Etiket: katliamlar

  • AKD’li Akar: Suriye’de yaşanan katliamı durdurun!-VİDEO

    AKD’li Akar: Suriye’de yaşanan katliamı durdurun!-VİDEO

    PİRHA-Son dönemlerde Suriye’de yaşanan katliamların bir insanlık suçu olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri Kemer Şube Başkanı Alirıza Akar, bütün ülke liderlerine çağrıda bulunarak barış için acilen girişimde bulunmaları gerektiğini belirtti.

    https://youtu.be/6DUbiWnyZxA

     Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Kemer Şube Başkanı Alirıza Akar, Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerin Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik saldırılarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Akar, “Savaşlar olmasın insanlar ölmesin” dedi.

    Son dönemlerde Suriye’de başlayan savaşta HTŞ ve selefi güçlerin Alevileri, Kürtleri katlettiğine dikkat çeken Alirıza Akar “Bu çok üzücü aynı zamanda bir insanlık suçudur. Bunun için bütün ülke liderlerini barışa davet ediyorum” dedi.

    Aleviler bu savaşın durmasını için elinden gelen her şeyi yaptığıını vurgulayan Akar, “Maalesef Alevilerin bu ülkede büyük bir hükmü yoktur. Biz ne kadar karşı gelsek ne kadar protesto etsek, ne kadar basın açıklamaları yapsak sonuç değişmiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan buna el koymalı, bu katliamları durdurmalıdır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!’-VİDEO

    ‘Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA-Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruyor. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” denildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar okudu.

    “MART AYI KATLİAMLARININ AYRI BİR YERİ VARDIR”

    Katliamlar tarihi olan Türkiye’de mart ayı katliamlarının ayrı bir yeri olduğunu belirten Selami Özyaşar, “Bundan tam 47 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi devrimci genç kontrgerilla tarafından katledilmiştir. Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbarata rağmen hiçbir önlem alınmamış, katliama açıkça göz yumulmuştur. Sorumlular bilinmesine rağmen yıllar süren davanın üstü kapatılmış, katliamın arkasındaki güçler açığa çıkartılmamıştır. Tarihe Beyazıt Katliamı olarak geçen bu katliamdan 10 yıl sonra ise tüm dünya Halepçe vahşetine tanıklık etmiştir. 16 Mart 1988 günü Saddam Hüseyin rejimi tarafından gerçekleştirilen hava saldırılarında Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmıştır.

    Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan katliamda çoğu çocuk ve kadın 12 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Bölgeye ilişkin hesapları olan emperyalist ülkeler ve gerici bölge yönetimleri yaşanan bu vahşeti seyrederek en az Saddam Hüseyin rejimi kadar büyük bir insanlık suçuna imza atmıştır. 12 Mart 1995 tarihinde ise katliamlar tarihimize Gazi katliamı eklenmiştir. Alevi yurttaşlarımızın gittikleri kahvehanelerin ve cemevinin hedef alındığı silahlı saldırılarda ve saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda 23 vatandaşımız katledilmiştir. Katliamın gerçek faillerinin ve arkasında yer alan güçlerin değil, birkaç tetikçinin yargılandığı davada hukuk, devlet şiddeti karşısında bir kez daha suskunluğa gömülmüş, katliamcılar aklanmıştır” dedi.

    “ŞENGAL’DE EZİDİLERE UYGULANAN KATLİAMIN AYNISI SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILMAKTADIR”

    Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruduğunu vurgulayan Özyaşar, “Ne yazık ki, yaşanan katliamların utancıyla yüzleşmek yerine inkârı yüceltenler, sorumlularından hesap sormak yerine üstünü kapatanlar yeni katliamlara, cinayetlere davetiye çıkarmaya devam etmiştir. İktidar uğruna ırkçı, şovenist politikalara sarılan, halkları düşmanlaştırmada sınır tanımayan zihniyet Maraş katliamından Çorum katliamına, Sivas-Madimak katliamından Roboski katliamına, Suruç katliamından Ankara Gar katliamına uzanan, yüzlerce canımızı aramızdan koparan bir vahşet tablosu yaratmıştır. Katliamların gerçek failleri ve arkasında yer alan güçler açığa çıkarılmamış, her defasında sadece birkaç tetikçinin yargılandığı davalarda hukuk ve adalet suskunluğa gömülmüştür. Dün Şengal’de Ezidilere İŞİD barbarları tarafından uygulanan katliamın aynısı bugün Suriye’de Alevilere yapılmaktadır. Bu katliamların durdurulması ve Ortadoğu’da farklı olan her inancın her halkın yaşam hakkının güvence altına alınması için başta hükümeti ve uluslararası güçleri göreve çağırıyoruz” diye belirtti.

    “YAŞADIĞIMIZ KATLİAMLARIN HESABINI KARDEŞLİĞİN ÜLKESİNİ KURARAK SORACAĞIZ”

    Beyazıt, Halepçe, Gazi ve Suriye katliamlarında hayatını kaybedenler şahsında şimdiye kadar katliamlarda hayatını kaybedenleri anan Özyaşar, “Yeni katliamlar yaşanmasını engelleyebilecek tek şey demokrasinin, adaletin, barışın ve kardeşliğin hâkim olduğu, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin eşit yurttaş olarak kabul edildiği, farklılıklarımızın zenginlik olarak görüldüğü bir ülke ve dünya mücadelesini yılmadan, usanmadan sürdürmekten geçmektedir. Bunun için halkların birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara karşı bundan sonra da birbirimize daha fazla kenetlenmeye devam edeceğiz. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” diye konuştu.

    PİRHA/ANTALYA

  • İHD Dersim Şubesi’nden çağrı: Toplumsal barış için geçmişle yüzleşin-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi’nden çağrı: Toplumsal barış için geçmişle yüzleşin-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi, Mayıs ayındaki Adalet Nöbeti’nde Mayıs ayınında yaşanan katliamlara dikkat çekildi. Toplumsal barış için geçmişle yüzleşme çağrısı yapıldı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, “Toplumsal barış için geçmişle yüzleş” talebiyle Barış Nöbeti eylemi gerçekleştirdi. Adalet Nöbeti’nde okunan basın metnini İHD Dersim Şubesi Yöneticisi Özgür Ateş okudu.

    “İHLALLER ŞİRKETİ”

    Mayıs ayında birçok katliam yapıldığını belirten Özgür Ateş, “1 Mayıs 1977’de İstanbul’da gerçekleşen emekçi katliamı, Mayıs 1980 Çorum Katliamı var. 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da gerçekleşen katliam var. Hala faillerinin bulunmadığı ve yargılanmadığını biliyoruz. 6 Mayıs 1972 yılında gerçekleşen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamı hala kanayan bir toplumsal yaradır. Cumhuriyet’in geride kalan dönemine ait tablo; bölgede yaşamın her alanında hak ihlallerinin yaşandığı, faili meçhul cinayetler ile gözaltında zorla kaybedilmelerin sıradanlaştığı, yoğun çatışmalı süreçlerde on binlerce insanın yaşamını yitirdiği, işkence ve kötü muamele yasağının sürekli ihlal edildiği ve cezasızlık sistemiyle faillerin aklandığı bir “ihlaller yüzyılı” olarak karşımızda durmaktadır. Geçen yüzyılda, Ermeni Soykırımı, Zilan Deresi Katliamı, Pêçar Tenkil Harekâtı, Dersim Katliamı, 6/7 Eylül Pogromu, Lice ve Roboski Katliamları gibi toplumsal hafızadan asla silinmeyecek ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir dönem olmuştur” dedi.

    “İKTİDARLAR KATLİAMLARLA YÜZLEŞMEDİ”

    Türkiye’de iktidarların yaşanan katliamlarla yüzleşmediğini vurgulayan Ateş, “Türkiye toplumunun barışarak iyileşebilmesinin yegane yolunun geçmişle yüzleşme olduğuna biliyoruz. Geçmişte devlet eliyle yaşanan hukuksuzlukları, toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum yaratmak imkansızdır. Sahici bir demokrasi ve güçlü bir toplumsal barış iradesi ancak geçmişle yüzleşmenin sağlanması ile onarıcı adalet mekanizmalarını hayata geçirmek ile mümkündür. Bu nedenle siyasi iktidara ‘Toplumsal barış için geçmişle yüzleşin’ çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara’da ‘19-28 Aralık Katliamları’ konulu panel düzenlendi-VİDEO

    Ankara’da ‘19-28 Aralık Katliamları’ konulu panel düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da, 19-28 Aralık Katliamlarına ilişkin panel düzenlendi. Panelde katliamların unutulmaması gerektiği vurgulanırken, bu katliamların insanlığa karşı işlenmiş birer suç olduğu belirtildi.

    Alınteri, Devrimci Parti, DEM Parti ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), 19-28 Aralık Katliamları’na ilişkin panel düzenledi.

    Hapishane Katliamı, Maraş, Çorum ve Roboski Katliamı’nın konuşulduğu panele; Avukat Kazım Bayraktar, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, DEM Parti PM üyesi Kemal Bülbül ve Sosyolog Veli Saçılık konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin yapıldığı TÜM BEL-SEN konferans salonunda, “katil devlet hesap verecek, Maraş Katliamını unutma unutturma, Roboski Katliamını unutma unutturma, içeride dışarıda hücreleri parçala” afişleri yer aldı.

    Kaybedilen devrimciler için saygı duruşu ile başlayan panel, Moderatör Zarife Çamalan’ın konuşmasının ardından katılımcıların konuşmaları ile devam etti.

    “ÖZEL MÜLKİYETİN ORTAYA ÇIKMASI İLE CEZALANDIRMA YÖNTEMİ DE DEĞİŞTİ”

    Avukat Kazım Bayraktar özel mülkiyetin doğuşu ile ceza sisteminin insanlık dışı bir hal aldığını belirterek, “Aralık ayı katliam ayı diyoruz ama katliamın denk gelmediği hiçbir ay bulamayız. Katliam, diğer adıyla toplu öldürüm, bir cezalandırma yöntemidir. Bu katliamı yapan dönemin liderleri muhalifleri, farklı inançlara sahip olanları asimile edemediği için imha yolunu seçer. Bu haksızlığın arkasında yatan sistemi hedef almamız gerekiyor, bu hedef kapitalizmdir. Özel mülkiyet ve bu cezalandırma sistemini anlatmaya çalışacağım. Bizi hayvanlardan ayıran bir çok özellik var ancak en önemlisi kendi geçim aletlerimizi üretmemizdir. Utanma duygusu, komünal toplumun cezası utandırma durumudur. Bu toplumda çok aşina olduğumuz suçların hiçbiri yoktur. Özel mülkiyetin yani devletin ortaya çıkması ile birlikte cezalandırma yöntemi de değişiyor. Özel mülkiyete geçtiğimiz zaman cezalandırma sisteminin insanlık dışına çıkmaya başladığını görüyoruz. Özel mülkiyet ile kölelik ortaya çıkmış, komünal toplumun hiç bilmediği bir şey bu. Cezalandırma sistemi, kapitalist sistem ile hapis ve tecrite dönüştü. Bugün geldiğimiz süreçte sadece Türkiye’de değil tecrit sistemi burjuva demokrasinin en geliştiği ülkelerde görüldü” dedi.

    “DEVRİMCİLER CESARET NESNESİ OLMAYI TERCİH ETMİŞTİR”

    Sözlerine katliamlarda hayatını kaybedilenleri saygı ile anarak başlayan Sosyolog Veli Saçılık, “19 Aralık operasyonunu bir cezaevi operasyonu olarak göremeyiz. Burada 12 Eylül’de yarım kalan işi tamamlamak istediler.Biz biliyoruz ki cezaevleri sonsuz zaferlerin veya sonsuz galibiyetlerin olduğu bir yer değildir. 19 Aralık Katliamı, Ulucanlar Katliamı ile başlamıştır. Ulucanlar Katliamının ardından mafyalar hızla harekete geçtiler. Sonra Burdur gündeme getirilmişti. Bir tanık olarak Burdur Cezaevinde ranzamın dibinde ses bombasının atıldığını hatırlıyorum. Benim sağ kolumu kopardıklarına tanığım. Sonra f tiplerinin bittiği, 5 yıldızlı otellerin geldiği söylemlerinin olduğu bir dönem geldi. Devrimciler ‘içeride dışarıda hücreleri parçala’ dediler. Devrimciler, Ekim ayında açlık grevlerine başladı. 20 cezaevinde katliamlar başladı. Bu bir katliam değil, bu bir katliamdan ziyade geçmişe bırakılmış bir direniştir. Kadınlarında öne çıktığı bir direniştir. Bu tarihsel bir direniştir. Devletin iddialarına karşı direniş hücre hücre sürdü. Devrimciler f tipinin sadece devrimcilerin sorunu olmadığını belirttiler. Bugün hala cezaevlerinde devrimciler direnişlerine devam ediyorlar. 19 Aralık’ta devrimcilerin tamamı korku nesnesi olmayı reddetmiş, cesaret nesnesi olmayı tercih etmiştir. Saray, mutlaka korku ile tanışacaktır.  Biz hayata dönüş operasyonu ismini kabul etmiyoruz, 19 Aralık bir direniştir” diye ekledi.

    “KATLİAMDAN SONRA MARAŞ, ALEVİSİZLEŞTİRİLDİ VE KÜRTSÜZLEŞTİRİLDİ”

    Maraş Katliamını ele alan Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, Maraş Katliamına ailesinin de tanıklık ettiğini belirtti. Öğüt, şunları ekledi:

    “Katliamın zeminini Alevilerin gettodan kente gelişi ile ekonomide söz sahibi olmaya başlaması neden oldu. Kaybedilen bu insanlar sayılardan ibaret değiller, bir hayat hikayeleri var. Maraş’ta yaşananlara olay denmesini doğru bulmuyorum. Bu saldırılar gerçekleşirken kadın, erkek, engelli demeden insanlara saldırılıyor. Devlet, sadece sınırda kendi varlığını gösterir ancak içeri de yoktur. Bizim burada olma nedenimiz bu katliamları hatırlayıp bir daha yaşamamasını sağlamaktır. Unutmanın ölümcül bir niteliği vardır. Bu iklim hala Alevilerin ve solcuların katledilmesi konusunda hala elverişli. Maraş, katliamdan sonra Alevisizleştirildi ve Kürtsüzleştirildi.”

    “ROBOSKİ KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR”

    DEM Parti PM Üyesi Kemal Bülbül ise Roboski Katliamını değerlendirerek, “Roboski Katliamı’nda diğer katliamlara benzer özellikler vardır. Olayları gizleme, saklama, normalleştirmeler vardı. Bu katliamın içinde devletin eli var. Recep Tayip Erdoğan, Roboski Katliamını devlet terörü olarak nitelendirmiştir. Bu teröristler kimdir? Misak-ı Milli ile yapılmak istemenin bir sonucudur bu katliam. Bu katliam politikası aynı şekilde devam ediyor. Roboski ailelerine ve olaylarına karşı çalışmalar da yapılıyor bu süreçteki yargılamaya dair çeşitli eksiklikler oldu. Hakikatleri araştırma komisyonu kurulmasını yıllardır istiyoruz. Önlemler alınmazsa katliamların devamına karşı durum devam edecektir. Roboski Katliamı Kürtlere, Kürt gençlerine karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlık suçlarında da zaman aşımı olmaz. Roboski insanlığa karşı işlenmiş sistematik bir suçtur” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Dr. Aslan: Katliam yapan devletler kaydını tutar; raporlardaki bilgiler dehşet verici

    Prof. Dr. Aslan: Katliam yapan devletler kaydını tutar; raporlardaki bilgiler dehşet verici

    PİRHA- Prof. Dr. Şükrü Aslan, BirGün gazetesinde ‘Katliamlar ve kayıtları’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında katliam yapan modern devletlerin bunu kayıt altına aldığını belirtti. Dersim Katliamı’nın da kayıt altına alındığını ifade eden Aslan, raporlardaki bilgilerin dehşet verici olduğunu ancak bundan Türkiye kamuoyunun haberinin olmamasının ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi olduğunu ifade etti. 

    Sosyolog, Prof. Dr. Şükrü Aslan, BirGün gazetesinde ‘Katliamlar ve kayıtları’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Aslan, katliam yapan devletlerin yaptıkları işlerin kayıtlarını tuttuğunu belirterek Dersim Katliamı ile ilgili tutulan kayıtlardan örnekler verdi.

    Şükrü Aslan, verdiği örnekleri Reşat Hallı’nın Genelkurmay arşivlerinden yararlanarak yayınladığı Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar adlı kitabında, 1924-38 yılları arasında aynı askeri birlikler tarafından yapılan harekatlarda insanların ve hayvanların nasıl katledildiğinin kayıtlarının tutulduğunun tarihe not düşüldüğünü belirtti.

    Katliamın detaylarının raporlardan okunmasının ürkütücü olduğunu Prof. Dr. Aslan, “Belki devletlerarası savaşlarda olabilecek kadar ayrıntılı askeri uygulamalarla onbinlerce insan ve hayvan katledilmesine rağmen, Türkiye kamuoyunun bundan habersiz olması ve gerçekdışı tarih anlatısının tekrarı ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi…” ifadesini kullandı.

    Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın yazısı şöyle:

    “Katliam yapan sistemler bu vahşetin kaydını tutarlar mı? Evet, modern devletlerin önemli bir özelliği yaptıkları işlerin kaydını tutmalarıydı. Bu uygulama, alınan kararların uygulandığını ispat için de gerekliydi ve mesela fotoğraf bunun en önemli araçlarından biriydi. Kayıt altına alınan belgeleri kamuoyuna açmak ya da açmamak veya ne zaman açılacağını belirlemek de yine bu devletlerin bir özelliğiydi. Yani devletler bu kayıtları (şimdi olduğu gibi) kamu için değil, kendisi için tutuyorlardı.

    Türkiye’de gazete-radyo haberlerine pek konu olmasa da, Cumhuriyetin erken dönemi böyle deneyimlerle yüklüydü. Reşat Hallı tarafından Genelkurmay arşivlerinden istifade edilerek yayınlanan Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar adlı kitapta 1924-38 yılları arasında hemen hemen aynı askeri birlikler tarafından gerçekleştirilen harekatlar detaylıca yer almıştı. Her yıl daha ‘tecrübeli’ hale gelen sözkonusu birliklerin imha ettiği binlerce insan ve hayvana dair tutulmuş kayıtlar tarihe düşülmüş notlar gibiydi. Şu sıralar değişik şehirlerde anmalara konu olan katliamlar, bahsekonu raporlarda, katliamı yapan askeri birliklerin adları bile belirtilerek yazılmıştı. Kayıtlar, o yıllar boyunca Ağrı, Zilan, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan ve Dersim’de neler olduğuna dair ilginç detaylar içeriyordu.

    DERSİM KIRIMININ 10 GÜNE SIĞDIRILMASI

    Hallı’nın raporunda sadece Dersim’e ve sadece 10-20 Ağustos 1938’e bakmak bile diğerleri hakkında bir fikir vermesi bakımından oldukça ilginçtir. Büyük kırımın on güne sığdırılması için nasıl bir askeri faaliyet yürütüldüğünü okumak ise kendi başına dehşet verici. Rapora göre Bakanlar Kurulu’nun 6 Ağustos 1938’de aldığı karar gereğince Genelkurmay, Tunceli’yi kısa zamanda ve kesin şekilde tarama ve tedip etmeyi, girilmemiş yer bırakmamayı ve tarama sırasında kimsenin bölge haricine çıkmasına izin vermemeyi, muhitten dahile doğru kuşatıcı şekilde bölgeye girmeyi öngörmüştü. Taranacak coğrafya üç bölgeye, her bölge sevk ve idare bakımından yedi iç bölgeye ve her iç bölge de yine aşiretler gözönünde tutularak 3-5 küçük bölüme ayrılmıştı. 7.200 kilometrekarelik tarama bölgesinde 43 tabur, 6 Süvari Alayı konumlanmıştı. Bir taburun günde 20 kilometrekarelik bir alanı tarayabileceği esas kabul edilmiş ve toplam 7.5 günde işin tamamlanması öngörülmüştü. Buna ¼ ihtiyat da eklenerek toplam on günlük bir harekat planlanmıştı. Tarama harekatının 10 Ağustos sabah saat 05.00 de başlayıp 20 Ağustos’ta tamamlanması hedeflenmişti.

    RAPORLARDA DEHŞET VERİCİ BİLGİLER

    Adına tedip ve tarama denilen bu uygulama, gerçekte kitlesel imha harekatıydı ve toplanan herkes önceden belirlenen yerlere götürülerek silah, dinamit ve süngü ile ya da uçurumlardan atılmak suretiyle öldürülmekteydi. Kayıtlara göre mesela 7. Kolordu askerleri Kırmızıdağ’da 300 kişiyi imha etmiş ve hayvanlarını da ele geçirmişti. 14 Ağustos günü 62. Alay’ın 1. Taburu Ovacık Kackerekbaba’da 32 kişiyi imha etmiş, 16 kadını diri ele geçirmişti. 15 Ağustos günü 41. Tümen birlikleri Zimaqe, Xec ve Bornak köylerinden getirilen 395 kişiyi Hopik’te imha etmişlerdi. 17 Ağustos günü 36. Alay Sin’de, 3. Seyyar Jandarma Taburu Pulur’da, 41. Tümen Kalason ve Sin Bucağında binlerce kişiyi imha etmiş ve köylerini yakmışlardı. 12. Tümen kuvvetleri Tagar deresinde 13 erkek, 30 kadın ve çocuk yakalamıştı! Rapora göre çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan imha edilmişti. İnsanların sığındıkları mağaralar top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. Alay’ın istihkam müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle dağıtılıp içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarı çıkanlar da ateşle imha edilmişti. Planda öngörüldüğü gibi 17 Ağustos 1938 günü yasak bölge içindeki bütün evler, tarlalar yakılmış, müsademelerde binlerce insan imha edilmiş, sığındıkları köyler, komlar hatta fundalık ve tarlaları yakılmıştı. Kitlesel imhaya dair bu dehşet verici bilgilerin tamamı, adı geçen raporda yer almıştı.

    “TÜRKİYE KAMUOYUNUN HABERSİZ OLMASI BAŞKA BİR TÜR KIRIMIN ÖYKÜSÜ GİBİ!”

    Türkiye’de her yıl Ağustos ayında çok yerde anma toplantılarına konu olan bu katliamların detaylarını resmi raporlardan okumak gerçekten ürkütücüdür. Belki devletlerarası savaşlarda olabilecek kadar ayrıntılı askeri uygulamalarla onbinlerce insan ve hayvan katledilmesine rağmen, Türkiye kamuoyunun bundan habersiz olması ve gerçekdışı tarih anlatısının tekrarı ise adeta başka tür bir kırımın öyküsü gibi…

    Şükrü Aslan’ın BirGün’deki yazısını buradan okuyabilirisniz.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA: Katliamları unutmadık, unutturmayacağız

    FEDA: Katliamları unutmadık, unutturmayacağız

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yaklaşan Maraş, Roboski ve 19 Aralık 2000 yılında gerçekleştirilen cezaevleri katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaparak, “Maraş, Roboski, cezaevleri ve diğer bütün katliamların acılarını yaşayan halklar ve inançlar olarak bu acıları asla unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), yaklaşan Maraş, Roboski ve 19 Aralık 2000 yılında gerçekleştirilen cezaevleri katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yayınladı.

    Devletin sorumluluğu olan katliamların üstünü örttüğü söylenen açıklamada, katliamcılara karşı her zamankinden daha çok örgütlenecekleri ve direnecekleri belirtildi.

    FEDA, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Maraş, Roboski, cezaevleri ve diğer bütün katliamların acılarını yaşayan halklar ve inançlar olarak bu acıları asla unutmadık, unutmayacağız. Yaşatılan bunca acıdan umutsuzluk değil, hesap sorma bilinci ve kararlılığı ile Kürtler, Aleviler ve devrimciler olarak mücadeleyi büyütecek ve halklarımızı özgür yaşam ile buluşturacağız. Dünden bugüne yaşatılan katliam ve soykırımların hesabını sormaya, devleti hesap veren, özür dileyene kadar haklı mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Bu katliamların hesabını sorma iradesi ve isteği en sağlam dayanağımız, en temel güç kaynağımızdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Halepçe‘den Roboski‘ye, Beyazıt’tan Gazi’ye katledilenler anıldı-VİDEO

    Halepçe‘den Roboski‘ye, Beyazıt’tan Gazi’ye katledilenler anıldı-VİDEO

    PİRHA-HDP Mamak İlçe Örgütü Tuzluçayır Beyaz Köşk Düğün salonunda Halepçe‘den Roboski‘ye, Beyazıt’tan Gazi’ye başlıklı panel etkinliği düzenledi.

    HDP Mamak İlçe Örgütü Tuzluçayır Beyaz Köşk Düğün salonunda Halepçe‘den Roboski‘ye, Beyazıt’tan Gazi’ye başlıklı panel etkinliği düzenledi. Etkinliğe HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Ankara İl Eş Başkanı Vezir Coşkun Parlak  ve yönetim kurulu üyeleri, Çankaya ilçe örgütü YK üyeleri ve Tuzluçayır’da örgütlü bulunan Aka-Der Alınteri, DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi üyeleri katıldı.

    “HALEPÇE BİR SOYKIRIMDIR”

    Halepçe Kürt halkına ve dünya insanlığına karşı yapılan bir soykırım olduğunu vurgulayan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Dünya nezdinde, evrensel hukuk nezdinde, Birleşmiş Milletler nezdinde ve uluslararası sözleşmelere, insan hak ve özgürlüklerini denetleyen kurum ve kuruluşlar nezdinde ne yazık ki bugüne kadar soykırım olduğu kabul edilmiş ve açıklanmış değildir. Birincisi, bunun soykırım olduğu ifade edilir ve kabul edilir ise bunun hukuksal karşılığı, bunun siyasal karşılığı, bunun tarihi karşılığı farklı olacak. O nedenle hemen her yerde Halepçe‘den söz ederken bir soykırım olduğunu ifade etmek lazım.

    1986- 1890 arasında Enfal hareketi adı altında bir siyasi askeri hareket başlatıldığını söyleyen Bülbül, “Dönemin Irak hükümeti ve dönemin Irak diktatörü Saddam Hüseyin bu Enfal kavramı Kur’an‘da bir sure olup ganimet anlamına geliyor. Yani dönemin iktidarı, dönemin diktatörü Kürt halkının Irak‘taki mazlumların bir ganimet olduğunu, onların malının mülkünün yerini yurdunun ve kendi cismani varlıklarının bir ganimet olduğunu ve dolayısıyla bir ganimet hareketli yaptıklarını söylüyor. Peki, bunu söyleyen kişi hangi siyasal hareketi temsil ediyor. 7 Nisan 1947’de Şam’da Baas Partisi kurulur, sözcük anlamı Arapçada yeniden var olmak, diriliş anlamında. Türkiye’deki bir siyasal hareket birbirine çok benziyor. İttihat ve Terakki  ile aynı kuruluş amacı kapsamı açısından bire bir aynısı. İttihat ve Terakki ’yi kuranlar arasında bir tane Türk yoktur. Baas’ı kuranlar arasında da bir tane Arap yoktur. İtaat ve Terakki’yi  kuranlar Pan Türkizm orta asya başlayarak  bütün dünya türkülerini birleştirmek Adriyatik’ten Çin denizine kadar Türk yurdu yapmak bire bir  ırkçı tahammüllü hareket ederler Baas rejimi de tüm Arapları buluşturmak ve Pan Arabizm bir devlet oluşturmak gayesiyle kurulmuştur” diye konuştu.

    “HALEPÇE KATLİAMI BUGÜN ŞEKİL DEĞİŞTİREREK DEVAM EDİYOR”

    Ama işin ilginç yanı Türkçülük yapanların içinde Türk yok, Arapçılık yapanların içerisinde Arap yok diyen Kemal Bülbül, “Bu nedenle aslında milliyetçi, ırkçı, tekçi bir siyasal yapıdır. Baas’ın soganı da şudur vahdet, hürriyet sosyalizm, birlik özgürlük sosyalizim kuruluş sloganı da budur. Baas rejiminin en iyi temsilcilerinden birisi Mısır’da Cemal Abdulnasır Irak’ta Saddam Hüseyin Suriye’de Esad ailesi bunların rejimlerine baktığınız zaman tekçi bir rejim söz konusudur. Bir aile eliyle yönetim vardır, demokrasi yoktur, çoğulculuk yoktur, farklı kültürler yoktur, farklı kültürlere inançlara saygı ve kabul yoktur bu farklı kültür ve inançlar yok edilmek için bunlara hedef halinde gelmiştir. Bunun içerisinde de coğrafik olarak en çok yoğunluğu teşkil eden Kürt halkı tamamının hedefine oturtuldu. Bir sistem var bu sistem aslında Kürt halkının yaşadığı tüm coğrafyadaki ulus devletlerle, tekçi devletlerle irtibat halinde. Halepçe katliamı aslında dönemin Türkiye Hükümeti’nin bilgisi dışında olmamıştır bu mümkün değildir. Ve Halepçe katliamında amaç sadece insanı yok etmek değildir. İnsana dair, doğaya dair, yaşama dair her şeyi birlikte yok etmektir. Aslında Halepçe katliamı bugün biraz şekil değiştirerek devam ediyor nerede devam ediyor her yerde devam ediyor” dedi.

    “BU KATLİAMLAR ASLA AKILDAN ÇIKMAYACAK”

    Ardından söz alan Demokratik Alevi dernekleri Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş başkanı Hasan Altun Mart ayında yaşanan katliamlara ilişkin yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

    Mart ayı katliamlarına dair kimliklere ve inançlara yönelik katliamları konuşmak belleğimizi canlı tutmak zorundayız. 6 Mart 1921 Koçgiri katliamı, 12 Mart 1970 Askeri darbesi, 12 Mart 1995 Gazi ve Ümraniye Katliamı, 12 Mart 2004 Qamişlo (Kamışlı) Katliamı, 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı, 16 Mart 1988 Halepçe katliamı, 31 Mart 1970 Kızıldere Katliamı. Mart ayının yıllar içerisinde bizlere yaşattığı bu darbe ve katliamlar egemenlerin nasıl egemenliklerini sürdürdükleri zulmünü nasıl katmerleştirerek arttırdığını bu katliamların asla akıldan çıkmayacak kapanmayan yaralarımız olduğunu yüzleşmek adına unutmamamız gerekir. 6 Mart 1921,  Koçgiri Halk hareketi üç buçuk ay sürenin sonunda bastırıldı. On binlerce insan öldürüldü, kurtulanlar sürgüne gönderildi. Reya Hakk kutsalları olan Ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi.. Köyler yağmalandı, yakıldı, canlı cansız varlıklara el konuldu. On binlercesi sürgün edildi, geride kalanlar açlığa, ölüme, sefalete mahkum edildi. Toplumun varlığı, birliği, kimliği, doğası tüm maddi ve manevî, kültürel değerleri yok edilmeye çalışıldı. Bu katliamlarından bir tanesi de 12 Mart 1995’te İstanbul/ Gazi ‘de başlayıp, 12-15 Mart’a kadar İstanbul/ Ümraniye’de devam eden, İstanbul/Gazi-Ümraniye katliamıdır. Kuşkusuz tarihteki tüm Alevi katliamları, hangi dönemde ve hangi devletin egemenliğinde gerçekleşmiş olursa olsun, bir zincirin halkaları olarak,  aynı mantık ve amaç ile yapılmıştır. Bir de iftira, saldırı, taciz, kapı işaretleme ve sindirme gibi temel insan hakları ihlalleri vardır ki, bunları da unutmamak gerekiyor” dedi.

    “KATLİAM DEVLETİN KONTROLÜNDEKİ GÜÇLER TARAFINDAN YAPILMIŞTIR”

    Diğer Alevi katliamlarındaki uygulama burada da aynen tekrarlandığını vurgulayan Hasan Altun, “Katliam devletin kontrolündeki güçler tarafından,  başta Aleviler olmak üzere sisteme muhalif kesimlere yönelik yapılmıştır. 4-5 gün devam eden ve 17 can’ın katledilmesi ve onlarca can’ın yaralanmasıyla sonuçlanan Gazi ve Ümraniye katliamları sonucunda “Diyarbakır BDP Milletvekili Gültan Kışanak ve 19 BDP milletvekili, 1995’te meydana gelen İstanbul Gazi Mahallesi saldırılarının araştırılması amacıyla 12 Mart 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na önerge verdiler.”(6) Diğer Alevi katliamlarda (Maraş-Çorum-Sivas) olduğu gibi, sorumlular yargılamak yerine, ödüllendirilerek daha etkin görevlere getirildiler. Kimileri vekil, kimileri bakan, kimileri ise parti başkanı oldur. Kimileri de birileri tarafından “siyasal ittifak” adı altında aklandılar” diye konuştu.

    Ardından Yoldaşca Türkülerin söylediği ezgilerle etkinlik sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • HDP’li Özen: İç ve dış göçlerin sebebi yoksulluk ve katliamlardır- VİDEO

    HDP’li Özen: İç ve dış göçlerin sebebi yoksulluk ve katliamlardır- VİDEO

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada,  iç ve dış göçlerin başlıca sebeplerinin yoksulluk ve katliamlar olduğunun altını çizerek, Sivas, Başbağlar, Çorum, Gazi ve Roboski katliamlarının bunlara örnek olduğunu vurguladı. Özen, demokratik mücadelenin güçlü olması nedeniyle İMF ve emparyalist güçlerin 24 Ocak kararlarını  uygulayamadıklarının altını çizerek “Bu programın uygulanabilmesi için 12 Eylül faşist diktatörlüğünün hazırlıkları yapıldı. Bunun için iç çatışmalar körüklendi, kurban olarak da Aleviler seçildi” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, mecliste görüşülen göç idaresi hakkında söz aldı. 12 Eylül süreci ile birlikte gelişen katliam sürecinin sonucu olarak iç ve dış göçün arttığına dikkat çekti.

    Özen’in konuşmasının başlıkları şöyle:

    “12 EYLÜL FAŞİZMİ KURBAN OLARAK ALEVİLERİ SEÇTİ”

    “1980 öncesi devlet yönetilemez duruma gelmişti” diye konuşan Özen, 24 Ocak kararların uygulanmasının önünde toplumsal mücadelenin güçlü bir etken olduğunu hatırlatarak 12 Eylül darbesinin planlı olarak toplumu çatışmalara sürüklediğini belirtti. Özen 12 Eylül faşizminin kurban olarak Alevileri seçtiğini vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yakın tarihimizde 19 Aralık-26 Aralık arasında Maraş katliamı yapıldı, sol ve Aleviler katledildi. Bu hazırlıkların nasıl yapıldığını biliyoruz. Özellikle Amerikan Büyükelçisi Birinci Kâtibi Alexander Pack’ın Maraş’ta sağ partilerle faşist gruplarla, iş adamlarıyla yaptığı toplantıları biliyoruz. Aynı zamanda Edem Yağ Fabrikasında yapılan toplantılarda Maraş’ın Alevilerden ve solculardan temizlenmesi kararı alındığını biliyoruz. Ve süreç başlamıştır.”

    “MİT, KONTRGERİLLA VE SİVİL FAŞİSTLERE KATLİAM ŞARTLARI HAZIRLANDI”

    4 Nisan 1978’de ilk olarak 80 yaşındaki dedemiz katledildi bir kahvehane taranarak. 7 Nisanda “Süper Yüzbaşı” denilen Ali Çeviker, Maraş’a silah ve bomba sevkiyatı yaptı. Bu bombaların üzerinde, dikkatinizi çekerim, hangi camiye atılacağı, hangi imamın evine atılacağı, hangi partiye atılacağı bile yazılıydı. MİT’in, kontrgerillanın ve sivil faşistlerin rol aldığı katliam şartları hazırdı. 19 Aralıkta ülkücülerin getirdiği bir sinemaya ses bombası atıldı. 20 Aralıkta solcuların ve Alevilerin devam ettiği Akın Kıraathanesi bombalandı ve tarandı. 21 Aralıkta TÖBDER üyesi 2 öğretmenimiz, Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu katledildi. 22 Aralıkta cenazeler bilinçli olarak Çetin Diker tarafından cuma günü namaz vaktine denk getirildi, iki toplum karşı karşıya getirildi. Ve her şey hazırdı.

    “HER YERDE ‘ALLAH İÇİN SAVAŞA’ YAZIYORDU”

    Orada ‘Allah için savaşa’ her yerde yazılıyordu. Ve bu resimleri görüyorsunuz. Bu resimler her iş yerine asılmıştı. 23 Aralıkta katliam başladı. Olaylar sonucu 111 ölü, yüzlerce yaralı oldu ama resmi kayıtlar böyle. Biz bu ölülerin, bu katliamda ölenlerin sayısının daha çok olduğunu biliyoruz çünkü halen cenazelerinin akıbetini bilmeyen aileler var. Fidan Suna’nın bebeğiyle katledildiği resim. Ercan Köse’nin on sekiz aylık bebeğinin resmi. Bese ve Esma’nın, hamile kadının karnı deşilerek çıkarılan çocuğunun resmi, o ceninin resmi. 11 yaşındaki Ali Tıraş’ın kolları ve bacakları kesilerek kazanda kaynatılıp katledildiği resim ve şu da kamyonun arkasına yüklenip taşınan cesetler.

    PİRHA / HABER MERKEZİ

  • PSAKD, Sivas’ta katledilen 33 canın anmasına çağrı yaptı-VİDEO

    PSAKD, Sivas’ta katledilen 33 canın anmasına çağrı yaptı-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta gerici güçler tarafından katledilen 33 canın anmasına çağrı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, “Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı artık TAMAM diyerek katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 2 Temmuz Sivas Katliamı ile ilgili basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, CHP, İHD, EMEP, Halkevleri, Yozgat Dernekler Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Kızılırmak Köy Dernekleri Federasyonu ve demokratik kitle örgütleri katıldı. 

    “KATLİAMIN YOLUNU AÇTILAR”

    Basın metnini PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin okudu. 25 yıl önce 33 canın devlet güçlerinin gözü önünde yakılarak katledildiğini hatırlatan Şahin, şunları ifade etti:

    “Şimdilerde çok övülen dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun talimatıyla katliamdan birkaç gün önce şehrin içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması gibi faaliyetler yokken Madımak Oteli’nin çevresine kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Aynı belediye başkanı katliam sırasında ‘gazanız mübarek olsun’ diyerek katliamı adeta teşvik etti. Otelin önünde bulunan askerler ise katliamcı güruha herhangi bir müdahalede bulunmadan otelin önünden ayrılarak katliamın yolunu açtılar. Birkaç kişilik eylemlere dahi binlerce polisi yığan devlet o gün hiçbir polisi müdahale etmek için katliamın yaşandığı bölgeye göndermedi. Gelen birkaç polis de ya olayları izledi ya da katliamcılarla kol kola hareket etti. Medya ise işbirlikçi rolüne yakışacak şekilde gericilerle birlikte Aziz Nesin’in bazı sözlerini bahane ederek etkinliklere katılan canlarımızı günlerce hedef gösterdi. Gericiler haftalar öncesinden bildiriler dağıtıp ‘kıyam’ ve katliam çağrıları yaptılar. Katliamın yaşandığı gün devlet yetkilileri saatlerce gerici güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını izlediler ve daha da ötesinde teşvik edip yönlendirdiler.”

    “ÇEYREK YÜZYIL BÖYLE GEÇTİ”

    Sivas Katliamı, egemenlerin askeriyle, polisiyle, yargısıyla, medyasıyla, belediyesiyle, hükümetiyle organize ettiği ve Ortaçağ artığı gerici katillerin tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı” diyen Şahin, şöyle devam etti:

    “Katliamdan sonra orada bulunan gerici güruh içinde sadece küçük bir grup hakkında dava açıldığını ve uzun süren yargılamalar sonrasında çoğunun hiç ceza almadan ya da küçük cezalarla kurtulduklarını kaydetti. Haklarında dava açılan katillerin bazılarının hiç bulunamadığını bazılarınınsa haklarında resmi arama kararı olmasına rağmen Sivas’tan hiç çıkmadan uzun yıllar yaşamlarını sürdürdüklerine, ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıktıklarına vurgu yapan Şahin, “Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zaman aşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu karar için ‘hayırlı olsun’ dedi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamı’ndan bugüne kadar çeyrek yüzyıl bu şekilde geçti..”

    “AKP İKTİDARI VAHŞİCE SALDIRDI”

    “Bugün ise AKP iktidarı Sivas Katliamında kendi özünü ve ruhunu bulan bir parti olarak Alevi halkımıza ve diğer tüm ilerici-demokrat toplum kesimlerine karşı baskı ve tehdit politikalarına hız kesmeden devam ediyor” diyen Şahin, şunları kaydetti:

    “Gezi Direnişinden beri olağan bir şekilde rıza üreterek iktidarını devam ettirme şansı kalmayan AKP ülkeyi baskıya dayalı OHAL rejimiyle yönetmektedir. 15 Temmuz bahanesiyle ilan edilen OHAL’den sonra çıkarılan KHK’larla yüz binlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlara da AKP iktidarı vahşice saldırmıştır.

    “TOPLUMSAL YAŞAM HIZLA GERİCİLEŞTİRİLİYOR”

    Toplumsal yaşam siyasal iktidar eliyle hızla gericileştiriliyor. Devletin artık şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliği bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Seküler yaşam biçimleri iktidar tarafından hedef alınıyor. Eğitimde akıl, bilim, eleştiri ve sorgulamanın yerine kör inançlara ve akıl dışı dogmalara dayalı gerici bir anlayış getiriliyor. Çocuklarımız tacizci-tecavüzcü-gerici vakıflara teslim ediliyor. Kürt sorununda barış ve kardeşliği savunanlara iktidar katliam politikalarıyla karşılık veriyor. Roboski’de, Cizre’de, Sur’da ve daha birçok yerde sivil halka dönük insan haklarına, uluslararası hukuka ve vicdana aykırı çok acı olaylar yaşanmıştır. Buna karşı çıkan bir bildiriye imza atan yüzlerce akademisyen ise üniversitelerden atılmışlardır. Ülkeyi yönetenler kan üzerine yaptıkları sığ milliyetçi politikalarıyla insanları birbirine düşman etmeye çalışıyorlar. Bunların dışında ülkemizin bütün kamusal kaynakları emperyalistlere ve yandaş sermaye gruplarına peşkeş çekiliyor. Doğa sermayenin çıkarları doğrultusunda talan ediliyor.

