Etiket: kadın şiddeti

  • İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da kadınlar tarafından düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ gerçekleştirildi. 4 oturumda gerçekleşen kurultayda kadın, çocuk, emek, örgütlenme ve Türkiye’deki şiddetin farklı boyutlarda nasıl işlendiği hakkında konuşmalar yapıldı.

    Emekçi Kadınlar (EKA) tarafından 15-16 Şubat arasında düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ 1’inci gününde biraraya gelindi. Çok sayıda kadının katıldığı Şişli Tiyatrosu’nda Tevgera Jinen Azad Aktivisti (TJA) Sebahat Tuncel, Av. Eren Keskin, Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel dışında alanında uzman kadınlar konuşma yaptı.

    1’inci oturumda ‘Kadın Emeği’ üzerine ‘Kriz ve Kadın Emeği’, ‘İşçi Kadının Sorunları ve Mücadelesi’, ‘İşçi Kadının Örgütlenme Sorunları ve Deneyimleri’ hakkında konuşuldu. 2’nci oturumda ise ‘Genç Kadın’ konulu başlığı altında ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’, ‘MESEM ve Genç Kadın İşçiler’ konusu ele alandı. 3’üncü oturumda da ‘Şiddet’ sorunu üzerinde ‘Devlet Şiddeti’, ‘Ulusal Baskı ve Şiddet’ ve ‘Sava, Faşizm ve Şiddet’ meseleleri üzerine konuşma yapıldı.

    “TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİ KAPİTALİZMİN, GERİCİ İDEOLOJİLERİN KALESİ HALİNE GELMİŞ”

    Kadınların eğitim sıralarından, kampüslere ve sokaklara taştığını ifade eden Devrimci Öğrenci Birliği Özge TOPCİ ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’ hakkında söz aldı. Topci, okullardaki eğitim sisteminin çürüdüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Nasıl ki yaşamdan uzaklaştırılmak istenip bir var olma mücadelesi veriyorsak. Eğitimde de kadınlar olarak gerici ağlara takılmama ve eğitimden soyutlanmama mücadelesi veriyoruz. Öyle ki bu mücadele sıralardan kampüsleri aşıp sokaklara taşmış durumda. Kadınların eğitim mücadelesini aktarmaya sıralardan başlamak isterim. Türkiye’de eğitim sistemi kapitalizmin ve gerici ideolojilerin kalesi haline gelmiş, burjuvazi ve onun ideolojik aygıtları tarafından genç nesilleri haliyle genç kadınları bir şekillendirme paniğine düşürmüş durumdadır. Bu bağlamda liselerdeki eğitim sistemi sadece bir bilgi aktarma alanı olmaktan çıkmış olup, ideolojik bir savaş alanı haline de gelmiştir. Uygulanan eğitim politikalarıyla okullar sürekli gelişen bir eğitim yuvası halinden çıkmış olup eğitim sistemindeki çürümeye bir ışık tutmuştur.

    “KADINLARIN YÜZDE 65’İ HAYATININ BİR DÖNEMİNDE FİZİKSEL ŞİDDETE UĞRUYOR”

    Emekçi Kadınlar adına konuşma yapan Delal Erol, şiddetin Çok Yönlü Yansımaları konusunu hakkında bilgi verdi. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alındığını belirten Erol, “Sadece Türkiye’deki kadın üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki kadınların yüzde 65’i hayatının bir döneminde fiziksel şiddete uğruyor.  Yüzde 55’i psikolojik şiddet gibi devasa oranlarda ekonomik ve cinsel şiddet verileri devam ediyor. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alıyor. Erkeklere verilen güç öfke boşaltmak, kadınları kontrol etmek veya cezalandırmak hakkını kendinde görmek gibi düşünce kalıpları, kadına olan şiddeti normalleştiren, artıran etmenler arasında. Toplumsal ilişkiler içerisinde incelenmesi gereken bir sorunlu ve kaynağını erkek egemen zihniyeti sisteminden alan bir sistem sorunudur” diye konuştu.

    “OKUL TÜRLERİ SERMAYENİN İHTİYACI DOĞRULTUSUNDA ÇEŞİTLENDİRİLİYOR”

    Türkiye’deki okul türlerinin sermayenin ihtiyacına göre çeşitlendirildiğine değinen Eğitim Emekçisi Feray Aytekin Aydoğan, “Mesleki eğitimi ve mesleki okullardan bahsederken şuradan başlamak gerekiyor. Dünyada da Türkiye’de de mesleki okullarının ve mesleki eğitimin çıkış süreci sınıfsaldır. Eşit bir eğitim olmasını okul türleri ayrışması olmasını ret der ve çocukların orta eğitimde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, yönlendirilmesini, desteklenmesi ancak meslek tercihlerinin yüksek öğretim sürecinde olması gerektiği, çocukların akademik gelişme hem de psikolojik gelişmesi açısından ancak yükseköğretim yaşında bir meslek tercihinde bulunabileceği bilimsel bir gerçeklik olarak savunulur. Ancak okul türleri sermayenin ihtiyacı doğrultusunda çeşitlendirilmiştir. Türkiye’de liselerdeki okul türlerinin oluşması aynı hikayeye dayanıyor. Sermaye erken yaşta ucuz iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Türkiye’deki mesleki okullarının eğitim hikayesi böyle başlıyor” ifadesinde bulundu.

    “KÜRT SORUNU ŞİDDETTEN ÇIKIP MÜZAKERE İLE ÇÖZÜLMELİ”

    Kürtlerin savaş ve şiddet ortamından çıkıp barış ve müzakere için mücadele ettiğine, bunu yaparken terörist ilan edildiğini dile getiren Sebahat Tuncel ise şöyle konuştu:

    “Bir kimliğin, bir inancın yok sayılması en büyük şiddettir. Kürt meselesi olunca sağcısı da solcusu da orta yolcusu da aynı yerde birleşiyor. En son İmamoğlu bile Kürt kökenli demişti. Mahkemede belirtmiştim; biz cumhurbaşkanı olabiliriz, başbakan olabiliriz, memur olabiliriz; sadece Kürt olamıyoruz. Ne zamanki Kürt olduk o zaman bunlar terörist oldu deniliyor. Kürtlüğün varlığını kabul etmek demek Kürtleri en temel insani hakkı olan haklarının iadesi anlamına gelir. 1924 Anayasası’nda bu yana Kürtlerin yok sayılması ve Kürtlere karşı inkar ve asimilasyon dediğimiz bir politikanın devreye koyulmasıdır. Kürtlerin paradigması demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşam kurmak istiyor. Kürt sorunu bir savaş ve şiddet zemininden çıkarılıp diyalog ve müzakereyle çözülmesini istiyor. Yıllardır Kürt hareketi, Abdullah Öcalan, Kürt gençleri ve kadınları bunun mücadelesini sürdürüyor.

    “KİMSENİN HİZMETÇİSİ DEĞİLİZ DİYEN KADINLAR DA BU ÜLKEDE”

    Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel, ‘Savaş, Faşizm ve Şiddet’ hakkında konuştu. Devletlerin, dinlerin bin yıllardır kadınları itaat ettirmeye, hizmet ettirmeye yönelik politikalar geliştirdiğine değinen Yücel, yaptığı konuşmada şu açıklamayı yaptı:

    “Her gün yeniliyoruz ama o yenilgilerden öğrenip mücadeleye devam ediyoruz. Hala da yazamaz, okuyamaz, resim yapamaz, felsefeden anlamaz, aşık olamaz denildi bizim için. Bütün sınıflar, bütün dinler kutsal aileleri de dahil bütün baskıcı devletler bin yıllardır birbirinden öykünerek, birbirinden sık dokuyarak kendilerine itaat etmek, hizmet etmek ve susmasını istediler. En çok da susmamızı istediler. Bizler susmuyoruz, korkmuyoruz, bunun sloganlığını yapıyoruz, eylemlerini yapıyoruz. Kimsenin hizmetçisi değiliz diyen kadınlar da bu ülkede; harekete geçtiler, sokağa çıktılar ve isyan ettiler. Kimileri tarihini yazmadılar kimileri de eksik yazdı. Kadın özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olmuş bu uğurda ölümsüzleşmiş tüm kadınları saygıyla anıyor ve bugünün özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olan bütün kadınlara hoş geldin diyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kadınlar, şiddete karşı İstanbul’da bir araya geldi

    Alevi kadınlar, şiddete karşı İstanbul’da bir araya geldi

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Kadın Meclisi, kadına yönelik şiddete karşı bir araya geldi.

     

    DAD İstanbul Kadın Meclisi, kadına yönelik şiddeti önleme günü kapsamında buluşma gerçekleştirdi. Koçgiri Kültür Derneği’nde yapılan buluşmada ilk olarak çerağ uyandırıldı.

    Alevi kadınlar yaptıkları sohbetlerde, kadına yönelik şiddettin kaynağı ve AKP hükümeti döneminde şiddetin normalleştirilmesi konusunu değerlendirdi. Yapılan sohbetlerde ayrıca belediyelere atanan kayyumlar, bölgede süren savaşlar gibi başlıklar da ele alındı.

    Yapılan sohbetin ardından deyiş ve ezgiler seslendirilirken çerağlar da sırlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadın hekimler, bıçaklı saldırıya uğrayan Dr. Ayşe Güneş için bir araya geldi

    Kadın hekimler, bıçaklı saldırıya uğrayan Dr. Ayşe Güneş için bir araya geldi

    PİRHA – Kadın hekimler, eski eşinin bıçaklı saldırısına uğrayan Çanakkale Tabip Odası Başkanı Dr. Ayşe Güneş için açıklama yaparak “Hiçbir Kadını Yalnız Bırakmayacağız” mesajını verdi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, Çanakkale Tabip Odası Başkanı Dr. Ayşe Güneş’in eski eşi Niyazi Akay tarafından hastane bahçesinde bıçaklı saldırıya uğramasıyla ilgili açıklama yaptı.

    Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’nde yapılan basın açıklamasına TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Merkez Konseyi üyesi Dr. Adalet Çıbık ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyelerinin yanı sıra SES ve Çanakkale Kadın Dayanışma Platformu da destek verdi.

    “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Basın açıklamasını okuyan Dr. Adalet Çıbık, TTB’nin uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi verdiğini ve son olarak 73. Büyük Kongresi’nde “Cinsel Şiddeti Önleme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme Yönergesi”ni oybirliği ile kabul ettiğini hatırlattı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin mevcut politikalar tarafından beslenip derinleştirildiğini ifade eden Çıbık, “Yaratılan bu zehirli erkeklik kadını birey olarak görmemekte, malı gibi sahiplenmekte, her koşulda üzerinde hak iddia edip tahakküm kurma, eziyet etme, gerekirse hayatını elinden alma yetkisine sahip olduğunu iddia etmektedir. O yüzden ülkemizde her gün ortalama üç kadın cinayeti işlenmekte kadına şiddet ile ilgili haber duymadığımız gün geçmemektedir. O yüzden her zaman olduğu gibi bir kez daha tekrar ediyoruz: Kadın cinayetleri politiktir. Ancak politik düzenlemelerle önlenebilir” dedi.

    TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak hiçbir kadını ve hiçbir kadın meslektaşını yalnız bırakmayacaklarını ifade eden Çıbık, kendisi de bir hekim olarak Niyazi Akay’ın saldırısının tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması çağrısını yaptı.

    Açıklama “Tüm mücadelesi boyunca Dr. Ayşe Güneş’in sonuna kadar yanındayız! Yaşasın kadın dayanışması!” sözleriyle son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Kaya: Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması kabul edilemez!-VİDEO

    CHP’li Kaya: Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması kabul edilemez!-VİDEO

    PİRHA- CHP Milletvekili Yıldırım Kaya, cezaevinde tutulan siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık sorunlarına işaret ederek “Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması gerçekten kabul edilemez” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Meclis’te yaptığı konuşmada 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin mesaj verdi. Ciddi sağlık sorunları olan Aysel Tuğluk’un durumunu gündeme getiren CHP’li Kaya, şu konuşmayı yaptı:

    “Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Buradan Neşet Ertaş’ın, kadınların kıymetine dönük çok güzel söylemiş olduğu bir dörtlüğü sunmak isterim;
    “İki büyük nimetim var

    Biri anam biri yarim
    İkisine de hürmetim var

    Biri anam biri yârim

    Ana deyip de geçilmez

    Yar anadan seçilmez
    İkisine de kıymat biçilmez
    Biri anam biri yarim’ diyor.

    Anasına kurşun sıkan, yarına kurşun sıkan eller kırılsın. Anasının cenazesini, anasının defin işleminden sonra, anasının mezarına saldıranların yaşattığı dramdan sonra Aysel Tuğluk cezaevinde rahatsızlandı. Şu anda cezaevinde halen yatıyor. Anası, onun için en kıymetlisiydi. Aysel Tuğluk’un hala cezaevinde tutulması gerçekten kabul edilemez. Aysel Tuğluk’un şahsında, seçilerek göreve gelmiş belediye başkanı, milletvekili; şu anda mücadelesi için cezaevinde yatan kadınların da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Kadın Platformu: Özgürlüğümüz için isyandayız-VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: Özgürlüğümüz için isyandayız-VİDEO

    PİRHA-Ankara Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesini protesto etti. Yapılan açıklamalarda “Sözleşmeden çekilenler karşımıza çıkıp tek kelime edemiyorlar. Suçlarını örtmek için ‘kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz’ diyorlar. Sıfır toleransın ilk haftasında bu ülkede tam 9 kadın katledildi” açıklaması yapıldı.

    Ankara Kadın Platformu, “İstanbul Sözleşmesini sokakta kazandık, sokakta savunacağız” diyerek Sakarya Caddesinde eylem yaptı.

    Polis barikatı arasında yapılan eylemde kadınlar, “Özgürlük için isyandayız. İsyanımız sokaklara taşıyor. Geleceğimizi istiyoruz” dövizleri taşıdı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SÖKE SÖKE KAZANDIĞIMIZ HAKTIR”

    Ankara Kadın Platformu adına yapılan basın açıklamasında iktidarın “Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz” sözü eleştirilerek şu ifadeler kullanıldı:

    İşte yine meydanlardayız. Ülkenin ve dünyanın birçok yerinde kadınlar, bugün bizimle birlikte meydanları dolduruyor. Dünyanın her yerinde sesimiz yankılanıyor. Bir kez daha birbirimize söz veriyoruz; bir kişi daha eksilmeyene dek eşit ve özgür bir yaşamı kurana dek mücadelemizi büyüteceğiz. Özgürlüğümüzü, emeğimizi, geleceğimizi, hakkımız olanı alana kadar sokakları terk etmiyoruz. Mücadeleden, birbirimizden, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz.

    Bu kararı tanımadığımızı ve İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi ülkenin her yerinde sokaklarda haykırdık. Sözleşmeden çekilenler karşımıza çıkıp tek kelime edemiyorlar. Suçlarını örtmek için ‘kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz’ diyorlar. Sıfır toleransın ilk haftasında bu ülkede tam 9 kadın katledildi.

    Neredeyse her gün kadın cinayetleri ile uyanıyoruz. Bu sabah karnındaki bebeği ile katledilen 17 yaşındaki bir kadının haberini aldık. LGBTİ bireylerin canlı yayında işkenceye uğramasına tanık olduk. Boğaziçi’nde gökkuşağı bayrağı taşıyan üniversitelileri gözaltına aldınız.

    Göz göre göre geliyor cinayetler. Kamu görevlileri görevlerini yapmıyor. Polis, kadınları yanlış yönlendiriyor. ‘Yuvanı yıkma. Kocandır olur böyle şeyler’ tavsiyeleriyle ölüme gönderiyorlar. Bütün bunlar olurken gözünü, kulağını ve vicdanını kapatıp failleri cezasızlıkla ödüllendirenler üstüne bir de ‘İstanbul Sözleşmesinden çekildik’ diyorlar. ‘Gireriz. Girdiğimiz gibi de çıkarız’ diyen Cumhurbaşkanının kadın düşmanı politikalarını kabul etmediğimizi bir kez daha söylüyoruz. ‘Ankara Sözleşmesi hazırlıyoruz’ diyorsunuz. Ankaralı kadınlar olarak bizim sizin palavralarınıza karnımız tok. Önce gereğini yapıp şüpheli kadın ölümlerini aydınlatın.

    Failler içimizdeyken kadınlara yalan söylemenizi kabul etmiyoruz. Akla, mantığa, hukuk anlayışına sığmayan kadın düşmanı tüm politikaları kabul etmiyoruz. Failleri yargılamak yerine cezasızlık, hukuksuzluk ve keyfilikle ülkeyi yönetenleri kabul etmiyoruz.

    Bizler biliyoruz ki şiddete maruz kalan, öldürülen her kadının sorumlusu faili kadar devlettir. Ve biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi bize bahşedilen bir hak değil, mücadelemiz ile söke söke kazandığımız haklarımızdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kadir Şeker için imza kampanyası başlatıldı

    Kadir Şeker için imza kampanyası başlatıldı

    PİRHA – Konya’da, kız arkadaşı Ayşe D.’yi darp eden Özgür Duran’ı engellemeye çalışırken ölümüne neden olan 20 yaşındaki Kadir Şeker’e Twitter’da düzenlenen destek kampanyasından sonra change.org’da da imza kampanyası başlatıldı.

    ‘Kasten öldürme’ suçundan tutuklanan Kadir Şeker’in serbest bırakılması için Twitter’da #kadiriçinadalet etiketiyle kampanya yürütülüyordu.

    Change.org internet sitesinde başlatılan imza kampanyasında “Kadir Şeker Tutuksuz Yargılanmalı” çağrısı yapıldı.

    Pazar günü açılan sayfaya birkaç saat içinde 30 binden fazla kişi imza attı.

    İnternet sitesinin kampanyasında şu ifadeler yer aldı:

    “Fen Lisesi mezunu olan ve tıp fakültesine hazırlanan 20 yaşındaki Kadir Şeker, bir erkek tarafından şiddete maruz kalan Ayşe D’nin hayatını kurtarmak istedi. Çıkan boğuşmada bıçak, şiddet uygulayan şahsın kalbine isabet etti ve şahıs öldü. Şiddete maruz kalan Ayşe D. de Özgür Duran’ın kendisini önce evde sonra parkta dövdüğünü, yanlarına gelen gencin kendisini kurtarmaya çalıştığını söyledi.”

    Özgür Duran’ın birçok suçtan sabıkası olduğu da hatırlatılan dilekçede “Bu olaya ‘meşru müdafaa’ çerçevesinde yaklaşılmalı. Sadece ‘can’ kurtarmak isteyen bu genç tutuksuz yargılanmalı” çağrısı yapıldı.

    NE OLMUŞTU?

    32 yaşındaki Özgür Duran ile kız arkadaşı Ayşe D. arasında evde oldukları sırada kıskançlık nedeniyle tartışma çıktığı ve tartışma sırasında Duran’ın Ayşe D.’yi darp ettiği bildirildi.

    Bunun üzerine Ayşe D. evden çıkıp yakınlardaki parka gitti.

    O sırada parktan geçmekte olan Kadir Şeker, Ayşe D.’yi darp eden Özgür Duran’a müdahale etmek istedi.

    Duran, boğazını sıktığı Şeker’i yere yatırıp yumruk atmaya başladı.

    Kadir Şeker, kurtulduktan sonra kaçmak istedi. Duran ise peşinden gittiği gence tekrar saldırdı. Bunun üzerine Şeker, yanında taşıdığı bıçağı çıkardı. Boğuşma sırasında bıçak Özgür Duran’ın kalbine saplandı. Şeker, olay yerinden kaçtı.

    Ayşe D.’nin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ambulansla Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Duran, hayatını kaybetti.

    Ailesinin doktor olmak istediğini belirttiği Şeker ise yakalanarak, ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.

  • HDP’li Önlü: ‘Toplum yozlaştı, bir şey yapamıyoruz’ demenin zamanı değildir

    HDP’li Önlü: ‘Toplum yozlaştı, bir şey yapamıyoruz’ demenin zamanı değildir

    PİRHA – HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’deki yozlaştırma politikalarına ilişkin açıklama yaptı. Önlü, “Yaşananlar karşısında susmayan, tüm baskı ve saldırılara rağmen sokağa çıkan Dersim halkı ve Munzur Üniversitesi öğrencileri, herkese yol göstermelidir. Ah vah etmenin, ‘toplum yozlaştı, bir şey yapamıyoruz’ demenin zamanı değildir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’de çürütme ve yozlaştırma politikalarına ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

    “DERSİM, YOZLAŞTIRMA POLİTİKASIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILMAKTA”

    “Osmanlı’dan günümüze devletin sistematik saldırılarına maruz kalan Dersim, son dönemlerde cinsel istismar, taciz ve kadın cinayetleriyle ciddi anlamda organize bir şekilde hedef alınmaktadır. Bizler bu saldırıları asla tesadüf olarak görmüyoruz. Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilere yönelik taciz iddiaları, sonrasında Pertek’te çocuklara yönelik istismarlar ve son olarak üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya yönelik saldırılar açıkça göstermektedir ki Dersim coğrafyası, sistem eliyle bir çürütme ve yozlaştırma politikasıyla karşı karşıya bırakılmaktadır” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “OLAYLARIN ARKASINDA İKTİDAR İLE İLİŞKİLİ ŞAHISLAR VAR”

    “Başta Kürt illeri olmak üzere çocuklara yönelik istismar ve kadınlara yönelik taciz ve şiddetin arkasında kamu görevlilerinin ya da iktidar ile ilişkili olan şahısların olduğu ortaya çıkıyor. Bu şekilde olmasa dahi bu tarz saldırıyı gerçekleştirenlerin iktidar yargısı tarafından korunduklarını birçok dava örneğinde hepimiz görmekteyiz. Dersim Pertek’te, birçok çocuğa cinsel istismarda bulunduğu açığa çıkan Harun Yıldırım, isimli şahsın daha önce de yine bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu ancak savcılığın hakkında takipsizlik kararı verdiği, yine Munzur Üniversitesi’nde yaşanan taciz olaylarına ilişkin etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi bunun somut örneklerinden sade bir kaçıdır. Dersim’de son 5 ayda açığa çıkan 4 ayrı istismar vakası bu karanlık tablonun küçük bir özetidir. Bu sonuçlar, bu istismar ve taciz vakalarını münferit olmaktan çıkarıp sistematik hale getirmekte ve failleri adeta cesaretlendirmektedir.

    “VALİ, AKP-MHP FAŞİST İKTİDARININ İL BAŞKANI GİBİ HAREKET EDİYOR”

    Dersim’de tüm bunlar olurken kentin mülki amiri ise tek bir açıklama dahi yapmamaktadır. Kalekollarla, karakollarla, güvenlik kameralarıyla, istihbarat ajanlarıyla 7/24 izlenen kentte kadınlar tacize uğruyor, şiddete maruz kalıyor, çocuklar istismara uğruyor ancak bu kentin Valisi tek bir kelime dahi açıklama yapamıyor. Kentin seçilmiş vekillerinin telefonlarına çıkmıyor. Bir kentin en üst mülki amiri sıfatını taşıması nedeniyle bu kentte yaşanan tüm olayların sorumluluğu valiliktedir. Ancak bu kentin valisi artık valilik sıfatını yitirmiştir. İçişleri Bakanı’nın yürütmüş olduğu düşman hukukunu sürdürerek artık bu kentin mülki amiri değil AKP-MHP faşist iktidarının il başkanı gibi hareket etmektedir.

    “SÖZDE EN GÜVENLİ YOLDA 26 GÜNDÜR GÜLİSTAN BULUNAMIYOR”

    26 gündür Gülistan Doku’ya ulaşılamıyor. Sözde Türkiye’nin en güvenli yolunda 26 gündür bir kişi bulunamıyor. Munzur Üniversitesi’nde öğrenciler taciz uğruyor, Pertek’te çocuklar istismar ediliyor valilikten ve bakanlıklardan tek bir açıklama yapılmıyor. Yargı eliyle dosyalara gizlilik kararı veriliyor. Bakanlıklar, sorduğumuz yazılı soru önergelerini cevaplamadığı gibi taciz ve istismara ilişkin etkin bir soruşturma dahi yürütmüyorlar. Ne zamanki Dersim halkı bu yaşananlara karşı ses çıkarmaya başlıyor. Devlet kendini o zaman hemen yeniden gösteriyor. Tacize ve istismara yönelik yapılan eylem ve etkinlikleri yasaklıyor. Adım adım, bu olayların üzerinin nasıl da kapatıldığını, nasıl da konuşulmasının engellendiğini, gizlilik ve yasaklama kararlarıyla toplumun çürütülmeye çalışıldığını görüyoruz. İşte sistem tarafından yaratılmak istenen ‘Tunceli kimliği’ tam olarak budur. Tacize, tecavüze sesini çıkarmayan, kimliğini, kültürünü korumayan, görmeyen, duymayan, dilini konuşmayan bir halk yaratılmak isteniyor. Buna da ‘Tunceli kimliği’ diyorlar.

    “HUZURLU TUNCELİ, MUTSUZ DERSİM ALGISI YARATILMAK İSTENİYOR”

    Dersim’de sistem ve iktidar eliyle, Emniyet, TSK, Bürokrasi mensuplarının ve korucuların içerisinde yer aldığı organize bir çürütme ve yozlaştırılma politikası hız kesmeden sürdürülüyor. Çok bilinçli bir şekilde, ‘Huzurlu Tunceli, mutsuz Dersim’ algısı egemenler tarafından yaratılmak istenmektedir. Dersim kimliğini yok edip, Tunceli kimliğini inşa etme çabası içerisindedirler.

    Dersim, halkı bu saldırılar karşısında geçmişte susmadı, üzerini örtmedi bugün de susmamıştır. Dersim halkının bu tavrı, halkımıza yönelik saldırıların olduğu her yerde örnek alınmalıdır. Yaşananlar karşısında susmayan, tüm baskı ve saldırılara rağmen sokağa çıkan Dersim halkı ve Munzur Üniversitesi öğrencileri, herkese yol göstermelidir. Ah vah etmenin, ‘toplum yozlaştı, bir şey yapamıyoruz’ demenin zamanı değildir. Dersim halkı, Munzur Üniversitesi öğrencileri hepimize yolu göstermiştir.

    “HALKIN VE ÖĞRENCİLERİN ONUR MÜCADELESİNE OMUZ VERELİM”

    Bizleri yozluğa, bataklığa, çürümeye sürükleyenlere karşı susmamalıyız. Onur, yaşananların üzerini örtmek değil bunu teşhir etmek ve yapanlardan hesap sormaktır. Yozlaştırılan, çıkarlar uğruna kullanılan insanlarımızı da ancak bizler bu bataklıktan çıkarıp, toplumsallaştırabiliriz. Dersim’de yürüyen, yaşananların adresini net olarak gösteren binlerce insanımızın yaptığı bir onur mücadelesidir. Nerede olursak olalım Kürdistan ya da Türkiye’de hem bulunduğumuz yerdeki yozlaştırmaya karşı çıkmalı hem de Dersim halkının ve Munzur Üniversitesi öğrencilerinin onur mücadelesine omuz verelim. Yol bize gösterilmiştir. Bizim yapmamız gereken bu yolda yürümektir.”

    PİRHA/DERSİM