PİRHA- Siverek ve Maraş’ta yaşanan vahşetin sadece çocuklarla açıklanamayacağını vurgulayan Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk; tarikatlara ayrılan bütçeden dizi sektöründeki mafya özentisine, CİMER baskısından okullardaki beslenme sorununa kadar eğitim sistemindeki çöküşü çarpıcı detaylarla PİRHA’ya anlattı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, son dönemde yaşanan şiddet olaylarının ardından eğitim sistemine dair kapsamlı bir eleştiri sundu. Öztürk, yaşananların münferit birer olay değil, sosyolojik bir bozulmanın sonucu olduğunu vurguladı.
“ÖĞRENCİ ARKADAŞINI RAKİP OLARAK GÖRÜYOR”
Mevcut sistemin öğrencileri sürekli bir yarış içine soktuğunu belirten Öztürk, “Okullarda ezbere dayalı ve rekabetçi bir ortam oluşturuldu. Öğrenci, en yakın arkadaşını bile bir rakip olarak görüyor ve bu atmosfer içinde ciddi bunalımlar yaşıyor. Bilimsel ve laik eğitimden uzaklaşıldığı sürece bu sorunlar katlanarak devam edecektir. Bu ne ilkti, ne de son olacak,” dedi.
“BAKANIN VİCDANI OLSAYDI İSTİFA EDERDİ”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in politikalarına tepki gösteren Öztürk, kaynakların yanlış yönetildiğini savundu: “Bugün Bakanın birazcık vicdanı olsaydı istifa ederdi. Günübirlik politikalarla eğitimi yönetmeye çalışıyorlar. Cemaat ve tarikatları sivil toplum örgütü gibi görüp onlara bütçe ayırmak için uğraşıyorlar. Oysa bu bütçeler okullara aktarılsaydı, çocuklarımız için çok daha güvenli ve nitelikli bir eğitim alanı yaratılabilirdi.”
“DİZİLER MAFYA LİDERLERİNİ ROL MODEL YAPIYOR”
Toplumsal bozulmanın medya ayağına da dikkat çeken Kadir Öztürk, çocukların örnek aldığı kişilerin değiştiğini vurguladı: “Ülkede 20-30 tane kanal var ve hepsinde şiddet içerikli diziler oynatılıyor. Bu dizilerde kabadayılar, bellerinde tabancalarla sanki saygın insanlarmış gibi gösteriliyor. Eskiden bir öğrenci öğretmenini ya da okumuş birini rol model alırdı. Şimdi ise mafya liderlerini rol model alıyorlar. Silahla insan öldürenlerin zengin olduğu, şatafatlı evlerde oturduğu bir dünyayı izleyen çocuk, ‘ben de böyle yaparım’ diyor. Bu, AKP hükümetinin izlediği politikaların yarattığı ağır bir sosyolojik durumdur.”
“GÜVENLİK SORUNU KAPIYA POLİS KOYMAKLA ÇÖZÜLMEZ”
Okullardaki şiddetin sadece polisiye tedbirlerle engellenemeyeceğini savunan Öztürk, pedagojik yaklaşıma dikkat çekti: “Okulun kapısına 100 tane de polis koysanız bu sorunu çözemezsiniz. Ortada sosyolojik bir bozulma var. Sorunu rehber öğretmenlerin üzerine yıkarak, ‘riskli öğrencileri ikna edin’ diyerek işin içinden çıkamazsınız. Velisiyle, öğretmeniyle ve öğrencisiyle hep birlikte bir politika üretilmelidir.”
Eğitimdeki bozulmanın başlangıç noktalarından biri olarak eski Bakan Ömer Dinçer dönemini ve şikayet hatlarını işaret eden Öztürk, “Öğrenci zayıf alıyor, hemen CİMER’e şikayet ediliyor. Öğretmen hakkında dilekçe yazılıyor. Öğrencinin neden zayıf aldığı, dersi dinleyip dinlemediği araştırılmadan öğretmen hedef tahtasına konuluyor. Bu sistem öğretmeni itibarsızlaştırdı,” ifadelerini kullandı.
“BİAT DEĞİL ÖZGÜR DÜŞÜNCE”
Hükümetin amacının sorunu çözmek değil, kendine itaat eden bir yapı yaratmak olduğunu öne süren Öztürk, tüm okulların İmam Hatip yapılmak istenmesini eleştirerek çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
“Çocukların sağlıklı beslenmesi için her okula bir öğün ücretsiz yemek verilmeli.
Sınav ve rekabet odaklı sistem terk edilmeli, bilimsel eğitim esas alınmalı.
Çocuklar özgür düşünmeli; onlara biat değil, sevgi ve saygı öğretilmeli.
Televizyonlarda barışı, empatiyi ve sevgiyi işleyen programlara ağırlık verilmeli.
Bakanlık, veli ve öğretmen sendikalarıyla iş birliği içinde çalışmalı”
PİRHA-Türkiye’de mesleki eğitim merkezleri (MESEM), çocuk işçiliği ve çocukların erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesiyle ilgili tepkiler gelmeye devam ediyor. Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Antalya’da MESEM Projesinin sonucu olarak 15 tane çocuğun öldüğünü belirterek MESEM projesi ile zorunlu eğitim çağındaki çocukları eğitimden, yaşamdan koparılarak sömürülerek sermaye için ucuz işgücü yaratılmaya çalışılıyor” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, eğitim alanında uygulanan MESEM projesi ile ilgili PİRHA’ya konuştu.
“MESEM PROJESİ SONUCU ANTALYA’DA 15 ÖĞRENCİ YAŞAMINI YİTİRDİ”
Milli Eğitim bakanının tamamen tarikatlara hizmet eden bir bakan olduğunu belirten Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Milli Eğitim bakanı MESEM’i çıkarmış ve her konuşmasında herkesi buna yönlendirmeye çalışıyor” dedi.
Antalya’da MESEM Projesi sonucu olarak 15 çocuğun öldüğünü belirten Öztürk, Bu Türkiye genelinde daha fazladır. Çocuk işçiliğini ön plana çıkarıyorlar. Bize ne demişlerdi? Tayyip Erdoğan bir konuşmasında “Biz Avrupa’nın Çin’i olacağız” demişti. Bunu da MESEM projesi ile çocukları kullanarak, sömürerek, çocukları çocukluğunu yaşamadan, sanayide ezerek yapılıyor” diye belirtti.
“TÜRKİYE’Yİ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEN UCUZ İŞ GÜCÜ MERKEZİ YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Bu yaşananların sorumlusunun Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’ olduğunu belirten Öztürk, “Şimdi bu 4 + 4 + 4 çıkarıldığında Eğitim Bakanı ciddi bir direnç gösterdi, yıllarca da uyguladılar ama şimdi bugün gelinen noktada 4 + 4 + 4’ün ne kadar yanlış olduğu üzerine açıklamalar yapıyorlar” diyerek tepki gösterdi.
Siyasal iktidarın aslında derdinin lise düzeyini ortadan kaldırmak olduğunu belirten Öztürk, “Bütün liseleri de meslek liselerini de MESEM’lere çevirmek. Yani ucuz çocuk işçiliği yaratma. Türkiye’de bu 12 yaşa çekildi ve 12 yaşından sonra çocuk sayılmayabilir diye şey yapıldı” dedi.
Öztürk, “Zaten 4 + 4 + 4′ ü getirerek eğitim içi iyice boşaltılmıştı bununla da liseleri ortadan kaldırarak bütün okulları aslında bir tür MESEM’lere çevirmeye çalışıyorlar” diye belirtti.
“İKTİDAR LİSELERİ BİTİRİP YA MESEMLİ YA DA İMAM HATİPLİ YAPMAK İSTİYOR”
Bilhassa meslek liselerinin ucuz iş gücü haline getirilmeye çalışıldığını belirten Öztürk, “Düşünün 11. sınıfa kadar çocuğun sigortasını ve kaza sigortasını devlet ödüyor. Bir de asgari ücretin üçte birini veriyor. 12. sınıflara da yarısını veriyor. Hem sözde işsizlik fonunu buraya harcamış oluyor” dedi.
İktidarın birilerine peşkeş çektiğini bir sürü insanı zengin etmenin olanaklarını yarattığını belirten Öztürk, “Bu çocuklar da sömürülüyor En son Demre’de yaşanan bir olayda bir petrol ofisinde 98 kişi çalışır mı ya? Burada 98 kişi çalışıyor gösteriliyor. Bunun üzerinden devletten para alınıyor” diye belirtti.
Milli eğitim Bakanının liseleri bitirmek için ellerinden geleni yaptığını belirten Öztürk, “Bilhassa da liseler bitsin ya MESEM olsun ya İmam Hatip olsun isteniyor. Bunun üzerinden gidiliyor ve şu an eğitimin içeriğini tamamen boşaltılmış durumda 4 + 4′ le de bunu tekrardan gündeme getirip liseleri 3 yıla ya da 2 yıla düşürmeyi düşünüyorlar” diye belirtti.
“BİAT EDEN BİR TOPLUM YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”
Neden? Sorusuna Öztürk, “Çocuklar bir an evvel işçi olarak çalışsın ve ucuz işçi olarak piyasaya sürülsün. Bu mantıkla bakılıyor” diye belirtti.
Toplumu ikna etmeye çalışırlarken kendilerinin ise tam tersini yaptıklarını belirten Öztürk, “Toplumu MESEM’e yönlendirirken maalesef kendi çocuklarını MESEM’lere yönlendirmiyorlar” dedi.
Toplumu MESEM’e yönlendiren iktidar mensuplarının kendi çocuklarını ya yurt dışında ya da özel okullarda okuduğunu belirten Öztürk, “Kendi çocukları ya en iyi okullarda, kolejlerde ya da paralı okullarda okutuluyor ama halkın çocukları, garibanın çocukları, orta sınıfın çocukları MESEM’lere İmam hatiplere gitsin diye bunların yollarını artırıyorlar. Neden? Çünkü biat eden toplum kolay yönetilir. Bunlar da biat eden cahil bir toplum istiyor. Kolay yönetmek istiyorlar” diye belirtti.
İktidarın toplumun kendisine biat etmesini istediğini belirten Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, konuşmasının devamında şunları belirtti.
“Erkek egemen bir zihniyetle bunu yapıyorlar ve kendilerine biat edilmesini istiyorlar. Biat edilen toplumu yönetmek çok daha kolaydır. Bir sürü mantığı vardır istediğin tarafa sürmek için. Onun için uğraşıyorlar zaten. Ama bunu bugüne kadar başaramadılar ama başarmaya çalışıyorlar. Eğitim-Sen buna ve bu tür politikalara baştan beri karşı duran en iyi örgütlerden biridir ve KESK olarak biz bunu yapıyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz”
PİRHA- Antalya’daki okullarda laikliğe ve bilime karşı hazırlanmış olan kitapların dağıtıldığını, öğrencilere ‘bunları okuyun bunlar sizin için önemlidir. Bu kitabı okumazsanız cehenneme gidersiniz’ gibi ifadelerin kullanıldığını aktaran Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, yapılmak istenenin eğitimin tamamen gericileştirilmesi ve dinselleştirilmesi olduğunu belirtti
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, eğitim alanında yaşanan sorunlar ve müfredatın içeriğine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adlı uygulamanın hayata geçirildiğini belirten Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Eğitimin içini iyice boşaltarak bilimsel, kamusal, laik bir eğitimden ayrılması için bunu uydurdu ve bunu sözde tanıtmak için belli vakıflarla protokol imzaladı” diye konuştu.
Vakıflarla yapılan protokollerin imzalamasındaki amacın sadece para aktarmak olmadığının altını çizen Öztürk, “ Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığını ‘Tarikatların Bakanlığı’ yapmak gibi bir derdi var” şeklinde ifade etti.
“BİLİM VE LAİKLİK KARŞITI KİTAPLAR OKULLARDA ÖĞRENCİLERE DAĞITILIYOR”
Okullarda öğrencilere laikliğe ve bilime karşı hazırlanmış olan kitapların dağıtıldığını, öğrencilere ‘bunları okuyun bunlar sizin için önemlidir. Bu kitabı okumazsanız cehenneme gidersiniz’ gibi ifadelerin kullanıldığını aktaran Öztürk, yapılmak istenenin eğitimin tamamen gericileştirilmesi ve dinselleştirilmesi olduğunu belirtti.
“NE TÜRKİYE NE DE OKULDA VERİLEN EĞİTİM LAİK”
Türkiye’nin laik bir ülke olmadığının altını çizen Öztürk, “Laik bir ülkede yaşamıyoruz. Hem despot hem faşizmi uygulayan bir hükümet hem de bütün demokratik kanalları ortadan kaldırmış bir zihniyet var karşımızda. Ülkede adeta tek adam rejimi hâkim durumda. Ben ne dersem o olur deyip eğitimi de bu hale getirdiler. Maalesef eğitimin bilimsel, laik, ana dilinde, kamusal bir eğitim olması gerekirken tamamen dini içeriklere dayandırılmış bir eğitim sistemi getiriliyor” diyerek tepki gösterdi.
“MİLLİ EĞİTİMDE EN ÇOK GÖREV YAPAN DİN DERSİ ÖĞRETMENLERİ”
Milli Eğitim Bakanlığında en çok din dersi öğretmenlerinin görev yaptığı bilgisini aktaran Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, konuşmasının devamında şunları sıraladı:
Birçok önemli dersin seçmeli ders yapıldı. Matematik, İngilizce, Edebiyat derslerinin ders saatleri düşürülerek seçmeli ders yapılıyor ama ne hikmetse dini dersler saatleri yükseltiliyor. Din derslerinin öğretmenleri var, Matematik, İngilizce Edebiyat derslerinin hocaları yok deniliyor.
Millî Eğitim’de ücretli, sözleşmeli ya da kadrolu öğretmen sayısı içerişinde en çok görev yapan din dersi öğretmenleri.
Değişik değişik dersler adı altında farklı uygulamalarla karşı karşıyayız. Değişik din dersleri koyarak çocukları bilimsel eğitimden kopartılarak tamamen dini içerikli eğitimler veriliyor. Lise sınıflarında öğrenciler haftalık 6 saat, 8 saat din eğitimi alıyorlar. Sözde 2 saat gözüken din dersleri seçmeli derslerle bu 6-8 saati buluyor.
Milli Eğiti Bakanı Yusuf Tekin bilimselliği laikliği ortadan kaldırmış, tamamen tarikatlara hizmet eden bir bakandır.”
PİRHA- Eğitimin demokratik, laik bilimsel kamusal ve ana dilinde olması gerektiğini vurgulayan Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Tek din tek mezhep üzerinden ırkçı ve gerici bir eğitim politikası yürütüldüğünü “ belirtti.
Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Eğitim alanında yaşanan sorunlar ve müfredatın içeriğinin dinselleştirilmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
2025-2026 yeni eğitim öğretim yılına girdiklerini yeni dönemin diğer dönemlerden farklı olmadığını belirten Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Daha çok derslerin dinselleştirilmiş bir müfredatın dinselleştirilmiş bir gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.
Geçen eğitim öğretim döneminde olduğu gibi bu dönemde de iktidar tarafından dinsel eğitimin sürdürüleceğini aktaran Öztürk, “Millî Eğitim Bakanlığı sadece tek din, tek mezhep üzerinden bir politika sürdürmeye çalışıyor”dedi.
Antalya’da 3 milyona yakın insanın yaşadığını hatırlatan Öztürk, “Türkiye kozmopolittik bir ülkedir.Her ülkeden, her ırktan insan var. Rus’undan tutun Alman’ına, Alman’ından tutun İngiliz’ine, Kürt’üne hepsi burada Antalya’da yaşıyor. Kendi dinleri, kendi anadilleri üzerinden eğitim yapılması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı objektif yaklaşması gerekiyor” diye konuştu.
“TEK DİN TEK İNANÇ TEK MEZHEP ÜZERİNDEN DİNE DAYALI EĞİTİM YAPILYOR”
Eğitimin tek din, tek mezhep üzerinden yapıldığını dile getiren Öztürk, şunları ifade etti:
“Ülkemizde de 20 milyonun üzerinde bir Alevi kesimi var ve Alevilerin inancına göre birtakım talepleri var. Bunları hayata geçirmemek için elinden geleni yapıyor. Görmezden geliyor ve hiçbir adım atmış da değil. Ne ana dilinde eğitime dair adım atıyor ne de inanç üzerinden.
Türkiye’yi demokratik bir yapıya dönüşmesi gerekirken tam tersinin yaşanıyor. Millî Eğitim Bakanlığı ne sendikaların ne de velinin görüşünü alıyor.. Sadece görüşünü aldıkları kim? Tarikatlar, cemaatler ve kendine yandaş olan sendikaların görüşünü alarak bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışıyor.”
“MİLLİ EĞİTİM BAKANI BÜTÜN İNANÇLARA EŞİT VE OBJEKTİF YAKLAŞMALIDIR”
Eğitimde zorunlu din derslerinin yanı sıra bir sürü seçmeli dini derslerin olduğunu vurgulayan Öztürk, “Hepsi Müslümanlıkla, İslamlıkla ilgili. Yani başka hiçbir şey ele alınmıyor. Yani ülkede sadece tek din, tek mezhep varmış gibi hareket ediyorlar” diye belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığının tarafsız ve objektif olmak zorunda olduğunu hatırlatan Öztürk, “Her dine, her inanca eşit yaklaşmalı. Her dinin her inancını görüşünü derslere objektif yansıtmalı ama böyle bir şey yok maalesef. Bunun da en büyük suçlusu bugün hem hükümet hem de Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendisidir” dedi.
“EĞİTİM POLİTİKALARININ KÖKLÜ OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR”
Eğitim politikalarının değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, “Eğitim politikasına baktığımızda dini bir eğitim politikası ve sınava endeksli bir eğitim politikası sürdürülüyor. Çocuklarımız yarış atı gibi koşturuluyor. Üniversite sınavları açıklanıyor. 4 milyon öğrenci açıkta kalıyor. Bunun sebebi nedir? Hükümetin uyguladığı eğitim politikalarıdır. Eğitimin demokratik, bilimsel, laik kamusal, ana dilinde olması gerekiyor” dedi.
“DİYANET İŞLERİ BAŞKANI LÜKS İÇİNDE YAŞARKEN ÇOCUKLAR OKULA HER GÜN AÇ GİDİYOR”
Diyanet İşleri Başkanının lüks içinde yaşarken birçok öğrencinin çantasını dolduramadığına dikkat çeken KadirÖztürk, şunları söyledi:
“Bu yetmezmiş gibi birde bize ahlak dersi verilmeye çalışılıyor. İlk önce kendisi bu konuda daha mütevazi davransa. O kadar lüksün içinde yaşamasa ve diyanetin bütçesine aktarılan parayı bize vermeyin bu bütçeyi eğitime aktarın dese. Hiç olmazsa okula aç giden çocuklar aç gitmeyecekler.
Kahvaltı yapamadan okula giden binlerce çocuk var. Onlara destek çıkalım diyeceklerine bize ahlaktan bahsediliyor. Bu toplum kendi ahlakını, etik kurallarını ve nasıl yaşayacağını bilir. Böyle hani yukarıdan üst perdeden konuşarak bu işler çözülmez. Oraya ayrılan bütçeyi, fakire, garibana neden aktarılmıyor?
Yasalarsa ülkenin sosyal devlet olduğundan bahsediliyor olmasına rağmen sosyal devlet değil. Sosyal devlet dediğin öğrencinin bütün masraflarını karşılamalı. Okula aç gitmemeli. Okulda bir öğün ücretsiz, temiz bir yemek çıkmalı ve temiz bir suya erişim sağlanmalı. Ama baktığınızda hiçbir okulda ne bir öğün yemek veriliyor ne de temiz su var. Veliler okullar açılırken bir sürü masraf ediyor. Bu ülke sosyal devlet olsa aile bu kadar masrafa girmez. Yok kıyafetiydi, kitabıydı, defteriydi birçok ihtiyaç.”
“ANTALYADA ŞİMDİYE KADAR MİLLİ EĞİTİM İL MÜDÜRLÜĞÜ BİR TANE OKUL YAPMIŞ DEĞİL”
Antalya İl Milli Eğitim Müdürü’ne çağrıda bulunan Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Sormak istiyorum kendi paramızla yani Milli Eğitim’in bütçesiyle kaç tane Antalya’da okul yapılmıştır? Kaç yılından beri okul yapılmıyor. Yapılan okullar da hayırseverler vatandaşlar tarafından yaptırılıyor. Bu ne demektir? Bütçeyi başka yere aktarıyorsun. Nereye aktarıyorsun? Tarikatlara, cemaatlere yandaşlarına aktarıyorsun. Bunu öğrencilere aktarsan, öğrenciler üzerinden kullansan bambaşka bir şey olur. Hem eğitim gelişir hem bilimsel bir eğitim yapılır hem de çocuklar okula sağlıklı bir şekilde gider. Ama bunu yapmak gibi bir dert yok ki. Sadece biat eden ve cemaatçi bir kesim yaratılmak isteniyor.”
PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, öğrencilere savaşın değil, barışın daha değerli olduğunu yıllardır anlattıklarını vurgulayarak, “Barış için atılacak adımları kimden gelirse gelsin desteklemek, güçlü ve iyi bir zemine oturtmak gerekiyor” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“EĞİTİMCİLER OLARAK HER ZAMAN BARIŞI VE SEVGİYİ ANLATIYORUZ”
Eğitim sendikası olarak okullarda her zaman barışı ve sevgiyi işlediklerini belirten Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Okul öncesiyle birlikte sürekli sevgiyi, barışı, kardeşliği ön plana çıkaran aktarımlar yaparız. Öğretmenler olarak arkadaşlarımız neyi anlatır? Çocuğa kavgayı değil barışı, savaşın değil, barışın daha değerli olduğunu anlatırız” dedi.
Halkların her zaman gerek dünyada gerekse de bulundukları coğrafyada barış içinde yaşamlarını savunduklarını belirten Öztürk, “Bugün gerek orta doğuda gerekse de Suriye’de yaşanan savaş ortamı var. Bugün Filistin’de Gazze halkı İsrail tarafından Suriye’de ise HTŞ Alevi toplumunu yok etmeye çalışıyor” diye konuştu.
“BARIŞ İÇİN ATILAN ADIMLARI DESTEKLEMEK GEREKİR”
Nereden gelirse gelsin barışı desteklemek ve savunmak gerektiğinin altını çizen Öztürk, “Bugün barış olursa silaha yatırılacak para kime ayrılır? Halka ayrılır halk daha iyi yaşar. Bunun için de adım atmak ve sürece gerçekten tüm halk destek vermeli, ortak çözüm üretilmelidir” diye belirtti.
Yüzyıllardır bu coğrafyada halkların birlikte ve iç içe yaşadığını belirten Öztürk, “Bir bakıyorsunuz birbirine düşman olmuş. Böyle olabilir mi? Bu savaşlardan kimler nemalanıyor? Kapitalizm nemalanıyor, silah tüccarları nemalanıyor? Biz bunlara karşıyız. Savaşa harcanan paraların tamamının halka harcanması istiyoruz. O yüzden bu süreci hep birlikte genişletip demokratik bir ortama dönüştürülmesi ve herkesin huzur içinde, barış içinde yaşaması gerektiğini düşünüyorum. Barış için atılacak adımlar kimden gelirse gelsin biz emekçiler olarak her zaman barışı savunmaya devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.
“BARIŞ SÜRECİNİ GÜÇLÜ VE İYİ ZEMİNE OTURTMALIYIZ”
TBMM’de kurulan komisyonunun çalışmaları ile ilgili düşüncelerini paylaşan Öztürk, şunları dile getirdi:
“Bu komisyonun daha şeffaf olması gerekiyor. Bütün kurumların orada gelip barışa dair düşüncelerini söylemesi gerekiyor.Yani herkesin dinlenmesi gerekiyor. Çünkü bir adım atıldı bu devam ettirilmeli. Bu çok önemli çünkü kırılgan bir dönemden geçiliyor. Bu dönem çok hassas bir dönem.
İnsanlar gerçekten ülkede bir rahatlama istiyor. Seçimlerde birinci parti olmuş CHP’ye kayyum atanmaya çalışılıyor. Türkiye’nin üçüncü partisi DEM Parti’ye bir sürü operasyon çekildi zamanında. Baktığınızda herkes hükümetten demokrasi adımları atmasını beklerken tam tersini uyguluyor.
Aslında ülkeyi biraz rahatlatsa demokratik bir ortama çevrilse bambaşka bir şey olacak. O yüzden de bu barış sürecini hep beraber desteklemek, güçlü ve iyi bir zemine oturtturmak gerekiyor.”
PİRHA- Proje okullarında yapılan atamalara tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Okulların içeriği boşaltılarak bilimsellikten, laiklikten, kamusallıktan uzak bir eğitim sistem yaratılmak isteniyor” diye konuştu. Öztürk ayrıca proje okullarına iktidara yakın sendikalardan atamalar yapıldığını kaydetti.
Milli Eğiti Bakanlığı tarafından proje okullarında görev yapan süresi dolmamış öğretmenlerin Milli Eğiti Bakanlığı tarafından başka okullarda görevlendirilmelerine ilişkin Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, PİRHA’ ya açıklamalarda bulundu.
Proje okullarının 2014 yıllarında AKP tarafından hayata geçirildiğini belirten Kadir Öztürk, “Millî Eğitim Bakanlığı proje okullarının içeriğini boşaltmak için yeni adımlar atmaya başladı. AKP hükümeti eğitimde 9 tane bakan değiştirdi. Bunun değiştirilmesinde en büyük sebeplerinden birisi okulları imam hatipleştirmek okulları tarikatlara cemaatlere peşkeş çekmek” dedi.
“BÜTÜN PROJE OKULLARINA KENDİLERİNE YAKIN İSİMLERİ ATIYORLAR”
Proje okulları iktidara yakın isimlerin atandığını belirten Öztürk,” Kendi insanlarını kendi yandaşlarını atamak için uğraştılar. Örneğin şöyle bir duyum da aldık. Antalya’da da başka yerlerde de AKP’li yöneticilerin hepsine kontenjan verilmiş söyleyin tanıdıklarınıza isim varsa sizinkilerini atayalım şeklinde böyle söylentiler de geziyor ortalıkta. Antalya’ya ele aldığımızda köklü okulların içini boşaltmanın bir adımı bunu da başarıyorlar. Eğer biz tepki vermezsek veliler tepki vermezse öğrenciler biliyorsunuz bu konuda sokaklara çıktılar okullar bir bir elden gidecek” dedi.
Proje okullarına görev yapan öğretmenlerin henüz 8 yıllık zaman dilimini doldurmadığını ifade eden Öztürk,” Bakanlık İl Milli Eğitim Müdürlüğü burada hiçbir liyakata bakmadan tamamen tarikatların cemaatlerin yanında sendikaların isimleri üzerinden okul öğretmenleri ve yöneticileri belirlenmiştir” dedi.
Antalya’da ve Türkiye genelinde yandaş sendikanın listesinde olanların okullara öğretmen ve yönetici olarak atandığına dikkat çeken Öztürk,” Okulların içeriği boşaltılmıştır. Tamamen bilimsellikten laiklikten kamusallıktan tamamen uzak bir sistem uygulanmaktadır. Burada da en son hedefleri şu diye düşünüyoruz Evet eğer bunların iktidarı devam ederse proje okullarını (proje okulları doğru bir şey değildi) kapatıp kendi yandaşlarının kadrolaşması o okullarda sabit kalacaklar ona uğraşıyorlar. Proje okullarını kapattıktan sonra da o okulda ölünceye kadar ya da emekli oluncaya kadar çalışabilecek bunu hayata geçirmeye çalışıyorlar” diye ifade etti.
“OKULLAR TARİKATLARA VE CEMAATLARE PEŞKEŞ ÇEKLİYOR”
Özellikle önemli okulları tarikatlar ve cemaatlere peşkeş çekildiğini sözlerine ekleyen Öztürk şöyle devam etti:
“Örneğin Zeytinköy’deki Antalya Anadolu Lisesi Türkiye’nin çok başarılı ve Türkiye’nin birçok yerine öğrenci vermiş. İyi yerlerde ilk beşe girmiş öğrenciler çıkmasına rağmen orayı şimdi İlçe Eğitim Müdürlüğü ile birlikte orada Kur’an kursları sürdürülüyor İftar yemekleri vermeye çalışıyorlar. Ramazan ayında okulları bu duruma getirdiler çünkü atadıkları okul müdürleri şimdi tamamen yandaş sendikanın tetikçiliğini yapıyorlar. Yöneticilikten uzak insanları yönetici olarak atıyorlar. İdareci dediğiniz tüm öğrencilere eşit yaklaşması öğretmenleri ise aynı gözle görmesi gerekir.”
“VELİLER, ÇOCUKLARININ HAKLARINI ARAMALILAR”
Öztürk, velilerin kendileriyle diyaloga geçip dilekçe vermeleri çağrısında bulunarak, “Başta aileler ve veliler bir an evvel birbirleriyle diyaloğa geçip birbirleriyle örgütlenmeliler ve buna karşı çıkmaları lazım. Sürekli dilekçe vermeleri sokakta bizimle birlikte eylem yapmaları lazım. Yoksa bunlara bırakıldığında bunlar eğitimi en geri noktaya götürmek için ellerinden geleni yapacaklar. Bu ülkenin geleceği karanlığa gidiyor. Buradaki en büyük suçlu AKP ve tek adam rejimidir O yüzden veliler ne olursa olsun, dünya görüşleri ne olursa olsun tüm velilerin ortak davranması gerekiyor. Aydınlığa çıkmak için birlikte davranıp okulların bilimsel kamusal laik bir eğitimle sürdürülmesi devam ettirilmesi için yolların açılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
PİRHA- Okullarda Ramazan ayı etkinlikleri ve ‘Oruç Çetelesi’ gibi uygulamalara tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Bu uygulamayla laik, bilimsel eğitimden uzak, tamamen şeriatçı ve gerici bir eğitimin ön provaları yapılıyor. Buna izin vermeyeceğiz” dedi.
Okullarda ÇEDES gibi protokollerle, Maarif Modeli politikalarıyla eğitimin dinselleşmesine yönelik adımlar toplumun birçok kesimi tarafından tepkiyle karşılanırken buna bir yenisi eklendi. Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) tarafından okullara Ramazan ayında yapılacak etkinliklerle ilgili yazı gönderildi ve okullarda Ramazan çetelesinin tutulması istendi.
Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“OKULLARDA RAMAZAN ETKİNLİKLERİYLE GERİCİ EĞİTİMİN PROVASI YAPILIYOR”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tek din tek mezhep anlayışından hareketle ve diğer dinleri yok sayarak Ramazan ayında yeni bir girişimde bulunduğunu belirten Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Ülkenin laik, bilimsel eğitimden uzak, tamamen şeriatçı ve gerici bir eğitime doğru adımlarının ön provasını yapıyor. İktidar bunu inatla sürdürüyor ve kendi ideolojisini yaymanın en büyük araçlarından bir olan Millî Eğitim Bakanlığı üzerinden bunu yürütüyor. İktidar kadınları eve kapatmak, ikinci sınıf vatandaş göstermek ve okullarda da tamamen kendi inançları doğrultusunda bir eğitim vermek istiyor” dedi.
“KADINLAR EVE KAPATILARAK İKİNCİ SINIF VATANDAŞ YAPILMAK İSTENİYOR”
Bugünkü iktidarın temel hedefinin gerici bir eğitimi hayata geçirmek olduğunu vurgulayan Öztürk, “Okulda ramazan iftarları yapılıyor. Çocuklara ‘gelin burada yemeklere katılın size orucu anlatalım’ deniyor. Bir başka okulda imamı çağırıyorlar, sınıflara sokuyorlar. Bunun yanında bir çok okulda da buna benzer baskı var” diye belirtti.
KadirÖztürk, ikitdarın bu uygulamalarına karşın Eğitim-Sen olarak eğitimin bilimsel, laik, demokratik bir eğitim olması gerektiğinin her alanada ifade ettiklierinin altını çizerek, “Bu ülkede sadece Müslümanlar yaşamıyor” diye ifade etti.
“OKULLARDA ÇOK DİLLİ EĞİTİM VERİLMELİ”
Türkiye’de Türkçe dışında diğer dillerde de eğitim yapılması gerektiğini ifade eden Öztürk, “Bunun önünü açmak gerekiyor ama maalesef iktidar öyle bir şey yapıyor ki başkasının ana dilini yok sayarak kendi dilini dayatmaya çalışıyor. Halbuki bu diller hem birbirine besler hem de kültürel amaçlı geliştirir” şeklinde konuştu.
Dünyada eğitim sıralamasında en geri durumda olunduğunu belirten Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Niye bu kadar gerideyiz. Eğitimi bu hale gelmesinden eğitimin gerilcieşmesinden kaynaklanıyor. Bilimsel eğitimden uzaklaştığımız için alt sıralarda yer alıyoruz. Toplumun refahının yüksel olduğu ülkelerin ana sebebi eğitimdeki kalitedir. Onlar eğitimle bu süreci aşabiliyorlar biz ise eğitimle toplumu gericileştiriyoruz.
EĞİTİM ARACILIĞI İLE ÜRETİCİ DEĞİL TÜKETİCİ TOPLUM YARATILMAK İSTENİYOR
Üretken, üretici bir toplum haline getirmiyor ama tüketici bir toplum haline getirmeye çalışıyoruz. AKP iktidarının bu kadar Milli Eğitimle ilgilenmesinin tek bir sebebi var biat eden bir toplum, itaat eden bir gençlik, bir aile yaratmaktır. Bunun için eğitimle baskı yapıyor ve eğitimi kullanmaya çalışıyor.
LAİK DEMOKRATİK LAİK BİLİMSEL VE KAMUSAL EĞİTİM AMACIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ
Biz Eğitim Sen olarak her zaman demokratik, bilimsel, laik, çağdaş ve parasız eğitim diyoruz. Bunlar için mücadele edeceğiz ve bu hükümete bu adımı attırmayacağız. İktidarın eğitimi parçalamasına engel olacağız.”
PİRHA-AKP hükümetinin eğitimde sürekli müfredat ve yönetmelik değişikliklerine tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “İktidar kendi çıkarına uygun gerici ve biatçı bir eğitim sistemi yaratmaya çalışıyor. Buna karşı eğitim emekçileri olarak laik, bilimsel, ana dilinde eğitim hakkını savunuyoruz. Bu bizim en temel ilkelerimizden, amaçlarımızdan biridir” dedi.
AKP hükümetinin ÇEDES projesiyle imamların derslere girmesi, seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi politikalar ile eğitimin dincileştirilmesine tepkiler sürerken 2024-2025 eğitim öğretim yılında yeni müfredat uygulamaya konuldu.
Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“DERSLERDE SAVAŞI DEĞİL, BARIŞI ANLATMALIYIZ”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) okullara gönderdiği genelgeyle Çanakkale ve Gazze temalı dersin anlatılmasının yanlış olduğunu belirten Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Bütün okullarda savaşı değil, barışı savunur şekilde ders anlatılmalıdır. Biz Eğitim-Sen olarak okullar açıldığında her derste barış anlatılmasını savunuyoruz” dedi.
“AKP BİAT EDEN GERİCİ BİR TOPLUM YARATMAK İSTİYOR”
AKP hükümetinin özellikle eğitimde sürekli müfredat ve yönetmelik değişikliklerine gittiği vurgulayan Öztürk, “AKP kendi çıkarına uygun gerici ve biatçı bir eğitim sistemi yaratmaya çalışıyor. Biz Eğitim Sen olarak laik, bilimsel ana dilinde eğitim hakkını savunuyoruz. Bu bizim en genel ilkelerimizden, amaçlarımızdan biridir” diye belirtti.
“TÜRKİYEDE EĞİTİM HERKES İÇİN EŞİT OLMALI”
Yıllardır eğitim hakkının herkes için eşit olması gerektiğini savunduklarını ifade eden Öztürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunlardan biri ana dille ilgilidir. Bir diğeri ise ortak kullandığımız dille ilgili herkes eğitim almalı. Bu tüm çocukların tüm okuyan öğrencilerin eğitim hakkıdır. Nasıl ki dünyada tüm canlılar kendi dillerinde konuşuyorlarsa insanlar da kendi ana dilinde konuşmalı, kendi ana dilinde eğitim almalıdır. Hiçbir ana dilin yok edilmemesi gerekiyor. Bunlar bizim kültürel zenginliğimiz ve bunu savunmak zorundayız ve bu bizim en temel ilkemizdir.”
“BU ÜLKEDE TARİKATLARA VE CEMAATLERE HER ŞEY SERBEST”
Bugün ülkenin gerici bir eğitimle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Öztürk, “AKP, bilimsel, laik, ana dilde eğitimi savunmuyor. Tam tersi bilimi, ana dilini, laikliği, kamusal eğitimi reddeden bir eğitim sistemi oturtturmaya, biatçı ve gerici bir eğitim sistemini yaratmaya çalışıyor. Bu ülkede tarikatlara, cemaatlere her şey serbest iken, laik ve bilimsel eğitimi savunanların ise önünü tıkıyorlar. Daha geçtiğimiz günlerde bir kadın sokakta açıklama yaptı diye gözaltına alındı ve tutuklandı” dedi.
“ÜLKEYİ TEK DİL TEK İNANÇ ÜZERİNDEN YÖNETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
İnsanları gözaltına alıp tutuklamalarının arkasında yatan nedenin korku toplumu yaratmak olduğunun altını çizen Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı KadirÖztürk, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Ülkeyi gerici, tek dil, tek din, tek inanç gibi bir niteliğe büründürmeye çalışıyorlar. Halbuki kendi ana dilinde eğitim yapan ülkeler var. İsveç, İsviçre, Hollanda ve buna benzer birçok ülke var. Bu ülkelerde görüldüğü gibi ne ülke bölünüyor ne herhangi bir olumsuzluk yaratıyor. Bu ülkelerde eğitim gerçekten daha nitelikli, daha bilimsel, daha kaliteli oluyor. Çünkü öğrenci kendi ana dilinde eğitim aldığı zaman daha başarılı oluyor. Herkes kendi ana dilinde konuşmalı, kendi ana dilinde eğitim alabilmelidir. Bu herkesin anayasal hakkıdır.”
PİRHA-Eğitim-Sen Antalya Şubesi, yeni eğitim öğretim yılına ilişkin basın toplantısı yaptı. Toplantıda, “Eğitimde giderek artan piyasalaştırma ve ticarileştirme politikaları yerine, bilimsel laik anadilinde kamusal eğitim anlayışı benimsenerek eğitime erişimin önündeki tüm engeller kaldırılmalı ve tüm öğrencilerin eşit şartlarda eğitim alması için gerekli adımlar acilen atılmalıdır” denildi.
Eğitim-Sen Antalya Şubesi, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin dernek binasında basın toplantısı yaptı. Basın metnini Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk okudu.
“OKULDA OLMASI GEREKEN NARİN NE YAZIK Kİ KATLEDİLDİ”
Okulların açıldığı ilk günde tüm ülkede hüznün hâkim olduğunu ifade eden Kadir Öztürk, “Cezasızlık politikaları nedeniyle çocuk ve kadın mezarlığına dönen ülkemizde bir kız çocuğunu daha kötülüklerden ölümden koruyamadık. Olayda sorumluluğu olan herkes yargı önüne çıkarılıp adalet yerini buluncaya kadar bizler de olayın takipçisi olacağız. Bugün okulda sırasında olması gereken Narin ne yazık ki katledildi. Üzgünüz ve öfkeliyiz çocuklarımızın yaşaması için mücadelemizi daha da yükselteceğiz. Katledilen tüm çocuklarımızı saygıyla anıyoruz” diye belirtti.
“ARTAN OKUL VE KIRTASİYE MASRAFLARI VELİLERİN EKONOMİSİNİ ZORLUYOR”
2024-2025 eğitim öğretim yılı başında öğrenciler ve veliler, artan okul ve kırtasiye masraflarıyla karşı karşıya olduklarını belirten Kadir Öztürk, “Özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik zorluklar, yüksek enflasyon ve derinleşen ekonomik kriz, eğitim giderlerini de ciddi anlamda katlanmasına neden olmuştur. Yüksek kayıt ücretleri ve zorunlu bağış uygulaması, kırtasiye ürünlerinin fiyatlarında yaşanan artışlar, okul kıyafetleri, servis ücretleri vb. gibi temel okul ihtiyaçlarına gelen fahiş zamlar, öğrenci ailelerin bütçelerinde büyük gedikler açmaya başlamıştır. Bu durum, özellikle dar ve orta gelirli ailelerin eğitim masraflarını karşılamalarını zorlaştırmaktadır. Veliler, bir öğrencinin okul masraflarını karşılamak için temel kırtasiye malzemelerinden okul kıyafetlerine, spor ayakkabısından beslenme masraflarına kadar geniş bir yelpazede harcama yapmak zorunda kalmaktadır. 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bu masraflar, geçen yıla kıyasla önemli ölçüde artmıştır. Geçtiğimiz iki yıldaki fiyat karşılaştırması, çocuğunu devlet okuluna gönderen velilerin sırtındaki yükün belirgin şekilde artmaya başladığını göstermektedir” dedi.
“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BİATÇI BİR NESİL OLUŞTURMA AMACINDA”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES ve yeni müfredat ile kendi ideolojisine hizmet edecek insan tipi yetiştirmeyi amaçladığını vurgulayan Öztürk, “Bilimden, sanattan, düşünmekten ve sorgulamaktan uzak; düşünmeyen sorgulamayan kayıtsız şartsız her şeyi kabul eden biatçı bir nesil oluşturma çabasındadır. Milli ve manevi değerler kavramlarının arkasına saklanarak ataerkil toplum düzenini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Kadını yok sayan erkek egemen zihniyeti yerleştirmeye çalışan bu cinsiyetçi ve gerici anlayış reddediyoruz. Eğitim hakkı her çocuğun temel hakkı olmasına rağmen artan eğitim masrafları ve MEB’in uygulamaları bu temel hakkın kullanılabilirliğini giderek zorlaştırmaktadır. Eğitimde giderek artan piyasalaştırma ve ticarileştirme politikaları yerine, bilimsel laik anadilinde kamusal eğitim anlayışı benimsenerek eğitime erişimin önündeki tüm engeller kaldırılmalı ve tüm öğrencilerin eşit şartlarda eğitim alması için gerekli adımlar acilen atılmalıdır” diye konuştu.
PİRHA- Eğitim-Sen Antalya Şubesi 2023’24 Eğitim -Öğretim yılı sonunda eğitimin durumuna ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, eğitimde yaşanan sorunların bu yıl da devam ettiği vurgulanarak mücadeleye devam edileceği kaydedildi.
Eğitim-Sen Antalya Şubesi 2023’24 Eğitim-Öğretim yılı sonunda eğitimin durumuna ilişkin basın toplantısı yaptı.
Eğitim Sen Antalya Şube adına açıklama yapan Kadir Öztürk, MEB’in örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye’de örgün eğitimde (resmi+özel) 17,5 milyon öğrenci bulunmaktadır. Toplam 75 bin 19 eğitim kurumu/okulu içinde devlete ait kurum/okul sayısı 60 bin 734 (yüzde 81) iken, özel okulların sayısı 14 bin 281 (yüzde 19) Devlet okullarında okuyan öğrenci sayısı 15 milyon 887 bin 296 (yüzde 80), özel okullarda okuyan öğrenci sayısı 1 milyon 670 bin 729 (yüzde 8); açık öğretimde okuyan toplam öğrenci sayısı ise 2 milyon 346 bin 654 (yüzde 12)’dir” dedi.
Türkiye çapında devlet ve özel okullarda toplam 1 milyon 154 bin 383 öğretmenin görev yaptığını belirten Öztürk, “2023’24 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin sayısı 974 bin; özel okullarda çalışan öğretmenlerin sayısı 180 bin civarındadır. 2023/2024 eğitim öğretim yılında sözleşmeli istihdam edilen öğretmen sayısı 50 bin 182’dir. Devlet okullarında ek ders karşılığı çalıştırılan ve tamamı asgari ücretin altında ücret alan ücretli öğretmenlerin sayısı 90 bine yakındır” diye ekledi.
EĞİTİMDE YAŞANAN SORUNLAR ARTARAK DEVAM ETTİ
Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nin açıklaması şöyle:
“Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ÇEDES benzeri proje ve protokoller, başta öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemiş, özellikle okullarda ve okul dışında yürütülen dini içerikli ÇEDES faaliyetleri (cami ziyaretleri, mezarlık temizliği, sınıfların içinde Kâbe ve mezar maketleri ile yapılan dini ritüeller) belirgin şekilde artmıştır. MESEM projesi ile öğrenciler ‘stajyer emeği’ ve ‘beceri eğitimi’ adı altında patronlara ucuz işgücü olarak pazarlanmaktadır. ÇEDES ve MESEM projelerini eğitimin siyam ikizleri olarak tanımlamak mümkündür. Resmi verilere göre Türkiye’de resmi ve özel okullarda zorunlu örgün eğitim sisteminde kayıtlı 17 milyon 558 bin 25 öğrenciden, 442 bin 643’ü sistemin dışındadır. Eğitimin bütün kademelerinde, özellikle ortaöğretimde okullaşma oranında bölgesel farklılıklar bulunmaktadır. Kız çocuklarının okullaşma oranında görece artış olmasına rağmen, bu artışın mezuniyet oranlarına birer bir yansıdığını söylemek mümkün değildir. MEB’in açıkladığı veriler, okul terki ve devamsızlık konusunda en sıkıntılı kurumların ortaöğretim kurumları olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra okullarda kayıt parası istenmesi, beslenme ve servis sorunları, kırtasiye, üniforma fiyatlarının iki üç kat artması okul devamsızlığı arttırıcı rol oynamaktadır.
ÇOCUKLAR VE HAKLARINA YÖNELİK TEHDİTLER SÜRÜYOR
Çocuklar sağlıklı gıdaya, suya, eğitime erişememekte, çocuk yaşta evlendirilmekte, istismara uğramakta ve tutuklanmaktadır. Son yıllarda çocukların eğitime erişim hakkı başta olmak üzere, en temel haklardan faydalanması ciddi oranda azalmıştır. Türkiye’de son 22 yılda 17 yaşın altında doğum yapan çocuk sayısı 577 bin 49; 15 yaşın altında doğum yapan çocuk sayısı ise 21 bin.
ÖĞRENCİLERİN BESLENME SORUNU ACİL ÇÖZÜM BEKLİYOR
2023’24 eğitim öğretim yılında öne çıkan sorunlardan birisi de öğrencilerin beslenme sorununa ilişkin olmuştur. Türkiye’de çok sayıda öğrenci okula kahvaltı yapmadan gitmekte, yine birçok öğrencinin okulda yemek yemeden günü tamamladığı ve eve döndüğü görülmektedir. Çocuklar için beslenmenin önemli olduğu koşullarda süt, yumurta, peynir, zeytin vb. gibi temel gıda ürünlerinin fiyatı 3-4 kat artmıştır. Aileler eti, sütü, meyveyi, kuruyemişi geçelim yumurtayı, peyniri ve zeytini bile alamaz hale gelmiştir. Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Türkiye’de bugün her 5 çocuktan biri derin yoksulluk sorunları ile yüzleşmekte, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşamamaktadır.
KAMU KAYNAKLARI ÖZEL OKULLARA AKTARILIYOR
Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından Avrupa’da ikinci, OECD ülkeleri arasında dördüncü sırada yer alırken ülkedeki okulların beşte birinin özel sektöre ait olması büyük bir çelişkidir. Kamusal bir hak olan eğitim, geçtiğimiz yıllar içinde adım adım piyasa süreci içine çekilmiş ve eğitim hizmetleri önemli ölçüde ticarileştirilmiştir. Türkiye’de özel öğretimin örgün eğitim içindeki payı 2002’de yüzde1,9 iken, 2023’te yüzde9,3’e yükselmiştir. Özel okulların devlet okullarına oranı ise tarihte ilk kez yüzde24’e dayanmış durumdadır.
İKTİDARIN SİYASAL HEDEFLERİNE GÖRE HAZIRLANAN YENİ MÜFREDATI REDDEDİYORUZ
Müfredat değişiklikleri okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Müfredat değişikliklerinde laik ve bilimsel eğitim geri plana itilirken, bütün ders kitaplarında ‘milli ve manevi değerler ’in merkeze alındığı görülmektedir. MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Müfredat değişikliklerini sadece pedagojik açıdan eleştirerek, ders kitaplarında yapılan değişiklikleri eğitim biliminin temel ilkeleri üzerinden ele alarak değerlendirme yapmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır.
TÜRKİYE’NİN İHTİYACI ‘PİYASA VE DİN MERKEZLİ’ EĞİTİM DEĞİL, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMDİR
Laik eğitimde müfredat/öğretim programları, dini kural ve referanslara göre değil, bilimsel bilgiler üzerine kurulmak zorundadır. Öğretim programlarında tek ve değişmez doğru olmadığı, cansız maddenin bile bir yandan çözülüp dağılırken, diğer yandan da yeni biçimler altında örgütlenmekte olduğu anlatılmalıdır. Bu şekilde öğrenciler, eğitimde sıkça kullanılan dini söylemlerden farklı olarak, sürekli değişim gösteren gerçekliğin ‘tek ve değişmez’ açıklaması olamayacağını daha iyi anlayacaklardır.
Laik eğitimin en önemli göstergelerinden birisi ‘karma eğitim’dir. Karma eğitime yönelik hem yasal hem fiili saldırılar devam etmektedir. 2018 Yılından itibaren imam hatip liselerinde karma eğitimin ortadan kaldırılması yetmiyor gibi şimdide bu uygulama ortaokullarda da fiili olarak uygulanmaya çalışılıyor. Şehit Halit Gülser Ortaokulu, Alabaş Ortaokulu ve Çınar İmam Hatip Ortaokulu gibi farklı il ve ilçelerde bulunan birçok ortaokulda karma eğitimin fiili olarak ortadan kaldırılmasına sessiz kalan mülki idareciler suç işlemektedirler. Bu yanlıştan derhal dönülerek Anayasada tarif edildiği gibi laik, bilimsel ve karma eğitim esas alınmalıdır. Laik bir ülkede devlet, bütün dinler, inançlar ve inançsızlar karşısında tarafsız olmak, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak zorundadır.
ANADİLİNDE EĞİTİM SORUNU HALA ÇÖZÜM BEKLİYOR
Genel olarak eğitimin, özel olarak ana dilde eğitimin temel bir insan hakkı olduğu görüşü, dünya çapında kabul görmüş, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere çok sayıda uluslararası örgütün kararlarıyla da kabul edilmiştir. Anadilinde eğitim, çocukların zihinsel gelişimlerinin, öğrenme yeteneklerinin ve sağlıklı bir kimlik edinmelerinin olmazsa olmaz koşullarındandır ve eğitim biliminin en temel ilkesidir. Bireylerin kendi anadillerini eğitim ve öğretimde kullanmalarının ve diğer kültürlerin özgürce gelişmesi için gerekli ortamın bir an önce yaratılması gerekmektedir.
“ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER VE MÜLAKAT UYGULAMASI”
2022’de 34 bin 575, 2023’te 45 bin 894 sözleşmeli öğretmen atamasının yapıldığı dikkate alındığında, son üç yılın en düşük öğretmen atamasının 2023’24 eğitim öğretim yılında yapılmıştır. Bakan Tekin ayrıca atamalarda yüzde 50 KPSS, yüzde 50 mülakat notunun belirleyici olacağını açıklayarak, kamuoyunda doğrudan torpili çağrıştıran ve ciddi adaletsizliklere neden olan mülakat uygulamasından vazgeçmeyeceklerini belirtmiştir. MEB’in resmi verilerine göre resmi öğretmen açığı 68 bindir. Okullarda halen 90 bine yakın ücretli öğretmen istihdam edilmekte, çok sayıda branşta acil öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır.
“LAİK EĞİTİM VE LAİK YAŞAMA YÖNELİK SALDIRILARA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
2023’24 eğitim öğretim yılının sona ermesinin ardından aralarında İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsanı Yardım Vakfı (İHH) ve Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) gibi çok sayıda çok sayıda dini dernek ve vakfın bulunduğu kuruluşlar yaz okulu ve yaz kampları organize etmeye başlamıştır. Söz konusu dernek ve vakıflar yaz okulu ve yaz kamplarına öğrencilerin yönlendirilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı’ndan (MEB) duyuru yapılmasını talep etmesinin ardından okullara duyuru yazıları gönderilmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile yapmış olduğu protokollerle okullarda dini içerikli etkinlik ve faaliyetler düzenleyen İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsanı Yardım Vakfı (İHH) İstanbul’un 39 ilçesinde kız ve erkek öğrencilere yönelik olarak bir “Yaz okulu” yapılacağını İstanbul valiliği ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne (MEM) MEB’e bildirmiştir. İstanbul Valiliği’nin onayı ve İl MEM’in yazısı üzerine 24 Haziran- 26 Temmuz tarihleri arasında hafta içi her gün 09.00-16.00 saatleri arasında Kur’an-ı Kerim eğitimi ve Temel Dini Bilgiler özelinde çeşitli sosyal aktivitelerin yapılacağı bir eğitim programı hazırlanmıştır. İstanbul İl MEM İstanbul’daki bütün okullara 7 Haziran 2024 tarihinde bir tanıtım yazısı göndererek söz konusu etkinliğin tanıtım ve duyurusunun yapılmasını istemiştir. Benzer bir talep 24 Haziran 2024-10 Ağustos 2024 tarihleri arası için TÜGVA tarafından talep edilmiştir.
2023’24 eğitim öğretim yılının son günlerinde Rize’de iktidara yakınlığıyla bilinen Ensar Vakfı’nın Kur’an kursuna giden iki çocuk Kur’an kurusu öğreticisi gözetmenliğinde fırtına deresine girmiş ve boğularak yaşamını yitirmiştir. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte benzer olayların artması endişe vericidir.
Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde okulların eğitim-öğretim kurumları olmaktan çok dini faaliyetlerin MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve cemaatler eliyle örgütlenmeye çalışıldığı mekânlar haline getirildiği bilinmektedir. İHH ve TÜGVA gibi kurumlar MEB ile imzaladıkları protokoller üzerinden okul içinde ve dışında çeşitli dini içerikli etkinlikler ve seminerler düzenlemekte, söz konusu etkinlikler eğitimde yaşanan dinselleşme uygulamalarının giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
İktidarın siyasi ve ekonomik desteğini arkasına alan tarikat ve cemaatlerin eğitim sistemi içindeki faaliyetleri hem Anayasaya hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olmasına rağmen artarak sürmektedir. Tarikat ve cemaatler sadece siyasi iktidarın değil, yargı kurumlarının da desteği ve koruması altındadır. Sendikamız kurucu genel başkanı ve eski milletvekili Yıldırım Kaya tarikat ve cemaatlerin okullardaki yasa dışı faaliyetlerini eleştirdiği gerekçesiyle hapis cezası almış ve ceza daha sonra para cezasına çevrilmiştir.
Gerici uygulamalar sadece eğitim alanında değil, toplumsal yaşamın farklı alanlarında yaşanan saldırılarla da gündeme gelmektedir. Bu durumun son örneği Diyarbakır’da yaşanmıştır. Diyarbakır’da özel bir dans okulunun düzenlediği dans etkinliğine Hizbullahçı olduğu iddia edilen bir grup tekbirler getirerek saldırmış ve iki kişiyi yaralamıştır. Benzer bir şekilde yine Diyarbakır’da 11 Haziran’da sendikamızın da bileşeni olduğu Müfredatı Geri Çekin Platformu tarafından yapılan basın açıklaması sırasında “Laik eğitim değil, şeriat istiyoruz” sloganları üzerinden provokasyon gerçekleştirilmek istenmiştir.
İktidar destekli kişi ve kurumların son dönemde laik eğitim ve laik yaşama yönelik tahammülsüzlüğünün sözlü ve fiziki saldırı boyutuna taşınmış olması endişe vericidir. İktidardan güç ve destek alan gerici güçlerin tüm tehdit ve provokasyon girişimlerine rağmen laik eğitim ve laik yaşam mücadelemiz kesintisiz sürecektir.”
PİRHA- Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatını eleştirdi. Söz konusu müfredatta bilimsel derslerin azaltılıp, din derslerinin çoğaltıldığı belirten Öztürk, “Bu müfredatın geçmemesi için velilerin, çocuklarının geleceği için gerekiyorsa eylem yapıp sokağa çıkmalı” dedi.
Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı yeni eğitim müfredatını PİRHA‘ya değerlendirdi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin “dar bir zamana sıkıştırılarak yapılmış bir çalışma” olduğunu belirten Kadir Öztürk, “Bu rapor ne zaman ve nasıl hazırlandı? Müfredatı hazırlarken kimler çağrıldı? Bu tür müfredat hazırlanırken bunun tarafları vardır; sendikalar, öğretmenler, veliler… Bunların hepsi olması gerekirken torbadan, kendilerinden bir yasa çıkardılar. Kimsenin haberi yok” dedi.
“EĞİTİMİN DAHA DA DİBE VURMASI DEMEKTİR”
Hazırlanan müfredatın 3 bin sayfadan oluştuğunun altını çizen Öztürk, “Müfredatın içeriğine bakıldığında bilimsel ve laiklikle ilgili derslerin azaltıldığı, din derslerinin çoğaltıldığı görülüyor. Gelinen süreçte bununla ilgili büyük bir tepkimiz var. Bu müfredat geçmemeli. Milli Eğitim zaten dipte, bu müfredatla daha da dibe vuracaktır. Bu müfredatla bütün okullar imam hatipleşecek, bilimsel eğitimden uzaklaşacak.” diye konuştu.
“BÜTÜN DERTLERİ TARİKATLARA PARA AKTARMAK”
Kadir Öztürk, din içerikli müfredat nedeniyle öğrencilerin nitelikli eğitim alamadıklarına işaret ederek şöyle devam etti:
“Bu müfredat nedeniyle öğretmenlerin eli ayağı bağlanmış durumda. Bununla ilgili Eğitim Sen çok mücadele veriyor, milli eğitime uyarıda bulunup ‘yanlış yapıyorsunuz’ diyor ama MEB, ısrarla şeyhlere, tarikatlara, derneklere para aktarma yollarını düşünüyor. Milli eğitimdeki bu tür yapılanmaları geriletmek gerekir. Bunu geriletmediğimiz sürece gelecekte karanlık bir duruma düşeceğiz. Ortadoğu’daki savaşların tek sebebi bu gericiliktir. Bizim bilimi, insanlığı, barışı savunmamız gerekiyor. O yüzden de yeni oluşacak bir müfredatın başı da sonu da bilimi, insanı ve doğayı koruyan temellere dayanması gerekiyor. Ama baktığımızda ne insani temellere ne doğayı koruyan temellere ne savaşı reddeden temellere dayanmış.
“HERKES İŞ BIRAKMALI”
Aslında tam da ses çıkarma zamanı geldi. Halkın da velilerin de bu konuda örgütlenmesi gerekiyor. Velilere çok iş düşüyor. Gerekiyorsa eylem yapılmalı, sokağa çıkmalı, Okullarda oturma eylemi yapılmalıdır. Öğretmen, veli, herkes iş bırakmalı. Öğretmen iş bırakır, öğrenci derse girmez, veli de ‘ben çocuğumu bu derslere sokmam’ diyerek okullarda oturma eylemi yapılabilir. Bunun için velilerin örgütlenmesi, korkmaması gerekiyor. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Geleceğimize sahip çıkmak için bunu yapmak zorundayız”
PİRHA- İstanbul’un Eyüp ilçesinde özel bir okulda bir öğrenci tarafından katledilen okul müdürü için eğitim sendikaları Türkiye genelinde eylem yapacak. Eğitim- Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, 10 Mayıs Cuma günü saat 11.00’de diğer sendikalarla birlikte basın açıklaması yapacaklarını, açıklamaya tüm halkı ve öğretmenleri beklediklerini kaydetti.
İstanbul’un Eyüp ilçesinde bir öğrenci tarafından katledilen okul müdürü için öğretmen sendikaları, Türkiye genelinde İl Milli Eğitim Müdürlükleri önünde basın açıklaması yapacaklar.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, katledilen öğretmen arkadaşları için sendika genel merkezlerinin Milli Eğitim Bakanlığı önünde, illerde ise İl Milli Eğitim müdürlükleri önünde şiddete karşı iş bırakma kararı aldıkları belirtti.
Öztürk, 10 Mayıs Cuma günü saat 11.00’de diğer sendikalarla birlikte basın açıklaması yapacaklarını, açıklamaya tüm halkı ve öğretmenleri beklediklerini kaydetti.
Yapılan saldırının tamamen eğitim politikasından kaynaklı olduğunu vurgulayan Öztürk, “Bu eğitim politikaları bir an evvel değişmelidir. AKP eğitim politikalarını şiddete ve gerici bir sisteme doğru yönlendirmiştir ve bundan vazgeçmemeye çalışıyor. Buna karşı hep birlikte karşı durmamız gerekiyor” dedi.
PİRHA – AKP hükümeti tarafından Biyoloji ders kitabında evrim teorisinin yerine “yaratılış teorisi”ne verilmesine tepki gösteren Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Eğitim müfredatlarının içi boşaltılarak yerine dini söylemlerle biat eden bir toplum yaratılmak isteniyor” dedi. Öztürk; öğretmenler, veliler ve halk birlikte ortak bir mücadele yürütürse bunun yıkılabileceğini belirtti.
2017-2018 eğitim öğretim yılında müfredattan ‘Hayatın Başlangıcı ve Evrim’ ünitesini kaldırıp evrim teorisiyle ilgili bilgileri ders kitaplarından çıkaran iktidar 2024-2025 eğitim öğretim yılında ise biyoloji ders kitabında ‘yaratılış teorisi’ne yer verdi.
ÇEDES projesiyle imamların derslere girmesi, seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi politikalar ile eğitimin dincileştirilmesi konusunda tartışmalar sürerken, eğitimde gerici bir adım daha atılmış oldu.
Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
AKP 20 yıllık iktidarında hiçbir zaman Milli Eğitimi ele geçirmekten vazgeçmediğini belirten Öztürk, “AKP olabildiğince bilimsellikten laiklikten uzak eğitim sistemini oluşturmaya çalıştı” dedi.
“İMAM HATİPLERE YATIRIM YAPMALARI İŞE YARAMADI”
İktidarın ilk dönemler imam hatiplere yatırım yaptığını vurgulayan Öztürk, “İmam hatiplere yatırım yapması bir işe yaramadı. Çünkü aileler çocuklarını imam hatipe yollamadı. İmam hatiplerin içerisi iyi yapıldı, iyi döşendi ama sonuçta yatırım boşa gitmiş oldu. Gene de amacından vazgeçmedi, çünkü toplumu yönetebilmesi için dini kullanması gerekiyordu” diye ifade etti.
AKP’nin dini kendi istekleri doğrultusunda ve tek mezhep üzerine kullandığını belirten Öztürk, “Bu sefer bütün okulları ilkokuldan, ortaokuldan, liseden, okul öncesine kadar olan okulların hepsini dinselleştirmeye çalıştı” dedi.
“BİLİMSELLİĞİ İSPATANMIŞ OLAN EVRİM TEORİSİ ÇIKARTILARAK YARATILIŞ İNANCI YERLEŞTİRİLDİ”
Geldiğimiz sürece rağmen AKP’nin istediği gibi bir nesil gelmediği için farklı yöntemlere başvurduğunu belirten Öztürk, “Müfredatı değiştirip, müfredatın içini boşaltıp, yalanlarla doldurup, bilimsel olarak ispatlanmış olan evrim teorisini yok sayarak, yaratılış teorisini ön plana çıkartııp bütün ders programlarını buna göre düzenlemeye çalışıyor. Gerici zihniyeti devam ediyor. Gerici bir eğitimin yollarından biri de müfredatlarının içini boşaltıp tam da dini söylemler ve biat eden bir toplum yaratmaktır” dedi.
“TÜRKİYE AVRUPA ÜLKESİ OLSAYDI, YUSUF TEKİN İSTİFA ETMİŞ OLURDU”
AKP’nin bu anlayışından hiçbir zaman vaz geçmediğini ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in de tam da istedikleri gibi tarikatlardan yetişen ve tarikatları öven bir kişilik olduğunu vurgulayan Öztürk, şöyle devam etti:
“Milli Eğitim Bakanı, tarikatları öven tarikatlara proje üreten ve tarikatlara para aktaran bir insan. Aslında normal bir Avrupa ülkesi olmuş olaydı şimdi yüz kere istifa etmiş olacaktı. Şu an yapılması gereken tek bir şey var. Ailelerin tepki göstermesi, ailelerin ve velilerin bu konuda örgütlenip, kendi yanlarına sendikaları da alarak bundan vazgeçilmesi için sokağı kullanmaları gerekiyor. Eskiye baktığımızda medreselerden bahsediyoruz. Medreseleri kabul etmesek bile medreselerde yapılan eğitim bunlardan daha bilimseldi. İçeriğine baktığımızda en azından biraz daha kimya, fizik, matematik görülebiliyordu. Şimdi bunların hiçbiri görünmeyecek.
“AKP-MHP İKTİDARININ TEK DERDİ BİAT EDEN BİR TOPLUM YARATMAK”
Biat eden bir toplum yaratmaya çalışıyorlar. Yani sonsuza kadar iktidarlarını ve rantlarını sürdürebilmek için böyle bir toplum gerekli. AKP- MHP iktidarı buna göre bir şekillenme yapıyor. ‘Belki bir 20 yıl daha durursak istediğimiz gibi her şeyi elimizde tutarız’ diyorlar. Onların tek derdi rantı elde tutmak ve biat eden bir toplum yaratmak. Mevcut verilere bakıldığında; ülkedeki eğitimin, dünyada uygulanan bilimsel eğitimlerin tamamen dışında. Yalan yanlış şeylerle eğitimin içini dolduruyorlar.
Dünyadaki verilere baktığımızda hepsinde ülkemiz sonuncu. Bunun tek bir sebebi var, eğitimin gericileşmesi ve ezbere dayalı, laiklikten, bilimsellikten uzak bir eğitimin olmasıdır. Bundan kaynaklı olarak tarikatlara peşkeş çekilen bir eğitim var. Eğitimin tamamen içi boşaltılmıştır. Velilerin, ailelerin, örgütlerin buna karşı durmaları ve sokağı kullanmaları gerekiyor.”
PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Eğitim Sen Antalya Şubesi’nde yapılan açıklamada, Türkiye’de 18 dilin yok olma ile karşı karşıya kaldığı belirtilerek, “Farklı ana dilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi ana dilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır” denildi.
21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Eğitim- Sen Antalya Şubesi’nde basın toplantısı yapıldı. Metin Kütçe, Türkçe ve Arapça okundu. Kürtçe metni komisyon üyesi İshak Kalaç, Arapça metni eğitim komisyon üyesi Murat Kabaali ve Türkçe metni Şube Başkanı Kadir Öztürk okudu.
“DÜNYADA 40 YAKIN DİL YOK OLMA İLE KARŞI KARŞIYA”
21 Şubat Dünya Ana Dili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandığını belirtilen açıklamada “UNESCO verilerine göre dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır” denildi.
“TÜRKİYEDE 18 DİL YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDA”
Açıklamanın devamında;
“UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda. Bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.
Çocuklar açısından 0-6 yaş arası, zekâ gelişiminin büyük oranda tamamlandığı, çevresiyle ilişkilerini algılamaya ve tanımaya hatta yorumlamaya başladığı dönem olarak bilinmektedir. Zekâ gelişimi başarıyı anlayan ya da geliştiren özellikleri katılımla ilgili olmasına rağmen, bunun gelişimi yaşanılan çevrenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgilidir. Bu aşamada çocuğun gelişiminde belirleyici olan aile yaşantısıdır. Okul öncesi dönemde çocuklar konuşma dili olarak öğrendiği tek dil olan anadilini kullanır. Ana dilin çocuk üzerindeki etkisi ailesi ve çevresinden öğrendikleriyle doğru orantılıdır.
Ana dilinde eğitim çocuğun ikinci dili öğrenmesini kolaylaştırmakta, ikinci dili öğrenmek de ana dili geliştirmektedir. Ana dilinde eğitim alabilen çocukların okuma, yazma, düşünme ve ifade becerilerinde olumlu gelişmeler kaydettiği bilinmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan (Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Hollanda, ABD, Kanada, Belçika, Hindistan, G. Afrika) çift dilli eğitim programlarında iki dilli eğitimde dillerin birbirini besleyebildiği ve iki yönlü zenginleştirici bir aktarım yaratabildiği gözlenmiştir.
21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, ülkemizde özellikle anadili Türkçeden farklı olan Arapça, Kürtçe, Lazca, Hemşince, Çerkezce vb. gibi milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmaktadır. Ana dilin kullanımının engellenmesi toplumun bireylerini değişik boyutta etkilese de, tartışmasız en fazla çevresi ile iletişimini ana dili ile sağlayan çocukları etkilemektedir. Gerek dilbilimi gerekse eğitim bilimleri açısından ana dilinin pedagojik ve insanı boyutunun sürekli geri plana itilmesinin en acı sonuçlarını çocuklarımız yaşamakta, ana dili resmi dilden farklı olan çocukların öğrenme becerilerinde iki yıl geri kaldığı görülmektedir.
“ANADİLDE EĞİTİM OLURSA ÜLKE BÖLÜNÜR YAKLAŞIMI TAMAMEN PARONAYA”
Resmi dil dışındaki ana dillerin varlığına, yaşamasına ve öğrenilmesine karşı çıkmak, bir yönüyle eğitim biliminin en temel ilkesine karşı çıkmak, bilime meydan okumak anlamına gelmektedir. Türkiye dünyada çocuklarına bayram armağan eden tek ülke olmakla övünürken, milyonlarca çocuğun kendi ana dili ile eğitim görmesine ‘ülke bölünür’ paranoyası ile yaklaşılması büyük bir çelişkidir.
21 Şubat Dünya Ana Gili Günü’nde milyonlarca çocuk kendi anadilini kullanamadığı, ana dilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamayı sürdürmektedir. Farklı ana dilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi ana dilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
“21 ŞUBAT DÜNYA ANA DİL GÜNÜ KUTLU OLSUN”
Eğitim-Sen olarak, tüm dünya ve Türkiye halklarının 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyor, farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.
PİRHA – Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, AKP’nin eğitim politikalarına tepki gösterdi. AKP’nin dini referansla eğitim yapılması için her türlü adımı attıklarını belirten Öztürk, “ÇEDES projesi ile de bütün okullara imam atayarak dinsel gerici eğitimi yaşama geçirmek istiyor” dedi.
AKP hükümetinin eğitim sistemini tamamen dincileştirmesi hızla sürüyor. Okullardaki zorunlu din dersinin yanı sıra zorunlu seçmeli din dersleri ve ÇEDES projesi, seküler kesimin itirazındaki son evre oldu. Karma eğitimin sık sık gündeme gelmesi ve dinci örgütler ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokoller, toplumdaki tedirginliği ve tepkiyi daha da büyütüyor.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk AKP’nin eğitim politikalarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“AKP İLE 4+4+4 İLE BAŞLAYAN SÜREÇ EĞİTİMİN DİNSELLEŞTİRİLMESİNİN İLK ADIMIYDI”
AKP iktidara geldiğinde eğitim alanında 5+3+3 kaldırıp yerine 4+4+4 ile işe başladığını belirten Öztürk, ilkokul, ortaokul ve liseyi parçalayıp bölmedi. Eskiden 5+3+3 diye gidiyordu bunun yerine 4+4+4 şeklinde yaparak dini bir eğitime doğru yöneleceğini bütün eğitim camiasını dinselleştirmenin ilk adımıydı. Sonuçta AKP, politikalarının hiçbirinden vazgeçmedi. Çırakların okula gitme zorunluluğunu ortadan kaldırarak Kuran kurslarına gitmeleri için düzenleme yaptı. Gelinen süreçte AKP 21 yıldır uyguladığı program eğitimin gerileştirilmesi, bilimsel, laik eğitimin ortadan kaldırılmasıdır” dedi.
“AKP, OKULLARI YA ZENGİNLERE YA DA TARİKATLARA YAPTIRIYOR”
Türkiye’nin genelinde ve Antalya’dan bakıldığında devletin eğitim için hiçbir yatırım yapmadığına tepki gösteren Öztürk, “Bunu ya kurumlara yaptırıyor ya da zengin olan şahıslara yaptırıyor. Kendisi hiçbir okul hiçbir yurt açmış değil. Özellikle elindeki yurtları tarikatlara peşkeş çekiyor” diye belirtti.
Sosyal bir devletin parasız, eğitim parasız, sağlık hizmeti sağlaması gerektiğinin altını çizen Öztürk, devlet sosyal bir devletse bunların hepsini sağlaması gerekiyor. Ama maalesef bugün kendi yandaşlarına ve zengin olan bir kesime bütçeyi aktarmaya çalışıyor ve bunu yaparken de bütün halkın sırtından bunu yapıyor” ifadelerini kullandı.
“ÇEDES PROJESİ İLE BÜTÜN OKULLAR İMAM HATİPEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”
AKP’nin, ÇEDES projesi ile bütün okulları imam hatipleştirmek istediğine de dikkat çeken Öztürk, şöyle devam etti:
“Bugün ilahiyat fakültelerinden bir sürü imam çıkıyor. Bunlara kadro açmak, okulları gerileştirmek ve dinsel eğitimi hayata geçirmek için bütün okulları imam hatip yapmak için adım atılıyor. AKP, ‘2023 bizim miladımız olacak’ demişti. Yani o yüzyılda biz laik eğitimi yıkacağız, başka bir şey kuracağız diyen bir hükümet var. Dünya görüşleri ne olursa olsun, bilimsel eğitime. nitelikli eğitime ulaşabilmek buna bunlara cepheden karşı durmak gerekiyor.
“DÜNYADA HİÇBİR İKTİDAR DİNE BÜTÇE AYIRMAZ”
Bütün dünya zaten din işleriyle devlet işlerini ayırmış, dine bütçe ayırmaz. Ama bizim bütçenin çoğu Diyanete ayrılıyor ve Diyanet üzerinden milli eğitim yapılandırılmaya çalışılıyor. Bilimsel bir üretimimiz yok. Biatçı bir toplum oluşturulmaya çalışılıyor ve biatçı bir toplumun geldiği noktada da işte AKP ne derse ya da onun referansı neyse ona oy veren, ona tapan, onun için ölen, savaşan bir kitle yaratılmaya çalışılıyor.”
PİRHA-Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından öğretmenlere ek ders ücretlerinin ödenmesinde son dönemlerde sıkıntılar yaşandığını belirten Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan yeni değişikliklerle zamanında aldığımız ek ders ücretlerinin ve yıllardır düzenli şekilde işleyen bir çark bozulmak isteniyor. Milli Eğitim Bakanı istifa etmeli” dedi.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere her ayın 3’ü ile 5’i arasında ödenen ve yılın son ayı olan aralık ayında ödemesi gerekirken ancak ocak ayı içerisinde ödenen ek ders ücretleri ile ilgili Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim emekçilerine aralık ayında bütün ek dersler ödendiğini belirten Öztürk, “Bu ek ders ücretlerinin ocak ayına kalmaması için. Aralık ayında ödenir. Çünkü ocak ayına kaldığında ek ders ücretleri ancak mart ve nisan ayında alınıyor” dedi.
“YENİ YAPILANMALAR ADI ALTINDA İŞLEYEN BİR ÇARK BOZULMAK İSTENİYOR”
Ek ders ücretlerinin ödenmesine ilişkin yeni bir yapılanmaya gidildiğini aktaran Kadir Öztürk, “Yeni bir altyapı oluşturuluyormuş. İşleyen bir yapıyı bozdular aslında. Düzenli olarak her ayın 15’nde düzenli maaş ve Türkiye’nin genelinde de 3’ü ile 5’i arasında ek ders ücretleri ödeniyordu. Son dönemde yeni bir programa geçildiği için bu bozuldu” diye konuştu.
“TARİKATLARA PARA AKTARMANIN YOLLARINI ARIYORLAR”
Yeni sisteme geçildiği için düzenli işleyen çarkın bozulduğunu vurgulayan Öztürk, şöyle devam etti:
“Yeni bir sisteme geçilmiş. Peki niye? Birilerine burayı peşkeş çekiyorlar. Anlaşılan yeni bir alt yapıyla birilerine para kazandırmak için hazır işleyen yapıyı bozuyorlar. Milli Eğitim Bakanı boşuna ‘biz şu tarikatlarla protokolü imzalıyoruz’ demiyor. Onlara para aktarmanın yollarını yaratıyorlar.”
“BAKAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR”
Bir an önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini vurgulayan Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Bankanın istifa etmesini sadece Eğitim-Sen değil aileler ve herkesin istemesi gerekiyor. Çünkü hepimiz maaşlı geçinen emekçileriz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, ÇEDES projesi ile biat eden, itiraz etmeyen bir toplum yaratılmak istendiğini belirterek, tarikatların çocukların beynini yıkadığını kaydetti. Öztürk, “Aileler, okullara imam atanmasına, mescit açılmasına, zorunlu din derslerine karşı ailelerin ilçe milli eğitim müdürlüklerine başvuru yapmaları gerekir” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir başta olmak üzere birçok ilde okullara “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), okul öncesi eğitim kurumlarında da mescidi zorunlu hale getirdi.
“TARİKATLAR ÇOCUKLARIN BEYNİNİ YOK EDİYOR”
Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, AKP hükümetinin ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Tarikatların tamamen insanların kişiliğini, benliğini yok eden yapılanmalar olduğunu belirten Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, “Burada muhalifler olarak Milli Eğitim Bakanlığı önüne gidip bakanın istifa ettirilmesi, bunların amaçlarının çocuklar için karanlık bir dünya olduğunun anlatılması gerekiyor” dedi.
Karaman’da ve ülkenin birçok yerinde yaşanan taciz ve çocuk istismarlarında tarikatların eli olduğunu vurgulayan Öztürk, “Ülkede yaşanan dinsel tacizden tutun çocuk istismarına kadar hepsi tarikatlarda oluyor. Bu tarikatların kapatılması gerekirken tam tersi yapılıyor. Hükümetin eliyle, Milli Eğitim Bakanı eliyle bunlar siyasallaştırılıyor. Bakan, bunları sanki normal bir sivil toplum örgütüymüş gibi göstermeye çalışıyor. Tam tersi çocuklarımızın beynini yıkayan, beynini yok eden yapılanmalardır tarikatlar” diye belirtti.
“Dini bütün insanlar da dahil kim olursa olsun çocuklarını tarikatlara yollamaması lazım. Devletin bütün kaynakları buraya aktarılıyor. Her yerde yer açıyorlar ve ticari bir alan oluşturuyorlar ve kendi saray hayatlarını kuruyorlar. İnsanlar bunların yüzünden ölüyor, bunlara biat ediyor. Dini kullanarak bunun üzerinden insanları sömürüyorlar, yaptıkları iş bu. ‘Kader buymuş, ben bunu yaşayacağım, itiraz etmeyeceğim, karşı çıkmayacağım’ diyen bir toplum yaratmak için anaokullarına kadar bu ÇEDES programını uygulamaya çalışıyorlar.”
“HER OKUL İMAM HATİPLEŞTİRİLDİ”
Ülkede laik ve bilimsel eğitimin tamamen bitirildiğine dikkat çeken Öztürk, “Her yer imam hatipleşmiş, aslında kendileri de bunun rantını yemek için uğraşıyor. Toplumu dincileştiriyorlar ama kendilerinin dinle alakası yok. Şükürcü toplumu ortadan kaldırmak gerekir. En fakiri de şükrediyor en zengini de. Böyle bir yapı olabilir mi? İkisinin de hayat garantisi yok, ülkede demokrasi yok. Kanunları yok etmişler ve birçok insan düşünce suçlusu cezaevinde. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Bunu bu hale getiren AKP ve MHP ittifakı. Faşist bir yapılanmadan kaynaklı gelinen son durumdur” şeklinde ifade etti.
“KORKU TOPLUMUNDAN EN KISA ZAMANDA ÇIKMAK GEREKİYOR”
Bu ülkede bir korku toplumu yaratıldığını vurgulayan Öztürk, “Bu korku toplumundan çıkılması gerekiyor. Aileler korkuyu üzerinden atıp çocuklarının ve kendilerinin nasıl bir eğitim istediğini belirtip, karşı durmaları gerekiyor. Eğer biz bugün bilimsel, laik, nitelikli bir eğitim istiyorsak bunun için adımı atmamız gerekiyor” dedi.
“AİLELER İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜKLERİNE DİLEKÇE VERMELİ”
Okullara imam atanmasına, mescit açılmasına, zorunlu din derslerine karşı ailelerin ilçe milli eğitim müdürlüklerine başvuru yapmaları gerektiğini belirten Öztürk, “Mahkeme kararlarımız var. Dava açsınlar, zorunlu din derslerine karşıyız, girmek istemiyoruz, desinler. Okullarda seçmeli din dersleri artıyor, matematik, fizik, kimya İngilizce gibi derslerin gittikçe saati düşürülüyor, bu çok kötü. Eğitimin gerçekten gittikçe bilimsellikten uzaklaştırıldığı açık ve net görülüyor” ifadelerini kullandı.
“ÜLKENİNİN DAHA DA GERİCİLEŞMEMESİ İÇİN MÜCADELE ŞART”
Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, ailelerin çocuklarına ve ülkenin geleceğine sahip çıkması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Ülke bunların elinde kaldıkça gittikçe gericileşecek, kafatasçı bir zihniyete doğru dönüşecektir. Suriye’de, Filistin’de yaşanan durumlara baktığımızda hepsi gerici bir zihniyetin ürünü. Buna göre ülkeyi de gerileştirmemek için bütün herkesin birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.”