Etiket: kadın platformu

  • Ankara’da kadınlar sokaktaydı: Hükümet istifa -VİDEO

    Ankara’da kadınlar sokaktaydı: Hükümet istifa -VİDEO

    PİRHA- Ankara Kadın Platformu ve 17’nci Feminist Gece Yürüyüşü’nün çağrısıyla Sakarya Caddesi’nde toplanan yüzlerce kadın Feminist Gece Yürüyüşü gerçekleştirdi. Kadınlar sık sık ‘Hükümet istifa’ sloganı attı.

    Ankara’da kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ‘İsyanımız yasımızı aşıyor, kadın dayanışması yaşatıyor’ sloganıyla eylem yaptı.

    Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen yüzlerce kadın ‘Hükümet istifa’, ‘Kadın yaşam özgürlük’, ‘Kadın devrimi ile yıkılacaksınız’, ‘Kadınlar savaş istemiyor’, ‘Kader değil cinayet’, ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’, ‘Kokmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz’ sloganları attı. Eyleme HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

    Kadınlar, Sakarya Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş yapmak istedi ancak polis izin vermedi. Yapılan müzakerelerin ardından kadınlar Sakarya Caddesi’nde yürüyüşlerini yaparak açıklamalarını okudular.

    Kadınlar açıklama okunurken yaşanan depremlerde hayatını kaybedenler için mumlar yaktı.

    “ÖFKEMİZLE, İSYANIMIZLA, YÜREĞİMİZDE TAŞIDIĞIMIZ YASIMIZLA SOKAKLARDAYIZ”

    Ankara Kadın Platformu’nun ve 17’nci Feminist Gece Yürüyüşü’nün yaptığı ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu yıl heyecanımızla, coşkumuzla değil ama öfkemizle, isyanımızla, yüreğimizde taşıdığımız yasımızla ve her şeye rağmen kaybolmayan umudumuzla tekrar sokaklardayız.

    6 Şubat gecesi önce 7,7 şiddetinde ve aynı gün 7,6 şiddetinde başka bir depremle Suriye’de ve Türkiye’nin 11 ilinde on binlerce insan yaşamını yitirdi, yüz binlercesi göçük altında kaldı. Saray rejimi, arama-kurtarma çalışmalarında son derece kritik olan ilk 36 saatte harekete geçmeyerek, on binlerce insanın ihmal yüzünden hayatını kaybetmesine neden oldu. Suriye’deki sınır kapılarını kapatarak on binlerce insanı ölüme sürükledi, Suriyeli kadınlar, kız çocukları ve LGBTİ+’larla dayanışmamızı engellemeye çalıştı. Yüz binlerce insan eşini, çocuğunu, sevdiklerini, evini, köyünü, şehrini kaybetti. Devlet, bilim insanlarının uyarılarını dinlemediği gibi, kendi kurumlarının hazırladığı raporları da görmezden gelmeyi seçti, politik bir tercihle, yaşamdan ve yaşatmaktan yana bir tavır almadı. İşte bu yüzden devletin, patriyarkal kapitalizmin olmasına göz yumduğu bir felaketi yaşıyoruz. Bizler yönetenlerin, sermayenin çıkarları ve hırsları uğruna öldürülüyoruz. Ancak bilinsin ki yine bizler erkek egemen devletin bize dayattığı karanlığı dayanışmayla aydınlatacak eşit, özgür ve güvenceli bir yaşamı birbirine kenetlenen ellerimizde yeniden filizlendireceğiz.

    “HESABINI SORACAĞIZ”

    İktidar, insan yaşamının söz konusu olduğu böyle bir süreçte bile, ötekileştiren, kutuplaştıran bir dille, tekçi politikalarda ısrar ederek, dayanışmayı örgütleyenleri kriminalize ederek engeller yarattı. Yetmedi, dayanışmayı büyütenlere kayyum atayarak yok edebileceğini sandı. Biz kadınlar, unutmayacağız. Depremi katliama ve büyük bir yıkıma dönüştürenlerden hesap soracağız. Şehirler, köyler, kasabalar, başımıza yıkılırken, bu felaketten en çok kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar ve mülteciler zarar gördü. Her fırsatta LGBTİ+ları hedef göstererek nefreti ve cinsiyetçiliği körükleyenlerin, deprem bölgelerinde de aynı tekçi, ayrımcı anlayışta ısrar ederek tüm topluma kapsayıcı bir şekilde hizmet etmeyeceğini biliyoruz.

    “GÜNDEM DEĞİŞİYOR KATİLLER DEĞİŞMİYOR”

    En temel insan haklarından olan barınma hakkından yoksun bırakılan, deprem alanında dahi ayrımcılığa maruz bırakılan kadınlar, hijyenik olmayan, insanlık dışı koşullarda evde kendisine dayatılan bakım emeğinin kat kat fazlasını çadırlarda vererek, yaşamlarını sürdürmeye ve hayatta kalmaya çalışıyor. Tuvaleti ve banyosu olmayan yerlerde sağlıktan söz edilebilir mi? Kadınlar, açık alanda, güvenlikten yoksun bir ortamda, ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılıyor. Yardım dağıtımı esnasında taleplerini erkeklere söylemek zorunda bırakılıyor, ya da dile getiremedikleri için, ihtiyaçlarına ulaşamıyor. Gündem değişiyor ama katiller değişmiyor. Sadece yıkıma uğramış kentlerde değil, bu coğrafyanın her yerinde erkek şiddeti, gücünü egemenlerden alarak, artarak devam ediyor. Cezasızlık kol gezmeye, adaletsizlik sürmeye devam ediyor. Kadınlar için mevcut durumda son derece yetersiz olan sığınaklar ve şiddet önleme mekanizmaları deprem gerekçesiyle devletin tamamen gündeminden çıkmış durumda.

    “DEPREM BÖLGESİNDEKİ KADINLARLA DAYANIŞMAMIZ SÜRECEK”

    Yalnız kadınlar, LGBTİ+lar ve mülteci kadınlar ev ve sığınak bulamadıkları için daha fazla şiddete ve yaşam hakkı gaspına maruz bırakılıyor, sokaklarda can veriyor. Kadınlar deprem bölgesinde de göç edilen yerlerde de boşandıkları, şiddet gördükleri erkeklerle aynı yerde kalmak zorunda bırakılıyor, güvencesiz ortamlarda tacizle, erkek şiddetiyle baş başa kalıyor, çocuklara yönelik istismar haberleri gündeme geliyor. Yüzlerce çocuk yine devlet eli ile tarikatların himayesine teslim ediliyor. Bizler acil olarak kadın çadırları kurulmasını, sığınaklar ve şiddetle mücadele mekanizmalarının işlevsel hale gelmesini talep ediyoruz.

    “SOKAKLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Biz kadınlar, başta yaşam hakkımız olmak üzere mücadelemizle elde ettiğimiz özgürlüklerimizi, anayasal güvencelerimizi devletin rant ve kadın düşmanı politikalarına, kürtajı yasaklayan, kadınların kendi bedenleriyle ilgili kararlarını yok sayan kadın bedenine yönelik saldırılarına karşı savunacağız. Patriarkal ve tekçi din yorumlarını tüm topluma dayatan Diyanetin Aile Bakanlığı iş birliğiyle sosyal politikalar alanında yetkilendirilmesi kabul etmiyoruz. Kadınların, LGBTİ+ların ve çocukların yaşamını tehdit eden, küflenmiş fetvalarla toplumsal atmosferimizi zehirleyen, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi din ve inanç özgürlüğünü de ihlal eden Diyanete karşı sokaklardayız.

    “ERKEK EGEMEN ZİHNİYETE GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    Patriarkaya ve toplumsal haksızlıklara karşı mücadelesi 25 yıldır kriminalize edilmek istenen Pınar Selek’in beraat kararının yine siyasi bir komplo ile elinden alınmasına karşı 31 Mart günü yapılacak duruşmada Pınar Selek’in yanında olacağımızı da buradan duyuruyoruz. Buradan haykırıyoruz, bize uygulanan her türlü şiddete ve zorbalığa karşı yine dayanışmayı büyütüyoruz. Feminist isyanımızla birlikte tüm gücümüzle o patriarkayı yıkacağımızı yine ve yeniden haykırıyoruz. Erkek devletin, erkek adaletin ve erkek düzenin tüm araçlarını birbirimizden güç alarak, birbirimizi savunarak, gözeterek ve yaşatarak un ufak edeceğiz. Yaşasın Kadın Dayanışması. Yaşasın Feminist Mücadelemiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Antalya Kadın Platformu’ndan 8 Mart açıklaması: Haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    Antalya Kadın Platformu’ndan 8 Mart açıklaması: Haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Antalya Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mitingi gerçekleştirdi. Mitingde taleplerini dile getiren kadınlar; “AKP iktidarı kadın düşmanı politikalarıyla, yüzyılların mücadelesi ile elde ettiğimiz kadın kazanımlarına saldırıyor, haklarımızı gasp ediyor. Kazanılmış haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Antalya Kadın Platformu’nun çağrısıyla Aydın Konza Parkı’nda toplanan kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mitingi gerçekleştirdi.

    Kadınlar, ‘Eşitsizliğe, şiddete, yoksulluğa, savaşa karşı isyandayız!’ ve ‘Kazanılmış haklarımızdan, İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmiyoruz’ pankartları açarken sloganlarla, zılgıtlarla Cumhuriyet Meydanı’na yürüdüler.

    Meydanda toplanan kadınlar, taleplerini dile getiren basın açıklamasını okudular. Ortak oluşturulan basın metninin Türkçe’sini Fatma Şahin, Kürtçe’sini ise Berivan Aydın okudu.

    “YAŞAMLARIMIZI ÇALMAK İSTEYENLERE KARŞI İSYANDAYIZ”

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihini anlatarak sözlerine başlayan Şahin, şunları dile getirdi:

    “8 Mart 1857’de New York’ta 40 bin dokuma işçisi kadının daha iyi çalışma koşulları ve yaşam hakkı için greve çıkmasının ardından polisin kadınları fabrikaya kilitlemesi sonucu çıkan yangında 129 kadın işçinin katledilerek yakılmasıyla fitili ateşlenen 8 Mart kadın mücadelesi dünyanın dört bir köşesinde evde, sokakta, işyerinde devam ediyor. AKP-MHP faşist iktidarının yönetememe krizini başta kadınlar olmak üzere tüm muhalif kesimlere, LGBTİ+’lara, hakları için direnen işçilere, ekoloji mücadelesi yürütenlere, aydın ve gazetecilere, hasta tutsaklara yönelik faşizan baskılarla, gözaltı ve tutuklamalarla sesini çıkaranları sindirmeye çalıştığı bir süreçte 2022 yılının 8 Mart’ını karşılıyoruz. Kadınlar bugün her yerde kazanımlarımızı elimizden almak, yaşamlarımızı çalmak isteyenlere karşı isyanını haykırıyor.”

    “AKP İKTİDARI KADIN DÜŞMANI POLİTİKALAR İZLİYOR”

    2021 yılında 280 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, 217 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulunduğunu aktaran Şahin; “Erkek şiddeti meşrulaştırılarak, kadın katillerine yargı eliyle indirim verilmekte, yaşamak için Öz savunma hakkını kullanan kadınlara en ağır cezalar uygulanmaktadır. İşte bu nedenle diyoruz ki; kadın cinayetlerinin ve kadınlara yönelik saldırıların faili devlettir. Biliyoruz ki, bizim eşit ve özgür bir yaşam mücadelemiz devletin erkek egemen hukukuna ve yasalarına sığmaz. Dünyayı yerinden oynatacak cesaretimiz, eşit ve özgür bir yaşam kurma kararlılığımızla sokakları doldurmaya devam ediyoruz. AKP iktidarı kadın düşmanı politikalarıyla, yüzyılların mücadelesi ile elde ettiğimiz kadın kazanımlarına saldırıyor, haklarımızı gasp ediyor, erkekleri cesaretlendiren cinsiyetçi söylemlerde bulunuyor” şeklinde konuştu.

    “TÜM RENKLERİMİZLE YAN YANA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Kadınların yaşam haklarının erkekler tarafından ellerinden alındığını, AKP’nin adaletsiz yargı sisteminin katilleri, tacizcileri, tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını akladığını kaydeden Şahin, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu da yetmez gibi itaat ve sabır telkincisi Diyanetin fetvalarıyla kadınların hayatlarını kuşatmaya devam ediyor. İktidar toplumu kendi istediği şekilde inşa etmeye çalışıyor. Türk, Sünni, heteroseksüel, beyaz ve erkek kimlikleri dışında kalan herkesi kriminalize etmeye ant içmiş halde, kadınları ve LGBTİ+’ları nefret söylemleriyle hedef gösteriyor, saldırıya uğramalarına, öldürülmelerine göz yumuyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bizler tüm renklerimizle yan yana olmanın coşkusuyla tüm LGBT+ fobik saldırılara karşı birlikte direniyoruz. Cezaevlerinde ağır hasta tutsak kadınlar, çarpıtılan adli raporlarla olumsuz sağlık koşullarında cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Diğer tutsak kadınların çoğu yoksulluktan kantinlerinden yeterli gıda ve temel ihtiyaçlarını alamadıkları gibi anneleriyle birlikte cezaevinde kalan çocuklar eğitimden, dış dünyadaki yaşamdan kopuk sağlıksız büyümekteler. Cezaevi kreşleri çoğaltılmalı ve yaşam koşulları iyileştirilmelidir.”

    “KADINLAR OLARAK BARIŞ İSTİYORUZ”

    Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali ile çıkan savaşa da değinen Şahin, “En çok kadınlar ve çocuklar zarar görürken, Ukraynalı kadın mülteciler üzerinden yapılan cinsiyetçi söylemleri kınıyoruz. Savaş kadınlar için daha çok göç, taciz ve tecavüzdür. Savaş doğanın yıkımıdır. Biz kadınlar barış istiyoruz. Öfkemiz savaşı çıkaran emperyalist güçleredir. Örgütlü mücadele veren kadınlar her alanda devlet şiddetinin hedefi oluyor. Kadınlar, evlerinden gece yarısı operasyonlarıyla veya eylem alanlarında gözaltına alınırken devletin fiziksel ve cinsel şiddetine maruz kalıyor, Neredeyse yaşamımızın her alanına kayyum atayıp, hayatlarımızın ve hayallerimizin ‘iplerini’ elinde tutmaya çalışan faşizmin kadın düşmanı saldırılarına karşı en temel haklarımızı savunurken; tutuklamalarla, ev hapsi ve çıplak arama işkencesiyle karşı karşıya kalıyoruz. AKP iktidarını buradan bir kez daha uyarıyoruz, şüpheli kadın ölümlerinin intihar denilerek örtbas edilmesini, çocuk istismarcılarının ve şüpheli çocuk ölümlerinin, doğaya ve hayvanlara yönelik suçların cezasız bırakılmasını asla kabul etmiyoruz, tüm canlılar için yaşam hakkını savunuyor adalet talebimizi haykırıyoruz. Yaşamın her alanında; ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı direnmeye ve örgütlü mücadelemizi büyütmeye devam ediyoruz!” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasının ardından Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nin kadın korosu Türkçe, Kürtçe, Lazca ve Ermenice türküler söyledi. Miting halaylar, oyunlar ve zılgıtlarla son buldu.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Londra’da yüzlerce kadın erkek şiddetini protesto etti-VİDEO

    Londra’da yüzlerce kadın erkek şiddetini protesto etti-VİDEO

    PİRHA- Londra’da, One Million Women Rise Kadın Hareketi’nin çağrısıyla yüzlerce kadın yürüyüş düzenledi. Eylemde yapılan açıklamada kadınların birlikte mücadele etmesine vurgu yapıldı.

    ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde birçok ülkede olduğu gibi Londra’da da kadınlar alanlardaydı. One Million Women Rise Kadın Hareketi’nin çağrısıyla bir araya gelen yüzlerce kadın yürüyüş düzenledi.

