Etiket: kazancı yokuşu

  • 78’liler Hareketi’nden 12 Eylül protestosu: Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm!-VİDEO

    78’liler Hareketi’nden 12 Eylül protestosu: Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm!-VİDEO

    PİRHA – 78’liler Hareketi, 12 Eylül’ün 44. yıl dönümünde Taksim Kazancı Yokuşu’nda eylem yaparak darbecileri protesto etti. 78’liler Hareketi kurucusu Celalettin Can, “12 Eylül, siyasi partisiyle, devlet eliyle sürüyor. Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm” diyerek darbe zihniyetiyle henüz hesaplaşılmadığına vurguladı. 

    78’liler Hareketi, 12 Eylül darbesinin 44. yılında Taksim Meydanı Kazancı Yokuşu’nda basın açıklaması yaptı.

    “12 Eylül tekçi rejimle iç içe sürüyor” pankartının açıldığı eylemde darbe döneminde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
    Eylemde, “Gün gelecek, devran dönecek, darbeciler halka hesap verecek” sloganı atıldı.

    78’liler Hareketi kurucusu Celalettin Can, yaptığı kısa konuşmada, “12 Eylül, siyasi partisiyle, devlet eliyle sürüyor. Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm” diyerek, darbe zihniyetiyle henüz hesaplaşılmadığına vurgu yaptı.

    “DARBECİLERLE HESAPLAŞILAMADI”

    20 kurum adına ortak basın açıklamasını 78’liler Hareketi İstanbul Temsilcisi Yunus Bircan okudu. Bircan, tekçi darbe rejiminin darbe zihniyetini sürdürdüğünü ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “12 Eylül darbe rejimi tekçi rejimle iç içe sürüyor!
    12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 44 yıl geçti. Ancak, 12 Eylül darbe rejimi temel unsurlarıyla sürüyor. 12 Eylül, Anayasasını dahi fiilen tanımaz bir siyasi tutumla sürüyor.
    Darbeci “devlet ruhu” ve davranışı ile sürüyor.
    Siyasi partiler, seçim barajı, YÖK, RTÜK, sendikalar yasalarıyla sürüyor.
    12 Eylül devletinin, sözde “yasal” temellerini oluşturan 1980-83 açık darbe döneminde yapılan 600’ün üstünde yasayla, o tarihten günümüze kadar çıkarılan yeni baskı yasaları ve yönetmeliklerle sürüyor.

    “İKTİDARI DARBE REJİMİYLE BÖLÜŞTÜLER”

    Bu ülke 44 yıldır darbe yasaları ve yönetmelikleri ile yönetiliyor. Özellikle de son 15 yıldır giderek ağırlaşan biçimde bu ülke, gerektiğinde kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, tekçi, benci bir ruhla, kendinden ve çevresinden ötesini görmekten uzak, pragmatik – faydacı bir düşünce ve davranış biçimiyle yönetiliyor.
    1983’den 2000’li yıllara kadar kurulan sözde sivil hükümetler, Milli Güvenlik Rejimi çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüştüler.
    Toplumun her kesimine dönük resmi şiddet dalgasına karşı, özellikle batıda toplumsal muhalefetten doğru bir direniş ve dayanışma hattı oluşturulamayınca, siyasi arenaya itaatkâr ve tepkileri bastırılmış bir toplum modeli çıktı.
    Muhalif kesimlerin parçalı ve birbirinden bağımsız olarak geliştirmeye çalıştıkları yeni örgütlülükler, ölçüsüz ve yok edici şiddet ile karşılaştı.

    “İKTİDARLAR 12 EYLÜL REJİMİNİN KALICI OLMASINA BÜYÜK KATKI SUNDULAR”

    12 Eylül Rejiminin kapattığı partilerin mirasçıları, 1991’de Kürt muhalefetinin de desteği ile hükümet oldu. “Demokratikleşme” programıyla iktidar olmalarına ve Kürtlerden de destek görmelerine karşın, bu programı askıya aldılar.
    Sivil iktidarlar, askerin MGK üzerinden bir nevi hükümet ortağı konumuna itiraz etmemekle, 12 Eylül rejiminin kalıcı olmasına en büyük katkıyı sundular.
    Klasik partilerin demokrasiye ihanetinin bedeli ağır oldu; sistemden umudunu kesen seçmenler de Siyasal İslam’a yönelme eğilimi gelişmeye başladı.

    “SİYASAL İSLAMIN ÖNÜ ABD TARAFINDAN AÇILDI”

    Siyasal İslam’ın önü, 1980’lerin başında Sovyet sistemini kuşatma stratejisini uygulayan ABD tarafından açılmıştı. Darbeciler Türkiye’yi ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikasına eklemlediler. Türk-İslam Sentezi” ismi verilen ve özünde milliyetçi ve İslamcı bir dokuya sahip olan ideolojiyi bütün topluma dayattılar. Artık rejimin, cumhuriyetçi, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu tartışmalı olacaktı. Türkçü ve İslamcı vurgunun güçleneceği bir sürece girilecekti.

    TÜRK TİPİ TEKÇİ REJİM

    Türkiye’nin 12 Eylül darbesiyle hesaplaşamayışının sonucu, 15 Temmuz darbe girişimi olurken, devamla “Allahın lütfu” olarak tekçi rejimin inşasını kolaylaştırdı. Türk Tipi Tekçi Rejim, 12 Eylül rejiminin siyasal-askeri ve hukuk dışı yasal zemini üzerinde gelişti.
    Resmi siyasal muhalefet 44 yıldır ama özellikle son 15 yıldır,  tekçi darbe siyasetinin kuralları içinde sözde “sorumlu” muhalefet yapıyor. İktidarın ve muhalefetin darbe karşıtlığı üzerine demokrasi lafızları, tek kelimeyle laf-ı Güzaf…
    Türkiye’de 1983’den 2 binlere ve sonrasında, iktidarıyla muhalefetiyle 12 Eylül darbe rejimiyle uzlaştılar…

    Sanki 12 Eylül darbesi olmamış, sanki 12 Eylül rejimi temel unsurlarıyla sürmüyormuş gibi bir siyasi tutum içinde oldular.
    Bu tutum 2000’li yıllara doğru iktidara hazırlanan Recep Tayip Erdoğan’a 2000’lerin başında iktidar olma olanağı sağladığı gibi, ona geniş bir hareket sahası sağlamaya devam etti.
    Açık bir ifadeyle Türkiye’nin resmi siyasal muhalefetinin 12 Eylül rejimi ile uzlaşmasının bedeli Erdoğan ve tekçi rejim oldu.”

    “BARIŞ KENDİNİ DAYATIYOR”

    Okunan basın metninde savaşa karşı barış vurgusu yapılarak şöyle devam edildi:

    “Türkiye, 12 Eylül Darbesiyle de hesaplaşmadan, 50 yıldır süren ve 40 binin üzerinde insanımızın ölümüne yol açan çok daha kanlı savaşa ve çatışma ortamına girdi.
    Gelinen noktada savaş ve çatışma ortamı toplumsal ayrıştırma, yoksullukla terbiye etme, kaygı ve korku iklimi eşliğinde, iktidarı sürdürme ve siyaset yapma biçimi olarak sürdürülüyor.
    12 Eylül rejimiyle, birleşen “Tekçi rejime” karşın, savaşın ekonomik krizin nedenleri ve sonuçlarının yanı sıra toplumsal kayıplarıyla yüzleşme kendini dayatıyor.
    Netice olarak barış kendini dayatıyor.
    Meselenin esası şu:
    Darbecilerle toplumsal suç ortaklığını reddedelim!
    Unutmayalım ki uzaklardan darbeciler gelmez ama darbecilerle ve darbe siyasetiyle toplumsal suç ortaklığını reddeden devrimciler gelir!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı- VİDEO

    1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı- VİDEO

    PİRHA – 78’liler Girişimi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na seslenerek 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri Kazancı Yokuşu’nda andı. Açıklamada Taksim Meydanı’nın kamusal alan olduğu hatırlatılarak 1977 1 Mayıs’ında hayatını kaybeden 41 kişinin anısına anıt dikilmesi istendi.

    78’liler Girişimi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na seslenerek 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri Kazancı Yokuşu’nda andı. Açıklamayı 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can okudu. Açıklamada şunlara yer verildi:

    “47 YILLIK HESAP HALA SORULMADI”

    “Sayın İmamoğlu,

    Taksim’de Kazancı Yokuşunda, 41 arkadaşımız 1 Mayıs 1977 yılında ‘karanlık’ muktedirlerin kahrolası ‘yüksek’ politikaları gereğince ‘alçakça’ katledildi. Arkadaşlarımızın kanları bu meydanda aktı, Kazancı Yokuşunda aktı, şimdilerde betonlaştırılmış bu meydanın toprağına, ağacına, yeşiline karıştı arkadaşlarımızın kanı. 47 yıllık hesaptır bu, sorulmadı hala. Adlarına bir anıt bile dikilmedi. Denebilir ki “sözsüz ve yazısız” bir antlaşmayla tarihe havale edildi. Bu meydanda katledilen arkadaşlarımızı, toprağın altında, ardımızda; Ahmet Arif’in deyişiyle, ‘öyle mahzun, öyle garip’ unutup gidemeyiz! Sizin bizi anladığınıza inanıyoruz.

    “TAKSİM BİR KAMUSAL ALAN!”

    Sayın İmamoğlu,

    Taksim bir kamusal alan! Bir özgürlük alanı! Dünyanın her ülkesinde böyle alanlar var.

    Moskova’da Kızıl Meydan, Pekin’de Tiananmen Meydanı, Paris’de Concorde Meydanı, Venedik’de San Marco Meydanı, New York’da Times Meydanı, Londra’da Trafalgar Meydanı, Prag’da Eski Şehir Meydanı ve İstanbul’da Taksim Meydanı, bu meydanlar içinde başta gelenleridir. Modern zamanların kamusal alanları bu gibi meydanlardır. Çağdaş insan itiraz eden insandır. İnsanlar bu meydanlarda itiraz ettiler. İtiraz edenler katledildi. Meydanlar yasaklandı. Ancak devran döndü, bu meydanlar kamusal özgürlük meydanı oldu. Toprağa düşenler adına bu meydanlarda anıtlar dikildi. Onlar demokrasi ve özgürlük kahramanları olarak anıldı. Şu önemli Sayın Başkan, çünkü yerel yönetimler çoğu kez iktidarcı güçlere rağmen bu gelişmeyi sağladı.

    “41 ARKADAŞIMIZIN ANISINA BİR ANIT DİKİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Sayın İmamoğlu,

    Yeni düzenlemede, Taksim meydanının 1 Mayıs Meydanı olarak kamusal özgürlük alanı olarak korunmasını, Taksim Meydanının kamusallığını bitirme “uğursuzluğunu” engellemenizi istiyoruz. Özgürlük meydanlarını, Türkiye’nin ilerici insanlığına zulüm ve yasaklar meydanı olmaktan çıkarmanızı, 1 Mayıs 1977’de Kazancı yokuşunda hayatını kaybeden 41 arkadaşımızın anısına bir Anıt dikilmesini istiyoruz.

    Sayın İmamoğlu,

    Taksim’in taşına toprağına, ağaçlarına, yüzyılların Sular İdaresi duvarlarına, milyonların yıllar ve yıllarca söylediği özgürlük şarkıları sinmiştir. 78 kuşağının kayıplarıyla, yaşayanlarını ve halkı özgürlük Meydanı’nda buluşturmanın zamanıdır. ‘Hiçbir şey boşuna yaşanmadı’ demenin zamanıdır ve biz bu deyişi sizden duymak istiyoruz Sayın İmamoğlu!”

    Anma programı Kazancı Yokuşuna bırakılan karanfillerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kanlı 1 Mayıs’ta yaşamını yitirenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    Kanlı 1 Mayıs’ta yaşamını yitirenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    PİRHA-1 Mayıs 1977 günü Taksim’de yapılan katliamın 46’ıncı yılında sendikalar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri hayatını kaybeden emekçileri Kazancı Yokuşu’nda düzenledikleri program ile andı.

    DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TDB’den oluşan 1 Mayıs Tertip Komitesi, 1 Mayıs 1977 tarihinde yaşamını yitirenleri Kazancı Yokuşu’nda bir araya gelerek andı. “Yaşasın 1 Mayıs, biji yek gulan”, “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür”, “Faşistlerden hesabı emekçiler soracak” sloganları atıldığı anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Oya Ersoy, Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu da katıldı.

    Burada bir konuşma yapan DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, her yıl burada olmanın ve 1977’de hayatlarını kaybedenleri anmanın sadece bir anıyı ve geleneği yaşatmak olmadığını belirterek, “Bu aynı zamanda geleceğe dair, aynı zamanda ülkemizin aydınlık geleceğini kurmaya dair kararlılığımız ve irademizi ortaya koyması açısından da önemli” dedi.

    Öte yandan, karanfil bırakılmasının ardından Şişhane’deki anmaya doğru yürüyüşe geçmek isteyenler polis tarafından engellendi.

    “KATLİAMIN SORUMLULARINA DOKUNULMADI”

    Kazancı Yokuşu’ndaki ikinci anma ise saat 13.00’te 78’liler Derneği’nin öncülüğünde gerçekleştirildi. İkinci anmaya HDP Milletvekili Musa Piroğlu’nun yanı sıra Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker de katıldı.

    78’liler Derneği Sözcüsü Celalettin Can yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

    “Katliamın ardından 46 yıl geçti. Gerçek şu ki, devleti yöneten asli gücün, 1 Mayıs Katliamı’nın faillerine dokunmadığına, failleri gizlediğine ve koruduğuna tarih tanıktır. Sadece 1 Mayıs Katliamı’na mı? Faili meçhul görünen ama “faili” belli bütün benzeri katliamların faillerine dokunmadığına, faillerin gizlendiğine ve koruduğuna da tarih tanıktır. On yıllardır korunan bu halk düşmanlarından kurulu suç düzeninin muhatabı, sanığı ve tanığıyız biz!

    Tarihi tecrübe bize katliamların “devlet yönetim tarzı” olarak önünün açıldığı ve faillerinin de korunduğunu öğretiyor. Asıl yüzleşmemiz, hesaplaşmamız ve aşmamız gereken de bu!

    Sözün özü, Taksim’de Kazancı Yokuşu’nda 35 insanımız, katil muktedirler ve cuntacı asker-sivil zümrenin kahrolası ‘yüksek’ politikalarının gereği olarak katledildiler. Son derece önemli ve kritik özellikler taşıyan seçimler üzerinden bir zamana giriyor ülke. 1 Mayıs’ı en güzel dünya idealinin habercisi olarak gören biz 78’liler ve işçi, emekçi, yurttaşlar 1 Mayıs kutlamalarında seçimlere katılan partilere ve özel olarak olası iktidar partisine/partilerine sesleniyoruz: 1 Mayıs 1977 Katliamı’nın suçluları ve güçlüleri yargılansın! Katledilenlerin anısına Taksim 1 Mayıs alanı/Kazancı Yokuşu başına bir anıt yapılsın! Taksim meydanı, 1 Mayıs meydanıdır, yasallaşsın!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 1 Mayıs 1977’de katledilenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı

    1 Mayıs 1977’de katledilenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı

    DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 1 Mayıs bileşenleri 1 Mayıs 1977’de Taksim’de, 1989’da Şişhane’de, 1996’da Kadıköy’de kontrgerilla tarafından katledilen emekçileri, katledildikleri yerde karanfillerle andı.

    1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda kontrgerilla tarafından yapılan katliamda yaşamını yitiren en az 34 kişi, 43 yıl sonra Kazancı Yokuşu’nda anıldı.

    Sendikalar, siyasi parti temsilsileri ve emek örgütlerinin katılımıyla gerçekleşen anma, Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakılmadı ile son buldu.

    Kazancı Yokuşu’ndaki anmanın ardından 1 Mayıs 1989’da katledilen Mehmet Akif Dalcı için Şişhane’de, 1 Mayıs 1996’da katledilen emekçiler için Kadıköy’de anma programları düzenlendi.

  • 1 Mayıs 1977 katledilenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    1 Mayıs 1977 katledilenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    PİRHA- Taksim-Kazancı Yokuşu’nda, 1 Mayıs 1977 Katliamı’nda katledilenler anıldı.

    1 Mayıs 1977 Katliamı’nda hayatını kaybeden 34 devrimci, aralarından HDP Milletvekili Musa Piroğlu’nun da bulunduğu 78’liler Girişimi, Emekçi Hareket Partisi, Devrimci Parti, Halkların Demokratik Partisi, Karşı Sanat Çalışmaları, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Yeşil Sol Parti tarafından Kazancı Yokuşu’nda anıldı.

    Anmada şu açıklama okundu:

    “Sabahın bir sahibi var sorarlar bir gün sorarlar biter bu dertler acılar sararlar bir gün sararlar.
    Mayıs 1977 Katliamını Unutmayacağız!
    Katledilen 34 Arkadaşımızı Unutmayacağız!
    Taksim’de Kazancı Yokuşunda, 43 yıl önce, 1 Mayıs 1977 yılında 34 arkadaşımız katıl muktedirler ve cuntacı asker-sivil zümrenin kahrolası ‘yüksek’ politikaları gereğince alçakça katledildiler.
    Arkadaşlarımızın kanları bu meydanda aktı, Kazancı Yokuşunda aktı, şimdilerde betonlaştırılmış bu meydanın toprağına, ağacına, yeşiline karıştı arkadaşlarımızın kanı.
    43 yıllık hesaptır bu, sorulmadı hala. Katliam unutulsun, kimse bilmesin diye adlarına bir anıt bile dikilmedi. Bu meydanda katledilen arkadaşlarımızı, kanları yerde, toprağın altında, ardımızda;
    I Ahmet Arifin deyişiyle, ‘öyle mahzun, öyle garip’ bırakıp gidemeyiz!
    vazgeçmeyeceğiz.

    “TAKSİM BİR ÖZGÜRLÜK ALANI”

    Taksim bir kamusal alan! Bir özgürlük alanı!
    Dünyanın her ülkesinde böyle alanlar var.
    Moskova’da Kızıl Meydan, Pekin’de Tiananmen Meydanı, Paris’de Concorde Meydanı, Venedik’de San Marco Meydanı, Nevvyork’da Times Meydanı, Londra’da Trafalgar Meydanı, Prag’da Eskişehir Meydanı ve İstanbul’da Taksim Meydanı, bu meydanlar içinde başta gelenleridir.
    Modern zamanların kamusal alanları bu gibi meydanlardır.
    Çağdaş insan itiraz eden insandır. İnsanlar bu meydanlarda itiraz ederler. Halkın itirazlarını duymak istemiyorlar. Kamusal özgürlük alanlarını yasaklıyorlar.
    Taksim Meydanının kamusallığını bitirmek istiyorlar.
    Osmanlı’da kamusal meydan kültürü yoktu. Sultanahmet Meydanı vardı, ancak oralar insanları asmak içindi. Özgürlük meydanlarına sahip çıkan Türkiye’nin ilerici insanlarına zulmediyorlar.
    Vazgeçmeyeceğiz!
    Bu meydanda bir de Gezi Direnişi yaşandı.
    Dünyayı değiştirmeye kalkan genç nesillere yeni ufuklar açıldı bu meydanda. Vazgeçmeyeceğiz!

    Taksim’in taşına toprağına, ağaçlarına, yüzyılların Sular idaresi duvarlarına, milyon yıllar ve yıllarca söylediği özgürlük şarkıları sinmiştir.
    Taksim, 1 Mayıs Meydanıdır.
    Vazgeçmeyeceğiz!
    Vazgeçmeyeceğiz!
    Taksim Meydanı, 1 Mayıs Meydanı olarak yasallaşana kadar!

    Vazgeçmeyeceğiz!
    1 Mayıs 1977 Katliamı Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu kurutana, Katliamın suçluları ve güçlüleri yargılanana kadar!

    Vazgeçmeyeceğiz!
    Katledilenlerin anısına Taksim’de, Kazancı Yokuşu başında bir anıt yapılana kadar!

    Bir kez daha haykırıyoruz!
    Yaşasın 1 Mayıs!
    Biji Yek Gulan!
    Yaşasın İşçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü!

    PİRHA/İSTANBUL

  • 1977 1 Mayıs’ında yaşamını yitirenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    1977 1 Mayıs’ında yaşamını yitirenler Kazancı Yokuşu’nda anıldı-VİDEO

    PİRHA-1 Mayıs 1977 Katliamı’nda yaşamını yitirenler Kazancı Yokuşu’nda kırmızı karanfillerle anıldı.

    78’liler Girişimi, Emek Partisi(EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Karşı Sanat Çalışmaları, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi(SYKP), Yeşiller ve Sol Gelecek, 1 Mayıs 1977 Katliamı’nda yaşamını yitirenleri Taksim’de bulunan Kazancı Yokuşu’nda karanfillerle andı.

    Anmada, ” 1 Mayıs 1977 Katliamını unutmadık, unutturmayacağız”, ” Taksim Meydanı 1 Mayıs alanıdır” yazılı pankartlar açılarak karanfiller taşındı. Bir dakikalık saygı duruşunun ardından basın açıklamasına geçildi. Basın açıklamasını, 78’liler girişimi İstanbul sözcüsü Yunus Bircan’ın okudu.

    “TAKSİM MEYDANI 1 MAYIS KUTLAMALARINA AÇILMALIDIR”

    Bircan, “42 yıl önce, şuan basın açıklaması yaptığımız Taksim-Kazancı Yokuşu’nda 8’i kadın, 34 insanımız saldırı sonucu öldürüldü, 126 kişi yaralandı. Bu meydan 1 Mayıs Meydanıdır. 1 Mayıs kutlamalarına açılmalıdır. Katledilen arkadaşlarımızınanısına, Kazancçı Yokuşu’nun başına bir anıt dikilmelidir” dedi. Bircan açıklamaya şöyle devam etti:

    “ÖZGÜRLÜK BAYRAĞINI YÜKSELTMEK İÇİN İLERİ”

    “AKP/MHP iktidarı sürekli bir gözetim, denetim ve baskı politikaları üzerinden gün gün artan ölçüde, topulumu bir cendereye almış durumda. Tam da bu nedenledir ki, hayatın her alanında direniş bayrağını yükselten, tecrit politikalarını etkisizleştiren, krizin faturasını egemen  muktedirlerin  önüne koyan, silahlanma ve savaşa karşı barış, demokrasi ve özgürlük bayrağını yükseltmek için ileri.”

    Ardından Kazancı Yokuşu’nda hayatını kaybedenlerin ismi okunarak “Yaşıyor” denildi. Karanfiller atılarak “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür” sloganı atıldı. Ardından ‘1 Mayıs Marşı’ okundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 12 Eylül Darbesi protesto edildi: 12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı-VİDEO

    12 Eylül Darbesi protesto edildi: 12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı-VİDEO

    PİRHA – 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yıl dönümü sebebiyle sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, “Darbeciliğe karşı demokrasi için mücadele” sloganıyla İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Kazancılar Yokuşu’nda biraraya geldi. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül döneminin bitmediğini belirterek, 12 Eylül’le hesaplaşılmadığı için 15 Temmuz yaşandı. Türkiye hala demokrasiye dönemedi” dedi.

    Eyleme, 78’liler Girişimi, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SKYP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Karşı Sanat Çalışmaları, Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği, İşçilerin Sesi Gazetesi, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin aralarında bulunduğu kurumlar ve partiler katıldı.

     “12 EYLÜL BU ÜLKEDE ÇIKARCI BİR TİP YARATTI”

    Eylemde ilk konuşan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül döneminin bitmediğini belirterek, “12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı. Bu tip toplumda içselleşti. 12 Eylül’le hesaplaşılmadığı için 15 Temmuz yaşandı. Türkiye hala demokrasiye dönemedi” dedi.

    “AĞIZLARINDA ÇIKAN HER EMİR KANUN OLDU”

    Açıklamayı 78’liler Girişimi İstanbul Sözcüsü Yunus Bircan yaptı. Bircan, “Demokrasinin neredeyse tümden ortadan kaldırıldığı yeni bir rejimle yönetilmeye başladığımız bu karanlık günlerde tarihimizin başka bir karanlık sayfası olan 12 Eylül Askeri Darbesinin üzerinden 38 yıl geçti. Bugünkü rejimin kendi sistemini kurduğu gibi 12 Eylül darbecilerinin de ilk yaptıkları iş, Anayasal Parlamenter Düzeni ortadan kaldırmak oldu. Kendilerinden oluşan beş kişilik Mili Güvenlik Konseyi adı altında ülkeyi üç yıl anayasasız, parlamentosuz, yargısız yönettiler. Ağızlarından çıkan her emir kanun oldu” dedi.

    “MİLYON GÖZALTI, SAYISIZ İŞKENCE…”

    12 Eylül Askeri Darbesi’nin bilançosunun vahşet boyutunda ağır olduğunu dile getiren Bircan, şöyle devam etti:

    “Milyon gözaltı, sayısız işkence, işkencede ölümler, 50 idam, hâlâ bulunamayan gözaltında kayıplar. Yasaklanan ve yakılan milyonlarca kitap, dergi ve gazete, işinden, okulundan atılan on binlerce işçi, memur, öğrenci, öğretim görevlisi, pasaport verilmeyen, vatandaşlıktan çıkartılan, fişlenen ve yaşamları paramparça edilen milyonlarca insanımız ve cezaevlerindeki katliamlar…1970’li yılların özgürlükçü, eşitlikçi, hakkını ve hukukunu arayan toplumsal özgürlük ruhunu tasfiye etmeye yönelik ağır insan hakları ihlallerinin mimarı olan 12 Eylülcüler, yaşadığımız coğrafyanın vicdanı olan solu ve özgürlükçü düşünceyi ülkenin gündeminden silmeye çalıştılar” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMUN İNANCINI ZEDELEDİLER”

    Toplumun öz güvenini, bir şeylerin değişebileceğine dair inancını, inisiyatifini ve kişiliğini zedelediklerini belirten Bircan, “Türkiye’yi Ortadoğu’da ABD emperyalizminin ve İsrail’in çıkar bekçisi yaptılar. Esasen tüm bu uygulamalar, Türkiye toplumunun aydınlık geleceğinin önünü kesme çabasıydı. Bunu bugün de halklara yaşatılan zulümde, antidemokratik uygulamalarda yaşıyoruz, görüyoruz” dedi.

    1983’den 2000’li yıllara kadar kurulan sözde sivil hükümetler, Milli Güvenlik Rejimi çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüştüklerine dikkat çeken Bircan,” şunları kaydetti:

    “Muhalif kesimlerin parçalı ve birbirinden bağımsız olarak geliştirmeye çalıştıkları yeni örgütlülükler, ölçüsüz ve yok edici şiddet ile karşılaştı.12 Eylül rejiminin kapattığı partilerin mirasçıları 1991’de hükümet oldu. “Demokratikleşme” programıyla iktidar olmalarına karşın, Demokrasi programını askıya aldılar. Sivil hükümetler, askerin MGK üzerinden bir nevi hükümet ortağı konumuna itiraz etmemekle, 12 Eylül rejiminin kalıcılaşmasına en büyük katkıyı sundular.”

    ” ARTIK REJİM TÜRKÇÜ VE İSLAMCI”

    Sivil hükümetlerin demokrasiye ihanetinin bedeli ağır oldu; sistemden umudunu kesen seçmenler Siyasal İslam’a yöneldiklerini ifade eden Bircan, şunları kaydetti:

    “Siyasal İslam’ın önü 1980’lerin başında Sovyet sistemini kuşatma stratejisini uygulayan ABD tarafından açılmıştı. 12 Eylül Cuntası ise, tüm “çağdaş” ve “Atatürkçü” söylemine karşın, gerçekte ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikasına eklemlendi. “Türk-islam Sentezi” ismi verilen ve özünde milliyetçi ve islamcı bir dokuya sahip ideolojiyi bütün topluma dayattı. Artık rejim; cumhuriyetçi, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti değildi. Türkçü ve islamcıydı.”

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ YÜKSELTELİM”

    Başta Latin Amerika halkları olmak üzere, dünya halkları kendi darbecileriyle hesaplaşarak demokratik topumun koşullarını hazırlarken, Türkiye halkı 12 Eylül darbeciliğiyle hesaplaşma iradesini geliştiremedi. Böylece 12 Eylül temel kurumlarıyla 2000’li yıllarda da sürdü.”

    38 yıldır Darbe rejimi ve devamla tekçi rejim, halklarımızı ağır insan haklarıyla baskı altına almakta, yaşamın tüm alanlarındaki düzenlemelerle, sindirme, yok etme politikası izlemektedir” diyen Bircan şu çağrıda bulundu:

    “Artık yeter! İnsanlarımızın yıllardır baskı altında kararan yüzleri aydınlansın! Vicdanları uyansın! Bu metni birlikte hazırlayan ve destekleyen kurumlar ile mücadele tarihlerinin 40. yılındaki 78 kuşağının çağrısıdır: Darbeciliğe, faşizme ve siyasal gericiliğe karşı demokrasi mücadelesini yükseltelim!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kazancı Yokuşu’nda katledilenler anıldı

    Kazancı Yokuşu’nda katledilenler anıldı

    PİRHA- 1 Mayıs 1977 yılında Taksim Meydanı’nda katledilen 35 kişi anıldı. Açıklamada konuşan 78’liler Girişimi İstanbul Sözcüsü Yunus Bircan, Taksim Meydanı’nın halkın meydanı olduğuna dikkat çekti. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi, Emekçi Haraket Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, 1 Mayıs 1977’de katledilen 35 kişi için Kazancı Yokuşu’nda anma gerçekleştirdi. 

    Üzerinde, “1 Mayıs 1977 katillerini unutmadık unutturmayacağız” ve yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının bulunduğu pankartın taşındığı açıklamada, “Taksim 1 Mayıs’a açılsın” ve “1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları yargılansın” dövizleri taşındı.

    Kurumlar adına ortak açıklama yapan 78’liler Girişimi İstanbul Sözcüsü Yunus Bircan 41 yıl önce Taksim Meydanı’nda 500 bin işçi, emekçi, kadın ve gencin silahlı ve bombalı saldırıya uğradığını hatırlatarak, “41 yıl önde Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde örgütlenen darbenin başarıya ulaşması için ‘şok’ bir toplumsal, siyasal ortama ihtiyaç duyulmuş ve 1 Mayıs katliamı bunun için yapılmıştı. 41 yıl önce bir katliamın yapıldığı bu alan, yani Taksim Meydanı bir kamusal alandır, özgürlük alanıdır. Kamusal alanımızı, özgürlük alanımızı yasaklıyorlar. Yasağa itiraz eden ve özgürlük alanına sahip çıkan bizlere zulmediyorlar. İş bayramını bu alanda kutlamamızı istemiyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. AKP’nin Taksim Meydanı’nın kamusallığını bitirme politikalarına itiraz ediyoruz. Neden mi? Çünkü Taksim Meydanı üzerinden mücadele alanlarımız tasfiye edilmek isteniyor” dedi.  

    “BU MEYDAN HALKINDIR”

    Yunus, Taksim Meydanı’ndaki ısrarlarına değinerek, “Sahiplenirken şahsi çıkarımız dışında bir şeyi sahiplendiğimiz Taksim Meydan’ı diyoruz. Ruhumuzda ve bilincimizde oluşturduğu dayanışmacı, birleştirici etki nedeniyle bu meydan olmalı diyoruz. Emek, barış, özgürlük ve demokrasi güçlerinin bir araya geldiği, birbirine dokundukları ve birbirinden güç aldıkları, dayanıştıkları için Taksim Meydanı diyoruz” diye belirtti. Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs Meydanı olduğuna vurgu yapan Yunus, “bu meydan emeğin, direnişin ve özgürlüğün simgesidir. Bu meydanı arkadaşlarımızın kanları yerde ve şairin de dediği gibi, ‘öyle mahzun, öyle garip’ bırakıp gidemeyiz. Ayrıca bu meydan bir de Gezi Direnişi ’ne tanık oldu. Dünyayı değiştirmeye kalkan genç nesillere yeni, genç ufuklar açıldı bu meydanda. Bu meydan halkındır, bizlerindir, bizlere aittir” dedi.

    “Bu meydan 1 Mayıs meydanıdır” diyen Yunus, bunun resmileşmesi ve kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Meydanın kutlamalara açılması taleplerini bir kez daha yineleyen Yunus, “Katledilen arkadaşlarımızın anısına tam burada, Kazancı Yokuşu’nda bir anıt yapılmalıdır” dedi. 

    Açıklamanın ardından katledilenler anısına yokuşa karanfiller bırakıldı. (HABER MERKEZİ)