ilgili markalaşmak istiyoruz” dedi.

    Uzun bir süredir el sanatlarıyla ilgilenen ve üretmeyi çok sevdiğini söyleyen Yelda Gergin ise “Mum yapımı diye başladık ama süreçte yol değişiyor. O anda ne yapmak istiyorsak, gönlümüz nereye kayıyorsa el sanatı ile ilgili her şeye varız. İnsanlardan güzel geri dönüşler oldukça üretmeye de devam edeceğiz. Bir şeyler üretmek, insanlara ulaşmak, takdir ve beğeni görmek mutluluk verici” diye konuştu.

    Gaye Uygur da yaptıkları işin takdir görmesinin kendilerini daha da motive ettiğini dile getirdi.

    “KADINLARIN EMEĞİ GÖRÜNÜR OLMALI”

    Kadınların birçok yönde dezavantajlı olduğu Türkiye’de kadınların ekonomik özgürlüklerine sahip olmalarının önemine vurgu yapan Uygur, kadın emeğinin görünür olmasının önemine vurgu yaptı.

    Uygur, “Seviyorsanız sonuna kadar devam etmek gerekiyor. Evinde çok yetenekli insanlar var ancak yeterli destek görmeleri önemli. Bu anlamda Halk Eğitim Kursları çok güzel kapılar açabiliyor insanlara. Mersin’deki belediyeler de atölye, stant ve satış aşamasında kadınları oldukça destekliyorlar. Bu anlamda kadınlar buralardan destek alarak bir iş kapısı yaratabilirler kendilerine. Biraz peşinden koşmak ve inanmak lazım” sözlerini kullandı.

    “HER GÜN KADINLARIN EMEĞİNİN, VARLIĞININ YÜCELTİLMESİ GEREKİYOR”

    Yelda Gergin ise eşitsiz bir toplumda kadınların güçlü olmaktan başka bir çarelerinin olmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

    “İnanarak başladığınız her yol ilerliyor diye düşünüyorum. Kadınlar güçlü olmalı, üreten kadın çok fazla çünkü. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne az bir zaman kaldı, sadece bir gün değil her gün kadınların emeğinin, varlığının daha fazla yüceltilmesi gerekiyor. Bu değerin fark edilmesi için mücadele ediyoruz. Belki evinde bizim gibi acaba diye düşünen kadınlara bir ışık olmak adına bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Çoğalmaya gün geçtikçe devam edeceğiz.”

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/MERSİN                                                        

                         

  • Binlerce yıllık gelenek kadınlara gelir oluyor- VİDEO

    Binlerce yıllık gelenek kadınlara gelir oluyor- VİDEO

    PİRHA- Kürt halkının geleneksel kıyafetleri olan şal û şepik, kiras, fistan ile xiftanlar, zamana ve moda algısına meydan okurken aynı zamanda birçok kadının da geçim kaynağı oluyor. Yöresel kıyafet dikerek geçimini sağlayan Aynur Çelik, “Bu tür kıyafetleri dikerek kıymetli bir mirasın sürdürülmesinde katkımın olması beni mutlu ediyor” dedi.

    Kürt halkının binlerce yıllık tarihi ve kültüründe önemli bir yere sahip olan yöresel kıyafetler; düğün, newroz, 8 Mart gibi özel günlerde büyük bir kesim tarafından tercih ediliyor. Özellikle Hakkari, Şırnak, Siirt, Urfa, Mardin gibi kentlerde kullanılan kıyafetler yöreye göre farklı isimlerle adlandırılıyor.

    Kadınların rengarenk giydiği elbiseye kiras û fistan veya xiftan, erkeklerin giydiği şalvar, kuşak ve yelekten oluşan kıyafete ise şal û şepik deniliyor. Kürt kültürünün simgesi haline gelmiş bu kıyafetler, birçok kadın için gelir kaynağı da oluyor aynı zamanda.

    “KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATIYORUZ”

    Mersin’de yaşayan Aynur Çelik, bu kültür sayesinde geçimini sağlayan kadınlardan biri. 1995 yılından bu yana yöresel kıyafet diken Çelik; yaptığı işe sadece bir meslek olarak bakmadığına, bu geleneğin yaşatılmasına katkıda bulunduğuna dikkat çekti:

    “Ben yaptığım işe sadece iş olarak bakmıyorum. Binlerce yıllık geçmişi olan bir geleneği yaşatmaya aracı oluyorum aslında. Aradan geçen uzun zamana rağmen kadınlar başta olmak üzere birçok kişi hala bu giyim şeklini tercih ederek, kültürlerini yaşatmaya çalışıyorlar. Bu tür kıyafetleri dikerek bu kıymetli mirasın sürdürülmesinde katkımın olması beni mutlu ediyor.”

    İşinin ekonomik krizden etkilenmediğini söyleyen Çelik, bunun da Kürt halkının kültürlerini her koşulda devam ettirdiğinin kanıtı olduğuna vurgu yaptı.

    “KADINLARIN EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜ ELZEM”

    1995 yılından bu yana hiç ara vermeden bu işi yapan, aynı zamanda çocuklarını büyüten Aynur Çelik, tüm zorluklara rağmen işini sevdiğini dile getirdi. Bir kültürü yaşatırken aynı zamanda kendi ayakları üzerinde durmaktan gurur duyduğunu söyleyen Çelik, “Çocuk büyütürken aynı zamanda çalışmak oldukça zorlayıcı olabiliyor. Çok zor süreçlerden geçerek bu işi yaptım ama hiçbir zaman bırakmayı düşünmedim. Mesleğimi hem sevdiğim için hem de ekonomik özgürlüğe sahip olduğum için mutluyum. Bir erkeğe muhtaç olmadan yaşamak çok önemli” dedi.

    Kürtlerin yöresel kıyafetleri zaman zaman yasaklansa da, insanlar yasaklara boyun eğmeyerek kültürlerini yaşatmaya ve ekonomik kazanç elde etmeye devam ediyor. Bunun da en önemli taşıyıcısı kadınlar oluyor…

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Kadın fotoğrafçıların gözünden kentsel dönüşüm hikayeleri sergilendi- VİDEO

    Kadın fotoğrafçıların gözünden kentsel dönüşüm hikayeleri sergilendi- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de kentsel dönüşüm projesinin devam ettiği Barış Mahallesi sakinlerinin yaşamını konu edinen ve üç kadın fotoğrafçının kolektif emeğiyle hazırlanan Semt-i Çukur fotoğraf sergisi ziyaretçilerle buluştu.

    Kolektif Kadın Fotoğrafçılar Fevziye Yürek, Tülin Şahin Okay ve Selda Aktay’ın bir yıllık sürede tamamladığı Semt-i Çukur belgesel fotoğraf sergisinin açılışı İçel Sanat Kulübü’nde yapıldı.

    11-16 Kasım tarihleri arasında sergilenecek olan fotoğraflar; kentsel dönüşüm projesi sebebiyle Barış Mahallesinde yaşayanların mekânsal olarak yerlerinden olmaları, ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan yaşamlarının değişmesi ve bunun sonucunda aidiyetlerini yitirmeleri, yoksulluklarının derinleşmesini konu alıyor.

    “KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ETKİLERİNİ GÖSTERMEK İSTEDİK”

    Fotoğrafçı Fevziye Yürek, bu çalışmayla kentsel dönüşümün Barış Mahallesi sakinlerine etkilerini göstermeyi amaçladıklarını söyledi.

    Serginin bağlamını kentsel dönüşümün yarattığı yoksulluk üzerinden kurmaya karar verdiklerini dile getiren Yürek, “Kentsel dönüşüm bir kesimi memnun ederken, o alanda yaşayan alt gelir grubundaki kesimi daha da yoksulluğa itiyor. Barış Mahallesi yoksul bir mahalle cüzi kiralarla bu evlerde oturan insanlar kentin çeperlerine itilerek daha farklı sorunlar ve daha fazla yoksullukla boğuşuyorlar. Mahalle sakinlerinin kentsel dönüşüm kararın neresinde duruyorlar göstermek istedik” dedi.

    “BU SERGİ KADINLARIN ORTAK EMEK ÜRÜNÜ”

    Bir diğer fotoğrafçı Tülin Şahin Okay ise, bu çalışmanın her aşamada kadın fotoğrafçıların kolektif emeği ile oluşturulmasının önemine vurgu yaptı.

    Semt-i Çukur belgesel fotoğraf çalışmasıyla kentsel dönüşümün, medyada görünmeyen yüzü olan gerçek hayatların gerçek hikayelerini tarihe not düşmeyi hedeflediklerini belirten Okay, şunları söyledi:

    “Barış Mahallesinde yaşayan halkın derin yoksullukları sebebiyle hangi koşullarda, hangi yollarla yaşamaya çalıştıklarını, sosyal dayanışma biçimlerini, ürettikleri ortak çözüm kültürlerini yansıtmak ve kentsel dönüşüm projesinin üzerindeki etkilerini ifade etmek için günlük yaşam hikayelerini ele aldık.

    Aslolanın insan olduğu, mekânsal adalet ve eşitliğin sağlandığı, sosyal olanakların ulaşılır olduğu kentlerin hedeflendiği daha hümanist ve eşitlikçi projelere ihtiyaç var”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Kadınlar ‘Bozkır Emekçi Kadın Kooperatifi’ni kurdu: Köylülerin hayatlarına gireceğiz-VİDEO

    Kadınlar ‘Bozkır Emekçi Kadın Kooperatifi’ni kurdu: Köylülerin hayatlarına gireceğiz-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da yaşayan Yozgatlı kadınlar, kadın emeğini ön plana çıkarmak için geleneksel ürünler ile modern teknolojiyi kullanarak üretim yapacakları ‘Bozkır Emekçi Kadın Kooperatifi’ni kurdu. Üretimi üç yoldan yapacaklarını belirten kadınlar, kadın gücünün birleştiriciliğine vurgu yaptı.

    Ankara’da yaşayan Yozgatlı kadınlar bir araya gelerek kadın emeğinin değerini ve kadının görünürlüğünü arttırmayı amaçlayarak kadın kooperatifi kurdu. Kooperatif üyeleri, 1980’den sonra kadınlar arası dernekleşmenin geliştiğine, son 10 yıldır da kooperatifleşmede ciddi bir artışın olduğuna dikkat çekerek kadının örgütlülüğünün önemine vurgu yaptılar. Kadınların yan yana örgütlü olmasının yanı sıra ekonomik anlamda da kadını desteklemek amacıyla kooperatifleştiklerini belirttiler.

    Kooperatifi kurmaya karar veren kadınlar, kooperatifleşme sürecini ve üretim faaliyetlerini PİRHA’ya anlattı.

    “ÜRETİMİMİZİ ÜÇ YOLDAN YAPACAĞIZ”

    Kooperatif üyesi Salime Tarihçi üretimlerini üç yoldan yapacaklarını belirterek, geleneksel ürünleri şehre entegre etmeyi amaçladıklarını belirtti.

