Etiket: Kemalpaşa

  • ’29. Geleneksel Hamzababa Anma Etkinlikleri’, 27-28 Ağustos’ta

    ’29. Geleneksel Hamzababa Anma Etkinlikleri’, 27-28 Ağustos’ta

    PİRHA-29. Geleneksel Hamzababa Anma Etkinlikleri 27-28 Ağustos 2022 tarihlerinde İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde gerçekleştirilecek.

    İzmir Kemalpaşa Belediyesi tarafından 27-28 Ağustos 2022 tarihlerinde 29. Geleneksel Hamzababa Anma Etkinlikleri gerçekleştirilecek. Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Kemalpaşa Aşağıkızılca Şubesi, Alevi Kültür Derneği (AKD) Kemalpaşa Alevi Bileşenleri Derneği, Ege Tahtacı Kültür Derneği Çınar Şubesi ile Ege Tahtacı Kültür Derneği Soğukpınar Şubesi’nin katkılarıyla yapılacak olan etkinliklerin ilk gününde panel ve görgü cemi gerçekleştirilecek.

    Etkinliklerin son günü ise Tahta Bavul, Evren Erol, Özgür-Gonca Ezer, Hüseyin Koçak, Dertli Divani, Nebi Yaşar, Ali Ekber Eren ve Nilüfer Sarıtaş konseri olacak.

    PİRHA / İZMİR

  • 60 yıllık kiraz üreticisi: Masraflarımız ağır, ilaçlar pahalı ve borç içindeyiz-VİDEO

    60 yıllık kiraz üreticisi: Masraflarımız ağır, ilaçlar pahalı ve borç içindeyiz-VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Kemalpaşa ilçesindeki kiraz üreticileri bu sene de umduğunu bulamadı. Kemalpaşa’nın yerlilerinden olan Hüseyin Ünsal Avcıoğlu (76), ömrünün 60 yılını kiraz yetiştirmeye vermiş bir üretici. Babasından kalan kiraz bahçesine sahip çıkarak üretimi devam ettirmeye çalışan Avcıoğlu, emeğinin karşılığını almak için kiraz bahçelerine giren üreticilerin yaşadığı hayal kırıklığının çalışma şevkini de kırdığını söylüyor. 

    Bir yıl boyunca emek verdikleri kiraz bahçesinde artık mahsulü toplamaya başlayan üretici, bahçede mesaiye sabahın erken saatlerinde başlıyor. Önce dalından topladıkları kirazları daha sonra tek tek ayıklıyor. Kirazlar büyüklüklerine göre ayrı kasalara konuluyor. Daha sonra iç pazara ve yurt dışına gönderilmek üzere satışı yapılan kirazın, maliyeti karşılamadığını söyleyen bahçe sahibi Hüseyin Ünsal Avcıoğlu, iktidarın tarım politikasının iflas ettiğini sözlerine ekliyor.

    Maliyetli ve toplaması zor bir ürün olan kirazda ortaya çıkan bu fiyatlar, üreticinin moralini sezon başında bozuyor. Gübreye, ilaca, sulama bedeli ve toprağı sürmeye yıl boyu masraf yapan üretici, hasat döneminde kirazın para etmemesinden de dertli.

    Hem maliyetlerin düşürülmesinin, hem de tarladan tezgaha kadar yaşanan sürecin kontrol altına alınmasının üreticiyi de tüketiciyi de mutlu edeceğine dikkat çeken 60 yıllık kiraz üreticisi Hüseyin Ünsal Avcıoğlu PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Kaç dönümlük bir araziniz var ve neler ekiyorsunuz?

    76 yaşındayım ve 60 senedir buradayım. Okula gidiyordum. Okuldan geldikten sonra babama yardım ediyordum. Geliş o geliş ve burada kaldım. Şimdi ise devam ediyoruz.

    Babamdan kalan aşağı yukarı 100 dönüm arazi var. Onlara bakıyorum. Evin tek oğluydum ve 2 kız kardeşim vardı. Erkek çocuğu olduğum için buralar bana kaldı. En başta kiraz sonrasında sofralık zeytin, erik, şeftali ve ceviz var. Zeytin ve kirazı satıyorum.

    “ARACILAR KİRAZI 2-3 MİSLİ PARAYA SATIYORLAR”

    60 yıldır bu işi yaptığınızı söylediniz. Neredeyse bir ömür. Biraz kiraz üretiminden bahseder misiniz? Zor mu veya aşamaları neler?

    Kemalpaşa’da kiraz biraz geç yetişiyor. Geç yetiştiği ve yerelde kiraz çıktığı için meyve bollaşıyor. Bizde de fiyatlar düşüyor. Aynı masrafı yapıyoruz. Ama diğer yerler erken çıkardığı için bizim 2-3 misli paraya satıyorlar. Bir de aracı çok kazanıyor. Bizim yetiştirip baktığımız kirazı bizden alan insanlar aynı kirazı 2 misli fiyat ile satıyorlar. İzmir merkezde oturuyorum ve manavda kiraz fiyatlarını görünce kafamı çeviriyorum.

    Kışın yapraklar döküldükten sonra budama yapıyoruz. Eskiden yapmazdık ama sonradan yapmaya başladık. Bahar ile birlikte tarlayı sürüyorsun, ilacını atıyorsun. Damlama hortumları ile sulama yapıyoruz. Kendi başına olmuyor. Mutlaka emek istiyor. İşçiler ve yardımcılarla bu işi götürmeye çalışıyoruz.

    “KOOPERATİFLER KAPANDI”

    Siz kirazı topluyorsunuz peki pazara nasıl gidiyor? Kooperatiflerin önemine değinmiştiniz. Peki işleyen bir kooperatif kaldı mı ?

    Bizim burada 20-25 civarında alıcı var. Topladığımız kirazları oraya götürüyoruz. Onlar malı alıp ihracatçıya veriyorlar. Yahut hallere yolluyorlar. Eskiden buradan nakliyelerini yapıyorduk. Şimdi ise kalmadı. Kooperatifimiz vardı, o da gitti. Şimdi kişiler yapıyor bu işi.

    Toplum olarak kimse kimse ile bağdaşamıyor artık. Eskiden kooperatifin yönetim kurulundaydım. Mal benim adıma satılıyordu. Şimdi alıcılar alıp hallere yolluyor.

    “ARACIDAN HALE, HALDEN MANAVA FİYAT YÜKSELİYOR”

    Kirazı toplayıp kasalara koyuyorsunuz. Sizden alıcıya kaç fiyata gidiyor?

    Benim 3’e sattığım kirazı alıcı piyasada 2 kat değer ile 9’a satıyor. Sürekli el değiştiriyor. Bir kişiden direkt tüketiciye gitmiyor. Buradan biri alıyor hale yolluyor, halden manav alıp üzerine karını koyarak satıyor. Tüketici kirazı üreticiden direkt alamıyor. İşte o zaman fiyatlar yükseliyor.

    “MASRAFLAR AĞIR VE KARŞILAYAMIYORUZ”

    Son yıllardaki ekonomik gidişat, döviz kurlarının yükselmesi ile birlikte benzin,  gübre, ilaç vs. her şey başını almış gidiyor. Bu sizi ve işinizi ne kadar etkiliyor?

    Bizi çok etkiliyor. Bizim kazancımız buraya bakmaya, emeğimizin karşılığını almaya yetmiyor. Kazandığım gelir buraya yetmiyor. Masraflar ağır geliyor. Gider ile gelir kendini karşılamıyor. İşçi yevmiyeleri pahalı değil ama biz de yetmiyor. Mazot, gübre, zirai ilaç kullanıyoruz. Bir bakıyorsun ki geçen seneki zirai ilaç ile bu seneki zirai ilaç arasında yüzde 60-70 fark var. Bazı seneler mal fazla olursa oradan randıman alabiliyorsun. Bir defterim var her şeyi oraya tutuyorum. Geçen seneye nazaran bu sene daha iyi. Bu sene hiç olmazsa işçi parasını verecek durumdayız. Geçen sene oda yoktu. Borcumuzu ödeyemez ama belli miktarını kapatabiliriz. Buranın bakımı için topraklarımın bir bölümünü sattım. Satmak zorunda kaldım daha doğrusu. Satıp da bir yatırım yapmadım. Borcumu ödedim.

    “TARIM POLİTİKASI YOK”

    Siz yıllardır tarımla uğraşan bir üreticisiniz. Türkiye’nin tarım politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İktidar tarım politikalarının olduğunu söylüyor. Sizce bir tarım politikası var mı?

    Tarım politikası diye bir şey yok. Olsa işte bizim durumumuzdan belli olur. Bu kadar borçlu olmam. Cebime yansıyor evet ama cebimden gidiyor. Görmeli, yaşamalıyız ki bilelim. Kimsenin demesi ile olmuyor. Kemalpaşa’da çiftçilik artık bitiyor. Çiftçi artık sanayiye döndü. Herkes arsalarını satıyor. Tarım para etmeyince ne yapsın millet? Benden sonra da kimse gelip yapmayacak tarımı. Sanayi büyüdükçe tarım alanları daralıyor. Burada gelir yüksek olsa sanayi giremez. Sanayi gelip burayı istese mecburen veririm. İktidarın tarım ile ilgili hiç bir şeyinden memnun değilim.

    “ÇOCUĞUM BU İŞİ YAPMAYACAK”

    Peki siz bu işi çocuğunuza bırakacak mısınız? Çocuğunuzun bu işi yapmasını istiyor musunuz?

    Hayır istemiyorum. Önceden kızıyordum ama gelmedi diye şimdi sarılıp öpüyorum. Bu yaşımda gidip pazarlık edip mal satıyorum. Bu benim değil gençlerin işi. Ama mecburum. Çocuğum gelse geleceği olmayacak. Anadolu lisesinde okur iken bıraktım geldim bu topraklara. Sadece biraz eğlencesi var ama ekonomik yönden sıfırım.

    “İLAÇ, BENZİN VE GÜBRE FİYATLARI DÜŞÜRÜLMELİ”

    Peki bir çağrınız olabilir mi?

    Böyle giderse durumlar çok vahim. Tarımın sonu çok kötü. Gelir ile gider kendini karşılamıyor. Fabrikalar geldi ve gelmeye de devam ediyor. İlaç, benzin  fiyatlarının düşürülmesi lazım. Geçen 50 liralık benzin aldım şişeyi dolduramadım. Gübre fiyatları da çok yüksek. Neredeyse toprağa atamaz durumdayız. Hatta azalttık. İlaç atmak zorundayız çünkü çürüme tehlikesi var.

    Semra ACAR – Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Mevsimlik işçi kadınlar: Emeğimizin hakkını alamıyoruz- VİDEO

    Mevsimlik işçi kadınlar: Emeğimizin hakkını alamıyoruz- VİDEO

    PİRHA- İzmir Kemalpaşa’da zor koşullarda, sıcağın altında sabahtan akşama kadar çalışmak zorunda kalan mevsimlik kiraz işçisi kadınlar, aldıkları yevmiyelerin yetmediğini belirterek, “Karın tokluğuna çalıştırılıyoruz, emeğimizin hakkını alamıyoruz. Kadınlar olarak ayakta kalıp yıkılmamaya ve mücadele etmeye devam ediyoruz” diyor. 

    Tarım işçisi kadınların hayatı, kışın soğuk ve yağan yağmur nedeniyle su baskınlarıyla çamurdan; yazın da aşırı sıcaktan, tozdan ve sineklerden dolayı çekilmez duruma geliyor.

    Çalışma koşulları böyleyken, tarlada çalışan kiraz işçisi kadınlar sabahtan akşama kadar en az 70 TL en fazla 80 TL’ye yevmiye kazanıyor. Aynı işi yapmalarına rağmen işçilere farklı bölgelerde farklı yevmiyeler veriliyor. Güneşin kavurucu sıcağı altında çalışan kadınlar, aldıkları ücretlerin kendilerine yetmediğini ve yaşamın zor olduğunu belirtiyor.

    Kameramıza görüntü vermekten kaçınan tarım işçileri, “Yaşadığımız hayat, hayat değildir. Sabahtan akşama kadar karın tokluğuna çalıştırılıyoruz. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Zor durumda kaldığımız için önümüze gelen işi reddemiyoruz” sözleriyle durumlarını özetliyor.

    Dünya üzerinde 1,1 milyar tarım işçisi bulunurken, bunların 450 milyonu ise mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmak zorunda bırakılıyor. Dünyada mevsimlik tarım işçilerinin %60’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı, en az %80’inin sosyal güvencesinin bulunmadığı ve %70’nin tarlalarda çocuklarıyla birlikte çalıştıkları çeşitli çalışmalarda ortaya konuluyor.

    “TARLADAN SONRA BİR DE EVDE ÇALIŞIYORUZ”

    38 yaşındaki Hatice Tutal da ekmek mücadelesini vermek için Diyarbakır’dan İzmir’e gelenlerden. Tutal, herhangi bir sağlık güvenceleri olmadan çalıştıklarını ve kazandıkları parayla yıl içinde yaptıkları borçlarını kapatmaya çalışacaklarını söylüyor. Tarladan gittikten sonra ayrıca evde çalıştığını ve temizlik ile birlikte yemek de yapmak zorunda olduğunu kaydeden Tutal şöyle konuşuyor:

    “Bir aydan bu yana ailemin yanına geldim ve çocuklarıma katkı olsun diye çalışmak istedim. Güzel geçiyor ama çok sıcak. Bazı kadınlar masa başında daha güzel yerlerde ve aynı paraya çalışıyor. Biz kadınlar için önemli değil. Para kazanmak, çocuklarımızı geçindirmek için buraya geldik. Çalışmak hiçbir kadın için ayıp değil. Sabah 6’da geliyoruz öğlene kadar çalışıyoruz. Buradan çıkıp eve gidiyoruz yemek hazırlıyoruz. Yorucu geçiyor ve zor şartlarda çalışıyoruz. Çocuklarımıza helal ekmek götürmek için çabalıyoruz. Bayramı kiraz toplayarak geçireceğiz.”

    “KADINLAR GÜÇLÜ OLMALI, YIKILMASINLAR”

    “Kadınlar güçlü olmalı. Yıkılmasınlar. Her şeye karşı mücadele etsinler” diyen Tutal birlikte çalıştıkları kadınlarda da sürekli dayanışma içinde olduklarını vurguluyor, Hayatın gün geçtikçe pahalandığını ve ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için önlerine gelen işi rededemeklerinin altını çizen Tutal şunları ifade ediyor:

    “Bütün kadınlar için burası eğlenceli . Neşeli, güler yüzlü insanlarımızla piknik havasında geçiyor. Toprakla iç içeyiz. Tüm hastalıkları atabiliyoruz. Çok güzel kokuların içerisindeyiz. Apartmanlarda otura otura sıkıldık. Emeğimizin karşılığını aldığımızı düşünmüyoruz. Karşılığı bu değil. Mücadele ediyoruz. Çocuklarımız aç kalmasın diye mecburen çalışıyoruz. Hayat pahalı ve geçinemiyoruz. Bizde mücadele ediyoruz. Zor durumda kaldığımız için önümüze gelen işi reddemiyoruz.Kadınlar güçlü olmalı. Yıkılmasınlar. Her şeye karşı mücadele etsinler . Ayakta durmaya çalıssınlar. Bizde o yüzden ayaktayız ve mücadele ediyoruz”

    “ÇALIŞIRSAK VAR ÇALIŞMAZSAK YOK”

    47 yaşındaki İpek Kültür de Kars’tan İzmir’e göç eden ve uzun yıllardır mevsimlik tarım işçiliği yapan kadınlardan. Sıcak havalarda gün boyu tarlada güç koşullar altında çalıştığını söyleyen Külter tarladaki işleri bittikten sonra bu kez kendi ihtiyaçlarını karşılamak için evde çalışmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Külter şunları vurguluyor

    “47 yaşındayım ve bu işi geliyorum. Zor oluyor ama bekar ve okuyan çocuklarım var. Eşim emekli ama yetmiyor. Mecburen geliyorum. 20 günlük ve bir aylık kiraz topluyoruz. Geçici iş ve sigortamız yok. Güneşin altında zor oluyor. Eşimin maaşı da evi geçindirmeye yetmiyor. Geçinmek için çalışmak zorundayım. Pazara gittiğimiz de arabamızı dolduramıyoruz. Çalışırsan var, çalışmazsan yok.”

    Semra ACAR-Ersin ÖZGÜL/İZMİR

       

  • 28 yıllık nazar boncuğu ustası: Devlet cam sanatına sahip çıkmıyor-VİDEO

    28 yıllık nazar boncuğu ustası: Devlet cam sanatına sahip çıkmıyor-VİDEO

    PİRHA – 10-12 saat 1300 derece fırının önünde çalışan 28 yıllık Nazar Boncuğu ustası Hüseyin Koçak, Türkiye’de sanata önem verilmediğinden şikayet ederek, ekonomi bozuldukça herkes kendi ailesinin geçim derdine düştüğünü, ekonominin bozulmasıyla kültüre ve sanata değer kalmadığını belirtti.  

    İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı Nazar Köy’de 28 yıllık nazar boncuğu ustası Hüseyin Kaçak ile karşılaşıyoruz. Dede mesleği olan nazar boncuğu ustalığını yapmak hiçte kolay değil. Hüseyin Koçak ile Halil Karataş 1200-1300 derece arasında toprak ve samandan yapılan fırının başına oturup 10-12 saat çalışıyor. O sıcaklığa rağmen işlerini pür dikkat yapan ustalar, mesleğin kaybolmaya yüz tutuğunu üzülerek söylüyorlar.

    36 yaşındaki Hüseyin Koçak, 28 yıldır nazar boncuğu ustalığı yapıyor. Dede mesleği olduğunu belirten Koçak, kardeşiyle bu işi yaptığını söylüyor. Nazar boncuğunun 3000 yıl önce Mezopotamya’da icat edildiğini söyleyen Koçak, nazar boncuğu tarihini şöyle anlattı:

    “Nazar boncuğu 3000 yıl önce Mezopotamya’da icat edilmiştir. Tahran’dan günümüze aynı ipek yolu gibi çeşitli illeri hatta ilçeleri gezerek bir dönem 1942 yılında Nazar Köye’de üç kardeş kuruyor. Buraya kurmalarının sebebi nazar boncuğunun kurunun yapıldığı sarı kirli toprak ve kızılçam ormanının bol olması. Nazar Köy’de bunlar bol olduğu için burayı tercih ediyorlar.”

    Dedesinden bu işi öğrendiğini aktaran Hüseyin Koçak, 1942 yılından bugüne dedesinden kalan bu işi geleceğe taşımaya çalıştıklarını belirtti.

    “HALK ÇİN MALINA YÖNELİYOR ÇÜNKÜ NAZAR BONCUĞU USTASI YETİŞMİYOR”

    Koçak, 2003-2014 yılında nazar boncuğu sıkıntısı yaşandığını o sebeple köyün adının Nazar Köy olarak değiştirildiğini de söyledi. Köyün popülerleşmesinin azda olsa dezavantajlarını ise şöyle anlattı Koçak:

    “Köy popülerleştikçe halk ticarete düşmeye başladı. En büyük sıkıntımız bu. Ticarete düşünce de nazar boncuğu ustası da artık yetişmediği için yetersiz kalıyor. Yetersiz kalınca da halk Çin ve Hindistan malına yöneliyor. Bizim mal ettiğimizin çok çok altına ucuz geldiği için halk o ürünlere daha çok yöneliyor. Biz ne kadar popülerleşirsek popülerleşelim bitmeye mahkumuz. Aslında bitmesin diye popülerleştirmeye çalıştık ama çok popülerleşince usta yetişmediği için yetersiz kalıyor. Yetersiz kalınca insanlar dış ürünlere yöneliyor. ”

    “EKONOMİ BOZULDUKÇA SANATA, KÜLTÜRE DEĞER KALMADI”

    Son dönemlerde maliyetin yükselmesinden şikayetçi olan 28 yıllık usta Hüseyin Koçak, “Bizdeki 50 kuruşluk boncuk Hindistan’dan 0.5 kuruşa geliyor. Maliyetinin yükselmesinin sebebi Dolar ile birlikte artan fiyatlar ama Dolar düştüğünde düşmeyen fiyatlar. Nazar boncuğu her şeyiyle Türkiye’de üretilmesine rağmen bazıları bunu fırsat bilerek Dolar bazında ücretlendiriyor. Ekonomi bozuldukça biz kendi kendimize destek çıkmayı bıraktık, herkes kendi ailesinin geçim derdine düştüğü için sanata, kültüre değer kalmadı” dedi.

    “NAZAR BONCUĞU USTASI YETİŞMİYOR”

    Devletin cam sanatına yeterince sahip çıkmadığını kaydeden Koçak, 3000 yıllık en eski cam sanatı olduğunu, nazar boncuğu üretenin de satanın da vergi ödememesiyle alternatiflere yönelmesinin önüne geçileceğini belirterek, “Herkes burada kira ve vergi ödüyor. Doğal olarak halk alternatif ürünlere yöneliyor. Nazar boncuğunun en büyük sıkıntısı usta yetişmemesi ve halkımızın da buna duyarsız kalması” diye konuştu.

    GELENEKSEL RENKLENDİRME YÖNTEMLER KULLANILIYOR

    Nazar boncuğunun yapıldığı fırının toprak ve samandan yapılan tarihi bir fırın olduğunun altını çizen Koçak, fırının iskelet tekniğini yapabilen üş kişiden biri. 1200-1300 derece ısıda olan fırın, içindeki camın sıvı hale gelmesini sağlıyor. Nazar boncuğuna şekil veren ustalar renklendirme işlemi için  çeşitli metal oksitlerini kullanırken Koçak usta ise geleneksel yöntemleri kullanarak renklendirme işlemini yapıyor.

    GÜNLÜK KAZANÇ 150 TL

    28 yıllık nazar boncuğu ustası Hüseyin Koçak, günlük kazançlarının 150 lira olduğunu söyleyerek halka şu çağrıda bulundu:

    “Bunu ben yapıyorum diyen kişilerin ellerine baksınlar. Elleri berber eli gibiyse inanmasınlar. Gidip atölye imalathanesi olan dükkanlardan alışveriş yapsınlar ki bu sanat ölmesin.”

    Halil Karataş  ise bu işin en az beş altı ay çıraklık yapılarak öğrenilebileceğini söyledi. Karataş da günlük kazançlarının az olduğunu belirterek Türkiye’de sanata değer verilmediğinin altını çizdi.

    Karataş ve Koçak, bu işin yok olmaması için farkındalık yaratmak için herkesin aynı zamanda bu işi bırakması gerektiğini kaydetti.

    Kazancı iyi olan sanatın devamının olacağına vurgu yapan ustalar, “Türkiye’de sanat biteli çok uzun zaman oldu. Herkes Atatürk gibi konuşmayı biliyor, ‘ülkeyi ayakta tutan sanattır, köylü milletin efendisidir’ onları kullanan çok ama… ” dedi.

    Semra ACAR/İZMİR