PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Mazgirt ilçesinde tek lise olan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılmasını Meclis gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Dersim’in Mazgirt ilçesinde bulunan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi, öğrenci sayısının 16’ya düşmesi gerekçesiyle kapatıldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Mazgirt ilçesinde tek lise olan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılmasını Meclis gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi
“CİDDİ MAĞDURİYETLER YARATACAKTIR”
İlçedeki tek lisenin kapatılmasının eğitim hakkının fiilen ortadan kaldırılmasına neden olduğunu vurgulayan Ayten Kordu, şunları ifade etti:
“Önceki yıllarda Mazgirt’te bulunan öğrenci yurdu, çevre köylerden gelen öğrenciler için büyük bir imkân sağlamaktaydı. Ancak yurdun yıkılmasıyla birlikte öğrenciler barınma sorunu nedeniyle başka ilçelere ve illere gitmek zorunda kalmıştır. Bu durum hem öğrenci sayısında ciddi bir düşüş yaratmış hem de ailelerin ekonomik yükünü ağırlaştırmıştır.
İlçe genelinde hiçbir paydaşın görüşü alınmadan alınan bu karar alınan bu karar telafisi zor sonuçlar doğuracaktır. Nüfusu 7 binin üzerinde olan Mazgirt’te tek lisenin kapatılması, ilçede eğitimi erişilemez hale getirmektedir. Eğitim anayasal bir haktır ve devletin sorumluluğu bu hakkı tüm yurttaşlara eşit koşullarda sunmaktır. Öğrencilerin Akpazar beldesine yönlendirilmesi ulaşım, yemek ve barınma sorunları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaratacaktır.”
“KAPATILMA GEREKÇESİ NEDİR?”
Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:
“-Mazgirt Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılması kararının gerekçesi nedir?
-Karar alınırken ilçe halkının, eğitim emekçilerinin, sendikaların ve yerel kurumların görüşleri neden dikkate alınmamıştır?
-Mazgirt ilçesinde ikame eden öğrencilerin anayasal hakkı olan eğitim hakkının korunması adına, Mazgirt’teki lise kapatma kararının iptal edilmesi yönünde bir adım atmayı düşünüyor musunuz?
-Öğrenci sayısının düşmesinin, yurdun yıkılmasıyla birlikte doğrudan bağlantılı olduğu göz önüne alındığında, okul kapatılmadan önce neden yeni bir yurt inşası planlanmamıştır?
-İlçede lise olmaması, göçü hızlandırıcı bir etki yaratacaktır. Bakanlığınız, kırsal bölgelerde eğitimi canlı tutmak ve göçü engellemek için nasıl bir strateji izlemektedir?
-Mazgirt’e yeniden bir meslek lisesi ya da yatılı lise kazandırılması yönünde herhangi bir çalışma var mıdır?”
PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Alevilerin lokmalarıyla kurulan TV 10, Alevi medya geleneğinde bir çığır açarak ihtiyaca cevap olmuştu.
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalgada İMC TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.
17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayınının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.
KARARTMA SIRASI TV10’DA!
4 Eylül 2016 tarihinde polislerin TV 10’u mühürlemek üzere binaya geldiği sırada, Alevi kurumları yöneticiler, sanatçılar ve Alevi pirlerinin oturma eylemiyle karşılaşmış, sanatçılar ve TV 10 çalışanları kapatma kararını türkülerle protesto etmişlerdi.
TV10’a polis ve maliye ekipleri tarafından ikinci baskında bina mühürlenmek istenmiş, polis ve TRT görevlileri içeride sayım yaparak Alevilerin lokmaları ile alınan teknik malzemelere el konulmuştu.
TV 10 binasının olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece-gündüz insanlar orada nöbet tutup açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler okundu, şarkılar, türküler söylendi.
OHAL KOMİSYONU REDDETTİ
TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’ye başvurma kararı alınmıştı. Ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.
Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.
82 HAFTA BOYUNCA EYLEM YAPILDI
TV 10’un KHK ile kapatılmasının ardından mücadelelerini sokağa taşıyan TV 10 çalışanları, 82. hafta boyunca eylemlerini de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.
Alevi medya geleneğini lokmaları ile yaratan TV 10 çalışanları ve Alevi toplumu 82. hafta boyunca kürsü açarak ayrıca ülke gündemini de işledi. TV 10 çalışanları aşurelerini, Hızır lokmalarını bu meydanda dağıtarak paylaştı. Bu kolay teslim olunmayacağının da göstergesiydi.
TV10’un çalışanları, televizyonlarının açılması için 82 hafta sürdürdükleri eylemi 28 Nisan 2018 tarihinde sonlandırdı.
“ALEVİ MEDYASI TV 10’UN AÇMIŞ OLDUĞU YOLDAN BÜYÜK TECRÜBELER EDİNDİ”
TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya verdiği demeçte, TV10’un Aleviler için önemini şu sözlerle dile getirmişti:
“Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.
2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde bir çığır açtı, Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10’da, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevilerin tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar, Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı Alevi medya kuruluşları varsa bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.”
PİRHA- Anayasa Mahkemesi raportorünün HDP’nin kapatılmasına dair iddianamenin kabulünü talep etmesinin ardından AYM, ilk incelemeyi bugün yapacak. Yüksek Mahkeme, iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecek.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması istemiyle yeniden açılan davada ilk incelemesini bugün yapacak.
Yüksek Mahkemenin eksikliklerin tamamlanması istemiyle iade ettiği HDP’nin kapatılması istemli iddianame, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yeniden hazırlanarak AYM’ye gönderilmişti.
Görevlendirilen raportörün ilk incelemeye ilişkin iddianamenin kabulüne yönelik olumlu yönde rapor hazırlamasının ardından heyet, bugün saat 10.00’da davaya ilişkin ilk incelemesini yapacak ve iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecek.
Genel Kurul, ilk inceleme sırasında, partinin kapatılmasına beyan, faaliyet ve eylemleri ile neden olan ve iddianamede belirtilen kişiler hakkındaki siyasi yasak talebi ile partinin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına karar verilmesi yönündeki talebi de ele alacak.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Kabul edilmesi halinde iddianame, ön savunma için HDP’ye gönderilecek. HDP’nin Yüksek Mahkemenin tanıdığı süre içinde ön savunmasını vermesi gerekiyor. Ancak parti bu sürenin uzatılması için başvuruda bulunabilecek. Ek süre talebini Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak.
Parti tarafından ön savunmanın verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin esas hakkındakini görüşünü sunacak.
Bu görüş de HDP’ye gönderilecek. Daha sonra Anayasa Mahkemesince belirlenecek tarihlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.
Bütün sürecin ardından davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı HDP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.
PİRHA- Dernek ve vakıflara kayyım atanmasını kolaylaştıran, tek imza ile çalışamaz hale getiren teklife karşı İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ortak açıklamayla tepki gösterdi.
Meclis Anayasa Komisyonundan geçerek TBMM’ye “Kitle İmha Silahlarının Önlenmesi” adı altında getirilen kanun teklifi kapsamında derneklerin ve vakıfların faaliyetlerinin kısıtlanması ve İçişleri Bakanınca yöneticilerinin görevden alınması ve yerlerine kayyım atanmasının kolaylaştırılmasına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ortak açıklama yaparak tepki gösterdi.
Yapılan açıklamada uygulamanın Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek, TBMM Adalet Komisyonunda görüşülerek TBMM Genel Kuruluna sevk edilen ve 6 kanunda değişiklik öngören 43 maddelik “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”, başta Anayasa olmak üzere bağlı olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve edinilmiş müktesep haklara aykırıdır” denildi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Teklifin amacı ve ismi ile hiç ilgisi olmadığı halde, Yardım Toplama ve Dernekler Kanunlarında yapılan değişiklikler ile mevcut dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri ve örgütlenme özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlanmakta ve İçişleri Bakanlığının dernekler üzerindeki siyasi vesayetini sağlayacak yeni düzenlemeler içermektedir.
Teklifin aynen yasalaşması durumunda, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, kadın hakları, mülteci hakları, çocuk hakları ve LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler ile sosyal yardım için fon kaynakları kullanan dernekleri, hemşeri dernekleri, spor kulüpleri, farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek imza ile kapatılma riskiyle karşılaşacak, bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte “hızlı kapatma” prosedürü yaratılmış olacaktır.
Aşağıda imzası bulunan sivil toplum örgütleri olarak ekte kapsamlı olarak temel itiraz sebeplerini belirttiğimiz tekliften dernekler, vakıflar ve yardım toplama ile ilgili maddelerin geri çekilmesini, sosyal tarafların görüşleri alınmadan bu tarz tekliflerin yapılmamasını talep ediyoruz.”
TEKLİFİN GEREKÇESİ
Teklifin Genel Gerekçesi ise şöyle değerlendirildi:
Teklifin genel gerekçesi, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından 2019 yılında hazırlanan rapor ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları göz önünde bulundurularak; terörizm finansmanı ve aklama suçları ile mücadelede uluslararası standardı yakalamak olarak belirtilmiştir.
Oysa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uluslararası hukuk bakımından bağlayıcı olmakla birlikte, bu kararlar tarafından taraf devletlere yükümlülük olarak yüklenmemiş önlemlerin yasa ile düzenlenmesinin uluslararası hukukun gereği olduğu ileri sürülemeyecektir. Güvenlik Konseyi kararının zorunlu sonucu olmayan düzenlemelerin diğer yasalar gibi Anayasaya ve uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı olmamaları gerekir. Nitekim dayanak Güvenlik Konseyi kararı da alınacak önlemlerin uluslararası insan hakları hukukuna aykırı olmaması gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu Teklifte yer alan düzenlemelerin, BM Güvenlik Konseyi kararının gereği olmaması bir yana, aksine Anayasaya ve İnsan hakları sözleşmelerine aykırı olduğu açıktır.
Genel gerekçe ile teklif edilen maddeler incelendiğinde ise, son iki maddenin yürürlük ve yürütme olduğu ve amaca yönelik yalnızca altı maddenin düzenlendiği, geriye kalan 35 maddenin de temel gerekçe ile doğrudan ilgisi olmadığı da görülecektir. Yasa teklifinin diğer yasalarla ilişkisi ve ülkenin içinde bulunduğu hukuk devleti sorunları ile birlikte düşünülmesi zorunluluğu vardır.
İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması için standart belirleme ve uygulama süreçlerinin ilgili yasa ve politikalardan etkilenenlerin katılımının sağlanması ve istişare sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerekir.
Türkiye’de yaklaşık 120 bin civarında dernek bulunmaktadır. Bu sayı en az 1,5 milyon yetişkin insanı ve bu insanların aileleri ile birlikte en az 10 milyon insanı dolaylı ve dolaysız ilgilendirmektedir. Kısacası Türkiye’deki sivil toplumun tamamını ilgilendiren böylesi önemli bir konuda sivil toplumun dışlanarak ve hiçbir sosyal tarafın görüşü alınmadan hazırlanan bu kanun teklifi Adalet Komisyonunda hızla gündeme alınarak 19 Aralık 2020 tarihinde Adalet Komisyonu’nda görüşülmüş ve teklif edilen hiçbir değişiklik önerisi dikkate alınmayarak TBMM Genel Kuruluna sevk edilerek, Covid-19 salgını koşullarında yaşadığımız şu günlerde sosyal taraflar devre dışı bırakılmış, örgütlenme özgürlüğü üzerinde oldukça büyük bir sınırlama getirecek düzenleme oldubittiye getirilmiştir.
DÜZENLEMEYE İLİŞKİN GÖRÜŞLER
Teklifte yapılan düzenlemelere ilişkin görüşler ise şöyle belirtildi:
Teklifte, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında yer alan suçlar ile Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından soruşturma açılmışsa İçişleri Bakanının bu yöneticileri görevden uzaklaştırma veya dernek faaliyetini durdurma yetkisi düzenlenmektedir.
Soruşturma, bir şüphenin varlığı halinde savcılık makamınca yürütülen bir işlemdir. Kesin bir hüküm değildir. Dernek yöneticilerinin mahkeme kararı olmadan suçluymuş gibi işlem görmeleri masumiyet karinesine ve Anayasaya aykırıdır.
Teklif, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanununa da yeni sınırlandırma ve cezalandırma kriterleri getirmektedir. Kaldı ki, ilgili 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Uluslararası Sözleşmede yer almayan, örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan hatta kaldıran düzenlemeler getirilerek Sözleşmenin tamamen dışına çıkılmaktadır.
İlk bakışta sorunsuz ve BM Güvenlik Konseyi kapsamında gibi görülen bu Teklif, çok ciddi insan hakları ihlallerine yol açma potansiyelini taşımaktadır. Bu kapsam uluslararası antlaşmalar yanında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiilleri de kapsamaktadır. Maddenin yasalaşması durumunda TMK uyarınca hakkında soruşturma açılan bir kişi nedeniyle bir derneğin yönetimine el konulması söz konusu olabilecektir.
Özellikle insan hakları alanında faaliyet gösteren derneklerin yöneticilerinin büyük bir bölümü hakkında asılsız birtakım suçlamalarla davalar açıldığı, sadece örgüt üyeliği suçundan yılda 300.000’den fazla kişinin soruşturulduğu düşünüldüğünde; binlerce sivil toplum aktivistinin gazetecinin, siyasetçinin, meslek örgütü mensubunun TMK kapsamında soruşturulduğu dikkate alındığında bu kanunun neredeyse tüm muhalif dernekleri hedef alacağına şüphe bulunmamaktadır.
Keza bu geniş uygulama alanının Türkiye’de terör suçlarının belirsizliği ve keyfiliği sorunundan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. 3713 Sayılı TMK’nın terör tanımı muğlak ve uluslararası ölçütlerle uyumsuzdur. Bu yasanın 7. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen propaganda suçu AİHM kararları sonrasında tam 6 kez değişikliğe uğramıştır. Halen AİHM ve AYM önünde yüzlerce başvuru bu kuralın haksız uygulaması hakkındadır. Aynı şekilde AİHM yakın tarihli kararlarında TCK’nin 220/6 ve 7. fıkralarda yer alan örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım ve örgüt adına suç işleme suçlarının Sözleşmenin öngördüğü yasallık ölçütlerine aykırı olduğuna karar vermiştir. Şimdi bu belirsiz suçlar nedeniyle hakkında soruşturma açılan yöneticiler nedeniyle bir derneğin yönetimine el koyulmasının yolu açılmış olacak ki, bu sonucun BM Güvenlik Konseyi kararının gereği olduğunu söylemek imkansızdır.
Yine teklifte öngörülen yargı denetimi de bu sakıncaları gidermekten uzaktır. İçişleri Bakanı bir kişi hakkında soruşturma açıldığı gerekçesiyle bir derneğin faaliyetlerini durduracak, bu kararı inceleyen hâkim de bu ara kararı esasa girmeksizin inceleyecektir. Bir başka deyişle, hâkim uygulamada sadece İçişleri Bakanının kararının gerçekten bir adli soruşturmaya dayanıp dayanmadığına karar verecektir. Böylece belki de yıllarca sürecek bir soruşturma nedeniyle, derneğin faaliyet göstermesi mümkün olmayacaktır. Bu düzenleme yasalaşırsa dernek yöneticilerinin seçme ve seçilme yoluyla güvencede olan örgütlenme özgürlükleri de İçişleri Bakanlığı’nın siyasi vesayeti altına alınmış olacaktır.
Teklif, Anayasanın 13. Maddesinde temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz hükmüne rağmen daha önceden terör suçları veya kanunda belirtilen suçlardan mahkûm olmaları ve cezalarının infazından sonra bile dernek üyelerinin dernek yönetici olamayacaklarına dair sürekli bir hak mahrumiyeti getirmektedir. Bu düzenleme yasalaşırsa TMK 3. Maddede sayılan suçlardan ve özellikle ifade özgürlüğü kapsamında ele alınması gereken suçlamalar nedeni ile hüküm giyip infazı tamamlanan kişilerin bundan böyle dernek yöneticisi olamayacakları düzenlenerek, bu kişilerin sosyal yaşamda damgalanmaları gerçekleşecektir.
Teklifle, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’unda belirtilen fon sağlanması veya toplanması yasak fiillerin ortaya çıkması halinde, fiili gerçekleştiren dernek veya vakıfların mal varlığının dondurulmasına Cumhurbaşkanı karar verebilecektir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu karar Resmî Gazetede yayınlanır yayınlanmaz gecikmeksizin uygulanacaktır. Hiçbir yargısal denetime tabi olmaksızın dernek faaliyetinin engellenebilmesi, örgütlenme özgürlüğü ile mülkiyet hakları bakımından anayasal ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen güvencelerin yok edilmesi anlamına gelecektir.
Teklifle, Dernekler açısından İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Hazine Bakanlığı’nın oluşturduğu komisyonca görevlendirilen denetçilerin yanı sıra İçişleri Bakanının gerekli gördüğünde denetim yetkisi verdiği kamu görevlilerinin de her an denetleme yapma yetkisi oluşturulmaktadır. Ancak, bu kişilerin niteliklerine dair bir kriter getirilmemiştir. Denetimin kapsamı da tamamen belirsizdir. Bir kamu görevlisi, bir insan hakları derneğinde neyi, ne amaçla kontrol edecek ve denetleyecektir? Hangi dosyalara, hangi içeriklere, ne ölçüde bakabilecektir? Halen bir şikâyet üzerine yapılan denetimler böylece süreklilik arz eden işlemler haline getirilmiş olacaktır. Mevcut uygulamalarda kimi zaman aylarca süren denetimler olduğu bilinmektedir.
Özel kanundaki düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, bir dernek hakkında İçişleri Bakanlığı yahut mülki idari amirlikleri tarafından başlatılan inceleme sırasında, inceleme altındaki derneğin ortak iş yaptığı başka bir dernek ya da kuruluş var ise bunlardan da bilgi ve belgeler istenebilecek. Dolayısıyla burada bir derneğe hibe vermiş veya ortak çalışma yürütmüş başka bir dernek, vakıf vb. kuruluş da denetim altına alınabilecektir. Bu dernekler arası iş birliği ve yardımlaşmayı kısıtlayıcı bir etkiye neden olacaktır.
Özel ve tüzel kişilerin yardım toplama usulleri 2860 sayılı Yardım Kanununda düzenlenmiştir. Bu kanun uyarınca yardım toplayacak kişi/kurumlar bir dilekçe ile hangi konuda hangi il/ilçe sınırları içinde ne kadar süre ile yardım toplayacaklarına ilişkin bildirimi ilgili makama yapmakla yükümlüdürler.
Derneklerin internet üzerinden yardım kampanyası açması mevcut izin sistemine dahil edilmekte; izinsiz yapılan yardım kampanyalarının internet ortamında sürdürüldüğü belirlendiği anda İçişleri Bakanlığına kampanyayı yürüten kuruma mail yolu ile ulaşarak 24 saat içerisinde kampanya çalışmasını sonlandırması, kampanya sağlayıcısına ulaşamadığı takdirde sulh ceza hakimliği kanalıyla erişim engelleme kararı talep etmesi yetkisi tanınmaktadır. Dolayısıyla yasağın kapsamı genişletilerek, dernek ve vakıfların mali destek kaynaklarına müdahale edilmesi kolaylaştırılmaktadır. Bütün faaliyeti yardım toplamak ve yardım etmek üzere vücut bulan dernek ve vakıfların çalışmaları tümüyle denetim altına alınmış olacaktır.
Keza izinsiz yardım toplayanlar ve bunlara yer sağlayanlar hakkında yüksek idari para cezaları düzenlenmiş; izinsiz toplanan yardımlara ilişkin idari para cezasının yanı sıra yardımlara el konulması, el konulan yardımlara ilişkin yaptırım yetkisi vali ve vali yardımcılarına bırakılmaktadır. İzinsiz yardım durumunda toplanan yardım miktarından bağımsız olarak 200.000TL’ye kadar para cezası verilmesi, uygulamada çoğu derneğin kapatılmasına yol açacaktır.
PİRHA- Alevilerin sesi TV10’un Başbakanlık emriyle kapatılmasının üzerinden 2 yıl geçti. 2 yöneticisi ve bir çalışanı tutuklu olan Tv10’un yeniden alınması ve açılması için mücadele devam ediyor. TV10’un tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ise gönderdiği mesajında Alevilerin lokmalarıyla kurulan Tv10’un hukuksuz bir şekilde kapatıldığını hatırlattı.
17 Ağustos 2011 yılından beri aralıksız Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkanını, Dersim’den Tokat’a, Adıyaman’dan Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya, Mersin’e kadar Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayının Başbakanlık emriyle bir yıl önce kesilmesinin ve kapatılmasının 2. yılı.
TV10 2011 yılından beri aralıksız yayın yaparak Alevilerin sesi olmuştu. Ancak Tv10’un, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kararnamesiyle ve Başbakanlık emriyle 28 Eylül 2016 tarihinde yayını kesildi, 4 Ekim’de ise kapısı mühürlendi.
TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıkları ise ihale yoluyla geçtiğimiz yıl Eylül ayında satışa çıkarıldı.
TV10’un çalışanları ise kanalın yeniden açılması için mücadele başlattı. İstanbul’da Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda haftalarca eylem yaptı. Hukuki mücadelesi de süren Tv10 eylemlerine her hafta Alevi kurum yöneticileri, Alevi yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri destek verdi.
OHAL KOMİSYONU REDDETMİŞTİ
TV10’un kapatılmasının ardından avukatlar da hukuki mücadeleyi de başlattı. 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. Alevilere ait bir yayın politikası izleyen ve 668 sayılı KHK ile kapatılan TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.
Öte yandan, TV10’un açılması için mücadele devam ederken, Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi ve programcı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir ise hiç bir hukuki gerekçeye dayanmadan tutuklanarak Silivri Cezaevine konuldu. 9 aydır tutuklu olmalarına rağmen hala haklarında iddianame bile hazırlanmayan TV10 yöneticileri bir an önce yargılanmayı ve özgür kalarak, gazetecilik faaliyetlerine devam etmeyi bekliyor.
“LOKMALARLA KURULAN TV10 HUKUKSUZCA KAPATILDI”
Silivri Cezaevi’nden bir mesaj gönderen TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Alevilerin lokmalarıyla kurulan Tv10’un hukuksuz bir şekilde kapatıldığını hatırlattı.
Büyükşahin, Tv10 hakkında verilen kapatma kararının siyasi bir karar olduğunu vurgulayarak, “Geçmişte yol ermişlerimizin ozanlarımızın dediği gibi bu bir insanlık davasıdır. Mücadele devam ediyor” dedi. Büyükşahin, başta Aleviler olmak üzere bu ülkede hak hukuk arayan herkes üzerinde baskıların katmerleşerek arttığını da kaydetti.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Özgür Kaplan, Diyanet’in tüm hayatı işgal eden misyoner bir kurum olduğunu belirterek, “Diyanet İşleri Başkanlığı kesinlikle kapatılmalı ve tüm mal varlığı kız çocuklarının eğitim/öğretimine aktarılmalıdır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Özgür Kaplan, okulların açıldığı bugün sosyal medya hesabından bir mesaj yayınlayarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını istedi.
Kaplan, “Diyanet İşleri Başkanlığının, İslamın, ahlak ve inanç esaslarını devlet adına kamu hizmeti olarak yürütmesi, ülkemizde “kamusal alan” olarak tariflenen tüm alanları dincileştirmesi anlamına gelmektedir” dedi.
Kaplan, “Diyanet İşleri Başkanlığı, bir bütün olarak toplumun ahlaki değerlerinden doğa ile kurduğu ilişkiye, kültürlerarası diyalogların nasıl olması gerektiğini belirlemeye kadar uzanan ve tüm hayatı işgal eden misyoner bir kurumdur” ifadelerini kullandı.
Diyanet’in insan vicdanını körelten ve zamanla kendinden olmayana düşmanlığı öğütleyen bir kurum olduğunu vurgulayan Özgür Kaplan, “Diyanet İşleri Başkanlığı kesinlikle kapatılmalı ve tüm mal varlığı kız çocuklarının eğitim/öğretimine aktarılmalıdır” önerisinde bulundu.
PİRHA – Kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 6’sı tutuklu, 14 çalışanının yargılandığı davanın ilk duruşması bugün görülecek. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul, ‘Hukuksuzluk son bulsun’ çağrısı yaptı.
Özgürlükçü Demokrasi çalışanları yarın hakim karşısına çıkacak. Bulunduğu Silivri Cezaevinde duruşmaya katılım çağrısı yapan gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul, ilk duruşmada tahliye beklediklerini vurgulayarak “İlk duruşmaya dair beklentim elbette tahliye edilmek. Tüm gazeteciler ve haksız yere içeride tutulan binlerce insan için de olması gereken budur. Umarım bu hukuksuzluklar son bulur” dedi.
Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne 28 Mart 2018’de kayyım atandı. 8 Temmuz 2018’de ise çıkarılan kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatıldı. Kayyım atandıktan sonra gazetenin çalışanlarına yapılan operasyon kapsamında gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’un da aralarında bulunduğu 6 kişi tutuklanırken 14 kişi hakkında dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Uygur Kaan Arısoy tarafından hazırlanan iddianamede, gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ve gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul’un da bulunduğu 14 kişi hakkında “Örgüte üye olmak”, “Propaganda yapmak”, “Örgüt yayınlarını basmak veya yayımlamak” suçlamaları yöneltildi. İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşması bugün görülüyor.
Gazetenin Yazı İşleri Müdürü İshak Yasul, bulunduğu Silivri Cezaevi’nden davaya dair Mezopotamya Ajansına (MA) yanıt verdi Yasul şunları kaydetti:
“Gazetemizin kapatılması ve tutuklanmamız Afrin’e dönük operasyonla dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın medyaya dönük 15 maddelik talimat listesine itaat etmememizle gerçekleşti. Bir nevi yapılmak istenen medyayı hizaya getirmek ve biat ettirmekti. Ki gazeteci hiçbir olay karşısında, hiçbir zaman itaat etmez, hangi koşul altında olursa olsun. Çünkü gazeteci birilerinin kalemşorluğunu yapmaz, gerçeğin, asıl olanın dili olur. Gazeteciliğin ölçüsü de ilkesi de budur. Eğer bu mesleği icra ediyorsanız ahlak ve ilkelerini göz ardı edemezsiniz. Bu temelde Afrin’de yaşanan, birçok uluslararası ajansa yansıyan, bir çoğu daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından kabul edilen talanı ve yağmayı, yaşamını yitiren yüzlerce sivil insanı, göç eden yüz binlerce insanı göz ardı edemezsiniz. Bütün bunları hâlâ Kuvayi Milliye benzetmesi yapılan ÖSO’cular yapmaktadır. İşte bütün bunlara sessiz kalmak, bir Afrin’linin ‘ÖSO kadınlarımıza tecavüz etti. Evlerimizi talan etti’ sözünü ‘YPG yaptı’ şeklinde servis etmenin gazetecilik ilke ve ahlakıyla nasıl bir açıklaması olabilir? İşte Özgürlükçü Demokrasi gazetesi itaat etmediği ve gerçeklerin tarafı olduğu için kapatıldı.”
Gazetenin kapatılmasının ve ardından gerçekleşen operasyonların Kürt halkı ve değerlerine uygulanan politikaların bir parçası olduğunu öne süren Yasul, “Bir bakıma Kürt medyası yıllardır devletin ve iktidarların uygulamış olduğu baskı ve saldırı politikalarının tanığı konumundadır. Ve bu tanıklığın bedelini canıyla, işkence ve cezaevlerine konulmakla vermiştir. Defalarca faili belli bir şekilde katledilmiş, bombalanmış, işkenceye uğramış, cezaevlerine hapsedilmiştir. Tabii buna karşı durmaktan, gerçekleri dile getirmekten, yapılan ve gizlenmeye çalışanları açığa çıkarmaktan, bedeli ne olursa olsun asla geri adım atmayacaktır. Bugün olduğu gibi… Bugün tüm Türkiye halkları her taraftan bir baskı politikasına maruz kalmışken, Kürt halkına uygulanan bunca baskı ve saldırı ortadayken özgür basın buna sessiz kalamazdı. Ki kalmadığı için de her dönemde olduğu gibi bu dönemde de her türlü baskıya maruz kalmıştır. Sanık kürsüsüne çıkarılan Kürt medyası aslında yaşanılan ve yaşatılanların tanığıdır” dedi.
“DAVAYA SAHİP ÇIKIN”
İlk duruşmanın 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde görüleceğine de dikkat çeken Yasul, şöyle devam etti:
“Bugün o dönemi de çok geride bırakan, her türlü baskı ve saldırının derinleştirildiği bir dönemden geçmekteyiz. O günleri aratan bir dönem. Yüz binlerce gözaltı ve tutuklama, binlerce ihraç, yaşanan bunca hak ihlali ve tek sesli bir hale getirilmek istenen bir medya. 200’e yakın basın-yayın kurumunun kapatılıp, bir o kadar gazetecinin tutuklanması. Tabii bugünün yıl dönümünde mahkemeye çıkmanın yarattığı bir anlam vardır. O da derinleşen baskı politikalarına karşı büyüyen bir mücadeledir.”
Yasul Basın örgütlerine ve meslektaşlarına da dayanışma ve davaya sahip çıkma çağrısı yaptı.
Güney Kore Devlet Başkanlığı ofisinden yapılan açıklamada, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un ‘Kore milletinin bir daha kanının dökülmesine izin verilemeyeceğini’ belirterek gelecekte güç kullanmaktan kaçınma sözü verdiği, ayrıca ülkedeki nükleer deneme tesisini de gelecek ay içerisinde kapatma konusunda kararlı olduğu belirtildi.
Güney Kore Devlet Başkanlığı ofisinin bir sözcüsünün yaptığı açıklamada, Kim’in “Kore Savaşı’nın üzücü geçmişini bir daha tekrarlamayacağız. Kore milletinin bir daha kanının dökülmesine izin verilemez. Güç kullanmayacağımı teyit ediyorum” dediği ifade edildi.
Buna göre Kim ayrıca, gelecek ay kapatılması konusunda kararlı olduğu Punggye-ri nükleer deneme tesisine ilişkin sürecin uluslararası uzmanlar tarafından gözlemlenmesi sözünü verdi.
“ANLAŞMAYA VARILIRSA NİYE NÜKLEER SİLAH BULUNDURALIM?”
Kuzey Kore liderinin ifadelerini aktaran sözcü, Kim’in savaşı sonlandırma konusunda ABD’yle bir anlaşmaya varılması durumunda nükleer silahların anlamının kalmayacağını söylediğini belirtti. Buna göre Kim, “ABD ile görüşmelerimiz sıklaşır, güven inşa edilir, uyum ve savaşı sonlandırma konusunda anlaşmaya varılırsa niye nükleer silah bulunduralım ve zor koşullar altında yaşayalım ki?” ifadelerini kullandı.
Güney Koreli sözcü, nükleer deneme tesisinin kapatılması sürecine ilişkin, “Kuzey Kore nükleer tesisini Mayıs ayında kapatacak. Uluslararası kamuoyuna karşı şeffaflığın sağlanabilmesi için Kuzey Kore’ye uzmanları ve gazetecileri davet etmeyi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan açıklamada tarihi zirvede iki ülkenin ortak zaman dilimine geçme konusunda da uzlaştığı kaydedildi. Bu kapsamda, Kuzey Kore’nin tekrar Güney Kore’nin içerisinde bulunduğu zaman dilimine geçeceği belirtildi.
Mevcut durumda Kuzey ve Güney Kore arasında zaman dilimi farklılığı nedeniyle 1 saatlik zaman farkı bulunuyor.
PİRHA- Başbakanlık emriyle OHAL kararnamesiyle hukuksuz bir biçimde kapatılan Alevi toplumunun sesi TV10’un 4 Ekim 2016 günü mühürlenmesinin bugün 1. yılı. 28 Eylül günü yayını kapatılıp, 4 Ekim 2016’da da kapısı mühürlenen TV10’un çalışanları 52 haftadır İstanbul’da Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyor. Hukuki mücadelesi de süren Tv10 eylemine her hafta Alevi kurum yöneticileri, Alevi yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri destek veriyor.
TV10 2011 yılından beri aralıksız yayın yaparak Alevilerin sesi olmuştu. Ancak Tv10’un, 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL kararnamesiyle 28 Eylül 2016 tarihinde yayını kesildi. 4 Ekim’de ise rejisi mühürlendi.
TV10 ÇALIŞANLARI 1 YILDIR EYLEM YAPIYOR
TV10’un yeniden açılması için çalışanlar mücadele başlattı. Kanalın çalışanları 52 haftadır İstanbul’da Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyor. Eyleme her hafta Alevi kurum yöneticileri, Alevi yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri destek veriyor.
Ayrıca kapatılması sonrasında TV10’un avukatları, hukuki mücadeleyi de başlattı.
Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıkları ihale yoluyla geçtiğimiz ay satışa çıkarıldı.
13 Eylül’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. Alevilere ait bir yayın politikası izleyen ve 668 sayılı KHK ile kapatılan TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.
PİRHA- Alevi toplumunun sesi TV10’un, Başbakanlık emriyle OHAL kararnamesiyle hukuksuz bir biçimde 28 Eylül 2016’da yayınının kesilmesinin bugün 1. yılı. 4 Ekim 2016’da da kapısı mühürlenen TV10’un çalışanları 51 haftadır İstanbul’da Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyor. Hukuki mücadelesi de süren Tv10 eylemine her hafta Alevi kurum yöneticileri, Alevi yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri destek veriyor.
TV10 2011 yılından beri aralıksız Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkanını, Samsun’dan, Dersim’e, Tokat’an, Adıyaman’a, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıyıp, Alevilerin sesi olmuştu.
Ancak Tv10, 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL kararnamesiyle 28 Eylül 2016 tarihinde yayını kesildi. 4 Ekim’de ise kapısı mühürlendi.
TV10 ÇALIŞANLARI 1 YILDIR EYLEM YAPIYOR
TV10’un yeniden açılması için çalışanlar mücadele başlattı. Kanalın çalışanları 51 haftadır İstanbul’da Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyor. Eyleme her hafta Alevi kurum yöneticileri, Alevi yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri destek veriyor.
Ayrıca kapatılması sonrasında TV10’un avukatları, hukuki mücadeleyi de başlattı.
Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıkları ihale yoluyla geçtiğimiz haftalar satışa çıkarıldı.
13 Eylül’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. Alevilere ait bir yayın politikası izleyen ve 668 sayılı KHK ile kapatılan TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.
BAŞBAKANLIĞA BAĞLI KOMİSYON KAPATTI
Bunun üzerine bir açıklama yapan Büyükşahin, “OHAL inceleme komisyon mağduriyetleri gidermek adına kuruldu. Biz başvuru yapmak için geldik. KHK listesinde adımızın olmadığını söylediler. Ama elimizdeki tutanaklarda KHK ile kapatıldığımız yazılıyor. Sonra öğrendik ki Başbakanlığa bağlı bir komisyon tarafından kapatılmış” demişti.
TV10 LİSANS VE MALLARI 246 BİN TL’YE SATIŞA ÇIKARILDI
Kanalın lisans ve mallarının TMSF tarafından apar topar 246 bin TL fiyatla satışa çıkarıldığına dikkat çeken Büyükşahin, “Halbuki RTÜK’e başvuru yaptığınızda 80 bin dolar lisans parası ödemek zorundasınız. Bu televizyonunu TÜRKSAT’ta 239 bin liraya yakın depozitosu var. TV10 bugün kapatılmamış olsaydı ve biz satmaya kalksaydık daha fazla tutardı. Minareyi çalan kılıfı bulmuş. Bizi KHK ile kapatarak TMSF satışına onay veren aslında bu televizyonu kime satacaklarını belirlemişlerdir zaten. Yandaşlarına peşkeş çekmek için.” ifadelerini kullanmıştı.
TV10 kanalının Alevilerin sesi olduğunu vurgulayan Büyükşahin, televizyonlarını geri istediklerini belirterek, “Alevilikte lokma çok önemlidir. Bu bizim inancımızda kültürümüzde olmazsa olmaz ritüellerinden biridir. Bu televizyon Alevi lokmaları 5-6 yıl ayakta kalabildi. Lokmalarım mutlaka sizin boğazınıza takılacak. Aleviler haklarını size helal etmeyecek biz de mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuşmuştu.
TV10 avukatlarından Zülfükar Erden ise hukuki sürece ilişkin, “TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunduk. En son AİHM’e başvurma kararı aldık” dedi.