Etiket: kars

  • GÜNCELLENDİ- Bakırhan, Kars’taki Halklar ve İnançlar Buluşması’nda konuştu!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ- Bakırhan, Kars’taki Halklar ve İnançlar Buluşması’nda konuştu!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kars’ta düzenledikleri Halklar ve İnançlar Buluşması’nda konuştu. Bakırhan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teki bir inanca hizmet ettiğini belirterek, “Devlet Alevi inancını tanımalı, sadece tanımakla kalmamalı bir hukuk oluşturmalıdır. Bir hukuk oluştur ki kafası esen bir ırkçı gelip bu böyle değildir demesin. Bu değerleri yaşatmak için bir hukuk oluşturmak gerekiyor” dedi.

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Kars’ta Halklar ve İnançlar Buluşması düzenliyor. Bir çok halktan ve inançtan temsilcinin yer aldığı buluşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşuyor.

    Kars’ın halklar ve inanaçlar bahçesi olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti:

    “Kars’ı Kars yapan, dayanışmasıdır, paylaşmasıdır, kollektif ruhudur. Düğünlerimizde halaylarımız iç içedir, acılarımız, ağıtlarımız gibi. Kars’ın savaş karşıtlığı tarihinden gelir. Bu toplantının bu kentte yapılması bu anlamıyla önemlidir. Kars’ın bize öğreteceği bir çok şey vardır. Bu topraklar hepimizi kucaklar ve besler. Bugünde kendi barışını arayan Türkiye’nin gündemine almalıyız.

    Barış sadece siyaset masalarında değil, mahallelerde, sokaklarda, toplumun çok kültürlü yapısında, gönüllerinde kurulur. Biz cumhuriyet demokrasiyle barışsın. Herkes için talep ediyoruz. Barış ülkeyi böler diyen, Alevinin inancı ülkeyi böler diyenler üç, beş oy için bunu yapıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Kars’taki ortak yaşam genelleşsin. Türkiye burdan dersler alsın. Biz yasalarda, hukukta, devletin her kurumunda bir eşitlik, adalet istiyoruz. Zor birşey mi istiyoruz? Sistemin resmi argümanları boşa çıkmıştır.

    Geri çekilmenin tarihi bir adım olduğunu ifade etmek istiyorum. Silahın ortaya çıkmasının nedenlerinin ortadan kalkması gerekiyor. Barışı, birlikte yaşamı, demokratik bir anayasayı birlikte sesli bir şekilde dile getirmemiz gereken bir sürece girdik.

    Diyanet İşleri Başkanlığı var, teki bir inanca hizmet ediyor. Caferileri yok mu sayacağız. Alevilerin ibadet yaptığı yeri yasadışı mı ilan edeceğiz. Tam da bizler bu tabuları yıkacak, bariyerleri ortadan kaldıracak çok ciddi bir pratik içerisine girdik. Ülkenin 3 trilyon dolarını çatışmaya ayıranlar, artık bu ülkenin bütün renklerini kapsayacak bir hukuk yaratmalıdır.

    2’inci aşamadayız. Çözüm alanında odaklanacağız. Caferiler, Çerkesler, Aleviler benim sorunum değildir dememeli, ‘Bu süreç hepimizindir’ demenin zamanıdır. Hepimiz bu sürece sahip çıkmalıyız.

    Devlet Alevi inancını tanımalı, sadece tanımakla kalmamalı bir hukuk oluşturmalıdır. Bir hukuk oluştur ki kafası esen bir ırkçı gelip bu böyle değildir demesin. Bu değerleri yaşatmak için bir hukuk oluşturmak gerekiyor.

    İktidar iyi niyetli midir, samimi midir? Biz bu soruları soracağımıza, barış, hukuk arayışnda kendimizi dahil ediyor muyuz? sorusunu sormak lazım. Bizle rumutluyuz, umudumuzu koruyarak Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte kuracağız.”

    PİRHA/KARS

  • Kağızman Belediyesi’ne kayyım atandı

    Kağızman Belediyesi’ne kayyım atandı

    PİRHA- DEM Parti’li Kağızman Belediyesi’ne kayyım atandı. Belediye Eşbaşkanı Mehmet Alkan’a yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti. Kağızman Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bu haksızlığı, adaletsizliği ve onursuzluğu asla kabul etmeyeceğiz! Kayyumlar; hukuksuzluk, yolsuzluk ve talandır. Ama unutmasınlar, onlar gidecek, biz kalacağız! Halkın iradesi kazanacak!” dedi.

    İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mehmet Alkan’ın yerine Kağızman Kaymakamı Okan Daştan’ın kayyım olarak atandığını belirtti.

    “ONLAR GİDECEK, BİZ KALACAĞIZ!”

    Kağızman Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:

    “31 Mart’ta, tüm sandık hilelerine rağmen kazandığımız belediyeleri hazmedemeyen AKP iktidarı, üç dönemdir sürdürdüğü kayyum politikasından vazgeçmiyor. Halkın iradesini yok sayarak bir utanca imza atanlar, şimdi de Kağızman Belediyemize kayyum atadı. Kayyum düzeni adeta bir mizansen gibi işliyor. Yargı, İçişleri Bakanlığı ve kolluk güçleri, bir merkezden düğmeye basılmış gibi eş zamanlı harekete geçiyor. Daha duruşma bile başlamadan belediye binası abluka altına alınıyor, kayyum bina önünde hazır bekliyor. Vali ise Kars’ta 10 günlük eylem yasağı ilan ediyor. 12 Eylül’ü, OHAL süreçlerini ve darbe dönemlerini aratmayan bu uygulamalarla Kağızman halkının iradesine açıkça el konuluyor; ilçeye giriş çıkışlar dahi yasaklanıyor. Bu haksızlığı, adaletsizliği ve onursuzluğu asla kabul etmeyeceğiz! Kayyumlar; hukuksuzluk, yolsuzluk ve talandır. Ama unutmasınlar, onlar gidecek, biz kalacağız! Halkın iradesi kazanacak!”

    “KAYYUM DÜZENİ ÇÖKECEK, HALK KAZANACAK”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Kars’ın Kağızman ilçesinde belediyenin gasp edilerek kayyum atanmasına ilişkin şunları belirtti:

    “Halkın iradesinden korkanlar yine devrede. Kars Kağızman Belediyesine atanan kayyum, AKP iktidarının halkın seçme ve seçilme hakkına karşı açtığı savaştır. Belediyelerimiz halka hizmet ettiği, yolsuzluk düzenini bozduğu için hedef alınıyor. Ancak kayyum gasplarını ne biz ne de halkımız kabul edecek. Demokrasiye, halkın iradesine, seçilmiş belediye eş başkanlarımıza yapılan bu darbeyi asla tanımıyoruz. Kayyum düzeni çökecek, halk kazanacak.”

    DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de sosyal medya hesabından tepki göstererek, “Seçimi yok sayan,halkın iradesini yok sayan bu rejim elbette yenilecektir. Kağızman belediyemizi de kayyım atanan diğer belediyelerimizi geri alacağız. Kayyımcı düzen yıkılacak halkın iradesi kazanacak” dedi.

    “KAYYUM ZORBALIĞINI REDDEDİYORUZ”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, kayyım kararına sanal medya hesabından tepki göstererek, şunları belirtti: “31 Mart seçimlerinin üzerinden 1 yıl bile geçmeden iktidar, seçimlerde kazanamadığı 12 belediyeye masa başı oyunlarıyla el koydu. Kağızman Belediyesi’ne kayyum atamak, Kağızmanlıların iradesine ve demokrasiye vurulan bir darbedir. Bu hukuksuzluğu, demokrasi düşmanlığını, kayyum zorbalığını reddediyoruz.”

    DEM PARTİ: KAYYUM DÜZENİ ÇÖKECEK

    Kağızman Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti, “Demokrasiye, halkın iradesine, seçilmiş belediye eş başkanlarımıza yapılan bu darbeyi asla tanımıyoruz. Kayyum düzeni çökecek, halk kazanacak” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ’44 yıldır soruyoruz: Mahmut Kaya nerede?’

    ’44 yıldır soruyoruz: Mahmut Kaya nerede?’

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, yakınlarının akıbetini sormak ce faillerin yargılanması için Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı. Gözaltında kayıplarla ilgili etkin soruşturma talep eden Cumartesi Anneleri, 1991 yılında gözaltında katledilen Mahmut Kaya’nın faillerinin açığa çıkarılmasını istedi. Yapılan açıklamada “Söylenmedik lafımız kalmadı ama vicdan denilen şey de ortadan yok oldu. Koşullar ne olursa olsun tüm kaybedilenlerin akibetinin ortaya çıkarılması için mücadelemize devam edeceğiz” denildi.

     

    Cumartesi Anneleri-İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi.

    Cumartesi Annelerinin eylemine İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi de destek verdi.

    1031’inci hafta eyleminde 1981 yılında Kars’ta kaybedilen Mahmut Kaya’nın akıbeti soruldu. 1031’inci hafta basın aaçıklamasını Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    Sebla Arcan, “Bugün 2024 yılının son cumartesi. Yılbaşı telaşı başladı, insanlar sevdikleriyle birlikte yeni yıla girme planları yapıyor. Ancak biz, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetini öğrenme çabamızın boşa çıkarıldığı bir yılı daha geride bırakmanın derin kederi içindeyiz” dedi.

    Kayıp yakınlarının, sevdiklerinin akıbetine ve nerede olduklarına dair gerçeği öğrenme hakkı, herhangi bir sınırlamaya tabi olmayan mutlak bir hak olduğunun altını çizen Arcan, “Devlet, kaybedilen kişinin akıbeti ve yeri hakkındaki gerçeği saklayamaz. Bu hakkın engellenmesi, kayıp yakınlarının yaşadığı ıstırabı daha da artırdığı gibi yeni ihlallere de yol açar” diye konuştu.

    “İNKARA SON VERİLEREK ADALET SAĞLANMALI”

    21 yaşındaki Mahmut Kaya’nın, 23 Aralık 1980 tarihinde Kars’ta, Maraş Katliamı’nın yıl dönümü vesilesiyle “Maraş Katliamı’nın hesabı sorulacaktır” yazılı bir pankart asarken yakalandığını aktaran Arcan, şunları ifade etti:

    “Gözaltına alındıktan sonra, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından siyasi şube müdürlüğüne götürüldü. Birçok tanık beyanına göre, Mahmut Kaya, on gün süren ağır işkencenin ardından, 3 Ocak 1981 tarihinde öldürüldü. Bedeni kaybedilen Mahmut Kaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Kaya Ailesi’nin Erzurum’daki evini telefonla arayan bir kişi, Mahmut’un emniyette olduğu bilgisini verdi. Bunun üzerine Kars’a gelen Sebahattin Kaya, ilgili kurumlara başvurdu. Kars Valisi ile görüştü. Ancak Mahmut’un gözaltına alındığı inkâr edildi.

    Mahmut ile birlikte gözaltında tutulan diğer kişiler mahkemeye çıkartıldıklarında, Mahmut Kaya’nın işkence sonucunda öldürüldüğünü detaylı bir biçimde anlatarak suç duyurusunda bulundu.

    Israrla başvurularını sürdüren Selahattin Kaya’ya 9 Ekim 1982 tarihinde Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan “Mahmut Kaya adlı şahsın gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı ve ildeki cezaevinde bu isimde bir hükümlü ve tutuklu bulunmadığı” cevabı verildi ve ardından dosya kapatıldı.

    2011 yılında TBMM İnsan Hakları İnceleme Alt Komisyonu’nun  Cemil Kırbayır ile ilgili yaptığı araştırma sonucu hazırladığı 350 sayfalık raporda Mahmut Kaya’nın gözaltında öldürülmesi de detaylı bir biçimde yer aldı. Dönemin yetkilileri ve tanıkları ile yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan kapsamlı raporda, Mahmut Kaya’nın gözaltında öldürülmesine karışan görevlilerin ve bu olaya göz yuman yetkililerin isimleri yer aldı.

    TBMM Komisyonu’na da konuşan tanıklardan Davut Aksu şunları söyledi: “Mahmut Kaya diye bir insanı getirdiler. Yılbaşı da olabilirdi, yılbaşını bir gün geçmiş de olabilirdi, o süre zarfında yoğun bir işkence yapıldı. Yan yana bağlandık, belden aşağısı simsiyah olmuştu. Sanıyorum saat üç sıralarıydı, ‘Bitlis’te beş minare’ diye bir türküyü okudu, ağzından su geldi ve yanımda bu insan öldü. Bizi yandaki odaya aldılar. Mahmut Kaya’nın nabzını kontrol ettim, öldüğünü anladım.”

    Bu ve benzeri çok sayıda tanık beyanlarına rağmen, Mahmut’un akıbeti hala karanlıkta bırakılmaya, failleri cezasızlıkla korunmaya devam etti. Devlet suçlarına maruz kalanların ve suça tanıklık edenlerin ifadeleri uluslararası hukukta birinci dereceden kanıt olarak kabul edilmektedir. Mahmut Kaya’nın gözaltında kaybedilişinin 44.yılında, inkara son verilerek adaletin sağlanması talebimizi tekrarlıyoruz.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Mahmut Kaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “TÜM KAYBEDİLENLERİN AKİBETİNİN ORTAYA ÇIKARILMASI İÇİN MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Açıklamanın ardından konuşan Mikail Kırbayır ise şunları söyledi:

    “Yıllardır bu meydanda kayıplarımızın akıbetini soruyoruz ne acıdır ki sesimize kulak veren olmadı. Devletin varoluş nedeni yurttaşların kutsal olan yaşam haklarını doğumundan ölümüne kadar korumak ve kollamakla mükelleftir. Hal böyleyken nüfusu 50 60 bin olan 1980’de Kars’ta kendisine muhalif olan gençleri Turan sağlam Cemil kırbayır ve Mahmut Kaya devletin resmi görevleri tarafından yaşamakları. Oruç Korkmaz Metro sağlamak cesetleri bulundu ve katleden Güvenlik güçleri diyorum Çünkü bana göre Ceza almaları beceriksizliğinden dolayıdır. Çünkü devlet diyor ki öldürdüysen onu yapamadıysan Sana ceza veriyorum denildi.

    2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi insan hakları komisyonunda hazırlanan raporda katillerin belli ve kar savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karşı herhangi bir iddianada hazırlanmadı.

    O dönem savcıya neden iddianame hazırlamıyorsunuz diye sordum. Bana kimi suçlayacağım dedim. Ancak failler belliydi. Savcı, bana ortada ceset yok demişti, ben de ‘zaten cesetlerimizi arıyoruz’ dedim. Konuşmam üzerine savcı bana bu konuşmaların sebebi ile seni tutuklayabilirim demişti. Peki vicdan nerede? Söylenmedik lafımız kalmadı ama vicdan denilen şey de ortadan yok olmuştur. Koşullar ne olursa olsun Mahmut Kaya, Cemil Kırbayır ve tüm kaybedilenlerin akibetinin ortaya çıkarılması için mücadelemize devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Koçyiğit’ten huzurevi ücretlerinin yüzde 200 oranında zamlanmasına tepki: Ücretsiz olmalı

    Koçyiğit’ten huzurevi ücretlerinin yüzde 200 oranında zamlanmasına tepki: Ücretsiz olmalı

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Devlete ait huzurevi ücretlerinin, geçtiğimiz aya oranla yüzde 200’den fazla arttığını belirterek yaşlılık politikalarının araştırılması amacıyla TBMM’ye araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Koçyiğit, “Yaşlılık, toplumun bir yükü değil, bir zenginliği olarak görülmeli” dedi. 

    DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, yaşlı aylıkları ve emekli maaşlarının mevcut ekonomik koşullarda temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu belirtti. Koçyiğit, devlete ait huzurevi ücretlerinin son dönemde yüzde 200’ün üzerinde arttığını da vurguladı.

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, yaşlı ve emeklilerin onurlu bir yaşam sürmesinin imkânsız hale geldiğini ifade ederek Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Devlete ait huzurevi ücretlerinin, geçtiğimiz aya oranla yüzde 200’den fazla arttığını aktaran Koçyiğit, çift kişilik odalarda bir kişinin aylık ücretinin 9 bin 300 TL, tek kişilik odalarda ise 10 bin 600 TL’ye çıkarıldığını belirtti. Koçyiğit, yapılan zammın “barınma hakkını gasp eder nitelikte” olduğunun altını çizdi.

    Milletvekili Koçyiğit, “Huzurevleri ve yaşlı bakım hizmetleri bir sosyal hak olarak sunulmalı, ticari bir hizmet gibi ele alınmamalıdır” diye de belirtti.

    “HUZUREVLERİ ÜCRETSİZ OLMALIDIR”

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergenin gerekçesinde ise şu ayrıntılara yer verdi:

    “Huzurevleri, her emekli ve yaşlının ücretsiz olarak faydalanabileceği bir kamu hizmeti olmalıdır. Devlet, huzurevi hizmetlerini daha fazla sübvanse etmeli ve özel huzurevlerini sıkı bir şekilde denetlemelidir. Özel sektörde makul bir fiyatlandırma yapılmalı, kalite standartları belirlenerek huzurevlerinin hizmet kalitesi arttırılmalıdır. Yaşlı bakımında temel ilke, kâr değil, yaşlı haklarının merkezde tutularak gözetilmesi olmalıdır.

    Yaşlılık ve emekli aylıkları, onurlu bir yaşam sürebilmek için yeterli seviyeye çekilmelidir. Bugün, Türkiye’de birçok emekli, geçimini sağlayabilmek için ikinci, hatta üçüncü bir işte çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, sosyal güvenlik politikalarının yetersizliğini gözler önüne sermektedir.

    Huzurevleri, yaşlı bakımında önemli bir yer tutsa da, toplum temelli yaşlı bakım hizmetleri de yaygınlaştırılmalıdır. Evde bakım hizmetleri, yaşlıların kendi yaşam alanlarında desteklenmelerini sağlayarak, toplumsal bağlarını güçlendirecek bir model sunmaktadır. Devletin evde bakım hizmetlerini genişletmesi ve bu hizmetleri ücretsiz olarak sunması, yaşlıların toplumsal yaşamdan kopmadan, aktif bireyler olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri için önemlidir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların, evde bakım hizmetlerinden faydalanması teşvik edilmeli, yerel yönetimlerle iş birliği içinde bu hizmetlerin kalitesi artırılmalıdır. Ayrıca, bu süreçte bakımı üstlenen aile bireylerine de daha makul ölçüde maddi ve sosyal destekler sağlanmalıdır.

    Yaşlılık, toplumun bir yükü değil, bir zenginliği olarak görülmeli; yaşlılar, deneyim ve bilgi birikimleriyle toplumsal hayata katılmaya teşvik edilmelidir. Yaşlanma politikaları, yalnızca bakım hizmetleriyle sınırlı kalmamalı; yaşlıların sosyal katılımını, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini, güvenli barınma imkanlarını ve ekonomik refahlarını artırmayı hedeflemelidir.

    Bu bağlamda, yaşlılık politikaları, yaşlıları toplumsal hayattan koparmayan, onların sosyal haklarını merkeze alan bir yaklaşımı benimsemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Köy boşaltma hikayesini konu alan ‘Çiğdem’ filminin çekimleri Kars’ta devam ediyor

    Köy boşaltma hikayesini konu alan ‘Çiğdem’ filminin çekimleri Kars’ta devam ediyor

    PİRHA- Kurtuluş Baştimar’ın Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran köy boşaltmalara farklı bir bakış getirmeyi amaçladığı ilk filmi Çiğdem’in çekimleri Kars’ta devam ediyor. Kürtçe ve Türkçe çekilen filmin oyuncuları da yine yöre halkından oluşuyor.

    Filmde köylerine baraj yapıldığı için köylerini boşaltmak zorunda kalan köylüler başka bir yere inşa edilen köyleri için bu sefer okul yaptırma mücadelesine girişiyor. Köylüleri okul yapılması konusunda cesaretlendiren ise okuma azmi ile köydeki diğer çocuklara da örnek olan Çiğdem.

    YERİNDEN ZORLA EDİLENLERİN MÜCADELESİ İŞLENİYOR

    Kurtuluş Baştimar’ın yazıp yönettiği ve Baştimar’ın ilk uzun metraj filmi olan Çiğdem’in çekimlerine Kars’ta devam ediyor. Başrollerinde uzun yıllar köy öğretmenliği yapmış olan Yusuf Akar ve köy okulundan mezun olan ve eğitimine devam eden Hilal Baştimar yer aldı.  Baraj nedeniyle boşaltılmış köylerindeki okuluna öğretmen getirmek için dilekçeler yazan Çiğdem’in eğitim mücadelesini konu alıyor film.

    YÖRE HALKINDAN OYUNCULAR YER ALIYOR

    Filmin konusundaki gerçekliği olduğu gibi aktarabilmek için, oyuncuları ve öğrencileri yöre halkından seçen Baştimar, Mustafa Türkan ve Hasan Köse, Melike Aydın yöre halkından oyuncuların da filmde yer aldığını belirtti.

    AVRUPA VE TÜRKİYE’DEKİ FİLM FESTİVALLERİNE KATILACAK

    Bağımsız bir yapım olan Çiğdem filmi, minimalist bir yaklaşım ile çekiliyor. Filmin sponsorları Avrupa Birliğinden bağımsız medya kuruluşları arasından. Yapımcılığını EKD Film’in üstlendiği yapım, çekimlerinin bitmesi ile birlikte Avrupa Birliğindeki ve Türkiye’deki film festivallerine katılacak. Festivalleri gezdikten sonra ise Türkiye ve Avrupa birliğinde sinemalarda vizyona girmesi planlanıyor.

    75 DAKİKA OLARAK ÖNGÖRÜLÜYOR

    Filmin görüntü yönetmenliğini Juan Delgado üstlenirken, Yardımcı yönetmen koltuğunda ise Musa Türkan oturuyor. Film müziği olarak özgün müzik çalışmaları devam ediyor.

    Arpaçay ilçesinde çekimleri devam eden filmin süresinin 75 dakika olması öngörülüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi köyüne cami yaptılar kapısı kilitli; köylüler cemevine çevrilmesini istiyor -VİDEO

    Alevi köyüne cami yaptılar kapısı kilitli; köylüler cemevine çevrilmesini istiyor -VİDEO

    PİRHA- Sarıkamış’a bağlı Aşağısallıpınar köyüne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında, ‘Bu köye cami yapılacak. Camisiz hiçbir köy kalmayacak’ diretmesi sonrasında cami yapılmıştı. Aradan geçen 4 yılda camiye imam atanmadığı ve köy halkından kimsenin gitmediği belirtildi.  Köylüler caminin cemevine çevrilmesini istiyor. 

    Kars Sarıkamış’a bağlı 38 haneli Aşağısallıpınar köyüne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılması tepkilere neden olmuştu. Köylerine dayatma ile cami yapıldığını ve bu projeyi kabul etmediklerini söyleyen Aşağısallıpınar köylüleri, İzmir’de yaptıkları toplantı sonrası bir an önce bu projeden vazgeçilmesi çağrısında bulunmuştu.

    Köylülerin aradığı Aşağısallıpınar Muhtarı Kutlay Emelet, cami yapımında kimseye danışılmadığına dikkat çekerek, Sarıkamış Kaymakamı’nın, “Bu köye cami yapılacak. Camisiz hiçbir köy kalmayacak” dediğini aktarmış ve sonrasında kendisi de bu projeye dahil olmuştu.

    NE İMAM ATANDI, NE DE KÖYLÜLER CAMİYE GİDİYOR

    38 haneli köylerine birçok kez gelen idareciler tarafından AKP’ye oy çıkması karşılığında hizmet getirme pazarlığı yapılmış ve tüm tepkilere rağmen cami inşa edilmişti.

    Köyün durumuna dair görüştüğümüz kimi köylüler ve yerel kaynaklar, 2019 yılından bu yana inşaatı tamamlanan camiye henüz imam atanmadığını ve köy halkından kimsenin camiye gitmediğini kaydettiler.

    KÖYLÜLER CAMİNİN CEMEVİNE ÇEVRİLMESİNİ İSTİYOR

    Aşağısallıpınar köyünde ve çeşitli kentlerde yaşayan köylüler, yapılan caminin cemevine çevrilmesi için çağrıda bulundu.

    ALEVİ HEYETİ KÖYDE İNCELEME YAPMIŞTI

    Cami yapılan Alevi köyü Aşağısallıpınar’a giden Aleviler, Kars Valisi ve Sarıkamış Kaymakamı ile görüşememiş, heyette bulunan dönemin ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, köylülerin bir kısmının camiyi istediğini bir kısmının istemediğini ifade etmişti. Alevi heyet cami inşaatının cemevine çevrilmesi talepli dilekçelerini valiliğe iletmişti.

    Ersin ÖZGÜL/KARS

    İLGİLİ HABERLER:

    Kaymakam Alevi köyüne cami yaptırdı; köylüler tepkili-VİDEO

    Alevi köyüne cami yapıldı ama imam yok; ‘Dede olsa camide cem yaparız’

    Cami yapılan Alevi köyündeki yurttaşlar ikiye ayrıldı

    Alevi köyüne nasıl cami dikeriz peşindeler, yoğun bir saldırı var’-VİDEO

     

     

     

     

  • Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları’nın okulda yaptığı propagandayı Meclis’e taşıdı

    Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları’nın okulda yaptığı propagandayı Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından bir ortaokulda düzenlenen etkinliği Meclis gündemine taşıdı. Koçyiğit, “Türk Büyükleri Okuma Serisi” adlı dijital uygulamanın tanıtılması etkinliğinin izinli olup olmadığını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordu.

    DEM Parti Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, hazırladığı önerge ile Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından Sarıkamış Gazipaşa Ortaokulu’nda düzenlenen etkinliğin detaylarını sordu.

    Milletvekili Koçyiğit, “Türk Büyükleri Okuma Serisi” adlı dijital uygulamanın tanıtılması etkinliğinin izinli olup olmadığını, çocukların yüzlerinin aleni bir şekilde gösterildiği fotoğrafların sosyal medya hesapları ve yerel basında paylaşılmasının yarattığı çocuk hakları ihlallerine dikkat çekti.

    OKULDA MÜFREDATA AYKIRI FAALİYET!

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, önergesinde “Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı olarak, ‘Türk Büyükleri Okuma Serisi’ dijital uygulamasını Akıllı tahta üzerinde Sarıkamış Gazi Paşa İlköğretim Okulu’nda öğrenci kardeşlerimize anlattık” ifadeleri kullanılmış ve çocukların yüzleri aleni bir şekilde görünecek şekilde birden fazla fotoğraf sosyal medya hesaplarından paylaşılmıştır. Bu etkinlik yine aynı şekilde çocukların fotoğrafları ve videolarıyla birlikte yerel basında da yer almıştır.

    Asena Haber isimli Ülkü Ocakları’na yakınlığıyla bilinen sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Ülkü Ocakları faaliyetlerini, gençlerimize ve çocuklarımıza her yerde tanıtmaya devam ediyor. Ülkü Ocakları Kars İl Başkanlığı, Türk Büyükleri Okuma Serisini çocuklarımıza anlattı” ifadeleri kullanılmıştır” diye belirtti.

    “İSTİSMAR RİSKİ YARATTIĞI AÇIK!”

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    Bakanlığınızın çeşitli tarikat ve derneklerle iltisaklı olduğu kamuoyuna mal olmuş dernek ve vakıflarla olduğu gibi Ülkü Ocakları ile de ülke veya Kars ili bazında imzalanmış protokol var mıdır?

    Ülkü Ocakları’nın sosyal medya hesaplarında boy boy fotoğraflarını paylaştığı etkinlik resmi onaylı bir etkinlik midir?

    Eğer bu etkinlik Bakanlığınız onaylı değilse sorumlular hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    Çocukların fotoğraflarının Ülkü Ocakları’nın sosyal medyası hesaplarında, yerel ve hatta ulusal basında hala bulunmasının çocuk haklarının ihmali olduğu ve istismar riski yarattığı açıktır. Bu fotoğrafların kullanılması için çocuklardan ve velilerinden imzalı açık onay metni alınmış mıdır?

    Fotoğrafların kaldırılması ve çocuk haklarının korunması için bakanlığınız bir adım atacak mıdır?

    Ülkü Ocakları’nın okulda gerçekleştirdiği bu faaliyet MEB müfredatının hangi kazanım hedeflerine hizmet etmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit, Mor Cafe’nin adını ‘Turkuaz Kafe’ye dönüştüren kayyımın faaliyetlerini anlattı

    Koçyiğit, Mor Cafe’nin adını ‘Turkuaz Kafe’ye dönüştüren kayyımın faaliyetlerini anlattı

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kars Belediyesi’ne atanan kayyım ile toplumsal yaşamdaki değişimlere dikkat çekti. Konu hakkında İçişleri Bakannı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması için soru önergesi veren Koçyiğit, “Mor Cafe’nin adını ‘Turkuaz Kafe’, Mor Hat’tın adının ise ‘Kadın Dayanışma Hattı’ olarak değiştirmesinin sebepleri nelerdir?” diye sordu.

    HEDEP Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu soru önergesi ile Kars Belediyesi kayyım yönetiminin usulsüzlüklerine dikkat çekti. Koçyiğit, 2 Ekim 2020’de belediyeye atanan kayyım yönetiminin, toplumsal yaşama etkilerini de sıraladı.

    MOR CAFE’NİN İSMİNİ ‘TURKUAZ KAFE’ OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ!

    Milletvekili Koçyiğit, önergesinde kayyım uygulamasının, demokratik sürece “darbe” vurduğunun altını çizdi. 31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrasında Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından kazanılan belediyelere kayyım atandığını belirten Koçyiğit, “HDP, bu seçimlerde 3 büyükşehir, 5 il, 45 ilçe ve 12 belde belediyesi dahil toplamda 65 belediye kazanmıştır. Günümüzde ise bu 65 belediyeden sadece 6’sı, seçilmiş belediye başkanları tarafından yönetilmektedir” ifadelerini kullandı.

    Koçyiğit, sosyal yaşamı desteklemek amacıyla kayyım öncesi Kars’ta yapılan üretimlere dair şu bilgileri paylaştı:

    “Kars Belediyesi bünyesinde kurulan KarsBEL, kaz yetiştiriciliği ve peynir üretimi gibi yerel üreticilere ve kadınlara destek sunmuştur. Ayrıca, yerel üretimi desteklemek için kümes hayvancılığı ve tohum desteği başlatılmış ve üreticilerin katılacağı kooperatif çalışmaları başlatılmıştır. Belediye ait hayvan barınağında sokak hayvanlarının düzenli beslenmesini sağlamak amacıyla bir mama ve aşevi açılmıştır.

    Belediye tarafından yeniden aktifleştirilen Kent Konseyi, gönüllülerin bağışları ile 17 öğrenciye aylık burs vermiş ve gençlere Serhat Spor Kulübü çatısı altında futbol, basketbol, voleybol, güreş, masa tenisi, atletizm ve kick boks gibi spor dallarında ücretsiz eğitimler sunulmuştur.

    Masal Parkı içerisinde Kültür ve Sanat Kafesi açılmış, kitap söyleşileri, müzik dinletileri ve sanatsal etkinlikler düzenlenmiştir. Tarihi Aynalı Köşk, sergi ve sanat merkezi olarak kullanılmak üzere geri alınmıştır ve Serhat Kültür ve Doğa Festivali düzenlenmiştir.

    Seçilmiş eş başkanların görevden alınması ve kayyımların atanması, kentin yönetimine ve toplumsal yaşamına önemli değişiklikler getirmiştir.

    Kars Belediyesi’ne atanmış olan kayyım, HDP döneminde açılan Mor Cafe’nin ismini Turkuaz Kafe olarak değiştirmiş ve Mor Hat’ın adını Kadın Dayanışma Hattı olarak değiştirmiştir. Yerel ürünlerin tanıtımı ve satışını destekleyen bir mağaza olan işletme, kayyım döneminde kapatılmış ve bu nedenle yerel ürünlerin tanıtımı ve satışı olumsuz etkilenmiştir.

    “PERSONELLER HUKUKSUZCA İŞTEN ÇIKARILMIŞ, MAHKEME KARARINA RAĞMEN İŞBAŞI YAPTIRILMAMIŞTIR”

    Kayyım döneminde, belediyenin personel yapısında değişiklikler yaşanmış ve birçok personel işten çıkarılmıştır. Demokratik şekilde seçilmiş önceki dönem belediye başkanları tarafından işe alınan ve kadrosu önceki dönemden devir alınmakla birlikte yeni yönetimle uyumlu çalışan personeller hukuksuzca işten çıkarılmış, mahkemenin işe dönüş kararlarına rağmen iş başlangıçları yapılmamıştır.

    Ayrıca, Bakanlık, belediyeye ihtiyaç duyduğu ekipmanları temin etme konusunda farklı bir yaklaşım benimsemiş, seçilmiş yönetim tarafından talep edilen ve bir türlü gönderilmeyen ekipmanların kayyım atamasından hemen sonra misliyle gönderilmesine karar vermiştir.

    Anadolu Kültür tarafından düzenlenen Ani sergisi, kayyım döneminde kaldırılmış, Aynalı Köşk ise satışa sunulmuş ve seçilmiş eş başkanların çabalarıyla durdurulan satış kayyım döneminde gerçekleşmiştir.”

    KAYYIM KARARLARININ, GÜNLÜK YAŞAMA ETKİSİ!

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Kayyım döneminde alınan kararların, yerel halkın günlük yaşamına ve toplumsal dokusuna nasıl bir etkisi olduğuna dair bir izleme, değerlendirme çalışmanız var mıdır?

    *Kayyım atanmalarının demokratik katılım ve halkın yerel yönetimde söz sahibi olma hakkına etkilerini açıklar mısınız?

    *Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasının, yerel halkın yaşam kalitesine ve kentteki toplumsal dinamiklere etkilerini değerlendirebilir misiniz?

    *Kayyım atamalarının halk iradesine saygı açısından yarattığı tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu tartışmaların sonuçları nelerdir?

    *Kars Belediyesi’ne kayyım atamaları hangi gerekçelerle gerçekleştirilmiştir?

    *Kayyım atanmalarının demokrasiye etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    *Kars Belediyesi’nin kayyım dönemindeki bütçe harcamaları ve politikaları, seçilmiş belediye başkanları dönemine kıyasla nasıl bir değişiklik göstermiştir?

    *Kayyım atanmasının ardından Kars Belediyesi’nde çalışanların işten çıkartılmasının nedenlerini ve bu kararların hangi yasal gerekçelere dayandığını açıklar mısınız?

    *Kayyım atanmasının ardından Kars Belediyesi’nin kadın istihdamını destekleyen projeleri veya sosyal yardım programları nasıl değiştirilmiştir?

    *HDP döneminde açılan Mor Cafe’nin adının “Turkuaz Kafe”; Mor Hat’tın adının ise “Kadın Dayanışma Hattı” olarak değiştirmesinin sebepleri nelerdir?

    *Kayyım atanmasının ardından, Kars Belediyesi’nin sosyal yardım ve dayanışma projeleri nasıl değiştirilmiştir ve bu değişikliklerin gerekçeleri nelerdir?

    *Seçilmiş belediye başkanları döneminde gerçekleştirilen kültürel etkinlikler, sanatsal projeler veya spor faaliyetleri hangi değişikliklere uğramıştır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Koçyiğit, Kars’taki tarihi binanın TÜGVA’ya tahsisini ilgili bakanlara sordu

    Milletvekili Koçyiğit, Kars’taki tarihi binanın TÜGVA’ya tahsisini ilgili bakanlara sordu

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kars’taki bir kamu binasının TÜGVA’ya tahsis edilip, temizliğinin de kayyım belediyesi tarafınca yapılmasını Meclis gündemine getirdi.

    HEDEP Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, kamuya ait bir binanın TÜGVA’ya tahsis edilmesini ilgili bakanlara sordu.

    Öğretmenevinin bitişiğinde olup öğretmen ve yurttaşların kullanımından alınarak TÜGVA’ya tahsis edilen binanın temizlik işlerini de kayyım yönetimindeki Kars Belediyesi üstlendi.

    Milletvekili Koçyiğit, Kars Öğretmenevi’nin yanındaki tarihi binanın, geçmişte kadın hapishanesi olarak kullanıldığını, sonrasında halk tarafından kafe amaçlı hizmete açıldığını belirtti. Koçyiğit, birkaç yıl önce ise söz konusu binanın kapatılarak üzerine “TÜGVA Gönül Bahçesi” yazılı bir tabela asıldığını da vurguladı.

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, kaleme aldığı önergede, “O dönemde, tarihi binanın ve bahçesinin halk kütüphanesi olarak kullanılması için çaba gösterilmiş, ancak bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. Tarihi bina, doğrudan AKP iktidarıyla ilişkili olduğu bilinen Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından kullanılmak üzere tahsis edilmiştir. Son olarak, 25 Kasım 2023 tarihinde, TÜGVA’nın kullanımında olup artık kamusal bir alan olmaktan çıkarak kullanılamaz hale gelen bu tarihi bina ve bahçenin, Kayyım yönetimindeki Kars Belediyesi temizlik işçileri tarafından temizlendiği basına yansımıştır” ifadelerine yer verdi.

    “KAMU YARARI NEDİR?”

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, konuya dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:

    “TÜGVA’nın kullanımında olan tarihi binanın Kars Belediyesi tarafından temizlenmesiyle ilgili Kayyım yönetiminin uygulaması hangi yasal zeminde ne gerekçeyle almıştır?

    Kars halkının bu tarihi binayı kamusal bir alan olarak kullanma talepleri Bakanlığınız tarafından dikkate alınmış mıdır? Eğer hayır ise, bu talepler neden göz ardı edilmiştir?

    Kamu mülkiyetindeki bina, gayrimenkul, arsa gibi varlıkların başka kurum ve kişilere devredilmesine yönelik politikalar ve uygulamalardaki esaslar ve yasalar nedir?

    Kars Belediyesi’ne bağlı başka hangi arazi, arsa, bina ve gayrimenkuller hangi kurum ve kişilere tahsis edilmiştir?

    Bu tarihi bina hangi kurum tarafından, hangi usul ve esaslara dayanarak, hangi şartlarda ne kadar süreliğine TÜGVA’ya tahsis edilmiştir?

    Tüm yurttaşların kullanımında olan bir binanın iktidar ile doğrudan ilişkili bir kuruma tahsis edilmesindeki kamu yararı nedir?

    “BAKANLIĞINIZIN DEĞERLENDİRMESİ NEDİR?”

    Koçyiğit, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a ise şu soruları yöneltti:

    “TÜGVA’ya tahsis edilen tarihi binanın kültürel ve turistik bir değeri var mıdır?

    Binanın kültürel ve turistik bir değeri varsa bu değer nasıl korunmuş veya güçlendirilmiştir?

    Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak, bu tür tarihi mekanların korunması ve kamusal kullanıma açık olması için alınan tedbirler nelerdir?

    Kars halkının tarihi binanın kamusal kullanımına devam etme talepleri doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bir değerlendirme yapılmış mıdır?

    Bakanlığınızın binanın bu şekilde kullanımı ile ilgili değerlendirmesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Yükselen enflasyona karşı Eşel Mobil Sistemi devreye girmelidir

    Koçyiğit: Yükselen enflasyona karşı Eşel Mobil Sistemi devreye girmelidir

    PİRHA – Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, asgari ücretin aylık olarak Eşel Mobil Sistem’e göre güncellenmesine dair Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifi sundu. Koçyiğit, “Türkiye tarihinde Eşel Mobil Sistemi, enflasyon ve ekonomik dalgalanmalara karşı işçi ve memur maaşlarının korunmasında etkili bir araç olmuştur” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, çalışanları hayat pahalılığına karşı korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru orantılı olarak gelirlerin arttırılması gerektiğini belirtti.

    Asgari ücretin aylık olarak Eşel Mobil Sistem’e göre güncellenmesine dair kanun teklifi hazırlayan Koçyiğit, hayat pahalılığına da vurgu yaptı.

    “TEMEL İHTİYAÇLAR GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMALIDIR”

    2024 Plan ve Bütçe Komisyonu görüşülmelerinin hemen öncesinde kanun teklifini TBMM’ye sunan Milletvekili Koçyiğit, gerekçe olarak şu ifadelere yer verdi:

    “Günümüzde işçi sınıfının en temel taleplerinden biri, emeğinin karşılığında adil ve insanca yaşama koşullarını sürdürebilecek bir ücret alabilmektir. Asgari ücret, bir ülkede belirli bir dönem için yasal olarak çalışan bir işçiye ödenmesi gereken en düşük ücret miktarını ifade eder. Asgari ücret, işçilerin alım gücünü korumak, yoksulluğu önlemek ve sosyal adaleti sağlamak gibi hedefleri içerir. Ancak, Türkiye’de son yıllarda, asgari ücretin genel bir ücret skalası haline gelmesi, mavi yakalıdan beyaz yakalıya, temizlik işçisinden doktora, mühendisten öğretmene kadar tüm işçi kesimlerinin ücretlerinin asgari ücrete endekslenerek belirlenmesi yeni bir gerçekliği yansıtmaktadır. Bu durumda, asgari ücretin önemi daha da artmaktadır, çünkü asgari ücret toplumun genel ücret seviyesini belirleme noktasına gelmiştir.

    Asgari ücretin belirlenmesi, bir ülkenin ekonomik, sosyal ve emek koşullarına göre itinayla ve demokratik katılımcı mekanizmalar ile sağlanmalıdır. Sürekli bahsedilen “ekonomik istikrar ve büyüme” işçilere daha iyi ücretler sunma olanağı sağlamalıdır. Asgari ücret, işçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Yiyecek, barınma, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlar göz önünde bulundurulmalıdır. İşçilerin insanca yaşama koşullarını sağlamak hedeflenmelidir. Son yıllarda hiç olmadığı kadar artan enflasyon, ürün ve hizmet fiyatlarının artmasına neden olmuş ve alım gücünü düşürmüştür.

    Sendikalar ve işçi temsilcileri, asgari ücretin belirlenmesinde önemli bir rol oynamalıdır. Emek meslek örgütlerinin görüşleri, işçi sınıfının taleplerini yansıtarak ve işçi haklarını koruyarak asgari ücretin adil şekilde belirlenmesine yardımcı olabilir. Uluslararası karşılaştırmalar da asgari ücretin belirlenmesinde önemlidir.

    Sonuç olarak, asgari ücretin belirlenmesi ekonomik, sosyal ve toplumsal faktörlerin dikkate alındığı bir süreç olmalıdır. İşçi sınıfının insanca yaşam koşullarını sürdürebilmesini sağlayacak adil bir ücret politikası oluşturmak toplumsal refaha ve adalete olumlu katkı sağlayacaktır.

    Türkiye’de asgari ücret ve memur maaşlarının belirlenmesinde Eşel Mobil Sistemi, ekonomik dengenin sağlanması ve işçi sınıfının adil bir ücret politikasıyla korunması amacıyla kullanılan bir araç olmuştur. Bu sistem, işçi ve memur maaşlarının enflasyon ve ekonomik dalgalanmalara karşı korunmasını hedeflemektedir.

    1997-1998 yıllarında Eşel Mobil Sistemi’nin uygulandığı dönem, Türkiye’nin bugün olduğu gibi yüksek enflasyonla mücadele ettiği bir döneme denk gelmektedir. Bu dönemde kamu işçileri ve memurlar için aylık ve üç aylık dönemlerde zam yapılmasını içeren bir sistem benimsenmiştir. Kamu işçilerinin toplu iş sözleşmeleri kapsamında ilk altı aylık dönemde ücretlere yüzde 84.4 oranında zam yapılmış ve ardından her ay gerçekleşen aylık enflasyon oranı kadar artış sağlanmıştır. Benzer şekilde memur maaşlarına da zam yapılmış ve ek ödemelerle desteklenmiştir. Eşel Mobil Sistemi ile enflasyonun etkileri düzenli aralıklarla maaşlara yansıtılarak işçi ve memur maaşlarının reel değerlerinin korunması amaçlanmıştır.

    Türkiye tarihinde Eşel Mobil Sistemi, enflasyon ve ekonomik dalgalanmalara karşı işçi ve memur maaşlarının korunmasında etkili bir araç olmuştur. Bu sistem, işçi sınıfının alım gücünü ve yaşam standartlarını koruma amacını taşıdığı gibi, toplumsal denge ve adil ücret politikalarının oluşturulmasına da katkı sağlamıştır.

    Son yıllarda gerçekleşen ve özellikle son genel seçimlerden sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca kırılmamış rekorları kıran ekonomik dalgalanmalar, enflasyon ve döviz kurlarındaki keskin ve sürekli artış, işçilerin alım gücünü ve yaşam standartlarını son derece olumsuz etkilemektedir. Bu noktada, işçi sınıfının haklarını koruma, adil bir ücret politikası oluşturma ve istikrarlı bir gelecek sağlama amacıyla Eşel Mobil Sistemi devreye girmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dilber Alınak’ı katletmek isteyen fail tutuklandı: Akıl sağlığına bakılacak

    Dilber Alınak’ı katletmek isteyen fail tutuklandı: Akıl sağlığına bakılacak

    PİRHA- Digor’da Dilber Alınak’ı katletmeye çalışan fail Ekrem Aybi tutuklandı. Fail erkeğin akli dengesinin yerinde olup olmadığına dair rapor alınması için Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildiği öğrenildi.

    Kars’ın Digor ilçesinde 9 Ağustos günün, Dilber Alınak isimli kadın,  Ekrem Aybi isimli erkek tarafında saldırıya uğrayarak katledilmek istendi. Söz konusu olay günü gözaltına alınan fail Ekrem Aybi, emniyet işlemlerinin ardından savcılığa sevk edildi. Savcılıkta failin, “akli dengesinin yerinde olmadığı” iddiasıyla kendini savunduğu belirtildi. Savcılıktaki işlemlerinin ardından tutuklama kararıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen fail erkek, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    FAİL ELAZIĞ’A SEVKEDİLDİ

    Öte yandan fail Ekrem Aybi’nin “aki dengesinin yerinde olup olmadığını” belirlemek üzere 10 Ağustos günü Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildiği kaydedildi.

    ALINAK’IN DURUMU AĞIR

    Kars Devlet Hastanesi’nde yoğun bakım bölümünde tedavi altında olan Dilber’in hayati tehlikesi ise devam ediyor. Doktorların Dilber’i Pazartesi uyandırması bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    PİRHA-Hasan Ali Bozkurt, Ziraat Bankası çalışanıyken gerekçe belirtilmeden 2012 yılında işten çıkarıldı. Kızının şahsi banka hesabına dahi kanunsuzca el konulduğunu belirten Bozkurt, “İşten çıkarılmamdaki tek gerekçe, söylemeye dilim varmıyor ama Alevi olmam” dedi.

    Hasan Ali Bozkurt, 1997 yılında Ziraat Bankası’nın açtığı sınavda 5. oldu, 1998 yılında ise koruma memuru olarak işe başladı. Kars ve Iğdır’da görev yapan Bozkurt, 2000 yılında ise Ankara’ya gelerek aynı banka bünyesinde çalışmaya devam etti.

    2012 yılında yeni gelen banka yönetimi, hiçbir gerekçe göstermeden Ziraat Bankası Etlik Şubesi’nde çalışan Bozkurt’un iş akdini fesih etti.

    İŞ FESHİ VAR ANCAK GEREKÇE YOK!

    Toplamda 15 yıl çalıştığını belirten Bozkurt, “Performans olur, İş Kanunu’nun ilgili maddelerinden biri olur; ama hiçbir gerekçe gösterilmeden işime son verildi” diye konuştu.

    Hasan Ali Bozkurt, işine son verildiği yılda kendisi gibi işten çıkarılan başka personellerin de olduğunu ifade ederek, “Ama gerekçe sunulmayan, bildiğim kadarıyla bir tek ben vardım. Mesela o dönem siyasete girenler vardı, tekrar göreve geri dönmek istediler ancak onları göreve yeniden başlatmadılar. Ya da ‘performans eksikliğini’ gerekçe gösterip işten çıkarılanlar da olmuştu” diye konuştu.

    KIZININ BANKADAKİ PARASINA DAHİ EL KONULDU!

    Hasan Ali Bozkurt işten çıkarıldıktan hemen sonra hukuki girişimlere başladığını da anlattı. Mahkemeden ‘İşe iade kararı’ verildiğini ancak bankanın buna da kayıtsız kaldığını söyleyen Bozkurt, şöyle devam etti:

    “Aslında bir takım şeyler daha sonradan yerli yerine oturmaya başladı. Ben ilk önce ‘gerekçesiz olur mu?’ diye düşündüm. Pek çok kişi de ‘muhakkak bir gerekçesi vardır’ dediler ama bir yasal gerekçe yoktu. En son süreçte kızımın adına şubede bir yatırım hesabı açtırmıştım, ona dahi gerekçesiz olarak el koydular. Banka ile görüştüğüm zaman ‘git kanunlar önünde ne yapıyorsan yap’ denildi. İşe iade sürecimde mahkemeye gittim ve 10 aya yakın duruşma günü bekledik. 2013 yılında duruşmamız 10 saniye sürerek ‘işe iade’ kararım verildi. Ama Ziraat Bankası bu karara uymadı. Bu nedenle tekrar idari dava açma durumunda kaldım. Bu defa da mahkeme, bankanın özel statüsünü gerekçe gösterdi. Ardından Devlet Personel Başkanlığı’na dava açtım ve şu anda davam Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte.”

    “MAKSAT BENİM ALEVİ OLMAMMIŞ”

    Yaklaşık 11 yıldır hukuki mücadele veren Bozkurt, bankada kızı adına biriktirdiği parayı ileriki yıllarda eğitim harcamaları için kullanmayı planladığını da söyledi. Bozkurt, işten çıkarılmasındaki asıl nedenin Alevi kimliği olduğunu da vurgulayarak şunları anlattı:

    “Yönetim kuruluna yakın olan tanıdıklarımdan edindiğim bilgiye göre çıkarılmamdaki tek gerekçe; söylemeye dilim varmıyor ama Aleviliğimiz. Yönetim kuruluna benim adımı öneren kişideki tek maksat benim Alevi olmammış. Yani hukukçuların hepsi gösterdiğim belgelere karşı ‘böyle bir şey olamaz, bunu yapamazlar’ diyor.

    O yıllarda bankada şöyle bir yönetim anlayışı vardı; AK Parti iktidarının ortalarıydı, yani ekonomik anlamda güçlü bir Türkiye vardı ve Ziraat Bankası iktidarın bir nevi para kasasıydı. Genel yöneticiler ona göre kişilerden tercih ediyordu. Yaptıkları işten de sorumlu tutulmuyorlardı. Halen daha buna ilişkin bir kanun maddesi de var.

    “MEMLEKETİME OLAN AİDİYET DUYGUM ZEDELENDİ”

    İşten gerekçesiz olarak çıkarılmak başlı başına bir problem. Ben gerekçesini biliyorum ama dışarıdaki insanlara bunu izah etmek bir problem. En son bana yapılanları FÖTÖ’cülerin yaptığını düşünmüştüm. ‘Belki adalet önünde tekrar bir takım şeyler yerini bulacaktır’ diye düşündüm ama olayın aslı, kızımın hesabındaki paraya el konulduktan sonra insanın aidiyet duygusu zedeleniyor. Memleketine olan aidiyet duygusu dahi gidiyor. Şundan dolayı; o dönem ben iktidar, muhalefet tüm siyasi partileri de dolaştım. Sendikaların da tamamına gittim, yardımcı olmalarını, hukuki bir destek olunmasını istedim ancak en ufak bir şey yapmadılar.

    İşten çıkarılmadan hemen önce bankada bir sendika kurma hareketi içerisindeydik. İlk başta bu gerekçe ile atıldığımı düşündüm ama çocuğumun hesabına dahi gerekçesiz şekilde kanunsuzca el konulunca altındaki saiklerin farklı olduğunu düşündüm. Zaten o dönemki çalışanların sendika kurma çalışmaları da sonuçsuz kaldı. Dönemin genel müdürü, yardımcısına bir sendika kurdurdu ve halen daha o sendika ile banka devam etmekte.”

    “HUKUK İŞGAL ALTINDA”

    Hasan Ali Bozkurt “Kendimi artık ‘öteki’ olarak tarif ediyorum ve artık çalabileceğim bir kapı da yok” diyerek “Adaletten başka güvenebileceğim bir yapı yok ve bu yapıların hepsi anladığım kadarıyla işgal altında. Bir sömürü düzeni olarak görüyorum. Mevcut banka yönetimine söyleyecek tek bir sözüm dahi yok. Çünkü kendi iradeleri ile orada bulunan insanlar değiller. Belki birebir görüştüğümüz zaman hak veriyorlar ama iş yasal birtakım şeylerin tanzimine geldiği zaman tamamen gündem dışında kalmak istiyorlar” yorumunda bulundu.

    “HER DAİM ALEVİ KİMLİĞİMLE BERABERDİM”

    Yaşamı boyunca Alevi örgütlerinde görev aldığını da belirten Hasan Ali Bozkurt şu an ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Keçiören Şube yönetiminde görev yapıyor. İnancı uğruna daima mücadele içerisinde olduğunu belirten Bozkurt şöyle devam etti:

    “Alevi kimliğimden ötürü asla sakınmadım, gizlemedim, bunu bir ayıp olarak görmedim. Her daim Alevi kimliğimle beraberdim. İşten çıkarıldığım sürecin ardından daha da fazla aktif olarak kurumlarda yönetici oldum. AK Parti, iktidara geldikten sonra biz banka çalışanlarını cumaya, iftara, namaza dahi götürmek istediler. Söylemek belki çok kırıcı, insana yakışmayacak şeyler ama doğan gereği yapmayacağın şeyleri yaptırmaya çalıştıkları için pişmanlığım yok, mücadelem de her zaman devam etti. Ben aklım kestiğinden beri bu mücadelenin ister istemez içerisindeyim.”

    72 SAAT NÖBET DAYATMASI!

    Bozkurt, son olarak Ziraat Bankası’nda çalıştığı dönemde fazla mesailerin dahi verilmediğini söyleyerek, ilgili yöneticiler hakkında şikayetçi olduğunu aktardı. Hasan Ali Bozkurt, “Bir müdür, beni 3 gün, yani 72 saat boyunca bir şubede nöbete dikmeye kalkıştı. Ben de bu müdürü Çalışma Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Bakanlıktan müfettiş geldi ve beni haklı buldu. Yaptığım fazla çalışmaya ilişkin rapor düzenledi. Yönetim kurulu o hak ettiğim parayı dahi mahkeme yoluyla ödedi. Şu an banka çalışanları hangi koşulda çalışıyor bilmiyorum ama en azından fazla mesai alır hale geldiler” diye ekledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 8 Çatı örgütü ve bağımsız Alevi örgütleri, 26 Kasım’da bir araya geliyor!

    8 Çatı örgütü ve bağımsız Alevi örgütleri, 26 Kasım’da bir araya geliyor!

    PİRHA – Alevi çatı örgütleri ile bağımsız cemevlerinin yönetimleri, Ankara’da 26 Kasım’da yapılacak toplantıda bir araya gelecek. Buluşmada AKP’nin Cemevi Başkanlığı projesine karşı eylem planı tartışılacak.

    Cemevlerini, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne karşı Alevi örgütleri, bağımsız cemevleri ve yöre derneklerinin üye ve yöneticileri Ankara’da bir araya gelecek.

    AKP’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararının ardından 8 Alevi çatı örgütü, birçok ilde bağımsız cemevi yönetimleriyle toplantılar düzenleyecek.

    Söz konusu yasaya karşı tavır almak adına yöre derneklerinin de davet edildiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan, toplantıların birçok ilde yapılacağını vurguladı. İlk birlikteliğin Ankara’da, 26 Kasım’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda saat 15.00’te yapılacağını söyleyen Kaplan, toplantıda ayrıca örgütlerin genel sekreterlerinin de sunum yapacakları bilgisini verdi.

    TORBA YASAYA KARŞI YENİDEN BİR ARAYA GELİNİYOR!

    AKP’nin hazırladığı yasaya karşı Türkiye genelinde yapılacak benzer çalışmaların da başlangıcı olacağını belirten Özgür Kaplan, şu bilgileri paylaştı:

    “AKP’nin torba yasasına karşı Aleviler ‘Ne yapmalı?’ meselesini tartışıyorlar. Çalışmanın bu sadece Ankara ayağı. 25 Aralık’ta İstanbul’da kurultay yapacağız. Bir taraftan da bu çalışmalar o kurultayın hazırlığı aslında. Bu cumartesi Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, bizlere paralel yöre dernekleri; örneğin Dersimliler Derneği, Vartolular Derneği ya da Demokrat Karslılar gibi örgütler de davetli. Yani burada federasyonun bileşenlerinin de ötesinde aslında herhangi bir federasyona bağlı olmayan cemevleri ya da Alevi dernekleri mevcut. Bağımsız örgütleri de buraya katmaya çalışıyoruz. Çünkü AKP’nin bu kuşatması oradan hamle yapıyor. Bizlerin bileşenlerine bu süreçte pek yanaşamadılar ama 1700 tane cemevi ile görüştüklerini söylüyorlar. Görüştükleri istisnasız şubesiz olanlar ya da bileşeni olmayan kurumlar. Olabildiğince bu zihniyete karşı olan bağımsız yöre derneklerini bileşenimiz yapmak istiyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    PİRHA –Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de yapılacak toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, şu ana kadar ki en geniş çaplı toplantı olacağını belirterek, Alevi toplumunda oluşan birlikteliğe vurgu yaptı. Erçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Alevilere dair açıklama yapacağını öğrendiklerini belirterek, “İktidara ve iktidar adaylarına Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum” dedi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı 17-18 Eylül’de saat 10.00’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde başlayacak. Davetliler arasında akademisyenler, yöre dernekleri, yazarlar, hukukçular ve daha birçok kesimden yurttaş yer alıyor.

    Alevi örgütleri tarafından ‘Tarihi toplantı’ olarak adlandırılan programda AKP’nin Aleviler ile ilgili son hamlesi değerlendirilecek. Toplantıda ayrıca “Cumhuriyetin birinci yüz yılında neler yaşadık? İkinci yüz yılından ne bekliyoruz?” soruları da tartışılacak.

    “TOPLANTI SONRASINDA BÖLGE GEZİLERİNİ PLANLADIK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının içeriğine dair PİRHA’ya bilgi paylaştı. “Daha öncesinde ‘17 Eylül’e kadar tüm yöre ve Alevi kurumlarını Hacıbektaş’a dahil edeceğiz’ demiştik. Alevi ve yöre derneklerini tek tek aradık ve davet ettik” diyen Erçe, geniş katılım beklediklerini söyledi. Cuma Erçe, Hacıbektaş’ta yapılacak etkinlikten sonra çalışmalarını bölgelere taşımayı düşündüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bölge toplantıları yaparak, bölgelerden henüz buraya katılmamış ve bu gelişmeleri henüz bilmeyen tüm kurumları bilgilendirmek amaçlı bölgelere gidebileceğimizi söylemiştim. O planımız dahilinde duruyor. Bu toplantıyı öne çekmiş olmamızın sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde bir açıklama yapma beklentisinden kaynaklandı. Biz daha toplanamadan Tayyip Erdoğan çıkıp bir plan dahilinde bir programını açıklayacağı haberleri ulaştı. ‘Bunun acaba önünü kesebilir miyiz?’ düşüncesi ile önce toplantıyı sonrasında ise bölge gezilerini planladık.”

    “BAĞIMSIZ CEMEVLERİNDEN DE DAVET ETTİKLERİMİZ OLDU”

    Cuma Erçe, toplantıya katılım konusunda ayrım gözetmeksizin tüm örgütleri davet ettiklerini vurgulayarak, “Yöre dernekleri, federasyonlar; Vartolular, Kangal Dernekleri Federasyonu, Sivaslılar, Tokatlılar, Yozgatlılar, Karslılar; yani aklınıza gelecek bütün federasyonlara da haber verdik. Katılımlar temsili düzeyde olacak. Ayrıca Arap Alevilerinden temsilen çağırdığımız isimler de oldu. Yine Abdallar derneğini, bunların haricinde akademisyen arkadaşlarımızı, yazarlarımızı ve Alevi örgütleri içerisinde geçmişte katkı sunmuş, değer biçtiğimiz dostlarımızdan çağırdıklarımız da oldu. Federasyonumuzun eski genel başkanlarını da davet ettik. Onun dışında Avrupa Alevi Konfederasyonu ve tüm bileşenlerini, Alevi Dernekleri Federasyonu’nun tüm bileşenlerini, Alevi Vakıflar Federasyonunun tüm bileşenlerini, Alevi Bektaşi Federasyonunun tüm bileşenlerini, Pir Sultan Abdal ve Alevi Kültür Derneği’nin tüm şubelerini, disiplin ve denetleme kurulu üyelerini, basından YOL TV, CAN TV, PİRHA gibi kurumları davet ettik. Şu haliyle hem Avrupa hem de Türkiye’deki tüm federasyonların bileşenlerini, ayrıca federasyon dışında kalmış olan bağımsız cemevlerinden de davet ettiklerimiz oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASI BU BİRLİKTELİKTEN MEMNUN”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının bu zamana kadarki en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacağını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Benim bilgim, nazarım dahilinde bir ilk. Daha önceden böyle bir program oldu mu bilemiyorum ama benim nazarımda bu ilk. Geçmişi tarıyorum, böyle tümüyle ortaklaşılan bir toplantı olmamıştı diye biliyorum.

    Yapılan tabii ki heyecan verici bir durum. Asıl heyecanı kamuoyundaki karşılığı olacaktır. Yani şunu hissediyoruz; özellikle Alevi camiası bu birliktelikten ötürü fotoğraf vermekten son derece memnun. O açıdan olumlu görüşler de alıyoruz. Eskiden beri özlenilen ‘Gelin canlar bir olalım’ felsefemizin karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yani bu açıdan değerli bir çalışma. Özellikle yönetenlere, iktidara ve sadece iktidarı da değil, iktidar adaylarına da Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum. Bir küçük ayrıntı da şu; biz orada konuşmaya değil dinlemeye gideceğiz. Yani federasyonlar, genel merkezler orada toplantının başlangıcında konuşarak toplantıyı boğan değil, tam tersine dinleyen, düşünen, geleceğe yön vermeye çalışan bir pozisyonda olacak. Asıl yayınlayacağımız sonuç bildirgesi kıymeti oluşturuyor. O da sonrasında kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Digor Katliamının yapıldığı yerde açık hava müzesi kuruldu-VİDEO

    Digor Katliamının yapıldığı yerde açık hava müzesi kuruldu-VİDEO

    PİRHA – Siyasetçi Mahmut Alınak, Digor Katliamının 29. yılında açık hava müzesi kurduklarını duyurdu.

    Kürt siyasetçi Mahmut Alınak, Digor Katliamı’nın gerçekleştiği bölgeye ağaç ekerek katledilenleri andı. Alınak, Digor Katliamının üzerinden 29 yıl geçtiğini vurgulayıp açık hava müzesi kurduklarını duyurdu.

    Mahmut Alınak, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Katliam işte burada gerçekleştirildi. Biz, bu vahşi katliamı, tarihin silinmez belleğine işlemek için ağaç dikerek bir açık hava müzesi kurduk. Kudüs’te nasıl ki Mescidi Aksa camisinden geriye kalan Ağlama Duvarı Yahudiler için kutsal bir tapınak ise burası da artık bizim için kutsal bir mekan olacaktır. Koçgiri, Zilan ve sonrasında meydana gelen katliamların yerlerinde de gün gelecek benzer müzeler kurulacaktır. Tarih unutmuyor, biz de unutmuyoruz ve mutlaka hesabını soracağız” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Kars’ın Digor ilçesinde 14 Ağustos 1993’te koruculuk dayatması, gıda ambargosu, ev baskınlarını protesto etmek amacıyla 20’yi aşkın köyde binlerce kişi Kocaköy köyünde bir araya gelerek Digor’a doğru yürüyüşe geçti. İki yürüyüş kolu jandarmanın ısrarı sonucu geri döndü, Iğdır tarafından araçlarla gelen 3 bini aşkın kişi ise, ilçe girişinde polisler tarafından durdurularak, araçlardan indirildi. Aralarında çocuk, yaşlı, kadın ve gencin olduğu binlerce kişinin önü Digor’a 2 kilometre kala Türk özel harekât polisleri tarafından kesildi ve hiçbir uyarı yapılmadan kitle ateş altına alındı.

    Yaylım ateşi sonucu 6’sı çocuk 17 kişi ölürken, 63 kişi ise yaralandı. Katliama sebep olan 8 özel harekât polisi hakkında, “Kasten öldürmek” ve “Kasten öldürmeye teşebbüs etmek” suçlarından açılan davada, sanık polislerin savunmalarında, kitle içinden roketatarla ve silahla ateş edildiği iddia edildi.

    Katliam sonrası özel harekâtçıların kullandığı silahlara ait boş kovanların dışında ne roketatar ne de silahın izine rastlandı. 2006 yılında çıkan kararda, polisler hakkında, “meşru müdafaa” yaptıkları gerekçe gösterilerek, beraat kararı verildi. Yaşamını yitiren 7 kişinin ailesi “Yaşam Hakkının ihlali”, “Etkin soruşturma yürütülmemesi” ve “Uzun Yargılama” gerekçeleriyle davayı AİHM’e taşıdı.

    Türkiye AİHM’de, dostane çözüm önerdi. Türkiye, olayda polislerin orantısız güç kullandığını kabul etti. Ölen 7 kişinin ailelerine toplam 350 bin Euro tazminat ödenmesine karar verildi. Diğer 10 kişinin ailesi de AİHM’e başvurdu. AİHM başvurular hakkında henüz bir karar vermedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sistematik cinsel tacize karşı özsavunmasını kullanan Azra Erdağ tahliye oldu

    Sistematik cinsel tacize karşı özsavunmasını kullanan Azra Erdağ tahliye oldu

    Arpaçay’da, kendisini 3 yıl boyunca taciz eden Birdal Doğan’ı özsavunmada bulunarak öldüren Azra Erdağ, tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında tahliye oldu.
    Kars’ın Arpaçay ilçesi Kardeştepe köyünde Azra Erdağ adlı lise öğrencisi, 3 yıl boyunca kendisini sistematik olarak taciz eden Birdal Doğan’ı özsavunmada bulunarak öldürmüştü.
    1 Mart 2022 tarihinde gerçekleşen olaydan sonra tutuklanan Erdağ, dün ilk duruşmasına çıktı. Mahkeme heyeti, olay tarihinde 18 yaşından küçük olan ve hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istenen Erdağ hakkında “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında cinayetin işlendiği, suçun vasıf ve mahiyeti, delillerin toplanmış olması, delil karartma ihtimalinin bulunmaması, tutuklama koruma tedbirinin istisnai uygulanması gereken bir tedbir olması, tutuklamadan beklenen amaç ve gayenin adli kontrol tedbirlerinin uygulanması ile elde edilmesi mümkün ise öncelikli olarak adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının usul kuralları gereğince gerekli oluşu, dosya kapsamı itibarı ile aleyhindeki mevcut delil durumu ve tutuklu kaldığı süre dikkate alındığında bu aşamadan itibaren orantılık ve ölçülülük ilkeleri uyarınca atılı suçtan tahliyesine” kararı verdi.
    Bir sonraki duruşma 3 Kasım’a ertelendi.
    (HABER MERKEZİ) 
  • Kars’ta bir hekim daha şiddet gördü; sağlık çalışanları iş bıraktı!

    Kars’ta bir hekim daha şiddet gördü; sağlık çalışanları iş bıraktı!

    PİRHA – Sağlık emekçileri, Kars Kafkas Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ndeki şiddet eylemi sebebiyle eylem yaptı.

    Kars Kafkas Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde görev yapan bir hekimin, hasta yakını tarafından bıçaklı saldırıya uğraması üzerine, hastane çalışanları iş bıraktı. Hastane önünde yapılan basın açıklamasına Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi Dr. Onur Naci Karahancı da katıldı.

    “SAĞLIK HAKKI İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Yapılan basın açıklamasında konuşan Dr. Onur Naci Karahancı, Kars’ta yaşanan saldırının sağlıkta şiddete karşı yürütülen mücadelenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. TTB’nin TBMM’ye sunduğu sağlıkta şiddet yasa tasarısının kabul görmediğini hatırlatan Karahancı, son düzenlemelerin de “kadük” kaldığını belirterek 2020’de 12 bine yakın beyaz kod verilerinin 2021’de 30 binlere vardığını aktardı.

    Karahancı, Sağlık Bakanlığı’nın 2022 verilerini paylaşmadığını, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının hakları konusunda da hiçbir adım atmadığını ifade ederek, gerek sağlıkta şiddetin son bulması gerekse de hakları için mücadeleden bir adım geri atmayacaklarının altını çizdi.

    Dr. İnanç Artaç ise hekimlerin her gün tehdit altında çalışmak zorunda kaldığını söyleyerek, sağlıkta şiddetin son bulması için idarecilerin ellerini taşın altına daha fazla koyması gerektiğini dile getirdi. Artaç, failin bir an önce yakalanması ve sağlıkta şiddetin önüne geçecek düzenlemelerin yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Basın açıklamasında konuşan bir diğer hekim Barlas Sülü ise kamu hastanelerinde idarenin baskıları ile karşı karşıya kalan, eleman ve tıbbi cihaz eksikliklerine rağmen gece gündüz çalışan, özel hastanelerde şirketlerin insafına bırakılan sağlık çalışanlarının yurttaşlar ile aynı tarafta yer aldığını belirtti. Sülü, “Bizler bu ülkenin emekçileriyiz. Biz sağlık hizmetinin bir yurttaşlık hakkı olduğunu savunuyoruz. Yağma yok, sağlık hakkı için mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Semra Polat, ‘Zahir batın kanatlarım ondandır’ deyişinin üretim sürecini anlattı

    Semra Polat, ‘Zahir batın kanatlarım ondandır’ deyişinin üretim sürecini anlattı

    PİRHA – Müzisyen Semra Polat, söz ve müziği kendisine ait olan “Zahir batın kanatlarım ondandır” isimli eserini dinleyicilere ulaştırdı. Polat, “Deyiş yazmak benim için çok zordu, çünkü bu işin bir ağırlığı var” dedi. Polat ekledi: Öze sadık kalarak üretmek çok kıymetli.

    Müzisyen Semra Polat, söz ve müziğini kendisinin icra ettiği “Zahir batın kanatlarım ondandır” adlı değişini müzik platformları üzerinden paylaşıma açtı. Polat, üretim sürecine dair PİRHA’ya konuştu.

    Ankara’da dünyaya gelen Semra Polat, bu şehirde büyüdüğünü, fakat aslen Karslı olduğunu belirtti. “Kökenime dair biraz daha geriye gittiğim zaman Sivas’a kadar uzanıyor” diyen Polat, müzik haricinde edebiyatla da ilgili bir isim.

    “O DUYGU YÜKSELDİ VE KELİMELER DÖKÜLÜVERDİ”

    Beş yıl önce yayınladığı “Rüyasız uyku” isimli bir de şiir kitabı olan Polat, “Yazma ve müzik, yani sesler ve kelimeler hep hayatımdaydı” sözleriyle uğraşlarına vurgu yaptı.

    Semra Polat, “Acaba yazabilir miyim?” diye düşünüp yola çıktığı deyiş üretimine ve müzik icrasına ilişkin şunları söyledi:

    “Yani söyleme kısmından ziyade çok iyi bir dinleyici olduğumu söyleyebilirim. Zaten hep müzikle iç içeydim. Sadece Türkçe değil, evrensel müzikler dinliyordum. Daha sonra belki bir şifa gibi söylemeye karar verdim. Bundan iki yıl önce KOM müzikten ‘Yola girme sen’ değişi ile başladım. Ve deyiş yazmaya karar verdim ama tabii deyiş yazmak benim için çok zordu, çünkü bu işin bir ağırlığı var, türkü kadar da kolay değil. Önce acaba yazabilir miyim diye düşündüm.

    O genetik mirasa her anlamda borçluyum. Çünkü biz bu altyapının üzerine bir şeyler koymak zorundayız. Sadece müzik değil, deyiş değil… Muhakkak o kültürden besleniyoruz ve onun üzerine bir şey koymak zorunda hissettim. Bir nevi bir borçlu gibi… Ama tabi değiş yazarken çok düşündüm. Çünkü Pir Sultan Abdalların, Şah Hatayilerin, yani onların yazabildiği bir şeyi ben 2022 yılında kendime göre yorumlayacaktım. Bu benim için zor bir şeydi. Uzun süre tasavvuf okuyarak bir alt yapı oluşturmaya çalıştım. Bu deyişi yazabilmem için bir altyapının olması gerekiyordu ama bu ilimden daha çok duygu işi. Yani o duygu olmadan ilim başlı başına yeterli değil. Biraz o duygu yükseldi ve kelimeler dökülüverdi.”

    “ÖZE SADIK KALARAK BİR ŞEYLER ÜRETMEK ÇOK KIYMETLİ”

    Semra Polat, deyiş yazma kararının ardından uzun yıllar uğraş verdiğine dikkat çekti. Üretimleri sonrası birkaç sanatçıya da ulaşma girişiminde bulunduğunu söyleyen Polat, “Yıl 2022 ve içinde kendim de dahil şu anda o iç ayarları, iç dengeyi kurmak bu zamanda çok zor. Çünkü insanın kendine olan yolundan, yani o yolu kesecek dışarıda çok fazla etken var. Yani müdahaleler olacaktır. Ben biraz da o içten gelen ses ile bu değişi yazdım” ifadelerini kullandı.

    Polat, notaya döktüğü sözlere dair de şunları söyledi:

    “Deyişin nasıl bir mesajı var şöyle anlatabilirim. Aslında bu deyişin sözleri kişinin kendi ile olan muhabbeti… Deyişimden çıkacak mesaj, yani benim kendimle olan muhabbetimin bir sonucudur diyebilirim.

    O dışarıdaki sesten sonra Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin de sözleri var ‘Ne arar isen kendinde ara’ ve ‘insan okunacak en büyük kitaptır’ der. Hangi nehirleri, hangi dağları dolansanız,  dünyanın neresine giderseniz gidin yine varacağınız yer kendiniz olacaktır. Evet benim için deyişler çok kıymetli ama deyişlere çok ayrı bir önem veriyorum.

    Asıl olan hep güzeldir o çekirdek ve öze sadık kalarak bir şeyler üretmek bence çok kıymetli Aslını bozmadan… Çünkü o öz ve çekirdek çok kıymetli. Çünkü orası gerçek ve o şekilde güzel ve biz de bunu korumak zorundayız. Deyişler de sadece söyleme kısmı değil, baktığımız zaman insanlar o eserleri hangi duygularda yazmış ve bu eserleri yazan kişiler ya yalnızlıktan ya parasızlıktan, çok bedeller ödemiş. Yani biz önümüze gelen bu hazır deyişleri istediğimiz gibi söyleyemeyiz. Orada ödenen bedeller, yaşanan duygusal yalnızlıklar, yani o insanlar o sözleri nasıl yazdı, biz o emeğe, geçmişe duyguya borçluyuz ve oraya sadık kalmak zorundayız. Yani en özüne uyacak şekilde söylemeliyiz. Evet belki şöyle diyecekler ‘Modern çağda yeni müzik aletleri ekleyelim, caz gibi okuyalım’.

    Evet ama ben de şöyle düşünüyorum, eğer caz gibi okumak istiyorlarsa o zaman kendileri yazsın ve üretsin. Çünkü o yazan kişiler onu hangi yoklukta hangi duygularla yazdı bunları göz ardı edemeyiz.”

    “İNSANLARIN DUYGUSUNA KET VURAMAZSINIZ”

    Semra Polat son olarak yakın zamanda Aynur Doğan ile Metin-Kemal Kahraman’ın konserlerine getirilen yasaklamaya ilişkin de,  “Müzik zaten evrenseldir. Müzikten bahsettiğimiz zaman bu sadece okunduğu dil değil karşı tarafa geçen Duygu çok önemli. Ama insanların duygusuna ket vuramazsınız. Yani insanlar orada, konserde duygusal bir birleşim yaşıyor. Karşılıklı duygusal bir duygu yaşanıyor ve bu duygunun engellenmesi hiç hoş değil” yorumunda bulundu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Ardahan’da iki hayvan tüccarı tarafından öldürülen Özkan Birkal için ailesi adalet arıyor!

    Ardahan’da iki hayvan tüccarı tarafından öldürülen Özkan Birkal için ailesi adalet arıyor!

    PİRHA-Ardahan’ın Damal ilçesinde yaşayan 41 yaşındaki Özkan Birkal’ı, ellerindeki sopalarla döverek öldüren M.C.K. ile F.K.’nin soruşturma aşamasında tahliye edilmelerine tepki gösteren Birkal Ailesi ve yöre dernekleri, tahliye kararı veren Sulh Ceza Hakimi hakkında şikayette bulunurken, sanıklar ile akrabalık bağının olup olmadığının araştırılmasını talep etti.

    Ardahan’ın Damal ilçesinde yaşayan ve hayvan ticareti yaparak geçimini sağlayan 41 yaşındaki Özkan Birkal, 15 Temmuz 2021 tarihinde ilçedeki hayvan pazarında Kars Digor’dan gelen tüccarlar tarafından sopalarla dövülerek ağır yaralandı, günlerce komada kaldı. Birkal, yaşam savaşını 30 Ağustos 2021 günü kaybetti.

    Bölgede yaşayanlar, hayvan pazarına gelen tüccarların, hayvanları düşük fiyata satın aldıkları, bu yönde insanlara baskı yaptıklarını ifade etti. Birkal‘ın da yaşanan bir tartışmada iki kişi tarafından dövüldüğü aktarıldı. Sanıklar M.C.K ile F.K‘nin ellerindeki sopalarla yerde düşmüş şekilde bulunan Özkan Birkal‘ın kafasına vurdukları, Birkal‘ın daha sonra bilincini kaybederek, bayıldığı kaydedildi.

    Olaydan bir gün sonra gözaltına alınarak tutuklanan iki sanık, Birkal‘ın hayatını kaybetmesinin ardından peş peşe tahliye edildi. Cumhuriyet Savcılığı, sanıkların tutukluluğunu isterken, Hanak Sulh Ceza Hakimliği iki sanığın tahliyesine karar verdi. Birkal ailesi ve yöre dernekleri ise tahliye kararı veren Hanak Sulh Ceza Hakimi ile tutukluluk talebini reddeden Hanak Asliye Ceza Hakimi ve Ardahan Sulh Ceza Hakimi hakkında şikayette bulundu.

    “HAKİM İLE SANIKLAR ARASINDA AKRABALIK BAĞI MI VAR?”

    Soruşturma aşamasının henüz tamamlanmadığı, savcılığın istediği adli tıp raporlarının gelmediği, tanıkların tamamının dinlenmediğini belirten Birkal ailesi ve yöre dernekleri kovuşturma aşamasına geçilmeden ve iki sanık hakkında dava açılmadan tahliye edilmelerine tepki gösterdi. Aile, sanıkların delilleri karartabileceği, tanıklar üzerinde baskı kurabileceği endişesini taşıdıklarını belirtti.

    Ailenin tek endişesi ise bununla sınırlı değil. Sanıklar M.C.K. ile F.K. hakkında aralıklarla tahliye kararı veren Hanak Asliye Ceza Hakimi’nin Kars nüfusuna kayıtlı olduğu ve sanıklar ile soy isim benzerliğinden dolayı şüphelerinin olduğunu belirten aile, tahliye kararı veren hakim ile sanıklar arasında akrabalık bağının olup olmadığının araştırılmasını da talep etti. Aile ile yöre dernekleri, Özkan Birkal‘ı sopalarla döven ve ölümüne sebebiyet veren sanıkların tutuklu olarak yargılanması için mücadelesini sürdürüyor.

    DOSYADA SON GELİŞME: TUTUKLULUK TALEBİ BİR KEZ DAHA REDDEDİLDİ

    Soruşturmayı yürüten savcılığa İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan detaylı raporun bugün geldiği belirtilirken, savcılığın iki sanık hakkında derhal tutuklama talebinde bulunduğu kaydedildi. Fakat tutuklama talebinin hakimlik tarafından bir kez daha reddedildiği aktarıldı.

    PİRHA/ARDAHAN

  • Kaval çalarak sebze satan Hikmet Aras, süpermarketlere karşı mücadele veriyor-VİDEO

    Kaval çalarak sebze satan Hikmet Aras, süpermarketlere karşı mücadele veriyor-VİDEO

    PİRHA- Hikmet Aras, dört tekerli demir aracına yüklediği sebzeleri sokak sokak gezerek satmaya çabalıyor. Satış yaparken aynı zamanda kaval çalan Aras, “Çalıştığım bölge müziğe çok açık. Hemen hemen her evde bağlama veya gitar çalan birileri var. Durum böyle olunca kaval çalmam da insanların hoşuna gidiyor” dedi.

    Sekiz kardeşli bir ailenin üyesi olan Hikmet Aras, 1988 yılında Kars’tan Ankara’ya geliyor. Büyükşehir Belediyesinde iş bulup uzun yıllar çalışan Aras, aynı yerden emekli oluyor.

    Bütün kardeşlerinin şu an Ankara’da yaşam sürdüğünü anlatan Hikmet Aras, “Ailemin bir kısmı pazarcılık yapıyor. Onların işleri sebebiyle hep yanlarında olurdum. Şu anda emekliyim ve bende de bir anlamda pazarcılık işi yapmaya başladım” diyerek seyyar yürüttüğü işi hakkında bilgi verdi.

    “KARS’TAKİ ANNELER HEP BİR ÖZLEM ÇEKER”

    Hikmet Aras ile sabahın erken saatlerinde Yenimahalle’deki evinin önünde buluştuk. Aras, komşularının, zamanında ‘görüntü kirliliği yapıyor’ diyerek şikayet ettiği o dört tekerli demir arabayı güçlükle iterek bahçedeki yerinden çıkardı. Emekli aylığı yetersiz kalınca sebze satmaya başladığını anlatan Aras, “Özgür irademle, patronsuz bir ortamda iş yapıyorum. Asgari ücretle, sanayi ortamında çalışan bir işçiden daha mutluyum” diyerek aktarımına başladı.

    Hikmet Aras, her ne kadar Kars’ta doğup büyüdüyse de Ankara’yı çok sevdiğine vurgu yapıyor. “Kars’a gittiğimde dahi burayı özlüyorum” diyen Aras “Kars’ın ekonomik açıdan iyi bir iş alanı yok. Kırsal alanda yaşam bir hayli zor. Haliyle herkes gurbete çıkıyor. Anne ve babalar çoğu zaman çocuklarının yüzlerini senelerce göremiyor. Kars’ta hep bir gurbet hayatı var. Durum böyle olunca insanlar büyük şehirlere göç ediyor. Yani Kars’taki anneler hep bir özlem çeker. Gözleri hep yollarda olur. Tarihsel olarak Kars’ı hep anlatır, Kurtuluş Savaşı’yla da hep anarlar. Çok değerli bir şehir olduğunu söylüyorlar. Altyapısına ya da üretimine baktığınızda hiç de o kadar değerli olmadığını görürsünüz. İlgi gösterilmesi gereken bir yerde dururken Kars şu an kötü bir noktada duruyor” diyerek durumunu özetliyor.

    HAFTANIN ALTI GÜNÜ SEYYAR SATICILIK YAPIYOR

    Hikmet Aras, Ankara’ya yerleştiren sonra şehre adapte olma konusunda ise “Şehirde zorluk çekmem için çok dar görüşlü olmam gerekirdi. Ama insanlarla çok çabuk kaynaşabiliyorum. Ayrıca Batıkent semti çok farklı bir yer. Burada hemen hemen bütün insanlar okur ve aydın diyebilirim” ifadelerini kullandı.

    Aras, şu an haftanın 6 günü çalıştığını belirterek her gün farklı bir bölgede satış yaptığını anlattı. Genellikle yeşillik sattığını söyleyen Aras, “Yeşillikleri Ankara’da bahçelerde üretim yapan bir arkadaştan alıyorum. Her ürünü günlük, taze alıp, satıyorum. Reyhan, kekik, dere otu, tere, roka, yeşil soğan, kıvırcık gibi ürünler satıyorum” dedi.

    HER GÜN EN AZ 70 KİLO YÜK !

    Taşıdığı el arabasının en az 70 kilo olduğunu belirten Aras, bazı dönemlerde yükünün 150 kiloya kadar vardığını söyledi. Aras, sıcak mevsimlerde iş yükünün çok zorlaştığına işaret ederek “Her satış yaptığım yerde insanlardan su istiyorum. Sağ olsun onlar da ikram da bulunuyorlar. Mahalleliler bu konuda çok duyarlı. Emeği ile çalışan insana burada değer veriliyor. Batıkent’in insanlarında Alevi felsefesi ağırlıkta olduğu için duyarlılar. İnsanı dinleyebiliyorlar. ‘Keşke ben de böyle doğabilseydim’ diyorum. Evlerdeki hemen hemen bütün çocuklar okumuş oluyor. İnsani yanları çok güzel ve merkezlerinde hep insan var” şeklinde konuştu.

    MARKETLERDEKİ SEBZELERE DİKKAT!

    Hikmet Aras, sattığı yeşilliklerin daha çok kışın tercih edildiğini söylese de şu mevsimlerde de alıcısını bulduğunu anlatıyor. Aras, marketlerde satılan ürünlerin neden çabuk bozulduğunu da belirterek şu ince detaylara işaret ediyor:

    “Bana ‘Yeşillikleri nereden getiriyorsun?’ diye sorduklarında direkt ürünlerimi açıp gösteriyorum. Tazeliğini görünce hemen alıyorlar. Günde 300 kişi ile karşılaşıyorsam bunun anca 20’si alışveriş yapıyor diyebilirim. Çünkü insanlar da alım gücü de düştü. İnsanlar, sebze ve meyvenin çok yüksek fiyatlı olduğunu söylüyor. 2021 çok pahalı bir yıl oldu. Zaten benim de çok hızlı bir satışım yok. Ama insanlar beni tanıdıkça artık marketten alışveriş yapmıyor. İnsanlara sebze ve meyveyi kesinlikle marketten almayın diyorum. Çünkü sebze ve meyveler marketlerde soğuk hava depolarında tutuluyor. Üzerlerine sık sık su serpiliyor. O ürünler eve götürüldüğü zaman çözülüp çabuk bozuluyor. Fakat pazar ortamında alınan sebze ve meyve aynı durumda değil. Günlük ve tazedir.”

    MÜŞTERİLERİNE MÜZİK ZİYAFETİ DE VERİYOR

    Hikmet Aras, seyyar satış yapmasının yanında bir de kaval çalmasıyla tanınıyor. Kimi zaman arabasını itmeyi bırakıp, sırtını bir duvar ya da ağaca yaslıyor ardından enstrümanını üflüyor. En çok Sanatçı Yasin Poyraz’dan etkilendiğini belirten Aras, insanlara hem sebze hem de müzik ziyafeti sunuyor.

    Ankara sokaklarında Mem û Zîn, Arix ve Karakoyun gibi eserler çalan Aras, insanlar tarafından beğeniyle karşılandığını anlatarak şunları söylüyor:

    “Satış yaptığım bölge müziğe çok açık ve eğilimli. Hemen hemen her evde bağlama gitar çalan birileri var. Deyişlerin, halk müziğinin ağırlıklı olduğu bir yer Batıkent. Durum böyle olunca benim kaval çalmam da insanların hoşuna gidiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA