Etiket: Kadına yönelik şiddetle mücadele günü

  • Antalya’da 25 Kasım buluşması: PSAKD Kadın Platformu’yla alanlarda!-VİDEO

    Antalya’da 25 Kasım buluşması: PSAKD Kadın Platformu’yla alanlarda!-VİDEO

    PİRHA – Antalya’da kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında sokağa çıkıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, Antalya Kadın Platformu bileşenleriyle birlikte 25 Kasım saat 18.00’de Kapalı Yol Halk Bankası önünden toplanarak Attalos Meydanı’na yürüyüş gerçekleştireceklerini ve ardından basın açıklaması yaparak taleplerini haykıracaklarını belirtti.

    Aksoy, 25 Kasım’ın, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde Mirabel Kardeşler’in diktatörlük tarafından katledilmesine karşı verilen mücadelenin ardından, kadın örgütlerinin çabasıyla 1999’da Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” olarak kabul edildiğini hatırlattı.

    Bu kapsamda PSAKD Antalya Şubesi olarak etkinlikler düzenlediklerini söyleyen Aksoy, derneklerinde kadın üyeler ve kadın meclisi ile birlikte “Bu Kalabalığa Bak” filmini izlediklerini ifade etti. Filmin belgesel niteliğinde olduğunu belirten Aksoy, “Özellikle 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesini anlatan bir film. Son derece keyifli ve güzel bir gün oldu” dedi.

    Demir, “Antalya Kadın Platformu çerçevesinde 25 kasım salı günü saat 18.00’de Kapalı Yol Halk Bankası önünde toplanıp Attalos meydanına yürüyüş gerçekleştireceğiz” diyerek tüm kadınları dayanışmaya çağırdı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Avukat Kömürcü: İşkenceleri raporladık, kadınlar isterse suç duyurusunda bulunabiliriz

    Avukat Kömürcü: İşkenceleri raporladık, kadınlar isterse suç duyurusunda bulunabiliriz

    PİRHA- Ankara’da 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü’ne katılan 7 kadın gözaltına alınarak işkenceye maruz kaldı. Gözaltındaki kadınların durumunu Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi adına takip eden Avukat İrem Esra Kömürcü, “Kadınlara uygulanan bu şiddetin ve bu gözaltıların altında yatan gerçek sebebin kadın mücadelesine gözdağı vermek olduğunu biliyoruz. Gözaltı sürecini takip ettik. Kadınların da talebi olduğu takdirde bu sürece ilişkin bir suç duyurusu yapılabilir” dedi.

    Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Sakarya Caddesi’nde düzenlenen eyleme katılmak için alana girmek isteyen 5 kadın gözaltına alındı. Ardından basın açıklaması yapıldıktan sonra dağılan kadınlardan 2’si daha gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan 7 kadın, ayda iki kere imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kadınların gözaltı sürecinde işkenceye maruz kaldıkları da basına yansıdı.

    Gözaltındaki kadınların durumunu Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi adına takip eden Avukat İrem Esra Kömürcü, yaşananların hukuksuzluğuna vurgu yaparak konuya ilişkin rapor tuttuklarını, kadınların talebi olduğu takdirde sürece ilişkin suç duyurusunda bulanabileceklerini söyledi.

    “BU GÖZALTILARLA KADIN MÜCADELESİNE GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENİYOR”

    Kadınların gözaltına alınmasının ve daha sonraki sürecin tamamen hukuksuz olduğunu vurgulayan Kömürcü, “Kadınlar keyfi bir şekilde gözaltına alındılar. Kadınlara uygulanan bu şiddetin ve bu gözaltıların altında yatan gerçek sebebin kadın mücadelesine gözdağı vermek olduğunu biliyoruz. Halk arasında makbul görülen bir mücadele olduğu için şu anda bu mücadeleyi devlet kriminalize etmeye çalışılıyor. Kadın mücadelesine gençlerin dahil olması durumunda aileleri böylelikle tedirgin ediliyor. Yasa dışı bir şey yapılıyormuş gibi algı yaratılıyor. Kadınlar ‘Terör’ suçlamasıyla alındılar. ‘Terör örgütü adına eylem ve faaliyette bulunmak’ gerekçesiyle bu gözaltılar oldu.

    “DÖVİZDE YAZAN İFADELER GEREKÇE GÖSTERİLEREK GÖZALTINA ALINDILAR”

    Gözaltı gerekçesi olarak gösterilen dövizlerde yasadışı herhangi bir ifade, slogan yoktu. ‘Afganistan’dan İran’a, Kürdistan’dan Türkiye’ye kadın mücadelesi’ yazıyordu. Polis burada ‘Kürdistan’ kelimesinden rahatsız oldu. ‘Kürdistan’ kelimesinin bir örgüt söylemi olmadığı ya da hukuka aykırı bir söylem olmadığı açık. Türkiye Cumhuriyeti’nin de tanıdığı, büyükelçi yolladığı bir devletten bahsediyoruz.

    “ÖZELLİKLE PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPILMIŞ”

    Kadınlar gözaltına alındıktan sonra 4 saat boyunca kendilerinden haber alamadık. Biz TEM’e gittik ve orada da beklemeye başladık. Bu süre zarfında kadınları dolaştırmışlar, ters kelepçeli bir şekilde bekletmişler. Ayakta ve duvara dönük bir şekilde saatlerce bekletmişler. TEM’in içerisinde bir yerdelermiş ama bize bu konuda bir bilgi verilmemişti. Hakaretlere, kötü söylemlere maruz kalmışlar. Soyutlaştırılma yapılmış. Onlar orada yokmuş gibi davranılmış. Yanlarından geçerken omuz atılmış. Özellikle psikolojik işkenceye maruz kalmışlar. Fiziki olarak da bir polis bir kadın arkadaşımızın yakasından tutup silkelemiş. Aynı zamanda gözaltına alındıkları ilk gün su bile verilmedi. Biz avukatlar olarak verilmesi için ısrarcı olduk ve öyle verildi. Aynı şekilde pedi bile zor verebildik. 4 günün ardından adli kontrol şartı ile serbest bırakıldılar.

    “ANKARA BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ OLARAK YAŞANANLARI RAPORLADIK”

    Biz Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak bu gözaltı sürecini takip ettik ve bir raporlama da yaptık. Kadınların da talebi olduğu takdirde bu sürece ilişkin bir suç duyurusu yapılabilir. İstanbul’daki gözaltılarda yapıldı. İşkence ile gözaltına almak daha sonrasında bu işkenceleri devam ettirmek kabul edilebilir bir şey değil, hukuki değil. Biz kadın hakları merkezi olarak, 25 Kasım’da kadınların eyleminde kadınların işkenceyle gözaltına alınmasını, kadın mücadelesi verenlere bir gözdağı olarak düşünüyoruz” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Demokratik Kadınlar Birliği: Direnişlerimizle tarih yazmaya devam ediyoruz

    Demokratik Kadınlar Birliği: Direnişlerimizle tarih yazmaya devam ediyoruz

    PİRHA- Demokratik Kadınlar Birliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ ne dair yazılı bir açıklama yaparak, “Emeğimizin, bedenimizin, kimliklerimizin sömürüsüne karşı çok sayıda direnişlerle tarihimizi yazdık, yazmaya da devam ediyoruz. Tüm kadın canlarımızı sokakta özgürlük isyanına katılmaya, örgütlenmeye, birliktelikleri çoğaltmaya davet ediyoruz” dedi. 

    Demokratik Kadınlar Birliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ ne dair yazılı bir açıklama yayınladı.

    Kadına yönelik şiddetin dünyada yaşanan gelişmelerden ayrı düşünülmemesi gerektiği belirtilen açıklamada, kadınların örgütlenmesinin önemi vurgulandı.

    “KADINLAR ARTIK HER YERDE ÖZGÜN SÖZ SÖYLEYEN, ÖZGÜN ÖRGÜTLEYENLERDİR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “21. yüzyılın çeyrek asrında kadın mücadelesi ‘Jin, Jiyan, Azadi’ talebiyle girmiş bulunuyor. Bunu söyleme gerekçelerimizi hatırlamakta yarar görüyoruz. Artık sofrada yeri sarı öküzden sonra anılanlardan değiliz. Güçlü erkeğin arkasında değil 5 adım önündeyiz. Gölge yapmazlarsa emeğimizin, bedenimizin, kimliklerimizin sömürüsüne karşı çok sayıda direnişlerle tarihimizi yazdık, yazmaya da devam ediyoruz. Fabrikalardan, tarlalara, köylerden, kentlere, Diasporada, her yerde özgün söz söyleyen, özgün örgütleyenleriz.

    “KADINLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ BÜYÜYOR”

    Modern çağların savaşlarında ganimet olmaktan kurtulamamış olsak da, savaş baronlarına karşı en güçlü sözü söyleyen güç durumundayız. Faşizmin, gericiliğin, kol gezdiği Latin Amerika’da, Ortadoğu’da, Rojava’da, İran’a, Türkiye’den, Irak’a her yerde kadın mücadelesi özgürlüklerin sembollü olmuştur. Kadın mücadelesi ahlaksız, faşist gericilerin korkulu rüyasına dönüşmüştür. Mirabel kız kardeşlerimizin özgür, adil, eşitlik ideallerine hükmedemeyenler bedenlerine hükmederek teslim aldıklarını düşünmüşlerdir. Ama ne yazık ki o düşünce sahipleri ve onların takipçileri tarihin çöp sepetlerinde yerlerini almıştır. Beritanlar, Zarifeler, Fidanlar, Sakineler, Denizler, Nagihanlar, Mahsa Aminilerin sözleri insanlığa yön veriyor. Yürütüyor özgürlüğe, yürüyüşün adresleri oluyor.

    “ÖRGÜTLEMEYİ BÜYÜTMEYİ İLKE EDİNEMEZSEK ERİL FEODAL GERİCİLİĞE TESLİM OLURUZ”

    Bu yılın 25 Kasım’ını da kadın cinayetlerinin, savaşın ve şiddetin hız kesmediği eril zihniyetin ahlaksız politikalarıyla girmiş bulunuyoruz. Biz Raya Haq savunucusu can kadınlar da AKP-MHP rejiminin çıkardığı torba yasasıyla eril, tekçi ve islamileştirilmek istenen bir inanca itilip hapsedilmek isteniyoruz. Can olmaya, rızalıkla yol yürümeye, yolumuzu örgütlemeyi büyütmeyi ilke edinemezsek eril feodal gericiliğe teslim oluruz. Biz Raya Haq inancını yürüten kadın canlar kendimizi bize bunu reva görenlere karşı doğru bir örgütlülüğe dönüştürüp kendi isyanımızı da, İran’da ki Molla rejimine karşı isyanı yükseltenlerle buluşturamazsak Rojava’da yükselen kadın devrimine sırtımızı dönersek Türkiye’deki örgütlü kadın mücadelesinin yükselişinde kendimizi göremezsek ne yasayı nede yasa koyuculara karşı duruşumuzu güçlendiremeyiz ve yasa koyucuları durduramayız. Bu nedenle kadına yönelen şiddeti de bu politikalardan bağımsız ele almadığınızı bir kez daha hatırlatmak isteriz.

    “TÜM KADINLARI ÖRGÜTLENMEYE VE BİRLİKTELİĞİ ÇOĞALTMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Savaşa karşı isyanımızla, her renge her dile aynı nazarda yaklaşımı esas alan inancımızı sahiplenmek bedenimize, emeğimize, doğamıza, kültürümüze, dilimize sahip çıkmayı görev olarak bilmeliyiz. Bu mücadele iradeyle, sahiplenilerek ve inanalar yürüdük ve yürüyeceğiz. Bu temelde sözümüzü tüm kadın canlarımıza verirken, 25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı ortak mücadele gününde başta biz Avrupa’da yaşayan kadın canlarımızı sokakta özgürlük isyanına katılmaya, örgütlenmeye, birliktelikleri çoğaltmaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor’ – VİDEO

    ‘Kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor’ – VİDEO

    PİRHA – Kadınlar, 25 Kasım’a giderken yaşadıkları sorunlara, maruz kaldıkları kıskaca dikkatleri çekerek örgütlü mücadele ile kadın özgürlüğüne ulaşabileceklerini söyledi.

    Haberin Videosu

    Çağla Akdere, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne yaklaşırken kadın haklarına dikkat çekerek “Savunmasız ve çaresiz kalmamak için kadın savunma ağı kurmaya çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.

    “Her ne kadar devlet politikaları kadını savunmasız, yalnız, çaresiz bırakmaya çalışırsa çalışsın kadınlar birbirlerini savunabilir” yorumunu yapan Akdere, kadınların örgütlü mücadele ile tüm zorlukların üstesinden gelebileceğini söyledi.

    “KADINLAR SAVUNMASIZ BIRAKILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Akdere, “Hiç bir kadının yalnız, savunmasız, çaresiz kalmasını istemiyoruz” diyerek şunları aktardı:

    “Kadınların birbirini anlayıp, dertlerini anlatabileceği ve bu dertlerine birlikte çözüm üretebilecekleri bir şey öneriyoruz. Yani bugün baktığımız zaman kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor. Herhangi bir karakola gittiği zaman koruma tedbiri kararı alamıyorlar. Herhangi bir boşanma talebi olduğunda arabulucular getirilmeye çalışılıyor. Barıştırılmaya çalışılıyor. Kadınlar tekrar şiddet gördükleri eve gönderilmeye çalışılıyor.

    Biz bir yandan da şunu görüyoruz; sosyal medyada kadınlar yaşamak için ses veriyor, ses arıyorlar. Aslında örgütlü mücadele ile bunun üstesinden gelebiliyorlar. Doğrudan kendilerinin yaşadığı ya da bir tanıdığının şiddet anında herhangi bir devlet mekanizmasından çözüm olamayacaklarını bildiği için bunu sosyal medyadan teşhir ederek, kadınlardan dayanışma talebinde bulunarak aşmaya çalışıyor. Oradan şunu görüyoruz; hiç bir kadının çığlığına bir başka kadın tarafından kulağı tıkanarak arkası dönülmüyor. Mutlaka karşılık bulunuyor. Ve aslında biz haklarımızı, hayatımızı tehdit eden erkek şiddetine karşı birlikte hareket ederek devlet mekanizmalarını işletmeye zorluyoruz. Onların aklının kadına yönelik şiddetin önünü açmaya çalıştığını biliyoruz.

    “OLMASI GEREKENİ UYGULATMAK ZORUNDA BIRAKIYORUZ”

    Bugün meclisteki kadın sayısına, yerel yönetimlerdeki kadın temsiline baktığımız zaman hepsi çok minimum ve komik rakamlarda kalıyor. Biz bu ülkede bir erkek  AKP’li milletvekilinin bir el hareketi ile bütün AKP’li kadın milletvekillerini CHP ve HDP’li kadınlara saldırtırken gördük. Bunlar çok acı deneyimler. Erkek devletinin aklına kendimizi teslim etmiyoruz. 6284 Sayılı Kanun ya da ‘İstanbul Sözleşmesi’ dediğimiz kadınların mücadelesi sonucunda gelişmiştir. Ve biz olması gerekeni uygulatmak zorunda bırakıyoruz. İktidar ya da devlet, kadına yönelik şiddete karşı önleyici politikalar geliştirebilir ama bunu tercih etmiyor. Bu onların işine gelmiyor. Kadınları birey olarak tariflemek yerine onları aileye, babaya, kocaya gebe bir biçimde bırakmaya teşvik ediyor. O yüzden devlet aklı hiçbir şekilde bize haklarımızı veya hayatlarımızı vermeyecek. Biz bunları kendi mücadelemizle kazanacağız. Ve devlet bunu yapmak zorunda kalacak. Biz olması gerekenin ne olduğunu söyleyip bunu uygulanması için mücadele edeceğiz.”

    “KADIN CİNAYETİ ORANINDA % 1400’LÜK ARTIŞ VAR”

    Çağla Akdere’nin üzerinde durduğu bir diğer konu da kadın haberlerinin medyada yeterince yer almamasıydı. “Bir kadın cinayetinin haberleştirilmesi için magazinleştirilmesi, pornografik unsurlar eklenmesi gerekiyor” diyen Akdere’nin aktarımı şöyle:

    “Cinayetin basında yer alması için bütün romantizmi ile verilmesi gerekiyor. Yani bir kadının öldürüldüğü bilgisi ancak tıklanma değeri varsa medyaya yansıtılıyor. Bizler bunun da karşısında olmak zorundayız. Devletin yapmaya çalıştı şey bunu engellemek değil. Devlet bunu görünmezleştirmeye çalışıyor. 2012 yılı en son kadın cinayetleri ile ilgili resmi verilerin alındığı tarih ve orada AKP döneminde yani 2002’de iktidara gelişlerinden itibaren % 1400 oranında kadın cinayetlerinin arttığı verisi var. Sonra bu verilerin tamamı saklanır oldu. Çünkü hakikaten çok korkunç bir rakamdan bahsediyoruz.

    Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kadın cinayetlerinin arttığını itiraf etmek zorunda kaldı. Cinayetler yokmuşçasına hareket ederek aslında bir biçimde kendisine yönelecek öfkeyi sönümlendirmeyi hedefliyor. Tariflediğimiz şey şu; kadın cinayetlerinin ilk başta önlenmesi ve verilerinin tutulması, ardından bilgisinin paylaşılması ve buna yönelik politika geliştirilmesi. O yüzden de şiddeti pornografikleştirecek herhangi bir unsurun da bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz.”

    “KADINLAR OHAL’DE DE BU HALDE DE SOKAĞA ÇIKIYOR”

    Çağla Akdere, kadınların 25 Kasım’da çok net bir taleple sokağa çıkacaklarını da ifade ederek şunları söyledi:

    “Eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Biz her yaşta, her meslekte, her eğitim düzeyinde, her mezhepte, her inançta hiç fark etmeden öldürülüyoruz. Doğal olarak da herhangi bir kadının sesi karşılıksız kalmıyor bu ülkede. Örneklere baktığımızda, kürtaja saldırı yaptığında binlerce kadın sokağa çıkıyor. Örneğin tecavüzü aklama yasası getirilmeye çalışılıyor ve bütün kadınlar sokağa çıkıyor. Örneğin 10 Ekim sürecinde bombaların ortasında insanların sokaktan çekildiği anda ‘yaşamak istiyoruz’ diyerek direk kadınlar sokağa çıkıyor. OHAL ilan edildiğinde herkes ne yapacağını bilemezken biz ‘o halde de bu halde de herhalde de’ diyerek sokağa çıkıyoruz. Bu da doğal olarak iktidarı geriletiyor.

    Biliyoruz ki erkek şiddeti münferit değil. Tesadüf ise hiç değil. Bu sistemli bir mekanizmanın ürünüdür ve bizim öz savunma dediğimiz tekil erkek şiddetine karşı. Tabii ki tepki göstereceğiz ama biz şiddetin kaynağından itibaren mücadele etmeye başlamak zorundayız. Bu da patriyarka ile mücadeleyi gerektirir. Şiddet alanını terk etmek bir öz savunmadır. Haklarımızı, hayatlarımızı gasp ederek çıkartılacak yasalara karşı direnmek öz savunmadır. Yani feminist öz savunmayı tariflerken şiddetin kökeninden itibaren cinayete kadar uzanan bütün o sürecin tamamında etkin müdahale araçları geliştirmeyi tarifliyoruz. Ve o anın içerisinde kadınların, eğer bir şiddete maruz kalıyorsa o şiddet anında hayatını ve haklarını savunması ve bunun için de istediği aracı kullanması meşrudur, haktır ve biz de bunun tartışmasını yapıyoruz.”

    “YAŞAM HAKKIMIZ EN TEMEL GÜNDEMİMİZ”

    Ezgi Bahçeli ise Sosyalist Kadın Meclisleri olarak kadına yönelik şiddete ve toplumsal ayrımcılığa karşı mücadele yürüttüklerine dikkat çekti.

    Bahçeli, Sosyalist Kadın Meclisleri’nin kadın devrimi perspektifini önüne koyduğunu da söyleyerek şunları aktardı:

    “Biz kadınların kurtuluşu bir kadın devriminde. Biz kadınların aslında çok fazla temel gündemi var. Ücret eşitsizliğinden toplumsal eşitsizliğe kadar, ev içi emeğimizin görülmemesinden haklarımızın gasp edilmesine, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, kadın cinayetlerine kadar hayatın her alanında emeğimizin, kimliğimizin yok sayılmasını, bir kadın olarak var olmanın ne kadar zor olduğuna kadar birçok temel gündemimiz var. Ama geldiğimiz süreçte kadınlar olarak yaşam hakkımız en temel gündemimiz haline geldi. Her gün birçok erkek tarafından katlediliyoruz. Sistematik olarak saldırıya uğruyoruz. Dolayısıyla 25 Kasım’a giderken en çok söylemek istediğimiz şey ‘yaşamak istiyoruz’ talebidir. Yaşamak aynı zamanda eşit ve özgür yaşamak…

    Bu iktidar sonuçta bizim muhatabımız. Bu yasaları uygulamakla yükümlü olan iktidar ve onun cinsiyetçi politikalarına karşı bir mücadele yürütüyoruz. Örgütlü bir mücadeleyi savunuyoruz. Aynı zamanda bir başka mesele de öz savunma hakkımız. Biz kadınlar olarak sonuçta bu saldırılara hayatımızın her alanında maruz kalıyoruz. Öz savunma sadece bir erkeği şiddet karşısında öldürmek zorunda kaldığımız anda yaptığımız şey değil. Bir erkeğin tacizine ya da şiddetine maruz kaldığımız zaman ona gösterdiğimiz tepki de öz savunmadır. Ama bu hakkımızın daha meşru olduğunu anlatmak hem kamuoyuna hem de çeşitli dava örneklerinde gördüğümüz gibi biz kadınların kazanımları bakımından önemli yerde duruyor.”

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Ezgi Bahçeli, ‘Şiddet’ algısının genelde fiziksel ve kaba dayak olarak görüldüğüne de dikkat çekerek “Dolayısıyla kadınların birçoğu şiddeti hangi düzeylerde yaşadığının farkında olmayabiliyor” diyerek şöyle devam etti:

    “Sonuçta karşı tarafın sesini yükseltmesi, sizi ezmeye çalışıyor olması da bir şiddet biçimidir. Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet… Bunların hepsini hayatımızın her alanında yaşıyoruz ama bunların farkında olmak ve bunlara karşı örgütlü bir mücadele yürütmeye ve farkındalığı büyütmeye ihtiyacımız var. Örneğin aile kurumu bizler bakımından şiddeti besleyen ve sistematik hale getiren en önemli yerdir. Çünkü burada erkeğin kadına istediği gibi davrandığı, evli olduğu için birlikte olması

    zorunluluğu bunu evlilik içi tecavüz olarak tanımlıyoruz. Sonuçta bu da bir cinsel şiddet ama kadınlar evli oldukları için, tüm bunları yaşamak zorundaymış olarak algılanıyor.

    Biz de Sosyalist Kadın Meclisi olarak 25 Kasım’da sokakta, Taksim Tünel Meydanı’nda olacağız. Tüm kadınları da oraya çağırıyoruz. Bu sistematik devletin bu kadar erkek egemen sistemin bu kadar örgütlü medyasıyla, yasasıyla, söylemiyle, bu kadar örgütlü bir şekilde düşmanlığı beslediği ve bize saldırdığı bir düzende biz kadınların da birlikte olması ve mücadeleyi sosyalistler, feministler, çeşitli sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri hep birlikte mücadeleyi yürüterek birleşik kadın hareketinin büyütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.” PİRHA/ANKARA