    Tarihçi, planlarını ve çalışmalarını şöyle anlattı:

    “Ankara’da yaşayan Yozgatlı kadınlar olarak, kadın emeği üzerinde faaliyet yapmaya, üretim yapmaya bu yaz karar verdik. Düşüncemiz geleneksel ürünleri şehre taşımak yani köyümüzü kente taşımak. Duygularımızı ve düşüncelerimizi kente entegre etmek. Çünkü özellikle bu bölge de göç alan bir bölge. Biz aslında köyümüzü buraya taşıdık. Varlığımızla, duygu durumumuzla, düşüncelerimizle. Bunu biraz daha hem ticarileştirmek hem görünür yapmak istedik. Üretimimizi üç yoldan gerçekleştireceğiz. Biri bu.

    İkincisi, özellikle gıda egemenliği derdimiz oldu. Fabrikasyon ve seri üretimin içeriği hep kuşku yaratıyor artık. Bu kuşku bizi yeniden gıdaya dönmeye davet etti aslında. Bu nedenle de kendisi üreten küçük çiftçiden alışveriş yapmaya karar verdik. Tek kişinin alışverişi zor olduğu için bir grup olarak yani dayanışma örgütü olarak hem kırsalın dayanışması hem kentteki tüketicinin dayanışmasını örgütlemeye çalışacağız. Özellikle organik ürün pazarları çok pahalı ve erişilebilir kitle orta sınıf ve biraz daha üstü. Biz zaten yoksullukla mücadele istiyoruz. Sağlığımızı korumak istiyoruz. Çocuklarımızı korumak istiyoruz. Böyle olunca da organik değil doğal veya sağlıklı tanımını ve durumunu tercih edip erişilebilir kitleyi yoksulluk tarafından çoğaltmak istiyoruz.”

    Başka bir çalışma alanımız da tıbbi aromatik bitkilerle kozmetik üretmek. Sabun ve krem planımız var ve faaliyete de hemen hemen geçtik. Yine geleneksel olanın bizim için yararlı kısmını, toplum için yararlı kısmını erişilebilir yapmak istiyoruz. Örneğin kantaron yağlı kremin hem sağlık için hem estetik olarak işe yaradığını gördük. Bunun sabununu, kremini üreten arkadaştan alıp şimdi pazarlayacağız ama daha sonra kendi üretim alanlarımızı da kuracağız.

    “VATANDAŞA REHBERLİK ETMEK İSTİYORUZ”

    Üçüncü, bir çalışma alanımız da cinsiyet eşitliğinde sözlü kültür, gündelik hayat. Bizim konumuz olsun istedik. Ve yerinde yerele ulaşıp, hem tarihini, hem kültürünü, hem de cinsiyetler arası farkla İç Anadolu’dan başlayarak bir halk bilimci gibi çalışıp vatandaşa rehberlik etmek istiyoruz. Bu düşünce özellikle şuradan etkiledi: Son zamanlarda kına, nişan, düğün organizasyonlarında töreler değil, törenler çok aktif ve bir şov genelde. Ve bu şovun ritüellerini senaryoyu yazanlar belirliyor. Hem bu bir piyasa. Yani işte kına piyasası. Bizim memlekette bindallı diye bir şey yok, öyle bir giysi yok yani. Bu gündelik hayatın bir parçası değil, kurgu. Bu kurgusal yozlaşmaya karşı da farklı geleneklerimizin, iyi olanlarının, cinsiyet eşitliğine hizmet edebilecek olanların değerlenmesi, izlenmesi, katılımını üretime katmak istiyoruz. Yani gezi düzenleyeceğiz, bölgeyi tanıyacağız, köylere gideceğiz. Köylülerin hayatlarına gireceğiz. Geri geleceğiz, bizim hayatlarımıza bakacağız ve entegrasyonu sürdürmek istiyoruz.”

    “KADINLAR ALACAKLARI EĞİTİM İLE KENDİ BECERİLERİNİ KEŞFEDECEK”

    Bahtiyar Atakay ise kadınların kooperatifleşme sürecinde alacakları eğitimler ile kendi becerilerini keşfederek üretime en faydalı hallerini bulmayı amaçladıklarını söyledi.

    Atakay, “Kadın gücünü, kadın emeğini yan yana getirmeyi hedefledik. Zaten bunları öncelikle evlerimizde yapıyoruz. Sonrasında kadınlarla dayanışarak iyi gününde, kötü gününde, düğününde, cenazesinde iş bölümü yaparak birbirimizle dayanışarak ortaya herkesin çorbada tuzu olarak bir çorba çıkarıyoruz. Biz bu ağı, bu kadın gücünü birleştirici olarak ne kadar yayabiliriz, ne kadar büyütebiliriz diye yola çıktık. Ve Emekçi Bozkır Kadın Kooperatifi’ni kurmaya karar verdik. Üretim kısmında zaten kadınlarımız evde üretim yapıyorlar. O evi çekip çeviren gelen ham maddeyi yeme haline ya da içme haline çeviren kadın gücü ve kadının emeği. Biz bunu kooperatif olarak şöyle yapmayı planlıyoruz ve yapıyoruz da zaten. Öncelikle üretim kısmında kadının beceri alanını genişleterek, geniş kitlelere ve daha çok kadına ulaşabilmek amacıyla eğitimlerimiz olacak. Sonucuna nasıl yaklaşacağımızı, kadınlarla birlikte oturup karar vereceğiz. Hangi kadının evde hangi koşullar da üretim yapabilmesi bizim için çok önemli. Engellisi oluyor, yaşlısı oluyor, çocuğu oluyor. Tabii ki en az bize birkaç saatini ayırabilmeli ki bizimle birlikte o da üretebilmeli ve o da kazanabilmeli” diye konuştu.

    “BEDENSEL DEĞİL TEKNOLOJİ İLE İLERLEMEMİZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Kadın örgütlenmesinin zayıf kaldığını belirten Nuran Eraslan da, üretimde geleneksel ürünleri modern teknolojiler kullanarak üretmenin önemine değindi.

    Kadın örgütlülüğünü genel anlamda zayıf bulduğunu belirten Eraslan şöyle devam etti:

    “Bedensel olarak fazla çalışıyorlar karşılığını alamadıklarını düşünüyorum. Bu kooperatif bizim için biz kadınlar için birlikte yol alma, daha güçlü olma konusunda bir şanstı. Çalışır olmak iyi bir şey, görünür olmak çok iyi bir şey. Ama biz, kadınlara nasıl ulaşacağız? Çünkü örgütlü değiliz, örgütlü olmadığımız için ulaşamıyoruz. İnsanlar da bize ulaşmıyor. Federasyondaki görevim bu konudaki duyarlılığımı arttırdı, kadınların nasıl şartlarda yaşadıklarını gördüm, çalışma şartlarını gördüm. Ama örgütlü değiliz, daha farklı bir şekilde örgütlenmemiz gerektiğini fark ettim. Kooperatifteki çalışmaların da bedensel değil, daha çok şu anda teknoloji çağında olduğumuz için teknolojiyle ilerlememiz gerektiğini düşündüm. Tamam biz Bozkır kadınlarıyız, hayatımız çok farklı. Hepsini görüyoruz ama geleneksel hayattan bir adım dışarı çıkıp, modern hayatla beraber olmak gerektiğini düşünüyorum. Madem ki uçağa biniyoruz, madem ki telefon kullanıyoruz, madem teknolojinin her alanından faydalanıyoruz, bunu öğrenmemiz, örgütlü bir şekilde hayatımızı kolaylaştırmasını sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden kooperatif bizim için, ailelerimiz için şans, geleceğimiz için bir şans. Bedensel çalışmayı istemiyorum yani bir iş yapılacaksa modern tarım aletleriyle yapılmalı. Adım atmalıyız. Nasıl örgütleneceğimiz konusunda tabii farklı şeyler var. Bunun maddi tarafı var. Elimizde ürünümüz olduğunda ve bunu pazara çıkardığımızda maddi gelirimiz de olacaktır. Fazlasıyla olacaktır. Devletten beklentimiz var ama biz önce kendimiz örgütlü olmalıyız diyorum.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

     

  • Atakay, Ankara’daki kooperatif ağını anlattı: Kadınlar olarak birlikte üretip, paylaşıyoruz-VİDEO

    Atakay, Ankara’daki kooperatif ağını anlattı: Kadınlar olarak birlikte üretip, paylaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Zeytindalı Kadın Kooperatifi Gıda Atölyesi Sorumlusu Bahtiyar Atakay, 2015 yılında Ankara’da kurulmaya başlayan kooperatif ağını anlattı. Atakay, “Ev eksenli çalışan kadınların sosyalleşerek, üretime katılmalarına yardımcı olmak için kurulduk. Çalıştaylarda bir araya gelerek birbirimizin eksiklerini tamamlıyoruz. Kadınlar mutlaka üretmeli ve birlik olmalı” dedi.

    Zeytindalı Kadın Kooperatifi Gıda Atölyesi Sorumlusu Bahtiyar Atakay, 2015 yılında Ankara’da kurulmaya başlayan kooperatif ağını anlattı.

    Kooperatiflerinin köklü bir yapısı olduğunu belirten Atakay, kooperatif kurma amaçlarının ev eksenli çalışan kadınların sosyalleşerek, üretime ve kendi bütçelerine katkı sağlamalarına yardımcı olmak olduğunu söyledi.

    Kadınlara üretme ve birlik olma çağrısı da yapan Atakay, kadınların ürettiği takdirde mutlaka seslerini duyan ve onlara destek olan birilerinin çıkacağını vurguladı.

    “KADINLARA ÖNCE KURS VERİLDİ SONRA MESLEKLERİNİ İCRA ETMELERİ SAĞLANDI”

    Ankara’da ilk olarak 2015 yılında Çankaya’da Gümüş atölyesi kurduklarını ifade eden Atakay, atölyenin 3 kadınla başladığını daha sonra yavaş yavaş çalışan sayısının attığını aktardı.

    El becerilerine göre atölyelerinin sayısının da zaman içerisinde arttığını dile getiren Atakay, “Kadınlar bu gümüş atölyesinde mine ve döküm olarak taşlardan takı yapmaya başladılar. Daha sonra bir proje ile birlikte bunun makinesini, dökümünü ve malzemelerini aldılar. Gitgide bu geniş bir ağa yayıldı. Sonrasında düzenli bir üretime geçtiler. Daha çok kadına iş istihdamı sağlayabilmek için öncesinde kurslar verildi sonrasında mesleklerini icra etmeleri sağlandı. Bunun karşılığında da aldıkları ücretlerle aile bütçesine destek oldular” dedi.

    “MAMAK’TAKİ ATÖLYEMİZDE BEZ ÇANTA ÜZERİNE SERİ ÜRETİME GEÇTİK”

    Ardından dikiş atölyelerini açtıklarını kaydeden Atakay, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dikiş atölyemiz de Mamak’ta. Mamak bölgesinde ev eksenli çalışan kadınlarımız çok. Evinde dikiş, nakış, iğne oyası, patik gibi örgüler yapan çok fazla kadın var. Kadınlar bunu yapıp satmak istiyorlardı. Böylelikle kooperatifimizle tanıştılar. Kooperatifimiz de özellikle AB projeleri, sivil toplum kuruluşlarının isteği doğrultusunda bez çanta üzerine çalışılıyor. Kadromuz büyüdükçe seri üretime geçtik. Dışarıdan aldığımız siparişler doğrultusunda burada ev eksenli çalışan kadınları ya atölyeye davet ettik üretim sürecinde birlikte çalışabilmek için ya da gelemeyecek olanlara evinde üretebilme imkanı sağladık. Bu ağ çok güzel bir şekilde Mamak’ta oturmuş durumda. Hem atölyemiz kazanıyor hem de evde çalışan kadınlarımız kazanıyor.”

    “KURDUĞUMUZ GIDA ATÖLYEMİZİ KORONA NEDENİYLE KAPATMAK ZORUNDA KALDIK”

    Daha sonra kendisinin sorumlusu olduğu gıda atölyesini açtıklarını ve mantar üzerine üretimle işe başladıklarını belirten Atakay, şunları dile getirdi:

    “Bu atölyemizi Tuzluçayır’da kurduk. Önce küçük çapta eğitimimizi aldık. Sonra denemelerimizi yaptık. Yine ilk olarak mahalle sakinleri bize destek çıktı. İlk onlara satış yaptık. Zaman içerisinde kapasitemizi büyüttük ve etrafımızdaki manavlara, seyyar satıcılara vs. satış yapmaya başladık. Bu konuda en büyük desteği çevremizden gördük. Sonrasında ev Kadınları da bizden almaya başladı ve artık yetişemez olmuştuk. ‘Beyaz İnci’ adlı proje ile belediyelerle birlikte çalışmaya başladık. Bu kapsamda belediyeler bize ne yer verebildiler ne de ekonomik anlamda destek olabildiler ne de teknik anlamda destek istediğimizde bu konuda yanımızda oldular. Onlar sadece bize, ‘Siz üretin biz sizden alalım’ dediler. Tam da bu sırada kapasite geliştirme durumuna geçtiğimiz sırada korona ile tanıştık ve atölyemiz kapandı. Bundan dolayı mantar atölyemizi bir süre uykuya yatırmak durumunda kaldık.”

    “BEZ ATÖLYEMİZDE TASARIMCI GENÇ KADINLARLA ÇALIŞIYORUZ”

    6 ay önce Çankaya’daki Tunus Caddesi’nde bez atölyesi açtıklarını ifade eden Atakay, bu atölyede özellikle genç kadınlarla birlikte çalıştıklarını söyledi.

    Tasarımcı genç kadınların hedefinin, en baştan en sona kadar her şeyiyle üretimi kendilerinin yapmak istediğini belirten Atakay, “Eski Ankara keçisinin yünlerini buldular. Bu konuda eskiden gelen kültürü devam ettiren insanlarla yan yana geldiler. Keçilerin yünlerini eski topaç yöntemi ile ayırdılar ve iplik haline getirdiler. Bu yöntemi öğrendikten sonra tasarımı ile birlikte o iplerle kasnaklarda kendi elleriyle kumaş yaptılar. Bu kumaşlardan da gömlek, elbise, etek, çanta gibi şeyler ürettiler. Ayrıca Avrupa’dan gelen arkadaşları ile birlikte bir proje geliştirdiler ve şu anda seri üretime geçmek için çalışıyorlar. 4 atölyemiz de çok güzel bir şekilde yol aldı. Birçok kadına da örnek olduğumuzu düşünüyorum. Birlikte çalışıyoruz, birlikte üretiyoruz ve birlikte paylaşıyoruz” dedi.

    “ÇALIŞTAYLARDA YAPTIĞIMIZ ALIŞ VERİŞLERLE BİRBİRİMİZİN EKSİKLERİNİ TAMAMLIYORUZ”

    2 yılda bir Türkiye genelinde tüm kooperatiflerin katılımıyla kooperatifler çalıştayı düzenledikleri bilgisini veren Atakay, “Çalıştaylarda 2 yıl boyunca kim ne yapmış, neye ihtiyacı var konuşuluyor. Projeler üzerine işbirlikleri sağlanıyor. Çalıştaylarda o kadar çok kadınımızla tanıştık ki. Özellikle Hatay, Ege ve Doğu Bölgesi’ndeki kadınlarımızla tanıştık. Buradaki kadınların üretim yerleri vardı. Bizim bunları yapabilecek olanaklarımız yoktu, üretim yerimiz yoktu. Biz onlara dedik ki, ‘Siz üretin, biz sizden alalım.’ Ayrıca oradaki kadınlar dar bir alandaydılar. Üretebiliyorlardı ama dışarıya çıkamıyorlardı, satış yapamıyorlardı ve kendilerini gösteremiyorlardı. Biz de Ankara’da daha fazla insana ulaşabildiğimiz için, sipariş alabildiğimiz için böyle bir ortaklığa gittik. Örneğin Diyarbakır’daki kadına dedik ki, ‘Sen pul biberini üret. Sen nar ekşini yap. Ben senden alacağım.’ Hatay’daki kadına, ‘Bahçene o bitkiyi ek, öğüt ve bana gönder. Ben onu senden alacağım’ dedik. Bizim bunları aldıktan sonra satabileceğimiz yerler var. Örneğin Eskişehir’de de dağ taş çörek otu. Kadınlar bunları topluyor ama oradan çıkamıyor, çevresi dar, sosyal medyayı kullanamıyor. Kooperatifimiz adına biz kadınlardan ürettiklerini alıyoruz, paketliyoruz ve satıyoruz. Bu anlamda çok güzel bir ağ geliştirdik ve işliyor” diye konuştu.

    “KADINLAR ÜRETTİĞİ TAKDİRDE MUTLAKA SESLERİNİ DUYAN BİRİLERİ ÇIKACAKTIR”

    Türkiye genelinde kooperatifler olarak bir WhatsApp grubu kurduklarını kaydeden Atakay, bu grupta Ağrı’dan Edirne’ye kadar var olan tüm kooperatiflerin yer aldığını dile getirdi.

    WhatSapp grubunda kimin neye ihtiyacı varsa ona göre düzenleme yapıldığını aktaran Atakay, son olarak kadınlara şu çağrıda bulundu:

    “Örneğin biri ham maddeyi üretiyor, bir başka yer alıyor, işliyor, paketliyor, bir başka yerde satıyor. Mesela ben üretemediğim için, yerim olmadığı için, tesisim olmadığı için bir başka kooperatifte üretiliyor, ben alıyorum onu kurumlar, STK’lar aracılığıyla satıyorum. Kadınlara son olarak şu çağrıyı yapmak istiyorum. Lütfen çalışın, elinizden geldiği kadar, beceriniz olduğu kadar üretin. İlla bir kooperatife üye olmanız gerekmiyor. Evinizde de yapabilirsiniz. Yeter ki üretelim. Kadınların üretme, derleme, toplama, bir arada tutma özelliği var. Kadınlar ürettiği takdirde mutlaka seslerini duyan birileri çıkacaktır. Onlara destek olan birileri mutlaka çıkacaktır. Gerek kadın dernekleri, gerek kooperatiflerle irtibata geçsinler. Kadınlar el ele verdiği takdirde yenemeyecekleri hiçbir sıkıntı yoktur.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Dersim Üreten Kadın Kooperatifi kuruluş kurulunu gerçekleştirdi

    Dersim Üreten Kadın Kooperatifi kuruluş kurulunu gerçekleştirdi

    PİRHA- Dersim Üreten Kadın Girişim Üretim ve İşletme Kooperatifi kuruluş genel kurulunu gerçekleştirdi.

    İzmir merkezli çalışmalar yürüten Dersim Kadın Üretim ve İşletme Kooperatifi kuruluş genel kurulunu gerçekleştirdi. Kooperatifin ayrıca Dersim Pertek’te de bir şubesi bulunuyor.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası İzmir Şubesi binasında gerçekleşen kuruluş genel kuruluna İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Ulaş Yengi’nin yanı sıra kooperatif üyesi kadınlar katıldı.

    Kuruluş kongresinde kadınların daha çok üretime ve istihdama katılması gerektiğine vurgu yapılarak, kadınların üretim ve istihdamda yeteneklerini sergileyebilecekleri alanların da yaratılmasına dair görüşler öne çıktı.

    Tek liste ile gidilen Dersim Üreten Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi kuruluş genel kurulunda seçilen isimler şöyle:

    Pınar Baş
    Aynur Küçük
    Perihan Karadağ Mutlu
    Nurgül Çınar
    Kader Korkut
    Rojda Farukoğlu
    Nurcan Coşkun

    PİRHA/İZMİR

  • ‘15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutlayamıyoruz!’

    ‘15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutlayamıyoruz!’

    PİRHA- Ziraat Mühendisleri Odası, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin açıklama yaparak “Somut önlemler alınmadığı için kayıt dışı çalışmanın en yoğun olduğu tarım sektöründe ortaya çıkan emek sömürüsü; kadınlar için aynı işe aynı birim ücreti alamama sorunu dahil, yıllar içinde kadın emeği sömürüsünü giderek artırmıştır” dedi.

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin açıklama yaptı. Suiçmez, kırsal alanlardaki kadınlara üretim ve ev işlerinin birlikte yüklenmesi sonucu eğitim düzeyinin düştüğünü ifade etti.

    “KENDİ HESABINA ÇALIŞAN KADIN ORANI %9,30”

    Baki Remzi Suiçmez, çalışma yaşamının her alanında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayanan sorunlar yaşandığına vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

    “Tarımsal üretimde bu eşitsizlik daha da ciddi boyutlara ulaşmıştır. Kırsal kesimde kadınların rollerinin çokluğu yanında, geleneksel ev işleri, rutin günlük yaşam faaliyetleri, tarımsal faaliyetlere katılma gibi iş çeşitliliği çalışma koşullarını zorlaştırırken; toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle tüm bu kadın emeği resmi istatistiklere/milli gelir hesaplarına yansıtılmamaktadır.

    TÜİK 2021 yılı Temmuz ayı verilerine göre tarımda kadın istihdam verileri şöyledir;

    Tarımda istihdam edilen toplam kişi sayısı 4.947 bin kişi

    Tarımda kadın istihdam oranı %41,72  (2.064 bin kişi)

    Ücretli veya yevmiyeli olarak çalışan kadın oranı %11,10

    İşveren olarak çalışan kadın oranı %0,28

    Kendi hesabına çalışan kadın oranı %9,30

    Ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadın oranı %79,36

    Tarımda sosyal güvenliği olmadan kayıt dışı çalışan kadın oranı %95

    Ülkemizde tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadın oranının %79, sosyal güvenliği olmadan kayıt dışı çalışan kadın oranının %95 olduğu günümüzde, ailece göç eden mevsimlik işçiler arasında göç edilen yerdeki çalışma koşulları nedeniyle cinsiyete dayalı iş bölümünde kadınlara düşen payın giderek artması, kadınlar üzerindeki olumsuz etkileri daha da içinden çıkılamaz hale getirmiştir.

    Somut önlemler alınmadığı için kayıt dışı çalışmanın en yoğun olduğu tarım sektöründe ortaya çıkan emek sömürüsü; kadınlar için aynı işe aynı birim ücreti alamama sorunu dahil, yıllar içinde kadın emeği sömürüsünü giderek artırmıştır.

    Siyasi iktidarların tarım politikalarında küçük çiftçilerden çok büyük işletmelere yer verme eğilimine karşın; küçük çiftçilerin çoğunluğunun kadın emeği ile ayakta durması, kırsal kesimdeki tüm toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşın kadınlar olmadan tarımın ve de kırsal toplumun varlığını sürdüremeyeceği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

    Tarımda amaçlanan sürdürülebilirlik için üreten kadınların önemi ortada iken; kadınların birçok ülkede işgücünün en az yarısını oluşturduğu gerçeğini göz ardı eden gelişme stratejileri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artırmakta ve böylece kadınlara tarım sektöründeki potansiyelini tam olarak kullanma fırsatını tanımamaktadır. Bu durum yalnızca kadınlar için olumsuz koşulları ortaya koymakla kalmamakta, aynı zamanda ülke içinde her alandaki olumsuzlukları artırmaktadır.

    Bu nedenle; dünyada ve de ülkemizde sağlıklı bir ekonomiye ve dengeli bir kalkınma politikasına dayalı, insanların eşit ve özgür yaşadıkları bir dünya isteniyorsa, öncelikle emek sömürüsünün olmadığı toplumsal cinsiyet eşitliği temelli bir ortak irade gereklidir.

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak tarımsal üretimde yer alan üreten kadınlarımızın 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü`nü kutlar, yaşam ortamının ve çalışma koşullarının kısa sürede iyileştirilmesini diler, emekçi kadınlarımıza saygılar sunarız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kadın el emeği şenliği devam ediyor

    Kadın el emeği şenliği devam ediyor

    PİRHA-“Elimin Emeği Evimin Ekmeği” projesi kapsamında 150 kadının el emeği göz nuru ürünleri Ahlatlıbel Parkı’nda sergilendi.

    Çankaya Belediyesinin, kadın kooperatifleri iş birliği ile yürüttüğü “Elimin Emeği Evimin Ekmeği” projesi Çankayalılarla buluştu.

    Eylül Lambacı ve Elif Böcekli’nin konserleriyle renklenen şenlikte kadınlar, belediyenin kurduğu ücretsiz stantlarda ahşap eşyalardan çantaya, takılardan örgü bebeklere kadar kendi el emeklerini katılanların beğenisine sundu.

    Ekonomik dayanışma amaçlı yapılan ve 12 Eylül akşamına kadar devam edecek  “El Emeği Şenliği”nde, 150 kadının el emeği ürünleri Çankayalılarla buluşacak. Şenlikte sahne alan Ankaralı müzisyenlere de ekonomik destek verilecek.

    Şenliğin Pazar konser programı ise şöyle:

    14:00 Melek Nur Orkestrası
    16:30 Özgül
    19:00 Ezgi Altun

    PİRHA/ANKARA

  • Muhasebeciliği bırakıp hayvan çiftliği kurdu; ‘Erkek yaparsa kadın da yapar’-VİDEO

    Muhasebeciliği bırakıp hayvan çiftliği kurdu; ‘Erkek yaparsa kadın da yapar’-VİDEO

    PİRHA-Muhasebecilik mesleğini bırakıp kırsalda hayvancılık yapmaya başlayan Deniz Demirtaşoğlu “Kadın olmamdan kaynaklı herkes, ‘Bu işi yapamazsın’ dedi. 2 yılın sonunda 3 inek ile başladığım yerde şimdi 12 sağılır ineğim ve buzağılarım oldu” dedi. Demirtaşoğlu, ayrıca kadınlara çağrıda bulunarak “Erkek yaparsa kadın da yapar. Yeter ki ‘Biz varız’ desinler” mesajını verdi.

    Deniz Demirtaşoğlu, 2019 yılında şehir yaşantısını sonlandırarak kırsal bölgeye yerleşme kararı aldı. Şehirde muhasebecilik ve kaza destek uzmanlığı yapan Demirtaşoğlu, şu sıralar çiftçilik yaparak ailesini idame ediyor. Demirtaşoğlu, apartman alışkanlığından çıkıp müstakil bir evde, kadın birey olarak hayvanların içerisinde kurduğu yaşamı tüm detayları ile anlattı.

    “HAYVANA NASIL DOKUNULACAĞINI BİLE BİLMİYORDUM”

    Deniz Demirtaşoğlu, iki yıl öncesinde yaptığı iş ve şehrin verdiği yorgunluk sebebiyle değişim kararı aldığını anlattı. “Gecem, gündüzüm olmuyordu. Her şeyden önce iş sebebiyle çocuklarımdan uzak kalıyordum. Onların uyuduklarını, nasıl ‘anne, baba” dediklerini dahi göremiyordum” diyen Demirtaşoğlu, şimdi Ankara’da, Yenimahalle ilçesinin dağlık kesimi olan Yakacık Mahallesin’de kurduğu çiftlikte yaşıyor.

    Henüz 38 yaşında olan Deniz Demirtaşoğlu, aileden hayvancılıkla ilgilenen kimsenin olmadığını da söyleyerek atıldığı maceranın detaylarını şu sözlerle anltıyor:

    “Küçük yaşlarda köye gittiğimde insanların hayvanlarla olan ilişkilerini görürdüm. Yani turist gibi hayvan görünce koşarak gidip sevenler gibiydim. Yani hayvana nasıl dokunulacağını bile bilmiyordum.

    Hayvancılık yapmaya karar verince etrafındaki insanları incelemeye başladım. Sadece bir yakınımız Çankırı Çerkeş’te bu işi yapıyordu ve ona sordum ‘bu işe girme’ dedi. Yapabileceğim bir iş olmadığını söylediler. Bunu hem kadın olduğum için hem de daha önceden hiç yapmamış olmamdan kaynaklı söylediler. Çünkü ben önceden inek gördüğümde dahi kaçardım. Çünkü boynuzları var ve benden iri bir hayvana nasıl yanaşılacağını bilmiyordum. O sebeple ailem ve kurduğum çiftliğin çevresindekiler de ‘Sen kadınsın, bir ineği nasıl zapt edeceksin? Hiç hayatında sağım yapmamışsın’ dediler. Evet bir ineği nasıl zapt edeceğimi bilmiyordum ama bu durum sevmekle alakalı diye düşünüyorum. Sevince ve sabredince her şey oluyor.”

    “SATIŞ YAPMAK İÇİN DAHİ ŞEHRE GİTTİĞİMDE BUNALIYORUM”

    Demirtaşoğlu ailesi, iki yıldır kırsalda yaşıyor. “Çok mutluyuz ve alıştık” diyen Deniz Demirtaşoğlu, “Sonuçta apartman dairesinde değiliz. Daima sıcak suyumuz yok. Her odanın ısındığı bir ev de yok. Çocuklarım, annem, böyle bir evde yapabilirler mi diye çok düşündüm ama gerçekten onlar da cesaretli çıktılar ve burayı sevdiler” diye de ekledi.

    “Şu an satış yapmak için dahi şehre gittiğimde inanılmaz bunalıyorum” diyen Demirtaşoğlu, “İşim bitse de hemen evime gitsem diye düşünüyorum. Onun için artık şehre dönmek mümkün değil” diyerek kırsal yaşamın kendilerine huzur verdiğini belirtti.

    BUZAĞILARI KENDİ ELLERİYLE BESLİYOR!

    Deniz Demirtaşoğlu, sahip olduğu bütün buzağıları her gün biberonlarla tek tek besliyor. Güne bir hayli erken başlayan Demirtaşoğlu, gün içerisinde yaptığı işlerin detaylarını ise şöyle anlatıyor:

    “Güne ilk olarak hayvanları gözden geçirerek başlıyorum. Sabahları ilk olarak bütün hayvanlarımın kapısını açıyor ve onları gözlemliyorum. Tavukları dışarıya çıkartıyor ardından ise koyunları salıyorum. Sonrasında ise sağım işlemine başlıyorum. Bu arada hayvanların altlarını temizliyorum. O esnada sağım işlemi de bitmiş oluyor. Ve ardından sütlerimizi süzerek bidonluyoruz. Sonraki işimiz ise hayvanların yem işlemi oluyor.”

    “İNSANLAR BANA 3 AY ÖMÜR BİÇMİŞLERDİ”

    Deniz Demirtaşoğlu’nun şu an 23 büyükbaş, 75 de küçübaş hayvanı mevcut. Demirtaşoğlu, mevcut üretim sayısına ulaşması sebebiyle büyük mutluluk hissettiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Çevremde yıllarca hayvancılık yapmış insanlar bana 3 ay ömür biçmişlerdi. ‘3 ay sonra hayvanlarını satar ve gidersin’ demişlerdi. Şimdi hayranlıkla yanıma geliyorlar. Burada oturup çayımı içerken ‘nasıl beceriyorsun?’ diyorlar. Öyle olunca da bundan mutluluk duyuyorum.

    Çevremdeki kadın arkadaşlarım da ziyaretime geldiklerinde ‘Biz bu işi yapamayız’ diyorlar. ‘Hayvanların altına girip nasıl süt sağlıyor ya da tezeği nasıl atmayı beceriyorsun?’ gibi sözler duyuyorum.”

    HAYVAN YEMLERİNİ KENDİ ELLERİYLE HAZIRLIYOR!

    Deniz Demirtaşoğlu, hayvanları için her gün yem hazırlama işlemi de yapıyor. Henüz yem karma makinasına sahip olamadıklarını söyleyen Demirtaşoğlu, bütün işlemi el gücü ile yapıyor. Demirtaşoğlu, “Nişasta oranını tadıp test etmediğim hiçbir yemi hayvanlara vermiyorum. Küspe kesinlikle kullanmıyorum. Mısır sılacını her sabah saman ile harmanlayıp ıslatıyorum. Ardından ezilmiş arpamızı da o yem ile karıştırıp yediriyorum” diyerek hayvanlarına gösterdiği özeni anlattı.

    Demirtaşoğlu, kimi zaman paydos saatinin gece 23’ü bulduğunu da söyleyerek “Normalden daha fazla ilgilendiğim için işim biraz daha uzun bitiyor. Hayvanların yemek yiyişlerini tek tek kontrol ediyor, hangilerinin geviş getirip getirmediklerini izliyorum. Böyle olunca da sabah altıda başladığımız iş kimi zaman gece 11’de (23.00) sonlanıyor” dedi.

    “HAYVANA NE VERİRSENİZ ONU ALIRSINIZ”

    Bütün hayvanlarına isim taktığını da söyleyen Demirtaşoğlu, “Bütün inekler ve yavruları, benim çocuklarım. Her şey para kazanmak değil. Hayvana ne verirseniz onu alırsınız” diyor. Demirtaşoğlu ayrıca çiftçiliğe sadece para odaklı bakılamayacağını vurgulayarak “Eğer sadece kâra odaklanırsanız bu işte kaybedersiniz. Hayvan sonuçta bir canlı ve siz de bir canlı ile iş yapıyorsunuz; bir madde ile ticaret yapmıyorsunuz. Önce onu sevmeniz gerekiyor ki siz ona verdiğiniz de o da size verebilsin.”

    “ŞEHİRDE YAŞAYANLARDAN PEYNİR VE TEREYAĞI YAPMAYI ÖĞRENDİM”

    Deniz Demirtaşoğlu, günlük 250 litre civarında süt üretimi yaptıklarını belirtti. Süt satışını da kendisinin yaptığını anlatan Demirtaşoğlu, aktarımına şöyle devam etti:

    “Süt, peynir ve tereyağı siparişlerimin hepsini arabaya yerleştiriyor ve insanların kapılarına kadar götürüp teslim ediyorum. Tabii herkesin zihninde şu var; sütçüler erkek olur ve kapı kapı gezmez. İnsanlarda genelde ‘aşağı inilir ve ürün alınır’ mantığı var. Ama ben o mantığı yıktım. Süt ve diğer ürünleri ellerimle insanların evlerine kadar götürüyor ve ürünlerim hakkında bilgi veriyorum. Bu durumda kadınlar bana çok fazla destek verdi. Tabii başlarda herkes olumsuz baktığı için ‘Beni yadırgarlar mı?’ diye de çok düşündüm. Ama artık öyle düşünüyorum. Çünkü kadınlar, beni daha çok destekliyor. Bazen yorulduğumda o İnsanlar ‘2 dakika otur hele sana bir çay verelim’ diyorlar. Bazen muhabbet dahi ediyoruz. Bu sebeple de diğer sütçülere nazaran işimi çok geç getirmek durumunda kalıyorum.

    İş konusunda deneyimli olan teyzelerle de sohbetler yapıyoruz. Peyniri de tereyağını da yapmasını bilmezdim. Bunları da o sohbet yaptığım teyzelerden öğrendim. Böylelikle karşılıklı olarak hem müşterilerim hem de ben mutlu oluyoruz.”

    “GEÇMİŞTE DAHA ÇOK KAZANIYORDUM AMA …”

    Deniz Demirtaşoğlu, önceki meslek hayatında daha fazla maddi kazanım elde ettiğini de belirterek “Ama burada emek verip üretiyorsunuz. Önceki yaptığım iş benim için sıradan bir işti ama burada bir şeyler öğreniyorum. Ve bu konu maddiyattan daha da önce gelmeli” diye ekledi.

    Yaptığı işin zorluklarına da değinen Deniz Demirtaşoğlu, deneyimlerini de anlattı. Geçmişte 11 keçi satın aldıklarını söyleyen Demirtaşoğlu, şu detayları anlattı:

    “Keçiler inanılmaz inatçılarmış. Bir gün bulundukları ahırın kapısını kırıp dağa kaçtılar. O keçileri 10 gün boyunca dağdan aşağıya alamadık. 15-20 kişi toplanıp yakalamaya çalışıyorduk ancak yakalayamadık. Dağda kaldıkça da iyice yabanileştiler. Bir gün yine yakalamak için uğraşırken dağdan yuvarlanarak düştüm. Eşim de ayağını burktu. Neyse ki en sonunda hepsini yakaladık. Sonrasında tüm keçileri sattım.

    Ardından aldığım koyunlar da keçiler gibi inatçı çıktı. Çitleri esneterek sürekli kaçıyorlardı. Başımızdan geçenler için ‘zor’ diyoruz ancak çok da eğlenceli. Mesela defalarca kez ineklerin tepmesine maruz kaldım. Defalarca kez İnekler beni yemliğe atarak bacaklarımı morarttı.”

    ERKEK YAPIYORSA KADIN DA YAPAR!

    Deniz Demirtaşoğlu, atlattığı zorlu süreç sonrasında hayvanların dilinden anlamak için eğitim almaya başladığını da anlattı. Şu an veteriner teknikerliği bölümü son sınıf öğrencisi olan Demirtaşoğlu, sonraki dönemde ise veterinerlik eğitimi almak istediğini belirtti. Hayvanların tüm iğnelerini dahi kendisinin yaptığını söyleyen Demirtaşoğlu kadınlara da şu çağrıda bulundu:

    “Bir erkeğin yapabileceği her işi bir kadın da yapabilir. Yeter ki istesinler. Yeter ki içlerinde ki o inadı bırakmasınlar. Biz kadınlar aslında aileyi yönetiyoruz, çocuklarımızı büyütüyoruz. Büyütürken de neden bir erkeğin de yapabileceği bir işi yapamayalım ki? Açıkçası ben bunu düşünerek başladım. ‘Bir erkek 50 kiloluk yem çuvalını taşıyabiliyorsa kadın neden taşıyamaz?’ diye düşündüm. Ve gerçekten şu anda 50 kiloluk bir çuvalı sırtıma alıp yükleyip taşıyabiliyorsam bunu her kadın da yapabilir. ‘Ben bu işi yapmak istiyorum ama benim buna gücüm yok’ dedikleri her işi yapabilirler. Yeter ki ‘Biz varız’ desinler. Hayvancılık ve üretim çok güzel bir iş. Yapmayı düşünen kadın arkadaşlarıma destek veriyorum. Gözleri kapalı girsinler. Herkes onlara ‘Yapamazsın’ diyecektir ama inat etsinler. Ben iki yılın sonunda böyle bir hayatı aldım. Herkes bana ‘Bu işi kapatırsın’ dedi. 2 yılın sonunda 3 inek ile başladığım yerde 12 sağılır ineğim ve buzağılarım oldu.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    PİRHA-KESK İzmir Şubeler Platformu, ‘İşimize, ekmeğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz, KHK’lar gidecek biz kalacağız’ şiarıyla 163. kez sokağa çıktı. Bu haftaki eylemde KESK İzmir Kadın Platformu üyesi kadınlar ile birlikte işten çıkarılan ve sürgün edilen kadınlar söz aldı.

    Video Gelecek..

    Karşıya İskele karşısında bir araya gelen KESK üyesi kadınlara birçok kadın örgütü destek verdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu ve KESK İzmir Kadın Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini, açığa alınmasını ve sürgün edilmesini Karşıyaka İskele karşısında protesto ettiği oturma eyleminin 163. haftasında basın açıklaması yaptı.

    Eylemde dans performansı sergileyen kadınlardan sonra, Tahtaravelli kadın müzik grubu ‘Ayağa Kalkıyoruz’ adlı şarkıyı seslendirdi.

    “ÇALIŞMA YAŞAMININ DIŞINA İTİLİYORUZ”

    İzmir Tedarik Bölge Başkanlığı’ndan ihraç edilen Sarıgül Dağdeviren, kod 29’un patronlar için bir koz ve tehdit haline geldiğini belirtti. Cinsiyetçi yaklaşımların sonucu sürgün edilen kadın emekçileri hatırlatan Dağdeviren, “Bizlere müjde gibi sunulan esnek çalışma biçimleriyle çalışma yaşamının dışına itiliyor, güvencesizleştiriliyoruz. KHK’larla işimizden ettikleri gibi kod-29 ile ahlakımıza dil uzatıyorlar. Kadınlar olarak son dönemde eril zihniyet yüzünden eril yargının ve medya desteği ile kadına karşı şiddet, taciz, tecavüz ve mobbing gibi uygulamalara maruz kalıyoruz. Bununla ilgili söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var. Sokaklarımızda, evlerimizde ve işyerlerimizde güvende değiliz. Bu hukuksuzluk karşısında mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “ASIL AHLAKSIZ OLANLAR BİZİ FİŞLEYENLERDİR”

    Kod-29 ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki 16 kişi ile birlikte işinden edilen Tijda Kılıç ise, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren kadınların kod-29 ile hedef alındığını kaydetti. Kılıç, “Biz demokrasi mücadelesi, kadın mücadelesi veriyoruz hedef alındık. Ahlaksızlıkla suçlandık. 23 gündür belediye önünde söylüyoruz. Biz ahlaksız değiliz. Asıl ahlaksız olan bizleri fişleyerek işlerimizden edendir. Bize yapılan bu uygulama tüm demokrasi ve kadın mücadelesi verenlere yapılmıştır. Buna mahkum olmadık direniyoruz. Bir tek arkadaşımız geride kalmayana dek direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “24 SAATLİK NÖBETLERDE EKİPMANSIZ ÇALIŞTIRILDIK”

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olan ve ihraç edilen Arzu Sert de, politikasızlık sonucu birçok sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Sağlık çalışanlarının insanlık dışı çalışma koşullarına değinen Sert, “ İktidar ekonomik ve politik kaygılarla pandemi sürecini iyileştirmeye yönelik politika gerçekleştirmedi. Binlerce insan ve sağlık emekçisi bu politikasızlık sonucunda kaybedildi. Sağlık emekçilerinin uzun mesai koşullarına, insanlık dışı 24 saatlik nöbetlerde ekipmansız çalıştırılmalarına şahit olduk. Bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız ve mücadelemize devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Kadınlar adına açıklamayı okuyan Zeliha Danyeli ve Aylin Aydın, kadın emeğinin görünmez kılınıp değersizleştirmeye devam ettiğine dikkat çekti.

    Kadınların çalışma ve toplumsal yaşamda, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan Danyeli, “Yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir” dedi.

    “KADIN BEDENİ VE EMEĞİ ÜZERİNDEKİ SÖMÜRÜ ARTIYOR”

    Herhangi bir sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı olarak çalıştırılan kadınların ucuz emek gücü olarak görüldüğünü işaret eden Danyeli, Covid 19 pandemisiyle birlikte patriyarkal kapitalizmin yarattığı sorunlar derinleşmiş, pandemi kadına yönelik ekonomik, psikolojik, fiziksel, cinsel şiddeti, kadın bedeni, emeği üzerindeki sömürü ve baskıyı arttıran bir politikanın fırsatı haline getirildiğine vurguda bulundu.

    Danyeli, “Bakım maliyetlerinden kaçınmanın yolu haline getirilen bu uygulamalar kadının hane içi emeğini görünmez kılmaya, değersizleştirmeye devam ederken, emeğinin görünür ve değerli olması için gerekli ekonomik düzenlemeler yapılmamaktadır. Bunun sonucunda kadınlar kamusal alandan, sosyal yaşamdan, üretimden uzaklaşmak zorunda kalmaktadır” diye konuştu.

    “SİYASİ İKTİDAR KADIN BEDENİNDEN ELİNİ ÇEKMELİ”

    “Kadına yönelik şiddet de yaşamın tüm alanlarında yaygın olarak sürmektedir” diyen Danyeli, her gün en az 4 kadının katledildiğini hatırlattı.

    Danyeli şöyle devam etti:

    “Kadını kontrol altına almayı hedefleyen, kamusal alandan uzaklaştıran sistem; üniversitelerde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini toplumsal değerlerimize ve kabullerimize uygun olmadığı gerekçesiyle durduran,  Türkiye’nin imzalamış olduğu CEDAW-Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine ve Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin İstanbul Sözleşmesine karşı olan anlayışla kadına yönelik şiddet kışkırtılmaktadır.

