PİRHA-Frankfurt’ta düzenlenen “Diasporada Göç, Kadın ve Yaşam” panelinde konuşan Songül Ömürcan ve Seher Yeğin, göçün yalnızca mekansal bir yer değiştirme değil, kimlik, dil, kültür ve hafızada derin yaralar açan bir travma olduğunu vurguladı.
Almanya’nın Frankfurt kentindeki Rebstockpark’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali ikinci gününde devam ediyorç
Festivalin ikinci günü “Diasporada Göç, Kadın ve Yaşam” başlıklı kadın paneliyle başladı. Panelde kadın aktivist Songül Ömürcan, yazar-aktivist Seher Yegin görüşlerini paylaşırken, moderatörlüğü Hülya Şimşek yürüttü.
“GÖÇ, İNSAN RUHUNDA DERİN YARALAR AÇAN BİR TRAVMADIR”
Göçün yalnızca ülkeler arasında yaşanan bir hareketlilik olmadığını belirten Songül Ömürcan, iç göç, sürgün, tecrit ve zorunlu yer değiştirmelerin de insan yaşamında derin izler bıraktığını söyledi. Kendi yaşamından örnek veren Ömürcan, cezaevinden çıktıktan sonra doğup büyüdüğü Pazarcık’a döndüğünde toprağı öptüğünü anlatarak, bunun insanın aidiyet duygusuyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.
“İZOLASYON VE TECRİT DE BİR TÜR GÖÇTÜR”
Ömürcan, izolasyonun ve tecridin de bir tür göç olduğunu vurgulayarak, insanların istemedikleri diyarlara sürülmesinin, zorla yollara düşürülmesinin büyük bir travma yarattığını dile getirdi. Soykırım ve katliam süreçlerinin çoğu zaman zorunlu göçlerle başladığını belirten Ömürcan, göçün yalnızlık, yabancılaşma ve kimlik kaybı gibi ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi.
“BİR TAT, BİR KOKU İNSANIN HAFIZASINDA MEMLEKETİNİ YENİDEN CANLANDIRABİLİR”
İnsanları var eden değerlerin yaşadıkları coğrafya, kültür, dil, anılar ve toplumsal hafıza olduğunu ifade eden Ömürcan, göçle birlikte bu bağların koparıldığını kaydetti. Bir tat, bir koku ya da yöresel bir yemeğin yıllar sonra insanın hafızasında memleketini yeniden canlandırabildiğini belirten Ömürcan, göç edenlerin doğdukları topraklara, dağlara, akarsulara ve çocukluk anılarına duyduğu özlemin hiçbir zaman kaybolmadığını söyledi.
Göçün insanın ruhunda, düşünce dünyasında ve kişiliğinde derin etkiler bıraktığını dile getiren Ömürcan, özellikle ilk kuşak göçmenlerin dil bilmemek, ekonomik zorluklar yaşamak ve yabancı düşmanlığıyla karşı karşıya kalmak gibi ciddi sorunlarla mücadele ettiğini ifade etti.
“ZORUNLU GÖÇLERİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ SAVAŞLARDIR”
Zorunlu göçlerin en önemli nedenlerinden birinin savaşlar olduğunu belirten Ömürcan, savaşların milyonlarca insanı yerinden ettiğini söyledi. Kürdistan coğrafyasında yaşanan göçlerin büyük bölümünün çatışmalar ve baskı politikaları nedeniyle gerçekleştiğini ifade eden Ömürcan, bunun yanı sıra katliamların da göçü tetiklediğini vurguladı.
Maraş ve Dersim katliamları başta olmak üzere birçok tarihsel olayın kitlesel göçlere yol açtığını hatırlatan Ömürcan, bu süreçlerin yalnızca insanların yaşadıkları yerleri değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal hafızalarını da hedef aldığını belirtti. Göçün bireysel olduğu kadar toplumsal bir yara olduğunu söyleyen Ömürcan, bu travmaların kuşaklar boyunca etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
“GÖÇÜN İNSANLAR ÜZERİNDE BIRAKTIĞI EN AĞIR ETKİLERDEN BİRİ YALNIZLIKTIR”
Göçün insanlar üzerinde bıraktığı en ağır etkilerden birinin yalnızlık olduğunu belirten Songül Ömürcan, özellikle kadınların bu süreçten daha fazla etkilendiğine dikkat çekti. Göçle birlikte dayanışma ağlarından uzaklaşan ve aidiyet duygusundan kopan kadınların büyük zorluklar yaşadığını ifade eden Ömürcan, bunun kadınların toplumsal yaşama katılımını da olumsuz etkilediğini söyledi.
Kadınların tarih boyunca önemli bir bilgi ve deneyim birikimine sahip olduğunu vurgulayan Ömürcan, “Kadınların bilgeliği her zaman vardır. Ancak göç, baskılar ve yaşanan travmalar onların cesaretini kırabiliyor. Buna rağmen önleri açıldığında, imkan yaratıldığında birçok çalışmaya öncülük ettiklerini ve toplumsal dönüşümde önemli roller üstlendiklerini görüyoruz” dedi.
“KURMANCİ’Yİ YAŞATMAMIZ GEREKİYOR”
Dil ve kültürün korunmasının göç süreçlerinde daha da önemli hale geldiğini belirten Ömürcan, dilin yaşatılması gerektiğini ifade etti. Dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda kimliğin ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olduğunu söyleyen Ömürcan, “Kurmanci’yi yaşatmamız gerekiyor. Dilimiz bizim kimliğimizdir. Çocuklarımıza anadilimizi öğretmek zorundayız” diye konuştu.
Yıllardır çeşitli alanlarda mücadele yürüten biri olarak dil ve kültürün insanlar üzerindeki etkisini yakından gözlemlediğini dile getiren Ömürcan, anadilin korunmasının toplumsal bağların güçlenmesi ve kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından yaşamsal önemde olduğunu vurguladı. Göçün yarattığı kopuşlara karşı dilin, kültürün ve dayanışmanın en güçlü direnç alanlarından biri olduğunu ifade etti.
“DERSİMLİ KADINLARIN GÖÇ VE TRAVMA SÜRECİ 1938 KATLİAMIYLA BAŞLADI”
Yazar-aktivist Seher Yeğin, Dersimli kadınların yaşadığı göç ve travma sürecinin 1938 Dersim Katliamı ile başladığını belirtti. Kadınların katliam sonrasında farklı kentlere göç etmek zorunda bırakıldığını ifade eden Yeğin, gittikleri yerlerde hem kimliklerini hem de inançlarını korumanın son derece güç olduğunu söyledi.
Göç süreçlerinin beraberinde ağır ekonomik yükler getirdiğini belirten Yeğin, kadınların yeni yaşam alanlarında çok yönlü zorluklarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. Kimliklerini, kültürlerini ve inançlarını koruma mücadelesi veren kadınların aynı zamanda ekonomik sorunlarla da baş etmek zorunda kaldığını söyledi.
“ANADİL VE İNANÇ EV İÇİNE SIKIŞTIRILDI”
Geçmişte Dersimli kadınların anadillerini ve inançlarını büyük ölçüde ev ortamında yaşatabildiğini belirten Yeğin, kamusal alanda ise kendilerini özgürce ifade etme imkanından yoksun bırakıldıklarını dile getirdi. Kadınların kültürel ve inançsal değerlerini korumaya çalışırken görünmez kılınan bir yaşam sürmek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Dersimlilerin Avrupa’ya göçünün 1970’li yıllarda başladığını hatırlatan Yeğin, 1980’li yıllarda ise politik nedenlerle gerçekleşen göçlerin arttığını söyledi. Bu süreçte Avrupa’ya yerleşen göçmenlerin yeni bir dil ve yeni bir kültürle karşı karşıya kaldığını belirtti.
“AVRUPA’DA DA DİL VE İNANÇLARINI SÜRDÜRMEKTE ZORLANDILAR”
Avrupa’daki yaşamın da birçok açıdan kolay olmadığını vurgulayan Yeğin, göçmenlerin anadillerini ve inançlarını koruma konusunda önemli sorunlar yaşadığını ifade etti. Farklı bir kültürel ortamda yaşam kurmaya çalışan kadınların, hem dil hem de inanç açısından ciddi asimilasyon baskılarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Sunumların ardından panele katılan katınlar kısaca söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
Ardından soru cevap kısamına geçildi.
PİRHA/FRANKFURT





