Etiket: kayıp

  • Cumartesi Anneleri, Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması için İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda eylemlerinin 1110’uncusunu gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde Hasan Gülünay’ın akıbetini soran Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıplar bulunana, hesap verilene kadar mücadele edeceklerini söyledi.

    “BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI”

    Eylemde, basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya okudu.

    Hasan Gülünay’ın çalıştığı işyerini arayan ve kendisini “Terörle Mücadele Şubesi”nden olarak tanıtan bir kişinin Gülünay’ı gözaltına aldığını ifade eden Jiyan Kaya, ailenin dönemin İstanbul Emniyeti’nde görev yapan Hüseyin Kocadağ ile görüştüğü, Kocadağ’ın “Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” dediğini, aynı dönemde gözaltında bulunan iki kişinin de Gülünay’ı emniyette gördüklerini ve yapılan işkenceye tanık olduklarını bildirdiklerini belirtti.

    Ailenin tüm resmi kurumlara yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını vurgulayan Kaya, yargı makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediğini ifade ederek, dosyanın zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldığının altını çizdi: “Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Ardından Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay’ın gönderdiği mesajı kayıp yakını Maside Ocak okudu.

    “BİZE ‘UNUTUN’ DEDİLER. BİZ BUNU KABUL ETMEDİK”

    Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “O gün yalnızca bir insan kaybolmadı. Bir ailenin hayatı, dört çocuğun çocukluğu ve bir ülkenin hafızasında açılacak kapanmaz bir hikaye başladı. Bu bir kayıp hikayesi değil. İnkarın ve cezasızlığın hikayesidir. O günden sonra hayatımız beklemek, adalet, hukuk, hakikat, zaman aşımı kelimeleriyle geçti. Önce saatleri bekledik, sonra günleri, sonra yılları. Her kapı çalındığında babamdan haber geldi sandık. Her telefonda ona ne olduğunu duymayı umduk ama hiçbir şey olmadı. Yalnızca sessizlik büyüdü. Bize sürekli kayıp dediler ama ben o kelimeye hiçbir zaman inanmadım. Çünkü kayıp tesadüf çağrıştırır. Oysa burada bir tesadüf değil bir süreç vardır. Devletin karanlık elleri muhalif olanı susturmak için organize olmuştu. Babam bulunmadı. O yüzden ben hep şunu söyledim. Babam kayıp değil. Devletin sistematik yok etme politikası sonucu gözaltında kaybedildi.

    Buna faili meçhul dediler ama aslında faili vardı. Sadece adı söylenmiyordu. Ben büyüdükçe eksikliğim de büyüdü. Çünkü bazı eksikler zamanla kapanmıyor. Aksine insanın içinde derinleşiyor. Bir çocuğun hayatında babasızlık sadece bir yokluk değil, sürekli devam eden bir soru haline geliyor. Ben hep aynı soruyu sordum. Babam nerede? Bu soru yıllar içinde değişmedi. Sadece ağırlığı arttı. Çünkü cevap verilmediği her gün o sorunun anlamı biraz daha büyüdü. Bize ‘unutun’ dediler. Biz bunu kabul etmedik. Çünkü kabul etmek olanı normalleştirmek olurdu. Oysa olan şey normal değildi. Bugün hala aynı yerdeyim. Aynı sorunun içindeyim ve biliyorum ki bu sadece benim sorum değil. Bu ülkede evladını, kardeşini, eşini, babasını kaybeden herkesin sorusu aynı. Biz cevap bekliyoruz ve bu soru cevaplanana kadar susmayacağız. Burada olacağız.”

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıklayarak, O. Yıldız’ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetlerde bulunduklarını belirtti.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.

    Çimen, sosyal medya platformu X’den yaptığı paylaşımda, şunları belirtti:

    “Gülistan Doku dosyası kapsamında Örtbas ekibinde yer alan 25 kişilik şüpheli listesi tarafımızca hazırlanmıştır. Bu kişiler baştan suçlu ilan edilmeyecek olup Baş şüpheli T. SONEL tarafından yanlış yönlendirilenlerde muhakkak vardır. Malum şüpheli T. SONEL dönemin en üst düzey kamu görevlisidir. Yine dosyamız maktulüne yönelik cinsel saldırı olayının yaşandığı ve Uyuşturucu içilen yer olan Gençlik Merkezini valilikten sözleşmeli olarak suç tarihinde İşleten O. YILDIZ’ ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetimizi yaptık.”

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1104. haftasında, gözaltında kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın kayıplarını bulma arayışı 1104’üncü haftasında da devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, bu hafta Mardin’in Derik ilçesinde gözaltına alınıp kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Gözaltına alındıktan kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbetini sormak için kaybedildikten hemen sonra yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı belirtilerek, “Askeri araçla evinden alınıp götürülen Piro Ay’a ne oldu?” diye soruldu.

    “KAYIPLARIN BULUNMASI İÇİN BU BİRİMİN ETKİN BİR ŞEKİLDE ÇALIŞMALI”

    Eylemde konuşan DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyona dikkat çekerek, “Kurulan bu birimin de, kayıplarımız içinde çalışma yapmasını istiyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün faili meçhullerin, yargısız infazların ve kayıpların bulunması için bu birimin etkin bir şekilde çalışması gerekiyor” dedi.

    “BARIŞ, ADALETİ SAĞLAYARAK GERÇEKLEŞİR”

    Onurlu bir barışın olması için kayıpların bulunması, kayıpların ortaya çıkarılmasıyla olacağını vurgulayan Buldan, “Yoksa barışın bir anlamı olmayacaktır. Geçmişle yüzleşmek ve hakikati ortaya çıkarma gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece biz gerçek bir barıştan söz edemeyiz. Barış, adaleti sağlayarak gerçekleşir” diye belirtti.

    HABER MERKEZİ

  • İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Kalıcı bir barış adalet ve yüzleşmenin tesis edilmesiyle olur-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın: Kalıcı bir barış adalet ve yüzleşmenin tesis edilmesiyle olur-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi’nin Kayıplar Haftası dolayısıyla düzenlediği panelde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, “Gerçekten kalıcı bir barış tesis edilecekse bu adaletin ve yüzleşmenin tesis edilmesi lazım.  Süreç kapsamında bazı konular yoluna girdikten sonra geçiş dönemi adaleti, faili meçhul cinayetler, zorla kaybettirmeler gibi konular birinci başlıklarımız olacak” dedi.

    Kayıplar Haftası dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi panel düzenledi. İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın ve İHD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Jiyan Tosun’un konuşmacı olarak katıldığı panelin moderatörlüğünü İHD Dersim Şubesi Eşbaşkanı Özgür Ateş yaptığı panel Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenledi.

    Panele Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dêrsim Milletvekili Ayten Kordu ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, siyasi parti ve sivil toplum kurumu temsilcileri yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Panelden önce Jiyan Tosun, Cumartesi Anneleri’nin 31 yıllık mücadelesine atfen 1992 yılında Dêrsim’de kaçırıldıktan sonra katledilen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’e karanfil verdi.

    “YAS TUTAMIYORSANIZ O KAYBETMEYİ HER GÜN YAŞIYORSUN”

    Panelde ilk olarak söz alan Jiyan Tosun, coğrafyanın “mezarsızlar ülkesi” olduğunu vurgulayarak, “Toplum, yüzleşmeye ve adalete erişecek bir yapıya sahip değil. Faillerin açığa çıkarmasını halen gerçekleştiremedik. Kaybolan sevdiklerimizi halen bulamadık. Eğer yas tutamıyorsanız o kaybetmeyi her gün yaşıyorsun. Her gün Cumartesi Meydanı’nda olmamızın nedeni acının taze olması. Gülistan Doku’nun ailesinin bu kadar mücadele etmesinin nedeni bu belirsizlik. Halen kızlarının yeri belli değil” dedi.

    Ardından söz alan İHD Eş Genel Başknaı Cihan Aydın ise, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesinde devlet kurumlarının rolüne dikkat çekerek, Ayten Öztürk’ün hikayesini paylaştı.

    “Devlet kayıp meselesinin tam odağında” diyen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Oluşturduğu ya da göz yumduğu paramiliter güçler bunu çok aleni şekilde yaptı. Korku yaymak için bunu yaptılar. İnsanları siyasal mücadeleden koparmamanın aracı olarak bunu yaptılar. Devlet yüzleşme konusunda karar vermesi lazım. Biz bu talebi sürekli gündemde tutuyoruz. Dünya örneklerinde de olduğu gibi devlet yüzleşme niyetini ortaya koymazsa gerçek anlamda bir yüzleşme olmaz. Türkiye’de en son Dargeçit Davasında zaman aşımı kararı verildi. Türkiye’de eğer bir ölüm varsa burada zaman aşımı ön görüyor. Yargı henüz insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında bir tanım yapmadı. Yargı diyor ki ‘bunlar bireysel suçtur.’ BM tarafından zorla kaybettirmelere ilişkin 2006 yılında imzalan bir anlaşma var. Bu anlaşma Türkiye tarafından imzalanmadı. Dolayısıyla barış sürecini konuşurken devletin karar vermesi lazım. Şu anda yaşadığımız geçiş sürecinde konuştuğumuz bu konular sürecin parçasını oluşturuyor. Gerçekten kalıcı bir barış tesis edilecekse bu adaletin ve yüzleşmenin tesis edilmesi lazım. Şu anda yürüyen sürecin çözüm mimarisi buna uygun değil. Süreç kapsamında bazı konular yoluna girdikten sonra geçiş dönemi adaleti, faili meçhul cinayetler, zorla kaybettirmeler gibi konular birinci başlıklarımız olacak.”

    Konuşmaların ardından yapılan soru-cevap kısmının ardından Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, kızı için yazdığı “Ayten’in acıklı hikayesini anlattılar” kitabını imzaladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Ferhat Tunç’tan, Gülistan Doku için şarkı!-VİDEO

    Ferhat Tunç’tan, Gülistan Doku için şarkı!-VİDEO

    PİRHA- 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku için, Ferhat Tunç, ‘Ah Gülistan’ şarkısını yaptı.

    Sanatçı Ferhat Tunç’un kaybettirilen Gülistan Doku’ya adadığı “Ah Gülistan” adlı eser sanal platformlarda yayınlandı.

     

    ‘Ah Gülistan’ın sözleri şöyle:

    “AH GÜLİSTAN Ellerin koynunda/Başın önünde/Adımların tedirgin/Ah Gülistan/Kıyamete yürürsün/Dersimin ayazında/Sırtında çaresizlik/Sırtında yalnızlık/Ah Gülistan, ah Gülistan

    Kimseler sormadı/Üşüyor musun bacım?/Kimseler görmedi/Korkuyor musun gülüm?/Sığınacak yer bırakmadılar sana/Koynuna çektin ellerini/Karanlığa karıştın/Ah Gülistan.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Aygül Doku: Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; yas hakkımızı istiyoruz-VİDEO

    Aygül Doku: Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; yas hakkımızı istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu’nun bildiğini dile getirerek, “Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz” dedi.

    Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.

    BİR SUÇ BÜROKRASİSİNİN ANATOMİSİ

    2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor. Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.

    Gülistan Doku soruşturmasında gelinen aşamaya dair Aygül Doku ajansımıza konuştu:

    Biz adelete güveniyoruz. Gülistan’ı öldürenler ve kaybedenler hesabını verecek. Yeni gözaltılarda olacak. Hala hesap vermeyen, sorgulanmayan isimler var. Dönemin bütün yetkililerinin sorgulanması gerekiyor. Kim niye susuyor? Açıklasınlar, Gülistan Doku’nun naaşı nerede? Biz Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Üzerinde ağlayacağımız, yas tutacağımız bir mezarımızın olmasını istiyoruz.”

    “CEM TEKİNOĞLU NEDEN GAZETECİLERİ TEHDİT EDİYORSUN?”

    Munzur Üniversitesi’nin geçmiş ve şimdiki rektörünün ilk günden bu yana Gülistan Doku’ya dair bir açıklama ve girişimde bulunmadığını vurgulayan Aygül Doku, Munzur Üniversitesi’nin dönemin Bilgi İşlem Daire Başkanı ve CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olan daha önce öğrencileri fuhuşa teşvik iddialarıyla gündeme gelen Cem Tekinoğlu’nun Gülistan Doku’ya dair haber yapan Emrullah Erdinç’i tehdit ettiğini belirtti:

    “İlk gün biz üniversiteye gittik ve kayıtları istedik. Gözaltına alınıp bırakılan Süleyman Önal bize kameraların Dinar Köprüsü’nü görmediğini söyledi. Sonradan öğreniyoruz ki 60 kamera kaydı silinmiş. O dönem oranın da başında olan isim kim? Cem Tekinoğlu. Gülistan ile ilgili haber yapan gazeteciler tehdit ediliyor. Daha dün Munzur Üniversitesi’nde görevli Cem Tekinoğlu, Gazeteci Emrullah Erdinç’i tehtid ediyor. Niye tehdit ediyorsun? Neden bu kadar bu dosyayla ilgileniyor, ucunun ona dokuncağını mı düşünüyor? Ben Gülistan’ın diplomasını almaya gittiğimde yaka paça dışarı çıkarıldım. Dönemin rektörü hiçbir şekilde bizimle irtibat kurmadı, sesizliğe gömüldü. Halbuki biz kızımızı üniversiteye emanet ettik. Sorumluluğu olanlar susuyor. Neden susuyorsunuz? Susunca gerçeklerin açığa çıkmayacağını mı düşünüyorsunuz? Gerçekler siz konuşsanız da konuşmasanız da açığa çıkacak.”

    “TUNCAY SONEL KENDİNİ TUNCELİ’NİN TANRISI İLAN ETMİŞTİ”

    Gülistan tacavüzcülerine karşı çıktığı, direndiği için katledildiğine dikkat çeken Aygül Doku, şunları kaydetti:

    “Bunun ilk olduğunu düşünmüyoruz. Daha öncede benzer süçları işlemişler, susturmuşlar. Gülistan karşı çıktığı için kaybettirildi. Tuncay Sonel kendini ‘Tuncelinin Tanrısı’ ilan etmişti. Devlet içinde devlet kurmuş. Kimse karşı çıkmamış. Ne İl Emniyet Müdürü, ne Munzur Üniversitesi’ndekiler ne de Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi. Hepsi ne demişse yapmış. Biri hastane kayıtlarını silmiş, diğeri kamera katılarını, bir başkası katledip, kaybetmiş. İl Özel İdare’den bir memur Gülistan’a dokunan son kişi olduğu ortay açıktı. Bu nasıl olur?”

    “GÜLİSTAN’I KAYBEDENLER KONUŞSUN, GÜLİSTAN’IN NAAŞI NEREDE?

    “Bu mesele artık bizim meselemiz olmaktan çıktı” diyen Aygül Doku, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz ilk gün ‘Gülistan Doku nerede?’ diye sormaya başladığımızdan bu güne kadar mesele bütün kadınların meselesi oldu. Bir Gülistan daha katledilmesin diye adalet mücadelesi veriyoruz. Biz Gülistan’ın geri gelmeyeceğini biliyoruz. Biz sadece Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz. Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu biliyor. Onlar bunu saklayarak cezaevinden çıkıp, normal hayatlarına döneceklerini mi sanıyorlar. Hayır. Böyle olmayacak. Buna izin vermeyeceğiz. Gülistan Doku dosyasında adalet sağlanana, Gülistan’a dokunan her kim varsa hesap verene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    Munzur Üniversitesi çalışanı konuştu: Tacizcileri koruyanlar görevlerine devam mı edecek?

    PİRHA- Gülistan Doku dosyası, Munzur Üniversitesi’ndeki ilişki ağını yine gündeme getirdi. Ajansımıza konuşan üniversite çalışanı, tacizcilerin ve mobbing uygulayanların hala görevde olduğunu vurgulayarak, gerekli soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler Dersim’deki bürokrasi ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Munzur Üniversitesi sürecin başından itibaren “sessiz” kalırken, yürütülen soruşturmanın Munzur Üniversitesi’ne uzanıp uzanmayacağı merak konusu.

    Gülistan Doku soruşturmasında Munzur Üniversitesi’ne dair milletvekilleri, “Munzur Üniversitesi’nde rektörlük makamı veya üniversite yönetimiyle bağlantılı olarak gündeme gelen taciz ve mobbing iddiaları hakkında herhangi bir savcılık soruşturması yürütülmüş müdür? Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin güvenliğine ilişkin şikayetler Bakanlığınıza, savcılıklara veya kolluk birimlerine ulaşmış mıdır? Munzur Üniversitesi’nde Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce veya sonra kadın öğrencilerin yaptığı taciz ve şiddet başvurularının akıbeti nedir? Gülistan Doku dosyası ile Munzur Üniversitesi’ndeki taciz ve mobbing iddiaları arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırılmış mıdır?” soruları kamu adına sorulurken, üniversite çalışanları da bu sessizliğin bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.

    “TACİZCİLER GÖREVDE”

    Adını vermek istemeyen Munzur Üniversitesi çalışanının aktardıkları ise, başka bir soruna da işaret eder nitelikte.

    Munzur Üniversitesi’nin bir önceki rektörü Ubeyde İpek’in dönemin valisi Tuncay Sonel’in araya girmesiyle Süleyman Soylu üzerinden ikinci dönem rektör yapıldığını bizzat kendisinin sohbetlerde ifade ettiğini paylaşan çalışan, “Gülistan Doku cinayeti sonrasında neden hala Munzur Üniversitesi mercek altına alınmadı?”  diye sordu.

    Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademik ve idari personelin öğrencilere yönelik tacizleri hiçbir zaman gündemden düşmediğini hatırlatan çalışan, “Hatta hem Ubeyde İpek hem de mevcut rektör bu tacizcileri hala koruyup kolluyor. Bunlar hala öğrencilerin derslerine girip duruyorlar ki kimin çocuğu olsa tedirginlik duyar. Bunun yanında tarikatların şehirde üniversite öğrencilerini evlerde toplayıp ayinler düzenledikleri ve yine belirli tarikatlara yakın kişilerin rektör Kenan Peker tarafından korunup kollarak üniversite içerisinde etkin bir hale getirdiği de herkesin çok yakından bildiği gerçeklerdir” dedi.

    “SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ”

    Ubeyde İpek döneminde Barış Akademisyeni ve FETÖ’cü oldukları iddiasıyla üniversiteden onlarca kişi ihraç edilirken bizzat aynı gerekçeler ile Bank Asya hesapları ve Fetullahçılarla açık ilişkileri olmasına rağmen Ubeyde İpek’e yakın isimlerin dosyalarının sümen altı edildiğini idddia eden çalışan, şunları ifade etti:

    “Bunlar açık ve nettir. Üstelik bu kişiler üniversitede hali hazırda da görev yapmakta olup, gerçekleştirdikleri usulsüz işlemler ve alımlarla devleti zarara uğratmalarına rağmen mevcut rektör Kenan Peker tarafından korunup haklarında tek bir işlem dahi yapılmamıştır. Savcılık gerek duyarsa sizin vasıtanızla bu isimlere dair delilleri sunabiliriz. Fakat şunun altını kalın harflerle çizmek gerekiyor. Bu incelemelerin bizzat savcılık tarafından yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu kişiler hakkında üniversitece her defasında göstermelik soruşturmalar açılıp üstü kapatıldığı gibi, bazen de soruşturmalarda bilerek usul hataları yapılarak aklanmalarının önü açılmaktadır”

    “ALEVİLİK VE DERSİM HALA SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Devlet yıllarca Dersim’i kategorik olarak olumsuzladığı için tarikatların önünün hep açık tutulduğunu belirten çalışan, “Tuncay Sonel örneğinde de gördüğümüz gibi birileri sürekli vatan-millet-sakarya edebiyatıyla her türlü usulsüzlük ve suçlarını devletin imkan ve olanaklarını kullanarak ört pas ettirdiler. Şimdi dönüp geriye baktığımızda demek ki fişlenen bu insanların rahatsızlıklarının boşuna olmadığı kanıtlanmış oluyor. Bir üniversite düşünün ki rektörleri her defasında geçmişin sömürge valileri gibi bu kentin kültürüne ve inancına yabancı ve düşman gözüyle bakan insanlardan seçiliyor. Ramazanda çay ocaklarını kapatıp çay servisini yasaklayan bugünkü rektör büyük bir pişkinlikle basına bunun yalan olduğunu ifade etti. Hadi Türkiye kamuoyunu kandırdı, peki bu devletin valisi, polisi ve istihbaratı bunu yaptığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama işte mesele Alevilik ve Dersim olunca birbirlerini ne yazık ki bırakmıyorlar” diye ifade etti.

    “GÜVEN SORUNU VAR”

    Yeni bir demokratikleşme sürecinin içinden geçildiğini vurgulayan çalışan “Fakat bizzat devlet içindeki art niyetli yöneticilerden ötürü bölge insanı güven duymuyor. Çünkü kendilerine değer verilmediği hissine bölgedeki yönetici profillerine bakarak çok rahat varabiliyorlar. Hem şehrin hem de üniversite personelinin istediği, bölge kültürüne yabancı olmayan bir rektörün atanması çok mu zor? diye sorarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “ELAZIĞLI REKTÖRLER KUŞATMASI”

    “Mevcut Rektör’ün yapıyor gibi gözüktüğü herşeyin bir şov olduğunu şehirdeki herkes biliyor. Kanaatimce sadece hakkındaki taciz, usulsüzlük ve tehdit iddiları bugün bile cumhurbaşkanına iletilse bu makamda kalması mümkün görülmez. Üniversite resmen bir ‘Elazığlı rektörler’ kuşatması altında. Onlarca başarısızlığa imza atan, bir akademisyenden ziyade akademik ve idari personelin üzerinde tahakküm kurma arayışında olan Kenan Peker hakkındaki iddialar çok vahim. Hakkında onlarca haber ve Meclis’te soru önergesi verilmesine rağmen YÖK tarafından herhangi bir girişim bile başlatılmaması da düşündürücü. Devlet eğer bir valisi üzerinden herkesin gözüne batan bu olumsuz imajı düzeltmek istiyorsa kesinlikle toplumla barışık ve güven aşılayan bir rektör atamalı. Çünkü üniversite şehirde toplumsal dokuyu bozan kurumların başında görülüp yöneticilerinin olumsuz uygulamaları da buna tuz biber olmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gülistan Doku dosyasında yeni gelişme!-VİDEO

    Gülistan Doku dosyasında yeni gelişme!-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku cinayetine dönük devam eden soruşturma kapsamında gözaltına alınan Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem görevlileri Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem savcılığa sevk edildi. 

    Munzur Üniversitesi öğrencisiyken 5 Ocak 2020 tarihinde kaybettirilen, yıllarca “Gülistan Doku Nerede?” sorusunu soran ailesi ve kadınların mücadelesiyle yeniden ele alınan dosya kapsamında gözaltılar yaşanmaya devam ediyor.

    Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem görevlileri Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem’in emniyetteki işlemlerinin ardından Tunceli Adliyesi’ne sevk edildi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersimli yurttaşlar: Tüm sorumlular adalet önünde hesap versin-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar: Tüm sorumlular adalet önünde hesap versin-VİDEO

    PİRHA- Dersimli yurttaşlar, Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmeleri olumlu bulurken, dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in cinayeti, devletin gücünü arkasına alarak örtbas etmek istediğine dikkat çekti.

    Gülistan Doku soruşturmasında dönemin Tunceli Valisi ve Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel, yürütülen soruşturma kapsamında sevk edildiği mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.Tuncay Sonel’in tutuklanmasıyla birlikte tutuklu sayısı 12’ye çıktı.

    Dersimli yurttaşlara, Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmeleri, dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in cinayetteki yerini sorduk.

    Yurttaşlar, gelişmeleri olumlu karşılarken, Tuncay Sonel’in devletin yetkisini arkasına alarak cinayeti örtbas ettiğini söyledi. Dersim’de yaşamlarına dair endişelerini dile getiren yurttaşlar, “Tüm sorumlular adalet önünde hesap versin” çağrısında bulundular.

    PİRHA/DERSİM

  • Akın Gürlek: Ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır!

    Akın Gürlek: Ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır!

    PİRHA- Gülistan Doku’nun davası kapsamıından aralarında dönemin Dersim valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’inde bulunduğu 12 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Kamu vicdanında derin iz bırakan bu soruşturma, tüm yönleriyle yeniden ele alınmakta; hiçbir şüphe ve iddia göz ardı edilmeden, ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır” dedi.

    2020 yılından beri akıbeti bilinmeyen Gülistan Doku’nun davasında yeni bir gelişme yaşandı. 7 ilde yapılan operasyonda 13 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken, 12’si gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında dönemin Dersim valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’de bulunuyor.

    Gözaltılar sonrası gelişmelere dair Adalet Bakanı Akın Gürlek, açıklama yaptı.

    Akın Gürlek’in açıklaması şöyle:

    “Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığımızca önemli bir adım atılmış; çok yönlü yürütülen çalışmalar neticesinde gözaltı işlemleri gerçekleştirilmiştir. Kamu vicdanında derin iz bırakan bu soruşturma, tüm yönleriyle yeniden ele alınmakta; hiçbir şüphe ve iddia göz ardı edilmeden, ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla araştırılmaktadır. Bu zorlu ve kapsamlı süreci büyük bir sabırla takip eden Doku ailesinin acısını paylaşıyor; adaletin tecellisi için özveriyle görev yapan Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve hassasiyetle çalışan kolluk güçlerimize teşekkür ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Türkiye Yüzyılı, Adaletin Yüzyılı olacaktır’ vizyonu doğrultusunda; faili meçhul hiçbir olay kalmayana kadar, hukukun tüm imkanlarını seferber etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Gülistan Doku’nun ailesi Dersim’de: Adalet yerini buldu!

    >6 yıldır kayıp olan Gülistan Doku davasında yeni gelişme: Gözaltılar var!

    >Gülistan Doku’nun avukatı konuştu: Üst düzey kamu görevlileri de dosyaya dahil edilmeli!

  • Kaybedilişinin 6.yılında Gülistan Doku’nun ailesi kaybedildiği yerde: Katiller korunuyor!- VİDEO

    Kaybedilişinin 6.yılında Gülistan Doku’nun ailesi kaybedildiği yerde: Katiller korunuyor!- VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku’nun kaybedilişinin üzerinden 6 yıl geçti. Geçen bu 6 yılda Gülistan’ın akıbeti devlet tarafından aydınlatılmazken, Doku ailesi Gülistan’ın en son görüldüğü Sarı Saltık viyadüğünde açıklama yaparak, kızını okuması için gönderdiği okulunda katledildiğini, bunun devlet koruması altında yapıldığını ve katillerin korunduğunu söyledi. Yapılan açıklamanın ardından Doku ailesi savcılığa geçti.

    Gülistan’dan 5 Ocak 2020 tarihinden beri haber alınamıyor. İlk başta ‘intihar etti’ dense de, daha sonra çıkan bulgularla Gülistan’ın intihar etmediği, kasıtlı bir biçimde kaybedildiği açığa çıktı. Her ne kadar olayın ardındaki sır perdesi aralanmasa da, Gülistan Doku’nun katledildiği ve akabinde kaybedildiği aşikar. En son 2025 yılının Nisan ayında Doku dosyasının savcılıkça yeniden açıldığı ve kurulan özel ekiple yeniden inceleneceği açıklansa da dosyada herhangi bir gelişme yaşanmadı.

    Bugün Gülistan Doku’nun kaybedilişinin ardından 6 yıl geçti. Doku ailesi Gülistan’ın en son görüldüğü yer olan Sarı Saltuk viyadüğünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan anne Bedriye Doku, kızını okuması için gönderdiği okulunda katledildiğini, bunun devlet koruması altında yapıldığını ve katillerin korunduğunu söyledi. Anne Doku devamında ise şunları dile getirdi:

    “Devlete sesleniyorum, Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum, Adalet Bakanı’na, Milletvekillerine sesleniyorum; Allah için bize yardım edin. Benim kızım yanımda kaybolmadı. Kızımı devlete teslim etmiştim. 6 yıldır bir haber yok. Ben ilk günde söyledim bugün de söylüyorum ‘kızım intihar etmedi’. Kızım bana telefon açıp ‘eve geleceğim’ dedi. Yeğenlerine toka, bana ayakkabı almıştı. Bir kez daha soruyorum kızım geleceğini söylemişti; neden intihar etsin? Sizin çocuklarınız yok mu? Bizi neden çaresiz bıraktınız” diyerek kızının akıbetini sordu.

    Sarı Saltuk viyadüğünde yapılan açıklamanın ardından, Doku ailesi savcılıkla görüşme yapmak üzere adliye binasına gitti.

    PİRHA/DERSİM

  • GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, 1078. haftada Hayrettin Eren’in akıbetini sordu-CANLI

    GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, 1078. haftada Hayrettin Eren’in akıbetini sordu-CANLI

    PİRHA-Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1078. haftasında Galatasaray Meydanı’nda Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Yapılan açıklamada, “45 yıldır Hayrettin Eren’in akıbetini ortaya çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen tüm iktidarlar bu suçun devamcısıdır. Kaç yıl geçerse geçsin; Hayrettin Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1078. haftasında Galatasaray Meydanı’nda 45 yıl önce gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Açıklamayı, Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “45 YILDIR HAYRETTİN EREN İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Zorla kaybetmenin suç olduğu belirten Setenay Yarıcı, “Zorla kaybetmeler, yalnızca bir insanın ortadan yok edilmesiyle sınırlı bir insanlığa karşı suç değildir; geride kalan aileler için bitmeyen bir belirsizlik, tükenmeyen bir arayış ve kapanmayan bir yara anlamına gelir. Bu belirsizliğin açtığı yaraların iyileşmesinin yolu, gerçeğin ortaya çıkarılmasından, adaletin sağlanmasından ve kayıp ailelerinin yalnız bırakılmadığını gösteren güçlü bir dayanışmadan geçer. 1078. haftamızda bir kez daha yineliyoruz: Hayrettin Eren’i işkenceyle öldürüp bedenini kaybedenlerin isimleri devletin resmi kayıtlarında mevcuttur. 45 yıldır Hayrettin Eren’in akıbetini ortaya çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen tüm iktidarlar bu suçun devamcısıdır. Kaç yıl geçerse geçsin; Hayrettin Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Annelerinden ‘Hakikat Komisyonu kurulsun’ talebi-VİDEO

    Cumartesi Annelerinden ‘Hakikat Komisyonu kurulsun’ talebi-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1069. hafta eyleminde İbrahim ve Edip Çelik dosyasını birkez daha gündeme getirdi. Yapılan açıklamada, kayıpların bulunması için “Hakikat Komisyonlarının kurulması artık ertelenemez bir zorunluluktur” denildi.

    Kayıp yakınlarının bulunması için 1995 yılından günümüze dek mücadele yürüten Cumartesi Anneleri, bu hafta da Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    1. hafta buluşması için biraraya gelen Cumartesi Anneleri, birkez daha faili meçhul cinayetlere dikkat çekti.

    Basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Jiyan Tosun okudu.

    31 yıl önce Batman’da gözaltında kaybedilen Baba İbrahim ile Oğlu Edip Çelik dosyasını paylaşan Tosun, doksanlı yıllarda yaşanan kontrgerilla faaliyetlerine değindi.

    “HAKİKAT KOMİSYONU” VURGUSU!

    Jiyan Tosun, polis bariyerleri önünde yapılan eylemdeki katılımcı sınırlamasını da kınayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Buradayız. Çünkü gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbetini öğrenebileceğimiz etkili bir başvuru mekanizması hâlâ yok. Bu nedenle sesimizi duyurmak ve kamuoyu oluşturmak için her cumartesi bir araya geliyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında kaybedilen sevdiklerimizi gündemde tutmak, unutturmamak ve bu ısrarı kuşaktan kuşağa aktarmak için mücadelemizi sürdürüyoruz.

    Bugün bir kez daha hatırlatıyoruz: Hakikat ortaya çıkmadan adalet sağlanamaz.

    Yalnız kayıp yakınlarının değil, toplumun da gözaltında kaybedilenlere ne olduğunu ve geride kalan bizlerin neler yaşadıklarını bilmesi gerekir. Bunun için geniş yetkilerle donatılmış Hakikat Komisyonlarının kurulması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

    Bu haftaki buluşmamızda, Hizbullah’ın Batman’da evlerinden alarak kaybettiği İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik’in akıbetlerini bilmek istiyoruz diyerek buluştuk.

    90’lı yıllarda Batman, özel harp stratejisi doğrultusunda faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi haline getirilmişti. Hizbullah, yüzlerce kişiyi gündüz vakti, herkesin gözleri önünde infaz etti. Evlerinden aldığı ya da sokak ortasında kaçırdığı insanları işkence merkezlerinde sorgulayıp katletti, kaybetti. Tüm bunlar yaşanırken güvenlik ve idari bürokrasinin desteği, göz yumması ve koruması nedeniyle hiçbir engelle karşılaşmadı.

    Nitekim dönemin OHAL Bölge Valisi Ünal Erkan, 17 Şubat 1993 tarihli Milliyet gazetesine verdiği röportajda, ‘Hizbullah tipi örgütleri çözmeye niyetlerinin olmadığını’ açıkça söylemişti.

    “FAİLLER KORUNDU”

    50 yaşındaki, dokuz çocuk babası İbrahim Çelik, Batman’ın Soğuksu Mezrası’nda yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. 10 Temmuz 1994 gecesi, maskeli ve silahlı dört kişi evine gelerek onu ‘yer gösterme’ bahanesiyle zorla yanlarında götürdü.

    Durumdan şüphelenen 19 yaşındaki oğlu Edip Çelik, babasını yalnız bırakmamak için peşlerinden gitti. Ancak baba ve oğul bir daha evlerine dönmedi. Endişelenen aile, Jandarma ve Emniyet’e başvurdu. Ardından olayla ilgili Hizbullahçılar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Fakat tüm başvurular sonuçsuz kaldı; İbrahim Çelik ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı.

    Merese Çelik’in oğlunun ve eşinin bulunması için yaptığı başvurular sonuçsuz bırakıldı. O günden bu yana tam 31 yıl geçti; tüm başvurulara rağmen etkin bir soruşturma yürütülmedi, failler korunarak cezasızlık zinciri sürdürüldü.

    Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim Çelik ve Edip Çelik için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Eylemde Edip Çelik’in yeğeni Berfin Çelik de duygularını paylaşarak şunları söyledi:

    “Ben bir cumartesi torunuyum. 1994 yılında Batman’da gözaltında kaybedilen İbrahim Çelik’in torunu, Edip Çelik’in yeğeniyim.

    Anneannem Merese Çelik ile başlayan dayımı ve dedemi arayışımız annemle ve bizlerle devam ediyor. Dedeme ve dayıma ne olduğunu bilmek ve onların bir mezara sahip olması için buradayız.

    Aileme bu acıları yaşatanların yargılanması için buradayız. Artık bu acıların kuşaklar boyu sürmesini istemiyoruz.

    Gençlerin acıların izini sürmediği, hayatın güzelliklerini yaşadığı bir ülke özlemiyle buradayız. Dedem, dayım ve tüm kayıplarımız bulunana kadar burada olacağız. Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Ayten Öztürk için adalet istedi!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Ayten Öztürk için adalet istedi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin bin 67’ncisinde 33 yıl önce gözaltında katledilen Ayten Öztürk’ün faillerini sorarak,”Ayten’in adını unutmayın. Çünkü biz unutursak, Ayten bir kez daha kaybolacak. Unutmayın ki biz de kaybolmayalım” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bin 67’inci kez bir araya geldi. Eylemde gözaltında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde, 33 yıl önce katledilmiş halde bulunan Ayten Öztürk’ün hikayesi anlatıldı.

    Avukat Jiyan Kaya, Ayten Öztürk’ün hikayesini aktararak şunları ifade etti:

    “Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Hıdır Öztürk, Mayıs 1992 tarihinde Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından telefonla arandı ve kızlarıyla birlikte alaya çağrıldı. Hıdır Öztürk 3 kızıyla birlikte alaya gitti. Albay Yazgankıran tehditler içeren görüşmeden sonra bir askere, ‘Bunları aşağıya Mahmut Bey’e götür’ dedi. Aslında ‘Mahmut Bey’, MİT ve JİTEM adına çalışan, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, 3 kardeşi sorguladı, adres ve telefon bilgilerini aldı. Kısa süre sonra devlet memuru olan 2 kardeş başka şehirlere sürgün edildi. Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’da Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışında, içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı.”

    “İŞKENCE GÖRDÜKTEN SONRA İNFAZ EDİLDİĞİNİ AÇIKLADI”

    Ayten Öztürk’ün 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe’de katledilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Jiyan Kaya, “Ayten Öztürk’ün katledilmeden önce işkenceye maruz kaldığı ortaya çıktı. Detaylı otopsi yapılmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Daha sonra JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce tahsis edilen beyaz Land Rover araçla kaçırıldığını, Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve günlerce işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı. Bu itiraflar basında da yer aldı” dedi.

    Jiyan Kaya, Ayten Öztürk’ün ailesinin hukuki girişimlerinin karşılık bulamadığını ve 2022 yılında davanın zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü ifade etti. Jiyan Kaya, devamında şunları söyledi: “Failler kim olursa olsun, devletin hangi kademesinde bulunursa bulunsun, yargılanmadan ve hesap vermeden gerçek bir hukuk düzeni kurulamaz. Adalet ancak cezasızlık zinciri kırıldığında mümkün olabilir. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, vazgeçmeyeceğiz.”

    “UNUTMAYIN!”

    Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ün gönderdiği mektup da eylemde okundu. Avukat Davut Arslan’ın okuduğu mektupta şunlar belirtildi: “Bu mektubu, kızımın hikâyesini anlatmak için, onun sesi olmak için yazıyorum. Ayten, benim narin kızımdı. 6 çocuğumdan ikincisi, en zarifimdi. Dersim’de doğdu, orada büyüdü. ilkokulu, ortaokulu, liseyi orada okudu. Henüz  27 yaşındaydı. Bir un fabrikasında çalışıyordu. Emeğiyle geçiniyordu. Ben bir baba olarak soruyorum. Kızımın canını alanlar nerede? Adalet neden hâlâ yok? Bugün mektubumla buradayım, kızımın sesi olmak için. Bugün buradayım, kayıplarımızı unutturmamak için. Ayten’in adını unutmayın. Çünkü biz unutursak, Ayten bir kez daha kaybolacak. Unutmayın ki biz de kaybolmayalım.”

    Açıklama sonrası Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce katledilen 5 kişi için ‘adalet’ istedi!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce katledilen 5 kişi için ‘adalet’ istedi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce Şirnex’te katledilen 5 kişi için “adalet” çağrısında bulunarak, adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 57’nci haftasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Eylemde, gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı.

    Bu haftaki eylemde, 1993 yılının Haziran ayında Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesine bağlı Hirareş köyünde asker ve korucular tarafından gözaltına alındıktan 19 yıl sonra cenazeleri bulunan Ömer Çetin, Ahmet Güler, Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler’in hikayesi anlatıldı.

    Sebla Arcan, kalıcı bir barış için yüzleşme ve hesaplaşmanın olması gerektiğini ifade etti. Hirareş köyüne yapılan baskında yurttaşların okulda toplatıldığı ve 2 gün boyunca işkenceye maruz kaldığını aktaran Sebla Arcan, “Köylülerden Ömer Çetin, askerler tarafından gözaltına alınarak karakola götürüldü. Daha sonra evine getirilerek arama yapıldı. Aramada herhangi bir şey bulunamayınca, askerler Ömer Çetin’i ‘Konuşmazsan eşini çıplak şekilde köyde dolaştıracağız’ diyerek tehdit etti. Bu tehdit üzerine evin balkonundan atlayarak kaçmaya çalışan Ömer Çetin, askerler tarafından silahla tarandı ve ağır şekilde yaralandı. Aynı gün Ömer Çetin, Ahmet Güler, Sait Şen, Beşir Baskak, Abdullah Güler ve bir diğer Ahmet Güler, gözleri bağlı şekilde ‘ifade verecekleri’ gerekçesiyle askerler tarafından götürüldü” dedi.

    Sebla Arcan, şunları söyledi:

    “Birkaç gün sonra ağır yaralı halde köye dönen Ahmet Güler, gözaltında yaşananları şöyle anlattı: ‘Ömer Çetin ve benimle aynı isme sahip Ahmet Güler’i köy yakınlarında infaz ettiler. Ardından beni, Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler’i buğday tarlalarının olduğu dağlık bir alana götürdüler. Bizi bir çukura attılar. Ben otururken silah sesleri geldi, arkadaşlarım üzerime düştü. Bir de bomba attılar. Kendime geldiğimde köye döndüm ve olanları anlattım.’ Ahmet Güler’in anlatımı üzerine bölgeye giden aileler, yakınlarının hunharca öldürülmüş bedenlerine ulaştı. Ölülerini dini vecibeleri yerine getiremeden gizlice ve toplu bir biçimde defnettiler. Olayın ardından köylüler zorla yerlerinden edildi, farklı şehirlere göç etmek zorunda kaldılar. Ahmet Güler, 24 gün boyunca hastanede tedavi gördü. Sol kolu sakat kaldı ve hâlâ bedenini tam olarak kullanamıyor. Olayı tüm ayrıntılarıyla anlatmasına rağmen, hiçbir adli işlem başlatılmadı.”

    Sebla Arcan, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Pierre Sane’nin dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e bir mektup göndererek olayın araştırılmasını talep ettiğini ancak hukuki sürecin işletilmediğini söyledi.

    2012 yılında Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında yapılan kazıda kemiklerin ailelere teslim edildiğini dile getiren Sebla Arcan, olayın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen faillerin yargılanmadığını vurguladı. Sebla Arcan, adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Cumartesi İnsanları’ndan Ali Ocak, babası Hasan Ocak’ın gözaltında kaybettirilişinin 24’üncü yılı olduğuna işaret ederek, “Anne ve babamın bize bıraktığı bu arayışı ömrümüz yettiğince sürdüreceğiz. Bizim ömrümüz yetmezse de oğullarımıza, torunlarımıza bırakacağımız bu miras olacaktır” dedi.

    Konuşmaların ardından Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasında Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti sorularak, ““Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Cumartesi Anneleri-İnsanları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı.

    Bu haftaki eylemde 31 yıl önce Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti soruldu.

    Sayğı’nın hikayesini okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya, 30 yaşındaki Mustafa Sayğı’nın, 3 Haziran 1994 tarihinde, motosikletiyle Pirsus’a gitmek üzere evden çıktığını, dönüş yolunda, Suruç ilçesi Yoğurtçu Köyü’nde Devlet Su İşleri’ne ait binada geçici olarak konuşlandırılmış 5’inci Bölük Komando Taburu’nda görevli askerler tarafından durdurularak, gözaltına alındığını aktardı.

    İki gün boyunca Mustafa’dan haber alamayan ailesi onu her yerde aradığını belirten Kaya, “R.Y. isimli bir köylü, anne Ayşe Sayğı’ya şu bilgiyi verdi: ‘Ben ve İ.Ş., şehir merkezinden dönerken Yoğurtçu Köyü’nde görevli jandarmalar tarafından durdurulduk. Aynı anda Mustafa da durdurulmuştu. Kimliklerimize bakıp bizi bıraktılar ama Mustafa’yı alıp götürdüler.’ Ayrıca hayvan otlatan iki köylü Mustafa’nın askerler tarafından Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola götürüldüğünü görerek durumu eşi Dursun Sayğı’ya haber verdiler” dedi.

    Ailesinin, Mustafa’yı sormak üzere Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola gittiğinde karakoldan, Mustafa Sayğı’nın ilçe merkezindeki karakolda olduğu ve soruşturmanın sürdüğü bilgisi verildiğini belirten Jiyan Kaya, şunları ifade etti:
    “Ancak Mustafa geri dönmeyince aile, Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet dilekçesi verdi. Savcılık dilekçeyi işleme koyarak İl Merkez Komutanlığı’na Mustafa’nın durumunu sordu. Merkez Komutanlığı ise Mustafa’nın gözaltına alınmadığını bildirdi. 2009 yılı Aralık ayında, Suruç’un Bilgin Köyü’ne bağlı Akdoğan Mezrası’nda defineciler tarafından yapılan kazıda bir höyükte çürümüş bir motosiklet ve kemik parçaları bulundu. Bunlar savcılığa teslim edildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu kemiklerin hayvanlara ait olduğunu öne sürdü. Bu nedenle savcılık, 7 Nisan 2010 tarihinde tekrar ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verdi. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. 2015 yılında, AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

    Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri’ne destek eylemi!-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri’ne destek eylemi!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Cumartesi Anneleri’nin eylemlerinin 30’ncu yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda süren barışçıl oturma eylemleri, Türkiye’de cezasızlıkla mücadele eden en uzun soluklu sivil itaatsizlik örneklerinden biri olduğunun altını çizilerek, “Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yanındayız. Onların mücadelesi, hepimizin mücadelesidir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda kayıpların bulunması için yaptığı  eyleme dair açıklama yaptı.

    Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Bugün, 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda başlayan ve kesintisiz biçimde süren bir vicdan ve hakikat mücadelesinin 30. yılını doldurduğunu aktararak, “Bizler, İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi olarak, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaktan vazgeçmeyen, cezasızlığa karşı direnen ve adaleti savunmak için kamuoyu önünde sessiz ama kararlı bir direniş sergileyen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yanındayız. Onların mücadelesi, hepimizin mücadelesidir” dedi.

    “ZORLA KAYBETMELER İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR”

    1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda süren barışçıl oturma eylemleri, Türkiye’de cezasızlıkla mücadele eden en uzun soluklu sivil itaatsizlik örneklerinden biri olduğunun altını çizen Ateş, şunları ifade etti:

    “Ancak bu onurlu mücadeleye devletin cevabı yıllarca sessizlik, inkâr, yargısal cezasızlık ve şiddet oldu. 30 yıla yayılan adalet mücadelesine rağmen faillerin büyük bölümü yargılanmadı. Açılan davalar beraatle sonuçlandı ya da zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü.

    2018 yılından bu yana Galatasaray Meydanı polis bariyerleriyle çevrili durumda. Anayasa Mahkemesi’nin 2022 ve 2023 yıllarında verdiği iki ayrı kararla, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın barışçıl toplanma hakkının ihlal edildiği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bu kararlar uygulanmamaktadır.

    Meydanda yeniden toplanmak isteyen ailelere karşı kolluk tarafından orantısız müdahaleleri, gözaltılar ve kısıtlamalar sürdü. Kasım 2023’ten bu yana fiziksel müdahale sona ermiş olsa da bu kez de eyleme katılacak kişi sayısı hukuka aykırı biçimde 10 kişiyle sınırlandırılmıştır.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Biz sadece kaybedilenlerimizin kemiklerini, bir mezar taşını arıyoruz” diyerek yıllardır tüm topluma insanlık onurunu hatırlatıyor.

    İnsan Hakları Derneği olarak bizler, bu mücadelenin bir parçası olduğumuzu her fırsatta ifade ettik. 30 yıldır dile getirdiğimiz gibi bir kez daha yineliyoruz:

    Zorla kaybetmeler insanlığa karşı suçtur. Bu suçların failleri yargılanana, kayıplar bulunana, devlet geçmişiyle yüzleşip hesap verene dek bu mücadele sürecektir.

    Devletin, Anayasa Mahkemesi kararlarını derhal uygulaması; Galatasaray Meydanı’nın barışçıl toplanma hakkına açılması; tüm kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve cezasızlığa son verilmesi gerekmektedir.

    İnsan haklarına, adalete, demokrasiye inanan herkesi Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın çağrısına kulak vermeye davet ediyoruz.

    30 yıldır kuşaktan kuşağa aktarılarak sürdürülen bu hakikat mücadelesi yalnız bırakılmamalı. Sessizliğe, inkâra ve cezasızlık politikalarına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin; kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. 1044.haftamızda, kendisinden olmayanı düşmanlaştıran zihniyetin gözaltında kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.”

    “ZAMANAŞIMINI İŞLETMEYİN”

    ESP MYK üyesi Orhan Çelebi de, Hasan Ocak’ın kaybedilmesine dair süreci paylaşarak, “Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Uluslararası teamüllere uyun. Dosyayı, insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirin. Zamanaşımını işletmeyin. Etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütme görevinizi yerine getirin” çağrısında bulundu.

    Konuşmaların ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapılırken, kaybedilen anısına Seyit Rıza büstüne karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1040’ıncı buluşmasında 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sorarak, “Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 104O’ıncısında gözaltında kaybedilen, katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde, 1994 yılında İstanbul’da gözaltına aldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cüneyt Aydınlar’ın akıbeti soruldu.

    İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Oya Ersoy, 27 Şubat’ta İmralı Heyeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına işaret ederek, çağrının “barışa giden meşakkatli yolun başlangıcı olması”nı istedi.

    CÜNEYT AYDINLAR’IN HİKAYESİ

    Oya Ersoy,  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi olan Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy’deki Ömür Durağı’nda polisler tarafından gözaltına alındığını ve Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldüğünü aktararak, “Burada 7 gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra, 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiklerinde, aralarında Cüneyt yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İHD avukatlarına, ‘28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçıp kayıplara karıştı’ cevabını verdi. Cüneyt’ten bir daha haber alınamadı” diye konuştu.

    “YOĞUN İŞKENCE GÖRDÜ”

    Oya Ersoy, Cüneyt Aydınlar ile birlikte gözaltına alınan kişilerin, 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, Aydınlar ile 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını aktardıklarını paylaşarak, “Tanıklar ayrıca, yoğun işkence gören Cüneyt’in; ağır yaralı, bir ayağı kırık, yürüyemez haldeyken ‘ölmeye hazır mısın, ölmeye gidiyorsun’ diyen polisler tarafından sürüklenerek bulunduğu hücreden götürüldüğünü açıkladılar. Ailenin ve İHD’nin başvurduğu yetkili merciler, Cüneyt Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili hemen, etkin ve tarafsız bir soruşturma süreci başlatmadı. Cüneyt’in kaybedilmesini önlemek ve sonrasında onu kaybedenleri cezalandırılmak için, kendi yetkileri dahilindeki gerekli önlemleri almadı” dedi.

    Oya Ersoy, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre desteksiz ayakta duramayan birinin, 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadı. Tanıkların beyanlarını değil, polisin dayanaktan yoksun firar senaryosunu esas aldı. 31 yıldır Aydınlar Ailesi’nin evlatlarının gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçekleri bilme ve onun akıbetini öğrenme hakları ihlal edildi. 1040. haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Cüneyt Aydınlar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de, “Cüneyt Aydınlar bu devletin kayıtlı gözaltında kaybıdır ve işkence ile katledilmiştir” dedi.

    Açıklamanın ardından, Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Galatasaray Meydanı’nda Murat Yıldız’ın faillerinin yargılanması istendi-VİDEO

    Galatasaray Meydanı’nda Murat Yıldız’ın faillerinin yargılanması istendi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1039’uncusu haftasında 1995 yılında İzmir’de gözaltına altına aldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Murat Yıldız’ının akıbetini sorarak, faillerin yargılanmasını istedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1039’uncusunu gerçekleştirdi.

    Bu hafta 1995 yılında İzmir’de gözaltına altına aldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Murat Yıldız’ının akıbetini sorarak, faillerin yargılanmasını istedi.

    Basın metnini İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Sebla Arcan okudu.

    Arcan, “Buradayız çünkü güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra haber alamadığımız sevdiklerimize ne olduğunu öğrenemiyoruz. Devletin bütün kapılarını bize kapattığı, haklarımızın yok sayıldığı, yargının hukukla bağını kestiği ve siyasetin sorun çözme yeteneğini kaybettiği koşullarda, yalnızca kayıplarımız için değil, aynı zamanda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için de mücadele ediyoruz” dedi.

    Sebla Arcan, Murat Yıldız’ın kayıp hikayesine dair şunları ifade etti:

    “Murat yıldız,  19 yaşındaydı. İzmir’de annesi ile birlikte yaşıyordu. Bir kafede otururken çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaşmış ve bu yüzden polis tarafından aranmaya başlanmıştı. Annesi Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler, ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine, 23 Şubat 1995 tarihinde Murat Yıldız avukatı, kuzeni ve annesi ile birlikte, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesine giderek Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan üç gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince, anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için, onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler.

    Gebze 2’inci Asliye Ceza Mahkemesinin, beş yıl süren yargılama sonucunda, Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören bir tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanının esas aldığını ve onlara yalnızca “görevi ihmal”  suçundan günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verildi.

    İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak yeniden soruşturma açılmasını talep etti. Açılan soruşturma, iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı.  Gözaltında kaybedilen kişilerin yaşam hakkından devlet sorumludur. Kamu görevlilerinin gözaltında kayıp olaylarına karıştıklarına dair emareler bulunması halinde, devletin yaşam hakkını ihlal ettiği kabul edilmektedir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yürütülen adli süreç, maddi gerçeği açığa çıkarmadı, faillerin cezalandırılmasını sağlamadı. Aksine, Murat’ın yaşam hakkının ihlal edildiği gerçeğinin üzerini örttü. Kaç yıl geçerse geçsin Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından söz alan Murat Yıldız’ın avukatı İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, “Murat Yıldız gözaltında kaybedildi ancak sadece kaybedilmedi ona ait tüm kayıt ve dosyalarda kaybedildi. Dosyanın akıbetini araştırırken 1 ay boyunca dosya arşivde denildi daha sonra ise imha edildiği söylendi. Oysa biz daha önce baktığımızda Yıldız’a ait bir dosya hiç olmamıştı. Savcılık defterinde intihar etti notu düşüldü ama annesini defalarca verdiği kayıp ilanı ve bulunmasına dair yaptığı başvurular, dilekçeler yok sayıldı. Dosya daha başlatan intihar denilerek dosya kapatılmıştı ve Murat Yıldız’ın kayıp olmasına neden olan polisler hakkında açılan davadan sadece para cezası verilmişti ama bu para cezası dahi ödetilmedi” diye konuştu.

    Ardından Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Hanife Yıldız, “Ben kendi oğlumu kendi elimle götürdüm. Ben otuz yıldır oğlumu ve anneliğimi ve adaleti arıyorum. Adaletin de yaptığına bakın, her taraf tellerle çevrili buda AKP’nin eseridir. Bizim acılı, yılımızı, ayımız çok. İşte Berfo annenin ölüm yıl dönümü onların önünde saygıyla eğiliyorum.” İfadelerine yer verdi.

    Açıklama sonrası eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılması ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması talebiyle birkez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Yapılan açıklamada, 46 yıl önce Bucak Aşireti tarafından kaçırılıp kaybedilen Bedirhan Tüysüz’ün akıbeti soruldu.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1036. hafta eylemi sebebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Mahkeme kararına rağmen, eylemin yapılacağı alan bir kez daha polis ablukasına alındı.

    Cumartesi Anneleri, ellerinde karanfiller ve yakınlarına ait fotoğraflar ile polis bariyerleri önünde basın açıklaması yaptı.

    BUCAK AŞİRETİNİN AYDINLATILMAYAN EYLEMİ!

    Cumartesi Anneleri adına 1036. hafta basın açıklamasını Ümit Efe okudu. “Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diyen Efe, şöyle devam etti:

    “46 yıllık inkar ve cezasızlık son bulsun; Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    1036 haftadır ısrarla altını çiziyoruz; gözaltında kaybetme suçu yalnızca kaybedilen kişiye karşı işlenmez. Kaybetmeler, kaybedilenin arkasında bıraktığı insanlara karşı da işlenmiş bir suçtur. Kayıp yakınlarına yaşatılan belirsizlik, bekleyiş, hakikate ve adalete ulaşamamanın yarattığı çaresizlik duygusu işkencedir, zalimane ve insanlık dışı muameledir.

    1036. haftamızda 46 yıldır bu işkenceye maruz kalan Tüysüz Ailesi’nin Galatasaray’daki sesiyiz. 46 yıl önce Hilvan’da kaybedilen Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    70’lerin sonlarında Hilvan’da saldırıların, ölümlerin yaşandığı ağır bir şiddet ortamı vardı. 6 Mayıs 1979’da yenilenen Hilvan seçiminde bağımsız belediye başkan adayı olarak giren Nadir Temel seçimi kazandı. Böylece  Hilvan, Kürt siyasetinin kazandığı ilk belediye oldu. Seçimler sonrasında Hilvan’daki şiddet ortamı daha da ağırlaştı.

    Dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak, aynı zamanda yüzlerce silahlı adamı olan Bucak Aşireti’nin devlet ile işbirliği yapan kanadının ağasıydı. Kontrgerilla ve özel harekat ile yakın ilişki içinde olduğuna dair ciddi iddalar bulunmaktaydı.Kendisi ile işbirliği yapmayan Urfa’daki aşiretler, Bucak’ın hedefindeydi. Siverek ve Hilvan’da yerleşmiş bulunan Tüysüzler de bu aşiretlerden biriydi.

    AİLENİN HİÇBİR İDDİASI ARAŞTIRILMADI!

    10 çocuk babası Bedirhan Tüysüz, Urfa Hilvan Kılıcın Köyü’ünde yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. Çevresinde sevilen, sayılan birisiydi. 1979 yılının Kasım ayında, Bucak Aşiretine mensup Hakkı Bucak’ın yüzlerce silahlı adamı köye baskın yaptı. Bedirhan Tüysüz’ün 13 yaşındaki oğlu ve eşini rehin aldılar.

    Bedirhan Tüysüz’e, ‘ailen elimizde, gel konuşalım’ diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Bedirhan Tüysüz olay yerine geldi, ancak onu zorla araca bindirip kaçırdılar. Hemen jandarma ve kaymakamlığa başvuran aile, kaçırılan oğullarının bulunmasını talep etti.

    Bedirhan Tüysüz’ün, Bucak’lara ait Söyütlü Köyünde zorla alıkonulduğu başta olmak üzere, ailenin hiç bir iddiası araştırılmadı; savcılıklara yaptıkları suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı.

    Soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz: Bedirhan Tüysüz’ün akıbetini açığa çıkartacak etkinlikte bir soruşturma başlatın. Tüysüz Ailesi’nin ‘en azından bir mezarımız olsun’ talebini karşılamak için harekete geçin.

    Kaç yıl geçerse geçsin Bedirhan Tüysüz için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YILMADIK, ÖDÜN VERMEDİK!”

    1036’ncı hafta eylemi için Bedirhan Tüysüz’ün oğlu Mehmet Emin Tüysüz de yazılı açıklama gönderdi. Babasının, devlet yanlısı çeteler tarafından katledildiğini belirten M. Emin Tüysüz, şu ifadeleri kaleme aldı:

    “Babam Bedirxan Tüysüz ve onun gibi binlerce kaybedilen insanımızın anısına. 1979 yılında Hilvan – Siverek çatışmalı döneminde kaybettik. Suçu neydi diye sorulursa halkına, insanına karşı ihaneti kabullenmeyip boyun eğmeyişiydi. Bu yüzden devlet yanlısı çetelerin hedefinde idi… Bir gün büyük bir çete grubunun baskınıyla evinden alınarak götürüp kayıplara eklendi.

    O günden bu güne hak, hukuk, adalet arayışımız bir sonuç vermedi ama yılmadık umudumuzu koruduk çizgimizden, duruşumuzdan ödün vermeden mücadele ettik ve insan hakları mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımıza, halkımıza sözümüzdür bu ülkeye, bu topraklara hak, hukuk ve adalet sağlanıncaya kadar mücadelemiz devam edecektir bu yolda mücadele eden ve direnenlere selam olsun…”

    PİRHA/İSTANBUL