Etiket: kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu

  • “Geçinemiyoruz” diyen kamu emekçileri Antep’te iş bıraktı- VİDEO

    “Geçinemiyoruz” diyen kamu emekçileri Antep’te iş bıraktı- VİDEO

    PİRHA- Antep’te iş bırakan KESK Şubeler Platformu, Hakem Kurulu’nun toplu sözleşme kararını protesto etmek için Antep’te iş bıraktı. Kamu emekçileri, “Bu bir zam değil sefalet dayatmasıdır” diyerek grev ve ek zam talebini yineledi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı meslek örgütleri grev ve ek zam talebiyle Antep’te iş bıraktı.
    KESK Gaziantep Şubeler Platformu, Hakem Kurulu’nun toplu sözleşme kararını grev ve ek zam talebiyle protesto etti. Yeşilsu Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasını Eğitim-Sen Gaziantep Şubesi Başkanı Ömer Parlakçı okudu.

    Hakem Kurulu’nun toplu sözleşmesi kapsamında yapılan maaş zamlarının hükümsüz olduğuna dikkat çeken Parlakçı, TÜİK’in sahte verilerine dayanarak arttırılan maaşların yükselen enflasyon karşısında emekçileri günden güne yoksullaştıran sefalet zammı olduğunu vurguladı.

    “GEÇİNEMİYORUZ ÇIĞLIĞINA KULAK TIKIYORLAR”

    Yıllardır ‘geçinemiyoruz” söylemlerine iktidarın kulak tıkadığını belirten Ömer Parlakçı, maaşlarının Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminine, TÜİK’in sahte verilerine göre arttırıldığını söyledi. Parlakçı, “Aralık’ta 55 bin lira maaş alan bir memur, 25 bin lira kira ödüyordu. Ocak’ta maaşı enflasyon farkı dahil 66 bin lira oldu. Ama kirası 33 bin 720 liraya çıktı! Yani maaş zammı diye verilenin çoğu kiraya gitti. Kalanı ise adaletsiz gelir vergisi dilimleri ile lime lime edilecek. Cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak Toplu sözleşme” adı altında her seferinde sergilenen danışıklı dövüş oyunlarının faturası daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik olarak bizlere kesiliyor” dedi.

    Sendikaları da eleştiren Parlakçı,“Öte yandan bu tablo sadece iktidarın eseri değildir. Bu tabloda yıllardır bir sendikadan öte iktidarın memur kolları gibi faaliyet yürütenlerin de önemli payı vardır. Yandaş konfederasyon sözcüleri daha bu Ağustos’ta KESK olarak bizim en başından beri söylediğimiz şeyleri tekrar ettiler mi? ‘Hakem Kurulu işverenin noterine dönüşmüştür. Bu kuruldan memurların lehine bir şey çıkmaz’ dediler mi? Bu nedenle Hakeme başvurmayacaklarını açıkladılar mı? Sözlerini unutup, çağrılır çağrılmaz nefesi Hakem Kurulu toplantısında aldılar. Süreci parlamentodaki bütçe görüşmelerine kadar sürdürme, o zamana kadar tüm kamu emekçilerinin ortak talepleri için hep birlikte mücadele etme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İşverenin noteri dedikleri Hakem Kurulu toplantısına katıldılar. İş işten geçtikten sonra da kalkıp ‘biz oy kullanmadık’ diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar” diye konuştu.

    TALEPLER SIRALANDI

    “Bir avuç azınlığın lehine olan bu tabloyu biz yaratmadık” diyen Parlakçı, kamu emekçilerinin taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “-Maaşlarımızda hemen şimdi, ocak ayından itibaren ek %20 artış yapılmasını istiyoruz.
    -2023 Temmuz’dan itibaren hayata geçirilen ilave seyyanen ödeneğin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz.
    -Verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz.
    -Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz.
    -En geç haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz.
    -En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, kira, kreş ve yol desteği istiyoruz.”

    PİRHA/ANTEP

  • KESK’in İzmir bölge mitinginde genel grev ve mücadele çağrısı-VİDEO

    KESK’in İzmir bölge mitinginde genel grev ve mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Meclis’te 2026 yılı bütçe görüşmeleri sürerken Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), İzmir’de “Sermayenin bütçesine hayır, halk için bütçe, demokratik Türkiye” şiarıyla miting düzenledi. Mitingde bütçenin yoksulluğu arttıracağını vurgulayanarak, “Bütçe hakkımız için ezilenleri ortak mücadeleye, genel grev genel direnişe çağırıyoruz” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, ekonomik kriz ve mecliste görüşülen merkezi bütçeye karşı “Geçinemiyoruz” şiarıyla bölgesel miting düzenledi.

    Miting için Konak Eski Sümerbank önünde toplanan kitle mitingin yapılacağı Cumhuriyet Meydanına kadar yürüdü.  “Geçinemiyoruz. Halk için bütçe, demokratik Türkiye”, Savaşa, talana yoksulluğa karşı halk için bütçe”, “Sermayeye değil emekçiye bütçe” pankartları açılan yürüyüşte “AKP mezara halk iktidara”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “AKP’ye kul sermayeye köle olmayacağız” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    Mitinge KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Muğla, Aydın, Balıkesir, Denizli, Manisa, Kütahya ve Uşak’tan kamu emekçilerinin yanı sıra kentte bulunan çok sayıda siyasi parti ve kurum da katıldı.

    Platform adına konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Başak Edge, zengin bir azınlığın servetine servet katarken yoksul çoğunluğun sefalet, geleceksizlik, umutsuzluk, güvencesiz bir yaşama mahkum edildiğini söylerek, “Bir ülkede kiralar artık bir asgari ücretten fazlaysa, maaşlar en sağlıksız şekilde beslenebilmek için dahi yetmez durumdaysa, tencereler kaynamıyor, temel insani ihtiyaçlar dahi karşılanamıyorsa tepkimizi göstermek için daha neyi bekliyoruz? Bu ilkel ve vahşi şartlar altında yaşamak bizlere reva mıdır? Açlık-tokluk savaşı vermenin insanlıkla, medeniyetle, çağdaşlıkla, uygarlıkla ne ilgisi vardır? Yüksek enflasyon altında ezilen, işsizlikte, yüksek faizde dünya rekorları kıran bir ülkede yaşam mücadelesi vermenin ne demek olduğunu patronlar bilemez. Bu düzen onların kârlarına kar katmakta olduğundan bilseler de buna ses etmezler. Bu yüzden emekçilerin yegane yolu kendi sınıf kardeşleri ile birlikte mücadele ederek haklarını almaktır” dedi.

    GENEL GREV ÇAĞRISI

    Bu şartlar altında hiçbir kuruma, kişiye, sınıfa yalvarmayacaklarını vurgulayan Başak Edge, “Kapitalizm doğası gereği ekonomik buhranlarla sarsılmaya mahkumdur. İşte tam da bu emek ve halk düşmanı bütçe nedeniyle sesimizi yükseltmek, duyulmasını sağlamak, emekten, yoksullardan yana bir devlet bütçesinin hazırlanması için haykırmak için bir araya geldik. Asgari ücretin ülkenin temel ücretlendirme modeli olmaktan çıkartılmasını istiyoruz. Asgari ücretin insanca yaşamayı elverir seviyeye yükseltilmesini talep ediyoruz. İşsizliğin ortadan kaldırılmasını, enflasyonun düşürülmesini, ekonomik refahın sağlanmasını, gelir dağılımında adaleti, vergi yükünün çok kazanandan çok az kazanandan az olacak şekilde eşit ve adil şekilde düzenlenmesini istiyoruz. Milyonlarca insan sefalet şartlarında yaşam mücadelesi verirken zengin bir azınlığın daha da zenginleşmesi adına bir bütçeyi kabul etmiyoruz. Bütçe hakkımız için tüm işçi ve emekçileri, ezilenleri ortak mücadeleye genel grev genel direnişe çağırıyoruz” diye konuştu.

    KOÇAK: EGE’NİN DEĞİL SERMAYENİN BÜTÇESİ

    Ardından konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise şunları söyledi:

    “Buradan yükselen ses sadece bir itiraz değil isyanın, kararlılığın, umudun sesidir. Gelir ve gider kalemleri sınıfsal tercihlerle oluşturulur. İktidarın oluşturduğu bütçe sınıfsal tecihleriyle oluşuyor. Geliri işçilerden aldığı vergilerle oluşturuyor. Pay edilirken ise çok açık olarak yandaş holdinglere, faizlere gidiyor. Faiz giderlerinde dünya birincisi olmuş durumdayız. Kaynak var ama kaynağı kime verdikleri meselesi sorun. Bütçeden sağlık ve eğitime, kamu yatırımlarına pay yok.

    Bu olmayınca karşımıza hastanelerde randevu bulamamak, çocuğumuzu gönderecek okul bulamamak, eğitimin niteliğinin düşmesi çıkıyor. Yani bütün sorumluluk yoksullara bırakılıyor. Öte yandan orman yangınları, depremler Ege bölgesinin en büyük sorunları. Ülkenmizde yangın söndürme uçakları yok. Kamu yatırımları olmadığı sürece de olmayacak. Yaz geldiginde yine ormanlar yanacak. Bize bu çaresizliği reva görenler belli. Bu bütçe Ege’nin değil sermayenin bütçesidir.”

