Etiket: katliam tanığı

  • Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Arslan: 10 Ekim, barışın kanatlarının kırıldığı gün oldu- VİDEO

    Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Arslan: 10 Ekim, barışın kanatlarının kırıldığı gün oldu- VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanıklarından olan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan, Mersin’den Ankara’ya barış umuduyla gittiklerini ancak katliamla birlikte bu umudun paramparça olduğunu ifade etti. Arslan, “Kafamı kaldırıp etrafıma bakmaya cesaret edemiyordum. Umutların tükendiği, barışın kanatlarının kırıldığı bir olaydı. O umut paramparça oldu” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetmişti.

    Katliam tanığı olan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan, o gün yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    “BARIŞ UMUDUMUZ PARAMPARÇA OLDU”

    2015 yılında iktidarın çözüm sürecini sonlandırması ve çatışmalı ortam yaratması sebebiyle barış isteyen sivil toplum örgütlerinin bu mitingi organize ettiklerini belirten Nuriye Arslan, Mersin’den Ankara’ya büyük umutlarla ve coşkuyla gittiklerini söyledi.

    Yolda herhangi bir aramaya takılmadıklarını, alanda da polis sayısının çok az olmasının herkeste şaşkınlık yarattığını ancak kendisinin bunu barış sürecinin etkisi olarak yorumladığını dile getiren Arslan, o gün yaşananlara dair şunları söyledi:

    “Barış mitinginin toplumun özlemini duyduğu barış ortamına vesile olacağını düşünerek oraya gittik. Yürüyüşe geçmeden önce türküler söylenerek halaylar çekiliyordu. Ben de halaya girmek için o tarafa gittiğimde birinci patlama gerçekleşti. Çok korkunç bir sarsıntıydı, başta ne olduğunu idrak edemedim. Yanımdaki genç elimden tutup bu bir patlamaya benziyor demesiyle ikinci patlama da gerçekleşti. Patlamanın basıncının kafam gövdemden kopmuş gibi acı hissettim. Herkes bir tarafa savruldu, kaçıştı. Orada bulunan sağlıkçılar hemen müdahale ettiler yaralılara fakat gaz bombasının sıkılmasıyla göz gözü göremez hale geldi. Kafamı kaldırıp etrafıma bakmaya cesaret edemiyordum. Yürüyen birinin üzerinde insan parçaları gördüm. Başka bir vatandaş baştan aşağıya kandı ve o şekilde feryat ediyordu. Umutların tükendiği, barışın kanatlarının kırıldığı bir olaydı. O umut paramparça oldu.”

    “KATLİAM BARIŞA YÖNELİKTİ, ÇOK FAZLA ARKADAŞIMIZI KAYBETTİK”

    Oradaki katliamın barışa yönelik bir katliam olduğunu ifade eden Arslan, “Çok fazla insanı, arkadaşlarımızı kaybettik. Bir daha böyle katliamların yaşanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalı. Toplumun bütün kesimlerini dahil ederek savaşın önünde durmak lazım, barışı inşaa etmek lazım” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Dersim 38 tanığı Ahmet Eral: Kolay kolay bugünlere gelmedik-VİDEO

    Dersim 38 tanığı Ahmet Eral: Kolay kolay bugünlere gelmedik-VİDEO

    PİRHA- 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararı ile başlatılan Dersim Katliamı’nın üzerinden tam 85 yıl geçti. 88 yaşındaki Dersim Katliamı tanığı Ahmet Eral, “Çok ezildik, aç kaldık, susuz kaldık, giyecek bir şey bulamadık. Kolay kolay bugünlere gelmedik” dedi.

    4 Mayıs Dersim 1937-1938 Tertelesi’nin üzerinden tam 85 yıl geçti. Dersim Tertelesi sıradan bir katliam değildi. Resmi rakamlara göre 16 bin, resmi olmayan rakamlara göre 72 bin kişi katledilmiş, binlerce insan sürgün edilmiş ve binlerce Dersimli çocuk, özellikle kız çocukları evlatlık verilerek ailelerinden koparılmıştır. Dersim’in kendine özgü yaşam tarzı, siyasi, sosyal ve kültürel kimliği ortadan kaldırılmak istenmiştir. Dersimlilerden ve Türkiye toplumundan resmi olarak özür dilenmesi talepler arasında bulunuyor.

    4 Mayıs 1937 Dersim Katliamı süreci 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli vilayetinin hakkındaki raporla başlamış ve son olarak 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla tedip ve tenkil içeren askeri operasyona dönüşmüştü.

    1938 Dersim Katliamı’nda Pertek’in Qûrmeş (Gülbahçe) köyünde olan 88 yaşındaki Dersim Katliamı tanığı Ahmet Eral yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “ÇOK EZİLDİK, AÇ KALDIK, SUSUZ KALDIK”

    1938’de 4 yaşında olduğunu söyleyen Eral, “Ben o dönem daha çocuktum ve babam köyün muhtarıydı. Babam bize dedi ki ‘Çıkın gidin bakın Ağzunîk’i kırmışlar mı kırmamışlar mı?’ Koşup Ağzunîk’e baktık köy yanıyor, milleti kırmışlar. İnsanlarımızın çoğu kaçmışlardı dağlara, vadilere. 2 gün sonra alay komutanı geldi amcam da bekçiydi. Amcam beni dama çıkardı daha sonra alay komutanı çağırdı bizi amcama dedi; ‘Bu kimin çocuğu?’, amcam ‘Muhtarın çocuğu’ dedi. Daha sonra komutan dedi ki;  ‘Milleti toplayıp kurtuldunuz artık milleti kırmıyorlar deyin.’ 9-10 gün sonra 2 tane genci yanımıza getirdiler, onlar sadece kurtulmuştu. Birisinin ismi Hasan diğeri ise Hüseyin. Babam ve köylüler toplandılar amcam dedi ki bunları götürüp öldürecekler. O iki çocuğu da sonra Hıdır Damı’na götürüp öldürdüler. Bizim köylüler çok direttiler çocukları bıraksınlar diye ama para etmedi, dinlemediler. Emir geldi herkes evlerine girdi. Aç mıydılar, susuz muydular kimsenin haberi yoktu birbirinden. 1941’de bizi Ermenilerin köyü olan Avşeker köyünü verdiler ve bizde 1945’te yerleştik. Çok çektik, ezildik, aç kaldık, susuz kaldık, giyecek bir şey bulamadık. Kolay kolay bugünlere gelmedik” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Tanık anlatıyor: Beni gözaltına alan polis ‘Çorum’u Maraş’a çevireceğiz’ dedi-VİDEO

    Tanık anlatıyor: Beni gözaltına alan polis ‘Çorum’u Maraş’a çevireceğiz’ dedi-VİDEO

    PİRHA- Çorum Katliamı tanığı Muharrem Özünel o süreçte yaşadıklarını anlatarak, katliamın planlı olduğunu söyledi. Özünel, “Günler öncesinden camilerden anonslar yapıldı. Alevilerin, devrimcilerin evleri yakıldı, yıkıldı. Katliamdan 2 ay önce gözaltına alınmıştım. Beni gözaltına alan polis ‘Çorum’u Maraş’a çevireceğiz’ demişti. Aynı polisin daha sonra katliamda bombalanan bir evin sorumlusu olduğu ortaya çıktı” dedi.

    Çorum Katliamı’nın 41. yıl dönümünde katliama tanık olan Muharrem Özünel, o süreçte yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Özünel’in anlattıkları katliamın devlet eliyle yapıldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Özünel, katliam başlamadan 2 ay önce gözaltına alındığını ve kendisini gözaltına alan polisin ‘Çorum’u Maraş’a çevireceğiz’ dediğini belirtti.

    “GÜN SAZAK’IN ÖLDÜRÜLMESİYLE BAŞLAMADI, ÖNCESİ DE VAR”

    Çorum Katliamı tanığı Muharrem Özünel katliama giden süreci şu şekilde anlattı:

    “Gün Sazak’ın ölümü ile başladı bu katliam süreci ama bunun bir öncesi de elbette ki vardı. O dönem Türkiye genelinde de kurşunlama olayları, işyerleri kurşunlanması, faşist saldırılar, kahve taramaları, otobüsler v.s kurşunlanıyordu. Çorum’da da buna paralel olarak devrimcilerin dernekleri, kitabevleri gibi yerler sürekli kurşunlanıyor, saldırılara uğruyor, çatışmalı bir zemin yaratılmaya çalışılıyordu. Ama Çorum’da da şöyle bir durum vardı; Daha önce Maraş Katliamı yaşandığı için bunun bir şekilde Çorum’a da yansıtılabileceğine, benzer olayların tezgahlanabileceğine dair devrimcilerin bir öngörüsü vardı. Buna ilişkin de herkesin kendi kafasında bir şekilde halkı bu tür saldırılara hazırlayan bir örgütlenmesi, çalışması da vardı.”

    “AYNI ANDA TÜM CAMİLERDEN AYNI ANONSLARI YAPTILAR, HEPSİ PLANLIYDI”

    Çorum Katliamı’nın, 1980 yılında Ankara’da Gün Sazak’ın öldürülmesinin akabinde yaşanmaya başlandığını ifade eden Özünel şunları dile getirdi:

    “Çorum’da ülkücü gençler özellikle ana cadde üzerindeki esnafların cam ve çerçevelerini indirerek ortalığı birbirine katmıştı. Ertesi gün de Milönü Mahallesi’nin yakınında bulunan Askerlik Şubesi altındaki caddeden bir araçla ateş edilerek Milönü halkına saldırı oldu. Olaylar Çorum’da bu şekilde başladı. Milönü halkı bu saldırılara hemen tepki koyarak araçların geçebileceği yolların giriş ve çıkış noktalarına barikatlar kurdular. Kendilerini savunmaya çalıştılar.

    27- 28 ve 29 Mayıs’ta başlayan saldırılar karşısında insanların barikatlar kurup, kendini savunmaya başlamasıyla amacına ulaşamadı. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ama sokağa çıkma yasakları çok geçerli olmadı. Herkes yine sokaklardaydı. Sokaklardan içeri girmiyordu. Cuma gününe gelindiğinde ise sokağa çıkma yasağı bir anda kaldırıldı. Ve asıl Çorum Katliamı’na damgasını vuran bu cuma günü oldu. 4 Temmuz Cuma günü bütün camilerde ama istisnasız bütün camilerde aynı anda anonslar yapıldı. ‘Alaaddin Cami yanıyor’, ‘Komünistler Alaaddin Cami’sini bombaladı’, ‘Müslümanlar ne duruyorsunuz?’ şeklinde çağrılar yaptılar. Böyle fetva verilince zaten önceden hazırlanmış belli gruplar saldırıya geçti. Bir anda  bütün camilerden aynı anda aynı şey söylediğine göre de bunun örgütlü olduğu aşikar bir şey. Kendiliğinden galeyana gelen halk değil yani oradakiler. Önlerine gelen insanları, kim neyi hedef gösteriyorsa, hangi iş yerleri hedef gösteriliyorsa silahlarla, sopalarla, baltalarla saldırıyorlardı. Alaaddin Camiye giden güzergâh Sazak bölgesi dediğimiz bölgedeki Alevilere ait olan bütün iş yerleri, yani önceden belirlenmiş bu iş yerleri yakıldı, yağmalandı. Aynı zamanda bunları duyan devrimci örgütler de savunma amaçlı, katliamı durdurmaya yönelik girişimlerde bulundular.”

    “ASKER VE POLİS ARAÇLARDAN HALKIN ÜZERİNE ATEŞ AÇIYORDU”

    Özünel cuma günü yaşanan bu saldırılardan sonra diğer günlerde de benzeri şekilde saldırıların devam ettiğini belirterek sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Benim de içinde bulunduğum bir grup saldırıları durdurmak için Mutlu Evler denilen bölgeye gittiğimiz esnada jandarma tarafından etrafımız çevrildi ve orada gözaltına alındık. Gözaltına alındığımız yerde polis panzerleri sürekli sağa sola ateş ediyordu. Orada yaralananlar oldu. Hatta yanımızda bir tıp öğrencisi genç arkadaşımız vardı. Panzerden sıkılan kurşunlarla orada öldürüldü. Aynı zamanda hem polisler hem de jandarmalar araçlardan halkı tarıyordu. Alaaddin Cami’nin ayak tarafında olan yerden de makineli tüfeklerle bize doğru ateş ediliyordu. Ayrıca Kayseri Komando Birliği çevremizi kuşattığında bizleri bırakmaları için halk direndi. Yüzbaşı ateş ederek orada ki insanların direncini kırdı. Ve bizi ellerimiz havada esir almış gibi oradan alarak Cengiz Topel Caddesi dediğimiz yerde bulunan belediye otobüslerine doldurdular. Bu arada Sigorta Hastanesi’nin o tarafında bulunan Terlemez Evler dediğimiz bölgeden de dumanlar tütüyordu, yani bazı evler ateşe verilmişti. Cuma gününden önce salı ve çarşamba günü de Aşıklar tepesi denen bir yer var. O zaman oralar boş bir tarla şeklindeydi. Onun önünden bir yol geçiyor. O caddenin öbür tarafında sağcıların hâkim olduğu yerlerde bir sürü Alevi yurttaşta vardı. Ve orada ki evler gündüz yakıldılar. Yanarken cadde asker tarafından kesilmişti. Bu taraftaki insanların öbür tarafa geçmesinin mümkünatı yoktu. Herhangi bir çatışma yaşama şansımız da yoktu. Panzerlerin olduğu bölgelerde faşistler evlerin camlarını kırıp perdelerini benzinle tutuşturdular. Panzerler arkasından evlerin, tırların yakılışını seyrettik.

    Biz gözaltına alındığımızda zaten birçok insan da gözaltına alınmıştı. Gece boyunca silah sesleri, bomba sesleri hiç kesilmedi. Biz tabi dışarı çıktığımızda bu kadar insanın öldüğünü sonradan fark ettik. Cuma günü bizi gözaltına aldılar pazar akşamı bıraktılar. Cumartesi ve Pazar katliamlar devam etti. Katliamın içinde katliamdan sorumlu tutulanlar ve daha sonra ceza alan polisler vardı. Ve aynı polisler Çorum’da daha öncede görev yapıyorlardı.”

    “POLİS KATLİAMDAN 2 AY ÖNCE ‘ÇORUM’U MARAŞ’A ÇEVİRECEĞİZ’ DEDİ”

    Özünel, “Ve bir ilginç anımı da söyleyeyim. Ben Sanat Meslek Lisesi’nde matematik öğretmeniydim. Ticaret Lisesi öğrencileri gözaltına alınmıştı. Biz de öğrencilerin bırakılmasını talep ettik. Ben Ticaret Lisesi okul aile birliği üyesiydim. Biz gözaltından bıraktırdık öğrencileri. Bunun intikamı gibi, misilleme gibi ertesi gün beni dersten çıkarıp gözaltına aldılar. Ve karakolda bir yığın dayak yedik. Arkasından polisler araç içerisinde benim evimi aramaya gelirken şunları söyledi; ‘Çorumu Maraş’a çevireceğiz.’ Ve bunu söyleyen Kemal Maraşlı adlı polis aynı zamanda stadın arkasındaki evi bombalamadan da sorumlu olan polis.”

    “DEVLETİN BU İŞTE PARMAĞI VAR”

    Çorum Katliamı’nda devletin rolü olduğunu vurgulayan Özünel şunları aktardı:

    “Biz şunu biliyoruz. Bu katliamlar sadece insanların karşı karşıya geldiği, birbirlerini öldürmeye kast ettikleri olaylar değil. İşin içerisinde başka organizasyonların olduğu belli. 31Mart’ta ben gözaltına alınıyorum ve Mayıs’ta başlayan bir katliam öncesi bana bir polis ‘Çorum’u Maraş‘a çevireceğiz’ diyor. Burada şu ortaya çıkıyor ki bizi yöneten insanların, devletin bu işten haberi var, parmağı var. Burada katliam öncesinde parti başkanlarıyla, belediye başkanıyla röportajlar yaptılar. Araştırmalar yaptılar. İnsanların evleri tespit edildi ve sonra bunlar yaşandı.

    Bugünkü devrimcilerin kökleri son derece derinde. Çorum’un o gününün bugüne taşınmış halidir. O günün direnişçileri bugün hala devrimci faaliyetlerini sürdürüyor.”

    Rohat EMEKÇİ-İsmail SİVASLI/ ÇORUM

  • Çorum Katliamı tanığı Aygün: Saldırganlar Alevi esnafın neyi varsa yağmalıyorlardı-VİDEO

    Çorum Katliamı tanığı Aygün: Saldırganlar Alevi esnafın neyi varsa yağmalıyorlardı-VİDEO

    PİRHA-Çorum Katliamı tanıklarından Terzi Haydar Aygün, döneme dair tanıklığını anlattı. Aygün, “Katliamın gelişi belliydi. Saldırıların temeli daha eskilere, en az 5-10 yıl geriye dayanır. Halkı birbirine düşman etmek, kırdırmak amaçlandı. Doğrusu bu işin içinde yabancı istihbaratlar da vardı” dedi.

    Milliyetçi Hareket Partisi’nin önde gelen isimlerinden eski Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın 27 Mayıs 1980’de Ankara’da Devrimci Sol tarafından öldürülmesiyle birlikte Çorum’da katliamın da fitili yakılmış oldu. Gerici gruplar, 28 Mayıs’ta harekete geçerek “Kanımız aksa da zafer İslamın”, “Kana kan, intikam” sloganlarıyla yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş, kısa süre sonra saldırıya dönüşerek Alevi ve solculara ait iş yerleri, evler tahrip edildi.

    Saldırılar yaklaşık iki ay kadar sürdü ve en az 57 yurttaş yaşamını yitirdi. Katliamın üzerinden 41 yıl geçti ancak acı dinmedi. Ne bir yargılama yapıldı ne de bir sorumlu gösterildi.

    “KATLİAMIN GELİŞİ BELLİYDİ”

    1972’den beri Çepni Mahallesi Aynalı Sokak’ta terzilik yapan Haydar Aygün, o kanlı günlere dair zihnindekileri paylaştı. 1979 yılında terzi dükkanını açtığını söyleyen Aygün, 1980’deki saldırıların aniden yaşanmadığını, hazırlıklarının çok daha öncesinden yapıldığını anlattı. Haydar Aygün, “Akşam yattık, sabah kalktığımızda olay olmuş değil. Bunun tohumları daha evveli ekilmiş besbelli. Çünkü müthiş derecede toplumsal bir homurdanma vardı” diyerek şunları aktardı:

    “Mesela camilerdeki hutbelerden ‘Alevinin duvarından taş düşürünce şöyle olur, komünistler böyle olur…’ resmen açık açık propaganda yapıyorlardı. Katliamın gelişi belliydi. Ama bunun temeli daha eskilere, en az 5-10 yıl geriye dayanır. Bu şekilde 80 olaylarını patlattılar.

    O zaman Alaaddin Camii diye bir yer vardı. Hamit Turan Caddesi de inşaat halindeydi. Oranın tepesine çıkmışlar rastgele kale mahallesine ateş açıyorlardı. Her caminin kapısına bir genç, yani militan da diyebiliriz dikilmişti. Propaganda şu; ‘Komünist Kızılbaşlar, Alaaddin camiyi yakıyorlar yetişin. Vatandaş da cehalet haliyle ne yaptığını bilmez bir şekilde galeyana geldi yani.

    Ben bu arada yaz günü olduğu ve tüccar terzi olduğum için dışarda çalışıyordum, bir ceket kolu dikiyordum. Baktım komşu esnaflar kaçıyorlar, ‘ne oluyor?’ dediğimde ‘ya ne duruyorsun Haydar bey geleni vuruyorlar’ dediler. Neyse bende yavaştan terzihanemi kapattım. Tam Ankara Caddesi’ne çıkarken peşime tabi bir genç takmışlar. İşte ‘yok mu komünist, yok mu Kızılbaş?’ diyor. Dönüyorum çocuk susuyor, adım atıyorum devam ediyor. Bu arada kuyumcular bölgesinde sancaktar kubbeli camiden Ankara Caddesi’ne giden caddeden resmen resmi polisler, sten marka otomatik silahla  kırıyorlar. Orada Yörük İlyas diye bir vatandaşın kahvesi vardı. Orayı da kırmaya başlayınca bir ses çıktı. ‘Aman’ dediler orası bizimkiler.

    “HALKI BİRBİRİNE KIRDIRMAK İSTİYORLARDI”  

    Daha sonra ben oradan eski adı Mecitözü Caddesi, şimdiki adı Uğur Mumcu Caddesi’ne çıkmak için ana yolu kullandım. Eskiden Çorum’un yaşlı teyzeleri tiki kare, koyu kurşuni beyaza benzer çar giyerlerdi. Çar giymiş hiç tanımadığım halde kadının koluna girdim. Kadın tabii birden panikledi. Dedim ‘bak teyzeciğim, panikleme. Olaylar oldu’ dedim.

    Kıbrıs Caddesi’ne geldiğimizde orada bir yatır vardı. Yatırın orada baktım halk, polis, asker karşı karşıya gelmiş, barikat kurulmuş, ortalık karışmış. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Tabi bunlar rastgele yapılan şeyler değildi. Yani tamamı ile halkı birbirine düşman etmek, kırdırmak için; daha doğrusu bu işin içinde yabancı istihbaratlar da vardı.”

    “ÖZELLİKLE HEDEF BENDİM”

    Terzi Haydar Aygün, saldırıların başladığı günlerde Alevi olmasından dolayı özellikle hedef alındığını belirterek şöyle devam etti:

    “Bir ara sokağa çıkma yasağı kalkınca bir damatlık elbisesi dikmiştim. Yurt dışına gitmekte olan bir vatandaşa elbisesini teslim etmek zorundaydım. Sabah evden çıktım ve dükkanıma vardım. Bu arada saat 13.15’te sokağa çıkma yasağı uygulanmış. Yukarı şubeye doğru çıkarken bizi topladılar. Belediye otobüslerine doldurdular. Eski öğretmen okulu olan yere götürdüler. Daha sonra mahkemeye çıkarmak için kapalı top sahasına getirdiler. Aç susuz birkaç gün orada kaldık. Gerekçe sokağa çıkma yasağı… Ben esnafım zaten, sabırsızla bekliyorum ki hâkim karşısına çıkıp derdimi anlatayım.

    Otobüsleri sıraya dizmişler, asker gelenleri alıp götürüyorlar. Ben sabah işe giderken sokağa çıkma yasağı yoktu. Saat 13.15’te sokağa çıkma yasağı konmuş haberim yok. Tabii sonuçta benim bulunduğum yer çok merkezi, tehlikeli bir yer. Oradan kurtulmam bir mucize oldu. Polisler ve kırarak giden kitle, ‘Sazağın kahvesi’ derler, eski itfaiyeye çıkan yola doğru vurarak, yakarak, kırarak Alevi esnafın neyi varsa yağmalayarak gidiyorlardı. Yanlışlıkla zarar verilen dükkanlara ‘dur o bizimkiler’ diyorlardı. Bunu ben canlı canlı yaşadım. Halk da barikat kurmuştu. Hiç unutmam bir tane belediyedeki silindir vardı. Kimseyi Milönü tarafına koymuyorlardı.

    “DÜKKANIMI YAĞMALAMIŞLARDI, BİLİNÇLİ YAĞMAYDI”

    Dükkanımı yağmalamışlardı. Bilinçli bir yağmaydı. Yani düşün, sırada bir vatandaş anlamaz, terzi anlar. Mesela ben müşteriye elbise kesmişim provaya gelecek. O kumaşın devamını götürmüşler. O elbise, o kumaş ölsün diye. Bunun devamını götürdüğün zaman o elbise ölür. Askıda provada olan o elbise ölür. Bunu sıradan bir vatandaş asla akıl edemez. Bunun içinde esnaf var. Benim peşime taktıkları tıfıl bir çocuk, nacak sapı gibi koltuğunun altına zinciri sallıyor ‘Yok mu komünist? Bilmem ne yapacağım. Yok mu Kızılbaş?’ diye sövüyor. Dönüyorum anında duruyor. Diyorum ki ‘Oğlum seni buraya peşime takanlar gelsin, sen gelme’. Duruyor, iki adım atıyorum yine sövüyor.

    Şimdi 64 yaşındayım. 1979’da askerden geldim, aşağı yukarı 21 yaşın içindeydim. Beni takip eden Çorumlulara benzemiyordu. Çünkü yaklaşık 51 yıldır Çorum’dayım ve ben öyle bir çocuğu Çorum’da görmedim. Yozgat tarafından kamyonlarla, otobüslerle ne buldularsa bayağı militanlar getirmişlerdi. Müthiş derecede Çorum’a karşı düşmanlıkları, öfkeleri vardı. Niye? Çünkü dünyayı idare eden gelişmiş zengin ülkeler, bizi birbirimize sürekli bozdurmaya çalıştı. Yani kendi saltanatlarını rahat sürdürebilmek için mazlum ülkeleri soymak ve sömürmek zorundalar. Yoksa insanların birbiriyle bir sorunu yok. Yani öbürüne ‘Kürt’ demiş, ona ‘Çerkes’ demiş, bana ‘Alevi’ demiş, öbürüne ‘Sünni’ demiş toplum da buna alışmış. Toplumun da bu zaafını biliyorlar. Bunu bilinçli bir şekilde sürekli körüklüyorlar. Bugün de aynı şeyler yapılıyor, değişmiyor.

    Ben 12 yaşındayken ‘Çorum’a tren gelecek’ dediler. 64 yaşına geldim hala Çorum’a tren gelecek. Bu halk da buna inanıyor. Böyle avutuyorlar toplumu. Çünkü toplum avutulmaya müsait, bilinçsiz. Okumuyor, dinlemiyoruz. Sürekli kulaktan dolma bilgiler… Yani Alevi kesersen cennete gidecekmişsin? Böyle bir şey olur mu? İnsana nasıl kıyılır?”

    Rohat EMEKÇİ-İsmail SİVASLI/ ÇORUM