Etiket: kaybedilme

  • Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    PİRHA- 1055. hafta eylemlerinde 30 yıl önce kaybedilen Nurettin Çur’un akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Kararlıyız, insanlığa karşı suçların aydınlatılması talebimizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini dile getirmek için eylemlerinin 1055’inci haftasında buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler. 1055’inci hafta eyleminde 30 yıl önce Diyarbakır’ın Bağlar  ilçesinde kaybedilen Nurettin Çur’un akıbeti soruldu. Hak savunucularının da destek verdiği eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı. Eylemde basın metnini Cumartesi İnsanları’ndan Oya Ersoy okudu.

    “DEĞİŞMEYEN CEZASIZLIK”

    Gözaltında kayıpların devletin savaş politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Oya Ersoy, “Kararlıyız; bu topraklarda işlenmiş başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere insanlığa karşı suçların aydınlatılması, bu suçların kimler tarafından ve neden işlendiğinin ortaya çıkarılması talebimizi sürdüreceğiz. Çünkü her toplum, böylesi vahşi suçların kimler tarafından, kimlerin aldığı kararlar kapsamında, nasıl işlendiğini bilme konusunda vazgeçilmez bir hakka sahiptir. Kararlıyız; adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğünün kullanılamadığı koşullarda iktidarlar değişse de, değişmeyen cezasızlık geleneğine dikkat çekmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    30 YIL ÖNCE KAYBEDİLDİ

    30 sene önce kaybedilen Nurettin Çur için hakikat ve adalet talebinde bulunduklarını söyleyen Oya Ersoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “28 yaşındaki Nurettin Çur, Diyarbakır’ın Bağlar semtinde yaşıyordu. Esnaftı, oturduğu binanın giriş katında bakkal dükkanı işletiyordu. Eşi 6 aylık hamileydi. İlk kez baba olacağı için heyecanlıydı. Siyasi parti faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Dükkanında dinlediği Kürtçe müzik nedeniyle de defalarca tehdit edildi. 27 Haziran 1995 günü bakkalına mal almak üzere çarşıya çıktı. Akşam eve dönmeyince eşi, hasta olan babası için köye gittiğini düşündü. İletişimin olmadığı köy koşullarında Çur Ailesi ancak üç gün sonra Nurettin’in kayıp olduğunu fark edebildi.”

    “GERİYE BİR EŞ VE DOĞMAMIŞ BİR ÇOCUK KALDI”

    Nurettin Çur kaybolduktan 15 gün sonra evi arayan bir kişinin baba Tahir Çur’a “oğlun elimizde” diyerek telefonu kapattığını belirten Oya Ersoy, “Ailesi, Nurettin’i aramaya başladı ancak tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Ondan geriye gözyaşı hiç dinmeyen bir anne ve bir eş, bir de henüz doğmamış bir çocuk kaldı. Nurettin Çur kaybedildiğinde Diyarbakır’da işkence, ölüm, gözaltında kaybetme, köy yakma, köylüleri savaş uçaklarıyla bombalama bir devlet politikası olarak uygulanıyordu” ifadelerini kullandı.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yargının suçların üstünü örterek, sorumluları cezasızlıkla ödüllendirdiğini ifade eden Oya Ersoy, “Biliyoruz ki; temel hak ve özgürlükler ancak hukuk devletinin geçerli olduğu koşullarda güvence altındadır. 1055’inci haftamızda bir kez daha devletin hukuka bağlı olduğu, yargının her türlü etkiden bağımsız çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı ve herkese hukuk güvenliğinin sağlanmasının adının barış olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Çur için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    MAKBULE ÇUR: DÖNECEK DİYE 30 YILDIR EVİMİ DEĞİŞTİRMEDİM

    Ardından İHD Yönetim Kurulu üyesi Cihan Kaplan, Nurettin Çur’un annesi Makbule Çur‘un mektubunu okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Hepinizi yüreğimizde aynı olan bizi aynı çatıda buluşturan acı ve mücadeleyle selamlıyorum. Oğlum siyasi parti çalışmalarından dolayı sürekli takip ve tehdit ediliyordu. Evine bir daha geri dönemedi, kaybolduğunu ancak üç gün sonra anlayabildik. Kimse sesimizi duymadı. Oğlum Nurettin için adalet arayışımız devam ediyor. Oğlum dönecek diye 30 yıldır evimi değiştirmedim.

    Ardından eylem Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 1030. haftada karanfiller, İsmail Bahçeci ve katledilen gazeteciler için!-VİDEO

    1030. haftada karanfiller, İsmail Bahçeci ve katledilen gazeteciler için!-VİDEO

    PİRHA – 1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, İsmail Bahçeci ve katledilen bütün gazeteciler için karanfilleri Galatasaray Meydanı’na bıraktı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1030. haftada devam etti.

    1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istendi. Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.

    “İSMAİL, DEFALARCA GÖZALTINA ALINIP İŞKENCE GÖRDÜ”

    Maside Ocak, 1030. haftada 30 yıldır varlığı inkar edilen, fail ve sorumluları cezasızlıkla korunan İsmail Bahçeci’yi  unutmadıklarını belirterek devamında şunlara yer verdi:

    “İsmail Bahçeci, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik kimliği nedeniyle  defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 1993 yılından itibaren de polis tarafından aranmaya başlanan İsmail’i yakalamak için, polis   ailesinin Avcılar’daki evine baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrılmak zorunda kaldı. Kardeşi İsmail’e acil durumlarda ailesine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi.

    GÖZALTINA ALINDIĞI REDDEDİLDİ

    24 Aralık 1994 tarihinde  Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini  İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan biri “Oğlunuz siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındı” bilgisini verdi. Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu, ancak İsmail’in gözaltına alındığı reddedildi.

    24 Aralık 1994 tarihinden sonra Bahçeci ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Ama kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri polis tarafından basıldı.“Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı. Bazı kişiler de emniyette sorgulanırken “Sonun İsmail Bahçeci gibi olur” diye tehdit edildiklerini söyledi.

    30 YIL BOYUNCA GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ

    Fatma ve Şehmus Bahçeci, ilgili tüm  adli ve idari kurumlara başvurdu. Hükümet yetkilileri ile görüştü. İsmail’in ailesi, arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü  tarafından düzenlenen  kampanyalarla konu, ülke ve dünya kamuoyuna taşıdı. Ancak, 30 yıl boyunca İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi.30 yıldır ailesine İsmail’in akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Ailesi’nin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Bugüne kadar İsmail’in akıbetini açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmedi.

    İLGİLİLER HAREKETE GEÇMEDİ

    30 yıldır söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz:

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay, DGM İstanbul Başsavcısı Ahmet Köksal ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu İsmail Bahçeci’nin gözaltında kaybedilmesini engellemek için harekete geçmediler. Tüm başvurulara rağmen hareketsiz kalarak bu suçun işlenmesine ve üstünün örtülmesine olanak sağladılar.

    Kaç yıl geçerse geçsin; İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “MARAŞ’TA KATLEDİLENLERİN HESABI SORULMADI”

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız söz aldı. Yıldız, Maraş Katliamı’nın 46. yılına girdiğini belirterek “Maraş’ta olur Gazi’de olur nerede olursa olsun. Bu katliamları hatırlatacağız. Maraş’ta katledilenlerin hesabı hala sorulmadı failleri hala yargılanmadı. Onlar bizim ailelerimiz biz de onların ailesiyiz. Onların kayıpları bizim kayıplarımız. Buradan orada bulunan tüm ailelere selam gönderiyorum” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 27 yıl önce kaybedilen İsmail Şahin’in akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 27 yıl önce kaybedilen İsmail Şahin’in akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Beyoğlu Belediyesi’nde işçi olarak çalışan İsmail Şahin’in kaybedilişinin 27’nci yılında dosyasında etkin bir soruşturma başlatılması çağrısında bulunan Cumartesi Anneleri, kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıpları için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 930’uncu hafta eylemlerini yasaklama nedeniyle online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 18 Ocak 1996 günü Beyoğlu Belediyesi’nde işçi olarak çalışan İsmail Şahin’in çalışma saatleri içerisinde kaybedildiği dosya kamuoyu ile paylaşıldı.

    “HESAP SORULMUYOR”

    Bu hafta açıklamayı, 21 Mart 1995’te polis tarafından gözaltına alınan ve kaybedilen Hasan Ocak’ın yeğeni Dilcan Acer okudu. Yaşam hakkı ihlaline karşı devletin yükümlülüklerini hatırlatan Acer, “Devlet, olayı tam anlamıyla açıklığa kavuşturmak, sorumluları belirleyip yargılamak ve cezalandırmakla yükümlüdür. 930 haftadır bu topraklardaki yaşam hakkı ihlallerinin son bulması için devletin ilgili organlarını göreve çağırıyoruz. 930’uncu haftamızda, ailesinin tüm girişimleri ilgili kurumlarca karşılıksız bırakılan İsmail Şahin dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz” dedi.

    “MESAİ SAATLERİ İÇERİSİNDE KAYBOLDU”

    Beyoğlu Belediyesi’nde 36 yaşında iken işçi olarak çalışan İsmail Şahin’in DİSK Genel İş üyesi olduğunu söyleyen Acer, “18 Ocak 1996 günü sabah saat 06.30’da görev yaptığı 34 ATZ 59 plakalı temizlik aracında iş başı yaptı. Her sabah olduğu gibi temizliğe İstiklal Caddesi ile başlayan araç, 11’inci nokta olan Mimar Sinan Üniversitesi’ne geldiğinde, iş arkadaşları İsmail Şahin’in elindeki süpürge ile birlikte ortadan kaybolduğunu söyledi. Şahin ailesi sürekli ağlayan bu kişilerin çelişkili bilgiler verdiklerini ve konuşmaktan korktuklarını fark etti. Aynı günlerde İsmail’in 4 yaşındaki kızı annesine, babasını televizyonda polislerle gördüğünü söyledi. Aile Beyoğlu Belediyesi’ne başvurdu. İsmail Şahin’in mesai saatleri içerisinde kaybolduğunu ve bundan işveren olarak sorumlu olduklarını söyleyerek olayı araştırmalarını istedi. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı” ifadeleriyle İsmail’in kaybedilme sürecini anlattı.

    AKIBETİ HALEN BİLİNMİYOR

    Savcılığa suç duyurusunda bulunularak İsmail’in akıbetinin soruşturulmasının istendiğini belirten Acer, “Eşi Kiraz Şahin ve babası Halil Şahin vefat edinceye kadar İsmail’i aramaya, yasal girişimlerde bulunmaya devam etti. Ancak İsmail’e dair hiçbir bilgiye ulaşamadan aramızdan ayrıldılar. Özetle, devlet, İsmail Şahin dosyasında etkili bir soruşturma yapma, olayda sorumluluğu olanları ortaya çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmedi. İsmail Şahin’in başına ne geldiği bugüne kadar öğrenilemedi” şeklinde konuştu.

    “ETKİN SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    930’uncu haftada bir kez daha devlet yetkililerine seslenen Acer, “Devlet yalnız gözaltında kaybedilenlerin değil, ortadan kaybolan kişilerin de akıbetini araştırmak ve açığa çıkartmakla sorumludur. Her ailenin kaybolan yakınının akıbetini bilmeye hakkı vardır. Kayıp ailelerinin hakikati bilme hakkını teslim etmek için ulusal mevzuatta hakikati bilme hakkını tanıyın. Kayıp kişilerin ailelerinin etkili soruşturma ve hakikati bilme hakkının yetkililer tarafından sistemli olarak ihlal edilmesini bir suç olarak tanımlayın. Kayboluşunun 27’nci yılında bir kez daha İsmail Şahin dosyasında etkin bir soruşturma başlatılmasını, ortaya çıkan maddi hakikatin çocukları ve kamuoyuyla paylaşılmasını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Kaç yıl geçerse geçsin, İsmail ve tüm kayıpları için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Acer, “Devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 231 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Nihat Aydoğan’ın dosyası 28 yıldır tozlu raflarda: Öldüyse mezarı nerede?-VİDEO

    Nihat Aydoğan’ın dosyası 28 yıldır tozlu raflarda: Öldüyse mezarı nerede?-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 922’nci haftasında gözaltında kaybedilen ve bir daha haber alınamayan Nihat Aydoğan’ın akıbetini sorarak, 28 yıldır açık olan dosyanın tozlu raflarda bekletildiğini belirtti. 

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 922’nci hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 30 Kasım 1994 tarihinde Mêrdîn’in  Midyad ilçesine bağlı Mizizex (Doğançay) köyünde gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nihat Aydoğan’ın akıbeti soruldu. Basın metnini bu hafta Ferhat Tepe’nin ablası Ayşe Tepe okudu.

    “ADALETE ULAŞMA HAKKIMIZ YOK”

    Devletin gözaltında kaybetmelerle ilgili hakikatleri açığa çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade eden Tepe, “Artık yeter; bizim hakikate ve adalete ulaşma hakkımız, siz yokmuş gibi davrandığınız için yok olmaz. Haklarımızı tanıma ve hayata geçirme sorumluluğunuzu yerine getirin” dedi. Eylemlerinin 922’nci haftasında “Hakikat açıklansın, Nihat Aydoğan için adalet istiyoruz” ifadeleri ile seslenen Ayşe, “39 yaşındaki Nihat Aydoğan Mardin Midyat/ Doğançay köyünde yaşıyordu. Korucu olmak istemeyen Doğançaylılar üzerinde yoğun bir baskı vardı. Daha önce gözaltına alınıp ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılan Nihat Aydoğan da güvenlik güçlerinin tehdidi altındaydı” ifadelerini kullandı.

    “ELLERİ VE GÖZLERİ BAĞLANDI”

    30 Kasım 1994 tarihinde Nihat ve ailesinin evinin çok sayıda özel tim, asker ve korucu tarafından basıldığını anımsatan Tepe, o güne dair yaşananları şu ifadeler ile anlattı: “Eşi ve çocuklarının önünde darp edilen Nihat Aydoğan elleri ve gözleri bağlı, kanlar içinde önce Midyat Jandarma Karakolu’na, oradan da Mardin Jandarma Merkez Komutanlığı’na götürüldü. Nihat Aydoğan’dan bir daha haber alınamadı.”

    “ÖLDÜYSE MEZARI NEREDE”

    Tepe, resmi makamların Nihat’ın gözaltına alındıktan 20 gün sonra nöbetçi savcılığa sevk edildiği ve ifadesi alındıktan sonra da serbest bırakıldığı iddiasında bulunduğunu belirterek, “Bunun üzerine eşi bir arzuhalciye yazdırdığı dilekçe ile savcılığa başvurdu. Savcı, eşi Halime Aydoğan’a ‘Eşin dağa gitmiştir, bir daha da bu kapıya gelme’ dedi. Uzun yıllar sonra Nihat Aydoğan için nüfus kütüğüne ölüm kaydı düşüldüğü açığa çıktı. Ailesinin  ‘Öldüyse mezarı nerede?’ sorusu cevapsız bırakıldı. Nüfus İdaresine ölüm bildiriminde bulunan köy muhtarı, jandarma komutanının baskısı sonucunda gerçek olmayan bu bildirimi düzenlemek zorunda kaldığını itiraf etti” şeklinde konuştu.

    “DOSYA AÇIK, ADLİYENİN TOZLU RAFLARINDA”

    Nihat Aydoğan’ın ailesinin bugüne kadar yaptığı bütün başvuruların sonuçsuz kaldığını hatırlatan Tepe, etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini ifade etti. Tepe, Nihat’ın ailesinin bölgede açığa çıkan tüm toplu mezarlar için Nihat’a ait kalıntıların da olabileceğini düşünerek girişimlerde bulunduğunu ve dosyayı canlandırmaya çalıştığını da aktardı. Tepe, “İçinde Nihat Aydoğan’ın da olduğu Midyat kayıpları ile ilgili İnsan Hakları Derneği aracılığı ile tekrar başvuru yapıldı. Yapılan başvuru üzerine Midyat Savcılığı bir fezleke hazırladı ve bu kişilerin kaybedildiklerine dair bilgi olmadığını iddia ederek, dosyayı kapatılması talebiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün, JİTEM’in varlığı ve işlediği cinayetlerle ilgili 4 Kasım 2021 tarihinde basında yer alan röportajının ardından, soruşturma kapsamında ifadesinin alınması talebi ile avukatların yaptığı başvuru, savcılık tarafından kabul edilmedi. Dosya halen açık ancak adliyenin tozlu raflarında bekliyor” diye konuştu.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Nihat Aydoğan’ın akıbetinin açığa çıkarılması ve suçun failleri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep eden Tepe, “Kaç yıl geçerse geçsin; Nihat Aydoğan için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 223 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz”  dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Babam devrimci fikirlerinden kaynaklı devletin hedef haline getirmesi ile kaybedildi’-VİDEO

    ‘Babam devrimci fikirlerinden kaynaklı devletin hedef haline getirmesi ile kaybedildi’-VİDEO

    PİRHA- Dosyası zaman aşımına uğratılan ve cezasızlık politikası işletilen gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetinin kamuoyuyla paylaşılan Cumartesi Anneleri 852. hafta eyleminde, devletin “Size adalet yok” mesajı verdiğinin altını çizdi. Kayıp yakınları, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirtti. 

    Cumartesi Anneleri 852. Haftasında Gülünay ailesinin, “Babamızı kaybedenleri yargılamayanlar, onu aradığımız için bizi yargılıyorlar. Engelleriniz haklı arayışımızı durduramaz” çığlığına ses oldu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için mücadele eden Cumartesi Anneleri Hasan Gülünay’ın dosyasını kamuoyuyla paylaştı. Covid-19 salgınından kaynaklı bu hafta da online açıklama yapan kayıp yakınları, bir kez daha kayıplarla buluşma ve hafıza mekanı olan Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    “BABAM MÜCADELESİNDEN KAYNAKLI DEVLETİN HEDEFİ OLDU”

    Deniz Gülünay, babası için 29 yıldır adalet mücadelesi yürüttüğünü ve çaldığı tüm resmi makamlardan “Gözaltında değil, biz de Hasan Gülünay’ı arıyoruz” yanıtını aldığını ifade etti.

    Babasının katillerini yargılamayanların, katilleri aradıkları için yargılandıklarını söyleyen Gülünay, “Babamın failleri cezasız bırakıldı. Galatasaray Meydanı’nda başlayan 29 yıllık mücadelemiz, devletin engellemesiyle karşı karşıya kaldı. Mücadelemize hala devam ediyoruz. Türkiye’nin gerçeği olan kayıpların akıbeti ve failler yargılanana kadar adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI, İNSAN HAKLARI NORMLARINA AYKIRI”

    İnsan Hakları Hukukçusu Hülya Dinçer, Gülünay’ın cezasızlık politikasıyla kapatılan dosyasını değerlendirdi. Dinçer, şu ifadeleri kullandı:

    “Zaman aşımı sürüklenen dosya Anayasa Mahkemesi’ne önüne geldiğinde, mahkeme etkili bir soruşturma yürütülmediğine devletin yaşam hakkını bu yönüyle ihlal ettiğine karar verdi. Fakat bu ihlal kararının HAsan Gülünay’ın kimler tarafından, hangi koşullarda kaybedildiğine dair hakikatin ortaya çıkarılmasında bir katkısı olmadı ne yazık ki. Çünkü Anayasa Mahkemesi zaman aşımı sona erdiği içi soruşturmanın yeniden açılmasına gerek olmadığına kara verdi. Ve diğer zorla kaybetme dosyalarında da aynı yorumu izledi. Oysa, bu başvuruların tamamında Türkiye’de zorla kaybetmelerle ilgili yerleşik yargı politikası doğrultusunda soruşturmalara yıllarca sürüncemede bırakılmış, dosyalar kasten zaman aşımına sürüklenmişti. Anayasa Mahkemesi’nin zaman aşımını mutlak bir engel olarak kabul eden bu yorumu, pek çok açından insan hakları normlarına aykırılık taşıyor.”

    Kaybetmenin doğası gereği devam eden  bir suç olduğunu kaydeden Dinçer, failler yargılanmadıkça suçun devam ettiğini, neticede devletin faillerini bulması gerektiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin kaybetme başvurularında benimsediği yorumun, zaman aşımı stratejisini onaylamak anlamına geldiğini söyleyen Dinçer, Hasan Gülünay’ın ve gözaltında kaybedilen yüzlerce kişinin akıbeti aydınlatılana kadar hakikatin zaman aşımına uğramayacağının altını çizdi.

    ‘Devlet, sizin için adalet yok mesajı verdi’

    852. haftanın basın metnini kayıp yakını Ayşe Gülen Eyi, okudu. Gözaltında kaybedilişinin 29. yılında bir kez daha yetkililerin Hasan Gülünay’ın akıbetini ve sorumluları ortaya çıkarmak için etkili bir soruşturma yürütmediğini hatırlatan Eyi, “Gülünay’ı emniyette sorguda gördüğünü söyleyen tanıklar dinlemeden, yalnızca güvenlik güçleri tarafından verilen bilgiler esas alınarak kapatılan soruşturmalar etkin ve tarafsız yürütülmedi. Yargı makamları, insanlığa karşı işlenmiş bir suçta zaman aşımı kurallarının uygulanmasını hukuka aykırı bulmadı. Devlet, Gülünay dosyası üzerinden kayıp yakınlarına bir kez daha ‘Sizin için adalet yok!’ mesajı verdi” dedi.

    Eyi, ne kayıpların akıbetini sormaktan ne faillerin yargılanması için mücadele etmekten ne de Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçeceklerini vurguladı.

    NE OLMUŞTU?

    32 yaşındaki dört çocuk babası Hasan Gülünay, İstanbul’da yaşıyordu. 1992 yılının mayıs ayında Artvin İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinde İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’a ait ehliyet bulunmuştu. Bu nedenle polis kayıtlarına geçti.

    Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden iş yerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

    Başvurdukları savcılık ve İstanbul Emniyeti aileye, Hasan’ın gözaltında olmadığını, arandığını söyledi. Ancak aile memleketlileri olan bir üst düzey emniyet yetkilisinden “Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” bilgisini aldı ve bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu.

    Ayrıca 17-23 Temmuz tarihleri arasında İstanbul Emniyeti’nde sorguda olan bir kişi, işkence gören bir şahsın “Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!” diye bağırdığına tanık olduğunu açıkladı. İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 18.7.1992 tarihinde başlatılan bir operasyonda gözaltına alınan kişiler emniyet görevlilerinin Hasan Gülünay’ın da orada bulunduğuna dair beyanları olduğunu söylediler.

    Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Gülünay’ın akıbetine yönelik soru önergesine verdiği cevapta ise Gülünay’ın kayıp değil, polis kayıtlarına göre aranan kişi olduğunu belirtti. Aile ve tanıkların beyanlarının güvenlik güçlerini karalamaya yönelik asılsız iddialar olduğunu söyledi.

    Yıllarca kampanyalar yürüten, tüm resmi mercilere başvuran, İçişleri Bakanı ile görüşen, konuyu TBMM’ye taşıyan aile bir sonuç alamadı.

    İstanbul Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden, 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle 31.10.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz, dosyanın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

    Bunun üzerine 08.04.2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. İnsan hakları örgütleri, AYM’ye Hasan Gülünay dosyası ile ilgili zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç olarak tanınması ve zaman aşımına tabi olmaması yönünde görüş sundular.

    Anayasa Mahkemesi, 21 Nisan 2016’da “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmesine zaman aşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. AYM verdiği kararla, zorla kaybetmelerle ilgili inisiyatif alarak etkili bir çözüm sunamayacağını itiraf etmiş oldu. İç hukuktan sonuç alamayan aile AİHM’e başvurdu.

    (HABER MERKEZİ)