    Biliyoruz ki eşitlikçi yönetim biçimleri işlevsel kılınmadan ne kadın ne de toplum şiddetten kurtulacaktır. Bu nedenle ülkemizde kadını eşit ve özgür birey olarak gören yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir.”

    Kadınlar taleplerini şöyle sıraladı:

    *Kadınlar ve LGBTİ+ lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler acilen yapılmalı,İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmasına son verilmeli,  6284 sayılı yasa etkin bir şekilde uygulanmalı,

    *Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılık terk edilmeli,esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine son verilmeli güvenceli, düzenli işler yaratılmalı,

    *Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçmesi sağlanmalı,

    *Bir sağlık ve sosyal hak olarak kürtaj hakkının kullanımını engelleyen fiili uygulamalardan vazgeçilmeli,  güvenli ve parasız kürtaj olanakları sağlanmalı,

    *Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli olmalı,

    *Kadın istihdamın önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı kamusal hizmet olarak sunulmalı, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikalar uygulanmalı,

    * Kapatılan kamu kreşlerinin yanı sıra tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu ve mahalle kreşleri açılmalı,

    *ILO 190 sayılı sözleşme uygulanmalı,

    *Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmeli,

    *8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.

    Ersin ÖZGÜL /İZMİR

  • KESK’li kadınlar: Yaşamlarımıza sahip çıkmaya, 8 Mart alanlarına çağırıyoruz-VİDEO

    KESK’li kadınlar: Yaşamlarımıza sahip çıkmaya, 8 Mart alanlarına çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA-KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair açıklama yaparak “Eşit ve özgür bir hayatı biz kadınlar kuracağız, 8 Mart’ta sokaklarda ve alanlarda olacağız” mesajını verdi. 

    KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili Eğitim Sen 1 No’lu Şube binasında basın toplantısı düzenledi.

    8 Mart’ta sokaklarda olacaklarını duyuran KESK’li kadınlar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması için mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

    “KADINLARIN YAŞAMLARI ÇALINIYOR”

    Basın açıklamasını Eğitim Sen 3 Nolu Eğitim Sekreteri Melek Aşır okudu. Aşır, iktidarın, kadınların yaşadıklarını görmezden geldiğini belirterek, “Kadınlara güvencesiz ve sendikasız çalışma biçimlerini dayatmaya devam ediyor” dedi.

    Melek Aşır, kadına yönelik şiddetin yaşamın tüm alanlarında sürdüğüne vurgu yaparak şunları dile getirdi:

    “Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddete uğruyor, ‘intihar’ denilen son derece şüpheli ölümlerle kadınların yaşamları çalınıyor. Buna karşın yaşamlarını korumak için öz savunmasını kullanan kadınlar serbest bırakılmak yerine, ağırlaştırılmış cezalarla cezaevlerinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Biz kadınlar biliyoruz ki eşitlik ve özgürlük talebimiz devletin erkek egemen hukukuna sığmayacak; evde, işyerinde, sokakta cinsiyetçiliği ve tacizleri ifşa etmeye devam edeceğiz!

    Tüm dünyada, özellikle de yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde kazanılmış haklarımıza dönük yoğun saldırılara ve dinselleştirme politikaları ile bizi toplumsallıktan kopararak yaşamımız üzerinde kurulmak istenen denetime karşı ‘hayatımızdan ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz’ diyerek direniyoruz.”

    “8 MART KADINLAR İÇİN ÜCRETLİ İZİN GÜNÜ SAYILMALI”

    Eşitsizliğin, sınırsız tüketimin, sömürünün, yoksulluğun sistemleştiği; kapitalizmin, kadın ile kurduğu ‘ucuz emek-kutsanmış annelik’ ilişkisinin neoliberal politikalarla tüm dünyada yeni kölelik koşullarının dayatıldığı bu dönemde, kadının varoluş mücadelesi çok daha anlamlı bir hale gelmiştir. Hep birlikte sesimizi yükseltmek, demokratik, özgür ve eşit bir dünya kurabilmek, aşağıdaki taleplerimizi haykırmak için mücadelemizi yükseltelim!

    • Kadın istihdamının önündeki engellerden olan bakım hizmetleri kadının üstünden alacak özel politikalar uygulanmalıdır.
    • Salgın döneminde, artan kadın işsizliğini azaltacak istihdam politikaları hızla hayata geçirilmelidir.
    •  Kadın istihdamında tek seçenekmiş  gibi sunulan esnek-güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırmaya son verilmeli, güvenceli iş, güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır.
    • Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli sayılmalıdır.
    • Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.
    • Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmelidir.
    • 8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.
    • Covid-19 aşısı en kısa sürede yaygın ve ücretsiz uygulanmalıdır.

    Kadınların eşit ve özgür olduğu, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için,

    Hayatlarımıza sahip çıkmak için,

    Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için,

    Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için,

    Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için,

    Emeğimizi ve hayatı örgütlemek için,

    Demokrasiyi, barışı, laikliği kazanmak için,

    Tüm kadınları, gökkuşağı gibi tüm renklerimizle bir arada olmaya, haklarımıza ve yaşamlarımıza sahip çıkmaya 8 Mart alanlarına çağırıyoruz.”

    KESK’li kadınlar, basın açıklaması ardından PTT Mithatpaşa Şubesi’ne geçerek KESK’li tutsak kadınlar mektup gönderdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bahadınlı kadınlardan organik Çanak peyniri-VİDEO

    Bahadınlı kadınlardan organik Çanak peyniri-VİDEO

    PİRHA- Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın beldesinde yaşayan kadınlar, geçmişten bu zamana kadar yaşadıkları zorlukları, köy yaşamını ve Yozgat’ın tescilli peyniri olan çanak peynirinin yapımını anlattılar. Kadınlar, organik ürünler yaparak hayatlarını kazanmaya çalışıyor. Bu ürünlerden biri de çanak peyniri.

    Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın, kadın emeğiyle var olan ve üretimde daha çok kadınların yer aldığı beldelerden biridir.

    Can TV’ye konuşan Hatice Satılmış ve Şahgül Erdoğan organik ürünler yaparak hayatlarını kazanmaya çalışıyor. Bu ürünlerden biri de çanak peyniri.

    Hayvancılık yapan Şahgül Erdoğan, köy yaşamının dünü, bugünü ve yarını düşünerek üretim odaklı olduğunu belirterek, şehirlerde yaşayan insanların hazıra alıştıklarını, şehirde maddi olarak ayakta kalmanın çok zor olduğunu, asgari ücrete talim etmek yerine gençlerin köyde, şehirden daha iyi bir hayat yaşayabileceğini söyledi.

    “BEN HİÇ SUSMADIM”

    1950 yıllarından itibaren Almanya, Türkiye’den çalışmak için giden işçilere kapılarını açtı. Bu ailelerden biri de Şahgül Erdoğan’ın ailesi.

    Daha 7 yaşındayken annesinin Almanya’ya işçi olarak gitmesiyle 3 kardeşine tek başına bakmak zorunda kalıyor. Çocuk yaşta omuzlarına yüklenenler zor olsa da üstesinden gelmeye çalışıyor. O dönemi anlatan Şahgül Erdoğan geçmişte kadınların nüfus kütüklerinden silindiğini, kadının adının olmadığını belirtirken kendi tutumunu da ekliyor. “Ben hiç susmadım. Hem işimi yaptım; hem de yaptığım işin arkasında durdum” diyerek kadınların susmaması gerektiğin altını çiziyor.

    ÇANAK PEYNİRİ ADINI KABINDAN ALIYOR

    Hatice Satılmış ise 9 yıl Almanya’da işçi olarak çalıştıktan sonra doğduğu topraklara dönerek hayvancılık ve çanak peyniri üretimine girişiyor.

    İç Anadolu’ya özgü olduğu bilinen Çanak peynirinin tescil markası Yozgat üzerine kayıtlı. Çanak peyniri bölgenin önemli yöresel ve doğal peyniri olmakla beraber bölgenin önemli bir geçim kaynağı.

    Çanak peynirinin yapımını anlatan Şahgül Erdoğan ve Hatice Satılmış, çanak peynirinin birden fazla aşamadan geçtiğini belirterek, şunları kaydettiler:

    “Ev yapımı mayayla mayalanan peynir, daha sonra süzülüp taşlanan peynir, ardından çanaklara konularak yaklaşık 3 ay boyunca kumun altında bekletiliyor. Bu nedenle ismini çanaktan alan bu peynir türü şimdilerde başka başka kaplarla da kuma gömülüyor.”

    YAŞAMIN ÖZNESİ ÜRETEN KADINDIR

    Yaşamın birçok alanında etkin bir şekilde yer alan Bahadınlı kadınlar, hayvancılık ve Çanak peyniri yapımı dışında kültür ve sanatla da yakından ilgileniyorlar. Tiyatro ve sinema alanlarında oyunculuk yaparak, yine müzik alanında yer alarak kendilerini var etmeye çalışıyorlar.

    Bahadın beldesinde kadınlar bir bütün olarak yaşamın her alanında varlar demek abartılı olmaz. Mikrofona konuşan Bahadınlı kadınlar üreten kadının yaşamda da etkili olduğunun altını çizerek kadın gücünün önemini vurguluyorlar.

    PİRHA/ YOZGAT

     

  • Kadınlar hem üretiyor hem de arkadaşlarına destek oluyorlar- VİDEO

    Kadınlar hem üretiyor hem de arkadaşlarına destek oluyorlar- VİDEO

    PİRHA – Çankaya Halk Eğitim Merkezi’nde bir araya gelen kadınlar, el sanatları alanında üretim yapıp hem ihtiyaçlarını karşılıyor hem de ihtiyacı olan kadınlara maddi ve manevi destek oluyorlar. Aynı zamanda Türkiye Soroptimist Kulüpleri’nin üyeleri olan kadınlar, şiddet gören bireylere, öğrencilere ve geçim sıkıntısı yaşayan arkadaşlarına da destek oluyorlar.

    Ankara’da kadınlar, Çankaya Toplum Eğitim Merkezi bünyesinde hem üretim yapıyor hem de ürettiklerini satarak ihtiyacı olan kadınlara destek oluyor.

    Ev işçisinden, doktoruna dek birçok meslek grubundan kadınları bir araya getiren el sanatları kursunun üyeleri hem öğrenip hem de ruhen rahatladıklarını ifade ediyorlar.

    “KADINLARIN ÜRETİM YAPIP SOSYALLEŞMESİNİ AMAÇLIYORUZ”

    Selin Özlüer Halk Eğitim Merkezi’nin en genç öğretmenlerinden birisi. Giyim eğitmenliği yaparak kadınlara, evde kullanmadıkları kumaşlarla birbirinden güzel giysiler dikilebileceğini gösteriyor. “Yaptığımız iş aslında kadınların hayatına dokunmak” diyen Özlüer, şöyle devam ediyor:

    “Biz burada evde sıkışıp kalmış, emekli olmuş, emeklilikten sonra evde bunalmış, belki çalışmayan ama eve hapsolmuş kadınları burada hayata kazandırıp sosyalleştirmek için proje gerçekleştiriyoruz. Projemiz, insanların hem üretmesini hem de sosyalleşmesini sağlamak için. Mesela ben giyim öğretmeni olarak insanlara kullanabilecekleri kıyafetleri diktiriyorum. Kadınların bedenlerine göre kıyafetleri özel olarak çalışıp dikiyoruz. Çalışmalarımızdan birisinin konusu ‘geri dönüşümdü’. Artık kullanılmayan malzemeleri birleştirerek tasarım yaptık.”

    Özlüer, üretim yapılan ürünleri gelir kazanmak adına satabildiklerini de ifade ederek, “Kadınlar yaptıklarını satabiliyor ama daha çok kendilerine dikmek istedikleri için satış ikinci planda kalıyor. Hanımlar evde oturmasınlar. Buraya gelsinler ve sosyalleşsinler. Üretim yaptıkça kendilerini daha değerli hissedecekler.”

    Cemile Akyol ise Çankaya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün en deneyimli isimlerinden birisi. Akyol, el sanatları öğretmenliği yaparak kadınlara hem üretim yapmanın keyfini hem de dayanışmanın güzelliğini öğretiyor.

     45 YAŞINDAN SONRA GELEN ÖĞRETMENLİK

    Keçe süsleme, ahşap boyama ve aynı zamanda takı tasarım öğretmenliği yapan Akyol, emekli olduktan sonra öğretmenliğe başladığını söyleyerek şunları aktardı:

    “Hem üretiyor hem de yaptığımız işten kazanç sağlıyoruz. Genelde evde çalışan ve emekli olup boşluğa düşmüş kadınlar kulübümüzün üyeleri arasında yer buluyor. Hakimler, avukatlar, doktorlar, psikologlar ve daha birçok meslek grubundan insanlar evden sıkılıp buraya geliyor. Çok kaliteli vakit geçiriyoruz. Karşılıklı bilgiler verilebiliyor bu ortamda. Yani yoğun bir dayanışma içerisinde çalışma yürütüyoruz. Örneğin geçmişte genç bir kadın gelip derneğimize üye olmak istedi. Kayıtlarımız dolduğu için kendisini dahil edemeyeceğimi söylemiştim. Biraz konuşma sonrasında ‘ama benim annem öldü biliyor musunuz’ dedi ve ben o anda çok üzüldüm. Ardından çalışmalara dahil ettik. 5 gün geldi ve doktoru ‘nereye gittiysen çok iyi yapmışsın, devam et çünkü iyi bir terapi olmuş’ demiş. Burası gerçek anlamda bir terapi merkezi. Aynı zamanda satışlar da yapıp elde ettiğimiz gelirlerle de çocuk okutuyoruz. Kadınların şiddet gördüğü dönemlerde onlara yardım da edilebiliyor. Kalacak yer veya ne gerekiyorsa yardım yapılıyor. Yani kadınlar burada hem parasal hem de fikirsel anlamda birbirlerine çok yardımcı oluyor. Her zaman söylediğim şey; kadınların evde oturmaması gerektiği. Bu tür yerlere gelsinler. Ufukları genişlesin, neler yapıyoruz görmeleri lazım. Ben 42 yaşımda emekli oldum. Evde oturuyordum. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine kurslara gitmeye başladım. Ahşap boyamaya başladım derken öğretmen olmam yolunda bir teklif aldım. 45 yaşından sonra en çok sevdiğim mesleğime ulaşıp öğretmen oldum. Hiçbir zaman geç değil. Ömür boyu eğitim alınabilir. Şu an 61 yaşındayım ve geçen sene ustalık belgemi aldım. Yani bu saatten sonra ‘aman ne yapacağım’ denmemeli. Çok şey yapılıyor çok şey üretiliyor.”

    “KADINLAR EVLERİNDEN ÇIKSINLAR”

    Toplum Eğitim Merkezi’nde başarıya imza atmış kadınlardan birisi de Şükran Karban. İlkokul mezunu iken kurslara başlayıp ardından ortaokul ve liseyi de bitirdiğini söyleyen Karban, 50 yaşında nasıl öğretmenliğe kavuştuğunu şu sözlerle anlattı:

    “Bütün ev kadınlarına tavsiye ederim; evde oturmasınlar. Çıkıp kendilerini geliştirebilecekleri bir şeyler yapsınlar. Şu an rölyef yapmaktayım. Resimleri alıp üç boyutlu hale getirip çerçeveleyerek evleri süslüyoruz. Sipariş alıp satışlar da yapıyoruz. Aynı zamanda ihtiyacı olan kadınlara da yardımcı oluyoruz. Gelen kadınlar burada terapi gördüklerini söylüyor. Örneğin 1 kursiyer buraya başladıktan sonra ilaçlarını bıraktı. Kısacası kadınlar evlerinden çıksınlar.”

    El sanatları öğretmeni Hülya Öztürk ise ahşap boyama ve dekoratif süsleme dersleri veriyor. Öztürk de kadınların daha fazla yaşama ve üretim alanlarına dahil olması gerektiğini vurgulayarak, “Kadınların evde oturup zaman geçirmesindense kurslara katılıp arkadaşlık kurmalarını öneriyorum. Kurs ortamlarında fikir alışverişi içerisinde oluyoruz. Her konuda sohbet edebiliyoruz. Keyifli vakit geçirebiliyoruz. Yabancı elçiliklerden dahi öğrencilerimiz var. Farklı kültürleri dahi yakından tanıyabilme durumumuz oluyor. Kadınlar artık daha fazla dışarıya açılmalı.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

     

  • Artan işsizlik en çok kadınları etkiledi

    Artan işsizlik en çok kadınları etkiledi

    Hazırlanan rapora göre artan işsizlik, kadınları erkeklerden daha çok etkiledi. Ayrıca kadınların iş yerlerinde taciz ve şiddetle çok sık karşılaşmasına rağmen toplumsal baskı nedeniyle bu olayların genelde açığa çıkarılamadığı vurgulandı.

    Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu tarafından hazırlanan rapora göre artan işsizlik, kadınları erkeklerden daha çok etkiledi. Raporda, kadınların iş yerlerinde taciz ve şiddetle çok sık karşılaştığına fakat toplumsal baskı nedeniyle bu olayların açığa çıkarılamadığına da dikkat çekildi.

    Kadın örgütlerinden, sendikalardan ve farklı istihdam sektörlerinden temsilcilerin katılımıyla düzenlenen “Kriz, Kadınlar ve Kadın Emeği” forumuna yönelik hazırlanan raporda, çalışan kadınların sorunlarına yönelik çarpıcı tespitler yer aldı.

    KADINLARIN YARISI KAYIT DIŞI ÇALIŞTIRILIYOR!

    Kadınların iş gücüne katılım oranının dünya genelinde arttığı son yıllarda Türkiye’de kadın işsizlik oranının yükseldiği vurgulanan raporda, “2004 yılında yüzde 11 olan kadın işsizlik oranı, 2017 yılına gelindiğinde yüzde 14.1’e yükseldi. Türkiye’de iş gücü piyasasında kadınlar genellikle düşük nitelikli ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşıyor, kadınların neredeyse yarısı kayıt dışı çalışıyor” denildi.

    11 MİLYONDAN FAZLA KADIN ÇALIŞMA HAYATINA KATILAMIYOR

    Birgün’den Burcu Cansu’nun haberine göre 11 milyondan fazla kadının ev ve bakım işleri nedeniyle çalışma hayatına katılamadığına dikkat çekilen raporda, şu tespitlere yer verildi:

    “Enflasyon nedeniyle hane gelirlerindeki düşüşü hissetmeye başladık. Meselenin kadın iş gücü ve istihdamı açısından ne anlama geldiğini görmek için sektörlere bakmak gerekiyor. Döviz kuru riski nedeniyle ithal girdiye bağımlı üretim yapan sektörlerin, yani otomotiv, inşaat ve beyaz eşya gibi erkeklerin yoğun istihdam edildiği sektörlerin daha çok etkilendiğini, tekstil gibi kadın yoğun bir sektörün şu an daha korunaklı olduğunu görüyoruz.”

    “İŞ YERLERİNDEKİ TACİZ VE ŞİDDET GENELDE AÇIĞA ÇIKARILAMIYOR”

    “Kadın istihdamının yoğunlaştığı sektörler güvencesizleşmenin de daha fazla görüldüğü sektörler. Kadınlar iş yerlerinde taciz ve şiddetle çok sık karşılaşıyor, fakat bu toplumsal baskı nedeniyle genellikle açığa çıkarılamadığı ve raporlanamadığı için görünmez kalıyor. Beyaz yakalı profesyonel kadınlar da cinsel taciz ve şiddetin farklı boyutları ile karşılaşıyor.”

  • Kadınların emeği, Zeytin Dalı Kooperatifi’nde can buluyor – VİDEO

    Kadınların emeği, Zeytin Dalı Kooperatifi’nde can buluyor – VİDEO

    PİRHA -Yaklaşık 18 senedir kadın çalışmaları içerisinde yer alan Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi’ni kuran kadınlar aynı zamanda 3 ayrı şubede, gümüş işletmeciliği, mantar üretimi ve çanta imalatı yapıyor. Pir Haber Ajansı’na konuşan Zeytin Dalı Kooperatifi ortaklarından Nurcan Yalçın, “Tuzluçayır’daki yoksul kadınlara ulaşmak için çalışmalarını Tuzluçayır’da yaptıklarını ve sadece iş olarak örgütlenmediklerini, kadının güçlendirilmesi için gönüllü olarakta danışmanlık yaptıklarını” söyledi. 

    Ankara’nın en çok göç alan bölgelerinden biri olan Tuzluçayır’da beş yıldır kurulan Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi, burada oturan kadınlara ulaşmak ve kadınların güçlenmesi için yapılan bir çalışma. ‘Naylon poşete hayır’ sloganıyla yola çıkan kooperatifin çalışanları, sadece iş yapmıyorlar, bir dayanışma merkezi olduklarını da söylüyorlar.

    “NAYLON POŞETE HAYIR SLOGANIYLA BAŞLADIK”

    Ankara Zeytin Dalı Kadın Kültür ve İşletme  Kooperatifi’n Sorumlusu Nurcan Yalçın, 18 senedir kadın çalışmaları içinde olduğunu söyledi. Yalçın, birlikte yapılan işlerin önemine değinerek, “Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı’nın Hacettepe Üniversitesi ve halkın birlikte almış olduğu evde çalışan kadınları güçlendirip ekonomik hayata katma projesiydi. Projede eğitimler iki yıl devam etti. Böyle bir çalışmanın içerisinde yer aldım. 2 yıl devam ettikten sonra burayı kooperatif olarak açtık. Amacımız evde çalışan kadınların kendisini tanımasıydı. İşçi olduğunu bilmesi, sadece eşe dosta verilmeyeceğini, emek gücünün paraya dönüştürülmesini sağlamaktı” dedi.

    ‘Naylon poşete hayır’ sloganıyla yola çıktıklarını belirten Yalçın, bez poşetler üretmeye başladıklarını bu konuda TMMOB’un iki yıl sosyal sorumluluk projesi adı altında konferans çantalarını diktirdiklerini söyledi.

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de (İLO) çok katkısı olduğunu belirten Yalçın, ilk kurdukları kooperatifin liderlik çekişmesinden dolayı kapandığını belirterek kadınlara eleştiride bulundu. Yalçın , “Kadınların bir araya gelip iş konusunda dayanışma oluyor ama örgütlülük konusunda liderlik konusunu nedense kadınlar olarak başaramıyoruz” dedi.

    “GÖÇ ALAN BÖLGEDE ÖRGÜTLENMEK İSTEDİK”

    Beş yıldır Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi’ninde ortağı olarak çalıştığını belirten Yalçın, kooperatifin amacını ve neden Tuzluçayır’da kurulduğunu şöyle açıkladı:

    “Zeytin Dalı Kooperatifi’nin amacı, daha çok kadına ulaşmak, ama ortaklık payını çok fazla tutmamak, atölyeleri çoğaltmak. Çok büyük iki tane proje kapsamında çalışmamız var. Biri mantar projesi, bir diğeri ise evde hasta bakım projesi ile de çok insanlara ulaşan bir kooperatif.

    Tuzluçayır Ankara’da en çok göç alan bir bölge. Aynı zamanda Alevilerin de çok yoğun olduğu bir bölge. Bizler de Alevi olarak burayı tercih ettik. Genel merkez Bahçeli, Ayrancı bize hitap etmiyordu. Bizim asıl amacımız Mamak’lı, Tuzluçayır’ lı olduğumuz için Tuzluçayır’da yoksul kadınlara ulaşmaktı. O açıdan da Tuzluçayır’da kurduk. Biz sadece iş olarak örgütlenmiyoruz, aslında kadının da güçlenmesini istiyoruz. Arkadaşlarla gönüllü olarak da danışmanlık yapıyoruz. Çünkü kadın içeri giriyor ‘bana iş verir misiniz’ diyor, sonrasında kadın içini döküyor. Yani bu kadın dertli, bu kadın sadece yoksullukla mücadele etmiyor, kadın yoksulluk şiddeti ile de mücadele ediyor.”

    Kooperatif sayesinde daha çok kadına ulaşmaya çalıştıklarını söyleyen Yalçın, pazar alanı bulamadıklarını,  yaptıkları işlerin değerlendirilmesini istedi.

    “BİZ ÜRETİYORUZ, BİZ ÜRETİMDEYİZ”

    “Kooperatifin kurulmasındaki amaç aracıları ortadan kaldırmaktı” diyen Nurcan Yalçın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu atölye kurulduğu zaman gitmediğimiz kapı kalmadı. Sendikalardan hiç bir destek görmedik. Sendikalar da devletten yardım almadığı için onları da anlıyorum. Nerede ucuz ürün varsa oradan talep ediyorlar. Bizim gücümüz 10 tane çanta siparişi gelirse, 10 tane çanta kumaşı alıyoruz. Ama şirketlerin kumaşları yığılı, şirketlerin atölyeleri var. Büyük atölyelerin içerisinde 150-200 kişi çalışıyor ve maaşlı çalışıyor. Çantaları 5 kuruşa dikebiliyor. Ama biz onu burada yapamıyoruz. Biz üretiyoruz, biz üretimdeyiz”

    Altı yıldır kooperatifte çalışan Fatma Ağaoğlu da iş yerinin aile ortamı gibi olduğunu, kooperatiften aldığı parayla ev ekonomisine katkıda bulunduğunu kaydetti.

    Ağaoğlu, daha önce döşeme işinde nakış işinde çalıştığını belirterek, boş zamanını burada değerlendirdiğini söyledi.

    “EV EKONOMİSİNE DESTEK OLUYORUZ”

    Zeytin Dalı Kooperatifi ortaklarından Derya Gümüş  üç arkadaşıyla bu kooperatifte çalıştıklarını söyledi. Gümüş, zor şartlarda birbirlerine destek olduklarını belirterek, “Amacımız kadın dayanışması, kadınların birbirlerine destek vermesi, hem kendi aile ekonomimize, hem de arkadaşlarımızın ekonomisine katkıda bulunmak ve bu zor şartlarda birbirimize destek vermek” dedi.

    Kadınlarla ilgili proje yapmanın zor olduğunu vurgulayan Gümüş, “Çok desteğe ihtiyacımız var. Özellikle pazara ihtiyacımız var. Çünkü üretip üretip bir yere yığmakta bir şey ifade etmiyor. Kadınları bu konuda bilinçlendirmek gerekiyor. Pazar bizim için çok önemli. Bu yüzden de destek alarak kendi çabalarımızla ayakta duruyoruz, kendi öz sermayemizle” dedi.

    “PAZARDA SIKINTI YAŞIYORUZ”

    Hülya Ülger de Zeytin Dalı Kooperatifi’nin ortaklarından.Ülger de amaçlarının kadınlara destek vermek ve ev ekonomilerine katkıda bulunmak olduğunu söyledi.

    Üretimde çok iyi olduklarını söyleyen Ülger, pazarlamada sıkıntı yaşadıklarını belirterek tüketiciye ulaşmanın zor olduğunu dile getirdi.

    “BİRBİRİMİZE DESTEK OLUYORUZ”

    Bahtiyar Atakay da kooperatifte üç yıldan bu yana çalıştığını kaydetti. Daha önce dikiş dikmeyi bilmediğini söyleyen Atakay, şöyle devam etti:

    “İğneyi, tığı elime almayan bir insandım. Daha sonra bu tarz şeylere meyilim olduğu için bir şekilde buraya adımımı attım. Ve çok sevdim burayı, birçok şeyler meşgul oluyorum. Yeni yeni şeyler öğreniyorum. 2 tane çocuğum var onların eğilimine katkıda bulunmak ve evde oturmamak adına bir sosyal faaliyetim olsun bu tarz şeyleri bilen insanlardan öğreneyim diye buraya geldim.

    Bana burada ablalık, öğretmenlik yaptılar. Daha sonra da Tuzluçayır civarındaki ikincisi olan eğitim ve öğretim atölyemizi açtık. İlk olarak kültür mantarıyla başlayarak eğitimimizi aldık. Şimdiki hedefimizde daha büyük bir alanda mantar yetiştirmek, sonrasında da organik tarıma el atmak. Birlikten kuvvet doğar diye birbirimize daha da destek vererek ilerleyeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • ‘Erkek işidir yapamaz’ algısını yıktı; ölü ağaca ses veriyor-VİDEO

    ‘Erkek işidir yapamaz’ algısını yıktı; ölü ağaca ses veriyor-VİDEO

    PİRHA- Ataerkilliğin ve toplumsal cinsiyetçiliğin yaşamın tüm alanlarındaki zorluklarına rağmen üretim alanında algıları yıkan Senem Arın, bir ilk olarak saz atölyesinde bağlama üretimine katılıyor. Arın, “Bağlamayı yapıp birine verdiğimde benden bir parça koparmış gibi hissediyorum” diyor. Arın’a göre, kadının ölü olarak görülen ağaca ses vermesi, can vermesi çok daha güzel.

    Kadının üretim alanında ‘erkek işidir yapamaz’ algısını yıkması hikayesinin belki de hiç bilinmeyenine bir ilk olarak Senem Arın’da rastlıyoruz. Bağlama üretimi. Adıyaman’da okuduğu dönemde parmakları kopan bir saz ustası ile tanışması ile bağlamaya ilgisi gelişen Senem Arın, bununla birlikte İzmir’de üniversitedeki hocasının desteği ile bağlama yapımına başlamaya karar veriyor.

    Ege Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Çalgı-Yapım bölümünde hala öğrenimine devam eden ve hafta sonunu atölyede bağlama üretiminde geçiren Senem Arın birçok kişinin kendisini gördüğünde şaşırdığını ama çok iyi tepkiler aldığını dile getiriyor. Ölü olarak görülen ağaca kadının can vermesinin, ses vermesinin çok daha güzel olduğunu söyleyen Senem Arın, istendiği takdirde kadın yapamaz algısının yıkılacağını da belirtiyor.

    “PARMAKLARI KOPAN BİR BAĞLAMA USTASI BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

    “Aileden gelen ve Alevilik öğretisinin bize sunduğu bağlama ile birlikte yapımını yakından gördükçe zamanla bende bu duygular oluştu” diyen Sinem Arın kısa bir dönem okumak için gittiği Adıyaman’da tanıştığı ve parmaklarını kaybeden bağlama ustası ile bu isteğinin daha çok arttığını belirterek şöyle konuştu:

    “3 yıl önce hocam aracılığıyla çalgı yapım bölümünü tanıdım. Aileden gelen ve Alevilik öğretisinin bize sunduğu bağlama ile birlikte yapımını yakından gördükçe zamanla bende bu duygular oluştu. Adıyaman’da bir dönem okumuştum. Orada okuduğum dönem yaşlı bir bağlama ustası vardı. O daha çok şekillendirdi beni. Zamanında marangozluk yaptığında parmaklarını kaybetmişti. Daha sonra bağlama ustalığına başlamıştı. Bunu gördükten sonra bu istek bende daha çok büyüdü. İzmir’de de hocamın desteği ile üniversiteye hazırlandım. 2015 yılında okula girdim. Hocamın öğrettikleri ile devam ettik ve atölyesinde saz yapımına başladık. 2015 yılından beri sürekli gelip gidiyorum atölyeye.”

    “KADININ ÖLÜ GÖRÜLEN AĞACA SES VERMESİ, CAN VERMESİ ÇOK DAHA GÜZEL”

    “Ben bağlamayı yapıp birine verdiğimde benden bir parça koparmış gibi hissediyorum” diye konuşan Arın asıl, kadının ölü olarak görülen ağaca ses vermesinin, can vermesinin çok daha güzel olduğunu ve istendiği takdirde her şeyin başarılacağını belirterek şunları vurguladı:

    “Bir kadının bu işi yapması insanlar tarafından farklı görünüyor. Çok hoş bir durum. İnsanlığın oluşumunun temelinde kadın yatıyor. Kadının bağlamaya can vermesi, ses vermesi çok güzel ve ben böyle hissediyorum. Ben bunu her zaman iki şeye benzetiyorum. Biri Alevilikteki Hak inancı. Alevilikte Haktan ne kadar korkarsan ondan o kadar uzaklaşırsın derler. Ne kadar yakın olur isen de o kadar hissedersin. Bağlama yaparken de ne kadar korkarsan o kadar uzaklaşıyorsun. İkincisi ise evli olmayan bir kadın için anne olursan anlarsın denir. Ben bağlamayı yapıp birine verdiğimde benden bir parça koparmış gibi hissediyorum. Onu bir nevi anladığımı düşünüyorum. Olumsuz hiç tepki almadım. İnsanlara söylediğim zaman ilk bir iki dakika şaşırıyorlardı. Bu şaşkınlıktan sonra takdir ediyorlar. İnsanların genel olarak kadın bunu yapamaz algısını yıktığımda verdikleri tepkiler çok güzel. Kadının yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını düşünüyorum. İstedikten sonra oluyor. O erk zihniyeti yıkmak gerekiyor. Bu işe de devam etmek istiyorum. Bunun içinde pişmek gerektiğini düşünüyorum.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR