Etiket: kamu

  • Parlakçı: Antep’te halkımız mülteci ve kadın düşmanlarına gerekli cevabı verecek-VİDEO

    Parlakçı: Antep’te halkımız mülteci ve kadın düşmanlarına gerekli cevabı verecek-VİDEO

    PİRHA-Seçimlere ilişkin CAN TV’ye konuşan Eğitim Sen Antep Şube Başkanı Ömer Parlakçı, “Antep kozmopolit bir şehir. Halkımızın seçimlerde bu mülteci düşmanı, kadın düşmanı, geçmişi karanlık olanlara gerekli cevabı vereceğini düşünüyoruz. Umarız ki tek adam rejiminin yerine parlamenter sistem, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa gelir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antep Şube Başkanı Ömer Parlakçı, 14 Mayıs günü gerçekleştirilecek olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine ilişkin Can TV mikrofonuna değerlendirmelerde bulundu.

    “ANTEP KOZMOPOLİTİK BİR ŞEHİR”

    Antep’in kozmopolit bir şehir olduğunu belirten Parlakçı, “Kürtler, Türkler, Süryaniler, Araplar gibi birçok kültür birlikte yaşıyor. Seçime yansımasını göreceğiz. 14 Mayıs seçimlerinin önümüzdeki 100 yılı etkileyeceğini biliyoruz. Otokratik, emekçileri yoksullaştıran, anti demokratik adımlar atan tek adam rejiminin devam edip, etmemesi yönünde tarihi bir seçim” dedi.

    “HALK; MÜLTECİ VE KADIN DÜŞMANLARINA GEREKLİ CEVABI VERECEK”

    Parlakçı, Antep adaylarına da değinerek, “Mülteci düşmanlığı ile tanınan Ümit Özdağ Antep’ten aday. Kadın düşmanı ve geçmişi karanlık olan Hüda Par’ın da buradan adayı var. Kamu emekçileri olarak biz demokrasiden, özgürlükten, barıştan, eşitlikten, kadını, doğayı koruyan adımlar atacak siyasi partileri destekleyeceğimizi daha öncede kamuoyuna deklare ettik. Demokratik bir anayasa, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, cinsiyet ayrımının olmadığı, yurttaşlık haklarının verildiği bir ülke istiyoruz. Halkımızın seçimlerde bu mülteci düşmanı, kadın düşmanı, geçmişi karanlık olanlara gerekli cevabı vereceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

    “LAİK OLAMAYN EĞİTİMDEN KAYNAKLI CİDDİ SIKINTILAR VAR” 

    Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa istediklerini kaydeden Parlakçı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tutum belgesine baktığımızda emekçilerin talepleri ile örtüştüğünü görüyoruz. Birçok kesimin yer aldığı bir aday profili var. İlerici bir adım attılar. Kamu emekçileri olarak Yeşil Sol Parti’nin başarılı olmasını istiyoruz.

    Eğitim Sen olarak yıllardır laiklik, anadilde eğitim, kamusal, eşit, parasız eğitim mücadelesi veriyoruz. Anadilde eğitim talebimiz hala karşılanmadı. Niteliksiz, laiklik dışı eğitimden kaynaklı ciddi anlamda sıkıntılar var. Bu yönlü adımlar atacak partilerin seçilmesi bizim için iyi olacaktır.

    Bu ülkede bir Alevinin, bir Kürt’ün aidiyet duygusu yok. Hrant Dink’in dediği gibi ürkek yaşıyoruz. Herkesin kendisini rahatça ifade edebildiği bir anayasa istiyoruz. Umarız ki tek adam rejiminin yerine parlamenter sistem, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa gelir.”

    Rohat EMEKÇİ- Murat Kamil DEMİR / ANTEP

  • ‘İhraç edilen 2 bin engelli kamu çalışanı işe iade edilsin’-VİDEO

    ‘İhraç edilen 2 bin engelli kamu çalışanı işe iade edilsin’-VİDEO

    PİRHA- Engelliler Konfederasyonu, Olağanüstü Hal uygulaması kapsamında ihraç edilen 2 binden fazla engelli kamu çalışanının işe iadesini istedi. Engelliler Konfederasyonu tarafından yapılan açıklamada, en temel sorun; emeklilik hakkını kazanmış olan engellilerin, emekli edilmeden ihraç edilmesi konusu oldu.

    Engelliler Konfederasyonu Başkanı Mustafa Özsaygı, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası vesilesiyle yaşadıkları zorluklara dikkat çekti.

    Pandemi nedeniyle çevrimiçi basın açıklaması yapan Mustafa Özsaygı, OHAL sürecinde kamudan ihraç edilen en az 2 bin yurttaşın acilen işe iade edilmesi gerektiğini söyledi.

    “ENGELLİLER SİSTEMATİK AYRIMCILIK YAŞAMAKTA

    Engelliler Konfederasyonu Başkanı Özsaygı, Türkiye’deki engellilerin sosyal yaşama katılımda birçok problem yaşadıklarına dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

    “Kamu hizmetlerine erişimde, hizmetlerden yararlanma ve istihdam gibi birçok alanda da sistematik bir ayrımcılık yaşamaktadırlar. Tüm toplumsal yaşam içinde önyargılardan kaynaklı sorunlar sıkça yaşanmaktadır.

    Engelliler çalışma yaşamına katılımda da birçok zorluklar yaşamaktadır. Türkiye’de 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen ve 24 ay süren OHAL uygulaması kapsamında çıkarılan 15 adet Kanun Hükmünde Kararname (KHK), engelliler için de ağır sorunları beraberinde getirmiştir. OHAL KHK’ları ile ihraç edilen 140 binden fazla kamu çalışanı arasında 2 binden fazla engelli ve süreğen hastalığı olanlar da bulunmaktadır. İhraç edilen ve engelli olan bu kişiler, kendileri hakkında yapılan KHK işlemine karşı doğrudan yargı yoluna gitmeleri baştan engellenmiştir. Birçoğunun dosyaları OHAL komisyonunda yıllardır bekletilmektedir.

    OHAL Komisyonu kararlarında ortaya çıkan hukuksuzluklar, ihraç işlemlerinde büyük haksızlıkların yapıldığını göstermektedir.

    OHAL Komisyonu, kendisine yapılan başvuruları iki yılda tamamlamak üzere kurulmuştur. Ancak, aradan geçen yaklaşık 4,5 yıla rağmen hâlâ binlerce dosya karara bağlanmış değildir.

    Bu hızla gidildiği takdirde tüm KHK’lılar için hukuksal süreçlerin on yılı aşması kaçınılmaz hale gelmektedir.”

    “ENGELLİLER ADETA AÇLIK VE ÖLÜME TERK EDİLMİŞ” 

    Mustafa Özsaygı, engelli kamu çalışanlarının ihraç edildikten sonra yaşamlarını çok zor koşullarda idame ettirdiklerine de dikkat çekti. İhraç kararının daha fazla ötekileştirmeye yol açtığını söyleyen Özsaygı, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sayıları 2 bin kişi üzerinde olan ihraç edilen engelliler adeta açlık ve ölüme terk edilmiş ve toplumdan dışlanmıştır. İhraç edilen engelliler, yaşadıkları ekonomik, sosyal, siyasal ve psikolojik birçok sorunlar nedeniyle, sıklıkla, boşanmalara varan aile içi huzursuzluklar yaşamaktadırlar.

    Kamuoyuna yansıyan verilere göre; İhraç edilen engellilerin %42’si ortopedik, %13’ü görme, %9’u çoklu (birden fazla engeli olan), %7’si işitme engelli olduğu ifade edilirken süreğen hastalığı olanların oranı %29’dur. İhraç edilen engellilerin % 82’si erkek %18’i kadındır.

    İhraç edilen engellilerin, %99’unun diğer KHK’lılarda olduğu gibi, ihraçlarına gerekçe gösterilen konularla ilgili herhangi bir idari veya adli kovuşturma/soruşturma işlemi geçirmedikleri gibi, savunma haklarını dahi kullanamadıkları görülmektedir.

    İhraç edilen engellilerin en temel sorunlarından birisi de emeklilik hakkını kazanmış olan engellilerin emekli edilmeden ihraç edilmesidir.

    15 yıl veya üzeri hizmeti bulunan ihraç edilen engelliler emeklilik haklarından mahrum bırakılmıştır. Olağan koşullarda 15 yılda hukuken kazanılmış hak olan engelli emekliliği, KHK’lı ihraçlar için sanki ‘engelli değillermiş gibi’ var sayılarak 25 yıl prim şartı koşulmaktadır. Bu nedenle 25 yıl şartını yerine getiremeyen yüzlerce engelli hem ihraç edilmiş hem de yoksulluğa terk edilmiştir. Emekli olma süresi dolduğu halde ihraç edilen engellilere emeklilik ikramiyeleri de verilmemiştir.

    İhraç edilen engellilerin %80’ni evlidir, %95’inin kendileri dışındakilere de bakım yükümlülükleri bulunmaktadır.

    Bunlardan, %84’ünün çocuk bakım yükümlülüğü, %61’inin öğrenci bakım yükümlülüğü, %18’inin ise kendileri dışında engelli veya kronik hasta yakınlarına bakım yükümlülüğü bulunduğu tespit edilmiştir.

    Sağlık, sosyal güvenlik ve çalışma haklarından da mahrum bırakılan ihraç edilen engellilerin acilen rehabilitasyonları sağlanmalıdır. Haklarında tesis edilen hukuksuz işlemlere derhal son verilmelidir. Çünkü aradan geçen her gün engellilerin sağlık, sosyal, ekonomik ve psikolojik yüklerini dayanılamaz derecede artırmaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, kamuda mimar istihdamı için Meclis’i göreve çağırdı-VİDEO

    Kenanoğlu, kamuda mimar istihdamı için Meclis’i göreve çağırdı-VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda atama bekleyen mimarların taleplerini gündeme getirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda atama bekleyen mimarların taleplerini gündeme getirdi. Kenanoğlu, doğal afetlerden alınacak zararların en aza indirilmesi için kamuda daha fazla mimarın görev alması gerektiğini söyledi.

    Kenanoğlu, konuşmasından şunları kaydetti:

    “Atama bekleyen mimarların taleplerini buradan bir kez daha gündeme getirmek istiyorum.

    KPSS’den yüksek puanlar almış ama atanmama korkusu yaşayan mimarlar seslerini meclise duyurmaya çalışıyorlar. Son 2 yılda merkezi alımlarla yalnızca 44 mimar ataması yapılmıştır. Bu durum yüksek puanlar almalarına rağmen atanamayan mimarların endişe yaşamasına sebep olmaktadır. Üniversitelerde mimarların kontenjan sayısı her yıl 7,500’ün üzerinde açılmaktadır.

    Mimarların atanması için KPSS taban puanı ise 90 puanın üzerindedir ve son iki yılda sadece 44 mimar ataması olmuştur.

    Ülkemizde yaşanması muhtemel doğal afetlerin oluşturacağı enkaza set olabilmek için mimarların kamuda istihdamının mutlaka artırılması gerekmektedir.

    Her yıl üniversitelerden binlercesi mezun olan mimarlara kamuda daha fazla istihdamının sağlanması için Meclis’i göreve çağırıyor, saygılar sunuyorum.”

    PİRHA/ ANKARA

  • ‘Uşşaki tarikatından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir?’

    ‘Uşşaki tarikatından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir?’

    PİRHA- HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, Uşşaki tarikatı ile iktidar ilişkilerini meclis gündemine taşıdı. Turan, konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, Uşşaki tarikatı ile iktidar ilişkilerini meclis gündemine taşıdı. Turan, konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Turan önergede şunları hatırlattı:

    “Geçtiğimiz günlerde Sakarya’nın Akyazı Kuzuluk Mahallesi’ndeki Uşşaki tarikatı şeyhi; takma ismi Fatih Nurullah gerçek ismi Fatih Şağban, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. Toplumun ahlaki ilkelerini alt üst eden olayın yansımaları devam ederken, Fatih Şağban’ın AKP hükümetiyle olana yakın ilişkileri, kamuoyunun akıllarında soru işaretleri bırakmaktadır.
    2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve birçok Bakanın yer aldığı Ankara Hacı Bayram Camisi Çevre Düzenlemesi ve Kitapçılar Çarşısı açılış törenine katılan Fatih Şağban, bu törende dönemin bakanları ile aynı protokolde yer almıştır. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin 31 Mart 2019 seçimlerinden önce Fatih Şağban’ı ziyaret ettiği ortaya çıkmıştır. Fatih Şağban’ın eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melik Gökçek ile fotoğrafı ortaya çıkmıştır. Fatih Şağban’ın AKP iktidarı ile yakınlığı yazılı ve görsel basında yer alan fotoğraflarla açık şekilde ortadadır. AKP’nin bir tarikat lideri ile yakınlığı, bir zamanlar Cumhurbaşkan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gülen Cemaati” için “ne istediniz de vermedik” sözlerini akıllara getirmektedir. Fatih Şağban’ın lideri olduğu Uşşaki tarikatının müritlerinden Abdülkerim Erdinç, İçişleri Bakanlığının kendi tarikatlarından polis ve bekçi kadrolarına yerleştirilmek için bir liste istediklerini söylemektedir. Bu durum AKP Gülen Cemaati ilişkisi gibi yeni tarikat ve cemaatlerle simbiyotik bir ilişki kurulduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla İktidar Cemaat ilişkisinin boyutlarının neler olduğunun açıklığa kavuşturulması ve kamu idarelerinde cemaat ve tarikatlara kadro verilip verilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.”

    HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, önergede Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    • Uşşaki tarikatından herhangi bir bakanlık tarafından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir? Eğer istenmiş ise kaç personel ve hangi bakanlıklarda istihdam edilmiştir.
    • Uşşaki tarikatından polis ve bekçi kadrolarında istihdam edilmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından herhangi bir liste istenmiş midir?
    • Uşşaki tarikatının devlet kadrolarındaki varlığına ilişkin Cumhurbaşkanlığınız tarafından herhangi bir araştırma başlatılmış mıdır?
    • Uşşaki tarikatı şeyhinin AKP’li Bakan ve Siyasetçilerle yakın ilişki olmasının tarikat liderine ve cemaatine muazzam düzeyde bir güç sağladığını düşünüyor musunuz?

    PİRHA/ ANKARA

     

  • İspanya’da özel hastaneler kamulaştırıldı

    İspanya’da özel hastaneler kamulaştırıldı

    İspanya’da sağlık hizmeti veren özel hastaneler kamulaştırıldı. Okulların ve kamusal alanların kapatıldığı ülkede vatandaşlar yalnızca işe gitmek, gıda almak ya da ilaç gibi malzemelere erişebilmek için evlerinden ayrılabiliyorlar.

    İspanya’nın Sağlık Bakanı Salvador Illa, koronavirüs salgınının hız kazandığı ülkede tüm özel sağlık hizmeti veren hastanelerin kamulaştırıldığını açıkladı.

    Geçen hafta “ulusal acil durum” ilan edilen ülkede okullar ve kamusal alanlar kapatıldı. Vatandaşlar yalnızca işe gitmek, gıda almak ya da ilaç gibi malzemelere erişebilmek için evlerinden ayrılabiliyorlar.

    Madrid’de süpermarketler ve eczaneler hariç restoranlar, barlar ve dükkanlar da kapatıldı. Yetkililer, vatandaşlarının hareketlerini izlemek için insansız hava araçları kullanıyorlar.

    İspanya’da dün (pazartesi) itibariyle 9 bin 191 doğrulanmış virüs vakası vardı ve buna bağlı 309 ölüm yaşandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kamuda grev kapıya dayandı

    Kamuda grev kapıya dayandı

    Kamu işçilerini ilgilendiren toplusözleşme sürecinde hükümetin masaya oturmaması nedeniyle grev aşamasına gelindi.

    Yaklaşık 200 bin kamu işçisinin sözleşmesinde hükümetin hâlâ teklifini vermemesi nedeniyle grev aşamasına gelindi. Kamu işvereni hükümet ile işçi konfederasyonları arasında çerçeve sözleşme imzalanmadan hiçbir sözleşmeyi sonuçlandırmıyor. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, sözleşmenin masa başında çözümlenmesini isterken, “Talep ettiğimiz atla deve değil. Rahatça nefes alacak bir ücret talep ettik” dedi.

    Türk-İş’e bağlı sendikalar ocak ayında 70 bin, martta da yaklaşık 85 bin işçi adına sözleşme görüşmelerine başlamıştı. Görüşmelerde idari maddelerde çoğunlukla anlaşma sağlandı. Ücretle ilgili maddelerde ise ilerleme olmadı. Bunun için Türk-İş ile hükümet arasındaki çerçeve sözleşmenin imzalanması bekleniyor.

    TALEP 3 BİN 500 TL

    Taleplerini hükümete ileten Türk-İş, öncelikle düşük ücretlerin 3 bin 500 liraya çekilmesini, ardından tüm kamu işçilerine seyyanen brüt 300 lira zam yapılmasını istiyor. İlk altı ay için yüzde 15 zam talep eden Türk-İş, iki, üç ve dördüncü altı aylar için de enflasyon + 3 puan artış talebinde bulundu. Hükümet ise temmuz ayı gelmesine karşın hâlâ teklifini sunmadı.

    Genel Maden-İş Sendikası’nın Kamu-İş ile yürüttüğü Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Maden Tetkik Arama Kurumu’nda (MTA) çalışan işçileri ilgilendiren sözleşmede arabulucu süreci de geçtiğimiz gün sona ermişti. (HABER MERKEZİ)

  • Kamuda boş tutulan engelli işçi-memur kadrosu toplamı 14 bin 118 kişi

    Kamuda boş tutulan engelli işçi-memur kadrosu toplamı 14 bin 118 kişi

    PİRHA- CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Anayasa ve yasaların kamu ve özel sektörde engelli istihdamını öngören hükümlerine rağmen, iktidarın kamu kurum ve kuruluşlarında 14 binin üzerinde engelli işçi ve memur kadrosunu boş tuttuğunu belirtti.  

    CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verileriyle engelli istihdamında yasaları bizzat iktidarın çiğnediğini belirtti.

    Toprak şunları dile getirdi:

    “Anayasa ve çalışma yasaları, engelli yurttaşlarımızın istihdamı açısından pozitif ayrımcılık öngördüğü halde, AK Parti İktidarı anayasa ve yasaları hiçe sayarak kamudaki binlerce engelli kadrosunun yıllardır boş tutulduğunu resmi verilerle itiraf etmek zorunda kaldı.

    Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün Mayıs 2019 istatistikleri, engelli yurttaşlarımızın bu iktidar döneminde büyük bir ihmalle karşı karşıya kaldığını gösterdi. 50 ve üzerinde işçi istihdamı olan kamu kurumlarında yüzde 4, özel sektör işyerlerinde yüzde 3 engelli işçi istihdamı ve Devlet Memurları Kanunu’na göre de memurların yüzde 3’ünün engellilerden oluşması yasa emri olduğu halde, resmi veriler buna uyulmadığını engellilerin ihmal edildiğini sergiliyor.

    “KAMUDA ENGELLİ İŞÇİ AÇIĞI 4 BİN 739, ÖZEL SEKTÖRDE 21 BİN 748”

    Yasaya uyulmadığı için engelli işçi açığı kamu kurumlarında 4 bin 739, özel sektörde 21 bin 748.  Buna ilave olarak, kamu kurumlarındaki 9 bin 379 engelli memur kadrosu da halen boş. Boş tutulan engelli memur kadrolarında 6167 kişiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ilk sırada yer alırken MEB’i, 1606 engelli açığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, 506 boş kontenjanla Adalet Bakanlığı izliyor. Bu rakamlar, milyonlarca engelli çalışmak, üretmek, sosyal yaşama katılmak, ailelerine yük olmamak için iş beklerken, iktidarın yasal zorunluluk olmasına rağmen engelli kontenjanlarını bilerek doldurmadığını gösteriyor. Kamuda boş tutulan engelli işçi-memur kadrosu toplamı 14 bin 118 kişi.

    “ENGELLİLER EVE HAPSEDİLİYOR”

    Daha vahim olan ise özel sektörde engelli istihdamını zorunlu kılan ve bu kurala uymayan işyerlerine aylık 3.250 TL idari para cezası kesen iktidarın kendisinin engelli istihdamı yükümlülüğünden kaçınması. Engelli istihdamını teşvik için bu kapsamda çalıştırılanların aylık 524 TL’lik SGK primi de Hazine tarafından karşılanıyor. Bu veriler aynı zamanda iktidarın engellilerin evde oturup engelli yardımı almalarını, engelli yakınlarına bakıp devletten yardım alarak, iktidara muhtaç konumda tutulmalarının daha uygun görüldüğünü, bu yüzden de engellilerin istihdam yerine eve hapsedildiğini sergiliyor.

    “HÜKÜMET SOSYAL DEVLET İLKESİNİ ÇİĞNEME ISRARINA SON VERMELİ”

    İktidarın engellilere bu yaklaşımı, bugüne kadar söyledikleri ve vaat ettiklerinde samimi olmadığını, aksine ‘engelliyse evde otursun, sokağa çıkmasın, devletten yardım alsın, minnet duysun’ mantığıyla hareket edildiğini gösteriyor. Oysa bu yurttaşlarımızın üretime ve sosyal yaşama katılmaları, hayata tutunmaları ekonomik, sosyal ve moral açıdan kendilerini dışlanmış hissetmemeleri için önemli ve değerlidir.

    Bu nedenle hükümet yıllardır boş tutulduğu ortaya çıkan işçi ve memur engelli kontenjanlarını süratle doldurmalı, anayasamızın sosyal devlet ilkesini çiğneme ısrarına son vermelidir.”  (HABER MERKEZİ)

  • Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser tedavisi olmak isteyen KHK’li akademisyen Prof. Dr. Haluk Savaş’ın pasaport başvurusu yargılandığı davadan beraat etmesine ve mahkeme kararına rağmen reddedildi. Duruma tepki gösteren Savaş’a kalan 9 aylık ömründe sorunu CİMER’le yazışarak çözmesi önerisi yapıldı.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamudaki görevinden ihraç edilen psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Haluk Savaş’ın kanser tedavisi için yurt dışına gitme talebi mahkeme kararına rağmen pasaportunun iptal edilmesi gerekçesiyle reddedildi.

    Savaş, yargılanıp beraat ettiği mahkemenin yurt dışı yasağını kaldırdığı halde talebinin ‘CİMER’e yazın’ denilerek reddedilmesi üzerine, “Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan” dedi.

    DEVLETİN ÖRDÜĞÜ ÖLÜM DUVARI

    Savaş’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

    “Az önce TC Adana Valiliği’ndeydim; pasaport için önce tahditlerin sorgulandığı odaya girdim. Memura KHK’lı olduğumu, yargılanıp beraat ettiğimi, mahkemenin yurt dışı yasağımı kaldırdığını, iki kez tekrar etmiş kanser hastası olup yurt dışında tedavi olmak istediğimi belirttim.

    Memur bilgisayardan baktı KHK ile kamudan ihraç olduğumdan KHK ile pasaportumun iptal olduğunu bu nedenle pasaport çıkaramayacaklarını belirtti. Yani mahkemenin benim yurt dışına çıkış yasağımı kaldırması hiçbir anlam ifade etmiyor. KHK bizi yurt içinde ölmeye mahkum ediyor.

    ‘Bu KHK’ya karşı ne yapabiliriz?’ diye sordum. ‘Kanser raporlarınızla birlikte CİMER’e yazın’ denildi. Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan. Oysa Japonya, Kore, Küba, ABD’de tedavi olabilmem için yeni geliştirilmiş önemli tedavi teknikleri var. Mesela biri 2018’de Nobel Tıp Ödülü’nü alan Prof. Allison’un immunoterapisi. Şimdi bu tedavilere bir an önce kavuşmak ve hayatta kalabilmeyi denemek yerine devletin bana ördüğü ‘ölüm duvarı’yla karşılaşıyorum.

    Sağ kalırsam, önce CİMER’e, başarılı olamazsam idari mahkemeye, başarılı olamazsam bölge idare mahkemesine, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olamazsam, AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’e başvuracağım. TR’de ceberrut devletle uğraşmak mı daha zor yoksa azraille mi bilemedim?”

  • Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ okullarda

    Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ okullarda

    “Peygamber Sevdalıları Vakfı’na bazı illerde valilikler tarafından yasaklanmasına karşın Türkiye genelinde okullarda  ‘din içerikli sınav’ düzenletildiği” ortaya çıktı.

    Toplumsal cinsiyet eşitliğinden geri adım atan, müfredatında ‘spor’ olarak yer almasına karşın “putperest ibadeti” diye yoga etkinliğini iptal eden Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), skandal bir karara daha imza attı. Bakanlık, Hizbullah’a yakınlığıyla tartışılan “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na, bazı illerde valilikler tarafından yasaklanmasına karşın Türkiye genelinde okullarda “din içerikli sınav düzenlettiği” ortaya çıktı.

    DERECEYE GİREN ÖĞRENCİLER UMREYE GÖNDERİLECEK

    MEB, çocukları, “dinci gruplara emanet etmeye” hız verdi. Yıllardır Hizbullah’a yakınlığı ile tartışılan ve ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ adı altında örgütlenen dinci gruplara ülke genelinde ilkokul, ortaokul ve lise kapıları açılarak, dini içerikli ‘Siyer Sınavı’ düzenlenmesine izin verildi. 2 bin farklı ödül verileceği belirtilen sınavda, dereceye giren öğrencilerin ise vakfa emanet edilerek “umreye gönderileceği” duyuruldu. Vakfın, her sene MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nden faklı bir şehirdeki dernek üzerinden izin alarak aynı sınavı gerçekleştirmesi de dikkat çekti. Geçen yıl İkra Der Ankara üzerinden izin alınırken, bu yıl Diyarbakır Peygamber Gönüllüleri Vakfı üzerinden aynı sınav tekrarlandı. Sınava on binlerce öğrencinin katıldığı belirtildi.

    KAMU DESTEĞİ İLE BİNLERCE ÇOCUĞA ULAŞMA İMKANI

    2009 yılında, “İslami sivil toplum kuruluşları” Diyarbakır’da bir araya gelerek, “Peygamber Sevdalıları” adı altında bir platform oluşturdu. Okullarda ve şehirlerde çeşitli etkinlikler düzenleyen platform Hizbullah’a yakınlığı ile dikkat çekti. Kamu desteği ile binlerce çocuğa ulaşma imkânı bulan platform, “zamanın şartları ve büyüyen yapı” gerekçesi ile 2018’den itibaren vakfa dönüştü. Vakfın içinde İkra-Der, Mustazaf-Der, İhya-Der, Hizmet-Der, Şura-Der, Cami-Der, Sahabe-Der ve İlim-Der gibi yapıların olduğu öğrenildi.

    “ZEHİRLİ FİKİRLER”

    Tamemen dini içerlikli olan sınavda, skandal ifadeler de yer aldı. İlkokul, ortaokul ve lise düzeylerinde farklı farklı soru kitapçıklarının hazırlandığı sınavda, İslama ilişkin farklı değerlendirmelerin yer aldığı bir soruda, “Dünyayı ahiretten üstün tutan, peşinden gittikleri kâfirlerin hoşnutluğunu Allah’ın (cc) hoşnutluğuna tercih eden, sefil ve beyinsiz bazı insan kılıklılar, İslam adına birtakım zehirli fikirleri Müslümanlar arasında dillendirmişlerdir. Aşağıdakilerden hangisi bu zehirli fikirlerden biri değildir” ifadeleri soru kökü olarak kullanıldı. Şıklardaki “Kurtuluş için sadece Allah’a (cc) iman etmenin yeterli olacağı”, “Peygamber Efendimiz’e (sav) iman etmenin zorunlu olmadığı”, “İslamı bildiği halde Müslüman olmasa bile ehli kitap olan Yahudi ve Hıristiyanların cennete girebileceği”, “Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnetiyle amel etmenin zorunlu olmadığı” ifadeleri “zehirli fikirler” olarak işaret edildi.

    CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın vakıf ve sınav hakkında geçen yıl dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi de yanıtsız bırakıldı.

    MEB izin verse de aynı sınav geçen yıl Adıyaman Valiliği’nin kararıyla uygun görülmeyerek yasaklandı. Dönemin Adıyaman Valisi Nurullah Naci Kalkancı ise yasak kararının ardından “gerici” yayın organlarının hedefi haline geldi. Kalkancı daha sonra Mülkiye Müfettişliği görevine atandı.

    URFA’DA GERİ ADIM

    Bu yıl da Urfa’da benzer bir uygulama yaşandı. Ancak gerici medyanın hedef almasının ardından Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin yasak kararından geri adım attı. Vali Erin adına İl Milli Eğitim Müdür Vekili İbrahim Canbek imzasıyla 13 ilçenin Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda, “Şanlıurfa Genç Düşünce Akademisi Derneği tarafından; 17 Şubat 2019 Pazar günü saat 11.00’da yapılması planlanan ‘O’nu oku, O’nu Yaşa’ temalı Siyer Sınavı Yarışmasının yapılması Valiliğimizce uygun görülmemiştir” ifadeleri yer almıştı. Sınavdan 2 gün önce Vali Erin’in ‘olur’u ile sınavın “İlçe kaymakamlıklarının koordinesinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlükler kanalı ile yapılması, yer sorunu olması halinde de okullarda sınavın yapılması uygun görülmektedir.” yazısı okullara ulaştırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten esnek çalışma modeline tepki: Müjde dedikleri mevcut hakların daralması

    KESK’ten esnek çalışma modeline tepki: Müjde dedikleri mevcut hakların daralması

    PİRHA – KESK, kamu emekçilerine müjde diye duyurulan esnek çalışma modeline dair açıklama yaparak bu model ile güvencesiz istihdamın daha da yaygınlaşacağına dikkat çekti.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kamu emekçilerine “müjde” diye duyurulan esnek çalışma modeline dair açıklama yaptı.

    Yıllardır ardı arkası kesilmeyen “müjdelere” boğulan, kamu emekçilerinin dün (26 Eylül) yeni bir “müjde” haberi ile güne başladığı söylenen açıklamada bu haberin hükümete yakınlığı ile bilinen, bir gazete kanalıyla, “2.5 milyon memurun hayatı değişiyor” manşeti ile servis edildiğine dikkat çekildi. Açıklamada “Yeni Ekonomi Programı’yla (YEP) birlikte kamu personel rejimi değişiyor”  diye başlayan söz konusu haberde kamu emekçilerine esnek çalışma müjdesi verildiği ifadeleri yer aldı.

    KAMU EMEKÇİLERİNİN AKLINA TAKILAN SORULAR

    Daha önce verilen benzer “müjdelerin” sonuçlarını göz önüne getiren her kamu emekçisi bu yeni haberde bazı soruların yanıtlarının olmadığını gördüğüne dikkat çekilen açıklamada sorular şöyle sıralandı:

    – Çalışma saatlerim esnek olunca çalışma süreme bağlı mali ve sosyal haklarım olduğu gibi kalacak mı? Onlarda da bir esneme mi olacak? Örneğin fiili hizmet süremin, prim gün sayımın, derece yükselmesi ile kademe ilerlemesi için aranan sürelerin hesabında, bir değişiklik olur mu?

    – Ya da çalışma süreme göre belirlenen haklarımda, örneğin yemek ücreti, servis, ek ödeme, ek ders ücreti, fiili hizmet süresi zammı (yıpranma payı)  gibi haklarımda değişiklik olur mu?

    – Esnek çalışmaya göre hangi saatlerde çalışacağıma ben mi karar vereceğim yoksa benim üstüm, amirim pozisyonunda olanlar mı? Ya da kurumun idarecisi mi?

    – Pratikte her kamu emekçisinin kendi çalışma saatlerine karar vermesi deyim yerindeyse her kamu emekçisinin kafasına göre çalışma saatleri belirlemesi mümkün mü?

    – Kimin hangi günlerde, hangi saatlerde mesai yapacağına karar verecek olan amirlerin, yöneticilerin kamu emekçileri arasında ayrım yapmaması, adil olması mümkün mü?

    – Hangi saatlerde mesai yapacağıma kendim veya amirim-idarecim karar verecekse fazla mesai ücretim doğal olarak ortadan kalkmayacak mı?

    – Mevcut durumda işçiler için esnek çalışma uygulanıyor. Denkleştirme çalışmasına göre bir işçi günde 11 saat,  6 günde haftada toplam 66 saat çalışsa bile fazla mesai ücreti alamıyor. Bunun yerine daha sonraki haftalarda çalışma süresi azaltılarak iki ay içersinde haftalık 45 saate denk getiriliyor. Bu iki aylık süre 4 aya kadar uzatılabiliyor. Yani işveren işlerin yoğun olduğu dönemde işçiyi fazla mesai ücreti ödemeden günde 11 saat, haftada 66 saat çalıştırabiliyor. İşlerin yoğun olmadığı zaman ise haftalık çalışma süresini düşürebiliyor. Kamu emekçileri için de aynı yol mu izlenecek?

    “TASARRUF  DENİLİNCE KAMU EMEKÇİLERİ AKLA GELİYOR”

    Hükümet tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan Yeni Ekonomi Programının (YEP) ülkede yaşanan krize önlem olarak açıklanan ve daha çok tasarrufları içeren bir program olduğu dile getirilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Ülkede ‘tasarruf’ ya da ‘kemer sıkma’ dendiğinde akla hep emekçi kesimlerin geldiği de bilinmektedir. Nitekim söz konusu programda başta “mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla sosyal sigorta sisteminin yeniden düzenlenmesi’, kamuda hizmetin özelliğine göre esnek çalışma modellerinin uygulanması, işgücü verimliliğinin (yani iş yükünün)  arttırılması,  kamuda ‘yetenek ölçümü’, ‘tekrar yerleştirme’ ve ‘norm kadro’ çalışmaları yapılarak kamu sektörü ‘insan kaynağının ‘ödül ve performans sistemleri’ üzerinden yeniden düzenlenmesi, kıdem tazminatı fonunun kurulması,  bireysel emekliliğin 3 yıl zorunlu hale getirilmesi, sıcak para ihtiyacının İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları ile birlikte oluşturulacak ‘fon ekonomisi’ ile karşılanması, dışarıdan kaynak bulma hedefi ile Varlık Fonu kapsamındaki kurumların ‘ipotek’ edilmesi gibi düzenlemelere yer verilmesi tasarrufun yine emekçiler üzerinden, emekçilerin mevcut haklarının budanması üzerinde yapılacağını göstermektedir.”

    “MÜJDE DEĞİL MEVCUT HAKLARIN DARALMASI”

    Ekonomide yaşanan, yaşanacak olumsuzluklara neden olanlar ne pahasına olursa olsun korunurken, krizde hiçbir sorumluluğu olmayan emekçilere krizin bedelini ödetmek için yoğun bir hazırlık yapılmakta olduğuna dikkat çekilen açıklamada son olarak şunlar ifade edildi:

    “Bugün ‘müjde’ olarak sunulan kamuda esnek çalışma,  hükümet temsilcileri tarafından kamuda istihdamın daraltılacağına ilişkin yapılan açıklamalar, kamuda kadrolu-güvenceli istihdam sınırlanırken sözleşmeli, güvencesiz, istihdamın yaygınlaşması, önümüzdeki süreçte alınacak 80 bin kişinin bile kadrolu olarak değil, maaşı İŞKUR tarafından İşsizlik fonundan karşılanan Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamında çalışanlardan olması söz konusu hazırlığın adımlarıdır. Tüm bunlara bakıldığında hükümetin kamu çalışanlarına ‘müjde’ vermek gibi bir niyetinin olmadığı, aksine mevcut haklarını daraltmayı hedeflediği görülmektedir.” (HABER MERKEZİ)