Etiket: kanser

  • Sanayi kuşatmasındaki Çepnidere tehdit altında: Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Çepnidere tehdit altında: Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’da OSB’nin kuşattığı Çepnidere köyünde evler ve mezarlar toprak yığınlarının altında kalma tehdidi altında. Köylüler, tarım arazilerinin yok edildiğini ve Çepnidere’nin boşaltılmak istendiğini belirterek, ‘Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?’ diye sordu.

    Manisa Turgutlu’ya bağlı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları, kurşun, saçma gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta köye yağıyor.

    TOPRAKLARI ALEL ACELE KARARLA VERİMSİZ İLAN EDİLDİ

    Çepnidere köyünün 1. derece sınıf tarım arazisi olan toprakları 2005 yılında kamunun alel acele kararı ile 5. ve 7. derece toprak sınıfına düşürülerek verimsiz toprak ilan edildi. Bu karar sonrasında Çepnidere köyünün toprakları sanayi kuruluşları tarafından ucuza alındı. Ardından köy, hızla genişleyen organize sanayi bölgesiyle çevrildi.

    ZEHİR SAÇAN FABRİKALARA ‘ÇED GEREKLİ! DEĞİL KARARI

    Bölgede kanser ve astım vakalarının artışı kamuoyuna yansımıştı. Geçtiğimiz yılda kurşun ürünleri, alüminyum, saçma ve av malzemeleri üretecek birkaç fabrikanın Çepnidere yakınında açılması için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmişti. ÇED gerekli değildir kararı yargıya taşınmıştı.

    TARİHİ KALINTILARI DA SÖKÜP ATTILAR

    Köydeki mezarlıkların tahrip edildiğini aktaran yurttaşlar, bu durumun yalnızca tarım ve evleri değil, kültürel değerleri de tehdit ettiğini belirtiyor. Bölgede tarihi kalıntılar bulunduğu için Müze Müdürü ve jandarma tarafından inceleme yapılmış, ancak tespit edilen eserlerin korunması konusunda ilerleme kaydedilmediği ifade edildi. Kameramızı yansıyan ve kazı alanından çıkan tarihi kalıntı bir sütun ise tahrip edilelerek toprak yığını arasında bırakılmış. Köylüler, OSB’nin faaliyetlerinin hem kültürel mirası hem de yaşam alanlarını tehdit ettiğini söylüyor.

    EVLER VE MEZARLARLAR TEHLİKE ALTINDA

    Köy halkı, son yıllarda inşaat makinelerinin tarım alanlarına, mezarlarına ve evlerinin dibine kadar gelmesinden şikâyetçi. Her yağmur sonrası yollar çamurla kaplanırken, tarım ve hayvancılık faaliyetleri de ciddi şekilde etkileniyor.

    Ayrıca toprak yığının döküldüğü alan neredeyse mezarlık ile birleşmiş durumda. Organize sanayi bölgesinin toprak döküm alanının mezarlığa 3 metre kadar girdiği ve yığının devam etmesi durumunda kimi mezarlıkların toprak altında kalacağı öngörülüyor.

    “TOPRAK YIĞINI EVİMİ YIKACAK, TOPRAĞA GÖMÜLECEĞİM”

    Evinin hemen yanına başına metrelerce yüksekilikte toprak yığını dökülen köy sakinlerinden Fahri Salman, yağmur sonrası gelişecek heyalanın evini tehdit ettiğini söyledi. Salman, “Organize müdürü bana önlemlerin alınacağını idareten bir kanal açılacağını söyledi. Bu kanal yolu pisletiyor ve bir işe yaramıyor. Yağan yağmur toprağı evime doğru sürüklüyor. Daha büyük bir yağmur yağsa bu kanal dolacak. Dolduğu zaman evim yıkılacak, canlı canlı toprağa gömüleceğim. Önlem alınmasını istedik. Halen önlem alınmıyor. Toprak dökmeye devam etmiyorlar. Ama toprak evimden 20 metre daha yüksek. Yetkililere gidiyoruz ama ilgilenen yok, kimse umursamıyor. Rüzgar olduğu zaman köy toz içinde kalıyor. Köyde neredeyse herkes kanser hastası oldu” diye konuştu.

    “50 METRELİK SAĞLIK BANDI BIRAKILMADI, BÖYLE Mİ SAĞLIK KORUNUYOR?”

    Çepnidere köyünden bir diğer yurttaş İsmail Ercan ise, binlerce dönüm organize sanayi arazisi olduğu halde toprak yığınının evlerin dibine yığılmasının bir art niyet taşıdığını ifa etti.

    İsmail Ercan, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda öngörülen esaslar ve kriterlere uygun olarak gerekli tedbirlerin alınmadığına ve 50 metre sağlık koruma bandı bırakılmadığına tepki göstererek, “Organize sanayinin binlerce dönüm boş duran yeri var. Biz burada mağdur oluyoruz. Birçok yer varken neden buraya yaptılar. 50 metre sağlık bandı var ve uygulanması gerekiyor. Ama o da köyün hemen dibi. Böyle mi sağlık korunuyor? Organizenin içindeki bazı fabrikalar, geceleri havaya bir şeyler salıyor. Kokudan duramıyoruz. Filtre takmıyorlar. Bunu kaç kere gündeme getirdik. Ama ilgilenen olmadı. Bizim arazilerimizi kamulaştırarak, aldılar. En az 10 bin dönüm arazimiz alındı. Organize köyün tamamını alacakmış” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE Mİ BÖYLE YAPILIYOR?”

    Ülker Özcan, toprak yığınlarının alt yapı boruları tıkadığı için kanalizasyon atıklarının toprak yüzeyine çıktığını ve hastalık saçtığını dile getirdi. Özcan, “Arazilerimize tütün ve buğday ekiyorduk. Topraklarımız ekmek teknemizdi. Maalesef devlet olarak karar alıp, dönümünü 150 bin liradan, istimlak ettiler. Mahkemeye verdik, 3-4 sene mahkemede uğraştık. O zaman parasıyla 300-400 bin lira para alanlar oldu. 60 dönüm yerimiz vardı, kardeşlerimden benim hisseme düşenle sadece emekli olabildim. Gelecek nesillere hiçbir şey kalmadı. Yerlerimize fabrikalar yaptılar. Satılan yerlere tonlarca toprak yığını yaptılar. Geçen yağmur yağdığında bu topraklar köyün yollarına aktı. Altyapı çalışmaz hale geldi. 2 yıldır, köyümüzün altyapısı yapılmıyor. Yerel yönetimleri de eleştiriyorum burada. 300 haneli köyün altyapısı olmadığı için yaşanılacak bir yer olmaktan çıktı. Buradan hastalık geliyor. Köyü kuşatma altına aldılar. Köyün 500 dönüm merası da Turgutlu mezarlığı olacak. Batı tarafımızda organize giderek yanaşıyor. Alevi köyü diye böyle yapılıyor?” diye sordu.

    Ersin ÖZGÜL/MANİSA

  • HDP Malatya eski Eş Başkanı Yusuf Bozkuş toprağa sırlandı-VİDEO

    HDP Malatya eski Eş Başkanı Yusuf Bozkuş toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- Bir önceki dönem HDP Malatya İl Eş Başkanlığı yapan ve Malatya milletvekili adayı olan Yusuf Bozkuş kanser tedavisi gördüğü İzmir’de Hakka yürüdü. Bozkuş memleketi Akçadağ’a bağlı Ören Mahallesi’nde toprağa sırlandı.

    Bir önceki dönem HDP Malatya İl Eş Başkanlığı görevinde bulunan Yusuf Bozkuş, kanser tedavisi gördüğü İzmir’de Hakk’a yürüdü.

    Hakk’a yürüyen Bozkuş toprağa sırlanmak üzere memleketi Malatya’ya getirildi. Akçadağ ilçesine bağlı Ören Mahallesi’ndeki erkana Demokratik Bölgeler Parti (DBP) Kadın Meclisi Sözcüsü Berivan Bahçeci, DBP MYK üyesi Hayrettin Altun, DBP PM üyeleri Faruk Tatlı, Sabuha Akdağ, Hacı Kabak, DEM Parti PM üyesi İsa Gürbüz’ün yanı sıra kentteki sendika ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ile yakınları katıldı.

    Bozkuş, yapılan erkan ardından toprağa sırlandı.

    1961 doğumlu Bozkuş, Halkların Demokratik Partisi Malatya İl Eş Başkanlığı görevinin yanı sıra Malatya milletvekili aday adayı olmuş, sonrasında ise Halkların Demokratik Partisi Parti Meclisi Üyeliği görevini yürütmüştü.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Maraş’a iki yeni termik santral ünitesi: Kanser olmayan ev yok

    Maraş’a iki yeni termik santral ünitesi: Kanser olmayan ev yok

    PİRHA- Afşin A Termik Santralına 2 yeni ünite eklenmesi için kritik toplantı 2 Nisan’da Ankara’da. İnceleme Değerlendirme Komisyonu, ÇED raporuna onay verirse ünitelerin açılması için çalışmalar başlayacak.

    Maraş’taki Afşin Elbistan A Termik Santralı’na ilave iki ünite açılması için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda 2 Nisan’da görüşülecek. Afşin bölgesinde hali hazırda 4 ünite faaliyette. Hava kirliliğine bağlı akciğer kanseri başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarıyla tartışmalı olan termik santrale Maraşlılar tepkili.

    EN AZ 17 BİN 500 ERKEN ÖLÜM

    Yaklaşık 40 yıldır kömürlü termik santralından yakınan Maraşlılar, Afşin-Elbistan bölgesindeki termik santrallere yeni ünitelerin eklenmemesini talep ediyor. Çelikler Holding Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’ye ait Afşin A kömürlü termik santraline 688 MW kapasiteye sahip 2 ünite daha eklenmesi planlanıyor. Bölgede termik santrallerin etkisine ilişkin yapılan araştırmalarda faaliyete geçildiği günden 2020 yılına kadar en az 17 bin 500 kişinin ölümüne neden olunduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar bölgedeki kirliliğin izlenmediğini belirterek ‘tehlikenin’ daha fazla olabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca bölgede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ait hava kalitesi ölçüm istasyonu bulunmuyor. Ancak kirlilik bölgede, gözle seçilebilecek safhaya ulaştı. Santral bacalarından çıkan cüruf (kül) bölgede meyve bahçelerinde ve evlerin dış cephelerinde çevre ve halk sağlığını riske atıyor.

    KANSERE NEDEN OLAN PARTİKÜLLER SINIR DEĞERİN ÜSTÜNDE

    Öte yandan Elbistan’daki istasyonda ölçülen kirlilik ise oldukça yüksek derecede. Çevre Bakanlığı’nın resmi verilerine göre ince partikül madde (PM2.5) değerlerinin yıllık ortalaması Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği sınır değerlerin 5 katı kadar (metreküpte 24,64 mikrogram). Kaba partikül madde (PM10) ise yine Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınır değerin 3,6 katı. (metreküpte 54 mikrogram). Partikül madde insanda kanser yapan birinci grup etmenler arasında sınıflandırılıyor.

    KANSER VAKALARINDAKİ ARTIŞ BAKANLIK VERİLERİNDE

    Afşin A Santrali’ne eklenecek iki yeni ünitenin bölgede en az bin 900 erken ölüme neden olacağı tahmin ediliyor. Santralin salacağı partikül madde kirliliğinin ise Karadeniz Bölgesi’ne kadar yayılacağı uyarıları yapılıyor. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Elbistan Sağlık Grup Başkanlığı’nın kayıtları, Afşin A Santrali’nin açılışını takiben bölgedeki kanser vakalarının sekiz kat arttığını ortaya koyuyor.

    ‘NE KUŞLAR GELİYOR NE AĞAÇLAR MEYVE VERİYOR’

    Bölgede yaşayanlar Afşin A santraline ek iki tane daha ünite yapılması için hazırlanan ÇED raporu ile ilgili Nisan 2022’deki Halkın Katılım Toplantısına katılarak bu ek ünitelerin yapılmasıyla ilgili sorunları ve buna karşı olduğunu iletmişti. Afşin – Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat şöyle konuştu:

    ‘‘Elbistan’da kanser olmayan ev yok. Üstelik ne göçmen kuşlar geliyor buraya ne 5 bin yıllık asmalar üzüm veriyor. Şimdi depremle birlikte insanımız da göç etmek zorunda kaldı. Deprem sonrası iki termik santral durunca biz on yıllardır ilk defa temiz bir havada baharın kokusunu alabilmiştik. Elbistan Ovası, Türkiye’nin dördüncü büyük ovası ve birinci sınıf tarım arazilerinden oluşuyor. Biz kömüre mahkum değiliz, afete dirençli kurulacak yeni kentimizde kömüre mahkum olmadan insanca yaşamak istiyoruz.’’

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Deprem bizi öldürmedi, asbest öldürecek’-VİDEO

    ‘Deprem bizi öldürmedi, asbest öldürecek’-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremin ardından enkazlarda tüm uyarılara rağmen kontrölsüzce ayrıştırma çalışması yapılıyor. Yurttaşlar, “Deprem bizi öldürmedi, asbest öldürecek” diyerek duruma tepki gösterdi.

    6 Şubat’ta meydana gelen ve onbinlerce yurttaşın yaşamını yitirmesine, yüzbinlerin yaralanmasına ve evsiz kalmasına yol açan deprem felaketinin üzerinden aylar geçmiş olmasına karşın sorunlar hala giderilmedi.

    Depremin ardından enkazlar, tüm uyarılara rağmen kontrölsüzce tarım ve yaşam alanlarına dökülürken, Hatay’ın üzerinde toz bulutları oluşuyor.

    Türk Tabipleri Birliği ile Temiz Hava Hakkı Platformu, Hatay’daki hava kirliliğinin limit değerlerin çok üzerinde olduğu uyarısında bulunuyor.

    6 Şubat’ta yaşamını yitirenlerin bedenlerine ve akıbetlerine dair yetkililer sağlıklı bilgiler verilmezken, yurttaşlar kendi imkanlarıyla kayıp olan yakınlarını arıyor. Depremin 275’inci gününde enkazdan bir yurttaşın cenazesi çıktı.

    Aylardır yurttaşların ve meslek örgütlerinin uyarılarına karşın su kullanmadan konteyner kent yakınında ayrıştırma işlemi yapılıyor. Yasalara rağmen yaşam alanları asbest ve zararlı kimyasallar dolu toz bulutlarının altında kalıyor.

    Yurttaşlar, yaşadıklaarı sıkıntılara ve yetkililerin seslerini duymamasına tepki gösterdi.

    Hatay Serinyol’da, öğretmenlerin kaldığı konteyner kentin hemen yanında gece gündüz ayrıştırma işlemi hiçbir kural tanımadan yapılıyor.

    Duruma tepki gösteren yurttaşlar, depremin kendilerini öldürmediğini ancak asbestin öldüreceğini belirterek, “Bir firma üç beş lira para kazanacak diye yaşamlarımızı yok sayıyorlar. Defelarca uyardığımız halde gece gündüz ayıklama yapıyorlar” dedi.

    PİRHA/HATAY

     

     

  • Metin Kahraman: Kardeşim Kemal’in ameliyatı başarılı geçti-VİDEO

    Metin Kahraman: Kardeşim Kemal’in ameliyatı başarılı geçti-VİDEO

    PİRHA-Daha önce akciğer kanseri geçirip iyileşen Kırmanc müziğinin önemli isimlerinden sanatçı Kemal Kahraman, bugün tümörün beynine sıçraması nedeniyle ameliyat oldu. Gerçekleştirilen ameliyat hakkında bilgi veren Metin Kahraman, “Bugün saat 08.30’da kardeşim Kemal ameliyata alındı, saat 14.30’da da ameliyat sona erdi. Doktoru son derece başarılı bir ameliyat gerçekleştiğini bize söyledi” dedi.

    Daha önce akciğer kanserine yakalanan, geçen yılın mayıs ayında kanser tedavisi biten ve sağlığına kavuşan Kırmanc müziğinin önemli isimlerinden sanatçı Kemal Kahraman 3 ayda bir kontrole gidiyordu. En son gittiği ekim ayındaki kontrolde tümörün beynine sıçradığı tespit edilen Kahraman, bugün bir ameliyat geçirerek bir hafta kadar hastanede kalması bekleniyor.

    “KEMAL’İN TEDAVİSİ DEVAM EDECEK”

    Gerçekleştirilen ameliyat hakkında bilgi veren Metin Kahraman, “Bugün saat 08.30’da kardeşim Kemal ameliyata alındı, saat 14.30’da da ameliyat sona erdi. Doktoru son derece başarılı bir ameliyat gerçekleştiğini bize söyledi. Kemal’in tedavisi önümüzdeki dönemde devam edecek. İlgilenen, arayan, soran bütün dostlarımıza selamlarımızı ve saygılarımızı iletiyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:
    -Sanatçı Kemal Kahraman, beynine sıçrayan tümör yüzünden ameliyat olacak

  • Enkazların molozunun köylerine dökülmesine tepki gösteren Mamurekliler: Hepimiz kanserden öleceğiz-VİDEO

    Enkazların molozunun köylerine dökülmesine tepki gösteren Mamurekliler: Hepimiz kanserden öleceğiz-VİDEO

    PİRHA-Malatya’da enkazların molozu üç Alevi köyünün bulunduğu Mamurek’e dökülürken, bölgedeki canlı yaşamı kanser riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. Molozların köylerine dökülmesini istemediklerini belirten köylüler, “Hepimiz kanserden öleceğiz. Biz tarım ve hayvancılıkla uğraşıyoruz, üreteceğimiz ürünler kanserojen madde taşıyacak ve biz bu ürünleri milyonlarca insana satacağız. Molozları dökecek başka bir yer mi yok?” dedi. 

    Malatya’da depremden sonra oluşan enkazların molozu Battalgazi İlçesine bağlı Mamurek mahallesinde üç Kürt-Alevi köyünün yanı başına dökülüyor. Söğüt, Elmalı ve Balıklıdere köylerinden oluşan Mamurek’te yaklaşık 300 hane ve bin 500 nüfus bulunuyor.

    Bölgeye dökülen molozların asbest tehlikesi yarattığı için yaşam alanlarına yakın bölgeye dökülmesine karşı çıkmasına rağmen molozlar bölgeye dökülmeye devam ediyor.

    “HEPİMİZ KANSERDEN ÖLECEĞİZ”

    ‘Depremde insanlar hayatını kaybetti. Sağ kalan insanları da kanserle öldürmek istiyorlar’ diyen Veysel Akgün, “Doktorlar 1990 yılından önce asbest kullanıldığını söylüyor, enkazlardan tahlil aldık henüz çıkmadı diyorlar, mahkeme sonuçlanmayıncaya kadar enkazları oradan kaldırmayacağız diyorlar. Hepimiz kanserden öleceğiz hem de biz tarım ve hayvancılıkla uğraşıyoruz üreteceğimiz ürünlerde kanserojen madde taşıyacak ve biz bu ürünleri belki milyonlarca insana satacağız. Biz kanserli ürünler satmaya mecbur kalacağız. Molozları dökecek başka bir yer mi yok, hem tarım arazisi hem de yerleşim yerinin ortasına dökmenin hiçbir anlamı yok burası AKP’nin çöplüğü değil. Yazık günah bu bölgede 16 tane köy var ve köylülerin üreteceği bütün ürünler kanserojen ürünler olacak. Molozların buradan kaldırmalarını talep ediyoruz ama bizim talebimizi dinleyen yok” şeklinde konuştu.

    “MOLOZLARI BURAYA DÖKEREK İNSANLARIN CANINA KAST EDİYORLAR”

    Depremde OHAL ilan edilmesinin nedeninin insanların haklarını savunmasını engellemek olduğunu vurgulayan Vahap Onay ise “Ülkede hak, hukuk, adalet yok molozları buraya döküyorlar bağımız, hayvanımız, ektiğimiz ürünler ve insanlar zarar görür. Bilim insanları diyor ki bu enkazlardan hastalık oluşur. Elimizden bir şey gelmiyor iki kişi toplandığımız da jandarma gelip bizi gözaltına almaya çalışıyor. Molozları buraya dökerek insanların canına kast ediyorlar başka yere de dökebilirler ama fazla masraf olur diye başka yere götürmüyorlar. Bizim için bütün canlıların hayatı kıymetlidir ama molozları buraya dökerek bütün canlılar yerle bir olacak” ifadelerini kullandı.

    “ISRARLA MOLOZLARI KÖYÜMÜZE GETİRİYORLAR”

    Molozların köylerine getirilmesini istemediklerini belirten Aşhan Onay, “Molozlar köyümüze geldiği sürece bahçelerimiz, hayvanlarımız ve buradaki insanlar zarar görecek hep hastalık olacak razı değiliz molozları köyümüze dökmelerine. Sadece ben değil bütün çevre köyler şikayetçi molozlarda hep kanser olduğu söyleniyor buraya değil boş dağlara götürsünler. Kolaylarına geldiği için buraya döküyorlar uçaklarla gezmelerini biliyorlarsa molozları da uzak yerlere götürsünler. Bizim göç etmemizi istiyorlarsa da biz yer versinler bizim gidecek yerimiz yok. Biz yolu kestik buraya molozları getirmesinler diye ama ısrarla molozları köyümüze getiriyorlar” diye belirtti.

    “AĞAÇLARIMIZ TOZ, TOPRAK İÇERİSİNDE”

    Molozlarda hastalık olduğunu söyleyen Zeliha Onay, “Küçük çocuklarımız var hayvanlarımız var ne yapacağız biz o zaman bize bir yer versinler köyümüzden göç edelim. Ne söylesek para etmiyor birkaç kere gittik söyledik molozları getirmeye devam ediyorlar. Ağaçlarımız hep toz toprak içerisinde kalacak biz yaşlıyız gidecek yerimiz yok” dedi.

    Cihan BERK/MALATYA

    İLGİLİ HABERLER
    -Malatya’nın deprem sonrası oluşan molozu Alevi köylerine dökülüyor
    -Molozların Kürt Alevi köylerine dökülmesi protesto edildi: Hayatımıza kastediyorsunuz!-VİDEO

  • Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.

    Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.

    ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR

    Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.

    Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.

    “ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”

    Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”

    Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.

    “SUYUMUZ ZEHİRLENDİ, BAHÇELERİMİZDEN ZEHİR YİYORUZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.

    Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:

    “İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”

    “KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”

    İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.

    “HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”

    Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL-Rohat EMEKÇİ/İZMİR

  • ‘Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı, ölü bedene yönelik en somut devlet şiddetidir!’-VİDEO

    ‘Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı, ölü bedene yönelik en somut devlet şiddetidir!’-VİDEO

    PİRHA- Son yolculuğuna uğurlanmak üzere Dersim’e getirilen Aysel Doğan’ın cenazesine polis müdahalesi ve engellemeye tepki gösteren HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır” dedi.

    Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti.

    Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis sert müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için direnmişti. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahale gerçekleştiren polisler, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmişti.

    “ÖLÜ BEDENE YÖNELİK EN SOMUT DEVLET ŞİDDETİ!” 

    İsrail polisinin Batı Şeria’da açtığı ateşle öldürülen 51 yaşındaki El Cezire muhabiri Şirin Ebu Akile’nin Doğu Kudüs’te düzenlenen cenaze törenine katılanlara saldırmasının Türkiye gündeminde yer aldığını hatırlatan Özsoy, aynı uygulamanın Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik olduğunu belirtti.

    Özsoy, Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik sert müdahale ve engellemelerin ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut hali olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

    “Birkaç gündür Türk medyasında çok yoğun bir şekilde İsrail’in öldürdüğü Filistinli gazetecinin cenazesine yönelik şiddet tartışılıyor. Cenazeyi taşıyanlara, tabuta joplarla saldırılması çok çok çirkin. Almanya’da kanser tedavisi görürken vefat eden  ve barış için çok mücadele eden Aysel Doğan’ın cenazesini sahiplenenlere bir saldırı var. İsrail ile Türkiye’nin cenazelere yönelik inanılmaz bir benzerlik ve zamansal anlamda bir çakışma söz konusu.

    Dün Filistin’de bugünde Dersim’de yine bir kadın cenazesine polis saldırıyor. İçler acısı bir durum. Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır.”

    PİRHA/İZMİR

  • Dersim’de şifa kaynağı Işgın’ın(Ribês) yolculuğu-VİDEO

    Dersim’de şifa kaynağı Işgın’ın(Ribês) yolculuğu-VİDEO

    PİRHA- Nisan ve Mayıs ayı boyunca Dersim başta olmak üzere birçok bölgede yüksek rakımlı dağ yamaçlarında ve doğal ortamında yetişen, birçok hastalığının da şifa kaynağı olan Işgın, pazarcı tezgahlarındaki yerini aldı. Zor şartlar altında toplanan Işgın, geçim sıkıntısı yaşayan yurttaşlara az da olsa nefes aldırıyor. 

    Kürtçe Ribês olarak adlandırılan ve özellikle kanser ile mücadelede kullanılan şifa kaynağı Işgın, hücrelerin yenilenmesinde ve gelişmesinde önem teşkil ediyor.

    Dersim başta olmak üzere bir çok bölge ilinde Nisan aylarının sonlarına doğru yetişen Işgın, zorlu şartlar altında toplanıp tezgahlara ulaşıyor. Güneş doğmadan çıkılan yolda, kuşların şakırtısı, rengarenk bitkilerin kokusu, Işgın toplayıcılarına eşlik ediyor.

    Sağlık açısından bir çok faydası olan Işgın, aynı zamanda ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de geçim kaynağına dönüşüyor. Mevsimlik çalışan yurttaşlar Işgın toplayıp satarak borçlarını kapatıp, küçükte olsa nefes alıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Milletvekili Candan Yüceer: HPV aşısı ücretsiz yapılsın!

    Milletvekili Candan Yüceer: HPV aşısı ücretsiz yapılsın!

    PİRHA-CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Sağlık Bakanlığı’na Human Papilloma Virüs (HPV) aşısının ulusal aşı programına eklenmesi için çağrı yaptı. Yüceer, “HPV aşısı eşit, parasız, ulaşılabilir sağlık hakkının gereğidir ve acilen ulusal bağışıklama programına dahil edilmelidir” dedi.

    CHP PM Üyesi, Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, Sağlık Bakanlığı’na HPV aşısının ulusal aşı programına eklenmesi için çağrıda bulundu. Her yıl aşısı olan bu hastalık yüzünden yüzbinlerce kadının yaşamını yitirdiğine değinen Dr. Yüceer, “Yapılan araştırmalar sonunda geliştirilen aşılarla HPV enfeksiyonunun, dolayısıyla rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebildiği saptanmıştır. Bu aşı 132 ülkenin ulusal aşı takviminde yer alıyor. Kazakistan, Myanmar, Vietnam gibi 3. Dünya ülkeleri HPV aşısını ulusal takvimine alacağını açıklamışken, Türkiye’de böyle bir vaat dahi yok. HPV aşısı eşit, parasız, ulaşılabilir sağlık hakkının gereğidir ve acilen ulusal bağışıklama programına dahil edilmelidir” diye konuştu.

    “AKP İKTİDARI KADINLARA ÖLÜMÜ REVA GÖRÜYOR”

    HPV aşısının neden ücretsiz ve rutin aşı olmadığını soran Dr. Yüceer, “Yandaşlara, israfa gelince bütçeyi har vurup harman savuranlar, örtülü ödenekten alınan harcırahlarla dünya turuna gelince gözleri ışıldayanlar ülkemizin kadınlarının sağlığı söz konusu olduğunda, halk sağlığı söz konusu olduğunda neden kulakları sağır eden bir sessizliğe bürünüyorlar? Bu hastalık, tüm ülkelerde görülüyor olsa da sıklığı orta ve düşük gelirli ülkelerde daha yüksektir. Bu kansere bağlı ölümlerin de yine yüzde 90’ı orta ve düşük gelirli ülkelerde görülmektedir. Türkiye güçlü demokrasisi, dinamik genç nüfusu, çalışkan ve üretken halkı ile her zaman güçlü bir ülkeydi. Hala da öyle… Ancak bu halkın ürettiği artı değeri kendi kasalarına aktaranlar, bir gecelik döviz operasyonuyla 83 milyon vatandaşın hakkını gasp edenler, yani AKP iktidarı bu ülkenin kadınlarına yoksulluğu ve ölümü reva görüyor” ifadelerini kullandı.

    KADINLARIMIZIN ÖLÜMLERİNE SUSMAK, HANGİ VİCDANA SIĞAR?”

    Yılda 300 bin kadının bu hastalık yüzünden yaşamını kaybettiğini vurgulayan Dr. Yüceer, şu sözlerle konuşmasına devam etti:

    “Kurtarılabilecek binlerce hayat söz konusu ve buna rağmen susmak, hayatı savunmak varken kadınlarımızın ölümlerine susmak, hangi vicdana sığar? Tek bir kadının dahi aşısı olan bu hastalık nedeniyle ölümü kabul edilemez. Kız çocuklarımızı 9-14 yaş aralığında aşılarsak bu hastalık kadınlarımızın yaşamını tehdit edemeyecek. Bu yaş grubuna 2 doz aşı yeterken, 15 yaş sonrasında koruyuculuk için 3 doz aşı gerekiyor. Üstelik bu hastalık sadece kadınlarımızı değil erkekleri de tehdit ediyor. Bu virüs erkeklerde de anüs, penis ve gırtlak kanserine ve hatta kısırlığa bile yol açabiliyor.”

    “HALK SAĞLIĞI BU İKTİDAR İÇİN MALİYET!”

    Üç dozluk aşının maliyetinin yaklaşık 2 bin lira olduğunu belirten Dr. Yüceer, “Kansere yakalanmış bir kişinin devlete olan ilaç ve bakım maliyetleri yanında aşılamanın maliyeti çok çok küçük kalmaktadır. Ancak aşılamayı akıl dışı bir şekilde maliyet olarak gören AKP iktidarı, her konuda olduğu gibi sağlık hizmetini de piyasaya terk ediyor ve maliyeti bireylere yüklemeye çalışıyor. Çünkü AKP iktidarına göre bu halkın vergileri 5 müteahhittin garanti ödemeleri için var, Saray’daki şatafat için var, sosyal devlet bir süredir sadece yandaş vakıflar için var… Halk sağlığı bu iktidar için maliyet. Söz konusu kadın sağlığı ise iki kat maliyet. Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede kim 2 bin lirasını bir kenara koyup da bu aşıyı olabilir?” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HPV AŞILAMA ORANI SADECE BİNDE 9”

    Şu an Türkiye’de HPV aşılamasının oranının binde 9 civarında olduğunu ifade eden Dr. Yüceer, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu oran yok gibi bir şey anlamına gelmektedir. Öte yandan HPV aşısının 4 tip ve 9 tipe etkili olmak üzere 2 türü bulunmaktadır. 4 tipe karşı etkili olan rahim ağzı kanserine karşı yüzde 70 etkili oluyorken, 9 tipe etkili olan ise yüzde 90 etki sağlamaktadır. Türkiye’de 4 tipe karşı etkili olan aşı parayla satılmakta ancak 9 tipe etkili olanı pek çok ülkenin ulusal aşı takviminde yer almasına rağmen Türkiye’de parayla dahi alamıyorsunuz.”

    “HPV AŞILARI ÜCRETSİZ OLARAK AŞI PROGRAMINA EKLENSİN”

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) gerekli tedbirler alındığı takdirde 2050’ye kadar rahim ağzı kanseri ölümlerinin yüzde 40 oranında azalacağı öngörüsünü paylaşan Dr. Yüceer, “DSÖ’nün bu kansere karşı yakın zamanda geliştirdiği Rahim Ağzı Kanserini Yok Etmeyi Hızlandırmak için Küresel Strateji planına göre hareket eden ülkelerde 2030 yılına kadar 15 yaş ve altı kız çocuklarının yüzde 90’ının aşılanması, 35 yaşına kadar olan kadınların en az bir kere uygun yöntemle taranması ve bunun 45 yaşında bir kere daha tekrarlanması öngörülmektedir. Mevcutta yürütülen ulusal taramanın yanı sıra HPV aşıları da ücretsiz olarak ulusal aşı programına eklenmeli, önlenebilir hastalıkların ve ölümlerin önüne geçilmesi için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İnsanlarımızı zehirleyen maden şirketlerini durdurmak zorundayız’-VİDEO

    ‘İnsanlarımızı zehirleyen maden şirketlerini durdurmak zorundayız’-VİDEO

    PİRHA-Amerikalı ANAGOLD altın madeni şirketi, Erzincan İliç’te 197 futbol sahası büyüklüğündeki siyanür ve sülfürik asitli atık havuzunu 600 futbol sahası büyülüğüne çıkardı. “Aç kaldığımızda madeni yiyerek mi doyacağız?” diyerek maden çalışmalarına tepki gösteren Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, “Maden çalışmalarıyla insanlarımızı zehirleyen şirketleri durdurmak zorundayız” dedi.

    Amerikalı ANAGOLD altın madeni şirketi, Erzincan İliç’te 197 futbol sahası büyüklüğündeki siyanür ve sülfürik asitli atik havuzunu 600 futbol sahası büyülüğüne çıkardı.

    Siyanürlü maden sahasının genişletilmesine ilişkin İliç’te maden çalışmalarının yapıldığı bölgede basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Vedat Yenerer, Kapadokya’da Kanadalı Centerra altın madeni şirketini kovan grubun önderlerinden ve İYİ Parti İstanbul teşkilatı kurucularından Ahmet Erdemli, Sedat Cezayirlioğlu ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MADEN ŞİRKETLERİ İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLİYOR”

    Maden çalışmalarıyla insanları zehirleyen şirket faaliyetlerini durdurmak gerektiğini söyleyen Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, “Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2002-2016 yılları arasında Türkiye’de kanser vakaları üç kat artmış durumda. Maden şirketli insanlığa karşı suç işliyor. Sadece buradaki halkı öldürmüyorlar, kendi çocuklarının geleceğini de yok ediyorlar. Türkiye’de enerji ve maden sektörü özelleştirmeye kapatılmalı. Çünkü insanları öldürmüş, toprağı zehirlemiş umurlarında değil, onların zihinleri mutasyon geçirdiği için sadece kazandıkları parayı düşünüyorlar” diye konuştu.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Kanser hastası Müzisyen Ayfer Aslan için dayanışma konseri

    Kanser hastası Müzisyen Ayfer Aslan için dayanışma konseri

    PİRHA – Kanser tedavisinde son aşamaya gelen Müzisyen Ayfer Aslan için İstanbul’da konser yapılacak. Bağlama hocalığı yapan Aslan için birçok sanatçı konserde buluşacak.

    5 yıldır kanser tedavisi gören, Ayfer Aslan 38 yaşında. Son bir yıldır hastalığının dördüncü evresinde. Şu anda uygulanan tedavinin maliyeti, Aslan’ın kendi imkanlarıyla karşılayamayacağı kadar yüksek. Bu maliyetin karşılanmasında Aslan’la dayanışmak maksadıyla İstanbul Beşiktaş’ta konser düzenlenecek. Konserde; Mercan Erzincan, Tara Madedova, Erdal Erzincan, Cem Erdost İleri, Erdoğan Emir ve Haluk Elkin katılacak.

    Bağlama eğitmeni olan Aslan için düzenlenecek konser ücretinin tamamı tedavi masraflarına ayrılacak. Konser biletleri için iletişim numarası ve adres afişte yer aldı.

    Tanıtım mesajında, “Sizler de bir konser davetiyesi satın alarak Ayfer’in tutunduğu umudun dallarından birini yeşertebilirsiniz. ‘Dayanışma yaşatır!’ diyerek herkesi genç bir insanın yaşama tutkusunun yanında olmaya davet ediyoruz.” denildi.

    Konser, 9 Ekim Cumartesi günü Süleyman Seba Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Hatimoğlulları: Adana’da EMBA Hunutlu termik santrali ölüm saçıyor

    HDP’li Hatimoğlulları: Adana’da EMBA Hunutlu termik santrali ölüm saçıyor

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tulay Hatimoğulları Oruç, Adana’da inşa edilen EMBA Hunutlu termik santralin doğaya, halk sağlığına, bölgede yaşayan canlılara, tarıma ve bölge ekosistemine etkilerinin araştırılmasını istedi.

    20’den fazla sivil toplum örgütünün “Adana’ya Temiz Hava” kampanyası başlatmasının ardından, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç da konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    Hatimoğulları, Adana’da inşa edilen EMBA Hunutlu termik santralin ve halihazırda Doğu Akdeniz bölgesinde çalışmakta olan termik santrallerin doğaya, halk sağlığına, bölgede yaşayan canlılara, tarıma ve bölge ekosistemine etkilerinin araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Hatimoğulları, önergenin gerekçesinde şunlara yer verdi:

    “Kampanya dahilinde Adana’nın Yumurtalık İlçesi’ne yapılmak istenen Hunutlu kömürlü termik santraline desteğini çekmesi için Çin bankalarına bir mektup gönderilmiştir. Mektupta kömür yerine temiz enerjiye finansman sağlanması istenmiştir, imzacı olan meslek odalarının da 10 Haziran’da yapmış olduğu basın açıklamasında kömür santralinin hukuksuzluğuna ve neden olacağı çevresel yıkıma dikkat çekilmiştir.

    “ÜÇ TERMİK SANTRAL DAHA EKLENDİĞİNDE ERKEN ÖLÜM SAYISI 7 BİN 400’E KADAR ÇIKMAKTADIR”

    Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) ile Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air- CREA) tarafından gerçekleştirilen modelleme çalışmasına göre, Hunutlu Kömür Santrali faaliyette olduğu süre boyunca Adana’da yaklaşık 2 bin kişinin erken ölümüne sebep olacaktır. Bu hesaba Adana ve İskenderun Körfezi’ndeki üç termik santral daha eklendiğinde erken ölüm sayısı 7 bin 400’e kadar çıkmaktadır.

    “YUMURTALIK İLÇESİNDEKİ KANSER VAKALARININ BEŞ YILDA 11 KAT ARTIŞ GÖSTERDİ”

    Santralin inşa edildiği bölge halihazırda yoğun hava kirliliğiyle mücadele etmektedir. ÇED Raporu için iki farklı noktada, hava kirliliğinin en az olduğu yaz aylarında yapılan ölçümlerin, sınır değerlerin üzerinde olduğu belirtilmektedir. Hunutlu Termik Santrali’nin nihai ÇED raporunda verilen PM10 kirleticisine ait ölçümler, insan sağlığının korunması ve AB mevzuatıyla uyumlaştırma için güncellenen Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’ndeki sınır değerlerin üzerindedir.

    HEAL’in bulgularına göre 2 milyonun üzerinde nüfusa sahip Adana’da 2019’da gerçekleşen 30 yaş üstü her 5 ölümden 1’inin hava kirliliği nedeniyle meydana geldiği tahmin edilmektedir. Yumurtalık ilçesindeki kanser vakalarının da 2009-2014 arasında beş yılda 11 kat artış gösterdiği vurgulanmaktadır.

    “SANTRALİN İNŞAATI BERN SÖZLEŞMESİ’Nİ İHLAL ETMEKTEDİR”

    Ayrıca santralin bulunduğu Sugözü Kumsalı’nın, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına İlişkin 2009-10 sayılı Genelge’ye göre, korunması gereken önemli bir deniz kaplumbağası yuvalama alanı olması. Santralin inşaatı aynı zamanda IUCN tarafından nesli “tehlike altında” olduğu belirlenmiş yeşil deniz kaplumbağasının yuvalama alanına tehdit oluşturduğu için Bern Sözleşmesi’ni ihlal etmektedir. Hem Çin’in hem Türkiye’nin imzacı olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 8d, 8k ve 14c maddelerine de aykırıdır.

    Gelişmiş ülkeler fosil yakıt kullanımını terk edip yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelirken; Türkiye, 2020 yılı itibariyle planladığı yeni kömür yatırımları büyüklüğü açısından dünyada ikinci, Avrupa’da ise ilk sıradadır.  Halen faaliyet gösteren yaklaşık 30 kömürlü termik santrale ek olarak, kurulu gücü 33,5 GW olacak 30’dan fazla yeni kömürlü termik santral yapımı planlanmaktadır. Bunların tamamlanması halinde bu santrallerin senede yaklaşık 240 milyon ton sera gazı salımına neden olacağı tahmin edilmektedir.  Bugün itibariyle, Türkiye 91 GW kurulu güce sahiptir, halbuki son bir yılda en yüksek talep 45,5 GW olarak kaydedilmiştir.

    “TÜRKİYE KÖMÜR BAĞIMLILIĞINI ARTIRACAK TERMİK SANTRAL PROJELERİNDEN VAZGEÇMELİDİR”

    Havayı, suyu, toprağı zehirleyecek, halk sağlığını tehdit edecek, iklim krizi çağında fosil yakıtların geride bırakılması gerekliliği ortadayken Türkiye kömür bağımlılığını artıracak termik santral projelerinden vazgeçmelidir. Termik Santrallerin ekosistemimize olumsuz etkilerinin araştırılması, Türkiye’de kömür bağımlılığına/fosil yakıt kullanımına son verilmesi; termik santraller ile artacak olan hava kirliliğinin, neden olacağı kanser vakalarının ve tehlike altındaki yeşil deniz kaplumbağalarının yok olmasını engellemek amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Meclis İç Tüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve talep ederiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Çiğdem Akbaba için çadır kuruluyor

    Çiğdem Akbaba için çadır kuruluyor

    PİRHA – Lösemi hastası olan kadın hakları aktivisti Sosyolog Çiğdem Akbaba için bugün Mersin’de çadır kurulacak.

    Mersin’de insan ve kadın hakları alanında çalışma yürüten Sosyolog Çiğdem Akbaba’ya kan kanseri (lösemi) tanısı konuldu ve hastalığın son evresinde olduğu, acil ilik naklinin yapılması gerekiyor.

    Ailesi donör bulmak için sosyal medya üzerinden kampanya başlatırken, kadın ve insan hakları savunucularının girişimi sonucu çadır kuruldu. Forum AVM önünde kurulan çadır 13:00-20:00 arası açık olacak.

    Çiğdem Akbaba’nın hayatta kalması için herkesi donör olmaya çağıran sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ve kadın hakları savunucuları Kızılay’a gidip destek olun çağrısı yaptı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Belediye Başkanından, yurttaşlara: Adam olun, siz kimsiniz lan-VİDEO

    Belediye Başkanından, yurttaşlara: Adam olun, siz kimsiniz lan-VİDEO

    PİRHA – Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir, ilçede faaliyet yürüten bir arıtma tesisinden kaynaklanan koku sebebiyle şikayette bulunan yurttaşlara “Adam olun, terbiyesizlik yapmayın, siz kimsiniz lan” dedi.

    Haberin videosu

    Kanser sıralamasında başı çeken Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki yurttaşların hava kirliliği konusundaki isyanı sürüyor.

    Bölgede üretim yapan birçok fabrika ve tesisin usule aykırı faaliyet yürüttüğü belirtiliyor. Bölge halkının konuya dair bir itirazı da 13 Ekim gecesinde yaşandı.

    AKP’Lİ BAŞKANDAN HALKA: ADAM OLUN

    Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir, Akfen Arıtma tesisinden kaynaklanan kokuyu protesto eden halka karşı aşağılayıcı bir dil kullanarak “Adam olun, terbiyesizlik yapmayın, siz kimsiniz lan” dedi.

    Şayir’in hakaret içerikli sözleri üzerine yurttaşlardan “Dilovası’nı bu hale getirenlere lanet olsun. Artık nefes alamaz hale geldik” tepkisi geldi.

    “BEN SENİN MÜLKİ AMİRİNİM LAN”

    Dilovası ilçesinin uzun yıllardır AKP’li yönetimlerde olduğunu söyleyen yurttaşlar, “Artık yeter. Geçmişte de itirazlarımızı dile getirmiştik” derken Hamza Şayir’den “Ben senin mülki amirinim lan. Bu saatte gelip sizi adam yerine koyup dinliyorum” demesi üzerine arbede yaşandı.

    Yurttaşlar, belediye başkanından şikayetçi olacaklarını dile getirerek sosyal medya üzerinden de “Halkına karşı, makamından aldığı gücün şımarıklığıyla olmalı ki bağırıp çağırıp, irite ederek, tahrik ederek, ‘adam olun, terbiyesizlik yapmayın, siz kimsiniz, lan’ diyerek hakaretlerde bulunup konuşması, kendisinin ne kadar aciz ve yetersiz biri olduğunun ispatıdır. Başkan usule ve üslubuna dikkat etmesini, halkına karşı edebine ve bulunduğu makama yakışır bir şekilde davranması gerektiğini bilmeli. Mevlana ne demiş ‘Destinin içinde ne varsa, dışına da o sızar’” tepkisi geldi. (HABER MERKEZİ)

  • Kanser tedavilerinin yeni formülü: İridyum

    Kanser tedavilerinin yeni formülü: İridyum

    PİRHA- En yüksek özkütleye sahip ikinci metal olan ‘iridyum’un kanser hücrelerini öldürmekte son derece etkili olduğu tespit edildi.

    Yapılan araştırmalar sonucu hücrelere sıvı haldeyken temas ettirilen iridyumun kanserli bölgeleri temizlediği öğrenildi. Yapılan testlerde sağlıklı hücrelerin ise zarar görmediği de tespit edildi.

    İRİDYUM’UN KAYNAĞI NEREDE?

    İridyum dünyada doğal haliyle çok nadir bulunan bir metal çeşidi olarak biliniyor. Gezegenimize uzaydan gelen ve atmosferde tamamen buhar olmadan yeryüzüne ulaşabilen iridyum çok az sayıdaki gök taşından elde ediliyor. Dünya yüzeyindeki iridyum rezervinin ise 66 milyon yıl önce çarpan ve dinozorları yok eden büyük asteroidden kalma olduğu biliniyor.

    EN PASLANMAZ METAL

    1803 yılında keşfedilen iridyum metali Latincede gökkuşağı anlamına geliyor. Bilinen en paslanmaz metal olan iridyum çok nadir bulunması sebebiyle dünyanın en değerli hammadelerinden biri olarak görülüyor. Bugün bir gram değerindeki iridyumun 47 dolar civarında olduğu tahhmin ediliyor.

    Journal Angewandte Chemie dergisinde yayımlanan araştırmaya göre uzmanlar iridyum ile organik maddelerin karışımından oluşan bir birleşim meydana getirerek bununla doğrudan kanserli hücreleri hedef aldı. Testler sonucunda kanserli hücreler başka hiçbir dokuya zarar vermeden başarıyla imha edildi.

    TEDAVİNİN YENİ ADI: FOTOKEMOTERAPİ

    Uygulama sırasında iridyum birleşimi olan madde, kanserli hücrelerin içerisinde oksijeni ölümcül seviyelere yükselterek hücrenin kendi kendisini zehirlemesini sağlıyor.

    Çin’deki Warwick Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmada kanserli dokuya lazer ışını gönderilerek ışığa duyarlı iridyum birleşiminin sürecin başlatması tetikleniyor. Kanser terapilerinde giderek kullanımı artan bu ışın tedavili yöntemlere ‘Fotokemoterapi’ adı veriliyor.

    Kanserli bölgeye zerk edilen iridyum birleşiminin ışına maruz kaldıktan sonra tümörün her katmanına nüfuz ederek tüm kanserli hücreleri öldürdüğü görüldü. Aynı yöntem sağlıklı dokuya uygulandığında ise hiçbir etki olmuyor.

    KANSER TEDAVİSİNDE YENİ BİR UMUT

    İridyum plutonyum ailesinin üyesi olan bir metal ve plotonyum hali hazırda kemoterapi yöntemlerinin yüzde 50’sinde kullanılıyor. İridyum ile sağlıklı hücrelere zarar vermeyen yeni tür bir terapi şansı doğmuş oldu.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Bakırlıoğlu: Gediz havzası için meclis araştırma komisyonu kuracağız-VİDEO

    CHP’li Bakırlıoğlu: Gediz havzası için meclis araştırma komisyonu kuracağız-VİDEO

    PİRHA – Manisa Salihli Hacıbektaşlı Mahallesi’nde yapılan JES projesine tepki gösteren CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 2015-2017 yılları arasında Gediz yeraltı sularıyla ilgili araştırma raporunu  hatırlatarak, o zaman da Manisa ve İzmir Valiliği’nin yeni ruhsatların verilmemesi konusunda uyarıldığını ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını söyledi. Bakırlıoğlu, bu araştırma raporlarının ise kamuoyundan saklandığını kaydetti. 

    Haberin Videosu

    Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Hacıbektaşlı Mahallesi’nde SANKO firması tarafından Jeotermal Elektrik Santrali (JES) projesinin yapım çalışmalarına başlandı. JES projesinin hukuksuzca yapıldığını söyleyen CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 2015-2017 yılları arasında Gediz yeraltı sularını inceledikleri bir araştırma raporunun olduğunu hatırlattı.

    Raporun kamuoyundan saklandığına dikkat çeken Bakırlıoğlu, raporun içeriği hakkında şu bilgileri paylaştı;

    “Gediz havzasında 14 tane büyük su kütlesi var. Bunların arsenik oranları çok yüksek. Yani olması gerekenin 300 katına ulaştığı yer altı su kütlelerinden bahsetmekte. Ve arseniğin insan yaşamına vermiş olduğu zararlardan bahsedilmekte. Kanser türlerinden bahsediliyor. Bu yeraltı sularındaki arsenik oranın artışının sebebi de bölgede yoğun olarak yapılan Jeotermal Elektrik Santrali faaliyetlerinden kaynaklandığını söylüyor. İzmir Valiliği ve Manisa Valiliğ’ne diyor ki bu saatten sonra yeni ruhsatlar verme.”

    Bu raporun 2017 yılında kamuoyuna yansıdığını söyleyen Bakırlıoğlu, İzmir ve Manisa Valiliği’nin 2017 yılından itibaren JES projeleri için yeni ruhsatları vermemeleri için uyarıldığını söyledi.

    “JES’İN EVLERE YAKINLIĞI 50-100 METRE”

    Salihli Hacıbektaşlı Mahallesi’nde SANKO firmasının JES projesi için gerekli ruhsatları almadan çalışmaya başladığını ancak halkın tepkisiyle projenin engellendiğini kaydeden Bakırlıoğlu, “Bu süre içinde ÇED ilgili başvurularını yapmışlar ve her zaman olduğu gibi ÇED gerekli değildir raporunu almışlar” dedi.

    Projenin durdurulması için hukuki sürecin devam ettiğini söyleyen Bakırlıoğlu, hukuki süreç tamamlanmadan çalışmalara başlandığını belirterek, “Israrla diyoruz ki burada hukuksuz bir şey var. Evlere yakınlığı 50-100 metre. Yani burada JES yapılmaması lazım” diye ifade etti.

    JES tesislerinin kanser oranını arttırdığını kaydeden Bakırlıoğlu, Salihli’de yaşayan halkı etkileyecek JES projesinin tarıma, tabiata, toprağa ve suya zarar vereceğine de dikkat çekti.

    Mücadelelerine sonuna kadar devam edeceklerini söyleyen Bakırlıoğlu, hukuksal sürecin devam ettiğini ve olumlu sonuç alınacağına inandığını belirtti.

    “MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU İÇİN GEREKLİ ADIMLARI ATACAĞIZ”

    Bakırlıoğlu, TBMM’de geçen yıl JES’in Gediz havzasındaki zararlarının araştırılması için meclis araştırma önergesi verdiklerini belirterek meclisin açılmasıyla beraber meclis araştırma komisyonun kurulması için gerekli adımları atacaklarını söyledi.

    “HALK, UCUZA ISITACAĞIZ DİYE KANDIRILIYOR”

    Salihli halkının yerel yönetimler tarafından “Sizi daha ucuza ısıtacağız” diye kandırıldıklarını söyleyen Bakırlıoğlu, “Bu proje ısınma amaçlı bir proje değil. Bu JES elektrik üretmek amaçlı kurulacak. Vatandaşın direncini bu şekilde kırmaya çalışıyorlar. Buradaki vatandaş duyarlı. Bizler her zaman onların yanında olacağız. Mecliste sonuna kadar bu sorunları dile getireceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Sanatçı Engin Nurşani gırtlak kanserine yakalandı-VİDEO

    Sanatçı Engin Nurşani gırtlak kanserine yakalandı-VİDEO

    PİRHA-Sanatçı Engin Nurşani gırtlak kanserine yakalandı. Tedavi konusunda maddi problem yaşayan Nurşani’nin babası Aşık Ali Nurşani yardım için çağrıda bulundu. 

    Sanatçı Engin Nurşani gırtlak kanserine yakalandı. Tedavi konusunda maddi problem yaşayan Nurşani’nin babası Aşık Ali Nurşani, sosyal medya hesabından yayınladığı videoda yardım çağrısından bulundu.

    Baba Nurşani, “Değerli canlar, gövdemin tek tüyü, bir tek oğlum maalesef gırtlak kanserine yakalandı. Sizin, herkesin, tüm sevenlerinin desteğine ihtiyacım var. Neyim varsa verdim. Böyle olmasını istemezdim. Sizlere gelmek istemezdim. Gün geldi sizlerin kapısına geldim. Elinizden ne geliyorsa… Oğlumun kurtuluşu için yardıma ihtiyacım var. Baba olarak buna ihtiyacım var. Başka bir dileğim yok. Sizleri çok seviyorum.” notunu paylaştı.

    ENGİN NURŞANİ KİMDİR?

    Gerçek ismi Engin Ayhan olan Engin Nurşani, 1984 yılında Almanya Krefeld’de dünyaya geldi. Annesi Alman vatandaşı olan Angelika Ayhan, babası ise Ozan Aşık Ali Nurşani’dir.

    Sürekli babası ile beraber çeşitli konserlere giden Engin Nurşani, 6 yaşında saz çalmaya ve türkü söylemeye başladı. Curayı eline alıp babasının desteği ile kendini geliştiren Engin Nurşani, ilk albümünü 17 yaşında çıkardı. (HABER MERKEZİ)

  • Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser hastası akademisyene KHK’li olduğu için pasaport verilmedi

    Kanser tedavisi olmak isteyen KHK’li akademisyen Prof. Dr. Haluk Savaş’ın pasaport başvurusu yargılandığı davadan beraat etmesine ve mahkeme kararına rağmen reddedildi. Duruma tepki gösteren Savaş’a kalan 9 aylık ömründe sorunu CİMER’le yazışarak çözmesi önerisi yapıldı.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamudaki görevinden ihraç edilen psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Haluk Savaş’ın kanser tedavisi için yurt dışına gitme talebi mahkeme kararına rağmen pasaportunun iptal edilmesi gerekçesiyle reddedildi.

    Savaş, yargılanıp beraat ettiği mahkemenin yurt dışı yasağını kaldırdığı halde talebinin ‘CİMER’e yazın’ denilerek reddedilmesi üzerine, “Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan” dedi.

    DEVLETİN ÖRDÜĞÜ ÖLÜM DUVARI

    Savaş’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

    “Az önce TC Adana Valiliği’ndeydim; pasaport için önce tahditlerin sorgulandığı odaya girdim. Memura KHK’lı olduğumu, yargılanıp beraat ettiğimi, mahkemenin yurt dışı yasağımı kaldırdığını, iki kez tekrar etmiş kanser hastası olup yurt dışında tedavi olmak istediğimi belirttim.

    Memur bilgisayardan baktı KHK ile kamudan ihraç olduğumdan KHK ile pasaportumun iptal olduğunu bu nedenle pasaport çıkaramayacaklarını belirtti. Yani mahkemenin benim yurt dışına çıkış yasağımı kaldırması hiçbir anlam ifade etmiyor. KHK bizi yurt içinde ölmeye mahkum ediyor.

    ‘Bu KHK’ya karşı ne yapabiliriz?’ diye sordum. ‘Kanser raporlarınızla birlikte CİMER’e yazın’ denildi. Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan. Oysa Japonya, Kore, Küba, ABD’de tedavi olabilmem için yeni geliştirilmiş önemli tedavi teknikleri var. Mesela biri 2018’de Nobel Tıp Ödülü’nü alan Prof. Allison’un immunoterapisi. Şimdi bu tedavilere bir an önce kavuşmak ve hayatta kalabilmeyi denemek yerine devletin bana ördüğü ‘ölüm duvarı’yla karşılaşıyorum.

    Sağ kalırsam, önce CİMER’e, başarılı olamazsam idari mahkemeye, başarılı olamazsam bölge idare mahkemesine, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olamazsam, AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’e başvuracağım. TR’de ceberrut devletle uğraşmak mı daha zor yoksa azraille mi bilemedim?”

  • Kübalı doktorlar kanser tedavisi için İstanbul’a geliyor

    Kübalı doktorlar kanser tedavisi için İstanbul’a geliyor

    Okan Üniversitesi’nin Küba’dan getireceği ve ülkelerindeki kanser tedavisi yöntemlerini İstanbul’da uygulayacak doktorlar Mart ayında hasta kabul etmeye başlayacak. Doktorlardan biri sadece araştırma alanında çalışacak.

    Gazeteduvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre, Küba Onkoloji Enstitüsü’ne bağlı Kübalı doktorlar İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Konseyi’nde görev alarak tıbbi olarak değerlendirme sürecinde bulundu. Bugün İstanbul’da yapılan toplantıda Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bekir Okan ihtiyaca göre Küba’dan doktorların getirileceğini söyledi. İlk etapta 3 doktorun İstanbul’a gelmesi bekleniyor.

    Küba Onkoloji Enstitüsü’ne bağlı Kübalı doktorlar İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Konseyi’nde görev alarak tıbbi olarak değerlendirme sürecinde bulundu. Bugün İstanbul’da yapılan toplantıda Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bekir Okan ihtiyaca göre Küba’dan doktorların getirileceğini söyledi. İlk etapta 3 doktorun İstanbul’a gelmesi bekleniyor.

    KÜBA KANSER TEDAVİSİNDE NEDEN DAHA İLERİDE? 

    Alper Tunga Demirarslan, ‘Öncelikli hastalarınız olacak mı?’ sorusuna, “Umut tacirliği olmayacak, biz bunun önüne geçeceğiz. Hastaları seçmeyeceğiz” yanıtını verdi.

    ‘Daha kısıtlı olmasına rağmen Küba neden bu konuda batı ülkelerinden daha ileride’ sorusuna ise Demirarslan şu yanıtı verdi:

    “Fidel Castro’nun beyaz önlüklüler hayali vardı. Güney Amerika’daki doktorların çoğu Küba’da eğitim alıyor. Orada tıp ayrı bir üniversite. Sektörlerin olumsuz etkileri kirlenmeye maruz kalmamış. Sağlık Bakanlığı’mızın aşıların Türkiye’de üretilmesi konusunda çalışmaları var.”