Etiket: karşı mahalle

  • Gazeteci Sezgin Kartal’ın tutukluluğunun devamına karar verildi

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın tutukluluğunun devamına karar verildi

    PİRHA-Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması başlamadan önce adliye önünde yapılmak istenen açıklama polis tarafından engellenirken, 23 kişi polis tarafından gözaltına alındı. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmada Kartal, savunmasında hak odaklı habercilik yaptığının altını çizerek, iddianamede yer alan ifadelerin, gazetecilik faaliyetlerinin bir parçası olduğunu belirtti. Duruşma 22 Haziran’a ertelendi. 

    İstanbul’da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde evinin kapısı kırılarak gözaltına alınan ve 13 Ocak’ta “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması devam ediyor.

    Duruşma öncesi İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde yapılmak istenen basın açıklamasına Kağıthane Kaymakamlığı tarafından yasak getirildi. Adliye önünde basın açıklaması yapmak isteyen gruba polis müdahale etti. 23 kişi gözaltına alındı. Bayrampaşa ve Eyüp Devlet Hastanesi’ne götürülen 23 kişinin sağlık kontrollerinin ardından emniyete sevk edileceği öğrenildi.

    Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmada konuşan gazeteci Sezgin Kartal, “Cezaevinde kaldığım süreç hayatım boyunca yaşadığım en kötü süreçti. Deprem sürecinde yaşananları unutmak çok zor. 13 yıldır gazeteciyim. Farklı mecralara haberler yaptım. Hak odaklı habercilik yaptım. Doğum günüm ve çalışan gazeteciler gününde gözaltına alındım. Basın özgürlüğü konusunda ülkemiz ne yazık ki çok kötü bir durumda” dedi.

    Alevi Bektaşi toplumumun bir ferdi olduğunu belirten Kartal, “Alevilik bugüne kadar şiddetle arasına mesafe koymuştur. Her bir insanın eşit yurttaşlık hakkına sahip olması gerektiğini belirttik ve bunun mücadelesini verdik. 2007 yılından beri PSAKD’nin bir üyesiyim. İddianamede yer alan ithamlar gazetecilik faaliyetlerinin bir parçasıdır. Basın meslek ilkelerine göre gazetecilik yapıyoruz. Şiddeti öven içeriklerden uzak dururuz. İstanbul’da yaşıyorum. Gazeteci olarak 2014 yılında Urfa’ya gidip, döndüm. İddia edildiği gibi sınırı geçmedim. Madem silahlı bir örgütün üyesiydim neden üç senedir bu konuda bir ifadem alınmadı” ifadelerine yer verdi.

    Mahkeme, Sezgin Kartal’ın tutukluluğuna karar vererek, duruşmayı 22 Haziran’a erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşması öncesinde polis 23 kişiyi gözaltına aldı
    >Kağıthane Kaymakamlığı, Sezgin Kartal için yapılacak açıklamayı yasakladı
    >Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşmasına çağrı: 4 Nisan’da Çağlayan’dayız!
    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı

  • Sezgin Kartal, Alevi hareketinin yaşadığı üç temel sorununu yazdı

    Sezgin Kartal, Alevi hareketinin yaşadığı üç temel sorununu yazdı

    PİRHA-Gazeteci Sezgin Kartal, Karşı Mahalle’de yazdığı “Alevi hareketi mi dediniz?” başlıklı yazısında Alevi hareketinin örgütlenme durumuna dikkat çekti. 

    Gazeteci Sezgin Kartal, Karşı Mahalle’deki köşe yazısında Alevi örgütlenmesinin durumuna dikkat çekti. Alevi hareketinin temel sorunlarını “Mücadelede verilen otuz yılın kazanımını yiyip, yenisini üretmiyor. İçinde yaşadığı sistemi, zamanı tanımıyor. Örgütler ve toplumu var eden Yol’un kuralları fazlasıyla esnetilmiş” olarak üç maddede toplayan Kartal, Alevilerin taleplerinin haklı olduğunu ancak bu taleplerin karşılanması için örgütlülük anlamında bir şey yapılmadığını belirtti.

    Kartal’ın “Alevi hareketi mi dediniz?” başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

    “Alevilere dair yazılarımıza uzun süredir ara vermiştik. Geçtiğimiz hafta Karşı Mahalle’de Aydın Deniz’in bir yazısı yayımlandı. Deniz, yazısında Alevi gündemlerini ele alıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 96. yılını geride bırakırken, tarihindeki Alevi katliamlarıyla yüzleşmediği gerçekliğini not ederek yazısını sonlandırıyor. Yazıda maddi bir hata yok, hiçbir satırına itiraz edemeyiz, aksine eklenecek çok şey var. Yazılanlardan ziyade yazılmayan, üzerine eğilinmeyen konuları tartışmakta yarar görüyorum.

    “ALEVİ HAREKETİ ÜÇ TEMEL SORUN YAŞIYOR”

    Katliamları, hak kayıplarını sıralayıp devletin bunlarla yüzleşmesini ve taleplere karşılık vermesini beklemek doğal. Sorun ise ne değişti ki devlet bu talepleri yerine getirsin? Aleviler çok haklı ondan mı; yoksa demokratik, eşitlikçi bir rejim inşa edildiğinden mi? Ne oldu?

    Alevi hareketi bugün üç temel sorunu yaşıyor.

    Bir, mücadelede verilen otuz yılın kazanımını yiyip, yenisini üretmiyor.

    İki, içinde yaşadığı sistemi, zamanı tanımıyor.

    Üç, örgütler ve toplumu var eden Yol’un kuralları fazlasıyla esnetilmiş.

    Yıllar evvel Alevi kamuoyunda bilinen bir derneğin başkanına sorduğum ‘Kurumunuz söz üretmede, tanınır olmada sorun yaşamıyor. Neden bunu örgütlenmeye dönüştürmüyorsunuz?’a aldığım cevap çok şaşırtıcıydı. Başkan ‘Örgütlenme zaman ve enerji isteyen meşakkatli bir iş, yapamayız’ demişti. Aslında Alevi hareketinin bütününü çok iyi özetlemişti kendileri üzerinden. Örgütlenmeye dair yapılan bu değerlendirme aynı zamanda zamanın ruhunu yakalayamama için de geçerli. Yıllardır ezber haline gelen mücadelenin temel başlıkları kazanımla sonuçlanmadığı için de etkili bir talep olmaktan çıkıyor. Daha doğrusu uğruna mücadele edilecek bir motivasyon kaynağı olmuyor. Hatta daha ilginç olanı fiilen kazanılmış kimi haklar (cemevleri gibi) yeteri kadar değerlendirilmiyor. ‘Devlet cemevlerini yasal statüye kavuştursun’ haklı talep ama sistemi zorlayacak, ona bu adımı attıracak ne yapıyoruz?

    Örgütlenme Alevi hareketinin temel gündemi olmaktan çıktığında ‘Madem Diyanet’in kaldırılmasını başaramıyoruz; o zaman içinde yer almanın yollarına bakalım’ anlayışı baş gösteriyor.

    “DEVLET RAHATLIKLA ALEVİ HAREKETİNE MÜDAHALE EDEBİLİYOR”

    Ayrıca Alevi toplumunun içinde sistemli politik bir örgütlenmeyi ele almadığımız içindir ki devlet rahatlıkla Alevi hareketinin içine müdahaleler geliştirebiliyor.

    Bakın geçtiğimiz günlerde AKP’nin önemli isimlerinden Bülent Arınç ‘Liberaller ve Alevilerden oy alabilmeliyiz’ dedi. Bu sözler boşa söylenmiş sözler değil. Alevilerin AKP’ye ne kadar öfkeli olduğunu anlatmaya gerek yok. Peki Arınç’ın sözleri neyin nesi?

    Hatırlanacaktır; AKP-Gülen kavgasıyla cami-cemevi projeleri rafa kaldırılmıştı. Bu proje ile ‘devletin Alevisi’ni yaratma çizgisinden milim şaşmayan Cem Vakfı’na (İzzettin Doğan) devlet mesafe koymuştu. Arınç’ın sözünün birinci adresi İzzettin Doğan’dır. Çünkü Alevilerin kurumsallığı bakımından sözünü üreten, bu temelde örgütlenmesini yapan neredeyse tek kurum.

    İkinci adresi ise, Alevi hareketinin örgütlü yapısının zayıflamasıyla birlikte devletin desteğini esirgemediği kimi Alevi ‘önderleri (dedeleri)’dir.

    Üçüncü adres ise, Alevi hareketiyle hiç etkileşimde bulunmamış tamamen örgütsüz Anadolu Alevileridir.

    Kendi tarihimizden öğrenmiyoruz bari gözümüzün önündeki Kürt halkını örnek alalım.

    İnsanın aklına ne kadar zulüm gelirse Kürtlerin onu eksiksiz yaşamasına rağmen bütünlüklü davranabilme, siyasette belirleyici olma yeteneği kuşkusuz örgütlü oluşundandır. Taleplerinin karşılanmasını ve devletin katliamlarla yüzleşmesini beklemek gibi bir şey göremezsiniz. Dikkat edilirse aynı şeyleri tekrar edip durmak yerine çetin bir mücadeleyi sürekli yürütüyor; önüne çıkan her engeli aşmak için yeni yollar, yeni örgütlenme yöntemleri geliştiriyor. Bu Kürtlerin bulduğu bir formül de değil. Yaşamın diyalektiği bu! Alevilerin sorunu, örgütlerinin bu diyalektikten kaçınması, kolay olanı seçmesidir.

    Önümüzde duran, taşın altına elimizi koymaktır. Yani Alevi toplumunun örgütlenmesini sağlamaktır. Örgütlemediğimiz bir toplumun temsilcisi olduğumuz da iddiadan başka anlam ifade etmiyor.

    Alevilerin ordusuz generallere ihtiyacı yok!

    (HABER MERKEZİ)

  • Deniz: 96 yıldır hala Alevi katliamlarıyla yüzleşilmedi

    Deniz: 96 yıldır hala Alevi katliamlarıyla yüzleşilmedi

    PİRHA – “Cumhuriyetin 96. Yılı ve Aleviler” başlığıyla bir yazı kaleme alan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin önceki başkanı Aydın Deniz, 96 yıldır Alevilerin hak taleplerinin hala karşılık bulmadığını vurguladı. Alevilerin yıllarca mücadelesini verdiği ibadethanelerinin tanınmadığına, zorunlu din derslerinin hala diretildiğine dikkat çeken Aydın, devletin hala Alevi katliamları ile yüzleşmediğine vurgu yaptı. 

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin önceki başkanı Aydın Deniz, “Cumhuriyetin 96. Yılı ve Aleviler” başlığıyla Karşı Mahalle‘de bir yazı kaleme aldı.

    Alevi köylerine cami yapılmasından çocuklara namaz kıldırılmaya çalışılmasına, Alevi kurum yöneticilerine karşı geliştirilen gözaltı ve tutuklamalar ile sindirme ve baskı politikasının kat be kat arttığını belirten Deniz, Alevi kurumlarının ise kendi aralarında rızalık esasını çiğnediğini kaydetti.

    Alevilere Cumhuriyetin bekçisi görevi görenler ve asimilasyon etmeye çalışanlara rağmen eşit yurttaşlık mücadelesinin süreceğine değinen Deniz, Alevilerin Cumhuriyetin daha demokratik, daha eşitlikçi, hukukun üstünlüğü ve gerçek laikliğin uygulandığı bir yapıya dönüştürülmesi sorumluluğu ile karşı karşıya olduğunu hatırlattı.

    Aydın Deniz’in kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

    “RIZALIK ESASININ ÇİĞNENDİĞİ AŞİKARDIR”

    “Asimilasyon politikaları tam hızıyla devam ederken bir yandan da Aleviliği yok sayanların cemevi ve dergah ziyaretleri devam etmektedir. Ahmet Davutoğlu’nun Garip Dede Cemevi ziyaretinden sonra ne tesadüftür ki “Cemevleri kırmızı çizgimiz” diyen, kurulduğundan bugüne kadar Aleviliği yok sayan ve asimilasyonun en büyük hizmetkarlığını yapan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en üst yetkilisi Mersin Cemevi’ni ziyaret etti.

    Ziyaretin yapılış şekli ve hediyesi bir kez daha Aleviliği yok saydıklarının göstergesi olmuştur. Alevi duruşu ve görüşmelerin nasıl olması ayrı bir tartışma ama yaşanan pratikte rızalık esasının bir kez daha çiğnendiği aşikardır. Alevilik değerlerini kendi elimizle esasına göre uygulamadığımız gerçekliği ile yüz yüzeyiz.

    “İTİRAZLARIMIZI DÖRT DUVAR ARASINDA YAPIYORUZ”

    Öğretimizin kurallarını yok sayarak yaşarken diğer taraftan asimilasyoncular boş durmuyor ve Alevi köyüne zorla cami ve Alevi öğrencilerine namaz baskısı yapıyorlar. Kars Sarıkamış Kaymakamı, Alevi köyü olan Aşağısallıpınar’a cami yaptırıyor; köy halkı ve derneği karşı çıkmalarına rağmen inşaatı hızla devam ediyor. Adıyaman Gölbaşı ilçesine bağlı Belören Beldesi’nde bulunan çok programlı lise müdürü öğrencilere Menzil tarikatının yayını olan Semerkant dergisini dağıtıyor ve Alevi öğrencilerine namaz kılmaları için baskı yapıyor.  Kurumlarımızdan biri yerinde inceleme yaparak suç duyurusunda bulunacağını beyan etti. Birçok kurum ise pazar günü Ayazağa Cemevi’nde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Hiçbir şey yapılmamasından iyi olsa da artık taleplerimizi ve itirazlarımızı Cemevlerimizin içinde dört duvar arasında yapıyor olmamız, rahatsızlık duyduğumuz konuları hiçbir kimseye rahatsızlık vermeden itiraz ettiğimiz anlamına da gelmiyor mu?

    “YÖNETİCİLERİMİZE YÖNELİK BASKI POLİTİKASI UYGULANIYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım bir buçuk yıldır iddianamesi bile hazırlanmadan hapishanede alıkoyulurken aynı Cemevi’nin yöneticisi Songül Çimen oğlunu ziyarete gittiği Silivri Cezaevi’nde gözaltına alınarak tutuklandı. 24 Ekim Perşembe günü de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker 2012-2015 yılları arasındaki sosyal medya paylaşımları nedeniyle mahkemeye çıkartıldı. Paylaşımlarında Gezi Şehitlerini sahiplenme ve 3. boğaz köprüsüne Yavuz Sultan Selim isminin verilmesi nedeniyle Yavuz Sultan Selim’e lanet okuması sebebiyle yargılanan Turgut Öker’e yurtdışı yasağı konularak dava süreci başlatıldı. Amaç sadece Avrupa’da yaşayan Alevilerle Turgut Öker’in fiziksel buluşmasını engellemek değil aynı zamanda biat etmeyen, dik duran kurum yöneticilerimize yönelik sindirme ve baskı politikası uygulamaktır. Korkularını Kerbela’da bırakanların bu uygulamalara boyun eğmeyeceği yapılanların nafile olduğunun görüleceği bir süreci yaşayacağız. Resmi rakamlara göre 40.000 Alevinin katliam emrini veren Yavuz Sultan Selim’e katil demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

    “DEVLET ALEVİ KATLİAMLARI İLE YÜZLEŞMEMİŞTİR”

    Bugün Cumhuriyet’in kuruluşunun 96. yılı ve Alevilerin birçok talebi halen karşılık bulamamıştır. Halen cemevleri ibadethane kabul edilmemiş, zorunlu din dersleri kaldırılmamış, Diyanet İşleri Başkanlığı fesih edilmemiş, Alevi dergahları Alevilere iade edilmemiş, devlet Alevi katliamları ile yüzleşmemiştir. Alevilere sadece Cumhuriyet’in bekçilik görevini layık görenler, asimilasyona halen devam edenler ve bu tarihe birçok katliamı sığdıranlar bilsinler ki eşit yurttaşlık mücadelesi sürecektir. Cumhuriyetin daha demokratik, daha eşitlikçi, hukukun üstünlüğü ve gerçek laikliğin uygulandığı bir yapıya dönüştürme sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

    Eşit yurttaşlığı, inançların ve halkların eşit bir şekilde yaşadığı Cumhuriyet bayramları yaşamak dileğiyle. Aşk ile”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    ‘İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü’

    “Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl ancak sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor.” Bu sözler anti kapitalist Müslümanlardan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a ait. 

    Karşı Mahalle’den Sezgin Kartal’ın gündeme dair sorularını yanıtlayan ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, yeryüzüne gelmiş bütün dinlerin bir süre sonra ideallerinden saptırıldığını ve egemenlere yaradığını vurguladı. Gerçek İslamiyetin Kerbela’dan sonra yok olduğunu belirten Eliaçık’ın önemli açıklamalarından bir bölüm şöyle:

    İSLAMİYET KERBELA’DAN SONRA BİTTİ

    “Tüm dünya tarihinde olan şey İslam tarihinde de olmuştur. Yani bütün dinler ve devrimler acılar ve ıstıraplar içerisinde doğarlar, rahatlık ve konforun içerisinde yok olurlar. Aliya İzzetbegoviç’in sözleridir bunlar. Kendilerini gerçekleştirmeleriyle beraber biterler, statükoya dönüşürler, yalan söylemeye başlarlar, karşı devrime uğrarlar, çarpıtılırlar ve özü gerilerde kalır. Yeryüzünde hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din çarpıtılmamış, değiştirilmemiş, özünden çıkarılmamış olsun. Yeryüzünde hiçbir devrim yoktur ki temel insanlık idealleriyle gerçekleşmeye çalışmış ve fakat yarım kalmamış olsun. Hepsi yarım kaldı: Musa, İsa, Muhammed peygamberlerin söyledikleri karşı devrime uğradı. 5-10 yıl anca sürdü ve değiştirildi. İslamiyet Kerbela’dan sonra doğduğu topraklara gömüldü, hala orada yatıyor. Fransız Devrimi ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ diye başladı; Napolyon’un Mısır’ı işgale girişmesiyle bitti. Rus Devrimi ‘Dünya emekçileri ve işçileri birleşin; devlet ortadan kalkacak, herkes eşit olacak, zenginlik yoksulluk ayrımı bitecek’ diye başladı ama en fazla 5 yıl sonra Lenin’in ölmesi ve Troçki’nin de ülkeyi terk etmesiyle, bana göre bitti. Çin Devrimi öyle, İran Devrimi öyle… Yeryüzünde adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, daha güzel bir dünya diye başlayan bütün dinler ve devrimler ilk birkaç yıl dünyaya bir şeyler söyleyerek bitmişlerdir. Şimdi biz İslamiyet’i bu kavrayışla, bu tarihsel perspektiften bakarak anlamalıyız. İslamiyet de Kerbela’dan sonra bitmiştir, peygamberin vefatıyla rüzgarı sönmüştür. Ortalıkta gördüğünüz onun karikatüründen başka bir şey değildir. İslamiyet imparatorluklar dinine dönüşmüştür; Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar’a payanda olan bir din! Daha önce de Hristiyanlık Bizans’ın, Mecusilik Sasani İmparatorluğu’nun payandasıydı. Onun yerine geçen din, Müslüman-askeri-tarım imparatorluklarını ayakta tutmaktan, onlara meşruiyet kaynağı olmaktan başka bir işe yaramadı. Padişahlara yaradı, Sultanlara yaradı, toprak ağalarına yaradı; onların manevi zırh yaratıp dinin sağlam duvarları arkasında sömürülerini sürdürmelerine yaradı. Halbuki İslamiyet bunları ortadan kaldırmak için gelmişti. Eğer İslam’ın bütün amaçları gerçekleşseydi zengin yoksul uçurumu 50 yıl içinde bitecekti; ağalık, efendilik, kölelik 50 yıl içinde tamamen kalkacaktı. Kadınlar alınıp satılmayacaktı, kadınlarla erkekler tamamen eşit hale gelecekti. İnsanların rızasına, istişaresine dayanan yönetimler kurulacaktı. Bu yönetimler ceberrut, yukarıdan aşağıya hiyerarşik, baskıcı yönetimler değil daha çok yatay yönetimler olacaktı. Belki de giderek krallık, imparatorluk,devlet dediğin şey ortadan kalkacaktı. Özgür toplumlar yaratılacaktı. Bunların hepsi İslamiyet’in hayalleriydi. Hiç biri gerçekleşmedi. Bunlar başka devrimlerde de vardır. Ben zaten hepsini bir görüyorum, dinleri devrimlerden ayırmıyorum; İsa’yı, Musa’yı, İbrahim’i birbirinden ayırmıyorum. İslam’ın çıkışını, Aydınlanma Dönemi’nin çıkışını, Rus Devrimi’ni, sosyalist devrimleri, İran Devrimi’ni birbirinden ayırmıyorum. Bunların hepsini ortak insanlık akışı içinde bir görüyorum ve devlet oluşuncaya kadar, statüko oluncaya kadarki bütün sloganlarını, özlemlerini benimsiyorum. Fark etmez hangi dilde olduğu. Biri seküler dilde, öbürü din dilinde; biri Rusça’da öbürü Fransızca’da; biri Farsça’da öbürü Arapça’da söylemiş fark etmez. Hepsi aynı özlemleri ifade ediyor ve o özlemler hala boşlukta. Ve maalesef onları savunacak, yeniden canlandıracak, insanlığın gündemine getirecek yeni hareketlere ihtiyaç var.”

    “ZENGİNLERİN ALLAH’IYLA YOKSULLARIN ALLAH’I HEP MÜCADELE ETTİ”

    Eliaçık, “Peki, bu mümkün mü? Çünkü yaygın olan anlayış sizin karşısında durduğunuz anlayış. Bugün sadece Türkiye’ye baktığımızda bile dinin kendisi yoksullara mı yarıyor, onların mı dini? Yoksa bugün ülkeyi yöneten ceberutlara mı yarıyor?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

    Bu hep tarihte de böyle oldu. Mesela gerek İsa, gerek Musa, gerek Muhammed peygamberler zamanında din, geniş yığınları uyuşturmak amacıyla kullanılıyordu. Allah vardı, fakat zenginler tefeci bezirganlar ve o toplumlara hükmedenler Allah’ı kullanıyordu. Mısır’da mesela Firavun, tanrının yeryüzündeki cisimleşmiş hali olarak görülüyordu. Fakat karşısındaki Musa da Tanrı’nın elçisi olduğunu söylüyordu. Firavun’un Allah’ı ile Musa’nın Allah’ı çarpışıyordu. Kureyş Kabilesi’nin Allah’ıyla Peygamber’in getirdiği Allah çarpışıyordu. Tarihte hep ‘dine karşı din’ olmuştur Ali Şeriati’nin dediği gibi. Dinle dinsizlik savaşmadı hiç. Dindarlarla ateistler tarihte hiç savaşmadı. Savaşlar statükonun dinini, şirk dinini temsil edenlerle tevhit dinini temsil edenler arasında idi. Zenginlerin Allah’ıyla yoksulların Allah’ı hep mücadele etti. Hüseyin de Allah diyordu Yezid de Allah diyordu; Ali de Allah diyordu Muaviye de Allah diyordu; Peygamber de Allah diyordu Ebu Celil de Allah diyordu. Müşriklerin hepsi namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, hacca gidiyordu. Şu anki dini ritüellerin hepsini Cahiliye müşrikleri de yapıyordu. Ama sosyal adalet yoktu. Bugün de böyledir ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Sanılmasın ki yoksulların Allah’ı bir gün gelecek öbürlerinden daha fazla galip gelecek. Yok! Devletin, statükonun, zenginlerin Allah dediği şey toplumlara egemen olmaya, onları uyuşturmaya her daim devam edecek. Fakat her daim ‘Allah bu değil!’ diyen bir ses de olacak. Yani Ebuzer de olacak, Hüseyin de olacak çeşitli şekillerde. Tarihin diyalektiği, dinsel akışı böyle ilerliyor. (HABER MERKEZİ)

  • Dijital medya platformu Karşı Mahalle yayın hayatına başladı

    Dijital medya platformu Karşı Mahalle yayın hayatına başladı

    PİRHA- Dijital medya platformu Karşı Mahalle bugün yayın hayatına başladı. Hayata ezilenlerin tarafından bakmayı kendine gaye edinen Karşı Mahalle’nin yayın politikasının esası da yine ezilenlerin zihinlerindeki kelepçeleri kırabilmek. 

    Dijital medya platformu Karşı Mahalle 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde yayın hayatına başladı. Ezilenlerin sesini duyurmayı amaçlayan Karşı Mahalle, yayın politikasında da hayata ezilenlerin tarafından bakıyor.

    Karşı Mahalle’nin yayın politikası şöyle:

    HAYATA EZİLENLERİN TARAFINDAN BAKMA GAYRETİNDE

    “Karşı Mahalle, ezilenlerin özgürleşme türküsünün mütevazı ama candan bir notası olma gayesiyle yola çıkıyor.

    Büyük insanlığın içinde debelendiği çok boyutlu krizin en önemli boyutunun ezilenlerinin sesinin çalınmış olması olduğuna inanıyoruz. İnsanlığın temel sağaltıcı gücü olan ezilenlerin öfkesi, bugün kendi sesiyle buluşamadığı için keskin sirke misali kendisine zarar veriyor. Kendisine zarar vermekle de kalmıyor evrendeki bilinen tek yaşam odağı olan dünyamızın da her açıdan büyük bir yıkımın eşiğine sürüklenmesine kayıtsızca seyirci kalıyor. Ezilenlerin çekilmez hayatlarına karşı duydukları öfke, gözünü iktidar hırsı bürümüş popülist diktatörler, faşistler, sermayenin envai çeşit bileşeni tarafından kendi siyasi projelerinin temel gıdası haline getiriliyor. Dünyanın istisnasız her noktasında sermayenin yediği haltlara karşı yönelmesi gereken öfke misliyle yabancılara, ötekilere, göçmenlere, gençlere, kadınlara, diğer yoksullara dönüyorsa eğer, bunun en temel sebebi ezilenlerin kendi sesleriyle konuşamaz kılınmaz olmalarıdır. Kendi sesiyle konuşamayan kendi sesini de duyamaz, kendi sesini duyamayanlar ise kendi varoluşlarının doğal bir sonucu olması gereken bir bilince asla sahip olamazlar.

    Karşı Mahalle, cümle ezilenlerin kendi seslerini bulma, yaratma, paylaşma, büyütme mecrası olabilmeyi umuyor.

    Karşı Mahalle, bu anlamıyla tarafsız bir mecra değildir. Hayata ezilenlerin tarafından bakma gayretindedir.

    “KENDİ SÖZÜMÜZÜ ÖNEMSİYORUZ AMA MEFTUNU DA DEĞİLİZ”

    ‘Bir dönemin egemen düşüncelerinin egemen sınıfın düşünceleri olduğu’ gerçeğini biliyoruz ama kabul etmiyoruz. Ezilenlerin kendi sesini bulabileceğine yürekten inanıyoruz. Dünyanın değiştirilebileceğine dair girişimlerin sonunun kaçınılmaz olarak Gulag olacağı takıntısının ezilenlerin kendi sesini bulma çabalarının önündeki en büyük engel olduğunu düşünüyoruz. İçine itildiğimiz şu halleri görüp de ‘Devrim mi? O da ne?’ diyenlere hayretle bakıyoruz.

    Paylaşarak büyümenin, güzelliği el birliği ile yaratmanın arayışı içindeyiz. Ezilenlerin çok sesliliğini yansıtmak istiyoruz. Kendi sözümüzü önemsiyoruz ama meftunu da değiliz. Ezilenlerin birbirinden öğrenecek ne kadar çok şeyi olduğunu biliyoruz.

    YAYIN POLİTİKASI EZİLENLERİN ZİHİNLERİNDEKİ KELEPÇELERİ KIRABİLMEK

    Yayın politikamızın esası, ezilenlerin zihinlerindeki kelepçeleri kırabilmektir. Bu kelepçelerin hepsinin ezenlerin iradesinin bir sonucu olmadığını, hepimizin kendi hatalarımızdan öğrenmeye de kendi yanlışlarımızla ve eksikliklerimizle hesaplaşmaya da çok ihtiyacımız olduğunun farkındayız. Karşı Mahalle, ezilenlerin yeniden ana toplumsal aktör, özgürleştirici özne olarak inşasında bir rol oynamak, bir katkı sunmak isteyen herkesin mekanı olmak arzusundadır.

    “AKINTIYA KARŞI KÜREK ÇEKMEK İÇİN ARKADAŞLAR ARAYIŞI İÇERİSİNDEYİZ”

    Bizler; dünyayı ve ülkemizi karaya oturtanlarla aynı gemide olmadığımız bilincini büyütmek derdindeyiz. ‘Biat etmenin’ rahatlık değil cehennem ateşlerinde yanmak, insani olan ne varsa tüketmek anlamına geldiği bir dönemde olduğumuzu görmek ve göstermek istiyoruz. En zorbaların, en acımasızca zulümlerin ‘normal, meşru ve kaçınılmaz’ görüp de ezilenlerin en küçük itiraz girişimini hiç vakit kaybetmeksizin ‘terörö’ diye mahkum etmeye kalkanlar bizden uzak olsun. Akıntıya karşı kürek çekmek için dostlar, arkadaşlar arayışı içerisindeyiz.

    Ezilenlerin herhangi bir kesiminin ezilmesini meşru gösterecek hiçbir sözün ve görüntünün mecrası olmamak için azami özen göstereceğiz. Bu konuda başarısız olursak en sert eleştirilerini sakınmayacak sahici komşularımız olacağını umuyoruz.

    Mahallemizin en güzel sokakları ezilenlerin kurtuluşu için ter döken ve emek harcayanlara her daim açık olacak.

    Haydi o zaman şimdi bu güzel günde ‘Karşı Mahalle’mizi hep birlikte süsleyelim ve güzelleştirelim.” (HABER MERKEZİ)