    Londra Kadın Dayanışma Platformu’nda yer alan kadınların da katıldığı eylem, geçen sene pandemiden dolayı iptal edilmişti. Bu yıl pandemi koşullarının rahatlaması nedeniyle birçok kurum ve onlarca kadın katıldı.

    Londra merkezinde toplanan kadınlar, ‘Kendi renginizle, dilinizle, dansınızla ve müziğinizle eyleme omuz verin. Başka kadına uygulanan şiddeti kendinize yapılmış olarak hissedin ve kız kardeşlerinize karşı duyarlı olun’ dediler.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • ‘Özsavunma haktır, cezalandırılamaz!’-VİDEO

    ‘Özsavunma haktır, cezalandırılamaz!’-VİDEO

    PİRHA- Çilem Doğan’ın duruşmasına duyarlılık çağrısı yapan Mersin Kadın Platformu, “Özsavunma cezalandırılamaz” dedi.

    Mersin Kadın Platformu, ‘Çilem Doğan yalnız değildir, öz savunma haktır’ konulu basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Platform adına açıklamayı Nasibe Keskin okudu.

    Kadın cinayetine giden yolda özsavunma uygulayarak hayatta kalmayı başaran Çilem’in yanında olduklarını belirten Nasibe Keskin,  her türlü yardım çağrısına karşılık bulamayan Çilem Doğan’ın yaşayabilmek için özsavunmasını uygulamak zorunda kaldığına dikkat çekti.

    “ÇİLEM DOĞAN HEPİMİZİZ”

    Varolan erkek devlet, erkek yargı kadınları, lgbti+ları katleden erkeklere iyi hal, haksız tahrik indirimi gibi indirimler uygulayıp katilleri ödüllendirirken, yaşamını savunan kadınların özellikle cinsel şiddet ve seks işçiliğine zorlanması beyanlarını kabul etmiyor ve kadınları yaşamlarını savunduğu için cezalandırmaya çalışıldığını vurgulayan Nasibe Keskin, şunları ifade etti:

    “Kadın cinayetlerinden ve yaşamlarımızdan biliyoruz ki kadınlar devlet koruması olmadığı ve toplumsal normlar sabretmeyi, alttan almayı öğütlediği için sabretmeyi deniyor. Sabredilmeye çalışılan o anda ise yaşamsal tehdit, şiddet hiç bitmiyor. Başka çaresi kalmadığı zamanda da kadınlar özsavunmasını uygulamak zorunda bırakılıyor. Bir katil, suçlu aranıyorsa biz o katili söyleyelim! Çilem’in bunca yıl görmüş olduğu şiddetin kaynağı ataerkil sistem ve Çilem’i korumayan erkek devlettir! Aynı şekilde yaşamını savunmak için öz savunma uygulamak zorunda bırakılan ve cezalandırılan kadınlardan, lgbti+lardan ve Çilem’den vazgeçmiyoruz. Çilem Doğan hepimiziz. Özsavunmasını uygulayan kadınlar, lgbti+lar hepimiziz. Ve birbirimizden vazgeçmiyoruz. Özsavunma cezalandırılamaz. Yarın Ankara Yargıtay 1. Ceza mahkemesinde saat 9.30’da Çilem’in duruşması görülecek. Bu akşam saat 21.00’da #çilemdoğanaözgürlük #çilemdoğanaberaat tagıyle tüm kadınları, lgbti+ları Çilem’i, birbirimizi savunmaya çağırıyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Sizler gideceksiniz, biz kalacağız’-VİDEO

    ‘Sizler gideceksiniz, biz kalacağız’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin başlatılan “Yaşam nöbeti” 6’ncı haftasında bir araya gelen kadınlar “Sizler savaşı savunurken, bizler hep barışı savunacağız! Sizler gideceksiniz, bizler kalacağız!” dedi.

    Mersin Kadın Platformu’nun, feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin başlattığı “Yaşam nöbeti” 6’ncı haftasında da devam etti. Yenişehir ilçesindeki Özgecan Aslan Parkı’nda yapılan açıklamayı kadınlar adına Zeynep Kaya okudu.

    “KARANLIĞA VE GELECEKSİZLİĞE KARŞI BURADAYIZ, SOKAKTAYIZ”

    “Bugün de Mersin’de kadınlar ve LGBTİ+ ler hakları ve hayatları için sokakta! Mayıs ayını kadınların ve heteroseksizme karşı duranların mücadelesinin yükseldiği bir ay olarak anıyoruz” diyen Kaya, şunları ifade etti:

    “Şubat 1987’de Çankırı’da bir hakimin ‘…ara sıra kavganın evliliğin tadı tuzu olduğu… Anadolu’da çok dikkatimi çeken bir söz var ‘karının sırtını sopasız karnını sıpasız bırakmamak gerek derler…“ diyerek erkek şiddetini aklamaya çalışması üzerine kadınlar “dayağa karşı kampanya” adı altında büyük bir kampanya düzenliyorlar. Kampanya öyle coşku ile büyüyor ki 17 Mayıs 1987’de İstanbul Yoğurtçu Parkında Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü gerçekleştiriyorlar. Bu kampanya sonra da devam ediyor ve ardından kadınlar şiddet odaklı çalışan kurumlar kuruyor, hukuki ve hak mücadelelerine devam ediyorlar. Yani bizler o günlerden bugünlere bu karanlıkla mücadele ediyoruz. O günler de bugünlere benziyordu. O günlerde de anayasal haklarımız olan şiddetsiz şekilde gösteri ve yürüyüş düzenlemek hakkımız bu kez 12 Eylül Faşist Cuntası tarafından engelleniyordu.  Uzun bir toplumsal sessizliğin ardından ilk sokağa çıkanlar artık şiddete ‘yeter!’ diyen kadınlardı. Mezapotamya’nın İştar’ından, Anadolu’nun Baciyan-ı Rum’undan, Nezihe Muhiddin’den, Zabel Yesayan’dan aldığımız gelenekle, mücadele ve isyanla, bu karanlığı yırtmıştık. Bugün de bütün bu karanlığa ve geleceksizliğe karşı buradayız, sokaktayız. Terketmiyoruz!”

    “SOKAKLARI DA MEYDANLARI DA TERKETMİYORUZ!”

    “İstanbul Sözleşmesini nasıl emek emek kazandıysak öyle de savunacağız. Kadınların ve LGBTİ+ların yaşamları sizin siyasi malzemeleriniz değildir. Aklınızdan bile geçirmeyin!” ifadelerini kullanan Kaya, “Cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadelemiz büyüyerek devam ediyor. Heteroseksizm ve ikili cinsiyet kodları üzerinden kurulan her türlü sömürü sistemine karşı 17 Mayısı Homofobi, Bifobi, Transfobi ve İnterfobi Karşıtlığı Günüydü. Bizler, ataerkinin ezdiği bütün ötekiler, atanmış cinsiyetlere, atanmış ilişkilere, atanmış hayatlara karşı bir bütün olarak buradayız!” diye konuştu.

    “ALIŞIN BURDAYIZ! ÖZGÜRLÜK NEFRETİNİZDEN BÜYÜK!”

    Mersin emniyetinin yazdığı cezalara karşın alanlarda olduklarını ve “ölmek istemiyoruz” dediklerini vurgulayan Kaya, şunları dile getirdi:

    “Bizler bu cezalarla yıldırılmaya çalışılırken ve ona rağmen sokakları terk etmezken Filistin halkı da bitmek bilmeyen İşgalci İsrail ablukası altında direnmeye devam ediyordu. Bizler de burdan hem Filistin’deki direnen kadınlara ve Filistin halkına selam ediyor hem de Rachel Corrie’nin anısıyla dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Rachel’in dediği gibi; zulüm bizdense ben bizden değilim! Ve tekrar hatırlatalım; Sizler savaşı savunurken, bizler hep barışı savunacağız! Sizler mafya babaları ve cemaatlerle küçük hesaplar yaparken bizler dayanışmamızı büyüteceğiz! Sizler iktidar hırsı ile halklara yalan söylerken, bizler yeni capcanlı sınıfsız sömürüsüz bir hayatı öreceğiz! Sizler tarihin karanlık sayfaların gömüleceksiniz, bizler çocuklarımıza bu karanlık günleri ve sizleri daha güzel bir hayatın içinden anlatacağız! Sizler gideceksiniz, bizler kalacağız!

    PİRHA/MERSİN

  • 2020 yılında 300 kadın erkekler tarafından öldürüldü

    2020 yılında 300 kadın erkekler tarafından öldürüldü

    PİRHA-Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2020 yılı raporunu açıkladı. 300 kadının öldürüldüğü belirtilen raporda 171 kadının ise “şüpheli” olarak ölüm kayıtlarına geçirildiği yazıldı.

    Kadın cinayetleri 2020 yılında da artıştaydı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2020 yılı raporuna göre 300 kadın, erkekler tarafından öldürüldü, 171 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

    Platform, yılın son ayında aynı gün içinde Aylin Sözer, Selda Taş, Vesile Dönmez ve Betül Tuğluk’un katledildiğini vurgulayarak şu bilgileri aktardı:

    “Öldürülen 300 kadından 182’sinin neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 22’si ekonomik, 96’sı da boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. 182 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor.”

    “KADINLAR EN ÇOK EŞLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ”

    Raporda 2020 yılında öldürülen 300 kadının 97’sinin evli olduğu erkekler tarafından öldürüldüğüne dikkat çekilirken, 54’ü birlikte olduğu erkek, 38’i tanıdık birisi, 21’i eskiden evli olduğu erkek, 18’i oğlu, 17’si babası, 16’sı akraba, 8’i eskiden birlikte olduğu erkek, 5’i kardeşi, 3’ü tanımadığı şahıslar tarafından öldürüldü. 23 kadının ölümüne sebep olan kişilerin yakınlık durumu ise tespit edilemedi.

    Kadınların 181’i evinde, 48’i sokak ortasında, 15’i işyerinde, 14’ü de arazide, 11’i arabada, 5’i otelde, 4’ü ıssız bir yerde, 1’i odun deposunda, 1’i kuaförde öldürüldü. 20’sinin öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Kadınların % 60’ı evlerinde öldürüldü.

    Kadın cinayetlerinin 170’i ateşli silahlarla, 83’ü kesici aletle, 26’sı boğularak, 10’u darp edilerek, 2’si yakılarak, 1’i kimyasal madde ile 1’i de yüksekten atılarak işlendi.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, 266 KADININ ÖLDÜĞÜNÜ AÇIKLADI

    KCDP, 2020 yılında 300 kadının öldürüldüğünü bildirirken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “6284 Kanun kapsamındaki kadın cinayetlerinde 2019’da maalesef 336, 2020 yılında ise 266 kadın hayatını kaybetti” açıklamasını yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınlar Mersin’den seslendi: 6284’ü ve İstanbul sözleşmesini uygula-VİDEO

    Kadınlar Mersin’den seslendi: 6284’ü ve İstanbul sözleşmesini uygula-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de alanlara çıkan kadınlar, pandemi ve sonrasında normalleşme sürecinde kadınlara dönük şiddette artış olduğunu vurgulayarak, hükümete “İstanbul Sözleşmesi’nin uygulaması çağrısı yaptı.

    Haberin videosu;

    Mersin Kadın Platformu üyesi kadınlar Yenişehir Kent Meydanında bir araya gelerek, açıklam yaptı. Platform adına açıklamayı okuyan Nur Aytemur “Bizler ölmek değil yaşamak istiyoruz” diyerek, şunları dile getirdi:

    “Son yıllarda, gün geçmiyor ki kadınların kazanımlarına saldırılmasın. Yaşam hakkımıza bir saldırı olmasın.  Kadınlar hane içinde her gün en yakınları tarafından şiddete uğruyor, intihara sürükleniyor, katlediliyorlar. Çocuklar her geçen gün rızası dışında evlenmeye zorlanıyor, istismar ediliyor, taciz ve tecavüze maruz bırakılıyorlar. Son üç ayda pandemi koşullarında yapılan “evde kal” çağrıları ile kadınlar, şiddetle  en çok karşı karşıya kaldıkları ev içine dolayısıyla varolan şiddet sarmalına itilmeye devam ediliyor. Bu üç ayda hane içinde şiddet vakaları %30 a yakın artış gösterdi. Bu da tüm bu şiddet ve cinayetlerin kadınların en yakınından geldiğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.

    Biz kadınlar, mevcut yasaların tam uygulanması ve bu şiddetin önlenmesi için mücadele ederken, bir de bu alanda saldırıya uğruyoruz. Bu haklı taleplerimizi dile getirmek, yaşamak istemek ise yine bu kadın düşmanı politikaları üretenlerce suç olarak görülüyor. Ama buradayız ve binlerce kez haykırdığımız gibi bugün de haykıracağız.

    “BİZLER ÖLMEK DEĞİL YAŞAMAK İSTİYORUZ!”

    Türkiye’de pandemi süreci boyunca kadına yönelik şiddetin arttığı gözlediklerini ifade eden Aytemur, sözlerine şöyle devam etti:

    Cezaevinden aldığı izin süresinde eski eşini öldüren erkekleri, yine aynı şekilde katledilen Ceren Özdemir’i hatırlayın. Biz kadınlar virüsten, erkek şiddetinden ve de bu yasanın sonuçlarından ölmek istemiyoruz. Evlilik adı altında hane içinde ücretsiz köle olarak çalışmaya, cinsel şiddete ve ev içi tecavüze, psikolojik şiddet ve yok sayılmaya, itaat etmeye, diyanetle ya da diğer kurumları aracılığıyla çizdikleri “makbul kadın” dizaynına karşı duruyoruz. Kadınların, çocukların, lgbti+ların hayatlarını dizayn etmeye çalışan, ayrımcılığı, nefreti, homofobiyi besleyen Diyanet’in düşmanca söylemlerine karşı duruyoruz. İyi hal ve tahrik indirimlerle, kadınların yaşamını tekrar tekrar tehdit eden infaz yasalarıyla meşrulaştırmaya çalıştığınız suçun bir parçasısınız! 6284 Şiddet yasasını tam olarak uygulayın ve denetleyin! İstanbul sözleşmesini tartışmaya dahi açmıyoruz! İstanbul sözleşmesi bizim hayat güvencemizdir, derhal uygulamaya konmalıdır”

    Son iki haftada Mersin’den ve Türkiye’nin diğer illerinden gelen şiddet/cinayet haberlerini paylaşan Aytemur, “bizler yaşamak için mücadele ediyoruz. Ve yaşamak için bir kez daha sokaklarda, bir kez daha isyandayız. Her seferinde bu son olsun diyoruz, son olmuyor. Neden? Kadın mücadelesi ile kazanılan 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi var. Toplum bu cinayetlere tepki gösteriyor. Bu cinayetlerin durmasına neden engel olmak ve 6284 sayılı yasa, İstanbul Sözleşmesi gibi kadınların yaşam güvencelerini uygulamak zorundasınız. Bizler, bu cinayetlerin sonu gelene kadar burada ve bu davaların takipçisi olacağız. Suç ortaklarını teşhir etmeye ve cezalandırılmaları için her gün isyan etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Hükümet kulaklarını tıkamış ve kadınların seslerini duymuyor’ – VİDEO

    ‘Hükümet kulaklarını tıkamış ve kadınların seslerini duymuyor’ – VİDEO

    PİRHA-Mersin Kadın Platformu üyesi kadınlar pandemi sürecinde yetkililerin açıklamalarının aksine kadına ve çocuğa yönelik şiddetin arttığına dikkat çekerek, kadınlar olarak mücadeleyi büyütüp kadın katliamına dur diyeceklerini ifade etti.

    Haberin Videosu

    Koronavirüs salgınının kadınlara yansımasını Mersin Kadın Platformu üyelerine sorduk.

    “KADIN DAYANIŞMASI BİZİ İLERİYE GÖTÜRECEKTİR”

    Mersin Kadın Platformu üyesi Zeynep Kaya Çavuş, pandemi sürecinden bu yana kadın cinayetlerindeki artışın kadınların canını yaktığını ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “Pandemiden önce kadınlar hem kadın cinayetlerine karşı hem de mecliste geçirilmek istenen yasalara karşı sokaktaydı. Evde kalmayla birlikte kadınlar daha fazla şiddet görmeye başladı ve evde kalmanın kadını ölüme mahkum etme olduğunu ne yazık ki yaşanan ölümlerle gördük. Kadın mücadelesi yürütenlerin sokağa çıkacak gücü var. Biliyoruz ki kadın dayanışması bizi ileriye götürecektir. Sorunu ortadan kaldırıcı kalıcı çözüm üretmek ve İstanbul Sözleşmesini her alanda dile getirmemiz gerekiyor.”

    Son zamanlarda cezaevlerindeki süreçler ve seçilmişlerin tutuklanması gibi uygulamalar kadın mücadelesine zarar vermenin başka bir yolu olduğunu belirten Kaya Çavuş, “Bu cezalandırma politikası bizleri mücadelemizden geri düşürmeyecek, daha da çok hırslandıracaktır. Bütün illerdeki kadın platformları sesini yükseltmek için birlikte çalışmalarını yapıyor. Meclis’te de kadınların istemediği hiçbir yasa geçmeyecektir” dedi.

    “‘#ERKEKLERYERİNİBİLSİN” AKIMI KADININ BİRÇOK ALANDA YAŞADIĞI AYRIMCILIĞI VE ŞİDDETİ DAHA FAZLA GÖRÜNÜR KILDI”

    Mersin Kadın Platformu üyesi Ayşegül Göçmen de, pandemi sürecinde ev içi şiddetin arttığını söyleyerek, şunları dile getirdi:

    “Aynı zamanda pandemi bahane edilerek cezaevinden çıkartılan erkeklerin, çıktığı ilk andan itibaren kadınlara tehdit, taciz, tecavüz, ölüm gibi birçok tehlike arz ettiği -ki çocuklara da aynı şekilde- bilinen bir gerçek. Birçok çalışmaya yayınlandı bu süreçte. Örneğin kadın akademisyenlerin çalışmalarında azalmalar görüldüğü, kadınların kürtaj olma gibi çok insan hakları ulaşmakta zorluk yaşadıkları ortaya çıktı. İçişleri Bakanlığı’nın verilerinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kadınlar aradığı birçok yerden dönüş alamıyor. Kadın platformları olarak pandeminin başlangıcında komisyonların kurulmasını, infaz yasasıyla çıkan erkeklerin kontrol altında tutulması gibi bir dizi öneride bulunduk. Ancak yerini bulmadı. Hem pandemi sürecinde hem de normalleşme döneminin ilk günlerinde de gördüğümüz gibi kadına yönelik şiddet arttı.”

    Sosyal medya üzerinden başlatılan ve yoğun bir ilgiyle karşılaşan “#erkekleryerinibilsin” akımına dairde değerlendirme yapan Göçmen, “Biz ne yazık ki devletin yapması gereken birçok şeyi sosyal medyada döngüleri toplayarak, tepkileri büyüterek daha sonra ise resmi kurumları harekete geçirerek bir şekilde adaleti sağlamaya çalışıyoruz. O yüzden “#erkekleryerinibilsin” akımı kadının birçok alanda yaşadığı ayrımcılığı ve şiddeti daha fazla görünür kıldı. İstiyoruz ki orada ortaya çıkan farkındalığı gerçek yaşamlarımıza yedirebilmek” olduğunu vurguladı.

    “HÜKÜMET KULAKLARINI TIKAMIŞ VE BU SESLERİ DUYMUYOR”

    Mersin Kadın Platformu üyesi Filiz Çelebi ise, mevcut iktidarın, kadına yönelik şiddette azalma olduğunu ve bunu da kendi başarısı olarak göstermeye çalışacağını belirterek, şunları aktardı:

    “İktidarın söylediğini tam tersi bir süreç yaşanıyor. Kadına yönelik şiddette artış var, ama müracaat yok. Çünkü o döneminde kadından nereye müracaat kanallarına ulaşmakta zorluk çekiyor. Pandemiden öncede, pandemi sürecinde de, normalleşme döneminde de “ölmek istemiyoruz” diye haykırdılar. Ancak hükümet kulaklarını tıkamış ve bu sesleri duymuyor. Kadın örgütleri olarak daha çok yerel yönetimlere baskı uygulamalıyız. Kadınların bir sorun yaşadığında birebir yanında olacak, ihtiyaçlarını karşılayacak bir yapılanmanın yerel yönetimlerde güçlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda kadın sığınma evlerinin arttırılarak, koşulların düzeltilmesine ihtiyaç var. Bizler bu baskıyı oluşturursak sonuç alabiliriz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Tüm kadınlar için erkek adalet değil, gerçek adalet!’

    ‘Tüm kadınlar için erkek adalet değil, gerçek adalet!’

    PİRHA- Mersin Adliyesi’nde geçtiğimiz yıl boşandığı erkek tarafından katledilen Kübra Aşkın’ın duruşması görüldü. Duruşma sonrası açıklama yapan Mersin Kadın Platformu üyeleri “erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz” dedi.

    14 Şubat 2019 tarihinde boşandığı erkek tarafından katledilen Kübra Aşkın’ın duruşması Mersin Adliyesi’nde görüldü.

    “ADALETİN SAĞLANMASI İÇİN KADIN DAYANIŞMASINI BÜYÜTECEĞİZ”

    Adliye çıkışında Mersin Kadın Platformu adına açıklama yapan Çiğdem Serin, Kübra öğretmen için adalet talebini yükseltmek üzere bir araya geldiklerini belirterek şunları ifade etti:

    “Herkesin bildiği üzere Kübra Aşkın geçen yıl 14 Şubat’ta boşandığı erkek tarafından katledilmişti. Kübra maalesef eş ya da eski eş tarafından öldürülen kadınların sonuncusu olmadı. Çünkü aileyi korumak adına kadını yok sayan politikalar her gün kadınların hayatına mal oluyor. Kadın cinayeti davaları, erkeğin ceza indirimi için adeta kadının masumiyetinin yargılandığı bir hale dönüşüyor. Kadınların yaşam hakkının elinden alınmasına sebep arayan bu anlayış, kadınları erkeğin mülkü olarak gören, eşitliği reddeden, kadını yok sayan erkek egemen anlayıştır.”

    Erkeklere haksız tahrik indirimi uygulayan erkek yargı da bu sistemin uygulayıcısıdır. Bugün buradayız, çünkü katil erkeğin erkek yargıya sığınarak cinayetinin üstünü “aşk” ile örtmesine izin vermiyoruz. Bugün buradayız çünkü erkek adaletin, erkeklere uygulayacağı indirim için katledilen kadınları kendi makbul kadın normlarına göre yargılamasına tahammülümüz yok. Bugün buradayız çünkü bu davalarda uygulanan indirimlerin erkekleri cesaretlendirdiğini biliyoruz ve bu cesaretin bizlerin yaşamına mal olduğunu biliyoruz. Bizler ölmek değil yaşamak istiyoruz.”

    Kübra Aşkın ve tüm kadınlar için erkek adalet değil, gerçek adalet istediklerini belirten Serin “Bu dava sonuçlanana kadar sürecin takipçisi olacağız, gerçek adaletin sağlanması için kadın dayanışmasını büyüteceğiz” dedi.

    Dava 24 Mart tarihine ertelendi.

    PİRHA/MERSİN

  • KESK’li kadınlar: Kadın ve Eşitlik Bakanlığı kurulmalı-VİDEO

    KESK’li kadınlar: Kadın ve Eşitlik Bakanlığı kurulmalı-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da KESK Şubeler Platformu üyesi kadınlar yaptıkları açıklamada, kadına yönelik şiddetin arttığını belirterek, kadınlarla birlikte politika üretecek, üretilen politikaların sağlıklı olarak uygulanırlığını denetleyecek Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulmasını istediler. 

    KESK Şubeler Kadın Platformu üyesi kadınlar, Ankara Eğitim-Sen 2 No’lu Şube’de basın toplantısı yaptılar. Basın metnini Kadın Platformu adına Eğitim-Sen Ankara 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Canan Çalağan okudu.

    Türkiye’de cinsiyet ayrımcılığından dolayı kadınlara yönelik şiddetin arttığını ve kadınların eğitim, sağlık, ulaşım gibi kamusal hizmetlerden yeterince yararlanmadığını kaydeden Çalağan, yargı kararlarının da yeni failler yarattığını belirterek şunları söyledi:

    “Cezasızlık politikası yeni kadın katliamlarına davetiye çıkarmakta ve kadınların yaşam hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Tüm bunlara rağmen İstanbul sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa’nın gereklilikleri yerine getirilmediği gibi kolluk ve yargının failleri kollayan uygulamaları, bizzat devlet politikası haline getirilmektedir. Savaştan dolayı topraklarını terk etmek zorunda kalan binlerce kadın, gittikleri yerlerde sistematik şiddetin birincil hedefi olmakta, katmerli emek sömürüsüne maruz kalmaktadır.”

    “Türkiye’de kadın istihdamı erkek istihdamına oranla çok düşüktür” diyen Çalağan, yaşanan ekonomik krizle birlikte kadın yoksulluğunun ve işsizliğinin arttığını belirtti. Çalağan, çalışan kadınların büyük bir kısmının mobbing ve ayrımcılığa maruz kaldığını ve karar verme mekanizmalarında yok sayıldığına dikkat çekti.

    Toplumda kadınlardan gelen taleplerin politikasını oluşturan ve bunu devlet politikasına dönüşmesini sağlayacak resmi mekanizmaların kurulması gerektiğini söyleyen Canan Çalağan, siyasi iktidar tarafından uygulanan politikaların cinsler arası eşitsizliği derinleştirdiğini kaydetti.

    “CİNSİYETLER ARASINDA EŞİTLİĞİN SAĞLANMASI İÇİN POLİTİKALAR ÜRETİLMELİ”

    Çalağan, kadın sorunlarının çözümüne yönelik atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

    • Cinsiyetler arasında eşitliğin, hak ve olanaklar eşitliğinin sağlanması ve geliştirilmesi yönünde politikalar üretilmesini sağlayacak,
    • Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkının korunmasına, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü şiddetin ve istismarın önlenmesine yönelik ve bunlara karşı mücadeleyi mümkün kılacak politikalar üretecek,
    • Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal alanda karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele eden, kadınlara insana yaraşır ücret ve güvenceli istihdam olanaklarını sağlayacak,
    • Toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan bütçeler oluşturacak,
    • Kadınların talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda, kadınlarla birlikte politika üretecek, üretilen politikaların sağlıklı olarak uygulanırlığını denetleyecek Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulmalıdır.

    Canan Çalağan son olarak, tüm kadınların taleplerinin gerçekleşmesi için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    PİRHA/ANKARA

  • 8 Mart’ın startı Dersim’de verildi: Gülistan Doku nerede?-VİDEO

    8 Mart’ın startı Dersim’de verildi: Gülistan Doku nerede?-VİDEO

    PİRHA – 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü programının startı Dersim’de verildi. Dersim Kadın Platformu çağrısıyla Gülistan Doku’nun son görüldüğü mevkide bir araya gelen kadınlar, 8 Mart’ın Gülistan nezdinde kaybolan ve kaybettirilen kadınlara adandığını kaydetti. 

    Dersim Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında yapacakları etkinliklerin startını 54 gündür kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun arama çalışmalarının yapıldığı Dinar Köprüsünde yerde verildi.

    Açıklamaya Gülistan Doku’nun ailesi, Halkların Demokratik Partisi Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Dersim Dağ, Züleyha Gülüm, Dilşat Canbaz Kaya, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Temsilcileri, Rosa Kadın Derneği, Munzur Üniversitesi öğrencileri, bölge kentlerinden kadın örgütleri ve kurumları katıldı.

    “Gülistan Doku Nerede?” pankartının açıldığı açıklamada “ “Hepimiz birer Gülistan’ız”, “Anaların feryadı mezarınız olacak” sloganları atıldı.

    AYGÜL DOKU: KARDEŞİMİN HAKKINI HERKESTEN ALACAĞIM

    Açıklamada konuşan Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, kız kardeşinin kaç gündür bulunamadığını, her hangi bir gelişme yaşanmadığını söyledi. Kız kardeşinin bulunması için elinden geleni yapacağını dile getiren Aygül, arama çalışmalarının sonuçsuz kaldığını belirtti. Kardeşinin barajda olmadığını söyleyen Aygül, Zainal Abarokov’un üvey babası emekli polis Engin Yücer’e seslenerek, “Ben kız kardeşimin hakkını herkesten alacağım. Engin Yücer sanmasın bu durumun peşini bırakacağımı. Siz bir anneye ‘kızım ölüde olsa bulunsun, en azından toprağına sarılayım’ dedirttiniz. Ben Gülistan’ı bulana kadar Dersim’den ayrılmayacağım. Herkes bunu bilsin” dedi.

    “GÜLİSTAN, KADINLARI SIKIŞTIRMAYA ÇALIŞTIKLARI CENDERENİN SEMBOLÜDÜR”

    Platform adına açıklama yapan Duygu Kurban, Kadınların karşı karşıya kaldığı bu topyekûn saldırı tüm dünyada ve aynı zamanda Dersim’de artarak devam ettiğini söyledi. Kadınların emeği, bedeni, kimliği için sürdürdüğü mücadelede her gün yeni bir engelle karşılaştıklarını dile getiren Kurban, Gülistan Doku’nun kaybolması kadınları sıkıştırmaya çalıştıkları bu cenderenin adeta sembolü olduğunu belirtti.

    “Gülistan Doku nerede?” diye soran Kurban, şöyle devam etti:

    “Tekrar söz veriyoruz. Gülistan bulunmadan bu işin peşini bırakmayacağız. Dersim’de ve Türkiye’de kadınlar, kız kardeşimiz Gülistan’ın akıbetini sormaktan vazgeçmesin. Bizler biliyoruz ki hak kazanılan bir şeydir ve hakkın kullanımı ancak mücadeleyle mümkündür. Bu yüzden bizler gücümüzü birleşerek açığa çıkaralım. Gülistan Doku isminde simgeleşmiş bu cendereyi parçalayalım, nefes alabileceğimiz bir ülkeyi kendimiz yaratalım” şeklinde konuştu.

    “GÜCÜMÜZÜ MÜCADELEMİZDEN ALIYORUZ”

    Gülistan’ın kaybolduğu, her gün sokaklarda kadınların tacize maruz kaldığını, tecavüz sanıklarının aklanmaya çalışıldığını söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Cinsiyetçi savunmaların yapıldığı, bu ülkenin en yetkili ağızlarının kadınlara dair fetva yayınladığı bir süreçten geçiyoruz. Yurttaşını koruması, kadına karşı şiddeti, tacizi, tecavüzü engellemesi gereken devletin aslında zihniyeti açıkça görünüyor. Kadına itaat etmesi gerektiği söyleniyor. Şuandaki hükümetin, AKP zihniyetinin bu küçük bir yansımasıdır. Böyle bir zihniyet var. Biz kadınlar buna karşı her gün sokaklarda mücadele ediyoruz. Anayasal hakların, 6284 sayılı kanunun, İstanbul sözleşmesinin uygulanması gerekiyor, uygulayacaksınız. Bu toplumun ülkenin yarısıyız. Devlet aygıtlarının kanunlara uymasını bekliyoruz. Biz gücümüzü mücadelemizden alıyoruz. Bir şekilde faili meçhul kalmasına razı olmadığınızı Gülistan Doku’yu bulana kadar takipçisi olacağız” dedi.

    Eylem, ‘Jin jiyan azadi, Gülistan Doku nerede?, kadın cinayetleri politiktir, hepimiz birer Gülistan’ız, Evin Tankaş unutulmadı’ sloganları, alkış ve zılgıtlarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara Kadın Platformu: Tecavüzcü Hasan Bilgili tutuklansın-VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: Tecavüzcü Hasan Bilgili tutuklansın-VİDEO

    PİRHA- Ankara Kadın Platformu, Hasan Bilgili’nin 26 Şubat’ta yargılanacağı davaya katılım çağrısı yaptı. Platform, “Tecavüzcülerin, katillerin ve koruyucularının ancak kadın dayanışması ve mücadelesi ile alt edilebileceğinin farkında olarak mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    Haberin videosu

    Ankara Kadın platformu Ankara Mülkiyeliler Birliğinde “Hasan Bilgili Tecavüzcüdür Tutuklansın” başlıklı basın açıklaması yaptı.

    Kadın Platformu adına açıklamayı okuyan Esma Çağlak “Erkek egemenliğin dayattığı itaat kültüründen ve yaptırımlarından korkmuyoruz” diyerek şunları belirtti:

    “Bugün Hasan Bilgili olarak karşımıza çıkan zihniyet yüzyıllardır kadın emeği ve kadın bedeninin sömürüsü ile beslenen erkek egemen sistemin ta kendisidir. Kadınların bedenlerini ve emeklerini savunmaları, uğradıkları taciz, tecavüz ve şiddet sonucu beklenenin aksine susmadan korkmadan isyanı kuşanmaları sistemi rahatsız etmekte, nereden saldıracaklarını bilememektedirler. Bunun bir örneğini de yine Tecavüzcü Profesör Hasan Bilgili davasında yaşıyoruz. Hasan Bilgilinin tacizine uğramış ve susmamayı seçmiş kadın arkadaşlarımız tehdit edilmekte, kadın örgütleri şikâyet edilmekte, sosyal medya üzerinden saldırılmakta, kadınlara ve basın mensuplarına soruşturmalar açılmaktadır.

    “Tüm kadınları 26 Şubat Çarşamba günü Ankara Adliyesi bahçesini mücadelemizle doldurmaya, “Tecavüzü Hasan Bilgili, Tecavüzcü Serkan Durmaz ve işbirlikçi Hüseyin Şenyurt Tutuklansın!” demeye çağırıyoruz” diyen Esma Çağlak, “Kaybettiğimiz kadın arkadaşlarımızın, maruz bırakıldığımız taciz ve tecavüzlerin öfkesiyle bir kişi daha eksilmemek için mücadele etmekten geri durmayacağız. Tecavüzcülerin, katillerin ve koruyucularının ancak kadın dayanışması ve mücadelesi ile alt edilebileceğinin farkında olarak devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Lösemi hastası Çiğdem Akbaba için kan bağışı kampanyası başlatıldı-VİDEO

    Lösemi hastası Çiğdem Akbaba için kan bağışı kampanyası başlatıldı-VİDEO

    PİRHA – Lösemi hastası kadın hakları aktivisti Sosyolog Çiğdem Akbaba için bugün Mersin’de kan bağışı için çadır kuruldu. Çadır önünde yapılan açıklamada, “Çiğdem adı altında yapıyoruz ama sadece Çiğdem için değil, binlerce Çiğdemimiz var. Umut olmak için buradayız. Herkesi de cana can olmaya bekliyoruz” denildi.

    Haberin videosu

    Mersin’de insan ve kadın hakları alanında çalışma yürüten Sosyolog Çiğdem Akbaba’ya kan kanseri (lösemi) tanısı konuldu ve hastalığın son evresinde olduğu, acil ilik naklinin yapılması gerekiyor.

    Mersin’de Aysel Demir Kılavuz ve Sacide Yurt Çiçek, ilik nakli bekleyen Çiğdem Akbaba ve diğer tüm hastalar için 3 gün sürecek bir kan bağışı kampanyası başlattı. Kampanyaya Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan ve Dersimliler Dernek Başkanı Hasan Tanrıkut’unda bulunduğu demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar da destek verdi.

    “KIZILAY ÜÇ GÜN İÇİN KAMPANYAYA İZİN VERDİ”

    Çiğdem Akbaba’nın lösemi hastası olduğunu ve artık kritik aşamaya geldiğini belirten Aysel Demir Kılavuz, “Kök hücre nakline ihtiyacı var. Diğer hastalar için de buradayız. Birisine can olmak için buradayız. Türkiye’de bir bilinçsizlik var. Bugün Çiğdem yarın biz olabiliriz. Kendimizin ya da yakınımızın başına gelince değil, bir insan olarak kan bağışında bulunmak lazım. Kızılay 3 gün için kampanyamıza izin verdi. Ama sadece bu 3 günde değil, her gün kan verme çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    Sacide Yurt Çiçek de,  “Bizim amacımız canları kurtarmak. Çiğdem adı altında yapıyoruz ama sadece Çiğdem için değil. Binlerce Çiğdemimiz var. Umut olmak için buradayız. Kızılay ile görüştük. 18, 19, 20 Şubat günlerini uygun gördüler. Mersin’de gitmediğimiz yer kalmadı. Kamuoyu oluşturduk. İnşallah bir sonuç bekliyoruz, birinden biri tutar. Umudumuz Çiğdem gibi insanlara can olmak” ifadelerini kullandı.

    “HALKIN İLGİSİ YETERLİ DEĞİL”

    Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan da Çiğdem Akbaba için başlatılan kampanyaya destek verdi. Tarhan, “Mezitli Belediyesi olarak en çok önem verdiğimiz konuların başında gönüllülük geliyor. Gönüllülük, kurumların önüne geçmiş durumda. Burada da bunun örneğini görüyoruz. Halkın ilgisi yeterli mi dersek, yeterli değil. AVM’de vitrinleri gezenlerin yüzde 10’u gelse büyük bir iş başarmış oluruz. Biz belediye olarak kan bağışı yapıyoruz. Diğer kurumların da yapması gerekir. Ama daha önemlisi halkın buna duyarlı olması. Mersinliler kan verirlerse belki de bir Çiğdem’i kurtarmış olacaklar” dedi.

    Mersin Dersimliler Derneği başkanı Hasan Tanrıkut’ta Çiğdem Akbaba şahsında kök hücre bekleyen hastalarımıza can olmaya geldiklerini ifade ederek, “Bir canın sağlığına kavuşması son derece önemli. Bunun için duyarlı olup, kök hücre bağışında bulunalım” dedi

    “1700 HASTA İLİK NAKLİ BEKLİYOR”

    Mersin Kadın Platformu bileşenleri de çadır önüne gelerek kampanyaya destek verdi. Yapılan açıklamada, Çiğdem Akbaba’nın durumunu gittikçe kötüye gittiği vurgulanarak, “1700 hasta ilik nakli bekliyor. Düşündüğümüz, karar veremediğimiz her dakika bir canımız aramızdan ayrılıyor. Umut bizlerde. Tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz” denildi.

    Diren KESER/MERSİN

  • İzmir Kadın Platformu’ndan istismar affı tepkisi: Mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İzmir Kadın Platformu’ndan istismar affı tepkisi: Mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA- İzmir Kadın Platformu, çocuk istismarına karşı Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, çocuk istismarının affının olamayacağı belirtildi.  

    Haberin videosu

    İzmir’de Kadın Platformu, çocuk istismarına karşı Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, iktidarın, küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenen erkeklerin istismar suçundan affedilmesine yönelik hazırladığı tasarıya tepki gösterildi.

    Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Son çıkan haberlere göre AKP tarafından 15 yaş farkının bir kriter olarak benimsenmiş olduğu ve çocuk istismarını meşrulaştıracak bu affın bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra, Ocak 2020 gibi meclise getirileceği söylenmekte. AKP 2016 yılından beri sistematik olarak çocuk yaşta, zorla ve erken evlendirmelerin önünü açacak, çocuk istismarını meşrulaştıracak bu af da dahil, birtakım yasa değişiklikleri ve uygulamaları gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede, kadın örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen 2016 yılında Torba Kanun ile çocukların cinsel istismarına ilişkin cezayı düzenleyen TCK 103. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına 12 yaş ayrımı getirilmiş, 12 yaş altındaki cinsel istismar suçlarına ağırlaştırılmış cezalar getirilmiş, 12 yaş sınırının neye göre belirlendiği ise kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Şu anda getirilmek istenen af, 15 yaş altı kız çocuklarına karşı işlenen cinsel istismar suçundan hüküm giyen failleri de kapsayacaktır. Ayrıca böyle bir af, 2005 yılında kanundan çıkarılan “tecavüzcü ile evlilik durumunda cezasızlık sağlayan” maddenin geri getirilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    “‘BİR KEREDEN BİR BİR ŞEY OLMAZ ZİHNİYETİ’ DEVAM EDİYOR”

    İstismar suçunu evlenme koşullu bir düzenleme ile aklamak çocukların tekrar istismara maruz bırakılması ve şiddet dolu hayatlara mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir. AKP’nin “Affı bir defaya mahsus yapacağız” açıklaması, “Bir kereden bir şey olmaz” zihniyetinin devam ettiğini göstermektedir. Bu düzenlemeyi yapma gerekçesi olarak, küçük yaşta istismar edilmiş ve evlendirilmiş kız çocuklarının, suç olan bu eylemi gerçekleştiren erkeklerin hapse girmesi sonucunda çocuklarıyla birlikte ortada kalmaları ve mağdur olmaları gösterilmektedir. Çocukları korumakla yükümlü devletin veri dahi paylaşmadan böyle bir gerekçeyle çocukların cinsel istismarını meşrulaştırmaya çalışmasını akıl ve vicdan dışı buluyoruz. Ülkemizin taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme der ki; ‘Taraf devletler çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler. ‘Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilgili mevzuatının belirtiği gibi bakanlığın temel görevi çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunmasıdır. Bütün bunlar çocukları her türlü istismara karşı koruma görevi öncelikle devletin ve kurumlarının sorumluluğundadır.

    “İSTİSMARA GÖZ YUMANLAR CEZALANDIRILMALI”

    Evlenme ehliyeti olmayan çocuklara imam nikahını kıyan din görevlilerinin, kız çocuklarını çocuk yaşta evlendiren ailelerin ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyerek buna göz yuman kişi ve resmi otoritelerin cezalandırılması, Türk Ceza Kanunu’nda 15 yaş altı çocukların cinsel davranışa rızasının söz konusu olamayacağının açıkça belirtilmesi, erken yaşta ve zorla evlendirmenin suç olarak düzenlenmesi, evlilik yaşının her koşulda 18’e çıkartılması ve bunların hiçbir boşluk ve yorum farkına yer bırakmayacak şekilde yasalara dahil edilmesi gerekmektedir.

    VEKİLLERE, KADINLARA, BASINA ÇAĞRI

    Tüm milletvekillerini tasarının yasalaşmaması için gerekeni yapmaya, başta tüm kadınlar olmak üzere basın ve medya kuruluşlarını ve kamuoyunu bu konunun takipçisi olmaya çağırıyoruz! Çocuklara karşı işlenen istismar suçu affedilemez, cezasız bırakılamaz. Bu, suça ortak olmak, çocuklara karşı işlenecek yeni suçlara zemin hazırlamaktır. Cezasız bırakılan her suç istismarı meşru kılmakta ve erkek yargı suçluyu cesaretlendirmektedir. Çocuğa yönelik istismarın üzerinde yükseldiği başta erkek egemenlik, dinsel gericilik ve çocuğu nesneleştiren, istismara açık hale getiren her tür yaklaşıma karşı mücadele edeceğiz.

    PİRHA/İZMİR

  • Mersin Kadın Platformu: Çocuk istismarının affı olmaz-VİDEO

    Mersin Kadın Platformu: Çocuk istismarının affı olmaz-VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu, çocuk istismarına karşı İHD Mersin Şubesi’nde yaptığı basın açıklamasında çocuk istismarının affının olamayacağını belirterek, tüm milletvekillerini tasarının yasalaşmaması için gerekeni yapmaya, tüm kadınları,  basın ve medya kuruluşlarını ve kamuoyunu bu konunun takipçisi olmaya çağırdı. 

    Haberin videosu

    Mersin Kadın Platformu, çocuk istismarına karşı İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi’nde bir basın açıklaması yaptı.

    Zübeyde Akpınar’ın okuduğu açıklamada, İktidarın, küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenen erkeklerin istismar suçundan affedilmesine yönelik bir tasarı hazırladığı belirtilerek, buna tepki gösterildi.

    Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Son çıkan haberlere göre AKP tarafından 15 yaş farkının bir kriter olarak benimsenmiş olduğu ve çocuk istismarını meşrulaştıracak bu affın bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra, Ocak 2020 gibi meclise getirileceği söylenmekte. AKP 2016 yılından beri sistematik olarak çocuk yaşta, zorla ve erken evlendirmelerin önünü açacak, çocuk istismarını meşrulaştıracak bu af da dahil, birtakım yasa değişiklikleri ve uygulamaları gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede, kadın örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen 2016 yılında Torba Kanun ile çocukların cinsel istismarına ilişkin cezayı düzenleyen TCK 103. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına 12 yaş ayrımı getirilmiş, 12 yaş altındaki cinsel istismar suçlarına ağırlaştırılmış cezalar getirilmiş, 12 yaş sınırının neye göre belirlendiği ise kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Şu anda getirilmek istenen af, 15 yaş altı kız çocuklarına karşı işlenen cinsel istismar suçundan hüküm giyen failleri de kapsayacaktır. Ayrıca böyle bir af, 2005 yılında kanundan çıkarılan “tecavüzcü ile evlilik durumunda cezasızlık sağlayan” maddenin geri getirilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    “‘BİR KEREDEN BİR BİR ŞEY OLMAZ ZİHNİYETİ’ DEVAM EDİYOR”

    İstismar suçunu evlenme koşullu bir düzenleme ile aklamak çocukların tekrar istismara maruz bırakılması ve şiddet dolu hayatlara mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir. AKP’nin “Affı bir defaya mahsus yapacağız” açıklaması, “Bir kereden bir şey olmaz” zihniyetinin devam ettiğini göstermektedir. Bu düzenlemeyi yapma gerekçesi olarak, küçük yaşta istismar edilmiş ve evlendirilmiş kız çocuklarının, suç olan bu eylemi gerçekleştiren erkeklerin hapse girmesi sonucunda çocuklarıyla birlikte ortada kalmaları ve mağdur olmaları gösterilmektedir. Çocukları korumakla yükümlü devletin veri dahi paylaşmadan böyle bir gerekçeyle çocukların cinsel istismarını meşrulaştırmaya çalışmasını akıl ve vicdan dışı buluyoruz. Ülkemizin taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme der ki; ‘Taraf devletler çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler. ‘Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilgili mevzuatının belirtiği gibi bakanlığın temel görevi çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunmasıdır. Bütün bunlar çocukları her türlü istismara karşı koruma görevi öncelikle devletin ve kurumlarının sorumluluğundadır.

    “GÖZ YUMANLAR CEZALANDIRILMALI”

    Evlenme ehliyeti olmayan çocuklara imam nikahını kıyan din görevlilerinin, kız çocuklarını çocuk yaşta evlendiren ailelerin ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyerek buna göz yuman kişi ve resmi otoritelerin cezalandırılması, Türk Ceza Kanunu’nda 15 yaş altı çocukların cinsel davranışa rızasının söz konusu olamayacağının açıkça belirtilmesi, erken yaşta ve zorla evlendirmenin suç olarak düzenlenmesi, evlilik yaşının her koşulda 18’e çıkartılması ve bunların hiçbir boşluk ve yorum farkına yer bırakmayacak şekilde yasalara dahil edilmesi gerekmektedir.

    VEKİLLERE ÇAĞRI

    Tüm milletvekillerini tasarının yasalaşmaması için gerekeni yapmaya, başta tüm kadınlar olmak üzere basın ve medya kuruluşlarını ve kamuoyunu bu konunun takipçisi olmaya çağırıyoruz! Çocuklara karşı işlenen istismar suçu affedilemez, cezasız bırakılamaz. Bu, suça ortak olmak, çocuklara karşı işlenecek yeni suçlara zemin hazırlamaktır. Cezasız bırakılan her suç istismarı meşru kılmakta ve erkek yargı suçluyu cesaretlendirmektedir. Çocuğa yönelik istismarın üzerinde yükseldiği başta erkek egemenlik, dinsel gericilik ve çocuğu nesneleştiren, istismara açık hale getiren her tür yaklaşıma karşı mücadele edeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN