PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Alevi hareketinin lokomotifi olduğunu belirten Kamil Ateşoğulları, ” 93’ten bu yana Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin üyesiyim. Bizlere düşen bildiklerimizi kendimizle götürmek değil, onları topluma anlatmak gibi bir görevimiz, misyonumuz var” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şubesi ve Cemevi’nin, 6 Ekim’de gerçekleştirilen 16.Olağan Genel Kurulu sonucunda Şube Başkanlığı’na seçilen Kamil Ateşoğulları yeni dönemde yapmayı planladığı faaliyetleri PİRHA’ya anlattı.
“93’TEN BERİ PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ ÜYESİYİM”
Yıllardır Alevilikle ilgili, eşit yurttaşlık hakkıyla ilgili konularda çalışma yaptığının altını çizen Kamil Ateşoğuları, “Bir hukukçu olarak, uluslararası imzaladığımız sözleşmelerde neler var? Türkiye’de yasalarda neler var, neler uygulanıyor bunlar üzerinde bir çalışma yapıyordum. Bana düşen hukukçu olarak buydu. Avrupa Birliği ile görüşmeye gittik, birtakım raporlarımızla da hükümetle görüştük, dönemim başbakanıyla görüştük. Anayasal alt komisyonuna gittik. Alevilerin sorunlarını ve istemlerini bilmeyen yok ama yerine getirmek istemiyorlar” dedi.
“ÇALIŞMALARIMIZI BÜYÜTECEĞİZ”
93’ten beri de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin üyesi olduğunu belirten Kamil Ateşoğulları, “Çeşitli kademelerde de görev yaptım, Federasyon da dahil. Sonra çekildim raporlar hazırlıyordum. Arkadaşlar büyük bir istek de bulundular, onun için geri döndüm. Halbuki ben onlara ‘benden rapor isteyin, hiçbir görev almak istemiyorum’ diyordum, olmadı bu. Seçime girdik, üyelerimiz teveccüh gösterdi. 7 kişilik bir kadro ile göreve geldik. Öncelikle Alevilikle ilgili birtakım çalışmalarımız olacak. Ozanlarımızla ilgili çalışmalarımız olacak. Bu cemevi aynı zamanda Pir Sultan Kültür Derneği’nin bir şubesi, demokratik kuruluş. Diğer demokratik kuruluşlarla bağımızı daha da geliştirmek istiyoruz. Belirli anma günlerimiz oluyor, onları yerine getireceğiz. Bu özellikle Sokullu’daki vakıfta yaptığımız gibi bütün söyleşileri, buna benzer programların hepsini kitaplaştırdık, burada da niyetim böyle bir çalışmayla herkesin elinde olsun istiyoruz. Böyle bir çalışmanın içindeyiz, bu çalışmayı geliştireceğiz ve kendi bölgemizde bunu yapacağız” diye konuştu.
“PSAKD ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN LOKOMOTİFİDİR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Alevi hareketinin lokomotifi olduğunu belirten Ateşoğulları, “Diğer şubelerimiz var, Türkiye çapında büyük bir örgüt. Bu nedenle de buraya layık olmaya çalışacağız ve sözümüzde de durmamız gerekiyor. Maraş Katliamı anmasını ayrıntılı çalışıyorum. Elimde iddianame var, hem de gerekçeli mahkeme kararı var insanlara anlatacağız. Bizlere düşen bildiklerimizi kendimizle götürmek değil onları topluma anlatmak gibi bir görevimiz, misyonumuz var. Biz de onu yerine getireceğiz ama asıl 2025’ten sonra çalışmalarımız daha da yoğunlaşacak” diye ekledi.
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Ana Fatma Cemevi “Barışa Çerağ Uyandırmak” başlığı ile panel düzenledi. Konuşmalarda Alevi inancının yaşadığı coğrafyada savaşın egemen olamayacağına vurgu yapıldı.
Haberin videosu
DAD Ankara Ana Fatma Cemevi’nde düzenlenen panele Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ile Siyasetçi Kamil Ateşoğulları katıldı.
Panel açılışında konuşan DAD Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hülya Türkmen, “Savaş uzun yıllardır coğrafyamızın bir parçası oldu” diyerek savaşlarda en çok kadın ve çocukların etkilendiğine işaret etti.
Türkmen ayrıca “Savaş süreçlerinde kadınlar sadece savunmasız korunmasız ve mağdur olarak algılanmamalı, ekonomik, kültürel ve sosyal konularla ilgili barış inşası süreçlerine aktif olarak katılmaları gerekmektedir. Biz kadınlar olarak elimizin hamuruyla barış mücadelesi vermeye devam edeceğiz ve kirli savaşlara hayır diyeceğiz” ifadelerini kullandı.
“DEMEK Kİ TOPLUMUN BARIŞA İHTİYACI VAR”
Moderatör Kamil Ateşoğulları da “Alevilikte barış nedir, hep birlikte neler yapmalıyız?” sorularına açıklık getirdi.
Tarihçi Herodot’tan alıntı yaparak konuşmasını sürdüren Ateşoğulları şunları söyledi:
“Barış zamanında oğullar, babalarını, savaşlarda ise babalar, oğulları gömerler. Şimdi öyle bir dönem yaşıyoruz ki binlerce kaybımız var. Yerinden yurdundan edinen insanlar var.
Sosyal bilimlerde ‘muhteva analizi’ adlı bir yöntem var. Masa başı çalışması yapılır. Belli bir sürede basında haber olarak çıkan kelimeler sıralanır. En çok neler konuşuluyor, kelime olarak neler kullanılıyor o dönemin nabzı ölçülür. Şimdi bizim bu dönemde de savaş, barış, güvenli bölge, işgal, beka ve buna benzer hatta terörist sözleri basında en çok kullanılan sözcükler. Bu da şunu gösteriyor ki eğer barıştan, temel hak ve özgürlüklerden söz ediyorsak demek ki bir yokluk var.”
“EN ÇOK SUSADIĞIMIZ KELİME BARIŞ”
ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ise “Maalesef ki şu anda bizlere en uzak kelime; barış” diyerek şu konuşmayı yaptı:
“Toplum olarak doğa ile birlikte her şeyin barışık olması, yaşamakta olduğumuz doğada her şeye saygı duyulması gerektiğini savunuruz. Ve doğada yapılabilecek her türlü tecavüzün, yani ormana, ağaca, suya, bitkiye, yaşam döngüsü ile ilgili yapılan her şeyi biz, barışa yapılmış bir tecavüz olarak kabul ederiz. Bizlerin de toplumun olarak barışık olduğumuzu söyleyemiyorum. Barış da emek istiyor. Biz yaşamaya uğraşırken sürekli ölen bir toplumuz. Bizim en susadığımız kelime, barış.
Yol sana demiş ki ‘Özünde, sözünde ol. Eline, beline, diline de sahip ol. Üzme, komşu hakkına tecavüz etme, hiç kimsenin hakkını yeme, haksızlık karşısında boyun eğme. Öğreti olarak bunların hepsini söylemiş ama biz maalesef kentleşmenin getirdiği mülk edinme hırsı sebebiyle bunlardan uzaklaştık.
Savaşta en çok mağdur olan kim? Orada yaşayan insanlar, doğadaki her şey. Özellikle benim de içerisinde olduğum Alevi örgütleri bir söz diyemiyoruz. Savaşın karşıtı barıştır. Başka türlü ‘savaşa hayır’ demedikten sonra savaşı yumuşatmanın hiçbir anlamı yok. 72 Millete bir nazarla bakan toplumuz. Başkaları bize ne nazarda bakarlar önemli değil.”
“İKTİDAR OLUŞTURAN İNANÇLAR SAVAŞI DA OLUŞTURMUŞLARDIR”
Panelist Pir Zeynel Kete, günümüzde yaşanan savaş nedenlerinin çok eskilere dayandığını söyleyerek “Eğer hakikatçi bir tarihi yöntem esas alınmaz, geçmiş iyi bir şekilde irdelenmezse şu anda anı yakalayamayız.” dedi.
Kete sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu özelde de Kürtler ve inanç olarak ta Alevilere baktığımızda geçmişle ilgili kendi tarihini başkası tarafından yazılmış bir halk gerçekliği vardır. Böyle olunca da geçmişimiz bizim dışımızdakiler tarafından yazılmış ve biz bu geçmiş hakikatimizle yeni yeni birleşmeye çalışıyoruz. Yeni yeni keşfetmeye çalışıyoruz. Arkeolojik verilerle, araştırmalarla, 13-14 bin yıl öncesine kadar giden bir gerçeklik vardır. Bir Göbekli Tepe’den bahsediliyor. Kürtçe ismi Xırabe Reş denilen bir coğrafyadan bahsediliyor.
Şunu diyebiliriz; kaos ve kriz kendi içerisinde bir akıl oluşacaktır. ‘Şer içinde hayır vardır. Seçebilirsen gel beri’ diyen bir düşünce sistematiğimiz vardır. Yaşanan bu sürecin içeresinde bir akıl vardır. Bu akıl kendi çözümünü kendi içinde barındıracaktır. Ama aslolan biz, bu ezel ebet an diyalektiğini sağlam kurmazsak çözümü de bulamayız. Bu yönüyle Ortadoğu’da ne yaşanıyor? Ortadoğu’da Hakk yol topluluklarının Rıza Şehri kurma gayretleri vardır. Nedir hak yolu toplulukları? İktidara bulaşmayan, devlete bulaşmayan, ulus devlet anlayışlarına bulaşmayan, ahlaki ve politik yaşamış, farklı etnik yapılar, kılanlar, aşiretler, kabileler, tarikatlar bunlar. Rıza toplumunu oluşturuyor yani. İkrar ve ikrar üzerinde yaşamını devam ettirenler…
Ortadoğu ve Mezopotamya bu Rıza toplumu bileşenleriyle yoğrulmuştu. Bu çerçevede doğaldır ki bu yaşanan sorunun çözümü de oradadır. Çünkü Mezopotamya ve Ortadoğu coğrafyası evrene, kâinata, toplumsallığa ait ilkleri yaratan bir coğrafyadır. İnançlara, teknik yaşama ve kadına yönelik ilkleri var etmiş civat kültürünü geleneksel hale getirmiş bir coğrafyadır. Kök hücre oradadır.
Kapitalist, modernist, emperyalist anlayış, Ne-Hakk anlayışlar bu kriz içindeki kaosun kurtuluşunun aklını da bu coğrafya olduğunu bildiklerinden dolayı binlerce yıldır bu coğrafya sürekli baskı altındadır. Eski kadim dönemlerinde bu coğrafyada yaşananlar ve savaşlar tanrılar arası savaş olarak tanımlanırdı.
Toplumu bir arada tutan rıza şehrini inşa eden ikrarlık ve rızalık üzerine yaşamını devam ettiren inançları birbirinden ayırmakta fayda vardır. Bütün inançlar, dinler ilk çıktıkları dönemde ahlaki, politik ve demokrattır. Bir önceki inanca göre sürekli ileridir. Muhammet-i halk İslam anlayışı iktidara bulaşmış Roma Hıristiyanlığına göre bir adım ileridedir. Bu çerçevede iktidarı oluşturan inançlar savaşı da oluşturmuşlardır. Ama rızalığı oluşturan inançlar barışı da oluşturmuşlardır. Alevi inancında yaratılış yoktur, vardan doğuş vardır. Bizim varoluş mitolojimiz daha ekolojik, daha demokratik bir varoluştur. Bu vardan doğuş inancının olduğu bir yerde savaştan bahsedilemez.”