Etiket: kadın

  • Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema ile paylaştı.

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun bedenine geçen süreye karşın ulaşılamadı. Dönemin kayyımı ve valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel’in içinde olduğu isimler tutuklanırken, yürütülen dosyanın Erzurum’a taşınarak üstünün örtülmesinden endişe ediliyor.

    Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema yaparak paylaştı: “Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik örtbas ağını şimdilik anonim paylaşıyoruz! 5 gün sonra listenin perde arkası isim isim aralanacak.”

    Şemanın merkezinde dönemin kayyımı ve valisi olan Tuncay Sonel bulunurken, adli makamlardan, üniversiteye kadar bir çok konumda bulunan isimler yer alıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Kadınlar 12. Yargı Paketi’ne karşı sokakta olacak: Yargı değil gasp paketi!

    Kadınlar 12. Yargı Paketi’ne karşı sokakta olacak: Yargı değil gasp paketi!

    PİRHA- Bugün bir çok kentte kadınlar “12. Yargı Paketi’ne Hayır demek” için sokaklara çıkacak.

    Meclis’e sunulması beklenen 12. Yargı Paketi’ne tepkiler yükselmeye devam ediyor. Kadınlar, Diyarbakır, Ankara, Antakya, Antalya, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Datça, Didim, Erzincan, Eskişehir, Antep, İstanbul, Kuşadası, Manisa, Menteşe, Mersin, Ordu, Urfa ve Urla’da sokağa çıkacak.

    Kadınlar,  “İktidarın “yargı paketi” adı altında önümüze getirdiği 12. Yargı Paketi, adalete erişimi güçlendirmiyor; kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların haklarını torba yasa içinde gasp etmeyi amaçlıyor. Bu yüzden 12. Yargı Paketi’ni topyekûn ve esastan reddediyoruz. On yıllar süren mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımızdan, eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. 12.Yargı Paketi’ne hayır!” diyecek.

    HABER MERKEZİ

     

  • Osmaniyeli kadınlardan Rahmi Koç’a tepki: Kürt ve kadın kimliğine saldırı kabul edilemez- VİDEO

    Osmaniyeli kadınlardan Rahmi Koç’a tepki: Kürt ve kadın kimliğine saldırı kabul edilemez- VİDEO

    PİRHA- Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç’un İzmir’de katıldığı bir hastane açılışında anlattığı ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadeler içeren “fıkra”ya yönelik tepkiler sürüyor. Osmaniye’de yaşayan Kürt kadınlar, söz konusu ifadelerin yalnızca Kürt kadınlarını değil, tüm kadınları hedef aldığını belirterek yaşananlara sert tepki gösterdi.

    Rahmi Koç’un konuşmasında kullandığı ayrımcı, cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, siyasetçilerden hukuk örgütlerine kadar birçok kesimden kınama açıklamaları geldi.

    “KENDİ HEMCİNSİNE YAPILAN HAKARETE NASIL GÜLEBİLİYORSUN?

    Osmaniye’de yaşayan Sevgi Aydın, yalnızca fıkraya değil, salondaki tepkilere de dikkat çekti. Aydın, özellikle kadınların ve davetlilerin bu sözlere gülmesini eleştirerek şunları söyledi:

    “Benim zoruma giden şey, orada bulunanların buna gülmesi. Sen kendi hemcinsine yapılan ayrımcı dile nasıl gülebiliyorsun? Özellikle ‘Kürt kadını’ diyerek bütün Kürt kadınlarına hakaret ediyor. Her kesimden kadın ayağa kalkmış durumda. Özür diledi ama bu bir özürle geçiştirilebilecek bir şey değil. Biz kadınlar olarak o özrü kabul etmiyoruz.”

    “DİLİMİZ YOK SAYILDIĞI İÇİN BİZİMLE DALGA GEÇİYORLAR”

    Leyla Günana ise yaşananların Kürtçeye yönelik yıllardır süren baskılardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti.

    “Kürt kadınları kendi dilinde konuşamıyor, kendini ifade etmekte zorlanıyor. Önce bunun sorgulanması gerekiyor. Dilimiz yok sayıldığı için sistem de, Rahmi Koç gibi insanlar da bizimle rahatça dalga geçebiliyor. Eğer o doktorlar Kürtçe bilseydi ve kadınla kendi dilinde iletişim kurabilseydi, bugün anlatılan bu sözde fıkra da ortaya çıkmazdı” dedi.

    “YAŞI YAPILAN HAKARETİ MEŞRULAŞTIRAMAZ”

    Zarife Çar da söz konusu ifadelerin hem kadınlara hem de Kürtlere yönelik ayrımcı bir yaklaşım içerdiğini vurguladı.

    “Bu saldırı hem kadın kimliğine hem de Kürt kimliğine yöneliktir. Yaşının büyük olması hiçbir şeyi değiştirmez. ‘Yaşlıdır, bunamıştır’ gibi gerekçeleri kabul etmiyoruz. Kadınlar sabahın erken saatlerinden itibaren evin ve yaşamın bütün yükünü omuzluyor. Böylesine emek veren kadınların yalnızca konuştukları dil nedeniyle aşağılanması kabul edilemez. Bu anlayışı şiddetle kınıyorum” ifadelerini kullandı.

    Cevahir FINDIK/OSMANİYE

  • Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt, nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizerek, “Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin yoksulluk nafakasını iptal kararına dair Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt ajansımıza konuştu.

    “NAFAKA SADECE KADINLARA VERİLMİYOR”

    Nafaka meselesinin uzun zamandır, iktidarın gündeminde olduğunu belirten Işıl Kurt, “Yargı kararlarının da gündeminde. Biz çok uzun yıllardır, böyle bir iptal kararı çıkmasa da böyle bir iptal kararına zemin hazırlayacak,  propagandaların yapıldığının farkındaydık. ‘Bir yıl evli kalıyorsun ve yıllarca bir kadına bakıyorsun’, ‘Bu erkekler yoksullaşıyor’ , ‘Erkekler nafakaları ödemediği için hapse giriyor’ şeklinde propaganda yapıldı. Bunlar, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanunun da tartışmaya açılmasına sebep olan belli konulardı. Siyasi iktidar bizim yıllardır tırnaklarımızla kazıyarak kazanmış olduğumuz belli haklarımızı ve bir bütün olarak Medeni Kanunu tartışmaya açmaktan hiçbir şekilde çekinmiyor” dedi.

    “NAFAKA BİR ÇOCUĞUN BESLENME MASRAFINI KARŞILAMIYOR”

    Nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, şunları belirtti:

    “Örneğin bir kadın yeniden evlendiğinde nafaka zaten kaldırılıyor. Veya bir kadın ilk evlilik bittiği zaman yoksulluğa düştüyse ama sonrasında bir şekilde işe girdiyse veya farklı bir yolla bir gelir elde ettiyse ve artık yoksul değilse yine o nafaka kaldırılıyor.

    Bunun dışında da nafaka miktarları zaten hiçbir şekilde kamuoyunda yansıtıldığı gibi değil. Evet, belli birkaç isim var. Emekçilerin, işçilerin hayatında görmediği gelirleri kazanan belli ünlü isimler var ve onların verdiği nafakalar da gelirleriyle orantılı olarak yüksek miktarlar ama bunlar milyonlarca insanın yaşadığı ülkede birkaç münferit davadan ibaret. Onun dışında Türkiye’de asgari ücret 28.075 TL ve kadınların aldığı nafakalar bırakın onları zengin edip erkekleri yoksullaştırmayı bu kadınların birkaç temel özel ihtiyacı gidermeye veyahut bakımı kendisine kalan bir çocuğun beslenme masrafını, çarşı pazar masrafını dahi gidermeye yeterli nafakalar değiller.”

    “NAFAKA HAKKI SADECE KADINLARA TANINAN BİR HAK DEĞİL”

    Nafaka hakkının sadece kadınlara tanınan bir hak olmadığına dikkat çeken Işıl Kurt, “Nafaka evlilik birliği bittikten sonra yoksul kalan tarafa hükmedilen bir hak. Yoksul taraf lehine hükmedilen bir hak. Ama şöyle bir gerçek var. Evet büyük oranda nafaka kadınlara ödeniyor. Asıl burada tartışılması gereken, neden boşanmalar sonrasında hep kadınlar yoksulluğa düşüyor da böyle bir nafaka düzenlemesine ihtiyaç oldu. Bunu aslında Anayasa Mahkemesi de biliyordu ve gelen dosyaları şimdiye kadar reddetti” diye konuştu.

    “YARGI KARARLARINI ETKİLEYEN SİYASİ ATMOSFER VAR”

    “Peki şimdi ne değişti?” sorusunun cevaplanması gerektiğini vurgulayan Işıl Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Artık yargı kararlarını etkileyen siyasi atmosfer var. Anayasa Mahkemesi kararını bu 12. yargı paketi düzenlemesinin de ön ayağı gibi düşünebiliriz. Çünkü çok uzun zamandır bir aile arabuluculuğu gündemde biliyorsunuz. Bu aile arabuluculuğu ile birlikte 12. yargı paketinde boşanmaların hızlandırılması konusu gündeme gelecek. Ama biz her zaman bu tarz yargı paketleriyle kadınların kazanılmış haklarının düzenlenemeyeceğini söylüyoruz. Çünkü her ne kadar iktidar ve bakanlıklar veri tutmasa da biz kadınlar olarak veri tutuyoruz ve kadınların verilerine göre kadın cinayetlerinde en çok %60 oranda ve daha fazlasında diyebiliriz ki ya boşanmaya çalıştıkları erkekler tarafından ya da evli oldukları ya da daha önce evli oldukları boşandıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Bu demektir ki ortada eşitsiz bir ilişki var. Yani boşanmayı, boşanma hukukunu, aile hukukunu, herhangi bir özel hukuk düzenlemesi gibi bir borçlar hukuku konusuymuş gibi ele almak mümkün değil.

    Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı çok büyük eşitsizlikler var ve kadınların o hanelerde şiddete uğradığı, öldürüldüğü evlerde kendisine şiddet uğrayan erkekle birlikte bir arabulucu masasına oturup gelin anlaşın demek devlet tarafından kadınlara yönelik yapılan tüm bu şiddetin ve baskının aslında devlet tarafından meşrulaştırılması bir yargısal yasal düzene oturtulması demek olacaktır ki biz buna da zaten yıllardır karşıyız.”

    “NAFAKA BİR HAKTIR”

    Yıllardır kadınların bakım yükü üzerinde istihdamdan dışlandığını dile getiren Işıl Kurt, “Esnek ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkum ediliyorlar. Dolayısıyla da evlilik birliği sona erince yoksul kalıyorlar. Bu şu demek oluyor. Artık ya ölecekler ya cinayet işlenecek, ya da aç kalacaklar. Ülkedeki yargısal sistem ve devletin bu politikalarıyla kadınları üçünden birisine mahkum ediyor. Dolayısıyla da nasıl İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra Danıştay da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararını hukukuna uygun görmüştü. Bir Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Nafaka hakkının Türkiye’ye özgü bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, dünyanın her yerinde bnezer düzenlemelerin olduğunu belirtti.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Kadınların hak kaybına uğramaması adına mücadele edeceklerini vurgulayan Işıl Kurt, “Tabi ki Anayasa Mahkemesi kararı çıktı diye nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Her türlü hukuki ve politik yolu zorlayarak, mücadele ederek nafaka hakkımızı tekrardan kazanmaya ve orada da ayrıca ek düzenlemeler yapmaya uğraşacağız. Çünkü nafaka zaten iptal edilmeden önce de kadınları öyle ölümün pençesinden çekebilen veya o yoksulluktan kurtarabilen bir şey değildir. Bu nedenle mücadelemiz de hem bu iptal kararına karşı hem de mevcut düzenlemeleri iyileştirmeye dönük olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Nuray ATMACA/DERSİM

     

     

  • ‘Kadınların haklarından, halkların onurundan vazgeçmeyeceğiz!’-VİDEO

    ‘Kadınların haklarından, halkların onurundan vazgeçmeyeceğiz!’-VİDEO

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, AYM’nin nafaka hakkı kararı, 12. Yargı Paketi ve Rahmi Koç’un Kürt kadınları üzerinden cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerine de tepki göstererek, “Bizler; kadınların ekonomik güvencelerinin korunmasını, Kürt kadınları başta olmak üzere tüm kadınların ve tüm halkların onuruna saygı gösterilmesini, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerinin etkin biçimde uygulanmasını ve kazanılmış hakları budamaya yönelik girişimlerden derhal dönülmesini talep ediyoruz” dedi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, Anayasa Mahkemesi’nin nafaka hakkına ilişkin kararı, 12. Yargı Paketi ve İş İnsanı Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dönük ayrımcı söylemine dair Mersin Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Mersin Baro üyelerinin destek verdiği açıklamayı ÖHD Mersin Eş Başkanı Melek Şaraldı okudu.

    Kadınların kazanılmış haklarını hedef alan yasal girişimlere ve kadınları, etnik kimlikleri üzerinden aşağılayan ayrımcı söylemlere karşı bir araya geldiklerini ifade eden Şaraldı, “Son dönemde nafaka hakkı üzerinden yürütülen tartışmalar ve 12. Yargı Paketi kapsamında kamuoyuna yansıyan düzenleme önerileri, kadınların yıllardır süren hak mücadeleleri sonucunda elde ettiği güvenceleri yeniden sorgulama konusu haline getirmiştir. Oysa nafaka, kamuoyuna çarpıtılarak yansıtıldığı gibi bir imtiyaz değil; boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik dengesizliklerin giderilmesine hizmet eden hukuki bir koruma mekanizmasıdır” dedi.

    “HUKUK, TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLERİ DERİNLEŞTİREN DEĞİL, ONLARI AZALTAN BİR ARAÇ OLMALIDIR”

    Türkiye’de kadınların hâlâ istihdama erişimde eşitsizliklerle karşılaştığına, ücretsiz bakım emeğinin büyük bölümünü üstlendiğine ve ekonomik şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kaldığına dikkat çeken Şaraldı, “Bu gerçeklik ortadayken nafaka hakkını sınırlandırmaya yönelik her yaklaşımın kadınların ekonomik özgürlüğünü hedef almakta olup; yaşam koşullarını doğrudan etkileyeceği açıktır. Hukuk, toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren değil, onları azaltan bir araç olmalıdır. Bu düzenlemeler, yalnızca nafaka hakkını değil, kadınların, çocukların ve dezavantajlı toplumsal kesimlerin hukuk tarafından sağlanan koruma mekanizmalarını da doğrudan ilgilendirmektedir” diye belirtti.

    12. Yargı Paketi kapsamında, suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemelerin de kaygı verici olduğunu vurgulayan Şaraldı, çocuk hakları perspektifinden uzaklaşan ve cezalandırmayı merkeze alan yaklaşımlar, çocuğun yararına değil, ceza siyasetinin genişletilmesine hizmet edeceğinin altını çizdi.

    “HUKUKUN GÖREVİ MEVCUT EŞİTSİZLİKLERİ MEŞRULAŞTIRMAK DEĞİLDİR”

    Gerçek bir yargı reformunun; kadınların, çocukların ve LGBTİ+ların haklarını daraltan değil, adalete erişimini güçlendiren bir anlayışla mümkün olacağına işaret eden Şaraldı, hukukun görevinin mevcut eşitsizlikleri meşrulaştırmak değil, hak temelli çözümler üretmek olduğunu ifade etti.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Rahmi Koç’un Kürt kadınları üzerinden cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerine de tepki gösteren Şaraldı, “Bu sözler ‘fıkra’ olarak değerlendirilip normalleştirilemez. Kadınları ve Kürtleri aşağılayıcı kalıp yargılar üzerinden kurgulanan bu tür söylemler; toplumsal barışı zedelemekte, ayrımcılığı normalleştirmekte ve birlikte yaşam kültürüne zarar vermektedir. Bizler; kadınların ekonomik güvencelerinin korunmasını, Kürt kadınları başta olmak üzere tüm kadınların ve tüm halkların onuruna saygı gösterilmesini, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerinin etkin biçimde uygulanmasını ve kazanılmış hakları budamaya yönelik girişimlerden derhal dönülmesini talep ediyoruz. Eşitlik, özgürlük ve adalet; ancak hiçbir kimliğin aşağılanmadığı, hiçbir hakkın pazarlık konusu yapılmadığı bir toplumda mümkündür. Kadınların haklarından, halkların onurundan ve eşit yurttaşlık ilkesinden vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • ‘Kadınlar olarak birbirimizin elini bırakmadığımız sürece saldırıların üstesinden geleceğiz!’-VİDEO

    ‘Kadınlar olarak birbirimizin elini bırakmadığımız sürece saldırıların üstesinden geleceğiz!’-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, kadınların daha çok yoksulluk nafakasını talep etmesinin sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olduğunu vurgulayarak, “İktidar kadını sadece evin içinde, ailenin içinde konumlandırıyor. Buna karşı kadınlar olarak mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    “NAFAKA SADECE KADINLARA VERİLMİYOR”

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin iptal kararına dair Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, ajansımıza konuştu.

    Nafakayla alakalı yanlış bir algı yürütüldüğünün altını çizen Sevilay Elmas, “Bu da siyasi iktidarın zaten desteklediği bir yöntem ve tarz. Nafaka süresiz bir şekilde veriliyormuş gibi ve sanki bir yıl evli kalan kadın daha sonra erkeği sömürüyor ve süresiz bir şekilde nafaka alıyormuş gibi bir algı yürütülüyor. Oysa zaten nafakanın bağlanması bile bir sürü koşula dayandırılıyor. Her nafaka talep edene zaten nafaka bağlanmıyor. Süresiz olma kısmıyla alakalı da böyle bir gerçeklik söz konusu değil. Aynı zamanda nafaka sadece kadına verilmiyor. Nafaka çiftlerden kimin yaşamını idame ettirmesi zorsa ona bağlanan bir maaş. Yani erkeğin ihtiyacı varsa ona bağlanıyor” dedi.

    Kadınların aldığı yoksulluk nafakasının kullananı zenginleştirebilecek bir miktar olmadığına dikkat çeken Sevilay Elmas, nafakanın daha çok çocuklar için kullanılan bütçe olduğunu ve sadece yaşamını idame ettirmesini sağladığını söyledi.

    TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ VURGUSU

    Kadınların, toplumsal eşitsizliğin olduğu bir ülkede yaşadığını vurgulayan Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınların daha çok bu nafakayı talep etmesinin sebebi tamamen toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile alakalı bir durumdur. Biz biliyoruz ki bu eşitsizlikten kaynaklı zaten iş gücünün, kamusal alanın dışında kalan ve ücretsiz emek harcayan kişi kadın olduğu için çoğunlukla bu ödeme kadına yapılıyor. Kadınlar o evlilik sürecinde bir gelir elde edemedikleri için ev içi emeğe bütün güçlerini verdiklerinden, evlilik sonlandırıldığında bu yoksulluk nafakasına ihtiyaç duyuluyor. Diliyoruz ve istiyoruz ki bu toplumsal cinsiyet eşitliği sağlansın ve o zaman böyle bir nafaka talebi olduğunda erkekler de kadınlar da eşit derecede talep edebiliyor olsun.”

    “POLİTİK BİR TERCİH”

    İktidarın 2025 yılını ‘Aile Yılı’ ilan ettiğini hatırlatan Sevilay Elmas, “İktidar kadını sadece evin içinde, ailenin içinde konumlandırıyor. Kadını ayrı bir birey, özgür bir birey olarak zaten görmüyor, görmek istemiyor. Bu durumda bu yaptıkları tercihin de biz politik bir tercih olduğunu düşünüyoruz. Nafakayla alakalı gündeme gelen bu mesele yine politik bir tercihin sonucudur” diye belirtti.

    “ŞİDDETİN İÇİNDE OLDUĞU AİLELERİ ARTTIRACAK”

    İktidarın kadının ekonomik gücünün olmadığı bir yerde boşanmasının zor olduğunu bildiğini belirten Sevilay Elmas, “Bu sebeple nafakayla alakalı konuyu tekrar gündemimize sokmuş oldular. Bu neye getirecek? Bu ekonomik şiddeti getirecek. Bu ailelerin boşanmasını, çiftlerin boşanmasını zorlaştır. Ancak şiddetin içinde olduğu aileleri arttıracak. Güçsüz aileler, şiddetin var olduğu aileler, eşit ilişkilerin kurulmamış olduğu aileler, ataerkinin güçlendiği bir toplum inşa edilmiş olacak. Çocuklarda mutsuz nesiller ve şiddetin içinde yaşamını idame ettirmeye çalışan bireyler olmuş olacak” uyarısında bulundu.

    “GERÇEK POLİTİKALARIN ÜRETİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırıların derhal sonlandırılmasını talep eden Sevilay Elmas, kadınların mücadele hattını ve iktidarın yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “İş yaşamına kadınların dahil olması gerektiğini bizler biliyoruz ve kadınların tam zamanlı ve güvenceli işlerde istihdamının önünün açılması gerekiyor. Eşit işe eşit ücret talep ediyoruz. Yargı paketlerinde kadın kazanımlarını görmeyen reformlar yapılmasını kesinlikle reddediyoruz. Bunun yerine toplumsal cinsiyet eşitliğini göz önünde bulunduran reformlara gidilmeli. Kamu kreşlerinin açılmasını istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki kamu kreşleri açılırsa kadınlar çocuk sahibi olduktan sonra evlerin içinde haps olmaktan bir nebze de olsa kurtulmuş olacaklar. İş yaşamlarına devam edecekler.

    Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin gerekli mekanizmaların devreye sokulmasını, kadına yönelik şiddetin engellenmesi için tüm çabanın sarf edilmesini ve gerçek politikaların üretilmesini istiyoruz. Yeterli sayıda sığınma evleri yapılmasını, kadınların boşanmasının önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Nafaka hakkımızın elimizden alınmamasını talep ediyoruz.”

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Kadınlar olarak mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Sevilay Elmas, “Her zaman mücadelenin içerisinde olduk ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Şimdi nafaka hakkımıza yönelik bir saldırı söz konusu. Bunun üstesinden gelmek de tabii ki yine örgütlenerek, kadın örgütlenmesi içerisinde olarak, dayanışma içerisinde olarak aşılabilir. Biz birbirimizin elini bırakmadığımız, birlikte dayanışma ve mücadele içerisinde olduğumuz sürece bu kazanılmış haklarımıza yönelik saldırıların üstesinden de geleceğiz. Buna gönülden inanıyorum” ifadelerine yer ver verdi.

    Diren KESER/HATAY

  • NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı: Susmayacağız!

    NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı: Susmayacağız!

    PİRHA- NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı düzenlendi. Saldırıya dair açıklama yapan NûJINHA, “Kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve özgür gazeteciliği hedef alan hiçbir saldırı amacına ulaşamayacak; tehditlere rağmen yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    Kendisini “Handala” ve “Direniş Ekseni” olarak tanıtan bir siber grup, yayımladığı tehdit içerikli mesajlarla NûJINHA’yı siber saldırı düzenledi. Saldırıda, ajansın Arapça, İngilizce ve Farsça haber kategorilerindeki içerikleri sistematik biçimde silindi.

    Sitelerine yönelik siber saldırılara dair yazılı açıklama yapan NûJINHA, “Dün akşam saatlerinde ajansımıza yönelik gerçekleştirilen siber saldırıda Farsça, Arapça ve İngilizce servislerimizde yayımlanan çok sayıda haber silinirken, yayınlarımız bir süre durmak zorunda kaldı” diye belirtti.

    Saldırıyı yapan gruplarının tehditlerinin devam ettiği belirtilen açıklamada, şunlara yer verdi:

    “Kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve özgür gazeteciliği hedef alan hiçbir saldırı amacına ulaşamayacak; tehditlere rağmen yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Kendisini ‘Hanzala’ ve ‘Direniş Ekseni’ olarak tanımlayan bir siber grup, yayımladığı açıklamalarla Kürtleri, Kürt kurumlarını ve ajansımızı hedef alan tehditlerde bulunmuştur. Söz konusu açıklamalarda yalnızca nefret söylemlerine değil, aynı zamanda gazetecilik faaliyetlerini hedef alan açık tehditlere de yer verilmiştir.

    TESADÜF DEĞİLDİR

    Teknik altyapımız hedef alınmış ve bu nedenle yayın faaliyetlerimiz bir süre durmak zorunda kalmıştır. Teknik ekiplerimizin yoğun çalışması sonucunda yayınlarımız yeniden erişime açılmıştır. Saldırıyı üstlenen grup, daha sonra yayımladığı mesajlarda ajansımıza yönelik siber saldırıların devam edeceğini öne sürmüş, kurumumuzun konum bilgilerine sahip olduklarını iddia ederek tehditlerini sürdürmüştür. Yayımlanan açıklamalarda Kürt halkını ve kurumlarını hedef alan ifadelerin yanı sıra, bölgedeki siyasi ve askeri gelişmelere ilişkin tehdit içerikli söylemler de kullanılmıştır. Bizler bu saldırıyı yalnızca bir internet sitesi ya da teknik altyapıya yönelik girişim olarak değerlendirmiyoruz. Bu saldırı, kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve bağımsız gazeteciliği hedef alan siyasi bir girişimdir. Ortadoğu’nun dört bir yanında kadınların yaşadıklarını görünür kılmaya çalışan, savaşın, şiddetin, eşitsizliğin ve erkek egemen politikaların mağduru olan kadınların sesini duyurmaya çalışan bir ajans olarak hedef alınmamız tesadüf değildir.

    DEMOKRATİK TOPLUM DEĞERLERİNE YÖNELİK BİR SALDIRI

    NûJINHA, bağımsız, demokratik ve özgürlükçü kadın gazeteciliği anlayışıyla yayın yapan bir haber ajansıdır. Yayıncılık çizgimiz; kadınların deneyimlerini, mücadelelerini ve hakikatlerini merkeze almak, egemen söylemlerin görünmez kıldığı sesleri duyurmak ve kadınların özgürlük mücadelesine tanıklık etmektir. Bizim için gazetecilik yalnızca haber aktarmak değil, aynı zamanda hakikatin peşinde ısrar etmek, savaşların, baskıların ve eşitsizliklerin gölgesinde kalan kadınların sözünü görünür kılmaktır. Bu nedenle ajansımıza yönelik her saldırıyı, yalnızca bir medya kurumuna değil; kadınların ifade özgürlüğüne, haber alma hakkına ve demokratik toplum değerlerine yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyoruz.

    SALDIRIYI MEŞRULAŞTIRAN MEDYA

    Kaygı verici olan bir diğer nokta ise bazı medya kuruluşlarının bu saldırıyı eleştirmek ya da basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirmek yerine, saldırıyı gerçekleştiren grubun açıklamalarını sorgulamadan dolaşıma sokması ve bir başarı hikayesi ya da operasyon haberi gibi sunmasıdır. Bir basın kurumuna yönelik saldırının propaganda diliyle aktarılması, saldırganların söylemlerinin yeniden üretilmesine ve hedef göstermenin yaygınlaştırılmasına hizmet etmektedir. Gazeteciliğin görevi tehditleri meşrulaştırmak değil, gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Basın kurumlarına yönelik saldırılar karşısında dayanışma göstermek yerine saldırganların dilini yeniden üreten yaklaşım, basın özgürlüğüne ve gazetecilik etiğine zarar vermektedir.

    NûJINHA olarak bir kez daha vurguluyoruz; kadınların hakikatini görünür kılma sorumluluğumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Kadınları susturmayı, görünmez kılmayı ve boyun eğdirmeyi amaçlayan her türlü saldırı, tehdit ve baskıya karşı yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Tehditlere boyun eğmeyecek, kadınların özgür sesi olmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

     

  • ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    PİRHA- Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamada, Rahmi Koç tarafından dile getirilen ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerin, yalnızca Kürt kadınlarını değil; eşitlik, insan hakları, demokrasi ve toplumsal barış değerlerine inanan herkesi derinden yaraladığını ve incittiğini ifade etti.

    “HALKLAR ARASINDA DÜŞMANLIĞI KÖRÜKLEMEKTE”

    Kürt kadınlarının, yüzyıllardır inkâr, asimilasyon, ayrımcılık, savaş ve yoksulluk politikalarına karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “Kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruyarak onurlu bir direniş geleneği yaratmıştır. Bugün Kürt kadın hareketi, örgütlülüğü, özgürlük mücadelesi ve toplumsal dönüşümdeki öncü rolüyle yalnızca bulunduğu coğrafyada değil, dünyanın birçok yerinde kadınlara ilham veren önemli bir deneyim olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Kürt kadınlarını küçümseyen, onları cehalet veya geri kalmışlıkla özdeşleştiren her türlü alçakça söylem; cinsiyetçi ve etnik ayrımcılığı yeniden üreten, toplumsal önyargıları besleyen bir anlayışın yansımasıdır. Mizah kisvesi altında dile getirilen bu tür ifadeler, kadınların onurunu yapılmış saldırıdır ve halklar arasında düşmanlığı körüklemekte ortak yaşam kültürüne zarar vermektedir” denildi.

    “KAMUOYUNU; AYRIMCI, CİNSİYETÇİ VE ETNİK KİMLİKLERİ HEDEF ALAN SÖYLEMLERE KARŞI ORTAK BİR TUTUM ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Alevi kadınlar olarak biliyoruz ki kadınlara, halklara ve inançlara yönelik ayrımcı dil; toplumsal barışı, birlikte yaşam iradesini ve demokratik değerleri zayıflatır. Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Kürt kadınları bu coğrafyada yaşamı yeniden üreten, emeğiyle toplumu ayakta tutan, barışı savunan ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan kadınlardır. Onların mücadelesi küçümsemeyi değil,  saygıyı ve dayanışmayı hak etmektedir. Rahmi Koç gibi insanlıktan, onurdan ve ahlaktan nasibini almamış olanlar,   Kürt kadınının bu değerlerinin  önünde bırakalım saygısızlık yapmayı, saygıyla ile eğilmek durumundadır.

    Bizler Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, Rahmi Koç’un sarf ettiği sözlerinde yansıyan nefretin ve düşmanlığın yarattığı toplumsal rahatsızlığın farkına varmasını, özrünü açık, samimi ve doğrudan Kürt kadınlarına yönelik biçimde ifade etmek zorundadır, bunu istiyor ve bekliyoruz. Aynı zamanda tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz. İnsan onurunu, eşit yurttaşlığı ve toplumsal barışı savunmak; vicdani, ahlaki ve demokratik bir sorumluluktur.”

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Kadınlar Dersim’den seslendi: Barış ve kadınların özgürlüğü için erkek devlet şiddetine son!-VİDEO

    Kadınlar Dersim’den seslendi: Barış ve kadınların özgürlüğü için erkek devlet şiddetine son!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Gülsitan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş’e dair açıklama yapan kadınlar, kadınlara karşı suçlarla gerçek bir yüzleşmenin barışın temeli olduğuna dikkat çekerek, Dersim’de kadınların yaşadığı taciz, katliamlara karşı seslerini yükseltti.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Dersim Kadın Platformu Gülsitan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş’e dair basın açıklaması yaptı.

    On ilden kadınların katıldığı açıklamada konuşan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşad Yeşil, 7 yıldır ‘Gülüstan Doku Nerede?’ sorduklarını ve sormaya devam ettiklerini belirterek, “Çünkü Gülistan Doku’nun bedeni bulunmadı. Biliyoruz ki o dönem kamu kurumlarının başında ve içinde olanlar bu cinayetin içinde. Umuyoruz failler hak ettikleri cezayı alırlar” dedi.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Newroz Ünverdi, Amed’den, Batman’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan, Eskişehir’den, Malatya’da 50’nin üzerinde kadınla Dersim’e geldiklerini ifade ederek, “6 yıl boyunca üzeri örtülen Gülistan Doku cinayetinin açığa çıkardığı suç ilişkileri, sistematik erkek-devlet şiddeti ve bunun savaş politikalarıyla ilişkisine karşı birbirimizi duymak, ortak bir ses çıkarmak, ‘burada kadınlara karşı bu suçlarla gerçek bir yüzleşme barışın temelidir’ demek için bu yola çıktık” diye belirtti.

    “PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ!”

    Gülistan Doku’ya yaşatılanların münferit olmadığının altını çizen Newroz Ünverdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Daha geldiğimiz gün, benzer bir olaya tanık olduk. Öğrencilere yönelik bu sistematik şiddet, Gülistan Doku dosyasında yürütülen soruşturmaya, kimi tutuklamalara rağmen, aynen devam ediyor. Bugün Adalet Bakanı, özellikle kadınlara yönelik “faili meçhul suçların aydınlatılacağını” ilan ediyor, ama herkes tarafından bilinen, basında haber yapılmış, açığa çıkmış suç çeteleri yerli yerinde duruyor. Bu da devletin kamu kurumları ve çalışanlarının suçlu olduğu yeni kadın cinayetlerine zemin hazırlıyor. Kadınların gündelik hayatları ise erkek egemen bir baskı altında sürmeye devam ediyor. Bu sırada her gün ülkede kadınlar öldürülüyor, bir kısmı basına şüpheli olarak geçiyor, kadın cinayetlerinin önlenmesi için politika geliştirilmiyor.

    AKP Milletvekili Salim Ensarioğlu geçtiğimiz günlerde taşra üniversitelerinde öğrencilere yönelik organize bir cinsel istismar ağı olduğunu, içinde polislerin ve askerlerin yer aldığını söylemiş, söz konusu üniversitelerin arasında Munzur Üniversitesi’ni de saymıştı. Dün bir kadın bize şunu söyledi, “Gülistan zamanı olan eski rektörle şimdiki arasında hiçbir fark yok. Yine öyle bir olay olsa, yine görüntüler silinir.” Bu organize cinsel istismar ağı kimlerden oluşuyor, kimler tarafından hala korunuyor? İsimleri pek de gizli değil. Bir isim Munzur Üniversitesi’nde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı yapmış olan Cem Tekinoğlu. Üniversitede öğrenim gören kadınları tehdit ederek üst düzey kamu görevlileriyle cinsel ilişkiye zorladığı iddialarına, hakkında bu yönde verilen bir soru önergesine rağmen üzeri kapatıldı. Yetmedi, CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olarak görevlendirildi.

    TEHLİKE BİR AN ÖNCE ORTADAN KALDIRILMALI!

    Biz buradan ilan ediyoruz: Peşini bırakmayacağız. Öğrendiğimize göre, benzer şekilde, üniversitede hoca olan ve hakkında taciz iddiaları basında çıkan Ahmet Zülfü Türkoğlu da yerinde duruyor. Yine bir kadın öğrenciyi yurda bırakma bahanesiyle taciz eden, öğrencinin KADES’e başvurması ve dava açması sonrası tutuklanan, ceza alan İbrahim Özer’in tüm bunlara rağmen rektörlük tarafından aklandığı basına yansımış durumda. 95 öğrenciyi taciz ettiğine ilişkin hakkında şikayetler olan, bu şikayetler meclise dahi taşınan İlyas Kayaokay, aynı cezasızlık politikasıyla ödüllendirilir gibi doçent yapılmış. Bu ve benzeri isimlere hiçbir şey yapılmadığı sürece, kadınlara yönelik yeni suçların önü açılıyor. Bu tehlike bir an önce ortadan kaldırılmalı!

    BU BİR BARIŞ DEĞİL, SAVAŞ HALİDİR

    Biz dün tanıştığımız her kadından bir taciz hikayesi, tecavüz tanıklığı, buna karşı yapılan şikayetlerin üzerinin örtülmesini, tam tersine şikayet eden kadının baskı altına alınmasını dinledik. Kadınların “Seni İŞKUR’dan işe aldırırım” denilerek cinsel istismar ağlarının içine çekildiğini, “yokuş dik sizi eve bırakalım,” “hadi bana Kürtçe şiir okuyun” gibi cümlelerle taciz edildiğini duyduk. Bazen sonunun, ailelerin kadınları okuldan alması, eğitim hayatlarının sekteye uğraması olduğu öğrendik. Failler ise her hikayede askerler, uzman çavuşlar, güvenlik görevlileri, AKP’yle ilişkisi olan, üniversite içinde güç sahibi kişiler. Genç kadınlar şiddet ve taciz karşısında şikayetlerini, zaten faillerin içinde aldığı yapılara mı yapacak? Bunun sonucunda tehdit aldıkları yetmiyor; şikayet için mücadele ederken devlet kurumlarında yıpratıcı süreçlere maruz kalıyorlar. Toplum tarafından yargılanan yine kadınlar oluyor. Bu, ülkedeki patriyarkanın güncel hali ve bir savaş politikasının parçası, biliyoruz. Peki, nasıl bir savaş politikası bu? Köyleriyle beraber 85 bin nüfusu olan, merkezde 40 bin nüfusu olan Dersim’de, 9 bin öğrenci, 10 bine yakın resmi güvenlik görevlisi var. Yani öğrenci başına en az bir güvenlik görevlisi, resmi olmayanlar düşünülünce fazlası düşüyor. Köprüden Dersim’e girildiği andan itibaren 200-300 metrede bir mobesenin olduğu, köy girişlerine bile mobeselerin konduğu, herkesin her adımının izlendiği bir il burası. Deprem nedeniyle güçlendirme bahane edilerek valilik, adliye gibi resmi kurumların üniversite kampüsünün içine taşındığı bir yer. Yani öyle bir üniversite ki, içine Dersim Kadın Platformu giremiyor, ama kolluk, asker rahatça geziyor, valilik binası içinde, asker ve polis arabaları yurtlarda öğrencilerin kapılarında bekliyor. Üniversite erkek egemen bir kamusal alana çevrilmiş durumda. Özetle Dersim, güvenlikçi politikaların kadınlar için nasıl da güvensizlik yarattığının en açık görüldüğü yerlerden biri. Her yerde kontrol noktaları, asker, polis var ama sokaklar güvensiz, yurtlar güvensiz, üniversite güvensiz. Bugün barıştan söz edilirken öncelikli adımlardan biri, kadınlara yönelik suçların soruşturulmasıysa bir diğeri de bu kentte üniformalı, üniformasız bu kadar anormal yoğunlukta güvenlik görevlisinin bulunmamasıdır. Bir şehirde her dört kişiye bir askerin düşmesi, öğrenci sayısından fazla kolluk olması, üniversite ile bu kadar iç içe olmaları normal değil. Bu bir barış değil, savaş halidir.

    İDDİALARIN BİRİ BİLE YERİN YERİNDEN OYNAMASINI GEREKTİRİR

    Öte yandan Munzur Üniversitesi’nde genç kadınlara yönelik, gücünü devletten alan cinsel istismar ağları bize örneğin Karabük’te Afrikalı öğrencilere yapılanları, İstanbul’da Ayşe Tokyaz davasını da hatırlattı. Yani bu irili ufaklı suç çeteleri, erkek şiddeti ağları, savaş silahı olarak meşrulaştırıldıkça her yerde normalleşiyor. Bu, Dersim’de, aynı zamanda öğrencilerin örgütlenme alanlarını ortadan kaldırmakla, bunun yerine cemaatlere alan açmakla, bir tür demografik değişimle de el ele gidiyor. Üniversitede kadın kulüpleri kurulamaz, stand açamazken, TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti ve benzerleri örgütleniyor. Kentte öğrencilere pek başka sosyal alan sağlanamamasının kayyum politikalarıyla da elbette doğrudan bağı var. Okula yeni gelen öğrencilerin eklendiği bir “Munzur Kadın Öğrenciler” whatsapp grubunun kurulduğunu, bunun yöneticisinin ise TÜGVA başkanı bir erkek olduğunu öğreniyoruz. Buradan kadın öğrencilerin telefonlarının askeri personelle paylaşıldığını, kentte tur bahanesiyle kadınların istismar ağlarının içine çekildiğini, daha sonra kadınlar bunu beyan ettiğinde üstünün kapatıldığını ve bunu açığa çıkarmaya çalışan kadınların tehditlerle susturulmaya çalışıldığını duyuyoruz. Bu TÜGVA başkanının Gülistan Doku soruşturmasında görevden alınan eski Tunceli İŞKUR müdürü Özdemir Aktaş’ın yeğeni olduğunu, tüm bu iddialara rağmen rektörlüğün bu olayların hemen ardından TÜGVA ile protokol imzaladığını öğreniyoruz. Bu iddiaların biri bile yerin yerinden oynamasını gerektirir.”

    “ERKEK DEVLET ŞİDDETİNE SON”

    Dersim’de yaşananların takipçisi olacaklarının altını çizen Newroz Ünverdi, “Bu suç şebekelerinin açığa çıkması için Dersim’de yaşayan kadınların, öğrencilerin yanında olacağımızı duyuruyoruz. Gerçek bir barış için, kadınların özgürlüğü için erkek devlet şiddetine son diyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Karakoçan Belediyesi’nden şiddetle mücadelede yeni adım!

    Karakoçan Belediyesi’nden şiddetle mücadelede yeni adım!

    PİRHA- Karakoçan Belediyesi Haziran ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda görüşülen “Şiddetle Mücadele Tutum Belgesi” meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi.

    Kabul edilen belgeyle birlikte belediyenin şiddetin her türüne karşı kurumsal duruşunun güçlendirilmesi, toplumsal farkındalığın artırılması ve şiddetle mücadele çalışmalarının desteklenmesi amaçlanıyor.

    Karakoçan Belediyesi Eşbaşkanı Eda Durmuş tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, kadınlara, çocuklara ve toplumun tüm kesimlerine yönelik şiddete karşı mücadelede kararlılık vurgusu yapıldı.

    PİRHA/KARAKOÇAN

  • Gülistan Doku cinayetinde yeni gelişme!

    Gülistan Doku cinayetinde yeni gelişme!

    PİRHA-Gülistan Doku soruşturmanın ilk şüphelisi olan Zeinal Abakarov’un annesi Cemile Yücer’den dikkat çeken mektubu ortaya çıktı. CİMER’e gönderilen mektupta Zeinal Abakarov’un yetkililer aracılığıyla Rusya’ya götürüldüğü, Süleyman Soylu’nun ‘ricası’yla da Türkiye’ye döndüğü ortaya çıktı.

    Gülistan Doku cinayeti soruşturmasında tutuklananlar arasında yer alan, Cemile Yücer, 28 Ocak 2021 tarihli CİMER dilekçesinde oğlu Zeinal Abakarov’u yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini, daha sonra ise dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘ricası’ üzerine Türkiye’ye döndüğü yer aldı.

    Süleyman Soylu’nun Gülistan Doku soruşturmana dahil edilmesine dair kamuoyunun beklentileri yüksekken ortaya çıkan dilekçe bir kez daha gözleri Süleyman Soylu’ya çevirdi.

    ‘Soylu cinayeti işleyeni, saklayanı biliyor mu?’ sorusunun hala cevap bulmadığı süreçte, ortaya çıkan dilekçenin soruşturmaya dahil edilip edilmeyeceği, Soylu’nun ifadesine başvurulup, başvurulmayacağı merak konusu.

    Umut Altaş’ın itirafları sıcaklığını korurken, cinayeti işleyen ve suç ortağı olan isimlerin hala cinayeti işlediklerini ve Gülistan Doku’nun bedeninin nerede olduğuna dair bilgi vermemesi ‘Acaba örtbas edilen başka şeyler de mi var? Cinayetin ucu daha büyük yerlere dokunduğu için mi soruşturma ilerlemiyor?’ sorularını beraberinde getiriyor.

     

  • Dersim’in kadınları Düldül Tepesi’nde: Klamlar ve ağıtlar, geçmişten yankılanıp, çerağlara karıştı!-VİDEO

    Dersim’in kadınları Düldül Tepesi’nde: Klamlar ve ağıtlar, geçmişten yankılanıp, çerağlara karıştı!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in simge yerlerinden biri de Düldül Tepesi. Şah-ı Merdan Ali’nin atı Düldül’ün adını taşıyan tepe, Dersim’i koruyan bir kalkan gibi tüm heybetiyle duruyor.

    Düldül’ün ayak izlerini takip edenler, yanlarında lokmaları, çerağları ve inançlarını taşırlar. Her birinin bin muradı vardır, biri olsun diye soluk soluğa dağ keçilerinin eşliğinde düştükleri yolda, geleceğe dair beklentilerini kayalara, dağlara ve havaya fısıldarlar.

    Kadınların yüreğinden çıkan klamlar ve ağıtlar, geçmişten yankılanır, geleceğe ışık olsun diye ise çerağlara karışır. Ateşin, havanın, suyun, toprağın birleştiği zirvede, Dersim’in kefensiz yatanlarına ses verirler, Düldül’ün her attığı adıma eşlik edenler.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kadınlar yönetim kadrolarında görev almalı – VİDEO

    Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kadınlar yönetim kadrolarında görev almalı – VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin mutfağı başta olmak üzere bir çok etkinlikte kadınların çalıştığını ancak yönetim kadroları seçildiği zaman erkeklerin ön plana çıkmaya başladığının altını çizen Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, kadınların yönetime aday olması çağrısı yaparak, “Kendimize güvenelim” dedi. 

    Alevi kurumlarının yönetim kadrolarında önceki yıllara göre kadın sayısı artsa da yeterli görünmüyor. Cemevlerinin yemekhanelerinde, çay ocaklarında, cem erkanlarında, seminer ve panel gibi çok sayıda yapılan çalışmalarda kadınların ön planda olduğu ancak yönetim kadrolarında kadınlar yer bulamıyor.

    17 yıl Narlıdere Cemevi’nde hizmet eden, her türlü çalışmada yer alan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir ile Alevi kurumlarındaki kadınların konumunu konuştuk.

    Narlıdere Cemevi’nin gençlik kollarında başlayan, 15. yılında ise cemevi başkanı olarak görevini sürdüren Özdemir, gönüllülük temelinde cemevinde görev yaptıklarının altını çizerek, cemevi yönetim kadrosu olarak halka hizmet etmenin önemli olduğunu vurguladı.

    “ALEVİ KADINLAR YOLA ÇOK BAĞLILAR”

    İnanç yönünden Yol’a en çok bağlılığı olan Alevi kadınların  görünür olmadığına dikkat çeken Özdemir, “Cemevlerimizin inancımızda, mutfağımızda, çalışmalarımızda, panelimizde, seminerimizde, her tarafında kadınlar var” dedi.

    Cemevlerinde yapılan yönetim kadrolarında erkeklerin ön plana çıkmasını eleştiren Özdemir, kadınların kadrolarda yer almak istediğini ancak erkeklerin “kadın evde otursun, yöneticiliği ben yaparım” bakışının olduğunun altını çiziyor.

    “KADINLAR KENDİNE GÜVENİRSE HER ŞEYİ YAPAR”

    Elvan Özdemir, kadınların her konuda daha iyi üretip, yönetebildiğini ise şu cümlelerle anlatıyor:

    “Kadınlarımızın daha öne çıkması için el ele vermemiz gerekiyor. Kadınlar bu görevi yürekten yapıyor. Anaç oldukları için, toparlayıcı oldukları için inanç yönünü kadınların yürüttüğünü söyleyebilirim. Yönetim kadroları seçildiği zaman kadınlar yönetici olmak istiyor. 7/24 her şekilde biz Yol’umuza hizmet ediyoruz. Evinden, çoluğundan, çocuğundan, işinden, fedakarlık ediyorsun. Bunun için de erkekler tabii ki ‘kadın evde otursun’ yöneticiliği ben yaparım diyor. Yol mutfağa gelince, işe gelince, başka bir şeye gelince tabii ki kadınlarımız yapıyor.”

    Özdemir, kadınların birlik olmasını ve birbirlerine destek olup, kendine güvenerek yöneticilik yapabileceğini söyledi.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE SAYILSIN”

    Alevilerin sorunlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Nalıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon aracı olduğunun altını çizdi. Özdemir, daha çok kırsalda bulunan cemevlerinin ‘çatı değişecek, bir torba çimento yada suyu değişmesi gerekiyor’ diye cemevi başkanlığının sunduğu olanaklardan faydalanmak için gittiklerini söyledi.

    Özdemir, Alevilerin cemevlerinin ibadethane statüsünde olmadığını, çocuklara zorunlu din dersinin dayatıldığını belirterek, devletin inanç yerlerini tanımasını istedi.

    Alevilerin inancına ve Yol’una sahip çıkma çağrısı yapan Özdemir, “Onun için de el ele vermeliyiz. Haktan, hukuktan, adaletten yana, birlik olmalıyız. Yol’umuza, inancımıza sahip çıkmalıyız. Kendi inancımıza sahip çıkmak için birlik olmamız gerekiyor” dedi.

    “GENÇLERDE GELECEK KAYGISI VAR”

    Gençlerin cemevlerine ilgisinin az olduğunu belirten Özdemir, gençlerde gelecek kaygısının olduğunu ifade etti. Özdemir, “Gençlerin sadece cemevine gideyim, kendi inancımı yaşayayım deyip, kendi yaşam şartları, gelecek korkuları var. Acaba ne olacak? Evdeki aileler, gençler, çocuklar endişeli” diye konuştu.

    Ailelerin gençlere, çocuklara Alevi inancını ve kültürel değerlerini anlatmaları gerektiğini belirten Elvan Özdemir, “Alevi canlar olarak Yol’umuza, cemevlerimize, inancımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Kültürümüzü bütün çocuklarımıza, gençlerimize, ailelerimize Yol’umuzun değerlerini anlatmalıyız. Yani sadece bizimki Alevilik değil, Yol’un güzel yanlarını gönüllülüğün, hoşgörünün, sevgilin, adaletin olduğu bir toplum olduğumuzu çocuklarımıza da öğretmeliyiz” diye konuştu.

    Semra ACAR/İZMİR

  • Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Serin: Çalışmalarımıza kadınların ilgisi çok yüksek!-VİDEO

    Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Serin: Çalışmalarımıza kadınların ilgisi çok yüksek!-VİDEO

    PİRHA – Alevilik inancını en çok içselleştiren, onu yürüten, Yol’a gönül verenlerin daha çok kadınlar olduğuna dikkat çeken Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Gülay Serin, cemevindeki kadın çalışmalarına değinerek, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yineledi. 

    Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Gülay Serin ile cemevinin kadın çalışmalarını ve Alevilerin taleplerini konuştuk.

    “ALEVİLİK BİR YAŞAM FELSEFESİDİR”

    Alevilik inancını en çok içselleştiren, onu yürüten, Yol’a gönül verenlerin daha çok kadınlar olduğuna dikkat çeken Serin, cemevlerinin ibadethane sayılması ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının verilmesi talebini yineledi.

    Gülay Serin, inanca yönelik ise şunları söyledi:

    “Bu kadim inancı yaşamamızı, yaşatmamızı dedelerimize, analarımıza, Yol önderlerimize bıraksınlar. Çünkü biz Aleviliği gerçekten sadece bir inanç olarak değil bir yaşam felsefesi olarak görüyoruz. Aleviliğin yaşam felsefesi, bütün topluma uyarlansa dünyanın çok güzel olacağına eminim.”

    Narlıdere Cemevi‘nde güçlü bir kadın komisyonu olduğunu vurgulayan Gülay Serin, “Kadın bilincini yükselten bu komisyon haftanın bir günü toplanarak yapılabilecek etkinliklerin planlamasını yapıyor ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.

    Gülay Serin, her cuma günü cemevinde toplandıklarını belirterek, “70 kişilik kadın komisyonumuz var. Etkinlikler olmasa bile o günün, haftanın önemine göre konuşuyoruz. Cemevinde daha çok sağlıkla, kadın haklarıyla, toplumsal cinsiyetle ve eşitlik temelinde neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Aynı zamanda ülke gündemiyle ilgili görüş alışverişinde bulunuyoruz” dedi.

    “RİTÜELLERİ ÖĞRENİYORUZ”

    Cemevinde yapılan toplantılara katılmak için cuma gününü iple çeken kadınların olduğunu belirten Serin, “Büyüklerimiz var, yaş almış kadınlarımız var. Onların tecrübeleriyle, onların söylemleriyle gelenekçi, o inanışın getirdiği ritüelleri öğrenmeye çalışıyoruz. Tabii ki her yörenin inanç ritüelleri farklı. Herkesin yaşanmışlıkları, hatırladıklarını anlatıp, birbirimize aktarıyoruz” diye konuştu.

    “KADINLARIN İLGİSİ ÇOK FAZLA”

    Kadınların toplantılara ilgisinin yoğun oluğunu belirten Gülay Serin, kadın haklarıyla ilgili ‘Sessiz çığlık’  denilen yardım işaretlerini öğrenen kadınların birçoğunun bundan haberinin olmadığını, avukatlarla birlikte verimli bir seminer verildiğini kaydetti. Özellikle kadınların sağlık seminerlerine ilgi gösterdiğini vurgulayan Serin, psikolog destekleriyle terapilerin de verildiğini söyledi.

    Atölye çalışmalarına da ilginin olduğunu söyleyen Gülay Serin, tüm kadınları cemevlerine beklediklerini söyledi.

    Semra ACAR/İZMİR

  • JES’e karşı nöbet eylemine katılan kadınlar konuştu: Sonuna kadar direneceğiz!-VİDEO

    JES’e karşı nöbet eylemine katılan kadınlar konuştu: Sonuna kadar direneceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı mücadele eden kadınlar, topraklarını terketmek istemediklerini vurgulayarak,  “Bugün burada yurdumuza kadar gelen bu saldırıyı korkmadan, sonuna kadar direnerek, gerileteceğiz” dediler.

    Muş’un Varto ile Bingöl’ün Karlıova ilçeleri arasında bulunan köylerde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkının başlattığı kararlı nöbet eylemi sürüyor. Projenin doğaya, tarım alanlarına ve su kaynaklarına zarar vereceğini belirten köylülerin kurduğu direniş çadırındaki kadınlar ajansımıza konuştu.

    Varto’nun Kasıman (Köprücük) köyünde yaşayan Meryem Çelik, hayvancılıkla geçindiğini belirterek, “Burada yaşıyoruz. Jeotermalin başlangıç noktalarından birisi burası zaten. Buna karşı mücadele ediyoruz. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

    “KARŞIYIZ, İSTEMİYORUZ!”

    Yurttaşlardan gizli bir şekilde projenin yapıldığını vurgulayan Meryem Çelik, “Biz bu topraklarda analarımızdan, atalarımızdan bu yana barışçıl bir şekilde yaşadık. Bundan sonra da o şekilde devam etmek istiyoruz. Hükümet adil olduğu sürece güçlüdür. Burada bize dayatılan sistemde hiçbir şekilde adalet yok. Onun için de biraz daha adil olmasını istiyoruz. Birileri burada bir kazanç sağlayacaksa, birilerine peşkeş çekilecekse bizim yaşam alanlarımız üzerinden değil. Onun için de biz karşıyız, istemiyoruz” şeklinde konuştu.

    “NEREYE GİDECEĞİZ?”

    JES porjesinin yapılası durumunda gelir kaynağının ve yaşam alanının yok olacağını belirten Meryem Çelik, “Biz ne yapacağız? Nereye gideceğiz?” diye sorarak, köylerinde yaşamlarını sürdürmek istediklerinin altını çizdi.

    “DİRENECEĞİZ!”

    Eylem Karaduman Vural ise, Badan (Teknedüzü) köyünde terzilik yaptığını belirterek, “40 yılımı batıda geçirdim. ‘Plajlar halkındır’ diyerek halkla plajları savunduk. ‘Siyanürle altın aramaya hayır’ diyen Bergama ile direndik. Balıkesir’de zeytin ağaçlarını sahiplenen köylülerle direndik. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde gençlerin ağaçlara sarıldığı dönem onlarla beraber ağaçları savunduk. Bugün burada yaşam alanlarımızı savunurken de bölge, insan, yer, mekan ayırmadan dibimize kadar gelen bu saldırıyı korkmadan, sonuna kadar direnerek gerileteceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Milyonların kalbinin Varto’da direnenlerden yana attığının altını çizen Eylem Karaduman Vural, Bizler sonuna kadar direneceğiz. Devlet buraya bir şekilde saldıracak. Ama burada en çok sahiplenen de kadın oldu yine. Çünkü kadınlar burada yaşamayı seçmiş. Toprağına, kültürüne sahip çıkma noktasında da hergün kendini katabildiği kadar katıyor. Kadınlar çadırı sahiplendiği için burada her şey daha mütevazi, daha güzel. Herhangi bir saldırıda da kadınların nasıl direndiğini göreceğiz. Çünkü çok müthiş bir Varto kadını var. Şu an direnişin öznesi kadınlar” dedi.

    Nuray ATMACA/VARTO

  • Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği’nde dayanışma sofrası-VİDEO

    Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği’nde dayanışma sofrası-VİDEO

    PİRHA-  Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, kadınları bir araya getiren bir kahvaltı etkinliği düzenledi. Dayanışma ruhuyla organize edilen etkinlikte, katılımcılar kendi hazırladıkları yiyecekleri paylaşarak ortak bir sofra kurdu.

    İzmir’in Çiğli ilçesi Şirintepe Mahallesi’nde faaliyet gösteren Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, kadınları bir araya getiren bir kahvaltı etkinliği düzenledi.

    Dernek çatısı altında buluşan kadınlar, evde ve iş yerinde yaşadıkları eşitsizlikleri dile getirerek dayanışmanın önemine vurgu yaptı. “Kendimizi eve kapatmayalım” diyerek bir aradalığın gücüne işaret eden katılımcılar, birlik ve beraberliği pekiştirmek adına her ay düzenli olarak bir araya gelme kararı aldı.

    GELECEK DÖNEM İÇİN YENİ PROJELER

    Dernek Başkanı Ezgi Özer, geçmiş dönem faaliyetlerini değerlendirerek yeni dönem için kolektif bir çalışma programı önerdi. Kadınlardan gelen talep ve öneriler doğrultusunda şu kararlar alındı:

    “Halk oyunları çalışmalarının başlatılması.

    Çocuklar için İngilizce kursları düzenlenmesi. Mahallede uyuşturucuyla mücadeleye dikkat çekmek amacıyla bir yürüyüş organize edilmesi.”

    Ayrıca sofrada yer verilen Antakya Rihen Kadın Kooperatifi’nin ürünleri büyük ilgi gördü; söz konusu ürünlerin satışının dernek üzerinden devam edeceği belirtildi. Çocuklar da kendileri için ayrılan alanda keyifli vakit geçirdiler.

    Kolektif bir emeğin öneminin vurgulandığı etkinlik, yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi.

    PİRHA – İZMİR

     

  • ‘Bedenlerimiz ve kimliklerimiz üzerinden savaş çığırtkanlığı yapılıyor!’ – VİDEO

    ‘Bedenlerimiz ve kimliklerimiz üzerinden savaş çığırtkanlığı yapılıyor!’ – VİDEO

    PİRHA – Antep Demokratik Kadın Platformu Temsilcisi Aysima Mihriban Mehtap, “Aile ve Nüfus 10 Yılı” genelgesinin, artan kadın cinayetlerini durduramayacağını belirterek, “Aile yılı ilan edildiğinden beri hiçbir şekilde Türkiye’de kadın cinayetleri, şiddet azalmadı. Hiçbir kadın pozitif ayrımcılığa uğramadı. Eşitsizlikler üretilmeye devam edildi. Bedenlerimiz ve kimliklerimiz üzerinden savaş çığırtkanlığı yapılıyor” dedi.

    Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete’de yayımlandı. Antep Demokratik Kadın Platformu Temsilcisi Aysima Mihriban Mehtap, “Aile ve Nüfus 10 Yılı” genelgesini, artan kadın cinayetlerini ve kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik sistematik baskı politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KADINLAR EV İÇERİSİNDE İTAAT EDEN BİR KAPANA KISTIRILMAK İSTENİYOR”

    Daha önce ilan edilen “aile yılı” sürecinde kadınların yaşam haklarında hiçbir olumlu gelişme yaşanmadığını vurgulayan Mehtap, asıl amacın kadınları eve hapsetmek olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Aile yılı ilan edildiğinden beri hiçbir şekilde Türkiye’de kadın cinayetleri, şiddet azalmadı. Hiçbir kadın pozitif ayrımcılığa uğramadı. Eşitsizlikler üretilmeye devam edildi. Toplumumuzun milli ve manevi değerlerini kadınların bedeni üzerinden aile kurumuna yıkarak kadınların kamusal alanda, okulda, işte yer almasını daha da kısıtlayarak sadece ev içerisinde itaat eden, mutfağa bağımlı, belli rolleri olan bir kapana kıstırmak için ürettikleri bir süreçti.”

    “TOPLUM SORGULARSA İSYAN ETMEYE BAŞLAR”

    İktidarıni krizlerin üstünü örtmek ve toplumsal muhalefetin önünü kesmek adına bu tür politikalara sarıldığını ifade eden Mehtap, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınların özgürleşmemesini, aslında toplumun özgürleşmemesini toplumsal barışın inşasını yürütmek istememelerinden geliyor. Çünkü toplum sorgulamaya başlarsa, sınıfsal eşitsizlik nedir, onu sorgulamaya başlar. Yaşadıkları geleceksizlik, yoksulluk gibi bir sürü krizi sorgulamaya ve bununla alakalı eyleme geçmeye, isyan etmeye başlar. İktidar bir taraftan bunu da baskılamak istiyor ve aynı zamanda LGBTİ+’ların haklarını, mücadelesini kriminalize ederek bir arada yaşama meselesini de kısırlaştırıyor, düşman yaratıyor.”

    “BU GENELGE MUHAFAZAKÂR, ANTİ-FEMİNİST VE ANTİ-KOMÜNİST BİR ÇERÇEVEDİR”

    Yayınlanan genelgenin sorunları çözmekten uzak, masumane bir söylemin arkasına sığınan bir “sis perdesi” olduğunu aktaran Mehtap, küresel düzeyde birbirini besleyen politikalara işaret etti:

    “Aile yılı içerisinde onlarca cinayet işlendi. Aile yılı bizim için çözüm odaklı bir şey olmadı. Sadece masumane görünen bir aile yılı söyleminden ibaretti. Sis perdesi olarak nitelendiriyorum. Bu süreci büyütmelerinin temel sebebi de aynı şekilde; ‘gençler neden evlenmiyor?’, ‘doğurganlık azaldı’ gibi argümanlardır. Meseleyi muhafazakâr bir çerçeve üzerinden de ele alabiliriz. Yine anti-feminist, anti-komünist olarak da ele almamız gerekiyor. Sınıfsal eşitsizliğin bu kadar yoğunlaştığı bir süreçte kadınların ve LGBTİ+ bireylerin bu genelge ile karşılaşması bir şeyleri çözmeyecek. Yine kadın cinayetleri artarak devam edecek, şiddet artarak devam edecek.”

    “FAŞİZM BÜYÜMEK İSTEDİĞİNDE AZINLIK OLARAK GÖRDÜĞÜ HAREKETLERE SALDIRIR”

    Genelgenin temel hedefinin bedenler ve iradeler üzerinde tahakküm kurmak olduğunu belirten Mehtap, mücadeleyi sadece tepki vermenin ötesine taşımak gerektiğini söyledi:

    “Yargı sopası onlardayken, istedikleri gibi yönlendirirken bizim bu noktada kadın mücadelesi içerisinde sadece tepki vermekten çok mücadelemizi hem özgürlük ekseninde hem demokrasi ekseninde hem barış ekseninde daha keskin bir şekilde ele almamız gerekiyor. ‘Bu genelgeye karşıyız’ yazarak, ‘Biz karşıyız’ demek olmamalı. Birlikte daha fazla, güçlü bir şekilde toplumsal barışı, toplumsal mücadeleyi ve özgürlüğü inşa edebilmek için bir araya gelmemiz, cepheleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yayınlanan aile 10 yılı genelgesi yine aynı şekilde bizlerin yaşam haklarını, yaşam tarzlarımızı, bizim kendi bedenimiz üzerindeki söz sahibi olma hakkımızı elimizden almayı hedeflemektedir. Tamamen devletin bizlerin bedeni üzerinden, bizlerin iradesi üzerinden tahakküm kurmak gibi bir meselesi var. Faşizmin, kapitalizmin büyümek istediği anda saldırdığı; kadınlar, LGBT hareketi gibi bizi azınlık olarak saydıkları hareketlerdir. Bu yüzden bizim bedenlerimiz üzerinde, bizim kimliğimiz üzerinde bir savaş çığırkanlığı inşa ederek faşizmi yaymak ve toplumda beslemek gibi bir hedeflerinin olduğunu varsayabiliriz. Türkiye’de son süreçte yayınlanan bu genelge; sadece iktidarın ‘Hadi biz bir genelge yayınlayalım da toplumu şöyle bir inşa edelim’ meselesi değil tabii ki. Amerika’dan Güney Amerika’ya, birçok Avrupa ülkesinden birbirini besleyen, birbirini destekleyen, birbirlerini izleyen süreçlerin aslında getirdiği sonuçlardan birisi burada da yaygınlaşması.”

    GÜLİSTAN DOKU HATIRLATMASI: TOPLUMUN ÖNÜNE KOYULAN BİR SİS PERDESİDİR

    Konuşmasında 6 yıldır kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun dosyasına da değinen Aysima Mihriban Mehtap, adalet mekanizmasına duyulan güvensizliğin iktidar tarafından algı operasyonlarıyla kapatılmak istendiğini şu sözlerle ifade etti:

    “Özellikle Gülistan Doku üzerinden bahsederek gitmek istiyorum. 6 yıldır bunun mücadelesini yürütüyoruz. 6 yıldır Gülistan’ın nerede olduğuna dair, intihar etmediğine dair aile ile birlikte zaten mücadele yürütüyorduk. Her şey demek ki bu kadar basitse, adalete erişim, bir soruşturma başlatabilmek bu kadar basitse neden bunca yıl beklenildi sorusu zaten bizlerde direkt iktidarın bu süreci bilinçli bir şekilde Akın Gürlek gibi bir vasfı bakan olarak atamasından sonra ortaya çıkacak olan, gündeme gelen hezeyanları da kapatmak ve ‘Biz adaletin neferiyiz’ mesajını toplumda aslında yaymak amacını taşıyor. Toplumun o güvensizliği var; hepimizin adalete karşı, hukuka karşı bir güvensizliği var. Kendilerince bu güvensizliği, sanki yıllardan beri bunun mücadelesini veriyorlarmış da son birkaç gün içerisinde hemen bulmuşlar, çok uğraşmışlar gibi bir ‘savcı atadık, hemen çıkarttı ortaya’ meselesiyle toplumun önüne yine bir sis perdesi koymak aslında. Bu algıya bence toplum olarak, kadınlar olarak düşmememiz gerekiyor. Yıllardan beridir bir dosyadan bahsediyoruz. Kayıp bir kadından bahsediyoruz. Bir kız kardeşimizden bahsediyoruz ve onunla birlikte bir sürü dosya halihazırda birbirini devam ettirirken bunu inşa ettikleri bir süreçte, aynı zamanda bu genelgenin yayınlanması samimi değil, samimi gelmiyor hiçbir şekilde. Asla aldanmamamız gerektiği ve keskin mücadelemizi yine inatla birleşerek, cepheleşerek yürütmemiz gerektiği fikrindeyim.”

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere, özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirterek, “Dünya kamuoyu sessiz kaldıkça zulüm büyüyor. Zalimler bilsinki dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var” dedi.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirtti.

    “ALEVİ KADINLARI CARİYE PAZARLARINDA SATILIYOR”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu, öncelikle Suriye’deki Alevi kadınların yaşadığı zulüm, işkence ve  nitelikli cinsel şiddetin 2013 yılından itibaren sürdüğünü vurgulayarak, “HTŞ çeteleri Suriye rejimini ele geçirdiği andan itibaren Alevilere yönelik çok sistematik bir saldırı başladı. 2025 Mart ayından itibaren sürekli kadınları kaçırıp Selefi çetelerin cariyesi haline getiriyorlar ve İdlib’de bir cariye pazarında satıyorlar” dedi.

    “DÜNYADA YEZİDLER VARSA, ZEYNEPLER DE VAR” 

    Zulmü yükselten unsurun başta Türkiye olmak üzere tüm dünya halklarının sessiz kalışı olduğunu dile getiren Sevim Yalıncakoğlu, şunları ifade etti:

    “Eli kanlı bir katil olan Colani kravat taktıktan sonra neredeyse bir barış elçisi ilan edildi. Saldırılarda böylece arttı.Çünkü suçluların cezasız kalacağını düşünüyorlar. En son Betül’ün kaçırılmasında da gördüğümüz gibi ve işin daha acı bir tarafı bunun yani Betül’ün hem kaçırıyorlar hem de Betül kendi isteğiyle geldi diyorlar. Betül’ün kaçırıldığına, cari olarak tutulduğuna ve nitelikli cinsel saldırıya sistematik şekilde uğradığına çok eminim. Betül’ün de aslında bakışlarından biz bunu yakalıyoruz. Ne kadar büyük bir hüzünle ve korkuyla bakıyor.

    Şunu söyleyelim ki dünyada evet çok zalimler var ama çok ses çıkaranlar da var. Suriye’de katledilen, soykırıma uğrayan Alevi halkı asla yalnız değil. Biz Türkiye Alevileri olarak, Avrupa Alevileri olarak her zaman yanlarında olacağız ve onların sesine ses olacağız. Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var.”

    “SALDIRILARI DURDURUN”

    DAD İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise, Suriye’deki saldırılara karşı uluslararası güçleri ve insan hakları örgütlerini görevlerini yapmaya çağırdı.

    Mevhibe Akdeniz, Dersim Katliamı’nda yaşatılanlarla, Suriye’de kadınlara yaşatılanın aynı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Bugün Dersim’in kızları neyse, Koçgiri’nin kızları neyse, onlar nasıl kayıplarsa ve bizim yaramızsa bugün Suriye’de Alevi kadınlara aynısı yaşatılıyor. Suriye’deki kadınlar da aynı şekilde bizim yaramızdır. Bu saldırılar karşısında bir an önce insan hakları örgütlerinin harekete geçmesini ve gereğinin yapılmasını istiyoruz.

    Kültürümüzün, inancımızın ve bizlerin tanınmasını istiyoruz. Yani bizim kimliklerimiz, inançlarımız yüzyıllardır vardı. Var olmaya da devam edecek. Suriye’de ve ülkemizde yaşanan bu baskı ve zulme karşı herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, bütün Alevi halkının kültürüne sahip çıkılması ve tanınması yönünde kamuoyu oluşmasını istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Aygül Doku: Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; yas hakkımızı istiyoruz-VİDEO

    Aygül Doku: Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; yas hakkımızı istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu’nun bildiğini dile getirerek, “Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz” dedi.

    Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.

    BİR SUÇ BÜROKRASİSİNİN ANATOMİSİ

    2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor. Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.

    Gülistan Doku soruşturmasında gelinen aşamaya dair Aygül Doku ajansımıza konuştu:

    Biz adelete güveniyoruz. Gülistan’ı öldürenler ve kaybedenler hesabını verecek. Yeni gözaltılarda olacak. Hala hesap vermeyen, sorgulanmayan isimler var. Dönemin bütün yetkililerinin sorgulanması gerekiyor. Kim niye susuyor? Açıklasınlar, Gülistan Doku’nun naaşı nerede? Biz Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Üzerinde ağlayacağımız, yas tutacağımız bir mezarımızın olmasını istiyoruz.”

    “CEM TEKİNOĞLU NEDEN GAZETECİLERİ TEHDİT EDİYORSUN?”

    Munzur Üniversitesi’nin geçmiş ve şimdiki rektörünün ilk günden bu yana Gülistan Doku’ya dair bir açıklama ve girişimde bulunmadığını vurgulayan Aygül Doku, Munzur Üniversitesi’nin dönemin Bilgi İşlem Daire Başkanı ve CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olan daha önce öğrencileri fuhuşa teşvik iddialarıyla gündeme gelen Cem Tekinoğlu’nun Gülistan Doku’ya dair haber yapan Emrullah Erdinç’i tehdit ettiğini belirtti:

    “İlk gün biz üniversiteye gittik ve kayıtları istedik. Gözaltına alınıp bırakılan Süleyman Önal bize kameraların Dinar Köprüsü’nü görmediğini söyledi. Sonradan öğreniyoruz ki 60 kamera kaydı silinmiş. O dönem oranın da başında olan isim kim? Cem Tekinoğlu. Gülistan ile ilgili haber yapan gazeteciler tehdit ediliyor. Daha dün Munzur Üniversitesi’nde görevli Cem Tekinoğlu, Gazeteci Emrullah Erdinç’i tehtid ediyor. Niye tehdit ediyorsun? Neden bu kadar bu dosyayla ilgileniyor, ucunun ona dokuncağını mı düşünüyor? Ben Gülistan’ın diplomasını almaya gittiğimde yaka paça dışarı çıkarıldım. Dönemin rektörü hiçbir şekilde bizimle irtibat kurmadı, sesizliğe gömüldü. Halbuki biz kızımızı üniversiteye emanet ettik. Sorumluluğu olanlar susuyor. Neden susuyorsunuz? Susunca gerçeklerin açığa çıkmayacağını mı düşünüyorsunuz? Gerçekler siz konuşsanız da konuşmasanız da açığa çıkacak.”

    “TUNCAY SONEL KENDİNİ TUNCELİ’NİN TANRISI İLAN ETMİŞTİ”

    Gülistan tacavüzcülerine karşı çıktığı, direndiği için katledildiğine dikkat çeken Aygül Doku, şunları kaydetti:

    “Bunun ilk olduğunu düşünmüyoruz. Daha öncede benzer süçları işlemişler, susturmuşlar. Gülistan karşı çıktığı için kaybettirildi. Tuncay Sonel kendini ‘Tuncelinin Tanrısı’ ilan etmişti. Devlet içinde devlet kurmuş. Kimse karşı çıkmamış. Ne İl Emniyet Müdürü, ne Munzur Üniversitesi’ndekiler ne de Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi. Hepsi ne demişse yapmış. Biri hastane kayıtlarını silmiş, diğeri kamera katılarını, bir başkası katledip, kaybetmiş. İl Özel İdare’den bir memur Gülistan’a dokunan son kişi olduğu ortay açıktı. Bu nasıl olur?”

    “GÜLİSTAN’I KAYBEDENLER KONUŞSUN, GÜLİSTAN’IN NAAŞI NEREDE?

    “Bu mesele artık bizim meselemiz olmaktan çıktı” diyen Aygül Doku, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz ilk gün ‘Gülistan Doku nerede?’ diye sormaya başladığımızdan bu güne kadar mesele bütün kadınların meselesi oldu. Bir Gülistan daha katledilmesin diye adalet mücadelesi veriyoruz. Biz Gülistan’ın geri gelmeyeceğini biliyoruz. Biz sadece Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz. Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu biliyor. Onlar bunu saklayarak cezaevinden çıkıp, normal hayatlarına döneceklerini mi sanıyorlar. Hayır. Böyle olmayacak. Buna izin vermeyeceğiz. Gülistan Doku dosyasında adalet sağlanana, Gülistan’a dokunan her kim varsa hesap verene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin Cemevi’ndeki kadınlardan Anneler Günü etkinliği- VİDEO

    Mersin Cemevi’ndeki kadınlardan Anneler Günü etkinliği- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Anneler Günü dolayısıyla etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşan Yazar Yaşar Seyman, başta Cumartesi Anneleri ve Gezi Anneleri olmak üzere evlatları için adalet mücadelesi veren anneleri anarak, “Mücadele edeceğiz. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Anneler Günü vesilesiyle etkinlik düzenledi. Etkinliğe Yazar Yaşar Seyman’ın yanı sıra komisyon üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının kadın temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.

    Etkinlik çerağın uyandırılmasıyla başlarken, etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Aysel Kılavuz, “Yaşamda doğumdan ölüme kadar hiç karşılık beklemeden evlatlarını yalnız bırakmayacak yegâne insandır annelerimiz” diyerek, annelerin ve kadınların gücüne işaret etti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yazar Yaşar Seyman ise, Cumartesi Anneleri, Roboski Anneleri, Gezi Annelerine dikkat çekerek, annelerin mücadele azimlerine ve kararlıklarına dair konuştu.

    Gülistan Doku’nun kaybettirildiğini belirterek, annesinin ve ablasının mücadelesinin sonucu olarak soruşturmanın ilerlediğini söyledi:

    “Munzur’un kızı Gülüstan Doku. Onu canından ettiler. 6 yıldır hala cesedi yok. Bir ana kendi dilinden feryat figan etti. 6 yıl susmadılar ve en sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin valisi bu cinayeti kapatan kişi oldu. Güven duymamız gereken, güvenliğimizi sağlaması gereken kurumlar bir genç kızı yok etmişler. Ama onun mücadelesini kız kardeşi ve annesi gün ışığına çıkardı.
    Yani mücadele edeceğiz. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Sizde kendinize güvenin. Mücadele edin.”

    Etkinlikte Ezgi Boz ve Elif Gazeloğlu deyişler okurken, çalınan ezgiler eşliğinde halaylar çekildi.

    PİRHA/ MERSİN