Etiket: karakoçan

  • ‘Dayanışma; Karakoçan’da kirli amaçlar peşinde olanların önünde en büyük engeldir’

    ‘Dayanışma; Karakoçan’da kirli amaçlar peşinde olanların önünde en büyük engeldir’

    PİRHA – Karakoçan’da Alevi yurttaşın tehdit edilmesine ilişkin siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları  Karakoçan’da Alevi Kültür Derneği önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “dayanışma ve birliktelik inanıyoruz ki Karakoçan’da kirli amaçlar peşinde olanların bu amaçlarına ulaşmamalarının önünde en büyük engeldir” denildi.

    Karakoçan’da Alevi yurttaşın evinin işaretlenmesi ve tehdit edilmesine ilişkin Alevi Kültür Derneği önünde basın açıklaması yapan siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları “Karakoçan Özelinde yaşayan Alevi – Sünni ya da farklı inançlar arasında hiçbir zaman böyle bir sorun yaşanmadığını dile getirdiler.

    “HERKES BU PROVOKASYONA KARŞI DURUP BUNU BOŞA ÇIKARACAKTIR”

    “Bizler biliyoruz ki bu provokasyonu yapanların amacı halkları karşı karşıya getirmektir. Karakoçan Özelinde yaşayan Alevi – Sünni ya da farklı inançlar arasında hiçbir zaman böyle bir sorun yaşanmamıştır. Bizler biliyoruz ki bu provokasyonu yapanların amacı halkları karşı karşıya getirmektir. Ama bu konuda asla başarılı olamayacaklardır. Karakoçan’da Alevisi ile Sünnisi ile Kürdü ve Türkü ile herkes bu provokasyona karşı durup bunu boşa çıkaracaktır” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bu provokasyonun açığa çıkarılması için devlet görevlileri ellerinden geleni yapacaklarından hiç şüphemiz yoktur.

    Bu konuda duyarlılık göstererek yanımızda olan Karakoçan da ki tüm siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, odalara, muhtarlara çok teşekkür ediyoruz. Bu dayanışma ve birliktelik inanıyoruz ki Karakoçan’da kirli amaçlar peşinde olanların bu amaçlarına ulaşmamalarının önünde en büyük engeldir. Basın açıklamamızda bizleri yalınız bırakmayan başta dernek üyelerimiz, Karakoçan Halkı ve tüm duyalı kesimlere tekrar teşekkür ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu, Alevi yurttaşın evine saldıran şahsı İçişleri Bakanına sordu

    Kenanoğlu, Alevi yurttaşın evine saldıran şahsı İçişleri Bakanına sordu

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını meclis gündemine taşıdı.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması talebiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Kenanoğlu, “Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan B.Ö’nün ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmiş ve “defol dinsiz Alevi” yazılmıştır. Bu saldırının hedefi olan B.Ö, saldırının yaşandığı günden bu yana can güvenliği olmadığı endişesiyle evinden dışarı çıkmakta tereddüt ettiğini ifade etmektedir. Saldırıdan çok kısa bir süre önce, bir sosyal medya hesabı tarafından açık kimliği ve adresi yazılarak hedef haline getirildiğini açıklayan B.Ö., bunu gerçekleştiren sosyal medya hesabının saldırının azmettiricisi ve/veya faili olduğu yönünde şüphelerini dile getirmektedir. Bahsi geçen sosyal medya hesabının sahibi hakkında ise henüz herhangi bir girişimde bulunulmamıştır” dedi.

    BİR ÇOK YERDE EVLER İŞARETLENDİ

    Milletvekili Ali Kenanoğlu 2012 yılından bugüne kadar işaretlenen evlerin hatırlatmasında bulundu.

    “2017 Kasım ayında Elazığ’a sınırı bulunan Malatya’daki Alevilerin evleri işaretlenmiş ve akabinde ilin idari amirlerinin bu saldırıya/provokasyona karşı ciddi bir inceleme başlatmamış olması tepkilere yol açmış ve ilde geniş katılımlı gösteriler düzenlenmiştir. Yakın tarihte meydana gelen benzer saldırıların kronolojik dökümü ise şöyledir:

    Ağustos 2012’de İstanbul’un Kartal ilçesinde, Mayıs 2013’te İstanbul’un Maltepe ilçesinde, Ekim 2014’te İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde, Mayıs 2015’te Adıyaman’da, Haziran 2015’te Elazığ’da ve İzmit’te, Ağustos 2015’te İstanbul’un Üsküdar ilçesinde, Eylül 2016’da Ankara’nın Mamak ilçesinde, Mart 2017’de Adana’da, Aralık 2017’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde ve Manisa ilinde Alevilere yönelik benzer cinsten saldırılar gerçekleştirilmiştir. Yine, geçtiğimiz Ekim ayında İzmir’in Çiğli ilçesinde yaşamakta olan Alevi bir ailenin evi işaretlenmiş, bu konuda ailenin emniyete yapmış olduğu şikayet ise polislerce kendi başlarının çaresine bakmaları yönünde ifadeler kullanılarak karşılıksız bırakılmıştı.”

    Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması için verdiği önergede şu soruları yöneltti:

    • Daha ciddi sorunlara yol açmadan, saldırıya azmettiren ve/veya eyleyen şahıs hakkında harekete geçilecek midir?
    • Mevcut siyasi iktidarı eleştiren sosyal medya paylaşımlarına yönelik ışık hızında girişimde bulunulmakta iken, can güvenliğini tehdit eden böylesi bir paylaşımın sorumlusu hakkında henüz bir girişimde bulunulmaması nasıl izah edilmektedir?
    • Ev işaretlemesi yoluyla Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin bakanlığınızca hazırlanmış bir rapor mevcut mudur?
    • Bu tür saldırıları engellemek adına bakanlığınız tarafında alınması gereken önlemler konusunda yürütülen bir çalışma var mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

  • Karakoçan’da evi işaretlenen Alevi yurttaş: Tehdit ediliyorum

    Karakoçan’da evi işaretlenen Alevi yurttaş: Tehdit ediliyorum

    Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde B.Ö. isimli Alevi yurttaşın sosyal medyada hedef gösterilmesinin ardından evinin kapsına ırkçı yazılamalar yapıldı. Olaydan sonra evden çıkamayan B.Ö., tedirgin olduğunu belirterek, yardım talebinde bulundu.

    Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde ikamet eden B.Ö.’nün (23) evinin kapısına ırkçı bir grup tarafından yazılama yapıldı. ‘Tc Recep Akkay’ adlı kişi sosyal medya hesabından B.Ö.’ye yönelik tehdit mesajı yazarak hedef gösterdi.

    Tc Recep Akkay, B.Ö.’ye gönderilen mesajda “Elazığ’daki ülkücü kardeşlerime sesleniyorum bu şahıs Kürtlerle ilgili paylaşımlarda bulunup propaganda yapıyor. Biz sadece Türk dilini tanırız. Bunu şikayet edin veya haddini bildirin. Bu teröristi barındırmayın. Ülkü ocakları sayfasında paylaştım siz de paylaşın değerli dostlar. Bu ülke bizim. Tek din, tek devlet, tek millet. Bu vatan bizim. İşinize gelirse Alevi Kürdü. Kendisi Yahudilerle aynı safta, cezasız kalmasın” ifadelerini kullandı.

    Mesaj sonrası 21 Ocak’ta B.Ö.’nün evinin kapısına yazılama yapıldı. Kapıya, “defol dinsiz Alevi”  ile açık kimliği yazıldı. Yine yazılamanın yanına üç hilal ve çarpı işareti konuldu.

    Yazılama yapıldığı günden bu yana evinden dışarı çıkamayan B.Ö., tedirgin olduğunu ve tehditlerin devam ettiğini kaydetti. B.Ö., duyarlı çevrelere hukuki yardım talebinde bulundu.

  • Sezai Temelli: Kebire Doğan’ın 94 yıllık ömrü direniştir

    Sezai Temelli: Kebire Doğan’ın 94 yıllık ömrü direniştir

    Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan’ın taziyesini ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Doğan’ın 94 yıllık ömrünü direniş olarak kabul ettiğini söyledi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan (94) için Elazığ’ın Karakoçan ilçesindeki cemevinde kurulan taziye evini ziyaret ederek, aileye başsağlığı dileğinde bulundu.

    Milletvekillerinin de katıldığı ziyarette konuşan Temelli, devletin sürdürdüğü zulme karşı direnmeye devam ettiklerini kaydederek, Kebire Doğan’ın 94 yıllık ömrünü direniş olarak kabul ettiğini söyledi. Cenazelerin kaldırılmasının engellenmesinin zulüm olduğunu belirten Temelli, “Mazlum Doğan’ın direnişi de bize örnektir. Mücadelemize güç katan bir iradedir. Dolayısıyla O’nu da bu vesileyle anıyorum” dedi.

    Temelli, karşılarındaki ceberut devletin kendilerini savaş yoluyla sindirmek, asimile etmek ve tümüyle katliama uğratmak istediğini dile getirerek, çözüm sürecinde bu devletin arkadan iş çevirdiğine dikkat çekti. Temelli, verecekleri mücadeleyle bu çökertme planlarının altında onların kalacağını kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan toprağa verildi

    Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan toprağa verildi

    Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan, Mazgirt ilçesi Teman köyünde defnedilirken, askerlerce engellenen DTK Eşbaşkanı Bedran Öztürk ve HDP milletvekillerinin içinde bulunduğu yüzlerce kişi, patika yollardan köye ulaşarak cenaze törenine katıldı.

    Mazlum Doğan’ın annesi Kebire Doğan (94) için Dersim’in Mazgirt ilçesi Teman köyüne bağlı Goman Mezrasında cenaze töreni düzenlendi. Cenaze törenine Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Bedran Öztürk, HDP milletvekilleri Musa Farisoğulları, Erdal Aydemir, Ömer Öcalan ile HDP’nin Dersim, Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Urfa il ve ilçe örgütleri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Demokratik Aleviler Derneği (DAD), 78’ler Derneği yöneticilerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş katıldı.

    YÜZLERCE KİŞİ ENGELLENDİ

    Sabahın erken saatlerinde Goman köyünün giriş ve çıkışları askerler tarafından zırhlı araçlarla kapatıldı. Gelen yüzlerce kişi, sayısız kez GBT kontrolünden geçirildi. Cenaze törenine katılmak için gelen ve aralarında HDP milletvekillerinin de olduğu yurttaşlar, köyün 15 kilometre uzaklığında askerlerin kurduğu noktada durdurularak engellendi. Askerler, yol güzergahına bomba döşendiği iddiasında bulunurken, Tunceli Valiliği’nin, Doğan’ın akrabaları dışında kimsenin köye girişine izin verilmemesi yönünde talimatı olduğu belirtildi.

    VEKİLLER PATİKA YOLLARDAN KÖYE GİRDİ

    HDP’li vekillerin yaptığı tüm görüşmeler ise sonuçsuz kalırken, kalabalık grup, “94 yaşındaki bir kadının cenazesinden dahi korkuyorlar” diyerek ormanlık alandaki patika yollarda köye ulaşmak için yürümeye başladı. Yaklaşık iki saat yürüyen grup, köye vardı.

    Ayrıca Elazığ Karakoçan’dan misafirler için getirilen hayır yemeğine de izin verilmeyerek geri gönderildi.

    “KÜRT MÜCADELESİNE SEVGİSİ SONSUZDU”

    Yaşadığı evin önünde cenaze merasimi yapılan Kebire Doğan için halktan helallik istendi. Ardından konuşan Doğan’ın kızı Arife Yıldırım, “Annem 2 evladını Kürt özgürlük mücadelesinde yitirdi. 94 yıl evlat acısı ve hasreti ile yaşadı.  2 oğlunun arkadaşlarına son derece bağlı ve sadık bir anneydi. Oğulları Mazlum ve Delil’in arkadaşları ona ‘ana gorki’ derlerdi. Çok merhametli ve yardımseverdi annem. Kimseyi kırmazdı. Uğruna oğullarını kaybettiği bu mücadeleye karşı sevgi ve saygısı sonsuzdu” dedi.

    “MİLYONLARCA MAZLUM’UN ANNESİDİR”

    Daha sonra konuşan DTK Eşbaşkanı Bedran Öztürk de, engellemelerin nedenin Kebire’nin Mazlum Doğan’ın annesi olmasından kaynaklı olduğunu belirterek, “Kebire anne sadece Mazlum Doğan’ın annesi değil, milyonlarca mazlumların annesidir. Devletin bu anlayışını Mazlum Doğan Diyarbakır Cezaevine yaptığı eylemler ile protesto etmişti. Ve bizlere de ‘Yaşamak Direnmektir’ sözünü miras bıraktı. Kebire annenin cenazesine katılmamız için kilometrelerce önümüzü kapatarak izin vermediler. Ancak biz annemizin cenazesine sahip çıkmak için her türlü zorluğu aşarak geldik” dedi.

    “MAZLUM’UN MİRASINI GÜVEN DEVRALDI”

    Mazlum Doğan’ın Diyarbakır Cezaevinde bıraktığı mirası şu anda Leyla Güven’in devraldığını ifade eden Öztürk, “Leyla Güven faşizme karşı açlık grevi direnişini başlatmış. Halkımız hiçbir zaman diz çökmedi, çökmeyecek” dedi.  Öztürk, konuşmasını Kürt halkına başsağlığı dileyerek tamamladı.

    Ardından Doğan’ın cenazesi, köy mezarlığında eşi Kazım Doğan’ın yanına defnedildi.

    (Kaynak:MA)

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız, Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneğinde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde stand açan Yıldız “Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde kitap-dergi standı açan Yıldız PİRHA’ya konuştu.

    Yıldız “Kürt Böreği’nin isim hakkını almak ve burada biraraya gelmek önemli. Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    İki yıl önce KHK ile ihraç edilen Tarih öğretmeni Rıfat Yıldız, şimdi İstanbul’da Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor.

    İstanbul’a gelmeden önce Muş Kurdi-Der’de dil dersleri vermiş. Aynı dönemde Muş Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünde öğrencilik yapan Yıldız, mastır eğitimine de aynı üniversitede devam ediyor.

    Yıldız “Şimdi KAYYDER’de özel dersler veriyorum. Hafta sonları da toplu derslere giriyorum” diyor.

    Bu derslerin hangi aralıklarla verildiğini ve ilginin nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Kursiyerlere göre değişiyor. Kursiyer vardır her gün ders alıyor. Kursiyer vardır haftada bir gün alıyor. Kursiyer vardır haftada bir saat alıyor” cevabını veriyor.

    “KÜTLERİN DIŞINDAKİ KESİMLERİN İLGİSİ DAHA YOĞUN”

    İlgi konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Doğrusunu söylemek gerekirse bir alaka var. Fakat bu yeni siyasal atmosfer içinde biraz korku da var. Bu korkuya rağmen yine de alaka var. Bu ilgi sadece Kürtlerden gelen bir ilgi değil. Kürtlerin dışındaki kesimlerin de ilgisi yoğun.

    Bu sene çoğunlukla öğrencilerim Türklerden oluşuyor. İki de yabancı vardı, bunlardan biri İngiliz, diğeri ise Amerikalıydı. Öğrencilerim arasında akademisyen var, sinemacı var, tiyatrocu var.”

    “DİL DİSİPLİN VE SABIR İSTİYOR”

    Dil kursuna gelenler öğreniyorlar mı peki diye soruyoruz? Mamoste Yıldız şöyle cevaplıyor:

    “Öğreniyorlar elbette. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nden bir kadın geldi. Neredeyse benim kadar Kürt dilini ve gramerini gayet iyi öğrendi. Sonra geldi masallar üzerine çalıştık. Şöyle bir şey, dil konusunda öğrenmenin sınırı yoktur. Biraz sabır ve disiplin istiyor. Bu disiplin biz Ortadoğu halklarında fazla yoktur. Ama Avrupa terbiyesini almış insanlarda var. Bir de bilinen isimlerden Profesör Mesut Yeğen var öğrencilerim arasında. 7 aydır o da geliyor. Bir hayli ilerleme sağladı. Böyle isimler var yani. Biraz disiplin ve sabır istiyor. Yani ben ders veriyorum ama öğrencilerimden öğrendiğim çok şey de oluyor. Bu şekilde devam ediyor.”

    “26 YILDIR ÇIKAN BİR DERGİ: KAYY-DER”

    Mamoste Rıfat Yıldız, 3. Kürt Böreği Festivali’ne üzerinde dergi ve kitapların olduğu bir stand ile katılmış. Kitap ve dergi almaya gelenlere ekstra güzel sohbetini ve güler yüzlü duruşunu da ekleyerek sunuyor.

    “Burada bir stand açmışız, kitap satıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı kitabı ile yine cezaevinde olan İdris Baluken’in romanı Üç Kırık Dal adlı kitabını satıyoruz. İki tane de KAYY-DER bünyesinde çıkan dergimiz var” dedikten sonra dergiye ilişkin şu detayları veriyor:

    “Son sayısı yani 51. Sayı ile bir önceki sayısı var standımızda. KAYY-DER’in dergisi 1992’den bu yana çıkan bir dergidir. Bu dergi Türkçe ve Kürtçe olmak üzere iki dilli olarak çıkıyor. Bu dergi üzerine de bir çalışmam oldu. Yani bu dergide kimler yazmış, nasıl bir yol izlemiş, kültürel çalışmalara, bölgenin folkloruna dair izler nasıl yer almış. Siyasi konulara mı yoksa folklora mı ağırlık verilmiş vb. konularda bir çalışma yürüttüm.

    Tabi bir kitabın, derginin çıkarılması, yayınlanması günümüz koşullarında biraz zordur. Uğraş istiyor, emek istiyor. 28 yıldır bu kurum var dergi ise 26 yıldır çıkıyor. Bu 26 yıl içinde toplam 3 defa çıkmamış, bunun nedenlerine bakınca da ekonomik sorunların olduğunu görüyorsun.”

    “BU DERGİ KENDİ BAŞINA BİR ARŞİV NİTELİĞİNDE”

    Yıldız şöyle devam ediyor:

    “Bu dergi kendi başına bir arşiv niteliği taşıyor. İsmail Beşikçi de dahil birçok kişi bu dergide yazmış. Peri vadisinde yaşayan ilçe ve köyleri yani o bölgeyi düşündüğümüzde oraya dair bu dergide derin folklorik izler görüyoruz. Şiirler, deyişler, türküler, atasözleri, deyimler ve masallar var.

    Ayrıca Türkiye’nin siyasi atmosferi de bu dergilerde 26 yıl boyunca kendisini göstermiş. Bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    KÜRT BÖREĞİ PATENTİ NEDEN ÖNEMLİ

    Mamoste Rıfat Yıldız’a, “Dil üzerine çalışan birisiniz, özellikle Kürt Böreği’ndeki Kürt kelimesi üzerine tartışmalar yürütüldü. “Küt Börek” dendi, “Sade Börek” dendi, “Hamal Böreği” dendi ama bir türlü Kürt Böreği demeye diller varmadı. Nitekim KAYY-DER yönetimi uzun uğraşlardan sonra “Kürt Böreği” adı altında patent aldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz. Yıldız söyle bir örnekle giriyor bu konuya:

    “Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Genel anlamda dikkatinizi devletli sistemlere ve onun sömürgeci aklına verdiğinizde bu tür sistemlerin hepsinde bu yaklaşım var. Mesela Fransa gidiyor Cezayir’i işgal ediyor. Orada sadece seni öldürmüyor, sadece kurşun sıkmıyor. Önce kurşunu senin ruhuna ve beynine sıkıyor. Neden yapıyor bunu? Unutman için, kendi kültürünü, tarihini, müziğini, folklorunu, sanatını vb. unutman için.”

    “AMAÇ TARİHSEL HAFIZANIN BİTİRİLMESİ”

    Devam ederek “Aynı şeyler burada da sürdürülüyor. Bakıyorsun önce ne yapmışlar, önce Kürt kendisinden utansın diye politikalar üretmişler. Yani dilinden, kültüründen, kimliğinden, tarihinden utansın istemişler. Şimdi tarihsel hafızanın bitirilmesi olarak da değerlendirmek lazım bunu. Bu politikaya karşı duruş önemlidir. “Kürt Böreği ismi burada semboliktir. Ama anlamı büyüktür. Burada insanların bu isim altında bir araya gelmesi önemlidir. Amaç börek yemek değildir. Başka bir şey vardır. Toplumun gönlünde aslında burada bir araya gelişin başka bir anlamı var. Bu aslında kendi topraklarına olan özlemi anlatıyor. Bu kent ortamında bir araya gelmenin koşulları kalmadığı için böylesi bir ortam oluştuğunda bir araya geliyor ve kendi kültürünü yaşatıyor. Özlemini gideriyor.

     “RENGİNİ KORUMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR”

    Burada bir korkusuzluk da var. Bir direniş de var. Bu bazen bir festival ile olur. Bazen siyasetle olur. Bazen bir dilin kelimesini kullanmakla olur. Bazen bir şiir okumakla olur. Bu bazen bir dengbêjin sesini açmakla olur. Bazen bir kadının başındaki yazmayla, giydiği fistanla, erkeğin giydiği şalvarla olur. Biz kendi rengimizi koruyalım ve yansıtalım yeter ki. Ya rengimizi ve bize ait ruhu koruyacağız ya da bize dayatılan yaşama entegre olacağız.

    Öncelikli olan ruhumuzdur bize ait olandır ve bizim bunu korumamız lazım. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” ifadeleriyle değerlendiriyor.

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Karakoçanlı yurttaşlar: Herkes elini vicdanına koysun oyunu kullansın-VİDEO

    Karakoçanlı yurttaşlar: Herkes elini vicdanına koysun oyunu kullansın-VİDEO

    PİRHA-Yaklaşan 24 Haziran seçimlerini değerlendiren Karakoçanlı yurttaşlar, herkesi oy kullanmaya çağırdı. 

    24 Haziran seçimlerine sayılı günler kala adayların seçim çalışmaları sürüyor. Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan yurttaşlar partilerin seçim çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CEVAP, AYAKTA DAHA DİK DURMAK, MÜCADELE ETMEKTİR”

    Gıyasettin Sarıtaş, isimli bir yurttaş çeşitli yerlerde HDP’ye yapılan ırkçı saldırılara dikkat çekerek “Bu haksızlıktır. Bunun cevabı Kürtler için ayakta daha dik durmak, daha fazla mücadele etmektir” dedi.

    “HERKES OYUNU KULLANSIN”

    Ahmet Soykan isimli bir yurttaş da HDP’ye ve seçmenlerine yapılan baskılara değinerek Karakoçan’daki yurttaşlara oy kullanma çağrısında bulundu. Soykan “Herkes kendi elini vicdanına koysun oyunu kullansın” ifadesini kullandı.

    “HERKES RAHATSIZ”

    Mehmet Ercan ise insanların iktidarın korkusundan kendilerini açıkça ifade edemediklerini belirtti. “Yüzde 80 oyla belediye başkanı olan bir insan görevinden alınmış, herkes bunu görüyor” diyen Ercan, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasına da dikkat çekti. Karakoçan’da HDP’nin yüzde 80 oy alabileceğini ifade eden Ercan, “Karakoçan halkı her şeyi görüyor. Ben buradan köye gidiyorum kontrol, geliyorum kontrol. OHAL koşullarında yaşıyoruz. Bundan herkes rahatsız” dedi.

    “YÖNETİMDE YURTTAŞLAR SÖZ SAHİBİ OLMALI”

    İsmail isimli bir yurttaş da tek adam rejiminin ona doğru gelmediğini, ülkenin yönetiminde yurttaşların söz sahibi olması gerektiğini vurguladı. Seçim sonuçlarının iyi olacağını ümit ettiğini söyleyen yurttaş ayrıca şunları belirtti: “Zannediyorum Karakoçan’da HDP ile AKP arasında geçiyor. Ama bu sene CHP de iddialı.”

    Yaşar SEZGİN/Kamil Murat DEMİR
    KARAKOÇAN

  • KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    PİRHA – KAYY-DER her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yılın ilk pazarında yeni yılı karşılamak amacıyla geleneksel zereveti yemeğini verdi. Dayanışma ile gerçekleşen yemeğe bu yıl yazar ve şairlerin katılımı da ayrıca renk kattı.

    1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla her zaman dikkat çeken Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel Zereveti (zılfet-zerfet) yemeği verildi.

    Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl o coğrafyanın bağrından çıkmış Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairlerin katılımcılarla yaptığı söyleşi ve kitaplarını imzalaması oldu.

    Her yılın ilk Pazar günü dayanışma ile verilen Zerevet yemeğinde özellikle kadınların emeği dikkat çekiyor.

    “DERNEK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN VAR”

    Dernek çalışmalarında emek harcayan Nimet Çelebi Erdoğan Aslında kültürümüzde böyle bir şey var, ama şehirlere göç ettiğimiz için birbirimizden uzak düştüğümüz için bu kültürümüzü çok uzun zaman düzenli olarak sürdüremedik. Dernek bu manada önemli rol oynadı. Dernek yapmadığı zaman bu kültür yok olup gidecekti diyor.

    Erdoğan derneğimiz kurulduğundan beri her yıl yılbaşından sonraki ilk Pazar günü insanlarımızı çağırıyor, buraya toplanılıyor ve zırfet etkinliği yapılıyor derken amacını da şöyle belirtiyor. Burada amaç hem kendi kültürümüzün ürünü olan yemeği birlikte yemek hem de bir araya gelip birbirimizden haberdar olmak. Farklı paylaşımlarda bulunmak.

    Genelde kadınların bu yemeği hazırlamada rol oynadığını belirtiyor Erdoğan.

    “YENİ YILI KARŞILAMAK İÇİN YAPIYORUZ”

    Hazırlanan Zereveti yemeğinin bıçakla kesilmesi, içinin doğranması, sarmısaklı ayran ve tereyağının dökülmesinden tutalım estetik görüntü kazanmasındaki tüm aşamalar kadınlar tarafından gerçekleşiyor.

    Emek harcayan kadınlar hazırlık aşamasının kendileri açısından sosyal bir aktivite olduğunu ve bundan zevk aldıklarını da ekliyorlar.

    Her yıl bu etkinliğe katılan Şükran Negiz’de geleneklerimize, örf adetlerimize sahip çıkıyoruz, bu kültürü çocuklarımızın da yaşamasını istiyorum. Çok güzel bir etkinlik diye değerlendiriyor.

    Behice Kuloğlu ise eskiden özel günlerde, yılbaşılarda yapılan özel bir yemekti bu. Yöresel yemeğimizdir. Yılbaşını karşılamak için bir araya gelip bu yemeği yapıyoruz.

    ZIRAVÊ TÜRKÜSÜ EŞLİĞİNDE ZEREVETİ HAZIRLANIYOR

    Zereveti yemeğinin hazırlanmasında emek harcayan kadınlardan biri de Güneş Taş. Güzel sesiyle de bilinen Güneş Taş geçmiş yıllarda KAYY-DER bünyesinde kurulan Koma Dengê Biratî Grubunda yer almış. Güneş Taş 1990’lı yıllardan beri KAYY-DER bünyesinde Gaxan yani köyde kutladıkları gibi yılbaşı geleneğini İstanbul’da da sürdürdüklerini söylüyor. Gaxan’ın dayanışmacı yanlarını bize anlatıyor.

    Güneş Taş çalışırken aynı zamanda Zıravê türküsünü söylüyor. Orada bulunan tüm kadınlar da ona eşlik ediyor.

    Geleneksel Zereveti yemeği yenildikten sonra Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairler kitaplarını tanıtı, katılımcılarla söyleşi yaparak kitaplarını imzaladı.

    Turabi KİŞİN/İSTANBUL

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    PİRHA – Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapıldı.

    Haberin Videosu

    Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapılırken “KAYY-DER’in geçmişten günümüze bu konudaki çabaları görmezden gelinemez” vurgusu öne çıktı.

    Sunuculuğunu tiyatro ve sanat hayatına KAYY-DER bünyesinde başlayan ve günümüzde oyuncu ve yönetmen olarak çalışmalarını yürüten Kiğı’li Kemal Ulusoy’un yaptığı gecede demokrasi ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.

    Arkasından KAYY-DER’i ve çalışmalarını tanıtan bir slayt gösterimi yapıldı.

    Yine KAYY-DER bünyesinde yetişmiş tiyatroculardan Hasan Cansu müzik eşliğinde etkileyici bir pandomim gösterisi yaptı.

    Yaz aylarında KAYY-DER bünyesinde yapılan futbol turnuvasında ödül kazanan takımlara katılımlarından ötürü teşekkür edilerek ödülleri verildi.

    Dernekleşme konusunda köklü bir tarihi olan KAYY-DER tarihine yakışır bir derinlikle etkinliğin düzenlendiği salonun duvarlarına “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur. Diğer yarısını da kadınlar yetiştirir. Kadına saygılı ol.” “Manevi değerlerimize sahip çıkalım.” “Peri Vadisinin incisi KAYY-DER” pankartları asılmıştı. Sahnede ise Türkçe, Kurmanci ve Kirmancki dillerinde hoş geldiniz yazılı pankart vardı.

    KAYY-DER’in yetiştirdiği sanatçılardan Alican Bilgin söylediği parçalarla halaya duran kitleyi coşturdu.

    “DAYANIŞMA KIYMETLİDİR”

    Dayanışma gecesine katılan HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Kısa bir konuşma yapan Önder, iki şeyle amel edilmez, iki şeyle başarıya ulaşılmaz dedi. Bu iki şeyden birinin rüya diğerinin ise korku olduğunu belirtti. Her türlü hukuksuzluğun, her türlü ahlaki yozlaşmanın, her türlü zulmün yaşandığı bu iklimde direnmek, birlikte mücadele etmek, KAYY-DER’in yaptığı gibi dayanışma kültürünü öne çıkarmak kıymetli ve önemlidir. Günümüz iktidarı topluma korku salarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Korku imparatorluğu kurmuş, böyle başaracağını sanıyor. Korkuyla başarı elde edemezsiniz. Güzel bir sözümüz var “Korkunun ecele faydası yok” diye. Korku bu iktidarın kendi sonunu getirmekten başka bir işe yaramaz.

    Korktukları için insanların emeğiyle, ekmeğiyle, aşıyla, yaşamıyla oynuyorlar. Bu kötülüğe karşı omuz omuza durmak, göz hizasında bakmak ve direnmek değerlidir ifadelerini kullandı. Önder, bu anlamda KAYY-DER’in dayanışma kültürü, tanış olma, yan yana durma kültürü kıymetlidir. Dayanışma bu manada her şeydir.

    Cezaevinde olan Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken’in selamlarını da getirdiğini belirten Önder 7 Aralık tarihinde Selahattin Demirtaş’ın Ankara’da görülecek olan duruşmasına dikkat çekerek, duyarlılık çağrısında bulundu.

    “HIRSIZLARA VE HAKSIZLARA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Dayanışma gecesinde bir konuşma yapan KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe üç aralık dünya engelliler gününe dikkat çekerek engel elde, gözde, ayakta değil. Engel sevginin yetersizliğindendir ifadelerini kullandı.

    Dayanışma gecesine katılan ve destek veren herkese teşekkür eden Gökçe Haksız yere işinden, ekmeğinden edilen ve hapse atılanlara selam göndererek; 15 yıldır bu ülkeyi yönetenler hırsızları, katilleri koruyor. Ancak insan haklarını savunan, demokrasi mücadelesi verenleri kırıyor, hapse atıyor. Kültürlerin, inançların yok edildiği bir zeminden geçiyoruz. KAYY-DER olarak yıllardır bu haksız uygulamalara karşı mücadele ediyoruz. Bu mücadelemiz devam edecektir. Bu anlamda KAYY-DER’in kuruluşundan bu yana emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum dedi.

    Geceye yurtdışında olduğu için katılamayan HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un gönderdiği mesaj da okundu. Mesajda dayanışma kültürünün önemine değinilirken, KAYY-DER’in bu konudaki çabasının önemli olduğunun altı çizildi.

    Sanatçı Rojda’nın da sahne aldığı gecede Koma Jinên KAYY-DER’ê müzik Gurubu, KAYY-DER tiyatro grubu ve KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubu yöresel giysileriyle, yer aldıkları sahnede görsel şölen yaşatarak gecenin dikkat çeken grupları oldu. HABER MERKEZİ) 

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    PİRHA – Kiği – Karakoçan – Adaklı- Yayladere- Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık’da gerçekleşecek. 

    KAYY-DER’in düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık Pazar günü saat 18.00 ile 23.00 arası Ümraniye Salon Prıncess’de (Büyük salon) gerçekleşecek.

    Sunuculuğunu tiyatrocu Kemal Ulusoy’un yapacağı gecede sanatçı Rojda ve Alican Bilgin sahne alacak.

    Koma Jinê KAYY-DER’ê müzik Gurubu ile KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubunun da sahne alacağı gecede, 23. Geleneksel Futbol Turnuvası’nda dereceye girenler için Ödül Töreni de yapılacak. Geceye Sinan Boral ile Hasan Karakoç da davul zurnalarıyla renk katacak.

     

     

     

  • Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ihtiyacını karşılama iddiası ile kurulan barajlar ve HES’ler, kuruldukları yerlerde doğayı, tarihi ve doğal güzellikleri tamamen tahrip ediyor. Bölgede güvenlik politikaları temelinde kurulan barajlar, yaşam alanlarını da yok etmeye devam ediyor.

    HABERİN VİDEOSU

    Devletin Peri Vadisi üzerinde yaptığı güvenlik barajlarıyla (Dep) Karakoçan-Dersim-Bingöl arasına set çektirip, bir nefes yakın mesafede olan, bölgedeki insanların bağlarını kesiyor. Barajdan önce Karakoçan’da bütün gereksinimlerini karşılayan Bingöl (Yayladere), Dersim (Nazimiye) köyleri bugün bir nevi baraj ablukalarıyla tecrit ediliyor.

    Yapımı 1970’li yıllarda tamamlanan Keban Barajı ile Dersim-Elazığ sınırının neredeyse tamamı ayrılırken, Dersim’in Nazımiye ile Elazığ’ın Karakoçan ilçeleri ve Bingöl arasında sınır hattı oluşturan Peri Vadisi’nde kurulan Pembelik, Seyrantepe ve Tatar Barajları ile bu 2 kent arasındaki bağlantılar da kopma aşamasına geldi. Yine Dersim-Bingöl ve Dersim-Erzincan il sınırlarını oluşturan Munzur, Pülümür ve Mercan Vadileri’nde inşa edilen Dinar, Mercan, Çemişgezek ve Uzunçayır Barajları ile Dersim’in bu kentlerle olan bağlantı noktaları koparıldı. HES’ler ve barajlarla Dersim ablukaya alınırken, Mazgirt Köprüsü’nde inşa edilen Uzunçayır Barajı’nın suları kent merkezinden akan Munzur’a kadar ulaştı. (HABER MERKEZİ)