Etiket: kantarma köyü

  • Hakk’a yürüyen Pir Abuzer Erdoğan Kantarma Köyü’nde toprağa sırlandı-VİDEO

    Hakk’a yürüyen Pir Abuzer Erdoğan Kantarma Köyü’nde toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Sinemilli Ocağı Mürşidi Ağuçan Piri Abuzer Erdoğan Kantarma Köyü’nde toprağa sırlandı.  

    Mersin’de tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüyen Sinemilli Ocağı Mürşidi Ağuçan Ocağı Piri Abuzer Erdoğan’ın (93) cenazesi Maraş Elbistan Cemevi’nde yapılan Hakk’a Uğurlama Erkanı’nın ardından Kantarma Köyü’ne götürülerek toprağa sırlandı.

    Maraş başta olmak üzere il dışından da çok sayıda yurttaşın katıldığı erkanı Sinemilli Ocağı evlatlarından Pir Tacim Erdoğan yürüttü.

    Alevi inancının önemli temsilcilerinden olan Pir Abuzer Erdoğan, Alevi inancının sözlü ve sazlı kültürünü yaşatmada önemli bir rol oynamış, söylediği deyişleri ve cemlerdeki rehberliği, bilge kişiliği ve kanaat önderliği ile toplumda yer edinmişti.

    PİRHA/MARAŞ

    İLGİLİ HABERLER

    >Sinemilli Ocağı Mürşidi Ağuçan Piri Abuzer Erdoğan’ın Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütüldü
    >Sinemilli Ocağı Pirlerinden Abuzer Erdoğan Hakk’a yürüdü

  • Doğa, inanç ve kültür buluşmasında Elbistan Kantarma Köyü’nde cem olundu

    Doğa, inanç ve kültür buluşmasında Elbistan Kantarma Köyü’nde cem olundu

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Maraş’ın Elbistan ilçesi Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarı ile başlattığı kültür buluşmaları Kantarma Köyü’nde devam etti.

    Programın ikinci gününde de ilgi bir hayli yüksek oldu. Konuşmalarla başlayan programda ilk olarak DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu söz aldı. “Alevilikte ocakların önemi ve Yol’un Birliği” konusunda açıklama yapan Kulu, şunları kaydetti:

    “Bu evrende gördüğümüz dokunduğumuz tanımladığımız ne var ise Hakk’ın zerresinden oldu. Onun için bizim Yol’umuz Hakk yoludur. Ve bizim yanı başımızda duran her dağ her taş her nehir her ağaç kutsaldır. Bizim yaşamımız hak ve hakikati söylemekten başka bir yol değildir. Biz dünyayı mülk olarak görmeyiz. Dünyayı mülk olarak görenler iktidar kurar, zulüm inşa eder. Oysa bizim inancımızın özü de sözü de şudur; bizim Yol’umuz var ve biz Yol’a ikrar Vermişiz. Ve şunu söylemişiz; Yol her şeyden yücedir. Ondan yukarıda duran hiçbir şey yoktur. Talip, pir, mürşit o Yol’a taliptir. Ama Hakk da o Yol’a taliptir. Çünkü biz Hakk’ın zerresiyiz.”

    “İNANCIMIZ HALA ZULÜM ALTINDA”

    HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ise Aleviliği yaşatma konusunda mücadelenin sürdüğünü belirterek şunları söyledi:

    “HDP içerisinde çalışmalarıma başladığımda Alevilikle ilgili bilgileri de araştırmaya başladım. Bir Alevi çocuğu olarak Maraş Katliamı’nda ölüm sırasını bekleyen sizlerden biri olarak o duyguları yaşadım. Pir Sultan Abdal der ki ‘Ne mutlu ki eğri zamanda doğru yerde durabilene’… Tüm zamanlar bizim için eğriydi, hala da bu eğri olma durumu hızla ve derin şekilde devam ediyor ama bizler hala doğru yerde dik durmaya, mücadele etmeye devam ediyoruz.
    Kültürümüz bu topraklarda büyük zulümler yaşadı. Unutmayacağız unutturmayacağız. Maraş Katliamı’nı yaşadık ve bugün hala inancımız zulüm altında. Dolayısıyla tüm dünyada yaşayanlar gibi eşitlik istiyoruz. Şu an dünyanın dört bir yanına savrulan topluluğuz. Ve bugün bir çatı altında buluştuk. Ancak üzerimize öyle bir sistem kuruldu ki çoluk çocuğunu alan yurt dışına gitmek durumunda kaldı. Ama ne mutlu ki bize, bu öze yeniden kavuştuk. Tekrar doğamıza, inancımıza, kültürümüze sahip çıkma adına buralardayız.”

    Yapılan konuşmaların ardından Pir Tacim Bakır ile, Hüseyin Gümüş ve Cengiz Aslan’ın zakirliğinde cem yürütüldü.

    Pir Tacim Bakır, yaptığı konuşmalarda Alevilikte kadının önemine işaret ederek, Kadın eşitimizdir, anamızdır ve kainatın sürdürülmesinde olan en kutsal doğurgan, yani canımızdır” vurgusu yaptı.

    12 hizmetin yürütülmesinin ardından iki günlük kültür buluşmaları Kantarma Köyü’nde son buldu.

    Mehmet KOCAMER/MARAŞ

     

  • ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, ‘Ocak sistemini’ günümüzde daha etkin işletebilmek adına “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını söyledi. Deprem, Alevi toplumunun bilinçli bir politika sonucu köylerinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek “Bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık.” dedi.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Alevi toplumuna, bir bütün olarak sürgün politikası dayatıldığına işaret etti. Köylerin zorla boşaltılıp toplumun, köklerinden uzaklaştırıldığını söyleyen Deprem, “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, Türkiye’nin “Darbeler ülkesi” olduğunu ifade ederek, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra Alevi ve Kürt toplumuna hukuk dışı politikalar yöneltildiğini söyledi. Deprem, “O dönem, sözüm ona demokrasi darbeye rağmen biraz işliyordu, bugün ise hak getire. O günleri atar duruma düştük” diyerek 1980 yılından sonra uygulanan “gizli sürgün politikasını” anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, “Alevi ve Kürt toplumu, köy ve şehirlerde taciz edildi, her türlü zor ve zorbalık uygulandı. Ama asıl olan bir sürgün politikasıydı” diyerek şunları anlattı:

    “Toplumların topraklarından uzaklaştırılması asıl önemli konuydu. Bunu önce fark etmedik. Ben gözaltında 26 günlük işkenceden sonra 1982 yılında çıktım ve 32 yaşında niyetim yokken askere gittim. Sonrasında ‘Yaşama şansın yok. Sen de Avrupa’ya git’ dediler. ‘Bu devlet, bu iktidar bana pasaport vermez’ dedim ama gidip bir şansımı denemek istedim. Başvurdum ve tabiri caizse ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı. Anında pasaportumu hazırladılar.

    Dedim ki ‘Düşmanın sana iyi davranıyorsa ya sende ya da onda bir numara var’. O gün pasaportu yırttım ve gitmedim. ‘Öleceksem ya da kalacaksam burada, ama gideceksem de elimi kolumu sallayarak gezmeye gideceğim’ dedim. ‘Neden?’ diye sordular. Ben de dedim ki ‘Oradaki yaşam riski buradaki ölüm riskinden daha ağır. Orada kişiliğimi kaybederim ama burada hayatımı. Ben kişiliğimi hayatıma tercih ediyorum’ dedim. Ama birçok insanımız, hatta devrimcilikle ilişkisi olmayanlar, bu gerekçelerle gidip bizden de referans istediler. Sonrasında o kişiler, para kazanıp geldiler ama kişiliklerini kaybettiler.

    İkincisi; bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Şu anda Kürt Alevi köyleri, özellikle Maraş bölgesinde yazın köylere tatile gelirler ancak kışın o köylerde kimse kalmaz. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık. Yaşam derken; kültürel, inançsal, tarımsal, hepsi var. İnsanları tekrar topraklarına dönmeye davet ettik. Ve bu konuda çok güzel gelişmeler oldu.”

    “YAŞAM TOPRAKTADIR”

    Süleyman Deprem, toprağı işleme konusunda alışılmış bir yönetim biçimi olduğunu söyleyerek tüm üretim biçimlerini değiştirme amacı taşıdıklarını anlattı. Yaşamın, toprağı işleyerek daha nitelikli hale gelebileceğine vurgu yapan Deprem, şöyle devam etti:

    “Toprakta sulu ya da susuz hangi ürünler yetişir; sahlepten tutun cevizinden, bademine kadar şu anda herkes harıl harıl bu çalışmaların içerisinde. Sanayi bile ancak toprakla gelişir. Yaşam topraktadır. Alevilik felsefesinin temel anlayışıdır.

    Bizler eskiden 70 kişilik bir aileydik ve hiçbirimizin ne bir emekli ne de çalışan bir maaşı vardı. Ama küçük bir tarlada hiçbir şeye ihtiyaç duymadan seneyi kurtarıyorduk. Toprak yoksa yurt yoktur. Toprak yoksa yaşam yoktur. Toprak yoksa beslenme yoktur. Bu anlamda hiç kimsenin topraklarını asla satmamasını öneriyoruz. İnsanlar, topraklarını yeniden üretime kazandırabilirler. Bizim de bu yönlü bir çabamız var.

    Ürünü işlemek önemli. Çünkü bu işlem çeşitli ticari kurumların himayesinden kurtulmak anlamına gelir. İstedikleri gibi zam yapamazlar. Kooperatifleşerek sen yaparsın sen satarsın. Örneğin domatesi domates olarak satmayacaksın, onu salça yapacaksın.”

    “DIŞARIDAN İNANCA SADECE FİNANSAL DESTEK VEREBİLİRSİN”

    Pir Süleyman Deprem, son olarak ocaklar sisteminin yerinden yönetilip güncellenmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    Yaşam felsefesi olarak Alevi yaşamımız toprağa, suya, havaya, ışığa bağlıdır. Kendi toprağı üzerinde yeşermeyen ağaç kurur. Bugün dışarıda olan bütün Alevi ve Kürtler mülteci konumdadır. Evet Fransa’da Fransız, Almanya’da Alman değilsin. Çünkü mültecisin. Şimdi Avrupa da yeni yeni yasalar çıkarmaya başlıyor. Eğer kendi ülkende malvarlığının var ise vatandaşlığını zora sokuyor.

    Örneğin ben Sinemilli Ocağında bir pirin oğluyum. Sinemilli Ocağını Almanya’dan, Fransa’dan, Amerika’dan örgütleme şansın yok. Sinemilli Ocağı, merkezi olan Kantarma’da örgütlenir. Dışarıdan inanca kültürel ya da finansal destek verebilirsin ama eğer Kantarma’da bu ocağı yeniden güncelleyip oradan ses veremiyorsan geçmiş olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    Sinemilli Ocağı Mensubu Süleyman Deprem: Hiçbir süreğe 'Alevilik budur' diye dayatılamaz

  • Mehmet Yüksel dedenin annesi Hatice Yüksel Ana Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Mehmet Yüksel dedenin annesi Hatice Yüksel Ana Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı’ndan Hatice Yüksel Ana İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüdü. Hatice Yüksel, 14 Ekim’de öğleden sonra 1 Mayıs Mahallesi’nde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi’nde yapılacak Hakk’a uğurlama erkanından sonra Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde toprağa sırlanacak. 

    Sinemilli Ocağı’ndan Mehmet Mustafa Yüksel Dede’nin eşi, Mehmet Yüksel dedenin annesi Hatice Yüksel Ana İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüdü.

    Kansere yakalanan 80 yaşındaki Hatice Yüksel Ana uzun zamandır tedavi görüyordu. Geçtiğimiz yaz hastalığı nedeniyle bir ameliyat geçiren Yüksel’in sağlık durumu son bir haftadır kötüye gitmiş ve hastaneye kaldırılmıştı.

    Hatice Yüksel’in Hakk’a yürüme erkanı 14 Ekim’de öğleden sonra 1 Mayıs Mahallesi’nde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi’nde yapılacak. Sefa Öztürk dedenin yürüteceği erkanın ardından Yüksel sırlanmak üzere Elbistan’ın Kantarma Köyü’ne götürülecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bu 300 yıllık ceviz ağacı, Sinemilli Ocağı’nın erkanına, cemlerine şahitlik etti -VİDEO

    Bu 300 yıllık ceviz ağacı, Sinemilli Ocağı’nın erkanına, cemlerine şahitlik etti -VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı’nın merkezi olan Maraş Elbistan’a bağlı Kantarma köyündeki 300 yıllık ceviz ağacı koca bir tarihin, cemlerin, erkanların ve muhabbetlerin şahidi. Gölgesinde birçok Sinemilli piri ve talibini misafir eden bu ceviz ağacı zayıflayan toplumsal değerlere rağmen bir tarihin canlı şahitliğini yapmaya devam ediyor.

    Maraş Elbistan’ın Kantarma köyünün eski yerleşim alanındaki 300 yıllık ceviz ağacı ve yanı başındaki çeşme geçmişten günümüze taşıdıkları kültürel mirasla toplum belleğinde özel bir yer edinmiş durumda.

    Kantarma’ya yolunuz düştüğünde kâh bir cevize yaslayın sırtınızı; duyun geçmişin sesini İvik Dede’den ve kulak verin dalından cevizini ve gölgesini eksik etmeyen bu koca maziye.

    İlyada Destanı’nda; yaşlı ve bilge zeytin ağacının Homeros’un kulağına, “Herkese aitim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım” fısıldamasına bir izdüşüm olarak Kantarma köyündeki bu ceviz ağacı kulaklarımıza koca bir tarihi fısıldıyor.

    Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, bu tarihi ceviz ağacının Sinemilli Ocağı’na birçok anına tanık olduğunu dile getirerek, “Bu ağaç bizim tarihsel kültürümüze, erkanımıza, kavgamıza, aşkımıza şahit bir ağaçtır” diye konuştu.

    “300 YILLIK BU CEVİZ AĞACI ERKANIMIZA, CEMİMİZE ŞAHİTTİR”

    Kantarma köyünün asıl yerleşim alanının bu ceviz ağacının bulunduğu alan olduğu bilgisini veren Deprem, heyelan tehlikesi sonrasında köyün yukarı taraflara taşındığını belirtti.

    Bu ceviz ağacının Kantarma köyünün tarihi ile aynı yaşta ve 300 yıllık olduğunu söyleyen Deprem, “Kantarma’nın eski yerleşim alanı bu ceviz ağacının olduğu yerlerdi. Yaşamımız, kültürümüz ve tarihsel kökenimiz bu alanda gelişti. İnsan anlatırken bile duygularının doruğunda oluyor. Bu çeşme köyün bütün su ihtiyacını karşılayan bir çeşmeydi. Tarihsel sürecinde nice sohbetler, aşklar yaşanmıştır. Bu çeşmenin başında tarihimizi anımsıyoruz. Bu ceviz ağacını sadece bir ağaç olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu ağaç, Kantarma köyünün tarihi ile başa baş bir ağaçtır. En az 300 yılık bir ağaçtır. Bu ağacın gölgesinden, meyvesinden nasiplendik. Bizim kültürümüzde bu tarz ağaçlar genel adres olarak belirlenirdi” diye konuştu.

    “EVLERDEKİ CEMLER SABAHA KADAR SÜRERDİ”

    Köylerindeki damlarda (evlerde) cemlerin sabaha kadar sürdüğünü ifade eden Deprem, “Hakikatçi Alevilik tüm ritüelleri ile bu köyde uygulanırdı. Bütün düğünler, toplantılar, bir araya gelmeler cem tarzında yapılır, muhabbetler sabaha kadar sürerdi. Damlarımız düz oluyordu. Gece güneş batarken lüks denen aydınlatma ile damlar üzerinde cemler, düğünler oluyordu. Bu ağaç bizim tarihsel kültürümüze, erkanımıza, kavgamıza, aşkımıza şahit bir ağaçtır. Buraya geldiğimizde onları anımsıyoruz” dedi.

    “KANTARMA’DA TARIM KALMADI, İHTİYAÇLARI ŞEHİRDEN GELİYOR”

    Süleyman Deprem, geçmişte Kantarma köyünde koca arazilerde yapılan tarımdan eser kalmadığını dile getirerek, bu üretimsizlik sonucu köyün hemen bütün ihtiyaçlarının şehirden karşılandığını söyledi.

    Kaybolan toplumsal değerlerin yaşatılması için insanların kendi topraklarında yeniden üretime başlaması ve inanç ritüellerini ocak merkezlerinde kendi hiyerarşisi içinde inşa etmesi çabası ile mümkün olabileceğine vurgu yapan Deprem, şöyle devam etti:

    “Eski insanlarımız asla alışılmış dille konuşmazlardı. Aldıkları kültür, edep-erkana dayalı söz söylerlerdi. Onları dinler feyz almaya çalışırdık. Bugün ise yozlaşmanın doruğunu yaşıyoruz. Kantarma’da yaşanan tarımın hiçbiri artık yok. Ayranından ekmeğine, yumurtasından etine kadar her şey şehirden geliyor. Hayvan olarak birkaç kedi ve köpek dışında bir şey yok.12 Eylül’den sonra bilinçli bir sürgün hareketiyle kendi topraklarımızdan sürüldük. Köylerimiz ve topraklarımız bomboş. Yazın ancak tatil için geliniyor. Bu çok acı bir durum. Bunun devamında topraklarımız bile elimizden gidebilecek bir durumda. Bunun aşılmasının çabası içerisinde olmak zorundayız. Yakın köylerde yaşamı ve inancı yerinde ve yeniden başlatma gibi çok güzel bir çalışma var. Şehirler bütün toplumsal değerlerimizi yok etti. Bunu geriye çevirmenin tek yolu; kendi topraklarımızda üretimi yeniden başlatmak, inanç ve ritüellerimizi ocak merkezinde kendi hiyerarşisi içerisinde yeniden inşa etmektir.”

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ 

  • Sinemilli Ocağı’nın inançsal mekanlarından Îvik Dede’nin evi harap halde-VİDEO

    Sinemilli Ocağı’nın inançsal mekanlarından Îvik Dede’nin evi harap halde-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı’nın merkezi olan Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde Alevi inancının toplumsal hafızalarından olan ve Îvik Dede’nin de (İbrahim Bakır) yaşadığı 200 yaşından büyük ev harap haline rağmen ayakta durmaya çalışıyor. Birçok sanatçının gelerek deyişler topladığı ve müze yapma sözü verdiği bu tarihsel mekanda duvarlar ve taşlar olmasa da, anılar ve erkanlar da hala canlılığını koruyor.

    Eski yerleşim yeri su yatağı olan ve oluşan seller sonrasında daha üst taraflara taşınan Maraş Elbistan’a bağlı Kantarma Köyü’ndeki tarihi evler ve duvarları halen ayakta kalmaya çalışıyor. 200’den fazla yıldır kolektif emekle inşa edilen ve Sinemilli Ocağı’nın bilinen meşhur pirlerinden Îvik Dede’nin de (İbrahim Bakır) yaşadığı ev, kaderine terkedilmiş durumda. Sinemilli Ocağı etrafındaki Alevilerin tarihsel ve inançsal mekanlarından bu evi ziyaret eden birçok sanatçı da  bu tarihsel hafızayı geleceğe taşıyacak bir adım atmamış.

    Alevi inancının tarihsel mekanlarından bu ev, şimdilerde ise kendisi ile biriktirdiği anılar ve erkanlar ile yok olmayı bekliyor.

    HEYBETİ İLE BÜYÜLÜYOR

    2019’un kış ayında  Kakai (Yaresan) heyetinin ziyareti sırasında ziyaret ettiğimiz köyde ilgimizi çeken bu harabe ama bir o kadar heybetli evin hikayesi oldukça ilgimizi çekmişti. Zaman sıkıntısından kaynaklı ayrılmak zorunda kaldığımız bu heybetli evin hikayesini yazmak bir görev olarak önümüzdeydi. Bu tarihsel mekan yazılmalı diyerek yeniden buluştuğumuz bu evde değişen tek şey mevsimlerdi.

    Ev yaklaşık 500 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. Evlerin çatılarında kullanılan yuvarlak, uzun ve kalınca çınar ağacı yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Bu koca çınarlar o dönem büyük kağnılarla getirilerek çatılarda kullanılmış. O dönem yapılan bu evin temelinden bitimine kadar bütün köylüler ortaklaşa imece usulü hizmet etmiş. O yüzdendir ki bu ev geniş bir alana yayılan Sinemilli Ocağı taliplerinin gelerek niyaz oldukları ev haline dönüşmüş. Uzaklardan gelen talipler adaklarını bu evin kapısı önünde tığlamış.

    BU TARİHSEL MEKAN BİRÇOK CEM, DÜĞÜN, ERKAN GÖRMÜŞ

     Sinemilli Ocağı talipleri için artık bir ziyaret haline dönüşen bu evde ayrıca Pir İbrahim Bakır (Îvik Dede) yaşamış. Bu inançsal ve tarihsel mekan bu döngü içerisinde nice cemler, erkanlar, düğünler, kurban tığlaması, hakikat sohbetleri görmüş. Köydeki yaşlıların neredeyse hepsinin bu evde bir anısı var.

    “200 YILDAN FAZLADIR AYAKTA, İMECE USÜLÜ YAPILMIŞ”

    Yaklaşık 200 yıldan fazladır yapıldığı bilinen bu tarihsel mekan ile ilgili bilgi veren ve evin kolektif emekle inşa edildiğini aktaran Sinemilli Ocağı’ndan Süleyman Deprem, “Bu evin yapımında kullanılan merteklerin her biri 20 metreye yakın. Bir veya iki kişinin gücü ile buraya taşınıp evlere yerleştirilmesinin imkanı yok. Tamamen imece usulü yapılmış. Aslında Rıza kenti dayanışma kültürüne bağlı olarak bütün köylünün birlikte yaptığı bir evdir. Birinin evi yapılıyor ise herkes ona yardım ederdi. Kimi yemeğini hazırlar, kimi kaba gücünü kullanır, kimi taşlarını çeker, kimi çamurunu yapardı. Bu mertekler dağdan buraya kağnılar ile getirilmiş. O kağnı sesi hala kulağımızda çınlar. Bunları gördükçe o duygusallığı yaşamamamız mümkün değil” diye konuştu.

    “MÜZE YAPACAĞIZ DİYEN SANATÇILARIN HİÇBİRİ KATKI SUNMADI”

    Deprem, Sinemilli Ocağı etrafındaki Aleviler için toplumsal hafıza olan bu mekanda nice nice cemler, toplantılar, düğünler, yemekler ve erkanlar yapıldığını hatırlattı. Bu evi ziyaret eden birçok sanatçının ise bu tarihsel hafızayı geleceğe taşıyacak bir adım dahi atmadığı eleştirisini yönelten Deprem şöyle devam etti:

    Sinemilli Ocağından İbo Dede’nin (İbrahim Bakır) eviydi. Yakın köylerdeki talipler kurbanlarını getirerek pirin kapısında tığlar ve erkanlarını yapardı. Bir çok sanatçı burada gelip ceme girip, bağlama çalmıştır. Pirin evini müze yapacağız diye söz vermiştir.  Buyurun işte müze. Herkes Aleviliğin değerleri üzerinden bu köyden beslendi. Ama hiç kimse bu değerleri tarihe taşımak anlamında bir katkıda bulunmadı. Deyişlerimizi alıp götürüp onunla para kazandılar. Bir gün dahi bu köyün üzerinden sosyal, kültürel, inançsal hafızanın güçlenmesi doğrultusunda bir çaba sarf etmediler. Buranın değerleri üzerinden herkes kendini pazarladı. Şimdi her taraf virane, gelen giden yok. Olması gereken Sinemilli Ocağı’nın merkez kültürünü inancını, edebiyatını yansıtacak ve tarihsel hafızayı geleceği taşıyacak bir müze yapılması şart.”

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