    Mitingde ayrıca aylardır sendikal hakları için eylemde olan Temel Conta ve Digel Tekstil işçileri de söz aldı. Miting Geniş Merdiven grubunun konseri ile sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • KESK: 2026 yılı bütçesi güvenlikçi ve eril bir yıkım bütçesidir!-VİDEO

    KESK: 2026 yılı bütçesi güvenlikçi ve eril bir yıkım bütçesidir!-VİDEO

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, 2026 bütçe teklifinin halka ve emekçilere dayatılmak istenen ağır tablo olduğunu kaydederek, “İktidarın ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonunun somut yansıması olarak sunduğu bu bütçe, gerçekte emek karşıtı, sermaye yanlısı, güvenlikçi ve eril bir yıkım bütçesidir” diye belirtti. KESK ayrıca 22 Kasım’da Samsun ve Adana’da, 29 Kasım’da ise Van ve İzmir’de bölge mitingleri gerçekleştireceğini duyurdu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Meclis Plan Ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan 2026 yılı bütçesine dair ‘Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye’ başlığıyla basın toplantısı düzenledi.

    KESK Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, iktidarın 2026 bütçe teklifinin yıllardır emekçilerin ve yoksul halkın omuzlarına yıkılan vergi yükünü daha da katmerli hale getirmeyi hedeflediğini belirterek, ücretler kesintileri ve vergilerin sermayeye, patronlara, yandaşlara faiz, rant, hazine garantisi, teşvik, vergi muafiyeti, istisnası olarak aktarılmak istendiğini ifade etti.

    Karagöz, yoksullaştırma ve güvencesizleştirmeye karşı mücadele çağrısı yaparak, “KESK olarak bu süreçte sömürü, yoksulluk, talan düzeninin emek, barış, toplumsal cinsiyet karşıtı sermaye yanlısı bütçelerine karşı halkın, emekçilerin ezici çoğunluğunun ortak mücadelesini örmek en önemli önceliğimiz olacaktır” dedi.

    “İŞSİZ SAYISININ 12 MİLYONU AŞTIĞI BİR ÜLKE”

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun 2026 yılı bütçe önerisine dair açıklaması şöyle:

    “Bütçe yasa teklifini TBMM’ye vermeden hemen önce 16 Ekim’de “Bütçe Bağlama Töreni” düzenlenmiştir. Burada konuşan Cumhurbaşkanı yardımcısının her cümlesi nasıl bir bütçe ile karşı karşıya olduğumuzu göstermiştir. Bu ülke; çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan enflasyonu yarı yarıya düşük gösteren sanal TÜİK verilerine göre bile OECD ülkeleri içinde, AB ülkeleri içinde açık ara birinci sırada, dünyada ise 5. Sırada olan bir ülke. Gıda enflasyonunda AB ortalamasını 10’a, OECD ortalamasını 8’e katlayan bir ülke.

    Bu ülke; ranttan, vurgundan beslenen uluslararası sermayeye en yüksek faizi veren ülkeler sıralamasında, dünya ikincisi konumunda olan bir ülke. Bu ülke; her 3 çocuktan 1’nin okula aç gittiği, 5,5 milyon çocuğun yoksulluktan bir oyuncaktan dahi yoksul bırakıldığı bir ülke. Bu ülke; işsizlikte de ne yazık ki AB birinciliğini kimseye kaptırmayan bir ülke. Geniş tanımlı işsizliğin %30’lara dayandığı, işsiz sayısının 12 milyonu aştığı bir ülke. Geniş tanımlı kadın işsizliğinin %40’a geniş tanımlı genç kadın işsizliğinin ise %45’e dayandığı bir ülke. Bu ülke; işverenlerin iş arayan üniversite mezunu gençlere asgari ücret karşılığında uzun mesai saatler boyunca kölece bir çalışmayı teklif ettiği bir ülke.

    “2026 YILI BÜTÇESİ EMEKÇİNİN SIRTINA EN ÇOK VERGİ YÜKÜ BİNDİREN BÜTÇEDİR”

    Kamu emekçisinden işçisine, gencinden çocuğuna, asgari ücretlisinden emeklisine toplumun ezici çoğunluğunu oluşturanların adım adım içine itildiği işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği tablosunda geldiğimiz yeri özetlemeye çalıştık.

    Peki, böyle bir tablo karşısında bir iktidar bütçe sürecinde ne yapar? Toplumun ezici çoğunluğunun ihtiyaçlarını, taleplerini dikkate alır. Bütçe kaynaklarını bunun için kullanır. Doğru olan budur. Ne yazık ki Türkiye’de tam tersine bütçeler yoksulun cebinden alıp zengine aktarmanın aracı haline gelmiştir.

    Üstelik iktidar 2026 yılı bütçe teklifi ile yıllardır emekçilerin, yoksul halkın omuzlarına yıkılan vergi yükünü daha da katmerli hale getirmeyi   hedeflemektedir. Ülkenin kaynakları, attığımız her adımda ödediğimiz, maaşlarımızdan, ücretlerimizden peşin peşin kesilen vergiler,  sermayeye, patronlara, yandaşlara faiz, rant, hazine garantisi, teşvik, vergi muafiyeti, istisnası olarak aktarılmak istenmektedir.

    Dolayısıyla teklif bu hali ile geçerse 2026 bütçesi, bugüne kadar emekçinin sırtına en çok vergi yükü bindiren bütçe olacaktır.

    “GÜVENLİKÇİ VE ERİL BİR YIKIM BÜTÇESİ”

    İktidarın “Türkiye Yüzyılı vizyonunun somut yansıması, olarak sunduğu bu bütçe, gerçekte emek karşıtı, sermaye yanlısı, güvenlikçi ve eril bir yıkım bütçesidir.

    Biz KESK olarak her zaman demokrasinin, adaletin işçiler ve emekçiler açısından ekmek kadar, su kadar vazgeçilmez olduğunu vurguluyoruz.

    2026 bütçe teklifi ile halka, emekçilere dayatılmak istenen ağır tablo elbette ki halk iradesini yok sayan, en küçük itirazı bile baskı ve şiddet politikaları ile susturmayı hedefleyen,  gittikçe otoriter hale gelen, emeğin haklarını yok sayan, uluslararası ve yerli sermayenin çıkarlarını temel alan anti demokratik bir sistemden beslenmektedir.

    Dolayısıyla KESK olarak,  bu yakıcı süreçte yıllardır kim iktidarda olursa olsun savunduğumuz değerlerimize sahip çıkacak,  Emekten, Halktan Yana Bütçe Demokratik Bir Ülke İçin mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    HALKTAN VE EMEKTEN YANA BÜTÇE İÇİN TALEPLER

    Halktan, Emekten Yana Bir Bütçe İçin:

    *Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.

    *Vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz.

    *Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.

    *Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz.

    *Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.

    *Emeğe kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz.

    *Yoksulluğu önleyici, dar gelirlileri, koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesi için bütçeden ayrılan payın arttırılmasını istiyoruz.

    SAMSUN, ADANA, VAN VE İZMİR’DE BÖLGE MİTİNGİLERİ DÜZENLECEK

    Bu çerçevede:

    *Bütçe görüşmeleri süresince işkollarımız kendi bakanlık bütçelerinin görüşüldüğü günlerde değerlendirme ve taleplerini içeren basın açıklamaları, basın toplantıları, işyeri faaliyetleri vb. eylem ve etkinlikler düzenlemeye devam edecek.

    *22 Kasım’da Samsun ve Adana’da, 29 Kasım’da ise Van ve İzmir’de bölge mitingleri gerçekleştireceğiz.

    *Bunun için KESK Yürütme Kurulu üyeleri ve bağlı sendikalarımızın MYK üyeleri olarak önümüzdeki haftadan itibaren bölge mitinglerimizi örgütlemek üzere il çalışmaları yürüteceğiz.

    *Aralık ayı başında bütçe TBMM Genel Kurulunda görüşülmeye başlanacak. Yine aralık ayı içinde tüm çalışanlarını yakından ilgilendiren asgari ücret artışı süreci devam edecek.

    *Bu süreçte KESK olarak bütçeye ve insanca yaşamaya yetecek ücrete ilişkin taleplerimizin karşılanmaması halinde, “üretimden gelen gücümüzü kullanma dahil işyerlerinden, alanlara uzanan bir mücadele hattını oluşturmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Memur zammında Hakem Kurulu kararı kesinleşti

    Memur zammında Hakem Kurulu kararı kesinleşti

    PİRHA- 2026 ve 2027 yıllarına ilişkin memur ve emekli maaş zammı Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından onaylandı. 2026’da yüzde 11+7, 2027’de ise yüzde 5+4 oranında zam yapılacak. Taban aylığa da 1000 TL eklenirken, Memur-Sen ve Kamu-Sen sürece tepki göstererek kuruldan çekildi.

    Toplu sözleşme görüşmelerinde uzlaşma sağlanamamasının ardından devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, milyonlarca kamu emekçisi ve emekliyi ilgilendiren 2026–2027 dönemi zam oranlarını belirledi. Buna göre 2026’da yüzde 11+7, 2027’de ise yüzde 5+4 zam yapılacak. Ayrıca taban maaşlara 1000 TL eklenmesi kararlaştırıldı. Karar Resmî Gazete’de yayımlanarak kesinleşecek ve hiçbir şekilde itiraz edilemeyecek. Ancak alınan karar, kamu emekçileri cephesinde büyük tepkiyle karşılandı.

    KESK: BU KARAR MEŞRU DEĞİL

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Hakem Kurulu’nun aldığı kararı “sefaletin kurumsallaştırılması” olarak nitelendirdi. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak yaptığı açıklamada, “Kamu emekçilerine dayatılan bu artışlar gerçek enflasyonun dahi gerisindedir. Bu karar emeğin değil, sermayenin çıkarlarını koruyan siyasal iktidarın onayıyla alınmıştır” dedi.
    Koçak, “Toplu sözleşme süreci göstermeliktir. Hakem Kurulu, hükümetin teklifini olduğu gibi onaylamıştır. Kurulun bağımsız ve tarafsız olmadığı bir kez daha görülmüştür. Bu karar meşru değildir, tanımıyoruz” ifadelerini kullandı.

    KESK, önümüzdeki günlerde alanlarda olacaklarını duyurarak, “Bu dayatmaları kabul etmeyeceğiz. Kamu emekçilerinin insanca yaşayabileceği bir ücret için mücadeleyi büyüteceğiz” diyerek kitlesel eylem çağrısı yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ayfer Koçak’tan KESK mitingine çağrı: Yoksullukta değil, mücadelede birleşelim- VİDEO

    Ayfer Koçak’tan KESK mitingine çağrı: Yoksullukta değil, mücadelede birleşelim- VİDEO

    PİRHA- KESK’in 30 Kasım’da Ankara Tandoğan’da yapacağı mitinge çağrıda bulunan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Bu iktidar bizi yoksullukta eşitledi. Ancak bizler yoksullukta değil, geleceğin aydınlığında buluşmak istiyoruz. Bu nedenle bütün emekçileri mitingimize, birlikte mücadele etmeye çağırıyorum” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 30 Kasım’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadeleye çağırıyoruz” şiarıyla miting düzenleyecek.

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak; toplumsal cinsiyete dayalı bütçelendirme, istihdamın artması, gelirde adalet, emekli maaşlarının arttırılması, toplumsal refah düzeyini arttıracak adımlar atılması talepleriyle Tandoğan Meydanında olacaklarını belirtti.

    “GELİR DÜZEYİ AZALDIKÇA GİDERLERİMİZ ARTIYOR”

    Türkiye halklarının ciddi bir ekonomik dar boğazdan geçtiğine vurgu yapan Ayfer Koçak, özellikle son 3 senede yoksulluğun tavan yaptığını söyleyerek, “30 Kasım’a giderek son iki üç yıldır yaşamış olduğumuz ekonomik krizin çok ağır bir şekilde sonuçlarını yaşamaya başladık. Geldiğimiz nokta artık yoksulluk sınırını geçti. Bir tarafıyla gelirimiz ciddi bir düşüş yaşadı, alım gücümüz düşmüş durumda ama bir başka tarafıyla gider kalemlerimiz artmış durumda. Kamu emekçileri açısından baktığımızda da yoksulluk sınırının yarısının dahi altına düşmüş ortalama maaşlarla geçindiklerini görüyoruz. Bu maaşlarla geçinmeye çalışırken bunun bir kısmıyla da birikim yapmaya çalışıyoruz çünkü geleceğimiz tamamen karanlık. Ekonomik anlamda ciddi bir dar boğaz çekiyoruz” diye konuştu.

    “ADALETE İNANÇ KALMADI”

    Ekonomik krizin halk kanadında tepkiler yarattığını, bu tepkileri dile getirenlerin tutuklandığını da dile getiren Koçak, “Bu krizler döneminde oluşan tepkiler ülkemizde demokrasinin en ufak nüveleri dahi ortadan kaldırıldığı için bu tepkileri vermek ve bunun örgütlülüğünü yürütmek bir bedel gerektiriyor. İnsanların adalete olan inançları kalmamış durumda” dedi. Koçak, insanların gelecekten kayan umutlarının kalmadığını ifade ederek, “Bu kentte bir hastanede 43 hemşire sadece bir ay içerisinde yurtdışına göç etmiş. İnsanlar bu ülkede geleceklerini göremiyorlarsa ortada çok ciddi bir sorun var demektir” sözlerini kullandı.

    TALEPLER

    Başta güçlü bir bütçelendirme istediklerini belirten Koçak, taleplerine dair şunları söyledi:

    “Bütçenin yüzde 90’ını oluşturan bordrolu emekçilerin hakkını almalarını istiyoruz. Vergide adalet istiyoruz, yoksulluk sınırının üstüne kadarki vergi oranının birinci dilimde yüzde 10’da sabitlenmesini talep ediyoruz. Belli bir servet düzeyindeki insanlardan servet vergisi alınmasını istiyoruz. Kamusal alanda hizmet üretiyoruz, bu hizmeti yoksul emekçi halka veriyoruz. Dolayısıyla bu hizmetin nitelikli olması için kamusal alanda bir yatırımlar süreci oluşmasının ve bütçenin yoğunluklu olarak buralara yatırılmasını talep ediyoruz. Yıllardır kreş talebinde bulunuyoruz, bu isteğin ne kadar elzem olduğunu defalarca pratikte yaşadık. Emeğimizin karşılığını almak, seyyanen yapılmış zamların emekliye yansımasını talep ediyoruz.”

    MİTİNGE ÇAĞRI

    30 Kasım’daki mitingde karşı karşıya değil yan yana mücadele edeceklerinin altını çizen KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Alanlarda tüm kesimlerle bir araya gelmek istiyoruz. Bu iktidar bizi tek bir alanda buluşturuyor o da yoksulluk. Biz yoksullukta değil, geleceğimizin aydınlığında buluşmak istiyoruz. Bunun için de mücadeleye davet ediyoruz tüm kesimleri. Ülkenin dört bir yanında ciddi bir tepki var, bu tepkiyi örgütlemek hepimize düşüyoruz. Gelecek zor, buradan kurtarmak kolay değil ama imkansız da değil. Bunu başarabiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • KESK’ten Mersin ve Antalya’da tasarruf paketine tepki: Saray masrafları kısılsın- VİDEO

    KESK’ten Mersin ve Antalya’da tasarruf paketine tepki: Saray masrafları kısılsın- VİDEO

    PİRHA- KESK Mersin ve Antalya Şubeler Platformu, tasarruf tedbirlerine karşı eylem yaparak, “Bu paket daha fazla yoksulluk demek. Emekçiler,  Tasarruf Paketi adı altında yürütülen saldırı politikalarına sessiz kalmayacak” dedi. Açıklamada, “Bir dakikalık masrafı 2 emekli maaşına, bir aylık gideri iki büyükşehir belediyesi giderine denk olan Saray ve bağlı harcamaları kısılsın” denildi. 

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı ve geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’ne tepkiler sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu, konuya ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. ‘Tasarruf tedbirleri adı altında emekçiler ve yoksullar açlığa mahkum ediliyor. Biz kaldırmayacağız’ pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mahmut Sümbül okudu.

    “TASARRUF DEĞİL DAHA FAZLA YOKSULLUK”

    Mahmut Sümbül, bu paketi IMF’in hazırladığı kemer sıkma paketlerinin bir kopyası olarak değerlendirerek, tasarruf değil daha fazla yoksulluk paketi olduğunu söyledi. Sümbül, “Saldırı dalgasının daha büyük olduğu ve saldırının yeni paketlerle devam edeceğini ulusal ve uluslararası sermayenin sözcülerinden Hazine ve Maliye Bakanının açıklamalarından anlıyoruz. Nitekim tasarruf paketinin açıklanmasının üzerinden bir hafta geçmeden bu kez de kamuda güvencesiz istihdamı yaygınlaştırmaya yönelik, Devlet Memurlarının Esnek Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik Taslağı” çalışmalarına hız verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz” dedi.

    TALEPLER DİLE GETİRİLDİ

    Söz konusu paketin emek sömürüsünü derinleştirmeyi güvencesizleştirmeyi yaygınlaştırmayı hedeflediğini belirten Sümbül, hükümete seslenerek şu taleplerde bulundu:

    “-Kamudan tasarruf değil Saray harcamalarından tasarruf edilsin.

    -Vergide adalet sağlansın, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınsın.

    -Yandaşlara, “Beşli çetelere” hazineden yapılan döviz garantili projelere, Kur korumalı mevduat soygununa son verilsin.

    -Bir dakikalık masrafı 2 emekli maaşına, bir aylık gideri iki büyükşehir belediyesi giderine denk olan Saray ve bağlı harcamaları kısılsın.

    -Kamu idarecilerinin kimi zaman özel gezileri için dahi kullandığı lüks uçak ve makam harcamalarına son verilsin.

    -Üniversitelerdeki kaldırılan servisler tekrar hizmete alınsın.

    -Personel eksikliği giderilsin, personel alımında liyakati ortadan kaldıran, torpilin kapısını sonuna kadar açan mülakata ve siyasal kadrolaşmaya son verilsin.

    -Angarya çalışma yasaklansın, esnek ve uzaktan çalışma yönetmeliği hazırlıkları sonlandırılsın.

    -Gerçek ve özgür toplu sözleşme koşulları sağlansın.

    -Emeklilere insanca yaşayacakları maaş verilsin.”

    ANTALYA

    Antalya’da da eylem vardı. Kesk Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İlhan Karakurt  Bu ülkenin emekçileri, üretenleri, bütçenin temel gelir kalemi olan dolaylı ve dolaysız vergileri en çok ödeyenleri olarak yeni bir saldırı paketi ile karşı karşıyayız. Açlık ve yoksulluk sınırları içerisinde yaşamamız yetmiyormuş gibi şimdi yeni bir saldırı dalgası ile cendere altına alınmak isteniyoruz” dedi.

    Saldırı dalgasının daha büyük olduğu ve saldırının yeni paketlerle devam edeceğini belirten Karakurt,” Ulusal ve uluslararası sermayenin sözcülerinden Hazine ve Maliye Bakanı Bakanının açıklamalarından anlıyoruz. Nitekim tasarruf paketinin açıklanmasının üzerinden bir hafta geçmeden bu kez de kamuda güvencesiz istihdamı yaygınlaştırmaya yönelik, “Devlet Memurlarının Esnek Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik Taslağı” çalışmalarına hız verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/MERSİN-ANTALYA

     

  • KESK’ten iktidara: Nereye gitti bizlerden topladığınız vergiler?

    KESK’ten iktidara: Nereye gitti bizlerden topladığınız vergiler?

    PİRHA-Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nu (KESK), tüm illerde 6 şubat depremlerine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu ülkede onlarca deprem, yıkım, felaket yaşadık. Bu bozuk düzende sağlam çark olmaz. İnsana, emeğe, doğaya düşman bu bozuk düzene, köhne sisteme karşı emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” denildi.

    6 Şubat depremlerinin 1. yılında birçok kurumdan açıklamalar gelmeye devam ediyor. KESK de tüm illerde, “6 Şubat depreminin üzerinden 1 yıl geçti! Ne acımız dindi ne de öfkemiz!” başlıklı açıklama yaptı.

    “HEPİMİZİN YÜREĞİNE KORDAN BİR ATEŞ DÜŞTÜ”

    Yaşadığımız bu coğrafyanın tarihinin her zaman acıların, yıkımların, felaketlerin tarihi olduğunun belirtildiği açıklamada, “Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak çok acı gördük. Çokça çile çektik. Yeri geldi, felaketin adı Erzurum Horasan oldu. Yeri geldi Erzincan oldu. Yeri geldi, yıkımın adı Muş Varto oldu, Bingöl oldu. Yeri geldi acının adı Elâzığ, Lice, Gediz oldu. Yeri geldi gözyaşlarımız Dinar, İzmir, Kocaeli, Adapazarı, İstanbul, Ağrı, Denizli için aktı. Acının merkez üssü; 1999’da Gölcük ve Düzce, 2003’te Bingöl, 2011’de Van, 2020’de İzmir Seferihisar oldu. Bundan bir yıl önce, 6 Şubat 2023 ise hepimizin yüreğine kordan bir ateş düştü” denildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Sadece Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Elâzığ ve Diyarbakır değil, hepimiz derin bir acıyla sarsıldık, yıkıldık. Şaibeli resmi rakamlara göre 53 binin, gerçekçi rakamlara göre ise 100 binin üzerinde canımız 6 Şubat depremi ile aramızdan koparıldı. Başta yıkımın yaşandığı 11 kentimizde yaşayanalar olmak üzere kimimiz eşini, annesini, babasını, kimimiz çocuklarını, yakınlarını, dostlarını kaybetti.
    Yaşadığımız felaketi anlatmaya sözcüklerin yetmediği günler, aylar yaşadık. Haftalarca “Ben iyiyim ama” diye başlayıp gerisi boğazımızda düğümlenen cümleler kurduk. Hepimizin yüreği yandı. Bir yıldır adeta yüreğimize saplanan onlarca kara saplı bıçakla yaşıyoruz. Aradan bir yıl geçse de ne yasımız bitti. Ne acımız ne de öfkemiz dindi.

    “YAŞADIĞIMIZ HER FELAKETİN AĞIR SONUÇLARINA DAVETİYE ÇIKARDILAR”

    Bu ülkede onlarca deprem, yıkım, felaket yaşadık. Ama hepimiz biliyoruz ki bunlar yaşanmadan yıllar önce bilim insanları, meslek odaları defalarca kez uyarıda bulundu, raporalar hazırladı.
    Sadece bilim insanlarının, meslek odalarının değil, devletin hazırladığı resmi raporlarda da hep aynı şeylerin altı çizildi.
    Hatırlayalım, on binlerce sayfalık o raporlarda ne denildi?
    • “Deprem öngörülemez, bilinemez bir doğa olayı değil. Bu ülkenin bir gerçeği” denildi.
    • “Deprem kaçınılmaz. Ancak depremin ağır sonuçlarından kaçınmak mümkün” denildi.
    • “Depremin ağır sonuçlarından kaçınmak için gerekli bilgimiz, insan kaynağımız, hukukumuz, kurumsal yapılarımız var. Yeter ki bunları işlevli hale getirelim, gecikmeden derhal önlem alalım” denildi.

    6 Şubat depreminden bir buçuk yıl önce Temmuz 2021’de TBMM Araştırma Komisyonunca hazırlanan resmi raporda da tüm bunlar bir daha tekrar edildi.
    Tüm bunlara rağmen ülkeyi yönetenler ne yaptı? Her seferinde ‘duymadım, görmedim, bilmiyorum’ diyerek üç maymunu oynadılar. Dolayısıyla sadece 6 Şubat depreminin değil, yaşadığımız her felaketin ağır sonuçlarına adeta davetiye çıkardılar.”

    “ASIL SORUMLU KÂR HIRSINI BESLEYEN, BÜYÜTENLERDİR”

    Bu büyük yıkımın tek sorumluluğunun sadece kâr hırsıyla başı dönen, yaşadığı her karışı ranta çevirmeye çalışan müteahhitlere de yıkılamayacağının altını çizen KESK, şunları ekledi:

    “Çünkü asıl sorumlu bu hırsı besleyen, büyütenlerdir. Denetim yapmaktan, etkili yaptırımlar uygulamaktan, süreçleri kurallara uygun yürütmekten aciz bir hukuk sistemi inşa eden ve bu sistemi her gün yeniden yeniden üreten, hukuksuzluktan beslenen köhne düzenin sahipleridir. Doğru kuralı koysa dahi imar afları gibi garabetlerle bunu bile işlemez hale getirenlerdir.
    6 Şubat depremi ile yaşadığımız yıkımın sorumlusu bırakalım olası deprem riskine karşı önlem almayı, doğal afetin göz göre göre büyük bir felakete dönüşmesine neden olacak politika ve uygulamaları hayata geçirmekten dahi geri durmayanlardır.
    Kısacası 6 Şubat depremi ile yaşadığımız yıkımın asıl sorumlusu insanı ve emeği değersizleştirmeyi bir varoluş şekline dönüştüren, bunu da tüm topluma dayatmaya devam edenlerdir.

    “FATURA DEPREMZEDELERE YIKILMIŞTIR”

    Devletteki neo liberal dönüşüm politikalarının, kamu hizmetlerinin piyasaya açılmasının, özelleştirmelerin, devletin bir anonim şirket gibi yönetilmesinin, iktidarın devleti adeta inşaat şirketlerine teslim etmesinin, denetimsizliğin, kamuya ve yatırımlara yeterince bütçe ayrılmamasının faturası 6 Şubat depremi ile başta hayatını kaybeden vatandaşlarımız olmak üzere halka, depremzedelere yıkılmıştır.

    Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Depremin ilk iki günü boyunca ortalıkta görünmeyenleri de kendi sorumluluklarının üzerini örtmek için başlattıkları algı operasyonunu da unutmadık. Yakınlarımızdan haber almak için çırpınırken devreye konulan bant daraltmalarını, internet kesintilerini unutmadık. Depremin yaşandığı illerde daha 24 saat geçmeden OHAL ilan edenleri, çaresizlikle kıvranan, derdine derman arayan depremzedeleri ‘kimse kalkanları kaldırmayacağımızı zannetmesin’ tehdidiyle susturmak isteyenleri unutmadık. KESK olarak yüzlerce gönüllümüzle deprem bölgesine gitmeye çalışırken önümüze konulan engelleri, sadece bizim değil muhalefet partilerinin, STK’ların yardımlarının depremzedelere ulaştırılmasına engel olanları unutmadık.
    Kızılay’ın çadır satmasından, yardımları zimmetine geçiren yetkililere kadar uzanan rezaletler zincirini unutmadık. Aradan bir değil, yüz yıl da geçse yaşadığımız acıları, bu acıları bizlere reva görenleri unutmayacağız.”

    “NEREYE GİTTİ BİZLERDEN TOPLADIĞINIZ VERGİLER”

    İktidara seslenen KESK, “Nereye gitti bizlerden topladığınız vergiler?” diye sordu. KESK’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Depremden sonra Milli Dayanışma Paketi çıkardınız. Halktan alınan KDV, ÖTV. Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi vergiler fahiş oranda artırdınız.
    Yetmedi.. 2023 Temmuz’unda 762 milyar lirası depremle ilgili harcamalara ayrılmak üzere 1 Trilyon 120 Milyarlık Ek bütçe yaptınız.
    Bu da yetmedi… 2024 bütçesinde yine halktan, çalışanlardan alınan vergiler bir yıl öncesine göre ikiye katladınız.
    Ama aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. İşsizlik, kayıt dışı çalışma, sömürü diz boyu.
    Milyonlarca insan adeta konteyner kente, çadır kente dönüşmüş şehirlerde kaderin terk edilmiş durumda.
    Barınma, sağlıklı beslenme ve eğitim sorunları başta olmak üzere, en temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan sorunlar sürüyor.

    “YURTTAŞLAR EN TEMEL HAKLARINI İSTİYOR”

    Soruyoruz: Nereye gitti bizlerden topladığınız vergiler? Topladığınız vergileri depremzedenin yaraları sarmak yerine kime, kimlere harcadınız?

    Milyonlarca insan sizden resmî törenler düzenleyip, nutuklar atmanızı değil, başını sokacak bir çatı istiyor.  Milyonlar sizden yaşadığı acıları istismar etmenizi, yerel seçim yatırımı olarak kullanılmanızı değil, temiz su, sağlıklı beslenme, nitelikli bir eğitim istiyor. Yoksulluk ve çaresizlik kıskacındaki milyonlar sizden “zorunlu kamulaştırma” adı altında topraklarına çökmenizi, yüzlerce yıllık zeytinlikler yerine binalar dikmenizi değil, en azından depremden etkilenen evlerinin yapı denetim masraflarını karşılamanızı istiyor.  Milyonlar, sizden 6 Şubat depremini ‘asrın felaketi’ olarak yutturmaya, ‘kader’ olarak göstermeye çalışmaktan artık vazgeçmenizi, olası depremlere karşı bir an önce önlem almanızı bekliyor. Kısacası ardan geçen bir yıla rağmen, milyonlar sizden anayasasında sosyal hukuk devleti yazan bir ülkenin yurttaşları olarak en temel haklarını istiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’liler Maliye binası önünden seslendi: Sefaleti kabul etmiyoruz- VİDEO

    KESK’liler Maliye binası önünden seslendi: Sefaleti kabul etmiyoruz- VİDEO

    PİRHA- KESK Mersin Şubeler Platformu, Maliye binası önünde bir araya gelerek seyyanen ve tüm ödemelerin taban maaşa eklenmesi, ücretsiz yol ve yemek hizmeti ile kira yardımının yapılması talebinde bulundu. KESK’liler “Sefaleti kabul etmiyoruz, insanca yaşayacak ücret istiyoruz” dediler.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu, “Sefaleti kabul etmiyoruz” konulu basın açıklaması için Maliye Binası önünde bir araya geldi. Eylemde “Artık yeter, insanca yaşamaya yetecek maaş için ek zam istiyoruz” ve “Tükeniyoruz. Vergi diliminde adalet, vergi dilimi sabitlensin” yazılı pankartlar taşındı. KESK’liler seyyanen ve tüm ödemelerin taban maaşa eklenmesi, ücretsiz yol ve yemek hizmeti ile kira yardımının yapılması talebinde bulundu.

    “ZAM YAĞMURU SÜRÜYOR”

    Maliye binası önünde yapılan açıklamayı KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Kemal Göçmen okudu. Göçmen, yeni yılla birlikte zam yağmurunun başladığına dikkat çekerek, “Yeni yıla girdik. Ama değişen bir şey yok. Zam yağmuru temel tüketim maddelerinden, gıda ürünlerine, akaryakıt ürünlerinden tekel ürünlerine kadar iğneden ipliğe sürüyor. Bu koşullarda Ocak 2024 itibari ile altı aylık enflasyon farkı yüzde 29,78 artı toplu sözleşme artışı yüzde 15 ile maaşlarımızın toplamda yüzde 49,25 artacak olması büyük bir müjde gibi sunuluyor. Oysa bu ‘müjde’ koskoca bir yalandan ibarettir. Çünkü ücretlerde enflasyon oranında artış demek dünyanın her yerinde sıfır zam demektir” dedi.

    TALEPLER DİLE GETİRİLDİ

    Yaşanan gerçek hayat pahalılığı karşısında TÜİK rakamlarının gerçeği yansıtmadığını ifade eden Kemal Göçmen, ekonomik açıdan hak ettikleri refaha ulaşmak istediklerini belirtti.

    Göçmen, taleplere ilişkin şunları ifade etti:

    “-Öncelikle tüm kamu emekçilerine bugün için brüt 12 bin 147 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz.

    -Ardından en düşük kamu emekçisi maaşının eş, çocuk, kira ve ulaşım gibi yardım kalemleri ile bugün 50 bin TL’yi aşan üstünde olan yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.

    – Bu rakamın her üç ayda bir yoksulluk sınırında yaşanan artışa göre güncellenmesini, üzerine her çeyrekte yaşanan büyüme rakamlarının refah payı olarak eklenmesini istiyoruz.

    -En düşük emekli aylığının 16 yıl önceki seviyeye yani asgari ücretin %110’una çıkarılarak net 18 bin 700 TL’ye çıkarılmasını istiyoruz.

    -Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülmesini, yoksulluk sınırına kadar olan ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini istiyoruz.

    -Tüm kamu emekçilerine ücretsiz öğlen yemeği istiyoruz. İşyerinde yemek çıkmayan kamu emekçilerine aylık 4 bin TL yemek yardımı verilmesini istiyoruz.
    Buradan tüm kamu emekçilerine sesleniyoruz. Gelin yıllardır tekrarlanan bizi her geçen gün daha sefalete iten bu oyuna artık dur diyelim. Ne TÜİK’in sahte enflasyon rakamlarına ne iktidarın “refah payı” aldatmacalarına kanmayalım.
    Yıllardır hepimize kaybettiren bu yoksulluk ve sefalet düzenine karşı insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim.”

    PİRHA/ MERSİN

  • KESK: Sivas Katliamı’nı yapan katiller korundu

    KESK: Sivas Katliamı’nı yapan katiller korundu

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 30’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan KESK, haklarında arama kararı olan katillerin yaşamlarını rahat sürdürdüklerine dikkati çekti. Açıklamada, “KESK olarak, 30. yıl dönümü vesilesiyle, Sivas Katliamı nezdinde yaşadığımız tüm katliamları bir kez daha lanetleyip yaşamını yitiren insanlarımızı saygıyla anıyoruz” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), aydın, yazar, gazeteci ve sanatçıların, semah dönen gençlerin de aralarında olduğu 33 kişinin 2 Temmuz 1993’te katledildiği Sivas Katliamı’nın 30’uncu yıl dönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “KATİLLER ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Katliamın üzerinden 30 yıl geçtiğine dikkat çekilen açıklamada, “Yüreğimiz kanamaya, yanmaya devam ediyor. Yaşanan onca katliam gibi Sivas Katliamı’nın da gerçek sorumlularının açığa çıkarılıp hesap sorulması engellendi, tetikçi katiller korundu, katillerin avukatlığı yapıldı. Adresi, ikametgâhı belli olan firari sanıklar yıllarca bulunmadı, katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı! Katillerin avukatları mevcut iktidar tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildi” denildi.

    Açıklamanın sonunda şu ifadeler yer aldı:

    “KESK olarak, 30. yıl dönümü vesilesiyle, Sivas Katliamı nezdinde yaşadığımız tüm katliamları bir kez daha lanetleyip yaşamını yitiren insanlarımızı saygıyla anıyoruz…”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • KESK 4 ilde alanlara çıkıyor: Emekten ve halktan yana bir bütçe-VİDEO

    KESK 4 ilde alanlara çıkıyor: Emekten ve halktan yana bir bütçe-VİDEO

    PİRHA- Yaşanan ekonomik krizin faturasının halka çıkarılmak istendiğini belirten KESK, “Emekten ve halktan yana bir bütçe” talebiyle Diyarbakır, İzmir, İstanbul ve Ankara’da miting düzenleyecek.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, devam eden bütçe görüşmelerine dair yapacakları bölge mitingine çağrı amacıyla basın toplantısı yaptı. Büro Emekçileri Sendikası (BES) İzmir Şube binasında yapılan toplantıda salona “Geçinemiyoruz. Emekten, halktan yana bütçe istiyoruz” pankartı asıldı.

    Açıklamayı okuyan KESK Genel Sekreteri Şenol Köksal, olağanüstü günlerden geçildiğini belirterek, halka karşı ekonomik darbenin yapıldığını söyledi.  İktidar çevresi ve bir avuç vurguncu, fırsatçı, rantçı kapitalist dışında halkların kaybettiğini aktaran Şenol, her güne yeni zamlarla uyandıklarını, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıklarını ifade etti.

    “KRİZ BÜYÜYOR”

    Şenol, aldıkları maaşın da enflasyonun altında ezildiğini dile getirerek, “Bin bir emekle büyüttüğümüz gençler barınacak yurt bulamıyor. Ucuz işgücü kaynağı görülen kadınlara yönelik şiddet kadın kırımı boyutuna ulaştı. Patronlar istediği zaman keyfi olarak işten çıkarıyor, iktidar sorgusuz sualsiz ihraç ediyor! sadece siyasi ve ekonomik kriz değil aynı zamanda hukuk ve adalet kriziyle de karşı karşıyayız. Adalete olan güven tarihin en dip noktalarında seyrediyor. Yandaş medya dahi bu gerçekliği artık gizleyemiyor” dedi.

    “ZENGİNLİKLERİNE ZENGİNLİK KATIYORLAR”

    “Bize olmayan kaynaklar, silahlanmaya savaşa gidiyor” diyen Köksal, şöyle devam etti:

    “O nedenle, barış hepimizin acil talebi. Bize olmayan kaynaklar hazine garantili projeler aracılığıyla yandaş müteahhitlere, TÜGVA, TÜRGEV, ENSAR, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflara ve cemaatlere gidiyor. Biz fakirleşirken onlar zenginliklerine zenginlik katıyor. Krize karşı yapılmak istenen birçok eylem ve etkinlik ya yasaklanıyor ya da kitleselleşmesinin önüne geçmek için her türlü yola başvuruyorlar. Ülkeyi uçurumun kenarına getirdiler ama ‘istifa’ sesini duymak bile istemiyorlar.”

    4 İLDE MİTİNG

    Yaratmadıkları krizin faturasını ödemeyeceklerini söyleyen Köksal, iktidarın istifa etmesi ve erken seçim kararı alınmasını istediklerini kaydetti.

    Bu taleplerle 4 şehirde sokağa çıkacaklarını belirten Köksal, “Konfederasyonumuz “Geçinemiyoruz! İnsanca Yaşam, Emekten ve Halktan Yana Bütçe İçin Omuz Omuza” şiarıyla 18 Aralık 2021 Diyarbakır ve İzmir, 19 Aralık 2021 İstanbul ve Ankara olmak üzere 4 ilde bölge mitingi yapacaktır. Bölge mitinglerimizde sadece kamu emekçilerinin değil krizden etkilenen tüm kesimlerin seslerini duyurmasını ve taleplerini dile getirmesini amaçlıyoruz. Kamu emekçilerine, işçilere, işsizlere, güvencesiz çalışanlara, kadınlara, emeklilere, esnaflara, gençlere, “geçinemiyoruz” diyen tüm kesimlere seslenmek istiyoruz: yapacağımız mitinglerde hep birlikte itirazımızı ve sesimizi yükseltelim” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Ortadoğu Barış Konferansı ‘barış’ temasıyla başladı

    Ortadoğu Barış Konferansı ‘barış’ temasıyla başladı

    PİRHA- KESK’in düzenlediği 2’nci “Ortadoğu Barış Konferansı” başladı. 2 gün sürecek olan konferansta Ortadoğu’da çözüm ve barışın nasıl sağlanabileceği tartışmaları yürütülecek.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) Bakırköy’de bulunan Tarık Akan Kültür Sanat Merkezi’nde 2’ncisini düzenlediği Ortadoğu Barış Konferansı başladı. 2 gün sürecek olan konferans Ankara Katliamı olmak üzere barış mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşuyla başladı. Ardından KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik açılış konuşmasını yaptı.

    Ortadoğu’da ve Türkiye’de otoriteleşme ve iktidar gücünün tek merkezde toplanmak istendiğini hatırlatan Bozgeyik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hepimiz biliyoruz. Demokrasinin sağlanamamasının birçok nedeni vardır. Bunun en önemle nedeni ise elbette tekçi rejimleri besleyen sömürgeci emperyalist yabancı güçlerdir. Bu yüzden bölgedeki tüm yabancı güçlerin işgal ettikleri topraklardan çıkmaları ve bölgenin dengeleriyle oynamamaları karar gücünün bölge hakları ve emekçiler olduğunu söylemek istiyoruz. Suriye, İran, Irak’ta yaşanan bir gelişme doğal olarak komşu ülkeleri de yakından derinden etkilemektedir. Örneğin Rojava’da yaşanan gelişmeler, Türkiye, İran, Irak’ı yakından etkilediğini gördük. Emperyalist güçlerin çıkar kavgaları bölgeyi daha da karmaşıklaştırmaktadır. Çözümü daha zorlaştırmaktadır. Türkiye’nin ekonomik krizinin en büyük nedeni Kürt sorununu çözümsüzlüğüdür. Türkiye açısından kökenleri tarihi derinliklere uzanan son 100 yılda daha da derinleşen isyanlar biçiminde kendisini dışa vuran Kürt sorunu nedenleri sonuçları itibariyle biz emekçileri de yakından ilgilendirmektedir.”

    “SÖMÜRGELER SINIRLAR ÇİZİYOR, YÖNETİM ŞEKİLLERİNE KARAR VERİYOR”

    Konferansın 1’inci oturumu “Ortadoğu’nun Tarihsel Arka Planı ve Değişen Dengeler” başlığıyla başladı. 1’inci oturumun moderatörlüğünü Ortadoğu Uzmanı Hamide Yiğit yaptı. Ardından Lübnanlı Siyasi Analist Enis Nakkaş konuştu. 1’inci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’daki sistemin nasıl devam ettiğini anlatan Enis Nakkaş, “Avrupa’da imparatorluklar çöktüğünde yerine başka bir şey ortaya çıkabiliyor. Örneğin ulus devletler ortaya çıktı. Ancak bizim bölgemizde haritalar hakların iradesi üzerine kurulmuyor. Sömürgeler oturuyor sınırlar çiziyor, yönetim şekillerine karar veriliyor. Neye göre karar veriyorlar, aşiretlere, dinlere göre çiziliyor karar veriliyor” diye belirtti.

    “ABD YENİ SAVAŞLAR İÇİN ÇATIŞMA YARATIYOR”

    ABD’nin artık Irak’ta kalamadığı için bölgeye yeni savaşlar gerektiğini sözlerine ekleyen Enis, şöyle devam etti:

    “O zaman ne yapalım dediler. Hakları birbirine düşürelim onlar savaşsınlar biz izleyelim dediler. Mezhep çatışmaları, Şii-Sünni çatışmaları, Kürt-Türk çatışmasını ortaya koydular. Arap Baharı diye bir isim koydular. Böyle bir şeyde yoktu. Arap baharı adı altındaki olumsuzlukları hepimiz görüyoruz. Irak’ta Suriye’de olup bitenlerden çatışmanın kolayca yönetilemeyeceğini anladı. Bu kez ne yaptılar bir takım terörist gruplardan medet umdular. Zaten bu grupları kendileri yaratmıştı.”

    “SURİYE SORUNLARLA YÜZLEŞMEYE HAZIR DEĞİL”

    Ana meselenin Suriye olduğunu dile getiren Yazar Hediye Levent de, “Suriye’de yoğun bir çatışma sürecinden sonra şu anda bir istikrar döneminin başladığı yorumları var. Çatışmaların sonra erdiği doğru. Büyük ölçüde sona erdi. Birçok yerde yeniden günlük hayatın yoluna girmesi insanların işlerine dönmesi söz konusu. Bir takım toparlanma sürecine giriyor. Peki söylendiği gibi istikrar var mı? ABD’ye, Rusya’ya, Türkiye’ye göre istikrar ayrı şekilde yorumlanıyor. Hatta halklar için istikrar ayrı. Suriye içinde yapılan değerlendirmede Arap ayaklanmasında olduğu gibi Suriye’deki ayaklanma da oldukça kanlı, nesiller boyunca etkileyecek boyutta olan bir ayaklanmadan sonra toparlanmanın çok zor olacağı tartışmaları devam ediyor. Ayaklanma çatışma dönemi büyük ölçüde sona erdi. Suriye şimdi 2011 yılında kalma birçok sorunla yüzleşmeye gidecek. Peki Suriye bunlarla yüzleşmeye hazır mı? Açıkçası Suriye bu sorunlarla yüzleşmeye henüz hazır değil” diye belirtti.

    “ORTADOĞU’DA DERİNLEŞEN BİR KRİZ VAR” 

    Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Uzgel de, Ortadoğu’da barışa çok ihtiyaç olduğunu vurgulayarak şunlara dikkat çekti: “Ortadoğu’yu tek bir kavramla tanımlayın derseniz. Tek bir kavram var oda kriz. Oldukça derinleşen bir krizdir. Bölgedeki temel sorun hayatın kendisidir. Arap baharı öncesinde Ortadoğu daha iyi bir durumda değildi. Ekonomik ve hayatın kendisinde iyi bir yok. Ortadoğu ve dünya arasındaki makas açılmaya başladı. Ortadoğu siyaseti 1945’ten yana dış müdahaleye hiçbir bu kadar açık hale gelmemişti. Ortadoğu bir deneme tahtasına dönüştü. Suriye Amerika Stratejisi açısından çok düşük maliyetle Iraklaştırıldı. Suriye içe doğru patladı. Suriye’yi kimler vuruyor. Rejim, Rusya, Hizbullah, İsrail, Amerika, Türkiye, İŞİD vuruyor. Bölge şiddetin her türlüsünü gördü. İdeolojik kriz var. Stratejik krizin yanında ideolojik krizde var. Bana sorarsanız ideolojik kriz çok daha önemli. İdeoloji olmayınca siyasi hareketler belli bir program taşıyamıyor. Bir şey yıkıyorsunuz yerine başka bir şey koyamıyorsunuz. Ondan sonra kaosa dönüşüyor.”

    KONFERANS İKİ GÜN SÜRECEK

    Konferans 2’nci oturumu ise, “Filistin Sorunu ve Barış” başlığıyla devam edecek. Moderatörlüğünü Ortadoğu Uzmanı Araştırmacı Yazar Faik Bulut, konuşmacılar, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Merkez Komite Üyesi Leyla Khalid, Filistinli Aktivist Yazar Wadi Abuhani, Filistinli Yazar Siyasi Analist Mprvan Abdülal, Filistinli İnsan Hakları Aktivisti Mahmut Ebu Rahman olacak.

    3’üncü oturum da ise, “Kürt Sorunu ve Barış” başlığının moderatörlüğünü İnsan Hakları  Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, konuşmacılar ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar, Yazar Ferda Koç, Yazar Yüksel Genç, Gazeteci Yusuf Karataş olacak.

    Konferans yarın “Ortadoğu Savaş Kıskacında Kadın ve Barış”, “Ortadoğu’da Emek Barışın Örgütlenmesi ve Somut Öneriler” başlıkları altında devam edecek. (HABER MERKEZİ)

  • KESK Elazığ Şubeler Platformu, ekonomik krize karşı maaş bordrolarını yaktı

    KESK Elazığ Şubeler Platformu, ekonomik krize karşı maaş bordrolarını yaktı

    PİRHA- KESK Elazığ Şubeler Platformu, “Krizin faturasını yaratanlar ödesin” diyerek maaş bordrolarını yakarak taleplerini sıraladı.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Elazığ Şubeler Platformu, ‘Krizin bedelini krizi yaratanlar ödesin’ eylemleri kapsamında Hozat Garajı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. ‘Yoksullaşmaya, İşşizliğe, Güvencesizliği Karşı Birlikte Mücadeleye’ pankartının açıldığı eylemde, basın açıklamasını SES Elazığ Şube Başkanı Derya Coşkun okudu.

    “HAYAT PAHALILIĞI REKOR KIRDI”

    Coşkun, çarşıda, pazarda fiyatlar sürekli artarken, resmi enflasyon rakamlarının sürekli düşmesinin mümkün olmadığını belirtti. Buna rağmen Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Türkiye’de hayat pahalılığının, döviz kurunun, faizlerin rekor üstüne rekor kırdığı bir ortamda enflasyonun düştüğünü iddia ettiğini hatırlatan Coşkun, “Emekçilerin temel tüketim ve ihtiyaç maddelerinde yaşanan gerçek enflasyon en az yüzde 50 civarında olmasına rağmen ne yapıp edip resmi enflasyonu yüzde 20,3’te tutmayı başarmıştır. Bu TÜİK’in ilk başarısı değildir. Aynı TÜİK daha önce enflasyon hesaplama sepetine yazın soba borusu ve patinaj zincirini, kışın mayoyu ve bikiniyi ekleme başarısı göstermiştir. Pinpon topu, ördek eti, deve eti gibi ürünlerin enflasyon sepetine eklenmesini  ‘ağırlıklarını çok düşük tutuyoruz’  diyerek savunabilmiştir. Yine enflasyon hesabında dar gelirlilerin, emekçi kesimlerin en yüksek oranda harcama yaptığı gıda ürünlerinin ağırlığını 2011 den bugüne 4.57 puan aşağı çekme başarısı da TÜİK’e aittir” diye konuştu.

    “ENFLASYON DÜŞTÜ SÖYLEMLERİ İNANDIRICI DEĞİL”

    Beş, altı ay öncesine kadar “IMF’ye borç verecek hale geldik” diye övünenlerin IMF’nin reçetesine sarıldığına dikkat çeken Coşkun, “IMF’nin çalışanlara hedeflenen enflasyona göre ücret verilmesi, enflasyon hedeflenenden yüksek çıktığında ise mevcut fark verilmesi uygulamasından vazgeçilmesi tavsiyesine harfiyen uyulmuştur. Enflasyon farkının hesaplanmasında Yeni Yeni Ekonomi Programı (YEP) enflasyon hedefinin temel alınacağına dair bir algı oluşturularak fiili durum yaratılmıştır. Böylece hazırlanan ortamda iktidara enflasyonu düşürmek değil, belirlenmiş hedefe uygun olarak düşük gösterecek yöntemleri bulmak kalmıştır” diye belirtti. Coşkun, buradan bir kez daha bugün “hedefleri tutturduk, hatta YEP ile hedeflenen enflasyonun atına indik” söylemlerinin inandırıcı hiçbir yanının olmadığını söyledi.

    “TEMEL TÜKETİM ÜRÜNLERİNE ZAM YAPILMASIN”

    KESK’e bağlı sendika üyeleri olarak insanca yaşama yetecek bir ücret ve güvenli bir çalışma için mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Coşkun, taleplerini şöyle sıraladı:

    * Yaşanan gerçek enflasyon bir yana, Yeni Ekonomi Programı’nın 2019 yılı enflasyon hedefi olan %15.9 karşısında bile   %4 + %5 artış oranı ile hükmünü çoktan yitiren 2017 tarihli toplu sözleşme derhal yenilemelidir.

    * Maaşlarımızda hedeflenen enflasyon oranında değil, yaşanan gerçek enflasyon oranında, satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak artış yapılmalıdır.

    * Elektrik, doğalgaz, su, akaryakıt, ekmek, toplu taşıma gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamlar tamamen geri alınmalı, temel tüketim ürünlerine hiçbir şekilde zam yapılmamalıdır.

    * Tüm yükü emekçilerin sırtına yıkan vergi adaletsizliğine ve vergi dilimi soygununa son verilmelidir.

    * Toplumsal yararı, vergide ve gelir dağılımında adaleti sağlayan, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, emekten yana,  katılımcı, şeffaf, hesap verebilir demokratik bir bütçe hayata geçirilmelidir.

    * OHAL KHK’leri ile herhangi bir hukuki delil ve mahkeme kararı olmadan işinden ekmeğinden edilen tüm kamu emekçileri işine iade edilmelidir.

    * Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen her türlü güvencesiz istihdam tipine ve esnek çalışma, performans gibi güvencesiz istihdam uygulamasına son verilmelidir.

    * Kariyer ve liyakati yok edip torpilin kapısını sonuna kadar açan mülakat, sözlü sınav ve güvenlik araştırması-arşiv kaydına son verilmeli, herkese güvenceli iş ve güvenli gelecek sağlanmalıdır.

    * Tüm kamu emekçilerini kapsayan, adil bir ek gösterge sistemi hayata geçirilmelidir.”

    Yapılan açıklamanın ardından KESK’liler, Defterdarlık önünde maaş bordrolarını yakarak eylemlerini sonlandırdı.

    PİRHA / ELAZIĞ

  • Diyarbakır’da binlerce emekçi krizin yüküne karşı alandaydı – VİDEO

    Diyarbakır’da binlerce emekçi krizin yüküne karşı alandaydı – VİDEO

    PİRHA- KESK’in krize karşı bölge mitingleri Diyarbakır ile devam etti. Mitingde, krizin yükünün emekçilere fatura edilmesine tepki gösterildi.

    KESK’in daha önce Samsun, İzmir ve Adana’da gerçekleştirdiği krize karşı bölge mitingleri Diyarbakır ile devam etti. ‘Yoksulluğa, işsizliğe, geleceksizliğe karşı’ düzenlenen mitingde Elazığ, Dersim, Malatya, Muş, Mardin ve Hakkari’nin olduğu 14 ilden emekçiler bir araya gelerek krizin yükünün emekçilere fatura edilmesine karşı çıktı.

    Diyarbakır’da çeşitli noktalardan miting alanına yürüyen emekçiler alana giriş yaptı. Miting alanına girişte polisler sendika ve siyasi partilerin bayraklarının uzunluğuna bahane ederek alana almak istemesi üzerine yaşanan tartışmadan sonra giriş yapılabildi. Mitinge 14 ilden katılım oldu. KESK üyelerin yanı sıra, HDP, EMEP, ESP, CHP’de mitinge katılım gösterdi.

    “SAVAŞA DEĞİL, HALKA BÜTÇE”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, binleri selamlayarak, “Bugün ülkemizde bu krizin en önemli temel nedeni, hem Ortadoğu, hem Suriye ve bölgedeki savaş politikalarıdır. Bütçe tartışmalarında da görüyoruz ki; bu ülkeyi yönetenler bu savaş politikalarından vazgeçmediler. Bu savaş politikalarına karşı hep birlikte bu ülkede barış ve demokrasi isteyenlerle birlikte alanlardayız” dedi.

    Türkiye’de muhalif kesimlerin ötekileştirildiğini ifade eden Bozgeyik, “Bugün Türkiye’de de Kürtler, Aleviler, şeytanlaştırma politikalarıyla mağdur edilmeye, tecride maruz bırakılmak isteniyor. ‘Savaş halk sağlığı sorunudur’ diyen hekimler, mimarlar, mühendisler olarak, bu faşizan politikalara bugüne kadar biat etmedik, bundan sonra da biat etmeyeceğiz. Sesimizi bir kez daha faşizme karşı hep birlikte mücadele edeceğiz diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Alanda  “Yaşasın Emek ve Demokrasi Mücadelesi, Yoksullaşmaya, İşsizliğe ve Güvencesizliğe Karşı Birlikte Mücadele”, “KHK’ler Gidecek, Biz Döneceğiz”, “Aile Değil Kadının, Kadın Bakanlığını İstiyoruz”, “Jin Jiyan Azadî” pankartları asıldığı miting halaylarla son buldu.

    PİRHA / DİYARBAKIR

  • KESK’ten Cumhurbaşkanlığına faks

    KESK’ten Cumhurbaşkanlığına faks

    KESK bir çok şehirde  “OHAL İnceleme Komisyonu lağvedilip hukuksal süreç başlatılsın” talebiyle Cumhurbaşkanlığına faks gönderdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu, “Yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe karşı birlikte mücadele” sloganıyla başlattığı program çerçevesinde “OHAL İnceleme Komisyonu lağvedilip hukuksal süreç başlatılsın”  talebiyle Kadıköy Postanesi önünde bir araya gelip Cumhurbaşkanlığı’na faks gönderdi. “OHAL komisyonu kalksın, yasal süreç başlasın” pankartının açıldığı eylemde Cumhurbaşkanlığına gönderilecek faksı KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Zeliha Baksi okudu.

    Baksi, AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişimini fırsata dönüştürüp ilan ettiği OHAL ve KHK’larla emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan kamu emekçilerini işten atarak susturulmaya çalıştığını belirtti. Haklarını alana kadar susmayacaklarını ifade eden Baksi, işten atılan arkadaşlarının işlerine geri dönene kadar mücadelelerinin devam ettireceğini söyledi.

    ‘YETKİLİ MAHKEMELER KARAR VERMELİ’

    Cumhurbaşkanlığına gönderecekleri faksı kamuoyuyla paylaşmak için bir araya geldiklerini dile getiren Baksi, gönderecekleri faksta yer alan ifadeleri şu şekilde paylaştı:

    “Türkiye Cumhuriyeti ulusal hukuk sistemi içerisinde mevzuatça belirlenmiş bir yargı mercii olmayan ancak OHAL KHK’ları ile ihraç edilmiş yüz binlerce kamu emekçisinin ihraç başvurularını değerlendirmek ve karar altına almakla yetkilendirilmiş olan OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun, aşağıda maddelendirilen gerekçelerle lağvetmelidir. KHK ile ihraç tüm kamu emekçilerinin görevlerine iadesine, hakkında suça bulaştığı iddia edilen kamu emekçileri hakkında ilgili hukuki işlemlerin hukuk sistemimizde yer alan yetkili merciiler marifeti ile yürütülmelidir. Ve devamı ile gerçekleşecek ihraçlarda iptal davalarının Türkiye hukuk sisteminde yetkili mahkemeler aracılığıyla yapılmasına karar verilmelidir.

    SUÇLARIN NE OLDUĞU BİLİNMİYOR

    OHAL KHK’sı ile gerçekleşen ihraçların hiç birinde kamu emekçilerine savunma hakkı tanınmamıştır. OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu çalışma usul ve esasları doğrultusunda incelediği ve incelemekte olduğu dosyaların hiç birinde başvurucular halen ne ile suçlandıklarını bilmemektedirler. Bu hali ile komisyonun varlığı uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve ilgili mevzuatlarda yer alan savunma ve adil yargılanma hakkına engel teşkil etmektedir. Çalışma esaslarına göre OHAL İnceleme Komisyonu, incelemelerini ‘terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı’ yönünden yapar. İlk yayınlanan KHK’dan bu yana Anayasa’nın en temel ilkesi olan hukuk devleti ilkesi görmezden gelinmektedir.

    ŞEFFAF BİR FAALİYET YÜRÜTÜLMÜYOR

    Komisyon etkin ve denetlenebilir bir hukuk yolu değildir. İhraçlara ilişkin başvuruları ele alması ve sonuçlandırması dosya yoğunluğundan ötürü yılları bulmakta, mağduriyet sürelerini uzatan bir hale bürünmektedir. Komisyonca itirazları hakkında olumlu karar verilen kişilere bile tam bir onarım ve tazminat garantisi yoktur. Komisyona başvuru yapan başvurucuların dosyalarının hangi aşamada olduğuna ve içeriğine dair karar açıklanana kadar herhangi bir bilgi alamamaktadır. Bu anlamıyla OHAL İnceleme Komisyonunun karar vermiş olduğu dosyalar da dâhil olmak üzere hiçbir aşamada açık ve şeffaf bir faaliyet yürütmemektedir.”

     

    KESK Elazığ Şubeler Platformu da, Elazığ Postanesi önünde bir araya gelerel Cumhurbaşkanlığı’na faks gönderdi.

  • KESK: Derin bir yoksullaşma var, yeni zamlar ise kapıda-VİDEO

    KESK: Derin bir yoksullaşma var, yeni zamlar ise kapıda-VİDEO

    PİRHA- KESK Eşbaşkanı Aysun Gezen, TÜİK verileri ile sokaktaki enflasyon arasında uçurum olduğunu, emekçilerin ücretlerinin yarısını kiraya verirken, resmi rakamlarda konut harcamalarının yüzde 14,85 olarak hesaplandığına dikkat çekti. Gezen, her geçen gün alım gücü düşerken, yeni zamların kapıda olduğunu söyledi.

    Türkiye her ne kadar AKP iktidarı kabul etmese de yaşanan ekonomik kriz gündelik hayattı da etkiliyor. Vatandaşın cebi giderek daralıyor. Yapılan kamuoyu araştırmaları da memurların yaşadığı ekonomik daralmayı gözler önüne seriyor. Açıklanan son verilere göre, enflasyon yüzde 15.39 ile 15 yılın zirvesine oturdu. Ancak KESK’e göre, sokaktaki resmi enflasyon oranı ile sokaktaki enflasyon arasında büyük bir uçurum var.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), basın toplantısı düzenledi, enflasyon rakamlarını ve halkın alım gücüyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    KESK Eşbaşkanları Aysun Gezen ve Mehmet Bozgeyik’in katıldığı toplantıda konuşan Gezen, “Tüm bu rakamların özeti başta ücretli, maaşlı kesim olmak üzere milyonların gelirinin erimeye devam etmesi, her geçen gün daha fazla yoksullaşmasıdır” dedi.

    Gezen, enflasyon artışının yanı sıra ileriki günlerde birçok zammın kapıda olduğunu söyledi.

    Aysun Gezen, TÜİK’in resmi rakamları ile sokaktaki gerçek enflasyon arasında uçurum olduğunu belirtti ve devam etti:

    “Asgari ücretlisi, işçisi, kamu emekçisi, emeklisi ile hepimiz TÜİK’in bu resmi enflasyon rakamlarının gösterdiğinden çok daha derin bir yoksullaşma yaşıyoruz.”

    Gezen, KESK-AR’ın 2018 Haziran ayı araştırmasına göre, açlık sınırının bin 927 TL olduğunu, yoksulluk sınırının ise 5 bin 623 TL olduğunu belirtti ve “Bu rakamlar ortalama 3 bin TL maaş alan kamu emekçilerinin yoksulluk sınırından daha fazla uzaklaşıp hızla açlık sınırına yaklaştığını göstermektedir” dedi.

    KESK Eşbaşkanı Gezen, enflasyon haricinde döviz karşısında da emekçinin maaşını eridiğini ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “Ocak-Haziran dönemi maaşı TL cinsinden 3 bin TL’de sabit kalırken ortalama dolar kuru her ay artmıştır. Ocak-Haziran döneminde ortalama döviz kurunda yüzde 22,7 oranında artış yaşanırken kamu emekçisinin maaşı sabit kalmış, dolayısıyla maaşı dolar cinsinden her ay düşmüştür. Altı aylık dönem sonunda maaşında dolar cinsinde 342 dolar kayıp yaşanmıştır.”

    “ARADA UÇURUM VAR”
    Gezen, TÜİK’in resmi rakamları ile sokaktaki gerçek enflasyon arasında uçurum olduğunu belirterek, “Asgari ücretlisi, işçisi, kamu emekçisi, emeklisi ile hepimiz TÜİK’in bu resmi enflasyon rakamlarının gösterdiğinden çok daha derin bir yoksullaşma yaşıyoruz” diye belirtti. Gezen, bu durumu “Çünkü TÜİK enflasyonu hesaplarken aşağıdaki 12 ana harcama grubunu, dört yüzden fazla ürüne-maddeye yer verilen enflasyon sepetini kullanmaktadır. Bu yönteme göre enflasyonun multi milyarder için de asgari ücretli için de aynı oranda olduğu varsayılmaktadır” diye konuştu.
    Resmi verilere göre, Türkiye’de yaşayan herkesin 2018 yılında gelirinin yüzde 23,03’nü “Gıda ve alkolsüz içeceklere, yüzde 14,85’ni konut-kira giderlerine, yüzde 7,27’sini lokanta ve otel harcamasına ayırdığı kabul edildiğini belirten Gezen, şöyle devam etti: “Oysa içinde kamu emekçilerinin de bulunduğu toplumun alt gelir grupları ellerine geçen paranın büyük bölümünü gıda, kira-barınma, ulaşım giderleri için kullanmaktadır. Buradan kısabildiğini önce eğitime, sağlığa ayırmakta, en son eğer hala parası kalmışsa giyime, eğlenceye harcama yapabilmektedir.
    TÜİK enflasyon hesabında bu durum görmezden gelinmektedir. Örneğin maaşınız 2 bin 500 TL ve bunun yüzde 40’nı yani bin TL tutarlık kısmını oturduğunuz evin kirasını ödemek için harcıyorsunuz. Ama TÜİK’in enflasyon hesaplamasına göre, Türkiye’de herkesin gelirinin yüzde 14,85’ini konut-kira gideri için harcadığı varsayılıyor, enflasyon hesabı bu orana yapılıyor.
    Gıda ve alkolsüz içeceklerin ağırlığı 2010 yılında yüzde 27,6 iken bu oran 2014 yılında yüzde 24,45’e, 2017 yılında ise yüzde 21,77’e düşürülmüştür. 2018 yılında ise yüzde 23,03 olarak belirlenmiştir. Buna bir de alt gelir grupları olarak hayatımızda tüketmediğimiz deve eti, ördek eti ya da gelişen teknoloji ile fiyatları düşen flaş bellek, CD gibi ürünlere yer verilen enflasyon sepeti eklendiğinde gerçek enflasyonla alakası olmayan resmi enflasyon rakamları ortaya çıkmaktadır.”
    “ALTI AYDA KAYIP 342 DOLAR”
    Gezen, KESK-AR’ın 2018 Haziran ayı araştırmasına göre, açlık sınırının bin 927 TL olduğunu, yoksulluk sınırının ise 5 bin 623 TL olduğunu belirterek, “Bu rakamlar ortalama 3 bin TL maaş alan kamu emekçilerinin yoksulluk sınırından daha fazla uzaklaşıp hızla açlık sınırına yaklaştığını göstermektedir” dedi.
    Gezen, enflasyon haricinde döviz karşısında da emekçinin maaşını eridiğini ifade ederek, şunları dile getirdi: “Ocak-Haziran dönemi maaşı TL cinsinden 3 bin TL’de sabit kalırken ortalama dolar kuru her ay artmıştır. Ocak-Haziran döneminde ortalama döviz kurunda yüzde 22,7 oranında artış yaşanırken kamu emekçisinin maaşı sabit kalmış, dolayısıyla maaşı dolar cinsinden her ay düşmüştür. Altı aylık dönem sonunda maaşında dolar cinsinde 342 dolar kayıp yaşanmıştır.”
    “ENFLASYON FARKI ZAM DİYE MÜJDELENİYOR”
    Medyanın kamu emekçilerinin maaşlarına yansıtılacak enflasyon farkı haberlerini “Memura çifte zam” ve “Enflasyon zammı” şeklinde vermesine de tepki gösteren Gezen, “Bu haberler gerçek enflasyondan, açlık ve yoksulluk sınırının son 15 yılda en az dört kat arttığından, Türk Lirasının değer kaybından, adaletsiz vergi dilimlerinden söz etmemektedir” dedi. En düşük memur maaşı olarak iki çocuklu ve eşi çalışmayan bir memurun maaşının esas alınmasının da aldatmaca olduğunu söyleyen Gezen, eş ve çocuk yardımından kaynaklı 375 lira ile asgari geçim indiriminden kaynaklı 75 lira olmak üzere 450 liranın fazla gösterildiğine dikkat çekti.
    Önümüzdeki süreçte yeni sistemle birlikte tüm kamu teşkilatının değişeceğini ve sözleşmeli istihdamın kalıcı bir hale geleceğini vurgulayan Gezen, şunları söyledi: “Emekçiler olarak ‘Kaybedenler Kulübü’nün abonesi haline getirmeyi hedefleyen, hak arama yollarımızı tamamen kapatan bu düzene karşı birleşmediğimiz sürece kaybedeceğimiz açıktır. OHAL’in bir rejim olarak kalıcı hale getirilecek. Bu da bizlere daha fazla mücadele etmek ve seçimlerde oluşan birlikteliği daha da büyütmeyi önümüze koyuyor.” (HABER MERKEZİ)