Etiket: kayıp yakınları

  • Cumartesi Anneleri, 29 yıl önce kaybedilen Demir’i sordu: Cezasızlığa son verin!

    Cumartesi Anneleri, 29 yıl önce kaybedilen Demir’i sordu: Cezasızlığa son verin!

    PİRHA- 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Abdurrahim Demir’in akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “29 yıldır süren cezasızlığa son verin” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1012’ncisini gerçekleştirdi. Ellerinde kırmızı karanfil ve kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarının yer aldığı dövizleri taşıyan Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde Abdurrahim Demir’in akıbetini sordu. Eyleme İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve çok sayıda kayıp yakını katıldı.

    “GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI ENGELLENDİ”

    Türkiye’de devletle bağlantılı suçlar konusunda adalet arayışının önündeki en büyük engelin hakikatin inkâr edilmesi olduğu belirtilen açıklamada, “Tanıklara, belge ve delillere rağmen, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bedenleri ıssız yol kenarlarında, kimsesiz mezralarda veya asit kuyularında bulunan ya da hiç bulunamayan kayıplarımızla ilgili başvurularımız, kayıtlara ‘soyut iddialar’ olarak geçirildi. Bu inkâr siyasetinin yarattığı cezasızlık sonucu, gözaltında kaybetme emrini verenler, suçu icra edenler ve suça göz yuman yetkililer yargılanmadılar; aksine korundular. Kayıpların akıbetlerini açığa çıkaracak, fail ve sorumluları cezalandıracak adli süreçler işletilmedi, gerçeklerin ortaya çıkması engellendi” denildi.

    “KARDEŞİME NE OLDU?

    29 yıldır gözaltına alındığı inkâr edilen Abdurrahim Demir’in akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebiyle bir araya gelindiğine vurgu yapılan açıklamada, “Abdurrahim, 17 Ağustos 1995 tarihinde Mardin Ömerli’den Adana’ya gitmek için bir yolcu otobüsüne bindi. Yaklaşık bir saat kadar yol aldıktan sonra, otobüs Mardin Kızıltepe Şavalet kontrol noktasında askerler tarafından durduruldu. Kimlik kontrolü yapan askerler, Abdurrahim’i otobüsten indirerek gözaltına aldı. Olaya tanıklık edenler, Demir Ailesi’ne gözaltına alınan Abdurrahim’in, Şavalet Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi. Karakola giden anne Kesriye Demir’e ise ‘Biz böyle birini almadık’ cevabı verildi. Yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Abdurrahim Demir’den bir daha haber alınamadı. Anne Kesriye Demir, 20 yıl boyunca yolunu beklediği oğlunu bulamadan, akıbetini öğrenemeden; ağabeyi Mehmet Demir ise 23 yıl boyunca Galatasaray’dan sorduğu ‘Kardeşime ne oldu?’ sorusuna bir cevap alamadan aramızdan ayrıldılar. Adli makamlara sesleniyoruz: Abdurrahim Demir dosyasında 29 yıldır süren cezasızlığa son verin ve etkin bir soruşturma başlatın. Kaç yıl geçerse geçsin, Abdurrahim Demir için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “KAYIPLARIMIZIN AKIBETİNİ AÇIKLAYIN”

    Ardından konuşan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, kayıplarını bulmadan yaşamını yitiren annelerin mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayarak, yakınlarının akıbetinin açıklanması çağrısında bulundu.

    Eylemde son olarak abluka altındaki Galatasaray Meydanı’na, gözaltında kaybedilenlerin anısına karanfil atıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri’nden ders gibi savunma: Esas talimat verenler ve gözaltına alanlar yargılansın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden ders gibi savunma: Esas talimat verenler ve gözaltına alanlar yargılansın-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. Hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın görülen üçüncü duruşması görüldü. Daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilge ve Selvi Gülmez beyanda bulundu. Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim’e erteledi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri hakkında dava açıldı.

    Cumartesi Anneleri 950. Hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilgin, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner hakkında “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” iddiasıyla dava açılmıştı.

    Davanın üçüncü duruşması kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecekti ancak  avukatların büyük salon talebi üzerine 27. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu’nda görüldü.

    Cumartesi Anneleri ve hak savunucularının yargılandığı davada daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilgin ve Selvi Gülmez beyanda bulundu.

    ABD Konsolosluğu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), AB Temsilcisi, Af Örgütü, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği(MLSA), AB Türkiye Delegasyonu, Hafıza Merkezi, P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu duruşmayı izlemek için katıldı.

    SELVİ GÜLMEZ: POLİSLER BİZE DÜŞMAN KESİLMİŞ

    İlk olarak beyanda bulunan Hak Savunucusu Selvi Gülmez, “Konuşacak bir şeyim yok hakim bey. Gittiğimiz gibi polisler bizi dövüp kelepçeledi. Biz hırsızlık yapmadık. Gözaltına alındıktan sonra hastane hastane dolaştırıldık. Biz oradaki taşları mı yedik? Biz kayıplarımızı arıyoruz. Polisler bize düşman kesilmiş. Polis bana yumruk da attı. Yumruğa razı oldum ama kelepçeyi çıkartmalarını istedim” dedi.

    BESNA TOSUN: BABAMI KAYBEDENLER 29 YILDIR YARGILANMADI, BABAMI ARAMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİM!

    Kayıp yakını Besna Tosun’un mahkemede yaptığı savunma şöyle:

    “19 Ekim 1995’te üç sivil polis tarafından evinin önünden gözaltına alınarak kaybedilen Fehmi Tosun’un kızıyım. Aynı zamanda babamın kaybedilmesinin tanığıyım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun tanığı olmama rağmen, üçüncü kez sanık olarak hâkim karşısındayım. Babamı kaybedenler 29 yıldır yargılanmadı, kaybetme emrini verenler yargılanmadı. Bu insanlık suçunu işleyenleri koruyanlar yargılanmadı. Sokak ortasında bileğime altı kelepçe takıp bana işkence yapan polis amiri yargılanmadı ve hâlâ görevi başında. Ama babamın akıbetini öğrenmek ve onu kaybedenlerin adil bir yargı önünde hesap vermesini istediğim için bugün bir kez daha yargılanıyorum.
    Öyleyse yargılama konusu olan Cumartesi Anneleri’nin 950. Haftası ve Galatasaray’a çıkış sürecimle ilgili bir özet geçeyim.

    “NEDEN GALATASARAY’A ÇIKTIM VE DİRENİYORUM?”

    Neden Galatasaray’a çıktım ve neden orada kalmak için direniyorum? 19 Ekim 1995’te akşam eve giderken babamın üç kişiyle birlikte evimizin önünde durduğunu gördüm. Babam bitkin görünüyordu ve ayakta durmakta zorlanıyordu. Yaklaştığımı gören iki kişi, babamın koluna girdi ve onu evimizin yan tarafında bulunan bahçeye indirdi. Bir kişi bahçenin önünde duran beyaz, 34 UD 59 plakalı aracın bahçe tarafındaki kapılarını açık tutmuş, bekliyordu. Bahçenin önüne geldiğimde eğilip baktım ama bahçe ışıklandırması olmadığı için oradakileri göremedim. Aracın yanında bekleyen kişiyi babamın arkadaşı sanıp yüzüne baktım, birbirimize gülümsedik… Ben eve çıktıktan birkaç dakika sonra babam Fehmi Tosun, İstanbul-Avcılar’daki evimizin önünden, annemin, kardeşlerimin, benim ve komşularımızın gözü önünde, silahlı ve telsizli olduğunu gördüğümüz üç kişi tarafından zorla bir araca bindirilerek götürüldü. Ve bir daha babamdan haber alamadık. İnsan Hakları Derneği ile birlikte tüm yasal yollara başvurduk ancak babamın gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. Olaya karışan aracın plakasının araştırılması talebimiz ise “özel yaşamın gizliliği” gerekçesiyle reddedildi.

    “HÜKÜMET BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜNE DE GERÇEK DIŞI BİLGİLER VERDİ”

    İç hukuktan sonuç alınamayınca davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık. 2003 yılında sonuçlanan davamızda AKP hükümeti AİHM’e verdiği savunmada, “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nin (yani yaşam hakkının) ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti. Ancak hükümet, bu taahhüdünü yerine getirmediği gibi babamın akıbetini soran Birleşmiş Milletler Örgütü’ne de defalarca gerçek dışı bilgiler verdi.
    Yargılamamızın konusu bu değil diyebilirsiniz ama ne yazık ki konumuz tam da bu. Galatasaray’a çıkma nedenlerim bunlar. Babamın akıbeti açıklansaydı, failleri yargılansaydı, yani adalet sağlansaydı ne ben ne de diğer kayıp aileleri 1001 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’na çıkardık. Bugün de burada yargılanmazdık.
    Tanıklığımıza, delillerimize, AİHM’in tespitlerine ve hükümetin suçu üstlenmesine rağmen dosyamız iç hukukta etkin bir soruşturma yapılmadan, zamanaşımından takipsizlik kararı verilerek kapatıldı. Takipsizlik kararına yapılan itirazımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne taşınan davadan da bir sonuç alamadık. Yani bütün hak arama yolları bize kapatıldı. Bizler de 1001 haftadır kayıplarımızın bulunması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyoruz.
    Bugün yargılama konusu olan 950. haftamız için iddianamede “kolluk görevlileri tarafından yasaklama kararı iletilmesine rağmen yapmış olduğu izinsiz protestoyu kendi rızaları ile sonlandırmaması üzerine şüpheliler hakkında soruşturma işlemlerine başlanıldığı” yazıyor.
    Sayın hâkim, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde, önceden izin almadan herkesin barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına sahip olduğu net bir şekilde ifade edilmiştir.
    AİHM, AYM, Yargıtay içtihatlarına göre de toplanma ve gösteri özgürlüğü izne tâbi değildir ve yer seçmeyi de içerir. Kısacası suç olan Galatasaray’da yapmak istediğimiz barışçıl buluşmalarımız değil, suç olan barışçıl buluşmalarımızın polis şiddetiyle engellenmesidir.
    700. haftamızdan itibaren Galatasaray bizlere ve tüm topluma kapatılmış durumda. AYM, Galatasaray Meydanı’na yönelik yasaklamayla ilgili 2018’den beri yürüttüğümüz hukuki mücadele sonucu, 2023 yılında verdiği iki ayrı kararda Cumartesi Anneleri’nin engellenmesini, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde güvenceye alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali olarak hükme bağladı.

    “29 SORUŞTURMA AÇILDI”

    AYM’nin verdiği ihlal kararlarına rağmen, 8 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapma girişimimiz her seferinde polis şiddeti ile engellendi. Mevcut yasalara göre suç unsuru olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak 29 kez gözaltına alındık, bu süreçte hakkımızda 29 soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 28 tanesi hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, tamamen benzer koşullardaki 950. Hafta için bu dava açıldı.

    “84 YAŞINDAKİ ANNELERİMİZE KELEPÇE TAKILDI”

    950. Haftamızda Galatasaray’a daha varmadan İstiklal Caddesi üzerinde yürürken polis çemberine alındık. Eylemin Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı söylendi. Yasaklama kararını görmek istediğimizde ise “Kaymakamlık sitesinde” olduğu söylendi. 29 hafta boyunca aynı gerekçe ile yasaklama kararı gösterilmedi ve söylendiğinin aksine karar hiçbir hafta Beyoğlu Kaymakamlığı sitesinde yayımlanmadı. Aramızda 74, 84 yaşında yaşlı anneler olmasına rağmen dağılmamız için koridor açılmadı. Gözaltı işlemine direnmediğimiz halde 84 yaşındaki annelerimiz dahil hepimize kelepçe takıldı ve saatlerce kelepçeli halde klimasız, havasız araçlarda bekletildik.
    29 yıl önce babamı aramaya başladığım yol beni bu duruşma salonuna getirdi. İsterdim ki bugün burada yargılanan, babamı bizden alırken yüzümüze gülen o insanlık suçunun failleri olsun; ama onlar değil, ben yargılanıyorum.
    29 yıldır hayatımın akışını değiştiren, daha doğrusu hayatımı cehenneme çeviren o gülümseme ile baş etmeye çalışıyorum. Kimseyi düşmanlaştırmadan, nefret etmeden, kırıp dökmeden yaşamaya çalışıyorum ama izin vermiyorsunuz. Bu ülke bir hukuk devleti olsaydı, adil bir yargılama faaliyeti yürütülseydi babamın başına ne geldiği, nerede olduğu tespit edilir, cenazesi usulüne uygun bir şekilde bize teslim edilirdi ve babamı kaybeden fail, politik sorumluları yargılanarak cezalandırılırdı.

    “ZORLA KAYBEDİLEN SEVDİKLERİMİZİN NEREDE OLDUĞUNU BİLMEYE HAKKIMIZ VAR”

    Zorla kaybedilen sevdiklerimizin nerede olduğunu bilmeye hakkımız var. Hakikati bilme hakkımız var. Adalete ulaşmaya hakkımız var. Bu haklarımızı talep etmeyi suçmuş gibi gösterenler insanlığa karşı suç işleyenlerin hesap vermesini engelliyor.

    “ADALETE OLAN İNANCIMI BU YARGILAMALARLA ZEDELEYEMEZSİNİZ”

    29 yıldır babamı kaybedenler, yani insanlığa karşı suç işleyenler cezasızlıkla ödüllendirilirken; ben hapis cezası istemiyle yargılanıyorum. Bunca haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen adalete olan inancımı bu yargılamalarla zedeleyemezsiniz.
    Hiçbir hukuki dayanağı olmayan keyfi yargılamalarla adalet talebimiz susturmak isteniyor, susmayacağım! 29 yıldır aradığımız mezarsız sevdiklerimizi unutmamız isteniyor, unutmayacağım!Bir gün babamı kaybedenlerle adil bir yargı önünde hesaplaşmanın umuduyla, babamın kaybedildiği günü unutmamak için hafızamı milyon kere zorluyorum ve unutmayacağım! Babamı aramaktan, adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğim! Babamı kaybedenleri, kaybetme emrini veren Tansu Çiller’i, Süleyman Demirel’i, Mehmet Ağar’ı, Nahit Menteşe’yi, Reşat Altay’ı ve onları cezasızlıkla koruyanları asla affetmeyeceğim. Söyleyeceklerim bu kadar.”

    SEBLA ARCAN: SUÇ İŞLEMEDİM ANAYASAL HAKKIMI KULLANDIM

    Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan da savunmasında şunları dile getirdi:

    “Ben bir insan hakları savunucusuyum ve 30 yılı aşkın bir süredir İnsan Hakları Derneği’nde gönüllü olarak çalışmaktayım. 10 Haziran 2023 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin Cumartesi Anneleri’nin kayıpların bulunması için Galatasaray’da basın açıklaması ve oturma eylemi yapmalarının anayasal bir hak olduğu ve bu eylemlerin engellenmesinin bir ihlal olduğuna karar verdiği Maside Ocak Kışlakçı ve Gülseren Yoleri kararlarına dayanarak, anayasal hakkımızı kullanmak üzere Galatasaray Meydanı önünde basın açıklaması yapmak istedik. Ancak polis, bariyerlerle abluka altın aldığı meydana yaklaştığımızda etrafımızı kalkanlarla çevirdi. Dağılın anonsu yapıldı ama dağılmamız için herhangi bir çıkış koridoru açmadı. Gazeteciler ve gözlemciler hızlı bir şekilde yanımızdan uzaklaştırarak görevlerini yapmaları engellendi. Polis amirleri, basın açıklaması yapmamıza izin vermeyeceklerini ve Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararı olduğunu söylediler. Yasaklama kararını görmek istediğimizde, “emniyette görürsünüz!” diyerek göstermediler. Bu yasaklama kararı, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın Web sitesinde de yayınlanmadı. Gözaltına alındığımızda, yasaklama karının olup olmadığı ya içeriği hakkında hiçbir bilgimiz yoktu.
    Polis amirlerine, AYM’nin Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararını hukuki dayanakta yoksun bulduğunu ve AYM kararına rağmen engelleme ve gözaltı yapmalarının kanunsuz olduğunuz olduğunu belirttik. Kanunsuz emre uymanın suç olduğunu söyledik. Hiçbir biçimde gözaltı işlemine direnmememize rağmen, araca bindirilmeden önce herkese kelepçe takıldı. Avukatımızın polis amirleri ile görüşme talebi de reddedildi. Bu olaylar 2-3 dakika içinde gerçekleşti.Polisin bizi dağılmaya ikna etmek gibi bir amacı olmadığına, sabırsız bir şekilde gözaltı işlemi yapmak istediğine bizzat tanık oldum. Gün boyunca son derece kötü koşullarda gözaltında tutulduk. Hastanede bir suçlu gibi polis eşliğinde dolaştırıldık, masumiyet karinesi hakkımız ihlal edildi. Kısacası idare, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı gibi, 950. Haftamızda da Anayasa Mahkemesi kararlarında ihlale neden olduğu kayıt altına alınan tutumlarını sürdürdürdü.

    “NEDEN YARGILANIYORUZ?”

    08 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında, Cumartesi Anneleri ile ilgili aynı gerekçelerle 29 gözaltı işlemi yapıldı.Bunlardan 28’ inde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.Tamamen benzer koşullardaki 950 Hafta için iddianame hazırlanmasının ve mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını düşünüyorum.
    Mahkemenize soruyorum: İki hafta önce 1000. Haftamızda binlerce kişi ile 11 Kasım 2023 tarihinden itibaren de 10 kişi sınırlaması ile olsa da basın açıklaması yapıyoruz. Basın açıklaması yapmak istememiz suç ise şimdi neden yapabiliyoruz? Suç değilse neden yargılanıyoruz?
    Ayrıca belirtmek isterim ki bir insan hakları savunucuları olarak, gözaltında kaybedilenlerin ailelerine devlet eliyle yaşatılan acıların hesabının verilmesi, adaletin sağlanarak geride kalanların yaralarının hafifletilmesi için barışçıl yöntemlerle mücadele etmek bizim görevimizdir. Bu görevimizi yerine getirmemizin gözaltılar, soruşturma ve yargılamalar yoluyla suç haline getirilmesi, Devletin insan hakları savunucularının rahatça çalışmalarını sağlama yükümlülüğüne de aykırıdır.

    Sonuç olarak; suç işlemedim ve anayasal hakkımı kullandım. Hakkımdaki suç isnatlarını kabul etmiyorum. Mahkemenizi de bağlayan Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği olarak, davada derhal beraat kararı verilerek yargılamanın bir an önce sonuçlanmasını talep ediyorum.”

    İRFAN BİLGİN: ESAS SAVUNMA YAPMASI GEREKENLER GÖZALTI TALİMATI VERENLER VE GÖZALTINA ALANLARDIR

    Kayıp yakını İrfan Bilgin ise savunmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Sayın yargıç,
    Ben 12 Eylül 1994’de Ankara’da Dikmen otobüs durağında Türkiye Devrimci Komünist Partisi üyesi olması iddiası ile gözaltına alınıp Ankara terörle mücadele merkezine götürülüp ve bir daha onlara ortaya çıkarılmayan yani gözaltında kaybettikleri Kenan Bilgin’in kardeşiyim.
    Kenan Bilgin gözaltında kaybedildi diyoruz Çünkü TEM’de Kenan Bilgin ile birlikte gözaltına alınan 12 kişinin tanıklığına dayanarak söylüyorum. Biz Kenan bilginin ailesi olarak bu tanıkların tanıklığı ile devletin tüm kurumlarına başvurularımızı yaptık fakat tüm başvurularımıza “Biz almadık biz de yok” denilerek olumsuz cevaplar verildi. Dönemin insan haklarından sorumlu Bakanı Azimet Köylüoğlu’nun bize verdiği cevap şuydu; “polis almıştır, konuşturmak için işkence yapmışlardır, işkence de ölmüştür, götürüp bir yere gömmüşlerdir” diye cevap vermişlerdir. Başka bir örnek o dönem Cumhuriyet Savcısı olarak dosyayı takip eden Savcı Selahattin Kemaloğlu’nun “ben Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedildiğine kanaat getirdim. Çünkü Kenan’la ilgili kurumlara yazdığım yazıların hiçbirine cevap verilmedi. Yazılar bana geri geldi, üstelik çok ilgilenme tehditleri aldım” şeklindeki sözleridir. 1995 yılında çok yoğun olarak sistematik bir şekilde insanlar gözaltına alınıyor, bir daha kendilerinden haber alınamıyor yani gözaltında kaybediliyordu. Bu durum karşısında biz aileler hiçbir şey yapamıyorduk. Kayıp yakınları olarak 10 aile İnsan Hakları Derneğinde bir araya geldik. Bu hukuksuz durumu insanlara duyurmak gerekiyor. Aksi takdirde bu hukuksuz, adaletsiz ve yaşam hakkının hiçe sayılmasına devam edileceğini konuştuk. Görüşmeler sonucunda kayıp aileleri ve İnsan Hakları Derneği yöneticileri olarak Galatasaray Meydanında her Cumartesi saat 12’de 10 dakikalık sessiz oturma eylemi yapma kararını aldık. 1995 Mayıs ayında Galatasaray Meydanına gitmeye başladık. Bize çok sayıda saldırı yapıldı fakat vazgeçmedik. Çünkü en demokratik haklarımızı kullanıyorduk. Israrlarımız sonuç verdi, uzun bir süre Galatasaray Meydanında engellemeyle karşılaşmadan oturduk ta ki 700. Haftaya kadar. 700. Haftada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla yüzlerce polis gücü ile alana gelen insanlara gazla copla saldırdı. Bu alan o tarihten sonra karakola çevrildi ve alan bize kapatıldı.

    Galatasaray Meydanı bizim için bir hafıza merkezdeydi, annelerin buluşma alanıydı. Biz kayıp yakınları için bu alana gidememek adeta bir zulümdü. Alana yeniden çıkmak için başvurular yaptık ancak hiçbir sonuç alamadık. Biz Anayasa mahkemesine başvuru yaptık. Anayasa Mahkemesi bu alanın kullanılmasının demokratik hakkımız olduğunu, güvenlik güçlerinin bu hakkın kullanımını engelleyemeyeceği tam tersini polisin oraya gelen insanların güvenliğini sağlamakla görevli olduğuna karar verdi. Biz de aileler olarak bu hakkımızı kullanmak için tekrar alana gitme kararı aldık. Ama ne yazık ki Anayasa Mahkemesinin bu kararına da uyulmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı tanınmadı 29 hafta daha alana gitmeden İstiklal Caddesi’nde ablukaya alınarak yaka paça otobüslere bindirerek gözaltına alındık ve savcıya çıkarılmadan akşam saatlerinde bırakıldık. Yani biz savunma yapacak konumda değiliz. Çünkü biz aileler olarak suç işlediğimizi kabul etmiyoruz. Biz anayasanın bize tanıdığı demokratik hakkımızı kullanmaya çalıştık. Esas savunma yapması gerekenler gözaltı talimatı verenler ve gözaltına alanlardır. Çünkü Anayasa mahkemesinin verdiği karar tanımayan ve en demokratik hakkımı engelleyenler suç işlemiştir.”

    AVUKAT GÜLİZAR TUNCER: BU EYLEM KADAR HİÇBİR EYLEM HAKLI DEĞİLDİR

    Savunmaların ardından söz alan Avukat Gülizar Tuncer, kayıp yakını Selvi Gülmez’in maruz kaldığı polis şiddetiyle ilgili anlattıklarını hatırlattı. Hakim, Avukat Tuncer’in anlattıklarının davayla ilgili olmadığını iddia ederek, “Kolluk güçleriyle ilgili suç duyurusunda bulunabilirsiniz” karşılığını verdi. Tuncer, “Hiç kimse bu insanlara oradaki açıklamaya katılmak istediği için “Suçlusunuz” diyemez. İdari bir kararla bir özgürlük nasıl engellenebilir? Daha ilk duruşmada derhal beraat kararı vermeliydiniz ve Selvi anne bugün buraya gelmemeliydi. Ama yıllarca eziyete dönen bir yargılama yaşanıyor. Türkiye’deki yargı işleyişinden bunu beklemiyoruz artık. Hukuk güvenliği yok kimsenin. Bu eylem kadar hiçbir eylem haklı değildir” dedi.

    AVUKAT METİN İRİZ: BERAAT KARARI VERİLEBİLİR

    Avukat Metin İriz, savunması alınmayan kayıp yakınlarının ve hak savunucularının ifadesinin alınmadan derhal beraat kararı verilebileceğini söyledi.

    AVUKAT SEVERAL BALLIKAYA: UNUTMUYORLAR, ÇÜNKÜ BULAMADIKLARI ÇOCUKLARININ MEZARI

    Oğlu gözaltında kaybedilen Hanife Yıldız’a polislerin ‘unut gitsin’ dediğini hatırlatarak, bu davanın kolay olmadığını söyledi. Ballıkaya, “Unutmuyorlar, çünkü bulamadıkları çocuklarının mezarı. Galatasaray Meydanı. Eğer bugün beraat kararı vermeyecekseniz soruşturmanın genişletilmesini talep ediyorum” dedi.

    AVUKAT JİYAN KAYA: DERHAL BERAAT TALEBİMİZİ YİNELEMEK İSTİYORUM

    Avukat Jiyan Kaya, “Derhal beraat talebimizi yinelemek istiyorum” dedi.

    Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim 2024 saat 10.00’a erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybedilen kadınları unutmayacağız’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybedilen kadınları unutmayacağız’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 989. haftasında gözaltında kaybedilen kadınların akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları eylemin 989. haftasında yapılan açıklamayı İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına kayıp yakını Maside Ocak’ın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günüydü. Dünyanın her yerinde kadınlar; eşitlik ve özgürlük taleplerini ortaklaştırarak meydanlara çıktılar. Eşitsizliğe, baskıya karşı mücadele ve dayanışma kararlılıklarını yükselttiler. Biz de bu kararlılığa, insan onurunu zedeleyen cezasızlığa ve adaletsizliğe karşı sesimizi yükselterek katılıyoruz. 989. haftamızda kayıplarımızla buluşma mekânımıza ulaşmamızı engelleyen demir bariyerlerin önünde, gözaltında kaybedilen kadınlarımızı unutmadık diyerek buluştuk.
    1991 yılında Cizre’de gözaltına alındıktan 18 yıl sonra yol yapım çalışması sırasında kemikleri bulunan Makbule Ökdem’i unutmadık!

    27 Temmuz 1992 tarihinde Dersim’de gözaltına alındıktan 8 gün sonra işkenceden tanınmaz hale getirilen bedeni Elazığ Karşıyaka Kartepe’de gömülü bulunan, Ayten Öztürk’ü unutmadık!

    14 Ağustos 1992 tarihinde Mardin Derik’te 2 kişi ile birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Rıdda Yavuz’u unutmadık!

    Eylül 1993 tarihinde Hizbullah tarafından Nusaybin ilçesinin Selahaddin Eyyubi Mahallesi’nde başına çuval geçirilerek kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Sedika Dal’ı unutmadık!

    24 Aralık 1993 tarihinde Tatvan’ın Ulusoy köyündeki evlerinden kardeşi Ramazan ile birlikte askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hamide Şarlı’yı unutmadık!

    24 Eylül 1994 tarihinde Dersim Mirik’te köye yapılan askeri operasyon sonrası kendilerinden bir daha haber alınamayan Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin ve onun 3 yaşındaki kızı Dilek Serin’i unutmadık!

    05 Ekim 1994 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Lütfiye Kaçar’ı unutmadık!

    17 Ekim 1994 tarihinde Muş’un Hasköy ilçesine bağlı Ortaç köyünde hayvanlarını sağmak için gittikleri yaylada askeri bir operasyonun ortasında kalan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan Gülnaz Tatu ve Kadriye Tatu’yu unutmadık!

    24 Ocak 1995 tarihinde Ankara’da gözaltına alınan, işkence görmüş bedeni 76 gün sonra Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’nda “kimliği meçhul kişi” olarak gömülü bulunan Ayşenur Şimşek’i unutmadık!

    1 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır Bismil’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hatice Şimşek’i unutmadık!

    07 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır Bağlar’da bulunan bir eve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı sivil polisler tarafından yapılan baskında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Şükran Daş’ı unutmadık!

    28 Kasım 1996 tarihinde Diyarbakır’da eşi Mahmut ile birlikte gözaltına alınan ve 2 yıl sonra kimsesiz olarak defnedildiği Cizre Asri Mezarlığı’na “kimliği meçhul kişi” olarak gömüldüğü anlaşılan ancak mezarına hala ulaşılamayan Fahriye Mordeniz’i unutmadık!

    26 Eylül 1997 tarihinde Kulp-Diyarbakır yolunda otomobilleri durdurularak eşi Orhan ile birlikte beyaz Toros ile kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Zozan Eren’i unutmadık!

    31 Mart 1998 tarihinde İzmir Alaçatı’da 3 arkadaşı ile birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Neslihan Uslu’yu unutmadık!

    16 Temmuz 1998 gecesi derin devlet bağlantılı Hizbullah tarafından Mersin’de kaçırılan, 21 Ocak 2000 tarihinde işkence edildikten sonra Konya Meram’daki bir villanın bodrumunda cansız bedenine ulaşılan Konca Kuriş’i unutmadık!

    “KAYBEDENLER HESAP VERİNCEYE KADAR VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Gözaltında kaybedilen kadınların akıbetlerinin açıklanması ve faillerinden adil bir yargı önünde hesap sorulması talebimiz bugüne kadar karşılık bulmadı. Hangi tarihte yaşanmış olursa olsun gözaltında kaybedilen kadınlar gerçeği ile yüzleşmek, cezasızlığı sonlandırmak ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini sağlamak mevcut iktidarın görevidir. Adalet sistemi gözaltında kaybedilen kadınlar için kamuoyunun vicdanını tatmin edecek kararları tesis edinceye kadar; onları kaybedenler, kaybetme iklimini yaratanlar hesap verinceye kadar hakikat ve adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz.
    Kaç yıl geçerse geçsin, gözaltında kaybedilen kadınlarımız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BU ÜLKENİN KADINLARI ZULME Mİ LAYIK?”

    Açıklamanın ardından söz alan kayıp yakını Hanife Yıldız şunları dile getirdi:

    “Buranın Valisi kadınlara sokakları, caddeleri, Taksim’i yasaklıyor ama her nedense insan öldürenlere, kaybedenlere hiçbir yasak gelmiyor. Katliamların failleri beraat ettirildi. Bu ülkenin kadınları ölüme mi zulme mi layık görülüyor? Bu en çok bu iktidardan ileri geldi. Bu iktidar kadın cinayetlerini durdurmuyor ama yasakları koyuyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal nerede?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 981’inci haftasında 1995 yılında gözaltında kaybedilen Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal’ın akıbetlerini sordu.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları eylemin 981’inci haftasında gözaltında kaybedilen Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal’ın akıbetlerini sordu. Yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına Jiyan Tosun okudu.

    ADALET TALEBİYLE GALATASARAY MEYDANI ÖNÜNDEYİZ

    29 yıldır hukukun işletilmediği, hakikatin inkâr edildiği Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal dosyasında adalet talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bulunduklarını belirten Jiyan Tosun, “31 Aralık 1995 tarihinde saat 13.30’da Silopi Doruklu Köyü muhtarı Mehmet Fındık telefonla arandı. Arayan kişi “Jandarma Komutanlığından arıyoruz. Bize yılbaşı için üç tane hindi getirin.” dedi. 13 yıldır muhtarlık yapan Mehmet Fındık, can güvenliğinden endişe ettiği için yanına kardeşi Ömer Fındık ve kuzeni Ömer Kartal’ı aldı. Birlikte hindileri götürmek üzere Mehmet Fındık’ın otomobili ile köyden ayrıldılar. Uzun bir zaman geçmesine rağmen üç köylü geri dönmedi. Tedirgin olan aileleri, Silopi İlçe Jandarma Komutanlığına gittiler. Burada kendilerine “Yakınlarınız buraya geldi, hindileri bırakıp Emniyete gittiler.” denildi. Bunun üzerine aileler, Emniyet Müdürlüğüne gittiler burada da “Bize hindi getirdiler, sonra da köye gittiler.” denildi.

    Köye geri dönen aileler, onların gelmediğini görünce yeniden Silopi Emniyet Müdürlüğüne gittiler. Köyde arabası olan herkes o gece emniyetin önüne geldi. “Yakınlarımızı almadan buradan gitmeyiz” diyen köylülerin üzerine panzer sürüldü ve ateş açıldı. Bunun üzerine köye döndüler. Onlar köye döndükten iki-üç saat sonra Silopi’den bir helikopter havalandı. Aileler, kaybolan yakınlarının bu helikopter ile Silopi’den çıkarılmış olabileceğini düşündü. Ertesi gün Mehmet Fındık’a ait araç Cudi Mahallesinde Silopi Emniyet Müdürlüğüne 300-400 metre uzaklıkta terkedilmiş olarak bulundu. Araç, sürtünmeden dolayı çizilmiş, Silopi Emniyet Müdürlüğünün kapısının boyası çizilen yerlere bulaşmıştı.

     ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Aileler, yakınlarının bulunması talebiyle Silopi ve Cizre Kaymakamlıklarına, Silopi Emniyet Müdürlüğü ve Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunduğunu ifade eden Tosun, “Ancak başlatılan soruşturmada hiçbir ilerleme kaydedilmedi. 39 yaşındaki Mehmet Fındık, 22 yaşındaki Ömer Fındık ve 24 yaşındaki Ömer Kartal’dan bir daha haber alınamadı. 26 Ocak 2009 tarihinde aileler, tekrar Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Başvurularında yakınlarının Silopi Emniyet Müdürlüğü’nde kaybedildiğini düşündüklerini, o dönem görev yapan memurlardan ve Silopi İlçe Jandarma Komutanı Halil Yüzbaşı’dan şikâyetçi olduklarını belirttiler. Ancak bu soruşturma da 2015 yılında takipsizlik kararı ile kapatıldı. 981. haftamızda bir kez daha Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkması, suçun fail ve sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmaları için adli makamları göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Fındık, Ömer Fındık ve Ömer Kartal için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından kayıp yakınları, tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: İsmail’in akıbeti 29 yıldır karanlıkta, adalet istiyoruz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: İsmail’in akıbeti 29 yıldır karanlıkta, adalet istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 978’inci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfilleri ile geldi. 29 yıl önce gözaltında kaybedilen gazetecilik öğrencisi İsmail Bahçeci’nin akıbetinin sorulduğu eylemde, kayıpları aramaktan ve adalet mücadelesinden vazgeçilmeyeceği vurgulanırken, bu haftaki karanfilleri ise gazeteciler İsmail için meydana attı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    700.Hafta’da gözaltına alınmaları ile başlayan ve 5 yıldan uzun bir süre boyunca süren müdahalelerin ardından abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları İsmail Bahceci’nin akıbetini sordu.

    978.Haftada yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına metni Aysel Ocak okudu. Ocak’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “DEVLETLERİN FAİLLERİN CEZALANDIRILMASINI SAĞLAMA SORUMLULUĞU VARDIR”

    “Ağır insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda; devletlerin, etkili bir hukuk süreci yürüterek bu ihlallerle ilgili gerçeğin bilinmesini ve faillerin cezalandırılmasını sağlama sorumluluğu vardır. Devletin bu sorumluluğunu yerine getirmeyi reddetmesi, ihlallerin ve cezasızlığın tekrarlanmasına neden olan kara bir döngü oluşturmaktadır. Türkiye’deki bu ihlal ve cezasızlık döngüsünün kırılamaması, yalnız bizi değil, tüm toplumu derinden etkilemektedir. Zira devlet görevlilerini işaret eden suçlarda fail ve sorumluların eylemleri nedeniyle hesap vermediği her vaka Türkiye’yi insan haklarından, demokrasiden, hukuk devleti olmaktan uzaklaştırmaktadır.

    DEFALARCA GÖZALTINA ALINDI, AĞIR İŞKENCE GÖRDÜ

    978. haftamızda 29 yıldır devletin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiği İsmail Bahçeci dosyasında adaletin sağlanmasını istiyoruz. 90’lı yılların başında üniversite öğrencileri, YÖK sistemine karşı demokratik, özerk ve katılımcı bir üniversite talebiyle dernekler kurarak örgütlenmeye başladı. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu öğrencisi İsmail Bahçeci de bu örgütlenme içinde yer aldı. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik eylemleriyle öne çıkan her öğrenci gibi İsmail de ağır baskılara maruz kaldı. Defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü.

    1993 yılında hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve polis tarafından aranmaya başlandı. Bahçeci Ailesinin Avcılar’daki evine polis baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrıldı. Kardeşi, İsmail’e acil durumlarda kendisine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi. 24 Aralık 1994 tarihinde Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan bir kişi, İsmail’in siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındığı haberini verdi.

    “KAYBEDENLER CEZASIZLIKLA KORUNDU”

    Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğüne ve DGM İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Ancak İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi.Bu sırada kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri, polis tarafından basıldı. “Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı.1995 Ocak ayında da Ankara’da gözaltına alınan M.Y. sorguda, ‘Seni de İsmail Bahçeci gibi kaybederiz’ diye tehdit edildiğini kamuoyuna duyurdu. 24 Aralık’tan sonra Bahçeci Ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Fatma ve Şehmus Bahçeci, devletin her kademesinde yetkililerle görüştü. İsmail’in gözaltında kaybedilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildi. İsmail’in arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü düzenledikleri kampanyalarla konuyu ülke ve dünya kamuoyuna taşıdılar. Ancak tüm çabalar sonuçsuz kaldı; Devlet yükümlülüklerini yerine getirmedi. 29 yıldır İsmail’in akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlıkla korundu.

    ADALET ÇAĞRISI

    978. haftamızda bir kez daha İsmail Bahçeci dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkmasını, suçun fail ve sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmalarını sağlayacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi için adli makamları göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    GAZETECİLER KARANFİL BIRAKTI

    İsmail Bahceci kaybedilmesiydi sizler sizi gazeteci olacaktı diyen Aysel Ocak, tüm gazetecileri birlikte karanfil bırakmaya davet etti. Gazeteciler kayıp yakınları ile birlikte meydana karanfiller bıraktı.

    Dilan ŞİMŞEK- Eren GÖKTEPE/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 976. kez bir araya geldi: İbrahim Demir ve Agit Akipa için adalet istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 976. kez bir araya geldi: İbrahim Demir ve Agit Akipa için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 976’ıncı haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfilleri ile geldi. Kayıp yakınları tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    700. haftada gözaltına alınmaları ile başlayan ve 5 yıldan uzun bir süre boyunca süren müdahalelerin ardından abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbetini sordu.

    Geçtiğimiz haftalarda 10 kişinin katılımıyla sınırlanan eylemde bu hafta da katılımcı sayısı aynıydı.

    976. haftada yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri’nin okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Yarın 10 Aralık, her bireyin özgür ve eşit olarak insan hak ve onuruna yaraşır bir şekilde yaşamasını öngören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilişinin 75. yılı. 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle bir kez daha temel hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunduğu bir ülke umudumuzu ve insan hakları değerlerini savunma kararlılığımızı ifade ediyoruz.

    976. haftamızda, tüm insan hakları değerlerinin ve uluslararası hukukun ihlal edilerek cezasız bırakılan İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    ŞÜPHELİLERİN YARGILANMASI ENGELLENDİ

    36 yaşındaki İbrahim Demir ve 39 yaşındaki Agit Akipa, Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu Köyü’nde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı. 12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın İdil’den evlerine dönmek için  köylülerle birlikte bindikleri traktör, yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa, Dargeçit Anıtlı Tabur Komutanlığı’na bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan piyade bölük komutanı ve askerleri tarafından gözaltına alındı. Jandarma karakoluna giden ailelere, karakol komutanı, “Onları hiç görmedik” dedi. Bir asker gizlice aileleri “mağaralara gidin” diye yönlendirdi. Aileler köylülerle birlikte askerin işaret ettiği bölgeyi karış karış aradı.13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış bir mağarada, kayıpların işkence görmüş, gözleri ve elleri bağlanmış haldeki cansız bedenlerine ulaşıldı. Olay hakkında başlatılan soruşturmada İdil Cumhuriyet Başsavcılığı Ağaçlı mezrasında bulunan piyade bölük komutanı üsteğmen ve ilgili er ve erbaşların “adam öldürme” suçundan şüpheli olduğuna kanaat getirdi. Ancak, Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu, savcılığa soruşturma izni vermedi, bu da şüphelilerin yargılanmasını engelledi.

     “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    2011 yılında aileler avukatları Tahir Elçi aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar suç duyurusunda bulundu. Yeni bir soruşturma başlatan Savcılık, dosyaya ulaşmak için ilgili kurumlara başvurdu. Ancak bütün kurumlar, arşivlerinde herhangi bir dosya, bilgi veya belgeye rastlamadıklarını bildirdi. Bunun üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı kaybeden Dargeçit Kaymakamlığı görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanmak”tan soruşturma başlattı. Ancak, yürütülen soruşturmalardan bir sonuç alınmadı; dosya zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı. Gözaltında kaybedilişlerinin 31.yılında İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasındaki cezasızlığa son verilmesi için yetkilileri sorumluluk almaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim Demir ve Agit Akipa için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURASI BİZİM DERTLEŞME MEKANIMIZDIR”

    İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir, “31 yıldır biz adalet istiyoruz. Faillerin cezalandırılmasını istiyoruz. Galatasaray Meydanımızı sadece bir iki aile değil, tüm aileler ile burada oturmak istiyoruz. Burası bizim dertleşme mekanımızdır. Burayı geri almak istiyoruz. Adalet istiyoruz” dedi.

    “ADALET YÜRÜYÜŞÜMÜZ DEVAM EDECEK” 

    Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa şunları söyledi:

    “Tüm işkenceyle gözaltında kayıplarımız için adalet istiyoruz. Kanımızın son damlasına kadar adalet yürüyüşümüz devam edecek.”

    Dilan Şimşek- Eren Göktepe / İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri eylemine polis ablukası; gözaltılar var-VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemine polis ablukası; gözaltılar var-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’nda eylem ısrarı bu hafta da polis engelinde devam etti. Eylemde Cumartesi Anneleri, hak savunucuları ve desteğe gelenler gözaltına alındı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eyleminde 970’inci haftaya gelindi. Cumartesi Anneleri’nin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği ihlal kararına rağmen 29 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti. Bu hafta eyleme, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Milletvekilli Kezban Konukçu MYK Üyesi Musa Piroğlu destek verdi.

    MİLLETVEKİLİ KONUKÇU’YA ‘DOKUNULMAZLIĞIN YOK’ CEVABI

    Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukanın ardından Cumartesi Anneleri gözaltına alındı. Gözaltı anlarını görüntülemek isteyen basın mensuplarının önüne polis araçları çekilerek görüntü alması engellendi. Basının görüntü alması engellenirken eyleme desteğe gelen HEDEP vekili Kezban Konukçu polisler tarafından alandan uzaklaştırılmaya çalışıldı. Vekil olduğunu ve dokunulmazlığı bulunduğunu ifade etmesinin ardından polisler tarafından “Senin dokunulmazlığın yok, bizim var” denilerek görüntü alması engellendi.

    27 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Cumartesi Anneleri eyleminin 970’inci haftasında 27  kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    İkbal Eren
    Ali Ocak
    Besna Tosun
    İrfan Bilgin
    Hüseyin Ocak
    Gülseren Yoleri
    Oya Ersoy
    Leman Yurtsever
    Ümit Efe
    Nazım Dikbaş
    Ayşegül Devecioğlu
    Murat Çelik
    İsmail Yücel
    Davut Arslan
    Doğan Özkan
    Seyit Doğan
    Salim Derelioğlu
    Hüseyin Aygül
    Taylan Bekin
    Sevim Sancaktar
    Begali Kurnaz
    Selim Kara
    Mikail Kara
    Salih Zeki Tombak
    Bedahet Tosun
    Hüseyin Doğan
    Arda İlaldı

    Canlı yayını buradan izleyebilirsiniz:

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • 18 Cumartesi Annesi / insanı serbest bırakıldı

    18 Cumartesi Annesi / insanı serbest bırakıldı

    28’inci yıl dönümlerinde  gerçekleştirdikleri eylemlerinde polisler tarafından ters kelepçe ile gözaltına alınan 18 Cumartesi Annesi / İnsanı serbest bırakıldı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle düzenledikleri ilk eylemlerinin 28’inci yıl dönümü ve eylemlerinin 948’inci haftalarında Galatasaray Meydanı’nda polisler tarafından ters kelepçe ile gözaltına alınan Cumartesi Anneleri / İnsanları serbest bırakıldı.

    AYM KARARI YOK SAYILIYOR

    27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12.00’de, Emine Ocak’ın oğlu Hasan Ocak’ın 21 Mart 1995’te gözaltına alınması ve 58 gün sonra işkence ile katledilen bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasıyla başlatılan ilk oturma eyleminin ardından her hafta sürdürülen eylemlerin bugün 948’incisi polis ablukasına rağmen gerçekleştirildi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iki kez verdiği “ihlal” kararına rağmen polislerin hukuksuz bir şekilde ters kelepçe ile gözaltı yaptığı Galatasaray Meydanı’na Cumartesi Anneleri / İnsanları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcileri Ümit Efe, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Musa Piroğlu ile insan hakları savunucuları katıldı.

    MÜCADELELERİNDE KARARLILAR

    Polisler, yürüyüş gerçekleştirerek meydana gelen kitlenin etrafını jet hızıyla sararak “yasak” gerekçesini öne sürdü. Abluka altına alınan Cumartesi Anneleri, ellerindeki karanfilleri hafıza mekanlarına attı. Daha sonra Cumartesi Anneleri, polisin ters kelepçe ile gözaltı yapmasına karşı zafer işaretiyle mücadelelerindeki kararlılığını bir kez daha gösterdi.

    SERBEST BIRAKILDILAR

    Gözaltına alınan Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Besna Tosun, İrfan Bilgin, Ümit Efe, Coşkun Üsterci, Hüseyin Aygül, İkbal Eren, Maside Ocak, Hanife Yıldız, Ali Ocak, Mikail Kırbayır, Hasan Karakoç, Hünkar Yurtsever, Cüneyt Yılmaz, Leman Yurtsever, Mehmet Mert Karatağ ve Özge Bakır Efe, sağlık kontrollerinin yapılması ardından serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlar, hastane kapısında kayıp yakınları tarafından karşılandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Ağır baskı ve yasakların katmerleştiği bir yıl oldu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Ağır baskı ve yasakların katmerleştiği bir yıl oldu-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 927. Hafta eyleminde Cumhurbaşkanına sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaparak “Bize yaşatılanlara rağmen sevdiklerimizin bulunması ve adaletin sağlanması umudumuzu her zaman diri tutmaktansa vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, “Kayıplarımızı istiyoruz” diyerek 927. Hafta basın açıklamasını yaptı.

    Açıklamayı 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren Yarıcı okudu. Online yapılan açıklamada “2023 Herkes için adalet talebinin karşılandığı yıl olsun” denilerek “Bağımsız ve tarafsız bir hukuk sistemi” talebi dile getirildi.

    “HAKİKATE VE ADALETE DÜŞMAN UYGULAMALARINIZA SON VERİN”

    İkbal Eren, 2022’nin son cumartesi günü gerçekleştirilen 927. Hafta açıklamasında şunları dile getirdi:

    “2023’ün, bu topraklarda süren hukuk ve adalet krizinin son bulduğu bir yıl olması temennisiyle kamuoyu karşısındayız. Herkes bu günü yeni yılı karşılama telaşında geçirecek. Biz ise gözaltında kaybedilen insanlarımıza olan sonsuz özlemimizin ve iktidarlar tarafından bize dayatılan belirsizliğin gölgesinde geçireceğiz. Bize yaşatılanlara rağmen sevdiklerimizin bulunması ve adaletin sağlanması umudumuzu her zaman diri tutmaktansa vazgeçmeyeceğiz. 2022; ‘Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz’ ısrarımız üzerinde ağır baskı ve yasakların katmerleştiği bir yıl oldu. Anayasanın güvencesi altındaki barışçıl toplanma hakkımız ve dünya kamuoyu tarafından bir hafıza mekanı olarak kabul gören Galatasaray Meydanı bize hala yasak! Sadece Galatasaray Meydanı değil, kimsesizler mezarlığına karanfil bırakmamız ve yargılandığımız dava öncesi adliye önünde bir araya gelmemizin de zor kullanılarak engellendiği bir yıl doldu 2022.

    1. Hafta buluşmamız öncesinde, barışçıl toplanma hakkımızın hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi ve polis şiddetiyle gözaltına alınmamızın ardından hakkımızda açılan hukuki dayanaktan yoksun ceza davası, 2022 yılında da devam etti. Artık yeter; Anayasayı askıya alan, yaşam hakkını yok sayan, hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran hakka, hakikate ve adalete düşman uygulamalarınıza son verin. Taleplerimiz karşısında 16 hükümettir devam eden kayıtsızlıkla, işlenen gözaltında kaybetme suçunun ortadan kalkmayacağı unutulmasın. Yeni bir yıla girerken taleplerimizi bir kez daha hatırlatıyoruz:
    • Devlet, bu topraklarda işlenen gözaltında kaybetme suçlarındaki sorumluluğunu kabul etsin, kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini açığa çıkartacak mekanizmaları hayata geçirsin.
    • Zorla kaybetme suçu, Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlar başlığı altında düzenlensin.
    • Gözaltında kaybetme suçunun faili olan devlet görevlileri üzerindeki cezasızlığa son verilsin ve evrensel hukuka göre yargılanmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılsın.
    • Devlete, gözaltında kaybetme suçunun kesin olarak önlenmesi, kayıpların sorumlularının cezalandırılması ve ailelerinin kaybedilen yakınlarıyla ilgili gerçekleri öğrenmesi için sorumluluk yükleyen ‘Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ derhal imzalansın.”

    “BİZE KARŞI SORUMLULUKLARINIZI YERİNE GETİRİN”

    Yapılan açıklamada Cumhurbaşkanına da seslenen aileler “Siyasi sorumluluğunuzun gereği olarak bu taleplerimizi karşılamak sizin görevinizdir; bize karşı sorumluluklarınızı yerine getirin. Bize yönelik hukuku ve tüm insanlık değerlerini çiğneyen yasaklama uygulamalarına son verilmesini sağlayın. Kayıp davalarını siyasi konjonktüre göre açılan, yine siyasi konjonktüre göre kapanan davalar olmaktan çıkarın. Yargı sisteminin yalnızca hukuka bağlı olarak çalışmasını sağlamak görevinizi yerine getirin. Bilinsin ki; yürek yangınının yanına sabrı, umudu ve direnci ekleyen bizler, kayıplarımızı aramaktan ve 228 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray Meydanı’dan vazgeçmeyeceğiz” vurgusunu yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 27 yıl önce yakılarak katledilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş için adalet istendi-VİDEO

    27 yıl önce yakılarak katledilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş için adalet istendi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilişlerinin 27’nci yılında Abdulkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ı anarak, faillerinin açığa çıkarılmasını istedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerinin açığa çıkması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 919’uncu hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 27 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen 73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbeti soruldu.

    919’uncu hafta basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu. 919 haftadır tüm iktidarların yok saydığı, unutturmaya çalıştığı en ağır hak ihlallerinden biri olan gözaltında kaybetme suçu unutulmasın, toplumsal hafızalarda yer etsin diye kamuoyu karşısına çıktıklarını hatırlatan Sebla, “919 haftadır gerçeklerin üstünü örtmeye, hakikate ulaşmamızı engellemeye ve cezasızlık uygulamaları ile adaletin önünü tıkayanlara karşı inatla, sabırla hakikate ve adalete ulaşmaya çalışıyoruz. Bunun için gözaltında kaybedilen insanlarımızı hatırlamakta ve hatırlatmakta ısrar ediyoruz” dedi.

    KÖYLÜLERE AĞIR İŞKENCE UYGULANDI

    Arcan, ardından ise gözaltında kaybedilişlerinin 27’nci yılında; AKP hükümetinin de uluslararası yargı karşısında gözaltında kaybedildiklerini kabul ettiği, Türkiye de ise tüm hukuk yollarına başvurulduğu halde adaletin sağlanmadığı Abdulkerim Yurtseven, Münür Sarıtaş ve Mikdat Özeken dosyasını paylaştı. 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburu’na bağlı askerler, Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’ne baskın düzenlediğini belirten Arcan, baskın sırasında köylülere ağır şiddet uygulandığını vurguladı. Askerlerin köyden ayrılırken Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un “üç kişiyi alın” talimatı ile rastgele üç köylünün seçildiğini kaydeden Arcan, “İşkenceden ayakta duramayan 73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, köye odun toplamak için gelen 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş, askeri araca bindirilerek Yüksekova İlçe Jandarma Taburu’na götürüldü” dedi.

    BENZİN DÖKÜLEREK YAKILDILAR 

    Tabur komutanlığında Mikdat’ın ailesi tarafından kanlar içinde görüldüğünü ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un “24 saat gözaltında tutulacaklar” dediğini ifade eden Arcan, ailelere daha sonra tabura gidildiğinde de “kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin” denildiğini aktardı. Tüm resmi mercilerin de 3 kişinin gözaltına alındığını reddettiğini dile getiren Arcan, “Olay Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına; ‘Sanık Yurdakul’un komutasındaki birlik, Ağaçlı köyünden Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş adlı köylüleri dövmüş, yaşlı olan Yurtseven yediği tekmeler sonucu ölmüştür. Bunu gören Yurdakul, diğer iki köylünün tanıklık edeceğini düşünerek öldürülmesi kararı vermiştir. İki köylü daha sonra tabura ait eğitim sahasında bir çukur içinde tarandıktan sonra benzin dökülerek yakılmıştır. Aynı çukura gömülen köylülerin cesedi köpekler tarafından çıkarılınca, köylülerin cesetleri bu kez taburun yakınlarından geçen çaya atılmıştır’ şeklinde geçti. Gözaltı işlemini gerçekleştirenler arasında bulunan itirafçı Kahraman Bilgiç, anılarını yazdığı kitapta ve savcıya verdiği ifadede üç köylünün gözaltına alınması ve öldürülmeleri ile ilgili süreci tüm detayları ile anlattı” diye belirtti.

    TÜRKİYE TAZMİNAT ÖDEME YOLUNA GİTTİ

    Tanık beyanlarına rağmen, suça iştirak edenlerin itiraflarına rağmen, bu olayı da içeren Meclis Susurluk Raporu’na rağmen açılan dava 12 Kasım 1999 tarihinde delil yetersizliği gerekçesiyle, kesin beraat hükmü ile sonuçlandığını anımsatan Arcan, ailelerin yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından reddedildiğini ve 2 Nisan 2001 tarihinde beraat kararının onaylandığını kaydetti. Arcan, davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındığını ve 18 Aralık 2003 tarihinde sonuçlandığını ifade ederek, “AKP Hükümeti AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek, üç kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yürütmeyi taahhüt etti. İhlali kabul ederek tazminat ödeme yoluna gitti” bilgisini verdi.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “Adli ve siyasi makamlara, Yurtseven, Sarıtaş ve Özeken dosyasında adaletin sağlanması için sorumluluk üstlenme ve verdikleri taahhüdü yerine getirme” çağrısında bulunan Arcan, “Kaç yıl geçerse geçsin Abdülkerim Yurtseven, Münür Sarıtaş, Miktad Özeken için ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 210 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye ekledi.

    “BABAMIN KEMİKLERİNİ İSTİYORUM”

    Arcan, daha sonra da Abdülkerim Yurtseven’in ailesinden oğlu Sabri Yurtseven’in kendilerine gönderdiği mektubu okudu. Yurtseven, olay günü yaşananlara yer verdiği mektubunda, “Biz kemiklerimizi istiyoruz. Cuma günleri ve bayramlarda mezarlıklarda mezarımızı ziyaret etmek istiyoruz. AİHM’den tazminat aldık ama sorumlular yargılanmadığı gibi babamın akıbeti ile ilgili hiçbir şey açıklanmadı. Geçen yıl bile dilekçe verdim ama hiçbir sonuç alamadık. Tıpkı bir kağıda bir şeyler yazıp çöpe atmak gibi oluyor. Ben babamın kemiklerini istiyorum. Babamın akıbeti açıklanıncaya kadar bu davamızı kuşaktan kuşağa devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, Cemal Kavak’ı sordu: Yargı makamlarını göreve çağırıyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Cemal Kavak’ı sordu: Yargı makamlarını göreve çağırıyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Diyarbakır’da 26 yıl önce kaçırılıp katledilen Cemal Kavak’ın akıbetini sorarak, “Devlet hükmedilen tazminatın ödenmesinin dışında AİHM kararına uymak için herhangi bir adım atmadı. Bu nedenle dosyasında etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmek üzere yargı makamlarını göreve çağırıyoruz” çağrısında bulundu.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkarak adalet talep eden Cumartesi Anneleri, 908’inci haftada da eylemlerine devam etti. Eylemlerini online yapan Cumartesi Anneleri, 37 yaşında Diyarbakır’da katledilen Cemal Kavak’ın akıbetini sordu. Eylemde bu hafta basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “AİHM KARARLARINA UYULMADI”

    Devletin, gözaltında kaybedilenlerin akıbeti yanında işlenen suç ve olası failleri hakkında bugüne kadar resmi bir açıklama yapmadığını belirten Yoleri, “Devlet görevlilerinin, işledikleri ağır insan hakları ihlalleri için hesap vermelerini sağlayacak siyasi bir irade hiç olmadı. Gözaltında kaybetmeler söz konusu olduğunda hükmedilen tazminatın ödenmesi dışında, AİHM kararlarına da uyulmadı” dedi.

    CENAZESİ 2 GÜN SONRA BULUNDU

    Diyarbakır Vergi Mahkemesi’nde memur olarak çalışan 37 yaşındaki Cemal Kavak’ın üyesi olduğu Yargı-Sen bünyesinde sendikal faaliyet yürüttüğünü hatırlatan Yoleri, Cemal’in nasıl kaybolduğunu şu ifadeler ile anlattı:

    “24 Nisan 1996 tarihinde arkadaşlarıyla Hevsel’de bir kahvede buluştu. Burada sohbet eden arkadaşlar saat 23.00 sularında kahveden ayrıldı. Birlikte Dağkapı / İskanevleri hattında çalışan bir minibüse bindiler. Kuruçeşme durağında inen Cemal’den bir daha haber alınamadı. Bağlar Karakolu’na ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran aile oğullarının bulunmasını talep etti. Kendileri de her yerde Cemal’i aramaya başladı. 26 Nisan 1996 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna ‘kimliği belirsiz’ bir bedenin geldiği duyumu üzerine baba Gıyas Kavak hastaneye gitti. Söz konusu cansız bedenin oğluna ait olduğunu teşhis etti.”

    “SİSTEMATİK OTOPSİ YAPILMADI”

    Cemal’in cenazesinin Diyarbakır Bismil karayolu kenarındaki sazlık bir hendekte bir köylü tarafından bulunduğu bilgisini paylaşan Yoleri, “Çınar Cumhuriyet Savcısı, adli tıp doktoru ve jandarma ekibiyle olay yerine gitmiş, ‘Ceset incelemesi ve otopsi’ başlıklı bir belge düzenlenmişti. Bu belgede; ölü muayenesi sonrası, maktulün boynunda iki boğulma izi tespit edildiği ve ölümün iple boğulma sonucunda gerçekleştiği, ölüm nedeni açık olduğu için de sistematik bir otopsi yapmaya gerek görülmediği kaydedilmişti. Ayrıca Çınar Savcılığı, 1996/231 dosya numarasıyla bir soruşturma başlattı” ifadelerine yer verdi.

    DOSYA ZAMAN AŞIMI İLE KAPATILMAYA TERKEDİLDİ

    Ailenin isteği üzerine soruşturma kapsamında altı tanığın dinlendiğini söyleyen Yoleri, “cinayet siyasi olabilir” ifadelerine rağmen etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini kaydetti. Çınar Cumhuriyet Savcılığı’nın 23 Temmuz 1997 tarihinde,  uygulamada dosyayı sürüncemede bırakmanın diğer adı olan, “sürekli soruşturma” kararı verdiğini hatırlatan Gülseren, “Bu durumda dosya zamanaşımına uğrayana kadar soruşturma devam edecekti. Ancak devam eden  soruşturmada, jandarma tarafından gönderilen yeni bir delil veya unsur bulunamadığını bildiren birkaç yazı dışında hiç bir gelişme olmadı. Cemal Kavak dosyası iç hukukta zamanaşımı ile kapatılmaya terk edildi” diye konuştu.

    AİHM İHLAL KARARI VERDİ

    Yoleri, aile bireylerinin Cemal’in, devletin bilgisi dahilinde “paramiliter güçler” tarafından katledildiğini, devletin suçluları belirtmek için etkili bir soruşturma yürütmediğini ve etkili hukuk yolu bulamadıkları yönünde 4 Ağustos 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu ifade ederek, “AİHM 6 Temmuz 2006 tarihli kararında, etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı için Sözleşme’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin usulden ihlal edildiği, ayrıca başvuranların Türk hukukunda mevcut hukuk yollarına etkin erişimden mahrum bırakıldıkları için Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi” dedi.

    GÖZALTINDA KAYBEDİLDİ

    Cemal’in cenazesinin yaşadığı yerden çok uzakta bulunduğunu hatırlatan Yoleri, “Bedenin bulunduğu yere hangi yönden gidilirse gidilsin çok sayıda güvenlik kontrol noktasından geçilerek gidilebilmesi, bu kontrol noktalarından ölü bir bedenle geçebilenlerin ancak taşıdıkları resmi kimlik vasıtasıyla aramaya tabi tutulmayan kişiler olabileceği dikkate alındığında, Kavak’ın başına gelenlerin, 90’larda OHAL bölgesindeki gözaltında kaybetme uygulamaları ile örtüştüğü açıktır” diye kaydetti.

    “GALATASARAY MEDYANI’NDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Türkiye’nin, Cemal Kavak davasında, bugüne kadar hükmedilen tazminatın ödenmesinin dışında AİHM kararına uymak için herhangi bir adım atmadığını vurgulayan Yoleri, “Bu nedenle 908’inci haftamızda Cemal Kavak dosyasında etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmek üzere yargı makamlarını göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Cemal Kavak için, tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 209 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Urfa’da bulunan kemikler için kayıp yakınları başvuruda bulundu

    Urfa’da bulunan kemikler için kayıp yakınları başvuruda bulundu

    PİRHA- Urfa’nın Hilvan ilçesinde iş makineleriyle tarlada çalışma yapılırken bulunan insan kemikleriyle ilgili kayıp Ahmet Kalpar, Hüseyin Taşkaya, Şefik Geçgel, Faik Kevci ve Nazım Babaoğlu’nun aileleri savcılığa başvuruda bulundu.

    Urfa’nın Hilvan ilçesinde iş makineleriyle tarlada çalışma yapılırken insan kemikleri bulundu. Bulunan kemiklerle ilgili yakınlarını kaybeden aileler savcılığa başvurdu.

    Birgün’den Kayhan Ayhan’ın haberine göre, 90’lı yıllarda kent merkezi, Siverek ve Hilvan’da kaybolan Ahmet Kalpar, Hüseyin Taşkaya, Şefik Geçgel, Faik Kevci ve Nazım Babaoğlu’nun aileleri, DNA testi yapılması için Hilvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.

    Ailelerden alınan DNA örneklerinin, bulunan kemikler ile karşılaştırılması için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri’nin 866. hafta eyleminde Hüseyin Toroman’ın akıbeti soruldu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nin 866. hafta eyleminde Hüseyin Toroman’ın akıbeti soruldu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin, 866. hafta eyleminde bir kez daha gözaltında kaybedilenlerin akıbeti soruldu. Oğlunun 30 yıl önce kaçırıldığını belirten Hüseyin Toroman’ın annesi Hatice Toroman, “30 yıl geçmesine rağmen acım, öfkem hiç dinmedi. İstediğim tek şey katiller bulunup hesap sorulsun” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nin, faili meçhul olaylara dikkat çekmek amacıyla bir kez daha basın açıklaması yaptı. Pandemi koşulları sebebiyle online gerçekleşen 866. Hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Hüseyin Toroman’ın akıbeti soruldu.

    24 yaşındaki Hüseyin Toroman 27 Ekim 1991 tarihinde İstanbul’da ki evinin önünden elleri silahlı, telsizli kendilerini sivil polis olarak tanıtan kişiler tarafından zorla kaçırıldı. Toroman ailesinin ve İHD’nin resmi makamlara yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı.

    “30 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN ACIM, ÖFKEM HİÇ DİNMEDİ”

    Oğlunun 30 yıl önce kaçırıldığını belirten Hüseyin Toroman’ın annesi Hatice Toroman, “30 yıl geçmesine rağmen acım, öfkem hiç dinmedi. İstediğim tek şey katiller bulunup hesap sorulsun. Çocuklarımız bir karıncayı bile öldürmediler ama çocuklarımızı gözaltında kaybettiler. Eğer kaybolan çocuğumuzu aramak suçsa biz suçumuzu kabul ediyoruz yeter ki katiller bulunup hesap sorulsun” dedi.

    Kardeşimin kaybolmasının ardından 30 yıl geçmesine rağmen kardeşini bulamadığını söyleyen Hüseyin Toroman’ın kardeşi Sakine Toroman da, “Hükümetler, cumhurbaşkanları değişti ama değişmeyen tek şey feryatlarımıza kulaklarını kapamaları oldu. Ama devlet kendi vatandaşlarının yaşam hakkını korumak ile yükümlüdür, AKP hükümeti bütün bu acılarımız yetmiyormuş gibi bizim kayıp yakınları ile buluşma meydanımız Galatasaray Meydanı’nı bize yasakladı. Her gün zamanaşımı denilerek kayıp dosyaları kapatılıyor ama gözaltında kaybedilme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur o yüzden insanlığa karşı işlenmiş suçlar zamanaşımına uğramaz” diye belirtti.

    “ETKİLİ BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Hüseyin Toroman’ın gözaltında kaybedilmesi daha önceki gözaltında kaybedilme olaylarıyla birebir benzerlik gösterdiğini vurgulayan avukat Gülseren Yoleri ise, şunları ifade etti:

    “1991 yılı 27 Ekim’de evinin önünden kendilerini sivil polis olarak tanıtan silahlı kişiler tarafından kaçırıldı. Olaya tanık olan eşi ve mahalle esnafı bu olayın aydınlatılması için karakola gitti. Yapılan incelemeler sonucunda bu kaçırma olayı değil gözaltına alma olayıdır deniliyor, bunun üzerine aile Hüseyin Toroman’ın nerede tutulduğuna ilişkin çabaları oluyor ama en sonunda aileye Hüseyin Toroman gözaltına alınmamıştır deniliyor. 10 Eylül 1993 tarihinde dosyaya bir ihbar mektubu geliyor. Yapılan ihbarda, Gebze Emniyet Müdürlüğü’nde nöbetçi olduğum bir gün işkenceli sorgu sonucunda ölmüş bir kişi Gebze İlçe Emniyet Müdürü’nün talimatı ile baş komiser Remzi Akıncı’lar tarafından eski hisar yolu üzerinde köprü civarına gömülmüştür denildi. Bu olay öğrenildikten sonra Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla bir kazı çalışması yapıldı ama bir iz bulunulmadı, bölgenin çok geniş olması da bunda önemli bir etken oldu. 20 yılın geçmesi beklendi ve etkili bir soruşturma yürütülmedi.”

    “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “30 yıldır soruyoruz Hüseyin Toroman nerede!” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Çağla Seven okudu. Seven, uluslararası insan hakları hukukuna göre insan hakları ihlalinden sorumlu olan devletlerin ihlale maruz kalan her birey için etkili bir hukuk yolu sağlamak zorunda olduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Türkiye’de gözaltında kaybetmeler ile ilgili devlet politikası ise yaşananlara ilişkin gerçeklerin inkârı ve suçu işleyenlerin hukuki yaptırıma tabi tutulmadan cezasızlıkla koruması şeklindedir. Dolayısıyla Türkiye’de kayıp yakınları için etkili bir hukuk yolu bulunmamaktadır. Hüseyin Toroman’ın kaybedilişinin 30. Yılında bir kez daha talep ediyoruz. Devlet hukuka uysun, Hüseyin Toroman’ın akıbetine dair derhal etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirsin. Suçtan sorumlu olanları cezalandırılmalarını sağlasın. Kaç yıl geçerse geçsin Hüseyin Toroman ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içerisinde hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan ve 167 haftadır bize yasaklanan kayıplarımız ile buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi annelerinin, 865. Hafta eyleminde bir kez daha gözaltında kaybedilen insanların akıbeti soruldu. Yapılan basın açıklamasında, 1995’te evinden kaçırılan Fehmi Tosun’a işaret edilerek “AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti” denildi.

    Cumartesi Annelerinin, faili meçhul olaylara dikkat çekmek amacıyla bir kez daha basın açıklaması yaptı. 865. Hafta eylemi, pandemi koşulları sebebiyle online gerçekleşti.

    “KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ”

    865. Hafta eyleminde 1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu. “Fehmi Tosun için adalet istiyoruz” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Aylin Tekiner okudu. Tekiner, AKP iktidarının, Tosun’un gözaltında kaybedildiğini inkar ettiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun İstanbul/ Avcılar’da yaşıyordu. 19 Ekim 1995 sabahı evine gelen arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kahvaltı ettiler. Kahvaltı sonrası evden birlikte çıktılar. İki arkadaş bir daha ailelerine geri dönemediler.

    Akşam saatlerinde silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle evin bahçesine doğru ilerlerken kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleliler de tanık oldu.

    Eşi Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, yasal yollara başvurdu, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı devletin tüm kademelerince inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti.

    865. haftamızda Tosun Ailesi ile birlikte ‘Fehmi Tosun dosyasında hakikatin ve adaletin sağlanması için kuşaktan kuşağa aktararak sürdürdüğümüz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!’ diyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 15 Ekim’deki ‘Ankara JİTEM’ davasına çağrıda bulundu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 15 Ekim’deki ‘Ankara JİTEM’ davasına çağrıda bulundu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 863’üncü hafta eylemlerinde 15 Ekim’de Abdülmecit Baskın’ın faillerinin yeniden yargılanacağı “Ankara JİTEM” davasına çağrıda bulunarak “Dosyada sanıkların cezalandırılmasına yetecek kadar delil bulunmaktadır. Bu yüzden evrensel hukuka ve adalete uygun yeni bir karar tesis edilmeli, sanıklar insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalıdır” dedi.

     

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin bulunup yargılanması için yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde 2 Ekim 1993 tarihinde Ankara Kızılay’da gözaltına alınan ve 2 gün sonra cenazesine ulaşılan Abdülmecit Baskın’ın akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, pandemi koşulları nedeniyle 863’üncü hafta açıklamalarını da online yapmak zorunda kaldı.

    “CUMARTESİ ANNELERİ BAŞKALARININ ACILARINA DOKUNMAYI ÖĞRETTİ”

    Açıklamada ilk olarak Abdülmecit’in oğlu Eren Baskın söz aldı. Baskın, babasının özel harekat polisleri tarafından görev yapmakta olduğu Ankara Altındağ Nüfus Müdürlüğü kapısı önünde gözaltına alındığını ve katledildiğini söyledi. Babası katledildiğinde henüz 4 yaşında olduğunu ve o yaşında faili meçhul ve katledilme kelimeleri ile tanıştığını belirten Baskın, “Büyüdükçe öteki olduğumuzu anladım. Bizler Kürtlerdik, Aleviydik, devrimciydik, sosyalisttik. Ama illa ki ötekiydik. Biz ötekiler yaralarımızı uzaktan tanırız. Tıpkı benim de Cumartesi İnsanlarını uzaktan tanımam gibi. Biz Cumartesi İnsanlarının yaraları aslında kimlikleridir. Cumartesi Anneleri ile geçirdiğim her an sadece babamın tek değil başkalarının da acılarına dokunmam gerektiğini öğretti bana. Bu da Cumartesi Anneleri’nin toplum üzerinde yarattığı en güzel etkidir” ifadelerini kullandı.

    Baskın, kayıpları ile buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’ndan ve failleri sormaktan vazgeçmeyeceklerinin de altını çizdi.

    “GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMİYORUZ”

    Abdülmecit’in kızı Melek Babalıtaş da babasının resmi kimliği olan polisler tarafından katledildiğini belirterek, babasının akıbetini kendisi ile aynı yaraları taşıyan insanlarla beraber Galatasaray Meydanı’nda aramak istediğini kaydetti. Babalıtaş, “Oradaki insanlar ile yaralarımız acılarımız çok benzer. Cumartesi İnsanları için Galatasaray Meydanı bir hafıza merkezi olduğu gibi ayrıca bir iyileşme mekanıydı. Maalesef tıpkı yokluğunu çok derinden hissettiğim babamın acısını yaşarken bu sefer içimizde bir parça umudun var olmasını sağlayan Galatasaray Meydanı bizlere hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Yetkililer derhal bu yanlıştan dönmelidirler. Yaraları birbirine benzer olan bizler Galatasaray Meydanı’nı açmalıdırlar. Tüm kayıplarımızın akıbeti bulunana ve Galatasaray Meydanı açılana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    DOSYA 15 EKİM’DE YENİDEN GÖRÜLECEK

    Daha sonra dosya avukatı Sertaç Ekinci söz aldı. Ekinci, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın 2011 yılındaki itiraflarını hatırlatarak, yapılan katliamların devlet içinde örgütlenen bir yapı tarafından işlendiğinin açığa çıktığını aktardı. Bu itiraflar sonucunda başlatılan soruşturmanın 2014 yılında yargılanmaya dönüştüğünü ve sanıklar arasında da Mehmet Ağar’ın olduğunu kaydeden Ekinci, “Ancak bu yargılama sanıkların adil bir şekilde yargılanmasından ziyade sanıkların aklanması tiyatrosuna dönüştürüldü. Yerel mahkeme müşteki yakınlarının taleplerini büyük ölçüde reddederek ve sanıkların hepsini duruşmalardan vareste tutmak suretiyle 2019’un Aralık ayında  tamamı hakkında beraat kararı verdi. Yapmış olduğumuz istinaf başvurusu neticesinde Bölge Adliye Mahkemesi yerel mahkemenin bu kararını bozdu. 15 Ekim 2021 tarihinde bozulan dosyanın ilk duruşması görülecek” bilgisini verdi.

    Sertaç ayrıca kamuoyuna da duruşmaya katılım ve süreci takip etme konusunda çağrıda bulundu.

    “AYHAN ÇARKIN İTİRAF ETTİ”

    Daha sonra 863’üncü hafta basın açıklamasını kayıp yakını Melike Baskın okudu.

    Abdülmecit Baskın’ın katledilmesine dikkat çeken Baskın, cenazesinin 4 Ekim 1993 günü Gölbaşı mevkinde bulunduğunu ve bu yerin de Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafede olduğunu belirtti. Dosyanın etkin bir soruşturma yürütülmediği için sürüncemede kaldığını dile getiren Baskın, olaydan 18 yıl sonra yaşanan gelişmelere dair şunları aktardı:

    “26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle, Abdulmecit  Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekat polisleri  tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın anlatımlarının yer tanımları, mekanlar ve olay yeri tutanakları ile birebir örtüştüğü savcılık ve mahkeme kayıtlarına girdi. Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarından sonra Abdulmecit Baskın ve Çarkın’ın beyanlarında isimleri geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.”

    “VAZGEÇMİYORUZ”

    Melike Baskın, son olarak da şöyle konuştu: “Abdülmecit Baskın’ın kimlerin talimatı ile gözaltına alındığı ve kimler tarafından sorgulandıktan sonra infaz edildiği

    kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıktır. Dosyada sanıkların cezalandırılmasına yetecek kadar delil bulunmaktadır. Bu yüzden evrensel hukuka ve adalete uygun yeni bir karar tesis edilmeli, sanıklar insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin; Abdulmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 164 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, 16 yaşında kaybedilen Mehmet Zeki Akyıldız’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 16 yaşında kaybedilen Mehmet Zeki Akyıldız’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 856. hafta eylemlerinde; Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde Hizbullah tarafından kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan 16 yaşındaki Mehmet Zeki Akyıldız’ın dosyasını kamuoyuyla paylaştı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açığa çıkarılması ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi için yıllardır adalet mücadelesi yürüten Cumartesi Anneleri, 856. hafta eylemlerinde; Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde Hizbullah tarafından kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan 16 yaşındaki Mehmet Zeki Akyıldız’ın dosyasını kamuoyuyla paylaştı.

    Covid-19 salgını nedeniyle bu hafta da çevrimiçi düzenlenen eylemde kayıp yakınları; gözaltında kayıpların kişinin devletin doğrudan veya dolaylı desteğiyle hareket eden devlet dışı gruplar tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılması ve bu durumun inkar edilmesi halini de kapsadığını vurguladı.

    ANNE AKYILDIZ: BİR HABER ALSAYDIK ÖLDÜ MÜ YAŞIYOR MU?

    Yıllardır oğlundan bir haber bekleyen anne Ruzkiye Akyıldız söz aldı. Oğlu Mehmet’ten bahsederken duygusal anlar yaşayan ve konuşmakta güçlük çeken anne Akyıldız, oğlunun kaybedilmesinin birinci yılında bir bayram sabahı iki kişinin evine geldiğini ve kendisiyle bayramlaştığını söyledi. Kendisine Mehmet Zeki’nin sorulduğunu aktaran anne Akyıldız, “Siz kimsiniz, sizi tanımıyorum dedim. Arkadaşı olduklarını söylediler. Dedim arkadaşısınız madem bir yıl aradan sonra mı soruyorsun. Bana veda edip gittiler. Çıktıklarında ninem, ‘bunları tanıyor musun’ dedi, hayır dedim. ‘Bunlar Hizbullahçıdır’ dedi” ifadelerini kullandı.

    Mehmet Zeki Akyıldız’ın gelmesini çok istediğini ve başına ne geldiğini bilmediğini dile getiren anne Akyıldız, şöyle devam etti: “Bir haber alsaydık; yaşıyor mu yaşamıyor mu, hapishanede mi öldürüldü?”

    ŞİRAY: MÜCADELEMİZ HER ALANDA DEVAM EDECEK

    İHD Batman Şube yöneticilerinden Avukat Ahmet Şiray da yaklaşık üç yıldır valiliğin keyfi yasaklaması nedeniyle eylemlerini sokakta değil de şube binasında düzenlemek zorunda kaldıklarını aktardı. Bu hafta Mehmet Zeki Akyıldız’ın akıbetini sorduklarını belirten Şiray, “Mehmet Zeki Akyıldız ve tüm kayıpların akıbetinin samimi ve etkin bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Failler bulunup yargı önünde hesap verene kadar mücadelemiz her alanda devam edecektir” dedi.

    “HİZBULLAH ESARETİNDE 90’LI YILLAR CEHENNEME DÖNDÜ”

    Cumartesi Anneleri 856 hafta eylemini basın metnini Ümit Sezer okudu.
    Sezer, Türkiye’de “devletin Hizbullahı; Hizbulkontra” diye adlandırılan Hizbullah’ın bir dönem devletten yardım gördüğü, silahlı eğitim ve lojistik desteği aldığı, yüzlerce cinayet, kaçırma, kaybetme suçunu devlet görevlileri göz yumduğu için rahatça işlediği devletin resmi raporlarına geçtiğini belirtti ve ekledi: Bu kanlı örgüt yüzlerce insanı kaçırarak, örgüt evlerinde en vahşi yöntemlerde infaz etti veya kaybetti. Örgütün merkez üssü durumundaki Batman, Hizbullahın esaretinde 90’lı yıllarda adeta cehenneme döndü.

    Sezer, insanlığa karşı suç kapsamında olan kaybetmelerin, uluslararası hukuka göre kayıpların akıbetleri açığa kavuşuncaya kadar her gün yeniden işlenmeye devam eden bir suç olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Kaç yıl geçerse geçsin; Mehmet Zeki Akyıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 157 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    Dokuz çocuklu Akyıldız Ailesi Batman Beşevler Mahallesinde yaşıyordu. 16 yaşındaki çocukları Mehmet Zeki ortaokul öğrencisiydi. Birkaç kez okuldan eve hırpalanmış, elbiseleri yırtılmış bir şekilde döndü. Anne ve baba konuyla ilgili sorularına Mehmet Zeki’den net cevaplar alamadı. Durumu araştıran aile, Hizbullahçıların kendilerine katılmaları için oğullarına baskı yaptıklarını öğrendi. Bunun üzerine aile, Mehmet Zeki’nin kaydını Batman 60. Yıl Ortaokulu’na aldı. Ancak Hizbullahçılar baskı ve tehditlerini sürdürdü.

    1993 yılının Eylül ayında Mehmet Zeki Silvan’da yaşayan ablasını ziyarete gitti. Ablasına çarşıya gideceğini söyleyerek evden çıktı. Silvan Gazi Caddesi’ndeki Aslanlı Burcu civarında, sivil giyimli 2 şahıs tarafından zorla kaçırıldı.

    Tanık beyanlarına göre üç gün boyunca Silvan’da alıkonan Mehmet Zeki, daha sonra Hizbullahçıların kamp olarak kullandıkları Yolaç (Suse) köyüne götürüldü. Burada çok sayıda kişi ile birlikte Suse Köy Camii’nin altında bulunan Hizbullah sığınağında tutuldu. Sığınakta yaklaşık 40 kişi bulunuyordu. Günlerce aç, susuz bırakılan bu kişilerden kurtulanlar Mehmet Zeki ve onunla birlikte iki kişinin sığınaktan götürüldüğünü ve bir daha geri getirilmediklerini Akyıldız Ailesi’ne anlattı.

    Kendi imkanlarıyla oğullarını arayan aile hem Hizbullahçıların yarattığı terör ortamı nedeniyle hem de yapılan başvuruların soruşturulmaması nedeniyle suç duyurusunda bulanamadı.

    Yıllar sonra askerlik şubesinden Mehmet Zeki’nin askerlik celbi geldi. Celbi alan aile askerlik şubesine gitti. Oğullarının Hizbullah tarafından kaçırıldığını ve ondan 1993 yılından beri bir daha haber alamadıklarını anlattı. Burada da kayıtsızlıkla karşılandılar. Baba Salih Akyıldız, görevliler tarafından “PKK’ye katılmıştır, gelip bize Hizbullah diyorsun” diyerek azarlandı.

    14 Nisan 2000 tarihinde aile İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi’ne başvurdu. İHD’nin girişimleri de sonuçsuz bırakıldı. Anne Ruzkiye Akyıldız, Batman’da 491 haftadır her cumartesi saat 12.00’de İHD ile birlikte bir araya gelen kayıp yakınları arasında yer aldı.

    Çocuk yaşta kaybedilen Mehmet Zeki Akyıldız’ın dosyasında bu güne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Akıbeti karanlıkta bırakıldı. O’nu kaçırarak kaybedenler açığa çıkarılmadı, cezalandırılmadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Failler biz hayattayken yargılansın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Failler biz hayattayken yargılansın-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de devlet eliyle işlendiği ispatlanan ilk cinayet olan Murat Aslan dosyasını ele alan Cumartesi Anneleri 846. hafta açıklamasında, tüm delillere rağmen dosyada cezasızlık politikası etkin uygulandığı için faillerin yargılanmadığını kaydetti. Kayıp yakınları, “Bize bu acıları yaşatanlardan adil bir yargı önünde hesap sorulduğunu görmek istiyoruz” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nin hakikati açığa çıkarma ve faillerin yargılanması için yürüttükleri mücadelesi 846. haftasında. Kayıp yakınları bu hafta, Türkiye’de devlet eliyle işlendiği ispatlanan ilk cinayet vakası olan Murat Aslan’ın dosyasını kamuoyuyla paylaştı.

    Koronavirüs salgınından kaynaklı online düzenlenen basın toplantısında ilk olarak Murat Aslan’ın kardeşi Fatma Aslan söz aldı. ’94 yılında kaybedilen ağabeyinin akıbetinin 2004 yılında JİTEM’in cinayetlerini ayrıntılı şekilde açıklayan itirafçı Abdulkadir Aygan’ın demeçlerinden sonra ortaya çıktığını söyleyen Aslan, ağabeyinin mezarının bulunduğunu ve DNA testi sonrasında da kesinleştiğini belirtti.

    “BİZ HAYATTAYKEN BU ACIYI ÇEKTİRENLER ADİL YARGILANSIN”

    Devlet eliyle işlenen ve ispatlanan ilk cinayet olmasına rağmen Murat Aslan davasının AİHM tarafından gerekçesiz reddedildiğini hatırlatan Fatma Aslan, “Aslan ailesi olarak hukuksal mücadelemizin sonuna kadar arkasındayız. Biz hayattayken bize bu acıyı çektirenlerin adil yargılanmasını istiyoruz. Umarım dünya üzerindeki hiçbir anne evladının acısını yaşamak ve kaybettirilen evladını aramak zorunda kalmaz” dedi.

    “AVUKATIMIZ SELAHATTİN DEMİRTAŞ NEDEN TUTUKLU?”

    Kayıp yakınları, Murat Aslan davasını, o dönemin İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube Başkanı olan Selahattin Demirtaş üstlendiğini ve 4 yılı aşkın bir süredir hukuksuz şekilde tutuklu olduğunu belirterek, “Avukatımız Selahattin Demirtaş neden tutuklu?” sorusunu yöneltti.

    BÜTÜN SUÇLULARI YARGI ÖNÜNE ÇIKARACAĞIZ”

    Demirtaş ile birlikte dönemin Diyarbakır Baro Başkanı olan CHP Milletvekili Avukat Sezgin Tanrıkulu da, “Bu cinayeti, JİTEM, karanlık devlet itirafçılarla birlikte işledi. Murat Aslan’ın bitmeyen yası sona erdi. Onun bir mezar yeri vardı. Bütün dostlarımız ve yurttaşlarımız, insanlığa karşı olan bu suçlar cezasız kalmayacak. Sorumlular yargılanmadı. Bir gün mutlaka ama mutlaka ki çok uzun bir zaman değil, bütün suçluları yargı önüne çıkaracağız ve adil bir şekilde hesap soracağız” ifadelerini kullandı.

    CEZASIZLIK POLİTİKALARI SONA ERSİN”

    Cumartesi Anneleri 846 haftanın açıklamasını Eren Erten okudu. Erten, 846 haftadır herkes bilsin, duysun diye kamuoyuna seslendiklerini; halklara yönelik işlenen suçları cezasız bırakan, her koşulda suçluyu koruyan devlet pratiği yüzünden tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını dile getirdi. Hak ve özgürlüklerin güvencesi olması gereken yargının, adalete erişimi engellediğini söyleyen Erten, “Kayıplarımızın fail ve sorumlularını yargılamak ve cezalandırmakla yükümlü olan devlet, onları cezasızlık zırhıyla koruyor. Bu yüzden ne kayıplarımıza ne de adalete ulaşmamız mümkün olmuyor” diye konuştu.

    Murat Aslan dosyasında da 27 yıldır cezasızlık politikasının etkin olduğunun altını çizen Erten, “Kaç yıl geçerse geçsin Murat Aslan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 147 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    25 yaşındaki Murat Aslan ailesi ile birlikte Diyarbakır’da yaşıyordu.

    10 Haziran 1994 tarihinde elektrik faturası yatırmak üzere evden ayrıldı. İki arkadaşı ile birlikte Yenişehir semti, Ali Amiri 1. Sokak’ta yürürken zorla Beyaz Toros’a bindirilerek kaçırıldı.

    Ev telefonunu arayan bir kişiden oğlunun kaçırıldığı bilgisini alan baba İzzettin Aslan, hemen olay yerine gitti. Esnaf ve orada bulunanlarla görüştü. Oğlunun ellerinde telsiz bulunan ve kendilerini polis olarak tanıtan dört kişi tarafından zorla beyaz bir Toros’a bindirilerek götürüldüğünü öğrendi. Olaya tanıklık edenler korktukları için müdahale edemediklerini söyledi. İzzettin Aslan ilgili tüm kurumlara başvurdu. Ancak oğlu ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    Ailesi Murat’ın izine olaydan 10 yıl sonra JİTEM mensubu Abdülkadir Aygan’ın Ülkede Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan itiraflarında rastladı. Aygan, gazetede yayımlanan itiraflarının bir bölümünde  “Murat Aslan isimli şahıs, Yenişehir Semti’nde, yani Diyarbakır Belediyesi civarından alınarak, zorla sivil Toros arabaya bindirildi ve JİTEM’e getirildi. Daha sonra Silopi JİTEM İstihbarat Tim Komutanlığı’na götürüldü. Burada işkenceyle sorgulandıktan sonra Dicle Nehri’nin kenarındaki bir dereye götürüldü. Derede öldürülerek üzerine benzin döküldü ve yakıldı. Bu dere Körtük Köyü’nün karşısına düşen bir dere idi.” dedi. Ayrıca Aslan’ın kaçırılma anında JİTEM Diyarbakır Bölge Komutanı Abdülkerim Kırca’nın bizzat orada olduğunu söyledi.

    Bu itiraflardan yola çıkan İzzettin Aslan ve İnsan Hakları Derneği Aygan’ın tarif ettiği bölgede araştırma yaptı. Görüştükleri köylüler Aygan’ın anlattıklarıyla örtüşen bir olayın yaşandığını doğruladılar. İnfaz edildikten sonra yakılan kişinin gömülü olduğu yeri gösterdiler.

    İzzettin Aslan avukatları ile birlikte Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Körtük Köyü’ndeki söz konusu mezarın açılmasını talep etti. 19 Nisan 2004 günü mezar açıldı. Toprağın yaklaşık 15 cm. altında yanık izlerini taşıyan kemiklere ulaşıldı.

    Kemik örnekleri kimliklendirme çalışması için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.  9 Eylül 2004 tarihli Biyoloji İhtisas Dairesi’nin düzenlediği raporla kemiklerin Murat Aslan’a ait olduğu kesinleşti.

    Aile, dönemin OHAL ve jandarma yetkilileri dahil 30 kişi için suç duyurusunda bulundu. Suçun nasıl ve kimler tarafından işlendiği nesnel kanıtlar ve tanıklıklarla desteklendi. Murat Aslan’ı kaçıran, işkence ile sorgulayan, infaz eden, bedenini yakarak kaybedenler açığa çıktı ancak tüm bunlar hukuki bir sonuç doğurmadı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri Ermeni aydınları sordu: 24 Nisan Ermeni halkının Galatasaray’ıdır-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Ermeni aydınları sordu: 24 Nisan Ermeni halkının Galatasaray’ıdır-VİDEO

    106. yılında Ermeni Soykırımı’nda kaybedilenleri anan kayıp yakınları, 24 Nisan’ın Türkiye’de gözaltında kaybetmelerin başlangıcı olduğunun altını çizdi. Geçmişin insan hakkı ihlallerindeki inkar ve cezasızlığın bugünün adalet krizine neden olduğunu vurgulayan Cumartesi Anneleri, yüzleşme ve hesaplaşma çağrısı yaptı. 

    Cumartesi Anneleri 839. hafta eylemlerini, 106. yılında Ermeni Soykırımında kaybedilenleri andı. Türkiye’de gözaltında kaybetmelerin tarihinin 24 Nisan olduğunu vurgulayan kayıp yakınları, geçmişin ağır insan hakkı ihlallerinin bugüne etki ettiğini kaydetti.

    Kayıp yakınları Covid-19 salgını nedeniyle online açıklama yaptı. İlk olarak söz alan Rober Koptaş, 1915’te kaybedilenlerin Türkiyeli, Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı Ermenilerin aydın sınıfı olduğunu belirtti. Başlayan tehcir ve katliamların aydınlardan sonra tüm hızıyla devam ettiğini belirten Koptaş “Gözaltında öldürülenlerin hiçbirinin mezarları bulunmadı, mezar taşı olmadı ve bu katliamın, bu soykırımın emrini verenlerin cezasız kaldığı bir siyasi iklim Türkiye’de gelişti” dedi.

    Ermeni aydınların İstanbul’da gözaltına alınma tarihi olan 24 Nisan’ın Cumartesi’ye denk geldiğine dikkat çeken Koptaş, “24 Nisan, Ermeni halkının Galatasaray’ı” vurgusu yaptı.

    “SAĞLIKLI BİR YÜZLEŞME VE HESAPLAŞMA YAŞANMADI”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Aysel Ocak ise, “Kaybedilen Ermeni aydınar gerçeğiyle sağlıklı bir yüzleşme ve hesaplaşma yaşanmadığından bu topraklarda gözaltında kaybetmeler devam etti. 24 Nisan, bu topraklarda gözaltında kaybetmelerin başlangıcıdır” dedi ve kaybedilen Ermeni aydınları andı.

    “NAZİLERİN 7 HAZİRAN, TÜRKİYE’NİN İSE 24 NİSAN KAYBETME TARİHİDİR”

    839. haftanın basın metnini Sevinç Koçak okudu. 106 yıl önce evlerinden gözaltına alınıp bir daha geri dönemeyen İstanbullu Ermeni aydınları anan Koçak, “24 Nisan vesilesi ile bir kez daha hatırlatıyoruz; uluslararası literatürde toplu kaybetmelerin başlangıcı olarak Nazilerin 7 Nisan 1941 tarihli ‘Gece ve Sis’ isimli operasyonu kapsamında yapılan kaybetmelere işaret edilir. Aslında 24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul’da Ermeni aydınların gözaltına alınarak kaybedilmesi toplu kaybetmelerin başıdır, başlangıcıdır” dedi.

    Geçmişin suçlarını örten inkar ve cezasızlık döngüsünün bugün yaşanan ağır adalet krizinin de temelini oluşturduğunun altını çizen Koçak, “Kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplarımız gibi Ermeni aydınları da hakikat ve adalet mücadelemizde yaşatacağız. Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati, cezasızlığa karşı adaleti savunmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve 140 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    24 Nisan 1915 gecesi İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul Emniyeti tarafından bir operasyon başlatıldı. Operasyonu İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey yönetti. Siyasi Şube Müdürü Mustafa Reşat Bey839. hafta, kayıyönetiminde önceden hazırlanan “Tutuklanacak Ermeni’ler Listesi”ne göre polisler gece yarısından sonra insanları evlerinden “ifadeniz var bir saat içinde geri döneceksiniz” diyerek götürdü.

    24 Nisan 1915’de başlatılan bu operasyon kapsamında İstanbul’un çeşitli semtlerinde gözaltına alınan ve içlerinde milletvekili, yazar, şair, avukat, doktor, gazeteci, eczacı, müzikolog, yayıncı, siyasetçi olan bu aydınlar Ermeni toplumunun en saygın isimleri, kanaat önderleriydi. Gözaltına alınanlar önce semt karakollarına oradan da Sultanahmet’teki Merkez Cezaevi’ne nakledildiler. 25 Nisan 1915 tarihinde Cezaevi Müdürü İbrahim Bey nezaretinde ve güvenlik güçleri eşliğinde özel bir trenle yola çıkarıldılar.

    Tutuklular önce tren sonra at arabalarıyla Ayaş ve Çankırı’ya sevk edildiler. Daha sonraki günlerde İstanbul’da devam eden tutuklamalarla Çankırı’ya getirilenlerin sayısı 158 kişiye, Ayaş’a getirilenlerin sayısı 92 kişiye çıktı.

    Gözaltına alındıkları andan itibaren başlarına geleceklerden hükümetin sorumlu olduğu bu insanlardan 174’ü bir mezar taşları bile olmadan yok edildiler. Devletin gözetimi altındayken yok olan bu insanların akıbetleri kayıtlara firar ettikleri ya da serbest bırakıldıkları şeklinde geçti. Onların hakikati resmi tarihten düşürüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı davanın ilk duruşması yarın

    Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı davanın ilk duruşması yarın

    PİRHA-Cumartesi Anneleri ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması 25 Mart’ta Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 13.00’da görülecek. İlk duruşma öncesinde, bu akşam saat 21.11’de sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemine yönelik polis müdahalesinde işkence gören ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması yarın saat 13.00’da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İlk duruşma öncesinde, bu akşam saat 21.11’de sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemine polis müdahale etmiş, aralarında kayıp yakınların da bulunduğu 46 kişi gözaltına alınmıştı. 46 kişiye, “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”na muhalefet maddesinden dava açıldı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, aralarında kayıp yakınları Maside Ocak, Besna Tosun, Hasan Karakoç, Faruk Eren’in de bulunduğu 46 kişi hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Dava Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 13.00’da görülecek.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 809. haftada Yahya Yakut’un akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 809. haftada Yahya Yakut’un akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 809. haftada, 5 Eylül 1993 tarihinde Midyat otogarından silahlı, sivil giyimli, özel harekat timlerinin kullandığı kar maskeli kişiler tarafından şiddet uygulanarak gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan Yahya Yakut’un akıbetini sordu. Yahya Yakut’un oğlu Rıdvan Yakut, babasından 27 yıldır haber alamadıklarını belirtirken, “Ama biz hakikat ve adalet savaşımızı hiç bırakmadık. Umudun kapısını hep açık bıraktık” dedi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 809’uncusunu gerçekleştirdi. Koronavirüs salgını nedeniyle eylemlerini sosyal medya hesabı üzerinden yapan Cumartesi Anneleri, 5 Eylül 1993 tarihinde Mardin’de gözaltına alınıp kaybedilen 5 çocuk babası Yahya Yakut’un akıbetini sordu.

    “ADALET MEKANİZMASININ HAYATA GEÇMESİNİ ENGELLEYEN MEVCUT SİSTEM YÜZÜNDEN SONUÇ ALAMIYORUZ

    Cumartesi Anneleri, bu haftaki eyleminde açıklamayı okuyan Cumartesi insanlarından Sinem Asya Esengen, “Gözaltında kaybetmelerle ilgili maddi gerçeği açığa çıkartacak ve faillerin yargılanmasını sağlayacak etkinlikte bir yargılama faaliyeti yürütülmesi için barışçıl bir mücadele sürdürüyoruz. 809 haftadır, hukukun temel normu olan adalete ulaşmak için mücadele ediyoruz. Ancak adalet mekanizmasının hayata geçmesini engelleyen mevcut sistem yüzünden sonuç alamıyoruz” diye konuştu.

    “HALEN BABAMIN AKIBETİNE İLİŞKİN BİR BİLGİ EDİNMİŞ DEĞİLİZ”

    Yakut’un oğlu Rıdvan Yakut, 27 yıldır verdikleri mücadelenin sonuç vermediğini belirterek, “Halen babamın akıbetine ilişkin bir bilgi edinmiş değiliz. 1990’lı yıllarda devletin koruculuk dayatmaları sonucu köyümüzü terk etmek zorunda kaldık. Köyü bırakıp ilçeye taşındığımız için geçim sıkıntısı çekiyorduk. Bunun için babam Türkiye metropollerine gidip çalışma kararı almıştı. Babam sorunsuz bir şekilde Midyat’a kadar gidiyor. Midyat’ta otobüs beklerken yanlarına gelen uzun namlulu silah taşıyan kişiler kimliğini sorgulamak istiyorlar. Sorguladıktan sonra babamı gözaltına almak istiyorlar. Bunun illegal bir gözaltı olduğu için babam buna direniyor. Ama darp ederek alıp götürüyorlar. O günden sonra kendisinden hiçbir şekilde haber alamadık” dedi.

    “HAKİKAT VE ADALET SAVAŞIMIZI HİÇ BIRAKMADIK “

    Babasının kaybolduğunda kendilerinin hala çocuk olduğunu ifade eden Yakut, “Annem küçük kardeşimi sırtına alarak bütün devlet kurumlarını gezerek babamın akıbetini öğrenmeye çalıştı. Yalnız her defasında geri çevrildi. Annem hukuki mücadelesini hiç bırakmadı. En son Dargeçit’de bulunan bir toplu mezar için başvuruda bulunduk. Yine 2020 yılında bulunan bir toplu mezar için de başvuruda bulunduk. Ama tek bir adım bile ilerleme yok. Ama hakikat ve adalet savaşımızı hiç bırakmadık. Annem her zaman evimizin kapısını açık bıraktı. Çünkü devlet hiç yardımcı olmadı bize. Umudun kapısını hep açık bıraktık. Annem babamın akıbetini öğrenmeye çalıştığı sırada hakaretlere uğradı. Annem yakın geçmişte zırhlı araç tarafından ezildi ve yaralandı. Ama biz bu mücadeleyi hiçbir zaman bırakmayacağız. İlk günkü gibi acımız tazedir” diye konuştu.

    “SUÇLARIN KİMLER TARAFINDAN YAPILDIĞI ORTADADIR”

    Yahya Yakut’un avukatı Erdal Kuzu, yapılan kaçırma olayının JİTEM faaliyetin bir örneği olduğunu şimdiye kadar etkin bir soruşturma yürütülmediğini söyledi. Avukat Kuzu, şöyle devam etti: “Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada da yine etkin bir tutum ortaya konulmadı. Yahya Yakut soruşturması tıpkı diğer faili meçhul cinayetler gibi ortaya çıkarılması gereken bir soruşturmadır. Ama şimdiye kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Ailenin talebine cevap verilmedi. Türkiye’deki hukuk süreci bu anlamda yürüse ve sonuç alınmasa bu soruşturma uluslararası kurumların önüne gidecektir. Suçların kimler tarafından yapıldığı ortadadır.”

    TORUNLARA VASİYET: OKUYUN BABANIZI BULUN

    Anne Şehriban Yakut’un henüz küçük olan torunlarına “Okuyun, babanızı bulun” diyerek yaşamını yitirdiğini dile getiren Esengen, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Büyüyen çocuklar üniversite eğitimi için geldikleri Ankara’da İnsan Hakları Derneği’ne babaları için gözaltında kayıp başvurusu yaptı ve babalarının kayıplar listesine girmesini sağladı.  Yakut Ailesi, bölgede açığa çıkan tüm toplu mezarlar için Yahya Yakut’a ait kalıntılar da olabilir diye girişimlerde bulundu. Yakut’un gözaltına alındığı yer olması nedeniyle Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na, toplu mezardan çıkan kemiklerle ilgili kimliklendirme çalışması için kan örneği verdiği Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Ancak bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Yahya Yakut dosyasında 27 yıldır etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyetinin yürütülmemesi hukukun üstünlüğü ilkesinin ağır biçimde ihlal edilmesidir. Yahya Yakut’un gözaltında kaybedilmesi ile ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini sağlama görevinizi yerine getirin.”

     (HABER MERKEZİ)