Etiket: kaz dağı

  • Kenanoğlu, Eybek Dağı’nda yapılması planlanan santrali meclise taşıdı

    Kenanoğlu, Eybek Dağı’nda yapılması planlanan santrali meclise taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, Eybek Dağı’nda kurulması planlanan RES (Rüzgar Enerji Santrali) Projesini meclis gündemine taşıdı. Endemik türlerin yok olma tehlikesine dikkat çeken Kenanoğlu, “ÇED raporunun bitki listesi bölümünde, Eybek Dağı’nda endemik bitki türüne rastlanmadığını rapor eden kişi ve kurumlar hakkında bir teftiş süreci işletilecek midir?” sorusunu yöneltti.

     HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Polat Enerji A.Ş. tarafından Balıkesir ve Çanakkale arasında bulunan Kazdağı silsilesi içerisinde yer alan Eybek Dağı’nda kurulması planlanan Duygu RES Projesini meclis gündemine taşındı.

    Projeye ilişkin soru önergesi hazırlayan Kenanoğlu’na göre ÇED raporu çok sayıda hatalı ve yanıltıcı değerlendirmeler içermekte.

    ENDEMİK TÜRLER TEHLİKE ALTINDA

    Kenanoğlu, yöre halkının Duygu RES Projesini istemediğini ifade ederek, inşanın 1992 yılında koruma altına alınan Kazdağı Milli Parkı sınırlarına çok yakın bir mesafede olduğunu belirtti. Kenanoğlu ayrıca söz konusu bölgenin çok sayıda endemik türe ev sahipliği yaptığını da vurgulayarak, “Kazdağı ekosisteminde, Duygu RES Projesi’nin hayata geçirilmesi durumunda endemik türlerin korunması ve yeniden üremesi noktasında ciddi zorluklarla karşı karşıya kalacaktır” dedi.

    “ALANIN ORMANSIZLAŞMASI SÖZ KONUSU”

    Kenanoğlu, hazırladığı soru önergesinin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını isteyerek şunları kaleme aldı:

    “Polat Enerji A.Ş. tarafından Eybek Dağı’nda yapılması planlanan Duygu RES Projesi kapsamında 40 türbin Eybek Dağı’nın muhtelif yerlerine yerleştirilecektir. Proje Balıkesir ili Edremit ilçesi Yaşyer ve Hacıarslanlar mahalleleri, Havran ilçesi Fazlıca ve Tarlabaşı mahalleleri ile Çanakkale ili Yenice ilçesi Armutçuk, Kıraçoba, Kalakbaşı ve Karaaydın köyleri arası bir lokasyonda faaliyet gösterecektir. Bu türbinlerin 37 adedi 4 MWe, 3 adedinin ise 0,9 MWe kapasitesinde olacağı; türbinlerin 7 adedinin tarım alanları, 33 adedinin de ormanlık alan içerisinde yer alacağı belirtilmektedir. Projenin faal olmasıyla birlikte 328.600 m2’lik bir alanın ormansızlaşması söz konusu olacaktır.

    Tüm bunlar ışığında,

    -Türkiye’nin kurulu gücü 87.000 MWe ve 2018’de kullanılan enerji miktarı 47.000 MWe iken, bir diğer deyişle 2028 için bile fazla kurulu güç söz konusu iken, ekosisteme zarar verecek yeni projelere neden ihtiyaç duyulmaktadır? Bu projelere neden onay verilmektedir?

    -Edremit Körfezi’ne akan dereler üzerinde yürütülen baraj ve ıslah çalışmalarının körfez ekosistemi üzerindeki olumsuz etkileri biliniyorken Edremit Körfezi’yle teması olan ve proje alanı kapsamında yer alan yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının akışını değiştireceği bilinen Duygu RES Projesi’nin Edremit Körfezi’nde yol açacağı tahribatın önüne geçmek için önlem(ler) alınmış mıdır?

    -Projenin bölgedeki heyelan ve toprak kayması riskini arttıracağı düşünüldüğünde heyelan ve toprak kaymasınının önüne geçmek adına yeni önleyici mekanizmalar geliştirilmiş midir?

    -Urla, Çeşme ve Karaburun’da kurulan RES’lerin yukarıda da belirtilmiş olan olumsuz etkileri gözönüne alındığında yerleşim yerlerine yakın kurulması planlanan Duygu RES Projesi’ne bakanlığınız ve bağlı kurumlar hangi gerekçelerle onay vermektedir?

    -ÇED raporunun bitki listesi bölümünde, yapılan çalışmalar neticesinde yanıltıcı bir şekilde Eybek Dağı’nda endemik bitki türüne rastlanmadığını rapor eden kişi ve kurumlar hakkında bir teftiş süreci işletilecek midir?

    -Türbinler monte edildikten sonra kuş göç hareketlerini gözlemlemeye devam etmek sonucu nasıl etkileyecektir? Kuşlara, yarasalara ve memelilere zarar verdiği saptanırsa türbinler sökülecek midir?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    PİRHA- Çanakkele’den Balıkesir’e uzanan Kazdağları Milli Parkı doğal güzellikleri içinde barındırıyor ve farklı iklim koşulları ile nitelikli bir ekosistem oluşturuyor. Bu doğal güzellikler maden aramaları, barajlar, evsel atıklar, derelerin kirliliği ile yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

    Balıkesir ve çevresinde birçok yerde dağlarda maden ocakları, altın arama çalışmaları ve HES yapılmasına ilişkin Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin ile geçimini çifçilik yaparak sağlayan Necdet Küçükçetin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Burhaniye’de ekolojik anlamda çok büyük sıkıntılarının olduğunu aktaran Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin, Madra Dağına, Burhaniye’nin Karadere köyü ile İvrinde’nin köylerine çok yakın mesafede olan bir maden ocağının yapılması gündemde. Çok yakın bir zamanda dünyanın aslında en vahşi altın madeni arama yöntemi olan açık linç yöntemiyle siyanürle altın arama ve ayrıştırma yöntemini kullanarak burada altın çıkartacaklar” dedi.

    “SİYANÜRLÜ SU İÇECEĞİZ”

    Türkiye’nin yaylaları açısından en değerli yerlerinden birisinin Madra Dağı olduğunu kaydeden Engin, Altın madenlerinin faaliyete geçmesi ile birlikte yaşanacak sorunlara dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Madra dağında geçmişten bu güne kadar 12 tane yayla var. Yaylalarımızda şeker, fasulye, sadece bu yöreye özgü Badala, Kozak fıstığı ile Burhaniye başta olmak üzere körfez bölgesini besleyen çok değerli ve doğal tarım yapılmakta. İşte bu yaylalarımızın tamamı altın madenine çok yakın bir mesafede ve etki alanı içerisinde olacak. Bu sadece  yaylalarımızla sınırlı kalmayacak. Düdüklü suyumuz var. Eskiden insanlar evlerinde kullanırlarmış. Ancak özelleştirilince sadece sokaklarımızda var olan çeşmelerimizden akan düdüklü su altın madenleri faaliyete geçerse siyanürlü akacak ve biz siyanürlü su içeceğiz. Burhaniye halkı olarak ne yazık ki bununla ilgili hiçbir şey yapılamıyor. Çünkü maden şirketi ruhsatlandırmasını almış, Avrupa imar ve kalkınma bankasından kredilerini almış. Altının siyanürle ayrıştırılması esnasında gerekli olan suyu özellikle Burhaniye’nin yeraltı su kaynağı ve içme su kaynağından alacaklar. Altı tane doğal yeraltı su kaynağı altın madeni tarafından bu şekilde kirletilmiş olacak.”

    “KÖYLER VE SİT ALANLARI SU ALTINDA KALACAK”

    Siyanürle altın çıkartırken çok fazla miktarda suya ihtiyaç duyulacağını ve bu suyun sadece yeraltı sularından karşılanmayacağını belirten Engin, “Burhaniye’nin Alevi köylerinden olan Tahtacı köyünde Reşit barajı yapılması planlanıyor. Henüz daha faaliyete geçmedi fakat orada su tutulduğu zaman yaklaşık 5-6 köy ve çok verimli tarım arazileri su altında kalacak. Aynı zamanda tahtacı köyünde var olan birinci ve ikinci derecede SİT alanları, eski dönemlere ait taş ocakları, sunaklar ya da birinci, ikinci derece buluntular ne yazık ki su altında kalacak. Turizm Bakanlığı’nın kültürel ve doğal değerlerimizi koruma vakfının belgelerinden öğreniyoruz biz de bunu. Şu aşamada birinci, ikinci derece SİT alanı olduğu için yapılması, şu anda durdurulduysa da orada köylülerin, köy sular altında kaldığı zaman nereye taşınacağına dair plan ve projeler bitirilmiş. Köylü köyünü terk edecek. Yine kredilendirilerek vatandaş, elindeki verimli toprağını alarak başka bir yere göçe zorlanacaktır” diye konuştu.

    “BU BİR İNSANLIK VE YURTTAŞLIK GÖREVİ”

    Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin son olarak yapılan doğa katliamına ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Biz yaşadığımız alanlarımızı savunmak zorundayız yani hepimiz birer yaşam savunucusu olmak zorundayız, çünkü çocuklarımıza bir sözümüz olmalı, yarınlarla ilgili toprağımızı, havamızı, suyumuzu, dağlarımızı, Madra ve Kaz dağlarımızı, çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bulduysak öyle bırakmak durumundayız. Bu bir insanlık görevidir, bu bir vatandaşlık görevidir, bu bir yurtseverlik görevidir, diye düşünüyorum. Ekoloji mücadelesi ve bu mücadelenin içerisinde yer almalıyız.”

    “İNSANLAR İŞSİZ VE KARINLARINI DOYURAMAZ DURUMDA”

    Doğma büyüme Burhaniyeli olan ve yaşamını çiftçilik yaparak geçiren Necdet Küçükçetin ise bölgede tarım alanlarının daraldığını, insanların bölgeyi sadece turzim alanı ve emekli kesimin gelip dinlendiği bir yer olarak gördüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “Bölgelerde verilen tahribatı en iyi gözlemleyenlerden biriyim. Buralar ciddi anlamda tarım bölgesiydi ve İstanbul’u doyuran bir bölgeydi. Çünkü ürettiğimiz birçok ürünü ve üretim fazlalığımızı İstanbul’a gönderirdik. O zaman İstanbul hallerine çalışırdık. Özellikle yazları domates, biber, patlıcan türü sebzelerle her gün 8-10 kamyonu rahat rahat doldurup İstanbul hallerine gönderen bir konumdaydık. Bugün insanlar daha çok bu sahil bandını dinlenmek için tercih ettiğinden dolayı bu tarım arazilerini kaybettik. Bu tarım arazileri kaybedildiği için ve üretim olmadığından dolayı insanlar tarımda para kazanamaz duruma geldiler. Arazilerini sattılar. Tabi satılan araziler bir daha tekrar yerine gelmiyor. İnsanlar şu an işsiz güçsüz kendi arazilerini arar duruma geldiler. Kendi karınlarını doyuramaz noktadalar. Turizm bölgesi zaten genelde emeklilerin, yaşlılıklarını en azından rahat bir hayat geçireyim diye düşündükleri bir alan. Bu anlamda  yerleşik insanlara iş olanağı sağlamayan yatırımlar olduğundan dolayı ciddi anlamda bir ekonomik sıkıntı yaşıyor. Gençlerimiz ciddi göç veriyor. Yaşlıları buraya alıyoruz ama gençlerimizi doğal olarak başka alanlara özellikle de İstanbul’a gönderiyoruz. Herkes kendi çocukları dahil olmak üzere İstanbul da kendilerine yaşam kurmaya çalışıyorlar.”

    “KÖY MERALARI SÜREKLİ İŞGAL EDİLİYOR”

    Balıkesir bölgesinde özellikle dağlarda ve yaylalarda  altın madenleri ile ilgili ciddi sıkıntıların yaşandığına dikkat çeken Küçükçetin, yapılan altın madenleriyle birlikte bölgede yaşayanların yaşadığı sıkıntılara ve sorunlara ilişkin şunları dile getirdi:

    “Yaz sezonunda ovada sıcaktan kaynaklı üretemediğimiz ürünleri Burhaniye’nin yayla köylerinde yetiştirip insanları bir şekilde doyuruyorduk. İşte o ürünlerden de olmaya başladık. Köylümüz ciddi anlamda mağdur olmaya başladı. Hayvancılığımız maden alanları ile çevrilmeye başladığı noktalarda köylülerimiz o alanlarda hayvancılık yapamaz konuma geldi. Köy meraları sürekli işgal ediliyor ve madenciler tarafından köylülerimiz sıkıntı içerisine düşürülüyor. Yaz sezonunda 200 binlere varan bir nüfusa ulaştığımızda beslenme sıkıntımız başlıyor ve fiyatlarımız yükseliyor. Çünkü yaylalarda zaten araziler küçük olduğu için üretim azlığı nüfus fazlalığı arz talep meselesinden fiyatlar yüksek. Bunun için de hem insanlarımız hem de tüketici mağdur oluyor. Bu arazileri korumanın yolu madencilerin kesinlikle gitmesi gerekiyor. Ve bu alanların tekrar köylüye kazandırılması ve buralarda hayvancılığın ve tarımın desteklenmesi gerekiyor. Hiçbir maden bizim yerleşik insanlarımıza bir gelir getirmiyor. Var olan gelirden oluyor insanlar. Doğal olarak onlarda artık köylerini bırakıp şehre gelme noktasına geldiler.”

    “DOĞAL TALANA KARŞI ORTAK MÜCADELE VERİLMELİ”

    Balıkesir bölgesinde Kaz Dağalarına, Madra Dağlarına, yaylarına ve sularının üzerine yapılmak istenen  HES’lere karşı ortak mücadele çağrısında bulunan çiftçi Necdet Küçükçetin son olarak şunları kaydetti:

    “İnsanların bu doğal talana karşı bir arada ortak mücadele vermesi gerekiyor. Bu arazilerin mutlaka korunması gerekiyor, yerel yönetimlerin bu konuda ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. O kadar verimli arazilerimizin içerisinde binaların yükselmesi bizleri çok ciddi anlamda umutsuzluğa sevk ediyor. Bu sadece yerel anlamda bizim değil ülkenin meselesi. Bugün İstanbu’ da Ankara’da büyükşehirlerde tarımın yapılamadığı alanları besleyen bizim gibi alanlar  da tahrip edildiğinde oradaki insanların da bir mağduriyeti, açlığı söz konusu olacak. Buraların korunması tüm Türkiye için önemli ve buraların mutlaka korunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de başta yönetenler olmak üzere yerel yöneticilerin ve halkın duyarlı olması gerekiyor. Bu vahşi saldırıya karşı halkın topyekün bir şekilde mücadele etmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    İsmet SEFER-Ersin ÖZGÜL/BALIKESİR

     

     

     

  • Eski zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüler-VİDEO

    Eski zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüler-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Akçay’da eski bir zeytinyağı fabrikasını Murat Bostancıoğlu ve kardeşi Uğur Bostancıoğlu etnografya galerisine dönüştürerek Kaz Dağları’nın mitolojisini ve tarihini herkese ulaştırmayı amaçlıyorlar. 

    Murat Bostancıoğlu, kardeşi Uğur Bostancıoğlu ile hem Kaz Dağları yöresini mitolojik ve tarihsel olarak topluma ulaştırmak hem de babalarına atfen Balıkesir Edremit Akçay’da bulunan eski bir zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürüyorlar. Birçok bölgeden ziyaretçi akınına uğrayan ve herkesin kendine ait bir parça bulduğu Sarıkız Kaz Dağı Etnografya Galerisini Bostancıoğlu kardeşler 2015 yılında açtı.

    Sarıkız Kaz Dağı Etnografya Galerisine girdiğinizde sergileme alanı ve perdelemelerle bölümlendirilmiş, büyükçe tek bir mekan. Girişinde sizi, günümüz ve Antik Çağ yerleşim birimlerinin yerleştirildiği bir Kazdağı Maketi karşılıyor. Sağda, 8 izleyici koltuğuna sahip bir köşede asılı olan ekrandan, 8 dakika süreli Mitolojik Kazdağı bilgilendirmesi yapılıyor. Sonraki bölümde, zeytinin işlenip zeytinyağına dönüşme serüveni maketlerle canlandırılıyor. Gezenler bir yandan da duvar panolarıyla bilgilendiriliyor. Benzer şekilde Troya maketinin önünde Troya Savaşı, Antandros bölümünde güncel Antandros kazıları, ayrı ayrı bölümlerde ise yörenin ünlü Sarıkız ve Hasanboğuldu efsaneleri, Sütüven Şelalesi anlatılıyor.

    Geçmiş yıllarda Kazdağı’nda ve Edremit’te farklı biçimlerde yaşamış Sabahattin Ali, Tuncel Kurtiz, şair Mustafa Kemal Sütüven, klarnet virtüözü Şükrü Tunar, halk ozanı Ali Ekber Çiçek adlarına ayrılan bölümlerin pano ve vitrinlerinde, “düşünce-inanç-sanat anlayışları”nın yanı sıra video gösterileriyle de anılıyorlar.

    “KAZDAĞINDAN GEÇMİŞ TÜM DEĞERLERİ İŞLİYORUZ”

    Eski bir zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüklerini belirten Murat Bostancıoğlu, “Buranın içinde 13 bölüm var. Burada Kaz Dağlarının mitolojisi ile birlikte günümüze kadar Kaz Dağlarından yolu geçmiş tüm değerleri işliyoruz. Galerinin içerisinde mitolojiyi, bölgeye ait arkeolojik objeleri, Türkmenleri, Yörükleri, Macirleri, Sabahattin Ali’yi ve Sarkız efsanesini görebilirsiniz. Amacımız Kaz Dağı yöresini ziyaret eden ziyaretçilerimize 20 dakikada bölge hakkında birçok bilgiyi hızlı bir şekilde film şeridi gibi izletmek ve göstermektir. Çünkü insanların Kaz Dağları ile ilgili bilmediği birçok unsur var. Bunları buradan Kaz Dağları ziyaretçilerine aktarmaktayız” dedi.

    “GALERİYİ BÖLGEYE VEFA BORCU OLARAK YAPTIK”

    “Galerimiz 3 yıl olmasına rağmen yoğun ilgi görüyor” diyen Bostancıoğlu şunları ifade etti:

    “Birçok ilde yoğun ziyaretçilerimiz oluyor. Kardeşim Uğur Bostancıoğlu ile bu galeriyi merhum babama atıf için oluşturduk. Çoğu insan neden bir restoran veya kafe açmadınız diyor. Ancak biz bu galeriyi bölgeye vefa borcu olarak açtık. Severek yapıyoruz ve iş olarak görmüyoruz. Her hafta farklı etkinlikler yapıyoruz burada.”

    “HERKES KENDİNE YÖNELİK BİR ŞEY BULABİLİR”

    Bölgenin tarihi çok eskilere dayandığı için içerisinde birçok mitolojik hikaye ve efsane barındırdığına dikkat çeken Bostancıoğlu, “Galeriye girildiğinde herkes kendine yönelik bir şeyler bulabilir. Farklı farklı konu ve objeler ile bölgeyi işlediğimiz için herkesi bir ucundan yakalıyoruz” diye konuştu.

    “BİZ BURADA SADECE KAZ DAĞLARINI İŞLEDİK”

    Galeride bulunan bal mumu heykellerinin özellikle yoğun ilgi ve iyi tepkiler aldığını vurgulayan Bostancıoğlu şunları kaydetti:

    “Gelen ziyaretçiler galerimizde bulunan topluma mal olmuş kişilerin bal mumu heykelleri ile istediği gibi fotoğraf çekiyor ve dokunabiliyor. Biz burada sadece Kaz Dağları bölgesini işledik. Ancak yöreden geçmiş ve yaşamış kişilere de yer verdik. Sanatçı Ali Ekber Çiçek son dönemlerini Kaz Dağlarında geçirdi. Hatta evi ve anıt mezarı burada. Bölge için önemli bir kişi olduğu için Ali Ekber Çiçeğin bal mumu heykelini yaparak bir köşe ayırdık. Ayrıca bir diğer önemli sanatçımız Tuncel Kurtiz’de Kaz Dağlarının duyulmasında önemli rol oynayan birisiydi. Ve öldüğünde buraya gömülmek istediği için mezarı da burada. Sabahattin Ali’nin de çocukluğu ve gençliği burada geçiyor. ‘Benim Meskenim Dağlardır’ türküsünü Kaz Dağları için yazıyor. Edremit’e aşık birisi.”

    İsmet SEFER

    BALIKESİR