Etiket: kalan müzik

  • Lütfü Gültekin’in 50. Sanat Yılı albümü dinleyici ile buluştu

    Lütfü Gültekin’in 50. Sanat Yılı albümü dinleyici ile buluştu

    PİRHA- Dersimli Halk Sanatçısı Lütfü Gültekin’in eserlerinden 44 tanesi 45 farklı sanatçı tarafından, ‘Geçmişi Selamlamak/50. Sanat Yılı Albümü’ olarak yeni albümünde dinleyici ile buluştu. Albüm, Kalan Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı.

    Kalan Müzik etiketiyle okuyucuyla buluşan ve 3 CD’den oluşan albümde Lütfü Gültekin’in yanı sıra Ender Balkır, Hüseyin Güneş, Sezer Aslan, Yusuf Gül, Emre Gültekin, Mustafa Karaçeper, Aydın Öztürk, Eren Üren, Maksut Koca, Erkan Çanakçı, Cihat Yaman, Fırat Başkale, Ali Özel, Beyhan Aksoy, Engin Arslan, Lale Koçgün, Ünal Firat, Sıddık Doğan, Yılmaz Çelik, Gülçiçek, Ergün Efe, İrfan Özbek, Metin Karataş, Cem Çelebi, Meftuni, Haldun Karabudak, Mahmut Öztürk, Ümit Ülperen, İsmail Hazar, Nilüfer Sarıtaş, Mustafa Özarslan, Sevim Deniz Eriş, Süleyman Yıldız, Eren Özütemiz, Güler Duman, Nilgün Aksoy, Ali Ekber Eren, Musa Eroğlu, Neriman Ulusu, İsmail Özden, Nesrin Ulusu, Temam Erdoğan, Ali Çağan, Hüseyin Aslan gibi sanatçılar Gültekin’in eserlerini seslendirdi.

    4 YIL SÜREN ÖZVERİLİ ÇALIŞMA SONUCU YERİNİ ALDI

    ‘Geçmişi Selamlamak’ albümünün tanıtım yazısı şöyle:

    “Her toplumun kendi öz değerlerini yansıtan , adeta aynası diyebileceğimiz halk edebiyatı ve halk müziği asırlarca halk ozanları vesilesiyle geniş kitlelere ulaştırılmıştır . Bizim kültürümüzde de , sazı omzunda köy köy gezen aşıklar varıp mihman oldukları her köyde hem kendi ürettiklerini hem de usta mali dedikleri geçmiş ozanların eserlerini insanlarla paylaşmıştır .

    Maden Ocaklarında uzun zaman madencilik yapan Lütfü Gültekin yer altında tek dostunun, tek dayanağının kitaplar olduğunu ve çoğu bestesini madende yaptığını söyler. Şiirlerde gizlenen besteyi adeta madendeki gizli cevheri çıkarırcasına çıkaran Gültekin’in her eserinde emek, alın teri vardır. Belki de bundandır her eserinin çocukluğumuza, gençliğimize nakış nakış işlenmesi. Shakespeare’den Pir Sultan’a, Hüdai’den Emekçi’ye sayısız ozanın şiirini besteleyen Lütfü Gültekin halk müziği deryasına çok önemli eserler katmıştır. Onu dinlerken acılarımızı hatırlayıp kimi zaman içimiz sızlarcasına “Yüreğimden usul usul kan gider” demek gelse de içimizden; yine bir umutla “Düştüğün yerde, Derman sendedir” sözlerini Geçmişine sığdırdığı o nice eserden 45 tanesi 45 farklı halk müziği sanatçısı tarafından ozana saygı albümü olarak bu çalışmada bir araya toplandı. Musa Eroğlu’ndan Güler Duman’ a Ender Balkır’dan Nilüfer Sarıtaş’a geçmişin ve bugünün kıymetli sanatçılarını bir araya getiren bu albüm, Gültekin’in hem gönüllere kazınan kült eserlerinden hem de yarına kalacak yeni bestelerinden oluşuyor. Albüm, kayıtları birkaç farklı ülkede ve birçok farklı stüdyoda toplamda dört yıl süren özverili 44 avazın birlikteliğinden oluşan “Geçmişi Selamlamak” albümü tüm dijital platformlarda ve müzik marketlerde!.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erdoğan Emir’in yeni albümü “Bavok” 28 Ocak’ta çıkıyor!

    Erdoğan Emir’in yeni albümü “Bavok” 28 Ocak’ta çıkıyor!

    PİRHA- Kürt müziğinin önemli isimlerinden Erdoğan Emir, yeni albümü “Bavok” ile yeniden sevenleriyle buluşuyor.

    Müzisyen Erdoğan Emir, üçüncü albümü olan “Bavok’un” 28 Ocak’ta müzikseverlere ulaşacağını duyurdu. KALAN Müzik’ten çıkacak olan albüm hakkında yazılı açıklama yapan Emir, şu ifadelere yer verdi:

    “Uzun zamandır üzerinde çalışıp emek verdiğimiz ve prodüktörümüz KALAN Müzik’in sahibi Hasan Saltık’ın vefatı sebebiyle beklettiğimiz yeni albümümüzün sonuna geldik. Albüm bu kez kendi şarkılarımız dışında Dersim’in klasikleri arasında görülen Kırmançki (Zazaca) ve çocukluk şarkılarımın yanı sıra çok az dile gelmiş şarkılarla tamamlanmış bir albüm. Hem dilin yapısını ve ruhunu temsil etmeleri itibarıyla hem de her biri kendi dönem hikayelerini ele alma yöntem ve biçimleriyle çok şey ifade ediyor. Dört ana tema üzerine belirlediğimiz seçki, hem geçmiş yüz yılda aşk ve sevda şarkılarını, hem de yaşanan tarihsel olaylar karşısında dönemi ele alan şarkılardan oluşmaktadır. Elbette inanç ve folklor, bir toplumun sosyal yaşamına yön veren en önemli unsurlardır. İnancın felsefesini toplumun yaşam ritmine tercüman şarkılarıyla bir albüm tamamlandı.
    Bilgi ve ilginize. Sevgilerimle. Değerli emekleri için kıymetli dostlarım ve Kalan Müzik ailesine sevgilerimle…”

    (HABER MERKEZİ)

  • Zakir Aksünger asimilasyona karşı uyardı: Kurumlarımız minaresiz camiye döndü -VİDEO

    Zakir Aksünger asimilasyona karşı uyardı: Kurumlarımız minaresiz camiye döndü -VİDEO

    PİRHA- Zakir Fahrettin Aksünger, Hakk’a yürüme erkanlarına Alevi inancında olmayan uygulamaların dahil edilmesini eleştirdi. Aksünger, “Yolu kuranlar ne demiş; ‘Gönül kalsın, yol kalmasın. Yol cümleden uludur’. Yol cümleden ulu ise o zaman gerçekten bizim önce kendi özümüze bakmamız gerek. Biz ne yapmaya çalışıyoruz?” diye sordu.

    Zakir ve aynı zamanda bağlama eğitmeni olan Fahrettin Aksünger, Hakk’a yürüme erkanlarında Sünni geleneklerin uygulanmasını eleştirdi. Aksünger, müzisyen Engin Nurşani’nin Hakk’a yürüme erkanını da hatırlatarak, Alevi inancında olmayan ritüellerin, mevcut sistem tarafından dayatıldığını ifade etti.

    “HAKK’A YÜRÜRSEK BİZİ HİÇ KİMSEYE TESLİM ETME”

    Zakir Fahrettin Aksünger, Alevi inancı gereği Hakk’a yürüme erkanı konusunda doğru tavrın sergilenmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ozanlarımız bu konuda bana göre çok yetersiz. Mesela bundan iki hafta önce amcam Hakk’a yürüdü. Sonrasında çok eski iki arkadaşım gelip ‘Biz karar verdik, bizim akrabalarımız da Hakk’a yürüdü ama İslami inanca göre cenaze namazı yapıldı. Biz, cenaze namazı istemiyoruz. Biz Alevice, senin yaptığından istiyoruz. Vasiyet ediyoruz, biz Hakk’a yürürsek sen, bizi hiç kimseye teslim etme’ dediler. O yüzden bizim göz önünde olan kişiler, örneğin Kalan müziğin sahibi Hasan Saltuk’a yapılan şey çok terbiyesizce bir iş. Yani sen Anadolu’nun o kadar geçmişini, uygarlığını tanıtacaksın ve yaptığının dışında bir işlemle yürüyeceksin. Tamam, ocağı var. O zaman bu insanlar vasiyet yazabilirler; ‘Kardeşim ben seni de ocağı da istemiyorum’ diyerek…

    Eğer ben Hakk’a yürürsem alsın bir can, iki tane nefes okusun üzerimde. Yani o insanlar, bizler o tavrı koyabiliriz. Biz bu tavrı koymadığımız sürece sorunlar devam edecektir.

    “KURUMLAR MİNARESİZ CAMİYE DÖNMÜŞ”

    Fahrettin Aksünger, Hakk’a yürüme erkanları konusunda kurum yöneticilerinin de sorumsuz davrandığını belirterek şöyle devam etti:

    “Kurumlar, minaresiz camiye dönmüş. Fatiha’yı ister Arapça ister İngilizce ister Fransızca isterse Türkçe oku, sonuçta manası aynısı. O zaman bizim yeni bir dile ihtiyacımız var.

    Can, Hakk’a yürüdü, geldi. Çar, anasıra yeniden dönecektir ve o çar, anasırda devriyesine devam edecektir. Ve bizim yolu kuranlar da devriyelerde bunları ifade etmiştir. Ama bugün dedelerimiz ne yazık ki bu kendi öz inancından, edebiyatından, felsefesinden bihaber olduğu için günü kurtarmak adına bize dayatılan neyse onu yapıyor.

    “PİR SULTAN OLMAYA İHTİYAÇ VAR”

    1826 Yeniçeri Ocağı yıkıldıktan sonra Alevi dergahlarına Nakşibendi şeyhleri atandı. Nakşibendi şeyhleri de o bölgelerdeki insanları, Alevi çocukları götürdü, eğittiler. Her birinin koltuk altına birer tane Kur’an verdiler. Alevi köylerine gönderdiler, Sünni İslam inancını Alevilerin içine koydular. Bugün de bunu yaşayan o insanların torunları, ‘gerçek İslam biziz. Kur’an bizim’ demekte. Toplum da buna inanmış ya da inandırılmış. Dolayısıyla deli dolu insanların olması gerekiyor. Yani Hallaç gibi Nesimi gibi yanması gereken insanlara ihtiyaç var. Pir Sultan olmaya ihtiyaç var. Yoksa rutini biz idare edip ‘O incinmesin, bu incinmesin’ dememeliyiz.

    Yolu kuranlar ne demiş, ‘Gönül kalsın, yol kalmasın. Yol cümleden uludur’. Yol cümleden ulu ise o zaman gerçekten bizim önce kendi özümüze bakmamız gerek. Biz ne yapmaya çalışıyoruz?

    “DUYMADIĞIMIZ İFTARA KALMADI”

    Fahrettin Aksünger, yaklaşık 20 senedir Hakk’a yürüme erkanlarında Yol’a hizmet ettiğini belirterek devriyeler okuduğunu aktardı. Aksünger, yaptığı hizmetin kolay olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Yanı başımızdaki insanlardan duymadığımız söz, iftara kalmadı. Yani sen zenginsen, zengin bir insanın, Hakk’a yürüyen canın üzerine nefes okuduğunda hiç kimsenin ona gücü yetmiyor ama bir mazlum, bir garibanın üzerine okuduğum zaman beni defettiler. Ama zerre umurumda değil. Çünkü bunu yapanlar, bu yol içinde çok sıradan, bu yola zerre kadar emek vermeyen, kişiliği, karakteri olmayan insanlar. O zaman biz de Hallacı Mansur olarak yanmasını belki de daha fazla becermeliyiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    PİRHA- Pir Haydar Buga, bazı cemevlerinin “minaresiz cami”ye dönüştüğünü ifade ederek “Kur’an Alevilerin ise o zaman Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmeleri gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz’ diyorsunuz. İkiyüzlü davranmanın anlamı yok. Maalesef asimilasyoncu zihniyet, Yezitliğini yapmaya devam ediyor” dedi. Buga, görkemli cemevleri yaptırılarak bir yere varılamayacağını da sözlerine ekledi. 

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, cemevlerinin İslami dayatma altında olduğuna işaret etti. Buga, Alevi toplumunun özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarında büyük bir ayrışma içerisinde olduğunu söyleyerek, Cem Vakfı’na bağlı cemevlerinde “yozlaşmanın” sürdüğünü savundu.

    Belçika’da yaşam süren Pir Haydar Buga, KALAN Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın Cem Vakfı’na bağlı Kartal Cemevindeki uğurlama törenini işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bizlerin Hakk’a uğurlama erkanları ile Kartal Cemevinde yapılanlar çok farklı. Her erkanda şu konulara dikkat çekiyoruz; Hristiyanların, Müslümanlarının, Yahudilerin ya da Hinduların nasıl ibadet ettiklerini, ibadet şekillerine uygun bir biçimde Hakk’a uğurlandıklarını, Alevilerin de cem yapıp, çerağ uyandırdıkarını, gülbeng ve duvaz ile Hakk’a ibadet ettiklerini, dolayısı ile inanç ritüeline uygun Hakk’a uğurlanmaları gerektiğini sık sık anlatıyoruz. Ama yetersiziz.”

    ALEVİLERİ ERİTME POLİTİKASI: KUR’AN

    Pir Haydar Buga, iktidara yakın cemevlerinin birer İslami mekana dönüştürüldüğünü ifade ederek cemevlerinde Kur’an kursu verilmesini de eleştirdi. Buga, Kartal Cemevinde Kur’an kursu verilmesi sebebiyle “minaresiz cami” yakıştırması yaparak şöyle devam etti:

    “Böylesi yerler ‘cemevi’ olarak anılmamalı. Bizlerin, sadece bize ait olana sahip çıkma, bize ait olmayana da saygı duymak gibi yükümlülüğümüz var. Kur’an, Alevilerin ise o zaman Kur’an-ı eline alıp ya da Kur’an kursu veren kişilerin Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmesi gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz. Asıl Müslümanlık bizimki. Bu Kur’an değiştirilmiş’ diyeceksiniz ve yine o Kur’an’a sarılıp çocuklarınıza ders vereceksiniz… İkiyüzlü davranmanın hiçbir anlamı yok. Aleviler ya oldukları gibi görünmeliler ya da göründükleri gibi olmalıdırlar. Bu, sistemin kirli şartları içerisinde Alevileri eritme politikasıdır. Ve maalesef o Yezit, asimilasyoncu zihniyet Yezitliğini yapmaya devam ediyor. Ama asıl olan şu; biz Aleviler olarak bunun karşısında ne yapıyoruz? Evet karşınızda devlet, Diyanet var. Onun eli çok güçlü ama bizler de binlerce yıldır bu baskıcı sistemlere direnen topluluk olarak bugün ne yapabiliriz? Maalesef birçok konuda sisteme teslim olunmuş durumda.”

    HAKK’A UĞURLAMA ERKANI MI YOKSA CENAZE NAMAZI MI?

    Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı ile cenaze töreni’ arasındaki farkın iyi bilinmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kartal Cemevinden geçmişte bir bacımız ile muhabbet etmiştim. Orada cenaze yıkıyormuş. ‘Bir can Hakk’a yürüdüğünde onun cansız bedenine abdest aldırıyor musunuz?’ diye sormuştum. ‘Tabi ki de aldırıyoruz dedem. İslam’ın şartıdır’ demişti.

    ‘Peki siz yaşarken, kendi özgür iradeniz ile abdest alıyor musunuz? Yetmiyormuş gibi bir de cenaze namazı kıldırıyorsunuz! Yaşamı boyunca bir kere bile namaz kılmamış insana namaz kıldırıyorsunuz’ demiştim.

    Bizim bu konuda altyapımız, yeterli bilgilendirmemiz yok. Bizler yeterli bilgilendirmeyi yapamadığımız için maalesef bu tür durumlarla karşılaşıyoruz. Alevilerin tüm kurumları, bunu gerçekten ele alıp erkanlar ile cenaze namazlarını birbirinden ayırt etmeleri gerekiyor.

    Siz, erkana eli Kur’an’lı bir dedeyi çağırırsanız o elbette ki canı, İslam inancına göre kaldıracaktır. O anne ve babanın ya da kardeşlerinin bunu bilmesi gerekiyordu. Bu konuda onların herhangi bir ilgileri yok muydu? Yani tamamen tesadüf mü oldu bunlar?”

    “DEVLET ŞU ANDA MİNARESİZ CAMİ PEŞİNDE”

    Pir Haydar Buga’nın üzerinde durduğu bir diğer konu ise devlet eliyle Alevi köylerine yapılmak istenen cemevleri oldu. Devlet asimilasyon tekniğinin değiştiğine işaret eden Buga, konuyla ilgili şunları kaydetti:

    “Devlet, şu anda minaresiz cami peşinde. Alevilerin geçmişte cemevi diye bir problemi yoktu. Bugün de kırsalda Alevilerin cemevi diye bir problemi olmamalı. Evet metropollere göçten sonra böyle bir ihtiyaç oldu. Birçok ilden metropollere göç olduktan sonra özellikle Hakk’a yürüme erkanları konusunda çok sıkıntılar yaşandı. Bizler defalarca kez canlarımızı cami avlusuna bırakır, dışarıda beklerdik ki imam, cenaze namazı kıldırsın ki alıp götürüp toprağa verelim. O zaman sıralamak da yoktu. Bunlardan dolayı cemevi oluşturulmaya başlandı ama bu cemevlerinin oluşumunda bile devletin sinsi bir yaklaşımı var. Sistem, tanımadığı bir inancın ibadet yerlerini kurmalarına müsaade etti ama o müsaadeyi verirken de kendi eğittiği ‘gri dedeleri’ oralara gönderdi. Bunlar, o kurumların içerisinde tamir edilemeyecek büyüklükte maalesef harabeler, kırgınlıklar yaratıp yaralar açtı.”

    “ALEVİLERİ KENDİ KAZDIKLARI ÇUKURA DÜŞÜRMEK AMAÇLANIYOR”

    Pir Haydar Buga, Alevi asimilasyonu konusunda özellikle Cumhuriyet Eğitim Merkez Vakfı’nın rolüne işaret ederek şu sözlerle devam etti:

    “Bu vakfın kurulması ile birlikte her hafta kesintisiz Cem TV’de sürekli erkanlarımız yayınlanmaya başlandı. Yüzlerce kanalı olmasına rağmen bir gün olsun bir Cuma namazının bir televizyondan canlı verildiğini gördünüz mü? Ama o Vakfın kanalı aracılığıyla toplumsal bir görsellik oluşturuldu ve o görsellikle ‘Aleviler böyle ibadet ederler, Fatiha ile başlarlar, İhlas ile devam ederler, Nuh Suresi ile çerağ uyandırırlar, Yasin’le vesaire bitirirler’ algısı oluşturuldu. Ve hiç de küçümsenmeyecek kadar toplum üzerinde büyük bir asimilasyon yarattı. Bunu kırmak kolay değil işte.

    Şimdi valilerin, kaymakamların köylere gidip ‘cemevi yaptıralım’ mantığının altında Alevileri kendi elleri ile kazdıkları çukurlara düşürebilmek amaçlanıyor.

    Şayet cem birlenecek ise geçmişte atalarımız, ahırlarda cem birlediler. Mereklerde yani samanlıklarda cem birlediler. İhtiyaç duyulursa yine öyle yerlerde cem yapılır. Çünkü bizim için kutsal olan mekanlar, dört duvar değildir. Kutsal olan insandır; insanın kalbi olan Kabe’dir. Pirimizin, mürşidimizin gül cemali bizim Kabe’mizdir. Onlar nereye oturursa biz de oraya döner Hakk’ı zikreder, Hakk ile Hakk oluruz.”

    “GÖRKEMLİ BİNALAR YAPTIRIP BİR YERE VARAMAYIZ”

    Son olarak, cemevlerinin nitelik sorunu yaşadığını anlatan Pir Haydar Buga, şu sözlerle anlatımını bitirdi:

    “Geçmişte Hristiyanlar, her mahalleye kilise yaptılar. Bugün kiliseleri satıyorlar. Aleviler özellikle Avrupa’da o kiliseleri alıp cemevine çeviriyor. Müslümanlar, bugün her mahalleye cami yapıyor. Belki 50 yıl sonra o camileri satmak zorunda kalacaklar. Aleviler Bugün aynı hataya düşüyor. Görkemli binalar yaptırıp bir yere varamayız. Binaların içlerini doldurmak zorundayız. ‘Gençler, çocuklar, cemevlerine gelmiyor’ diye şikayet ediyoruz. Gelmezler tabi. Çünkü cemevleri onlar için cazibe merkezi değil. Oturup cem ibadetinde ‘Bir ayağı bu dağdaydı, bir ayağı öte dağda, bir kılıç salladı elli kelle uçurdu’ diye hurafeler anlatırsanız çocuk google’a bakar ve yalan olduğunu görür. Artık 8 yaşındaki çocuğu dahi bu hurafelerle kandıramazsınız.

    ‘İlimden gidilmeye yolun sonu karanlıktır’ deniyor ama ilime ne kadar değer veriliyor? Cemevinde, kültür-sanat, matematik, kimya var mı? Yok. Haftada bir gün oturup çerağ uyandırıyorsun. Onu yaparken de Alevi toplumunun hiç alakası olmadığı şeylerle muhabbet birliyorsun. Ve buna da ‘Cem olduk, muhabbet ettik’ diyorsun. Çağın problemleri ile ilgilenmiyorsan, çağdaş olmuyorsan, talibin gönlünü açıp ona bir çığır açamıyorsan bari o makamı hiç işgal etme.”

    Eren GÜVEN/ANKARA