    “AYRIMCILIĞA UĞRUYORUZ”

    Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon, baskı, sindirme ve katliamlar üzerinden gerçekleştirilen yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle uygulanıyor. Kutsal mekanlarımız ya çeşitli şekillerde yok ediliyor ya da siyasal İslamcı yapılara teslim ediliyor. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamlarının üzeri devlet tarafından ısrarla örtülüyor. Alevi köylerine zorla cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.”

    “BASKIYA KARŞI TAMAM DİYEREK YİTİRDİĞİMİZ CANLARIMIZI ANALIM”

    Sivas Katliamı’nın sadece Alevlere değil ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliam olduğunu kaydeden Şahin, “Bugün bütün ötekileştirilen kesimlerin yaşam alanları, mahalleleri, sokakları, inanç yerleri, mezarlıkları, inanç merkezleri tehdit altındadır. O yüzden ezilen, dışlanan, ayrımcılığa uğrayan ve yok sayılan herkesi zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı artık TAMAM diyerek katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.” diyerek Sivas Madımak Oteli önünde ve Ankara Tandoğan Meydanı’nda yapılacak olan anmaya katılım çağrısı yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • HDP’li Önlü: Halk Özel Harekat’ın kaynağı Esedullah Timleridir-VİDEO

    HDP’li Önlü: Halk Özel Harekat’ın kaynağı Esedullah Timleridir-VİDEO

    PİRHA – Halk Özel Harekat isimli oluşumun dernekleşmesi ve yasal statüye kavuşmasını PİRHA’ya değerlendiren HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, bu oluşumun kaynağının Esedullah timleri olduğunu, bu derneklerin hukuk dışı zihniyetlerin yapmak istediğinin bir parçası olduğunu ifade etti. Önlü, bu oluşumların başta Aleviler olmak üzere tüm toplumsal muhalif kesimler için tehlike teşkil ettiğini söyledi.  

    Haberin videosu

    15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından ortaya çıkan Halk Özel Harekat adlı paramiliter yapının dernek faaliyeti yürütmesi ve bürolar açması üzerine PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, 15 Temmuz’dan sonra yapılan uygulamaların kanun, ahlak ve hukuk dışında olduğunu söyledi. Önlü, “Tam da bu dernek, bu zihniyetin, bu pratiğin, bu oluşumun yapmak istediğinin bir parçasıdır. Kullandıkları kavramla bile hukukla, kanunla, ahlakla, toplumsal taleplerle alakalı olmayan bir şeydir” ifadelerini kullandı.

    HÖH KAYNAĞI ESEDULLAH TİMLERİ

    Önlü, “Halk Özel Harekat kendi başına oluşmuş bir dernek değil. Mesela Esedullah timleri vardı. Halk özel harekatının asıl kaynağıydı işte. İç muhalefete yönelik güç oluşturdular. Bunu meşru zemine dayandırmaları gerekiyordu. Bir darbe vardı, bu darbeyi durduran bir güçmüş bir halk hareketiymiş gibi her şeyi manipüle ederek çok masum gösterildi” dedi.

    ESEDULLAH TİMLERİ, HALK ÖZEL HAREKAT, ALMANYALI OSMANLILAR

    Avrupa’da yaşayan AKP muhaliflerine, Alevi, Ermeni, Kürt temsilcilerine, Türkiyeli gazeteci, yazar, akademisyen ve siyasetçilere yönelik suikast girişiminde bulunulacağına dair haberlerle ilgili de konuşan Önlü, içeride birçok muhalif kesime karşı hukuk dışı Esedullah timleri, Halk Özel Harekat, Osmanlı Ocakları var” diyerek Avrupa’daki oluşumları ise şöyle belirtti:

    “Avrupa’da yaşayan muhalif kesimlere karşı milletvekilimiz Garo Paylan’ın söylediği gibi bir suikast listesi var. Çok ciddi, tehlikeli, hukuk dışı bir çeteleşme var. Bunlardan biri de Almanya’da oluşturulan Almanyalı Osmanlılar diye bir oluşum.
    Bu çetelerin spor kulüpleri adı altında örgütlenen, onun öncesinde de dünyanın birçok yerinde faşist ırkçı yapılardan başlayan bir örgütlenme olduğunu ifade eden Önlü, Halk Özel Harekat’ın da “Bugün nasıl darbeyi durdurduk, ülkeyi kurtardık, milli bir duruş sergiledik, deniyorsa geçmişte de Jitem ve Çatlıların bu ülke için mücadele verdiğini söylüyorlardı. Bunlar deşifre olduktan sonra kimse sahip çıkmadı. Örgütlenmeler tehlikeli bir boyuta ulaşmış.”

    TEHLİKEDE OLAN TOPLUMSAL YAPI ALEVİLER

    “Tüm bu değerlendirmeler içinde en muhalif en tehlike içinde olacak toplumsal yapı Alevilerdir. Bu zihniyet mutlaka tüm kesimler için tehlike teşkil ediyor ama en büyük tehlike teşkil ettiği toplumsal kesim Alevilerdir” diye konuşan Önlü, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aynı zihniyet Maraş’ta, Koçgiri’de, Dersim’de, Malatya’da, Gazi’de vardı. Maraş Katliamı’nı o dönem planlayanların bugün aynı katliam planlayanlar, yapanlar aynı zihniyetin devamıdır. Maraş’ta insanlar katledilirken temel bir slogan vardı duvarlara yazılan ” kanımız aksa da zafer İslam’ındır” diye.  Bunlar tanıdık şeylerdir. O zamanlar sivil faşistler deniyordu, şimdi ise dindar ve kindar gençlik deniyor. O gün Türklük adına deniyordu, bugün İslamiyet adına deniyor. Şimdi de duvarlara yazılan aynı yazı, aynı slogan; “kanımız aksa da zafer İslam’ındır.” Malatya’da insanların evleri işaretleniyor. Katliamların alt zemini bu şekilde hazırlanıyor. Hukuk dışı oluşumların en büyük tehlike teşkil ettiği yer Aleviler, Kürtler, emek ve demokrasiden yana olan güçlerdir.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM