Etiket: kent uzlaşısı

  • Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında tahliye kararı!

    Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında tahliye kararı!

    PİRHA- ‘Kent Uzlaşısı’ davasında Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında tahliye kararı verildi.

    “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında 23 Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan ve yerine kayyım atanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir hakkında tahliye kararı verildi.

    Resul Emrah Şahan’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” soruşması kapsamında tutukluluğu devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Beştaş: Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?-VİDEO

    Beştaş: Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?-VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kent Uzlaşısı davasının seçme ve seçilme hakkına saldırı olduğunu belirterek, “Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?” diye sordu.

    ‘Kent Uzlaşısı’ kapsamında tutuklanan 10 belediye meclis üyesinin 2’nci duruşması görülecek. Duruşmaya katılmak isteyenler polis tarafından engellenirken, Adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, DEM Parti milletvekilleri, çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Açıklamada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kent Uzlaşısı davasıyla seçme ve seçilme hakkının yok sayıldığını belirtti.

    “KÜRTLERİN SEÇİLMESİ SUÇ İSE BU İŞ NASIL OLACAK?”

    “Bu dava kentin yönetimine ortak olma, partilerin seçilme hakkına bir saldırıdır” diyen Beştaş, şunları ifade etti:

    “İttifaklar hayatın olağan akışında normal durumlar. Burada iktidarın hak gördüğü istediği şekilde uzlaşma oluyor. Muhalefet olunca ‘suç’ oluyor. İttifak uzlaşı suç değil; ama bu nedenle tutuklama yapmak suçtur. Kürtler doğuda belediye kazanmak, batıda da ‘sızmaymış.’ Seçimlerde alenen çalışmak, milyonlarca oy almanın neresi sızmadır. Kürt diğer bütün kimlikler gibi onlarında seçme seçilme ve yönetime girme hakkı vardır. Savcılık o kadar amatörce yazmış ki ‘Kürtler’ yazmış.

    Biz bunun için mücadele ediyoruz. Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak. Bu nedenle arkadaşlarımızın bırakılması gerekir. Son olarak bu dava Siyasi Partiler Kanunu, Anayasa, uluslararası sözleşmelere ve daha birçok belgeye aykırıdır. Yanlış yoldasınız. Bu yoldan dönün, hukuka dönün. Kürtler bugüne kadar hiçbir zaman demokrasi mücadelesinden vazgeçmedi, bundan sonra da vazgeçmez. İşte bu tür davalardır bölen. Biz bu bölücülük karşısında birliği savunacağız. Umarım özgürlük kararı alırız.”

    CHP İBB Grup Başkan Vekili Ülkü İnan ise, yaptığı konuşmada,  “Barışı tesis ediyorum diyen iktidar bugün sadece arkadaşlarımız ittifak nedeniyle tutuklandı” diyerek mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ahmet Özer: İddia makamının talebi geçtiğimiz sürecin ruhuna aykırıdır!

    Ahmet Özer: İddia makamının talebi geçtiğimiz sürecin ruhuna aykırıdır!

    PİRHA- Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ‘Kent Uzlaşısı’ soruşturması kapsamında yargılandığı davanın üçüncü duruşması görüldü. Savcı “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti. 

    30 Ekim 2024’te gözaltına alınıp tutuklanan ve yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in “Kent Uzlaşısı” davası kapsamında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı davanın 3’üncü duruşması görüldü.

    İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda görülen duruşmaya, Özer ve avukatının yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi katılım sağladı. 14 Temmuz’da görülen 2’nci duruşmada, Özer’in tahliyesine karar verilmişti. Ancak başka bir dosya kapsamında tutukluluğa devam ediyor.

    Savcı, esas hakkındaki mütalaasında Özer’in “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı savunma yapan Özer, “Sayın iddia makamının talebi ne dosya içeriğiyle ne de içinden geçtiğimiz sürecin ruhuyla alakalıdır. Dosyayı incelemek ve detaylı savunma yapmak için süre talep ediyorum” dedi.

    Ahmet Özer’in avukatları da mütalaaya ilişkin detaylı beyanda bulunmak için süre talep ederken, mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 23 Ocak 2026 tarihine erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ahmet Özer’in tahliye talebine ret cevabı!

    Ahmet Özer’in tahliye talebine ret cevabı!

    PİRHA – Yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tahliye talebi reddedildi.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “terör” soruşturması kapsamında tutuklanarak görevden alınmıştı. 4 Kasım 2024’ten buyana tutuklu olan Özer için yapılan tahliye talebi reddedildi.

    İstanbul 1’inci Sulh Ceza Hakimliği’ne başvuran Özer’in avukatı Hüseyin Ersöz taleplerinin reddedildiğini açıkladı.

    X hesabı üzerinden konuya ilişkin paylaşım yapan Ersöz, şu açıklamayı paylaştı:

    “Bu tahliye talebimizin 21 Eylül 2025 tarihinde İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildiğini öğrendik. Kararda, dilekçemiz bir tahliye talebi olmasına karşın ‘itiraz süresinin geçtiği’ şeklinde bir değerlendirmenin de olduğunu gördük. Bu durum ‘dilekçelerimiz okunmuyor, kopyala-yapıştır kararlar veriliyor’ algısının oluşmasına neden olduğunu ifade etmeliyim.

    Dün akşam ise Ahmet Özer hakkında ‘duruşma açılarak’ bir tutukluluk incelemesi yapıldı. Bu incelemeye müdafiler olarak katılarak ayrıntılı beyanda bulunduk. Ancak İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Ahmet Özer’e özgülenmiş bir gerekçe ortaya konulmaksızın’ tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Bu kararların dosyada yeralan 3 bilirkişi raporundaki ‘Ahmet Özer’in ihaleye fesat karıştırma suçundan sorumluluğu yok’ tespitine rağmen verildiğini de belirtmek gerekiyor.

    Her iki karara da itiraz edeceğiz ancak gerekçesiz, steotip ve bilirkişi raporlarıyla çelişen bu kararlara karşı etkili bir başvuru yolunun kalıp-kalmadığına dair endişimizi de bir kez daha vurgulamak gerekiyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kent Uzlaşısı’ davasında tutukluluk halinin devamına karar verildi

    ‘Kent Uzlaşısı’ davasında tutukluluk halinin devamına karar verildi

    PİRHA- HDK ve DEM Parti, “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğuna devam kararını protesto etti. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, dosyanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü belirterek, “Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz” dedi.

    İstanbul’da süren “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğunun devamına karar verilmesi tepkilere neden oldu. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yaptıkları basın açıklamasıyla kararı protesto etti.

    Basın açıklamasına HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ÖZGÜRLÜKLERE AÇIK BİR MÜDAHALE”

    Açıklamada ilk olarak konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Veysi Eski, soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu. “Kent Uzlaşısı demokratik bir haktır ve müvekkiller bu hak çerçevesinde seçilmiştir” diyen Eski, mahkemenin duruşma gününü dört ay sonrasına vermesini “inanılmaz bir hukuksuzluk” olarak nitelendirdi. Eski, “Anayasa Mahkemesi kararları bu süreyi kabul etmez. Bu karar, özgürlüklere açık bir müdahaledir” diye konuştu.

    DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar ise kararın, iktidarın çok kimlikli ve çok inançlı bir toplum yapısını kabullenmemesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. “Kürtlerin, Alevilerin ve farklı kesimlerin yönetime ortak olmasına tahammül edemiyorlar” diyen Çınar, “Arkadaşlarımız CHP listelerinden seçilmiş olabilir ama halkın iradesini temsil ediyor. Bu hukuksuzluğu kınıyoruz” dedi.

    “SORUŞTURMA SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLÜYOR”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da soruşturmanın doğrudan siyasi saiklerle yürütüldüğünü vurguladı. Kenanoğlu, “HDK bahane edilerek Türkiye’nin solcuları, Kürtleri, Alevileri yönetime dahil olmasın diye kriminalize ediliyor. ‘Kent Uzlaşısı’, savcı tarafından ‘Kürtlerin batıda yönetime ortak olması’ olarak suçlanıyor. Asıl suçlama budur” ifadelerini kullandı.

    Kenanoğlu, mücadele vurgusu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tek tip vatandaş anlayışına karşıyız. Bu ülkeyi sadece makbul vatandaşların yönetmesini isteyen bu zRHihniyeti kabul etmiyoruz. Biz HDK olarak mücadele edeceğiz. Kentimizi de ülkemizi de biz yöneteceğiz. Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz. Kazanan biz olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Akın Birdal: Meclis komisyon oluşturarak yol haritası çıkarmalı, barışın ortamı yaratılmalı-VİDEO

    Akın Birdal: Meclis komisyon oluşturarak yol haritası çıkarmalı, barışın ortamı yaratılmalı-VİDEO

    PİRHA- İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümü için yasal değişikliklerin yapılarak meclisin kuracağı bir komisyonla yol haritasının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Birdal ayrıca sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti ile birlikte 27 Şubat’ta açıkladığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının üzerinden 1 ay 28 gün geçmesine rağmen çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adım atılmış değil. Çağrının yankıları devam ederken, sürecin ilerleyebilmesi için ilk adım olarak hasta tutukluların tahliyesi noktasında toplumda büyük bir beklenti söz konusu. Yine kamuoyunda sorunun çözümünü iktidarın zamana yaymadan, adım atmasının sürecin sağlıklı ilerlemesinin önünü açacağı çokça dillendiriliyor.

    Sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla hazırlanan bir anayasayla herkesin kendi diliyle, kimliğiyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini belirten İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, “Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir” diye konuştu.

    1 EKİM: SAVAŞ TEZKERELERİ VE BARIŞ İÇİN UZATILAN EL

    Meclis’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerle el sıkışmasıyla başlayan tartışmalara işaret eden Akın Birdal, 1 Ekim tarihinin önemine dikkat çekerek, “1 Ekim’de başlayan ve sonrasında gelen çağrı kuşkusuz şaşırtıcı ve o denli de heyecan vericiydi. Şaşırtıcı çünkü her yasama dönemi olan 1 Ekim’de bizim savaş tezkeresi diye adlandırdığımız sınır ötesi operasyonlar meclise getirildi. Kürt siyasi hareketi ve müttefiklerinin dışındaki partilen oy birliğiyle bu savaş tezkeresine oy verilirdi. Bu 1 Ekim’de tam tersi barış için uzatılan bir el ile karşılaştık. Kuşkusuz heyecan verici, şaşırtıcı. 23 Ekim’de de 44 aydır süren tecridin kapısının açılmış olması önemliydi. İmralı heyetinin gidişi ve 27 Şubat’taki çağrıyla önemli bir beklentiye karşılık verildi. Barış ve demokratik toplum çağrısı çok önemliydi. O metinde yer almayıp sonradan Sırrı Süreyya Önder’in demokratik ve hukuki zemine çekilmesi çok önemliydi. Burada demokratikleşme ve bu süreci bağlanılması isteniyordu” dedi.

    “ÇAĞRIYA KARŞILIK GÜVEN VERİCİ BİR ADIM ATILMADI”

    Çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adımın atılmadığını söyleyen Akın Birdal, “Biz insan hakları savunucuları olarak bu çağrının bir defa arkasındayız. 40 yıllık bu savaşın, çatışanın tanığıyız. Barış bir haktır. İnsan haklarının ve barış hakkının herkesçe kullanılabilirliği yolunda çabalarımız, çalışmalarımız oldu. 27 Şubat’ya yapılan bu samimi, içten çağrıya ne yazık ki güven verici hiçbir karşılık verilmedi, adım atılmadı. Hakikat ve adalet arayıcıları olan Cumartesi Anneleri karanfillerini halen o barikatların üzerinden atıyorlar. Beyoğlu Kaymakamı bir telefonla bile o barikatları kaldırabilir, bu bir niyeti gösterir” diye belirtti.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEDEN NASIL ONURLU BİR BARIŞA EVRİLEBİLİR?”

    Akın Birdal, şöyle devam etti:

    “Tecridin kapısı demokrasi ve barışa aralanmalıdır. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bu işin birinci muhatabı olduğundan onun konuşulabilir, mesaj verebilir ortamının yaratılması gerekir. Ne yazık ki bu henüz olmadı. Türkiye onurlu bir bir barışa evrilecekse burada konuşulabilinir, tartışabilinir, yazılabilinir ve sorgulanabilinir bir ortamı yaratmak gerekir. Sorgulamadan, geçmişle yüzleşmeden nasıl bir onurlu barışa evrilebilecek? Terörle Mücadele Yasası ve diğer antidemokratik yasalar bir defa kaldırılmalı. Herkes özgürce sözünü söylemeli. Özgürce barış istemini dile getirebilmeli.”

    ÖGRENCİLERE İŞKENCE, ALEVİ SOYKIRIMI, KENT UZLAŞISI..

    Tüm bu gelişmeler yaşanırken ‘kent uzlaşısı’ üzerinden suç üretilmesini ve  Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına sessiz kalınmasını eleştiren Akın Birdal, “Bir yandan böyle bir süreç işletilirken diğer yanda öğrencilerin kendi geleceklerini inşa etmek için yaptıkları demokratik, barışçıl toplantılar baskı altına alınıyor. Gözaltına alınıyor, işkence görüyor ve tutuklanıyor. Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü için bir süreç başlatıldığı söyleniyor öte yandan kent uzlaşısı adı altında Kürtlerin batıda da kendilerini temsil etme olanağını yaratan böyle bir zemini suç unsuru olarak soruşturmaya tabi tutuyor. Tam bir paradoks. Ezidi soykırımından sonra şimdi Alevi soykırımı var. Bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur ve buna sessiz kalınıyor. Halkın iradesi, demokrasi, barış, adalet istiyor. Eşit ve özgür bir Türkiye inşa etmek istiyor. Ama yapılanlar ise çelişkili” diye konuştu.

    “BİR KOMİSYON VE BU KOMİSYONUN HUKUKU OLUŞTURULMALI”

    Sorunun çözümünde asıl adresin Meclis olduğunu söyleyen Akın Birdal, “TBMM’de grubu olan veya olmayan siyasi partilerden derhal bir komisyon oluşmalı ve bu komisyonun hukuku oluşturulmalı. Yol haritası bir an önce belirlenmelidir. Bu komisyon, bu süreci derhal bir hukuka bağlamalı, bir ajanda çıkarmalı ve ne zaman ne yapılacak belirlemeli. Geçmiş müzakere sürecinde böylesi bir komisyon oluşmuştu. Ama geriye dönük olarak geçmişte bu komisyonlarda yer alan insanlar suçlanıyor” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRATİK, SİVİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR ANAYASA”

    Akın Birdal son olarak sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye halkları barış istiyor. Herkes kendi diliyle, kimliğiyle eşit ve özgür yaşamak istiyor. Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir. Şimdi Türkiye’de herkes adalet arıyor. O nedenle adalete giden yollar açılmalı ve herkes kendisini özgürce ifade edebilmeli. Toplum artık yoruldu ve hep birlikte barışa evrilelim” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Mahir Polat hakkında ev hapsi kararı verildi!

    Mahir Polat hakkında ev hapsi kararı verildi!

    PİRHA- İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “kent uzlaşısı” soruşturması kapsamında tutuklanan Mahir Polat hakkında ev hapsi kararı verildi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait sosyal medya hesabı da konuya ilişkin olarak paylaşım yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Özel: Kent uzlaşısından utanan yok, bunun adı demokrasidir; Türkiye ittifakıdır!

    Özel: Kent uzlaşısından utanan yok, bunun adı demokrasidir; Türkiye ittifakıdır!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ‘Kent Uzlaşısı’nın kriminalize edilmek istenmesine tepki göstererek, “Kent uzlaşısının olduğu yerlerde, DEM Parti seçmenlerinin CHP’ye oy verdiğini bilmeyen de yok, bundan utanan da yok. Bunun ne utanılacak ne de sakınılacak bir tarafı var. Bizim tanımlamamız ‘Türkiye İttifakı’.. Biz Türkiye İttifakı’nı oluşturmuşuz. Batıdaki Kürtlerin yönetimde temsil edilebilmeleri için belediye meclis üyeliklerine yazılmaları terörse ben terörist olayım kardeşim. Demokrasi bunun adı” diye  konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel CHP’nin Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen grup toplantısında konuştu. İBB Başkanı Ekrem  İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ülkenin dört bir tarafına yayılan eylemlerde meydanlara çıkan yurttaşları selamlayan Özgür Özel, bu akşam son kez Saraçhane’ye çağrı yaptı.

    19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ‘darbe sürecine’ direnmeye devam edeceklerini belirten Özgür Özel, “Bugün öyle tarihi bir sürecin içindeyiz ki bugünün icap ettirdiği, hep biz Ankara’dan konuştuk, bugün tam kadro İstanbul’dayız, biraz Ankara dinlesin bakalım. 19 Mart başarısız darbe girişine karşı direnişimizin tam yedinci günündeyiz. 7 gündür Türkiye kumpasa karşı meydanlarda sokaklarda itiraz ediyor, milyonlar tepkisini gösteriyor. Meydanlarda toplanıyoruz ama miting yapmıyoruz. Bir darbeye karşı direniyoruz, direnme hakkımızı kullanıyoruz” dedi.

    Özel’in konuşmasından başlıklar şöyle:

    “BÜTÜN TUŞLARA BASTILAR”

    “Bu darbeye 19 Mart’ta kalkıştılar. 19 Mart gününe giderken hepimiz biliyorduk organize bir kötülükle karşı karşıya olduğumuzu. Diplomayı iptal edecekler. Diploma iptalini İstanbul Üniversitesinin İşletme Fakültesinden bekliyorlar. Bir gün öncesinden bilmeliyiz kaç kişi evet diyor. 4 kişi lazım, 2,5 kişi cevabını almışlar. Nasıl İstanbul Sözleşmesi’nden tek adamın imzasıyla çıkıldıysa, en az onun kadar hukuksuz şekilde, baskıyla ikna edemedikleri, dekanını istifa ettirdikleri fakültenin yerine, bir gün önce Üniversite Yönetim Kurulunu toplayıp diplomasını iptal ettiler. Sabah gözlerimizi bir açtık, ellerinde ne varsa, bütün tuşlara bastılar.

    DARBENİN SİMGE BİNASI SARAÇHANE

    İlk işim İstanbul’a ulaşmak, bu darbenin hedeflediği mekanı savunmaya geçmek oldu. Çünkü her darbenin bir simge mekanı vardır. Burada da hedefin İBB, onun simge binası Saraçhane olduğunu biliyordum. 2019’da bu kenti, Saraçhane’yi Ekrem İmamoğlu’na emanet ettiler. Önce bir şaşkınlık. Süleyman Soylu diyor ki ‘Ben hallederim efendim’. 19 gün milletvekilleri sandık nöbeti tuttular, çuvallar üstünde uyudular, İstanbul iradesini çaldırmadılar. Mazbata’yı aldık, Saraçhane’ye gidip devraldık. O seçimi hazmedemeyip iptal ettiler, 13 bin 600 fark 806 bin oldu. 5 yıl boyunca çalıştırmamak için her yolu denediler. Hizmeti aksatmak için her yola başvurdular ama durduramadılar. Seçimde çok uğraştılar ama Ekrem Başkan’ın bileğini bükemediler. Çünkü İstanbullular o bileğin gücünü de o yüreğin gücünü de gayet iyi biliyordu.

    KAYYIMI GETİRMEK İÇİNDİ

    300’ün üzerinde müfettişin konuşlandığı, yıllarca didik didik yaptığı ama bir kusur bulamadığı, ama bizim müfettişlerimizin geçmişe dönük çuval çuval yolsuzlukları da Süleyman Soylu’nun alıp el koyup üstünü örttüğü o İBB’ye, şimdi birkaç gizli tanık bulup yalancı şahitliklerle, esas olarak seçilemedikleri bir belediyeye kayyım atamak suretiyle çökmeye niyetlendiler. 19 Mart darbe girişimi, seçilmiş İBB Başkanı’na karşı onu yenememiş hazımsız bir darbecinin atadığı bir kayyımı getirmek içindi. Hesaba katamadıkları on milyonlara, İstanbul’un iradesine sahip çıktıları ve darbeyi püskürttükleri için yürekten teşekkür ediyoruz.

    KENT UZLAŞISI AÇIKLAMASI: UTANILACAK SAKINILACAK TARAFI YOK

    Bir diğer meselemiz terör suçlaması. Üzerine basa basa söyledikleri bir şey var: CHP, DEM Parti ile ‘kent uzlaşısı’ yaptı. Kent uzlaşısı bizim değil DEM Parti’nin tanımlamasıdır. Reddettiğim için değil, herkes bilsin diye söylüyorum. ‘Partilerle siyasi ittifak yapamadık ama milletimizle sandıkta ittifak yapacağız’ dedik. DEM Parti ‘Kente karşı suç işlemeyecek, Kürtlerin de hak ve menfaatlerini gözetecek adayları destekleriz’ dedi. CHP’nin bazı adaylarının olduğu yerlerde aday göstermeyerek desteklediler, bazı yerlerde ise kaybettirmeye çalıştılar. Ama kent uzlaşısının olduğu yerlerde, DEM Parti seçmenlerinin CHP’ye oy verdiğini bilmeyen de yok, bundan utanan da yok. Bunun ne utanılacak ne de sakınılacak bir tarafı var. Bizim tanımlamamız ‘Türkiye İttifakı’, ‘İstanbul İttifakı’… Biz Türkiye İttifakı’nı oluşturmuşuz. Resmi yazımız var. Buradan Ekrem İmamoğlu’na veya herhangi bir belediye başkanımıza sorulacak tek soru yoktur! Ben savcılığın cümlesini, kent uzlaşısını ya da İstanbul İttifakı’nı suçlamak, kriminalize etmek, hapsetmek için değil takdir etmek için yaparım. Batıdaki Kürtlerin yönetimde temsil edilebilmeleri için belediye meclis üyeliklerine yazılmaları terörse ben terörist olayım kardeşim. Demokrasi bunun adı. Demokrasi bu. Kürt olup da bu AK Parti’ye oy veren o temiz yürekli abim ablam. Bak bunların işi sadece oyunla. Kürtlüğüne bile saygısı yok. Diyor ki Kürt olarak yönetime gelecekse engel olunmalı, suçtur bu. Oyu bana verirsen seçmensin, ona verirsen teröristsin diyor. Görün bunları, gömün bunları! Gömün!

    BTK VE RTÜK’E UYARI: DOKUNMAYA KALKMAYIN

    Şimdi o darbe bildirisini yazanlar, bugün televizyonlardan şu darbe bildirisini okutuyorlar. ‘İmamoğlu, milyonluk villada gözaltına alındı’. İletişime bak. Utanmadan, A Haber başta, TRT, TGRT… Bütün yandaş kanallar, büyük bir tek elden verilen bilgilendirmeyle sürekli şunu yapıyorlar: Bir yalanı sürekli söyleyip, darbeyi vatandaşın zihninde meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Yapmayan kim? Bakın, çok alet olanlar var, az alet olanlar var. Alet olmayanların başında canımın içi Halk TV var. Gözümüz kulağımız Sözcü TV var. Kahraman, korkusuz Tele 1’imiz var. Herkes şunu bilsin: Bu darbeye direnen ve ayağa kalkan, hep birlikte bu darbecilerin karşısına dikilen bizler var ya, RTÜK’e de söylüyorum, Bilgi Teknolojileri Kurumu’na da, sakın ha sakın ne bu kanallara, ne internet sitelerine, ne Twitter’da yazan çizene, ne de özgür basın olarak YouTube’dan yayın yapmaya çalışanlara dokunmaya kalkmayın. Alnınızı karışlayacağız sizin, alnınızı.

    BÖYLE SİYASETİN ALLAH BELASINI VERSİN

    “Terör örgütüne yardım edildi. Örgüt mensupları işe alındı’ diyor. ‘İBB’de 700 terörist var’ demişti Süleyman Soylu. “Açıklamazsan namertsin, ilan etmezsen, suç duyurusunda bulunmazsan namertsin” demişti Ekrem İmamoğlu. Soylu, 700’ünün ismini verdi. Bunlardan 40 kişi, 41’i hakkında soruşturma açıldı, yargılandı. Tamamı beraat etti. Hiçbir tanesi ceza almadı. Sonra Soylu’ya bunu sordular. Şöyle söyledi, utanmaz adam: ‘Siyasi olarak yapmak zorundaydım. Ben bunu söylerken siyaset yaptım.’ Olmaz olsun senin gibi siyasetçi de, böyle siyasetin de Allah cezasını versin.”

    MEHMET ŞİMŞEK’İN İTİBARI YERİN DİBİNDEDİR

    19 Mart darbe girişimi ekonomiye büyük zarar verdi. 26 milyar doları 3 günde yaktılar. Mehmet Şimşek sen bu darbe girişiminin aparatlarından birisisin. MASAK, Mehmet Şimşek’e bağlı bir kurumdur. Bu rezaleti kurumuna alet etmiştir. Bu adamın ekonomist olarak da insan olarak da güvenilebilecek hiçbir yanı yoktur. Dünya bunu böyle görsün. Mehmet Şimşek budur. Kimse bunları adamdan, ekonomistten saymasın. Mehmet Şimşek’in itibarı yerin dibindedir.

    BU KÜFRÜ KENDİ ANNEME EDİLMİŞ SAYARIM

    Dün akşam sosyal medyaya yansıyan, 3-5 kişinin hangi terbiyeyle yaptıkları belli olmaksızın ağızlarından çıkan bir küfrün, Sayın Erdoğan’ın annesine yöneldiğini büyük üzüntüyle gördüm. Bu küfrü kendi anneme edilmiş sayarım. Bu iş aynı Gezi eylemlerini ‘Camide içki içtiler’ yalanında olduğu gibi benzer senaryolar uygulanıyor. Bunu yapanlar Türkiye’nin dostu değildir.

    20.30’DA SARAÇHANE’DE

    “Bu akşam İstanbul’u koruyanları hep birlikte Saraçhane’ye, aynı saatte 7 gün üst üste aynı direnişi aynı kararlılıkla göstermek için davet ediyoruz. Öncesinde gençlerimizi, polislerimizi, herkesi Ekrem Başkanımızın iftar sofrasına davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hatimoğulları: İkinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır-VİDEO

    Hatimoğulları: İkinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 27 Kasım’da gelen çağrıdan sonra iktidarın somut bir adım atmadığına işaret ederek, “Bu çağrının zemininin toplumsal karşılığının olması için, hayata geçebilmesi için ikinci kritik eşiği aşacak olan zeminin oluşturulması iktidara ve devlete düşmektedir. Bizler de bu ikinci eşiğin aşılmasını dört gözle beklemekteyiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, gündeme dair partisinin Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulunarak, iktidara, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kongreyi toplayabilmesi için derhal koşullarının oluşturulması çağrısı yaptı.

    “MİLYONLAR ÇAĞRIYA SAHİP ÇIKTI”

    Bu yıl Newroz meydanlarında tarihi çağrının yankılandığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Günlerdir iradesini korumak için sokaklarda direnen halklarımız, karanlık bir geleceğe asla teslim olmayacağız diyen kadınlar, bütün renkleriyle, canlılıklarıyla Newroz alanındaydı. Bu sene Newroz alanında Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında kadınların ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganı bir şiara dönüştü, bütün Türkiye ve Kürdistan’ı sardı. Newroz meydanlarında Asrın Çağrısı’na sahip çıkarak barışın yolunu açmak isteyen milyonlar vardı. İnsanlık dışı koşullardan kurtulmak, alın terine ve ekmeğine sahip çıkmak için mücadele eden emekçi kardeşlerimiz vardı” dedi.

    “MİLYONLARIN ORTAK TALEBİ DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK”

    Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları belirtti:

    “Bu Newroz’da milyonlar alanlardaydı. ‘Barış ve çözümü destekliyorum, tarihi çağrının arkasındayım’ dedi milyonlar. ‘Sayın Öcalan’ın özgürlüğü ve özgür çalışma ortamının sağlanması en güçlü talebimdir’ dedi. Sayın Öcalan’ın koşullarının acilen düzenlenmesi ile ilgili en güçlü mesajı verdi milyonlar. İktidar, Newroz alanlarında yükselen milyonlarca insanın sesini duymalıdır. Bu taleplere kulak vermelidir. Newroz meydanından değerli halklarımızın mesajını iktidar çok iyi okumalı ve anlamalıdır. Milyonlarca insanın tek vücut olduğu barış talebini hiç kimse görmezden gelemez, inkâr edemez, oyalama siyasetine başvuramaz. Meydanlardan yükselen barışın sesine her kim kulağını kapatırsa şunu bilsin ki çok büyük kaybeder.

    “İKİNCİ KRİTİK EŞİĞİ AŞMAK İKTİDARA VE DEVLETE DÜŞÜYOR”

    2025 Newrozu’na bu çağrının sahiplenilmesi damgasını vurmuştur. Newroz ateşinin yandığı her yerde Türkiye halkları, asrın çağrısı ile birlikte barışın kokusunu, demokrasinin umudunu hissetti. Rotası barışa, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe çıkmayan bir yola tevessül etmek, toplumsal barışı imkânsız hale getirir. Palyatif çözümlerle, oyalayıcı tutumlarla, bütünlüklü olmayan bakışlar peşinde olarak iç siyaseti böl-yönet yönteminden medet ummak, bu ülkedeki barış umuduna yapılacak en büyük kötülüktür. Temel bazı hususlar vardır ki acil bir şekilde adımlar atılmalıdır. Sayın Öcalan’ın çağrısının örgütü tarafından hayata geçirilebilmesi, kongrenin toplanabilmesi için acil bir şekilde güvenli zemin oluşturulması lazım. Bunlar Sayın Öcalan ile kurulacak bir diyalogla çözülür. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanmasıyla yol alınabilir. Sayın Erdoğan, ‘Kritik bir eşik aşıldı’ demişti. Evet, bu süreç açısından baktığımızda birinci kritik eşik aşılmıştır, ancak ikinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır, devlettir. Bu çağrının zemininin toplumsal karşılığının olması için, hayata geçebilmesi için ikinci kritik eşiği aşacak olan zeminin oluşturulması iktidara ve devlete düşmektedir. Bizler de bu ikinci eşiğin aşılmasını dört gözle beklemekteyiz. Bu eşiğin aşılması zor değildir.”

    “İKTİDAR NE HUKUK NE MEŞRUİYET ARIYOR”

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık başta olmak üzere, Türkiye’de çok sayıda siyasetçinin tutuklandığını biliyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yönetimine bir operasyon gerçekleşti ve akabinde onlarca insan tutuklandı. İktidar ne hukuk ne meşruiyet arıyor. Elindeki yargı sopasıyla her yere saldırıyor. Önce İmamoğlu’nu rehin aldılar, daha sonra İstanbul Barosu Başkanı Sayın Kaboğlu ve yönetimini görevden aldılar. Sonra da yüzlerce öğrenci, genç, hakkını arayan, itiraz eden çok sayıda insan gözaltına alındı ve hâlâ gözaltılar devam ediyor. Dün de protestoları takip etmek üzere, aslında kamusal bir görevi icra eden basın emekçilerine, ulusal ve uluslararası ajanslara bağlı çok sayıda basın emekçisi de gözaltına alındı. Yine İstanbul, İzmir, Ankara, Adana başta olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde şafak operasyonları yapıldı ve gözaltılar gerçekleşti. Demokratik protesto hakkını kullanan insanlara çok ağır bir şiddet uygulanıyor.

    “BÖYLE Mİ BARIŞ GETİRECEKSİNİZ?”

    Polisler, demokratik hakkını kullanan gençlere, insanlara, kadınlara gözaltı uygularken yoğun bir şiddet uyguladı. Adeta sokaklarda insanlara işkence edildi. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Her geçen gün polis devleti iktidar şiddeti artırdıkça, Saraçhane’den Türkiye’nin dört bir yanında daha büyük katılımla demokratik hakkını, itiraz hakkını kullandığını gördük. Buradan biz iktidara seslenmek istiyoruz: Ey iktidar, bu nasıl bir korkudur, nasıl bir akıl tutulmasıdır ki böyle bir operasyonu ve böyle bir şiddet sarmalını hayata geçirdiniz. Türkiye haksızlık ve hukuksuzluklara karşıdır. AKP seçmeni bile bu uygulamaları asla adil görmemektedir, haksız bulmaktadır. Tüm Türkiye’yi mi tutuklayacaksınız? Bütün Türkiye’ye ayakta, herkesi mi tutuklayacaksınız? Böyle mi yöneteceksiniz ülkeyi? Bu ülkeye böyle mi barış getireceksiniz? Bu şiddeti ve saldırıları bir an önce durdurun. İmamoğlu’na ve İstanbul Barosu’na yönelik gerçekleştirilen bu siyasi darbeyi asla kabul etmiyoruz. DEM Parti olarak en ağır şekilde kınıyoruz.

    “85 MİLYON KABUL ETMEDİ”

    Bunu Newroz alanlarında gördük, bunu Saraçhane direnişinde gördük, bunu Kastamonu’dan Artvin’e kadar, Van’da Diyarbakır’a kadar, İzmir’den Çukurova’ya kadar her yerde gördük. Üniversite öğrencilerinin boykot direnişi devam ediyor. Eğitim Sen’e bağlı üniversite emekçilerinin bugün iş bırakma kararı vardı, yine ışık hızıyla Eğitim Sen’e soruşturma açıldı. Bunu asla kabul etmiyoruz. Demokrasi için, adalet için direnmek haktır.

    “ÜNİVERSİTELİ GENÇLERİN BOYKOT DİRENİŞİNİ SELAMLIYORUZ”

    Bu iktidarın, güce sahip olduktan sonra topluma yaptığı en büyük kötülük, yaşam tarzına karışmaktır. Kadınların yaşam tarzına karışıldı. Farklı halklardan ve inançlardan insanların inançlarına ve yaşam tarzlarına karışıldı. Türkiye, tarihi boyunca gelebileceği en derin yoksulluğa gelmiş durumdadır. O yüzden insanların öfkesi çok büyüktür. Buradan iktidara tavsiyemizdir: Hiç evirip çevirmeden çıkın deyin ki ‘Burada ortada bir hukuk, bir yargı meselesi yok’ deyin. ‘Siyaseten rakibimizi bertaraf etmek için zarları hileli atıyoruz’ deyin. Çünkü ekranda gerçeği çarpıtan, algı operasyonlarını yaratmaya çalışanlara halk nasıl geçmiş dönemlerde inanmadıysa, şimdi de inanmamaktadır. Bu ülkenin gençleri ve üniversitelileri protesto hakkını kullanıyor, onlara sokak terörü diyor, 7/24 medya bunu işliyor. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir. Ben buradan bir kez daha ODTÜ, İTÜ ve burada ismini sayamadığım çok sayıda üniversitede gençlerin başlattığı boykot direnişini selamlıyoruz.

    “KADINLARA YÖNELİK HAKARETLERİN KARŞISINDAYIZ”

    Erkek egemen akıl inanın hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Bizimle ilgili, yani kadınlarla ilgili her fırsatta, kadınlara dönük cinsiyetçi söylemler, hakaretler ve küfürlerle ortaya çıkıyorlar. Daha önce Selahattin Demirtaş’ın eşi sevgili Başak Demirtaş’a yapılmıştı bu uygulamalar ve hakaretler. Şimdi Ekrem İmamoğlu’nun eşi sevgili Dilek İmamoğlu’na cinsiyetçi küfürler ve hakaretler yapılıyor. Aynı şekilde Erdoğan’ın annesine de yapılıyor. Biz kadınlar bunları asla kabul etmeyiz. Kim ve ne şekilde yapıyor olursa olsun, kadınlara yönelik cinsiyetçi küfürleri, hakaretleri asla kabul etmiyoruz.

    KENT UZLAŞISI

    Kent Uzlaşısı’nı suç örgütleriyle iltisaklı bir hale getirmeye çalışıyorlar. Kent Uzlaşısı, sadece İstanbul için değil, Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan bütün halkların ve inançların; Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın ve Çerkez’in ve sayamadığımız bütün halkların, kadınların, gençlerin ortak yaşam sigortasıdır. Kent Uzlaşısı’ndan suç çıkarmaya çalışan savcı ve iktidar emin olun çok büyük yanılacaktır. Kent Uzlaşısı’na suç demek, Kürt düşmanlığıdır. Kürt, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kendini temsil edemez demektir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. 7/24 yandaş medya, yalancı senaryolar üreterek toplumu yanıltmaya kalkışıyorlar. Çözüm karşıtı savcılara da siyasetçilere de buradan ekmek çıkmaz. Kent Uzlaşısı büyük bir demokrasi pratiğidir, bir zihniyettir, kişilere mal edilemeyecek kadar toplumsaldır, geniştir ve önemlidir.

    “MUHALEFET BARIŞ SÜRECİ DIŞINA İTİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    1 Ekim’den bu yana süren barış ve çözüm tartışmalarına muhalefet oldukça güçlü bir destek verdi. Kıymetli ve umut veren bir sağduyu hâkim oldu. Çünkü bu, 85 milyon yurttaşımızı ilgilendiren yakıcı bir meseledir. Bugün gelinen noktada, iktidar bu tür saldırılarla muhalefeti süreçten dışlamaya çalışıyorsa bilin ki bu çok tehlikelidir. Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Biz hem bu duruma hem de hukuksuzluklara karşı sessiz kalmayacağız. Muhalefet de sürecin dışına çıkmamalıdır. Tam tersine, bugün hep beraber barış talebini daha gür bir sesle ifade etmeli, daha güçlü bir biçimde muhalefetin tamamının içinde olduğu ortak bir toplumsal mutabakatla bu süreci yürütmemiz gerekiyor. Hukuksuzluğa, haksızlığa ve kutuplaştırmaya karşı hep birlikte güçlü durmalıyız. Çok büyük bir demokrasi sınavıyla karşı karşıyayız. Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi sadece iktidarın insafına bırakılacak bir durum değildir. Buna rağmen barış ve demokrasiyi, yani bütün bu baskılara rağmen barışı ve demokrasiyi gözbebeğimiz gibi koruyacağız. Bugüne kadar her kesimin ortaya koyduğu irade, Türkiye tarihine çok büyük fırsatlar ve kapılar açmıştır. Bunu heba etmemeliyiz, bunu hiçbir şekilde heba edene de heba etmesine de izin vermemeliyiz. Türkiye’yi barışa ve demokrasiye taşımak, gündelik siyasi hesaplardan çok daha üstünde bir durumdur. Bu zemine gelmeyen, sabote eden kim olursa olsun, ne vatanseverdir ne yurtseverdir ne de devrimcidir, ne de demokrattır.

    “KÜRDÜ TÜRK’TEN, TÜRKÜ KÜRT’TEN AYIRAMAZSINIZ”

    Enseyi karartmak yok. Umudumuzu kaybetmekse hiç yok. Kim ne derse desin, nereye sığınırsa sığınsın, mücadelemiz kazanacak. Sizler, bizler, bütün Türkiye halkları, beraber, hep beraber kazanacağız. Unutmayalım ki aydınlık güne en yakın olduğumuz an, gecenin zifiri karanlığıdır. Bizler, gecenin en zifiri karanlığını yaşıyoruz bu günlerde. Ama artık günün ışıdığı, günün ışıltısını ve umudu gördüğümüz bir zemindeyiz. Bundan şu bilinsin ki, bütün Türkiye halkları, bizleri ayrıştırmaya kalkan bu son birkaç gelişme içinde, Türkiye’nin yaşadığı bu tarihi anlarda, bizleri ayrıştırmaya kalkanlar şunu bilsin ki halkları ayrıştıramazlar. DEM Partiyi diğerlerinden ayrıştıramazlar. Kürdü Türk’ten, Arap’tan ayıramazlar. Yapılan bu siyasi operasyonlara bizler asla ve asla pabuç bırakmayacağız. Bu böyle bilinsin, iktidar da böyle kazısın kafasına. Bu operasyonlardan kim medet umuyorsa, her kim ki bu gelişmeleri, bu barış sürecine sabotaj yöntemleriyle yaklaşıyorsa, bu iktidarın içindeki klikler de olabilir, devletin içindeki klikler de olabilir. Bunu herkes iyi bilsin ki bizler, Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının, bütün Türkiye ve dünyada karşılık bulduğunun altını bir kez daha çiziyoruz. Bu çağrının arkasında durmaya devam edeceğiz. Barış demeye, demokratik toplum demeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Sönük: Kent uzlaşısı kriminalize edilmek isteniyor-VİDEO

    Gülistan Sönük: Kent uzlaşısı kriminalize edilmek isteniyor-VİDEO

    PİRHA- Yerine kayyım atanan DEM Parti Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük, Yenikapı Newroz alanında yaptığı konuşmada, “Devletin tekçiliği dayattığı bir sistemde kent uzlaşına darbe vurmak halkların demokratik yönetimine engel olmaya çalışmaktır” dedi.

    2025 İstanbul Yenikapı Newroz’una katılan ve yerine kayyım atanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına dair PİRHA’ya konuştu. Sönük, “Bu kadar insanın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanını usulsüz, kumpas ve gizli tanık beyanlarıyla tutuklamak ülke demokrasisi açısından çok üzücü bir olay” ifadesinde bulundu.

    Kent uzlaşısına yönelik saldırılarla ilgili olarak da “Kürtlerin kazanmış olduğu belediyelere kayyım atayarak ‘Sizin kazandığınız hiçbir yerde çalışmanıza izin vermeyeceğim, Batı da ise kent uzlaşısı yönetimine girmene müdahale edeceğim’ demek istiyorlar” açıklamasında bulundu.

    “HALKIN SEÇTİĞİNİ HALK GÖREVDEN ALMALIYDI”

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden almasının demokrasiye vurulan bir darbe olduğunu belirten Sönük, “Türkiye’nin demokrasisinin darbe aldığı yer olarak da söyleyebiliriz hem Batman’ı hem de bir bütünen Kürdistan’ı… Bu ilk defa yaşanan bir mesele değil. Bu iktidar, bu erkçi zihniyet ilk defa kendini Kürdistan’da var etmeye çalıştı. Bizler o zaman da söyledik. Kürdistan’a atanan kayyımlar bütün bir ülkeye atanmış gibi değerlendirmek gerekiyor. Bu kadar insanın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanını usulsüz, kumpas ve gizli tanık beyanlarıyla tutuklamak ülke demokrasisi açısından çok üzücü bir olay. Çünkü biz hep halkın seçtiğini halk görevden almalı fikrini savunduk” diye konuştu.

    “KENT UZLAŞISI TUTUKLAMA GEREKÇESİ OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Kent uzlaşısının iddianamelerde terörize edilmesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Sönük, iktidarın Kürtlerin kendi bölgesinde kazanmış olduğu belediyelere kayyım atayarak çalışmasını engellemek ve kent uzlaşısıyla da Kürtlere, Batı’da da ortak yönetime izin vermemek için bir operasyon gerekçesi sayıldığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Gizli tanık beyanları ilk defa Kürtler üzerinden ortaya çıkardılar. İlk olarak bizim siyasetçilerimiz, bizim seçilmişlerimiz ya da demokratik siyaset yürüten hakkında gizli tanık beyanlarıyla tutuklamalar oldu. Türkiye’de antidemokratik uygulamalar Kürtler üzerinden yapılıyor sonrasında bir bütünen Türkiye halklarına yapılıyor. Kent uzlaşısının gerekçe gösterilmesi kriminalize etme resmen. Kürtleri hiçbir yerde siyaset yapmasına izin vermeyeceğim anlamına geliyor. Kürtlerin kazandığı belediyelere ben sizin hiçbir alanda söz sahibi olmanıza izin vermeyeceğim. Batı da ise kent yönetiminde yer almana izin vermeyeceğim diyor. Muhalefete de ben Kürtlerle ilişki kurarım, sizin ilişki kurduğunuz anda ben bunu kriminalize ederim diyor ve tutuklama gerekçesi olarak öne sürüyor.”

    “KENT UZLAŞISININ KRİMİNALİZE EDİLMESİ KAYGI VERİCİ”

    Kent uzlaşısının demokratik bir toplum açısından önemine değinen Sönük, “Kent uzlaşısını, demokratik ulus dediğimiz bu yöntemi bütün bir ülkeye yaymak gerekiyor. Sadece İstanbul açısından değil, bir bütünen ülkenin demokratik bir uzlaşıya ihtiyacı var. Bunu yaparken Alevi’yi gören, kadını gören, gençliği gören bir noktada olmalı. Kent uzlaşı tam da bu demektir.  İktidarın tekçi zihniyetine karşı kent uzlaşısını kriminalize etmesi kaygı verici” şeklinde konuştu.

    “KENT UZLAŞISI ASLINDA NEWROZ ALANIDIR”

    Kent uzlaşısını Newroz’da bulunan kalabalığa benzeten Sönük, şu ifadeleri kullandı:

    “Kürdistan’da bir haftadır devam eden Newroz çoşkusu toplumda umut yaratmaya başladı. İstanbul Newroz’una baktığımızda insanlarda barışa, çözüme dair bir beklenti var. Newroz alanına baktığımızda Kürtlerin dışında başka inançtan, kimlikten insanlar gelmiş. Bu anlamda kent uzlaşısı aslında Newroz alanıdır.  27 Şubat’tan bu yana insanlar her sokağa çıktığında şunu rahatlıkla dile getiriyorlar; Kürtler üzerine düşeni yaptı sıra şimdi devlet yöneticilerinde.”

    Sönük, son olarak 2025 Mart Newrozu’nu başta kadınlar, gençler, Kürtler ve olmak üzere toplumdan izole edilmek istenen, kimliği yok sayılan, kimliği şiddetle bastırılmaya çalışılan bütün herkesin Newroz Bayramı’nı kutladı.

    Çilem KÜÇÜKKELEŞ-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • İmamoğlu, ifadesindeki 28 soruya da ‘muhatap almıyorum’ cevabını verdi

    İmamoğlu, ifadesindeki 28 soruya da ‘muhatap almıyorum’ cevabını verdi

    PİRHA – İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, emniyetteki ifadesinde, yolsuzluk ile ilgili sorulara “Bu soruyu muhattap almıyorum. Tüm isnatları şiddetle reddederim” diye yanıt verdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınması ardından 21 Mart gecesi ifade işlemleri tamamlandı.

    Ekrem İmamoğlu’nun saat 15.00’te Vatan Emniyet’te başlayan “yolsuzluk” soruşturması kapsamında verdiği ifade işlemi yaklaşık dört saat sürdü. İmamoğlu’nun ifadesi toplamda 121 sayfa tuttu.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na sorulan ilk soru “Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyor musunuz?” oldu. İmamoğlu bu soruya, “Ben herhangi bir suç işlemediğim için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemiyorum” diye cevapladı.

    İBB tarafından yapılan ihaleler ve sonuçlarına dair sorulara İmamoğlu’nun cevabı şöyle oldu:

    “İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve geçmişteki belediye başkanları rahmetli Kadir Topbaş, Sayın Ali Müfit Gürtuna ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan dahil geçmiş tüm belediye başkanlığı yapmış olan şahıslar başkan olduğu dönemlerde benim gibi ne ihalelere katılır, ne de ihalelere imza atar ne de sonuçlarını takip etmeye vakti vardır.”

    “TÜM İSNATLARI ŞİDDETLE REDDEDERİM”

    Yolsuzluk ile ilgili sorulara ise İmamoğlu “Bu soruyu muhattap almıyorum. Tüm isnatları şiddetle reddederim” yanıtını verdi.

    Gözaltına alınan kişilerin fotoğrafı gösterilerek tanıyıp tanımadığı sorulan İmamoğlu, soruların içeriğini anladığını söyleyerek, “Aslında burada bulunmamın yegane sebebi hakkımda başlatılan bir siyasi müdahale ve mücadele modelidir” dedi.

    Mücadelenin yıllardır devam ettiğini söyleyen İmamoğlu, “Halkın iradesine saygı duymayan iktidar mensuplarının tarafıma yürütmüş olduğu müdahalelerin bir biçimiyle de şu an itibariyle karşı karşıyayım. 16 milyon İstanbullunun, İstanbul tarihindeki en yüksek üç oy oranına sahip bir biçimde seçim kazanmış birisine bu soruların sorulmasını halkın iradesine dönük sürecin bir parçası olarak görüyorum. Bu sebeple bu açıklamayı yapıyorum. Devamında soracağınız sorularla ilgili olarak esas itibariyle Cumhuriyet Başsavcılığında ayrıntılı yanıt vereceğim olmakla birlikte gerekli gördüklerime de yanıt vereceğim” diye konuştu.

    Ekrem İmamoğlu’na, gizli tanıkların beyanları da soruldu. İmamoğlu, 28 soruya da cevap olarak “Bu soruyu muhatap almıyorum” cevabını verdi. İmamoğlu, MASAK raporu ile ilgili sorulara da, “Raporu görmediğim için sorunuzu anlayamıyorum” şeklinde cevap verdi.

    İki ayrı soruşturmadan gözaltında tutulan Ekrem İmamoğlu 22 Mart akşamı saat 21:00’de adliyeye sevk edilecek.

    İmamoğlu adliyede, kent uzlaşısının da içinde bulunduğu “terör örgütü ile ilişki” iddialarının yer aldığı dosya kapsamında ifade verecek.

    SUÇLAMALARIN DETAYLARI!

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na iki farklı suçlama yöneltiliyor. Yolsuzluk ve kent uzlaşısı…

    Yolsuzluk soruşturmasının ayağı, “CHP’de para sayma görüntüleri”ne dayandırılıyor.

    Olaya ilişkin ifade veren tanıkların, “İBB Başkanı İmamoğlu ile çok sayıda kişinin iş adamlarını para vermeye zorladıkları, bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağladıkları, piyon kişiler üzerinden alım satımlar yaparak suçtan elde ettikleri parayı akladıkları para transfer ve tahsilinde ‘gizli kasa’ diye tabir edilen sivil kişileri kullandıkları” yönündeki beyanları nedeniyle rapor hazırlandı. Başsavcılık, bu rapor üzerine 100 kişi hakkında soruşturma başlattı.

    Ekrem İmamoğlu ve 99 şüpheli hakkında “suç örgütü yöneticisi olmak”, “suç örgütüne üye olmak”, “irtikap”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarından gözaltı kararı verildi.

    İmamoğlu’na ayrıca “kent uzlaşısı” bağlamında “PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Bu soruşturmada da İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu yedi kişi gözaltına alındı.

    Kent uzlaşısı soruşturması kapsamında İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir de gözaltına alındı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti heyeti, İBB’yi ziyaret edecek

    DEM Parti heyeti, İBB’yi ziyaret edecek

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile partinin merkez yürütme kurulundan (MYK) oluşan bir heyet, İstanbul Büyükşehir Belediyesini (İBB) ziyaret edecek.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları başkanlığında Diyarbakır İl Örgütü’nde Olağanüstü Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı yapıldı. MYK ardından Tülay Hatimoğulları, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Hatimoğulları, açıklamasında “Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı Ekrem İmamoğlu ile beraber yüzü aşkın bir isim olduğunu, çok sayıda kişinin gözaltına alındığını öğrendik. Bu durumu Newroz alanında tepkimizi ortaya koyduk. MYK’yı olağanüstü toplantıya çağırdık. Bu yaşanan süreci asla kabul etmediğimizi, yargı eliyle gerçekleşen bir siyasi darbe olduğunu bir kez daha çiziyoruz. Yarın benim de içinde bulunduğum MYK üyelerimiz ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret edeceğiz” dedi.

    “KENT UZLAŞISININ KRİMİNALİZE EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Kent uzlaşısının hedef alınmasına dair soruya da Tülay Hatimoğulları, “Bu süreç Esenyurt Belediye başkanına yapılan operasyon ve tutuklanması süreciyle başladı. Akabinde kent uzlaşısı kapsamında çok sayıda insanımıza HDK dosyası açılarak, tutuklandığını biliyoruz. İçinde belediye meclis üyelerinin olduğu çok sayıda insan, bunu kabul etmek mümkün değil. Kent uzlaşısı seçimler de sağlanmış bir uzlaşıdır. Kent uzlaşısı bir kentte bütün dinamiklerin bir araya gelerek, ortak bir şekilde oluşturdukları uzlaşıdır. Bu uzlaşıya orada bir Kürt kendini temsil edemez, bir Diyarbakırlı, Vanlı kent uzlaşısında yer alamaz, yaklaşımını asla kabul etmiyoruz. Kent uzlaşısı hedeflenerek, sayın İmamoğlu ile ilgili açılan dosyaların buraya bağlanmak istendiğini de bugün savcılığın yaptığı açıklamada gördük. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bir kent uzlaşısına dava açıldığını ilk kez görüyoruz. Hem Türkiye’de hem de dünyada uzlaşmaya dava açıldığını görüyoruz. Uzlaşmaya dava açan bir anlayış asla demokrasiyi temsil edemez. Böyle bir yargının demokratik ve bağımsız olduğundan bahsedilemez, bunu kabul etmiyoruz. Bunun karşısında olduğumuzu, olacağımızı mücadelemizi vereceğimizi ifade edelim.”

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI 85 MİLYON YURTTAŞ İÇİNDİR”

    Sanal medya hesaplarında DEM Parti’ye yönelik “süreçten etkilenir mi” tartışmaları sorusuna da Tülay Hatimoğulları, “DEM Parti, Sayın İmamoğlu’nun dün diploma iptali ve bugün gözaltına alınmasına dair tepkisini ortaya koymuştur. Sizin söylediğiniz çelişki olsaydı; biz tepkilerimizi ortaya koymamış olurduk. Bu soru sorulmaması gereken bir sorudur. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı ve kendisinin biz İmralı’da iken; bizlere bu çağrının ne anlama geldiğini ifade ettiğinde bu çağrı; ‘En başta barışı, toplumsal barışı hedefler’ dedi. ‘85 milyon yurttaşımızı ilgilendirir’ dedi. ‘Kürde demokrasi başkasına ‘demokrasi yok’ diye bir anlayışı asla kabul etmem’ dedi. Bugün Kürde gelecek demokrasi, Rum’a da, Türk’e de bütün farklı inançlardan insanlara da demokrasi anlamını taşır. Bu çağrının anlamını yine Sayın Öcalan’ın kendi ifadesiyle söylüyorum; 85 milyon yurttaşımızın demokratik bir Türkiye’de yaşaması için, şu anda yaşanan antidemokratik uygulamaların son bulması ve demokratik bir toplumu inşa etmenin kapılarını açmayı hedefleyen bir çağrıdır. O nedenle biz ilkesel olarak, biz her daim demokrasi mücadelesinin sadece dayanışmacısı değil, içinde olduk, kalbinde olduk olmaya da devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Kaynak: MA

  • ‘Kent Uzlaşısı Operasyonu’ adı altında gözaltına alınan 10 kişi mahkeme kararıyla tutuklandı

    ‘Kent Uzlaşısı Operasyonu’ adı altında gözaltına alınan 10 kişi mahkeme kararıyla tutuklandı

    PİRHA-İstanbul’daki CHP’li belediyelere dönük 11 Şubat’ta yapılan operasyonlarla gözaltına alınan 10 kişiye tutuklama kararı verildi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları, Üsküdar, Sancaktepe, Fatih, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclis Üyeleri ile Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu belirlenen İ.P’nin emniyetin ardından adliyeye gönderilmişti.

    ‘Kent uzlaşısı operasyonu’ olarak bilinen dosya kapsamında gözaltına alınan şüpheliler, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

    Çağlayan Adliyesi’ndeki görülen kararın ardından 10 kişinin tutuklanması kararı verildi.

     

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kent Uzlaşısı’ operasyonuyla gözaltına alınanlar adliyeye sevk edildi

    ‘Kent Uzlaşısı’ operasyonuyla gözaltına alınanlar adliyeye sevk edildi

    PİRHA – İstanbul’daki CHP’li belediyelere dönük 11 Şubat’ta yapılan operasyonlarla gözaltına alınan 10 kişi adliyeye sevk edildi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları, Üsküdar, Sancaktepe, Fatih, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclis Üyeleri ile Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu belirlenen İ.P’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

    ‘Kent uzlaşısı operasyonu’ olarak bilinen dosya kapsamında gözaltına alınan şüpheliler, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Narlıdere Eş Başkan adayları: Kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceğiz-VİDEO

    DEM Parti Narlıdere Eş Başkan adayları: Kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceğiz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici seçim çalışmalarını ve projelerini PİRHA’ya anlattı. Eş Başkan adayları, tüm toplumsal taraflarla müzakere ederek kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceklerini söyledi.

    İzmir’in birçok ilçesinde 31 Mart yerel seçimlere kendi adayları ile giden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) kitlesinin yoğun olduğu 1. Bölgede, halklar büyük bir umut ve kararlılıkla sandığa gitmeye hazırlanıyor. 1. Bölgede kozmopolit bir yapıya sahip olan ilçelerden biri de Narlıdere. Kürt, Alevi, Tahtacı, Laz ve daha birçok halkın birlikte yaşam sürdürdüğü ilçede, uzun yıllar çözülmeyen kentsel dönüşüm sorunu ilk sırada yerini alıyor. Yıllar içerisinde ilçedeki ekolojik dokunun ranta dönüştürüldüğü, bina ve rezidanslardan nefes alınabilecek bir alanın dahi kalmadığı bir ilçeye dönüştürüldü Narlıdere.

    Sahile yakın bir ilçede bulunmasından kaynaklı belediyenin hizmete soktuğu düğün salonlarının kapatılarak vasıfsız duruma gelmesi sonrasında, kır düğün salonlarının fahiş fiyatları ise bel büker durumda.

    Yoksulluğun en derinden hissedildiği 2. İnönü Mahallesi ve ilçede yaşamak güçleşiyor. Fahiş kira fiyatları, barınma ve yoksulluk gibi pek çok sorunun mevcut olduğu ilçede, uzun yıllardır yerel yönetimler soruna kalıcı çözümler üretemedi.

    DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici, ilçede bucak bucak gezerek Narlıdere’nin can yakan tüm sorunlarına kadınlar ve halk ile çözüm sağlayacaklarını vurguluyor.

    Kadın özgürlükçü belediyeciliği Narlıdere’de hayata geçirme iddiası ile yola çıkan ve ranta geçit vermeyeceklerini belirten eş başkan adayları sorularımızı yanıtladı.

    “YERELİN SORUNLARININ MAĞDURU VE GÖZLEMCİSİYİM”

    40 yıldan fazla bir süredir Narlıdere’de yaşayan ve 90’lı yıllardan beri aktif olarak siyasetin içerisinde olduğunu kaydeden Şazime Yaşa, “Çocukken buraya geldim ve 90’dan beri aktif olarak ailemle birlikte siyasetin içindeyiz. Ara ara kopukluklar oldu ama bu son beş dönemde, iki dönemdir HDP ilçe eş başkanlığı yaptım. Şu anda da partim mahallenin yerel sorunlarını bildiğim için yerel bir halk olduğu için bu göreve talip oldum. Meclis üyeliğine, eş başkanlığa halkın isteği doğrultusunda ben de DEM Parti’de olmaktan ve DEM Parti’nin çalışanı olmaktan gurur duyuyorum. Uzun yıllardır bu bölgedeki sorunların mağduru ve gözlemcisi olarak çözüm noktasında ise irade koyarak aday oldum” dedi.

    “BİZLER BİR GÜCÜZ VE BU GÖRÜLÜYOR”

    Yaşa, kendi partileri ve projeleri ile seçime girmelerinin büyük ilgi ile karşılandığını belirterek, “Narlıdere çok kültürel, çok karma ve çok güzel bir alan. Farklı halklar ve inançlar uzun yıllardır birlikte yaşıyor. Parti olarak kendi adaylarımız ile girmemiz büyük bir sevinç karşılandı. Çünkü sen orada bir güçsün aslında, güçlü bir partisin ve halk bunu görüyor. Pratikte, yerelde halkın çok güzel bir izlenimi var. Karşılaştığımız, ziyaret ettiğimiz, diyalog kurduğumuz birçok vatandaşımız, ‘Neyseki DEM Parti aday oldu, bizim de oylarımızı nereye vereceğimiz belli oldu’ diyorlar. Bu söylemler bize de umut ışığı oldu. Saha çalışmamız genelde çok aktif, çok güzel, çok heyecanlı. Çalışma arkadaşlarımız da çok güzel, çok heyecanlı. Biz birlikte kolektif olarak, Narlıdere bizi bağrına basarak hakikaten de iktidar bir parti gözüyle bize bakıyor” diye konuştu.

    RANTIN GÖZ DİKTİĞİ BİR MAHALLE: 2. İNÖNÜ MAHALLESİ

    Ülkenin en gösterişli ve fahiş fiyatlı bloklarının yanı başındaki gecekondu mahallesi olan 2. İnönü Mahallesi’nde yaşayan ve 40 yıldır alt yapı, internet, doğalgaz sorunlarının mağduru olduğunu kaydeden Yaşa söyle devam etti:

    “40 yıldır kentsel dönüşüm adı altında bir kırsalda yaşıyorum. Yanı başımızdaki Narlıdere merkezi çok farklıydı. Bizim için yaşadığımız mahalle merdivenin,  yolun olmadığı, kışın özellikle düz çamurla düşüp ayaklarını kollarını kıran insanların, okula gidemeyen çocukların, servisin olmadığı bir mahalledeydi. En büyük sorunları kadınlar çekiyor. Kentsel dönüşümün ya da yerelin sorunlarını en iyi bilen kadındır. Manavın, marketin, otobüsün zor olduğu, servisin olmadığı, bir ekmeği aşağı gelip almak maliyet anlamında da bir yük. Sorun yaşayan kadın, sorunu çözen yine kadın olmalı.

    “BELEDİYENİN KREŞLERİNDEN ÜST SINIF FAYDALANIYOR”

    Sen kentsel dönüşüm adı altında hizmet vermiyorsun. Kadın yol istiyor, gidiyorsun belediyeye diyor ki ‘kentsel dönüşüm projesinde yapamayız.’ İnternet istiyorsun, alt yapı yok, yol yapamayız’. Bütün lüks sitelerin doğalgazı varsa, oraya getirebilirsen neden alt yapı yok? Buraya neden doğalgaz vermiyorsun? Bu insanların çıkıp bir de sobadan çıkan dumandan rahatsız olduklarını söylüyorlar. O zaman hizmet yoksa neden vergiyi ödüyoruz? Kadın çalışmak istiyor ama çocuğuna bakacak biri yok. Belediyelere ait kreşler var. Fakat sen bu kreşlere çocuğunu veremiyorsun. Belediyenin halka hizmet etmesi gerekirken, belediyenin çalışan kesimlerinin ya da birçoğu üst sınıfın çocuklarını bıraktığı bir yere döndü. Ama orası hizmet alanı. Şimdi bir anne-baba çalışmak istiyorsa o çocuğu bırakacak bir yer yoksa ne yapacak?

    “SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLECEK GÜCE VE YETENEĞE SAHİBİZ”

    Sorunlara kadınlar ve halkla çözüm bulan bir belediyecilik anlayışı geliştireceklerini sözlerine ekleyen Yaşa, “Narlıdere’de eğişim şart. Rantçı bir belediye değil, halkçı bir belediye gelsin. DEM Parti bunun üstesinden gelebilecek halkıyla, çalışanlarıyla, meclisiyle yapabilecek yeteneğe ve güce sahip. Birlikte yapalım, birlikte değiştirelim, birlikte başaralım. Bir şans istiyoruz.  Bu yüzden bütün Narlıdere halkının desteğini bekliyorum” şeklinde konuştu.

    DİKİCİ: DEMOKRASİ ANLAYIŞININ YERLEŞMESİNİ BEKLEDİK

    Maraş Pazarcıklı olan ve aktif sendikacılık çalışmaları yürüten DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan Adayı Hasan Dikici ise ülkede demokrasi anlayışının hayat bulması için çabaladıklarını kaydederek, “Biz sahaya çıktığımızda tepkilerle karşılaşırız diye bekledim. Bizlere sarılıp ‘iyi ki varsınız, iyi ki aday çıkardınız, yeter artık, siz bu zamana kadar bize koşulsuz destek verdiniz bu yapılmamalıydı’ diyen çok büyük bir kesim oldu. Biz bir partiyiz, kimsenin arka bahçesi değiliz. Bu partiyi de bunun için kurmadık ama bu ülkede tek adam rejimi bir an önce gitsin, bir demokrasi anlayışı yerleşsin diye arkadaşlardan cevap bekledik. Ama bizimle görülmek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir belediye başkan adayı var. Biz de dedik ki o zaman yolumuza bakalım. İyi ki de bunu yapmışız. Şu anda kendi seçmen tabanımız da bundan çok mutlu” diye kaydetti.

    “EZİLEN, DEZAVANTAJLI BÜTÜN KESİMLER İLE KENT UZLAŞISI İŞE YÜRÜYORUZ”

    Türkiye’nin batısında ise kenti var eden sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar ve tüm toplumsal taraflar ile müzakere ederek ortak mücadeleyi örecek kent uzlaşısı fikriyatı çalışmalarını devam ettirdiklerini dile getiren Dikici şunları vurguladı:
    “Kent uzlaşısı denince herhalde akla şu geliyor. Partiler bir araya gelsinler, üst düzeyde pazarlık yapsınlar ondan sonra ortak seçime girsinler. Aslında kent uzlaşısı bu değildi, tarifimiz de bu değildi. Kent uzlaşısı, hane halkından başlıyor ülkenin tamamına kadar özgürlükçü, barışçıl, demokratik, katılımcı, özellikle kadın öncelikli bir anlayışı temsil ediyor. Biz diyorduk ki her alanda ortak bilinci yükseltelim, ortak dayanışmayı örelim. Ortaklık kavramı zaten çok net bir kavram. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm dezavantajlılar olmak üzere, ötekileştirilmiş tüm kesimi kucaklayan ve yerelden genele doğru sokak meclislerinden mahalle meclislerine, mahalle meclislerinden ilçe meclislerine kadar tüm bireylerin kendilerini ifade ettiği bir uzlaşıdır. Ama bu belki eksik anlatıldı. Kent uzlaşısı kavramında ‘efendim kent uzlaşısı dediniz neden partiyle bir araya gelmediniz’  denildi. Biz yine kent uzlaşısı içerisindeyiz. Bundan vazgeçmiş değiliz hatta daha da aktif üretiyoruz şu an. Her kesime, ezilen her kesime, göçmenlerde dahil olmak üzere ki onlar da bizim birinci önceliklerimizden, bu kent uzlaşısını şu anda biz yürütüyoruz. Bir tek sorun şu: Bizimle poz vermek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir anlayışla birlikte yürümüyoruz.”
    PROTOKÜLÜ ŞERH KOYMADAN İMZALAYAN TEK PARTİ
    Narlıdere’de kentsel dönüşümün sermayenin iştahını kabarttığını ifade eden Dikici, Narlıdere Mahalleler Birliği’nin taleplerini içeren kentsel dönüşüm protokolünü şerh koymadan imzalayan tek parti olduklarını kaydederek, “Kentsel dönüşüm projesi riskli, sosyal anlamda yetersiz, sağlık anlamında yetersiz, konutların ıslah edilmesi amacıyla kanunlaştırılmış bir proje. Ancak bu proje amacının tamamen dışına çıkmış. Özellikle el attıkları yerler, rantı çok yüksek olan yerler. Mesela bizim burada 7 mahalle var. Burası gerçekten sermayenin iştahını kabarttı. Buraya büyük bir hücum var. Çok lüks, gerçekten. Barınma evrensel bir haktır. Doğada tüm canlıların barınmaya ihtiyacı vardır ve barınacak yerleri vardır. Biz bu hakkı talep ederken bize kafamızı sokacak bir yer verin demiyoruz. Biz diyoruz ki insanca yaşayabileceğimiz, uluslararası sözleşmelerde bu kişi başına 30 metrekaredir. Dört kişilik bir aileye tam güvenli, sosyal ihtiyaçlarını giderebilecek, hastalık ortamı yaratmayacak, güneş görebilen, sağlık, eğitim gibi tüm ihtiyaçların karşılanabileceği güvenli evlerden bahsediyorum” diye belirtti.
    “ORTAK AKILLA KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ÜZERİNDEN GELECEĞİZ”
    Dikici, devamında şunları dile getirdi:
    “Narlıdere’nin 62 bin nüfusu vardır. 2724 konut kentsel dönüşüm kapsamı içerisinde. Bu yaklaşık olarak 15 bin kişi. Narlıdere’nin Mahalleliler Birliği bu konuda uzun süredir mücadele yürütüyor. Ancak hiçbir zaman karşılığı olmadı. Merkezi yönetim elini yerel yönetimler üzerinden çeksin. Benim bütçem bana kalsın. İşin büyük kısmını yerelin bağımsız hareketiyle çözebileceği bir yapı oluşturalım. Mesela hastane yapılıyor, beş büyük şirket yapıyor biliyorsunuz. Neden ben yapmayayım? Evden başlar ihtiyaç, sokak meclisine gelir, sokak meclisleri toplanır ihtiyacı belirler mahalle meclisine getirir. Mahalle meclisleri yine ortak ihtiyaçları belirler, ilçe meclisi de giderir. Kentsel dönüşümde de aynı şeyi söylüyoruz.  Diyoruz ki biz amasız, fakatsız sizin yanınızda olacağız, sizlerle ortak hareket edeceğiz. Yine de sokak meclisleri, mahalle meclisleri, ilçe meclislerinin marifetiyle sivil toplum kuruluşları ve bunun tekniğini bilen mimarlar odası, mühendisler odası bunların hepsiyle birlikte ortak akılla biz bu sorunun üstesinden geleceğiz.”
    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Aleviler ‘Kent Uzlaşısı’nda güçlü bir biçimde yer almalı’ -VİDEO

    ‘Aleviler ‘Kent Uzlaşısı’nda güçlü bir biçimde yer almalı’ -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti’nin toplumun tüm kesimlerini içine dahil ederek, birlikte yaşam ve yönetme modeli olarak ifade ettiği ‘Kent Uzlaşısı’nın Aleviler açısından önemine değinen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Alevilerin, özelde de Alevi kadın ve gençlerin Kent Uzlaşısı’nda çok güçlü yer almaları ve sözlerini söylemeleri gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 31 Mart yerel seçimlerde izlenecek yol haritası kapsamında ‘Kent Uzlaşısı’ modelini hayata geçireceklerini duyurmuştu. Kent Uzlaşısı stratejisi ile kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş, toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek ve ortak mücadeleyi örmek amaçlanıyor.

    DEM Parti Eş Genel Başkan Başkan Yardımcısı Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Kent Uzlaşısı’nda Alevilerin yer almasının önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLER YEREL SİYASETTE SÖZÜNÜ SÖYLEMELİ”

    Yüksel Mutlu; Alevilerin yaşadıkları katliam ve soykırımlar, karşı karşıya oldukları asimilasyon politikaları nedeniyle örgütlenmeleri gerektiğinin altını çizdi. Bunun da yerel siyasette, belediyelerde ve kendi kurumlarında varlık göstererek sağlamlaştırılacağını belirten Mutlu, Kent Uzlaşısı’nın Aleviler açısından önemli olduğuna dikkat çekti.

    Alevilerin kent dinamiği içerisinde önemli bir rolünün olduğunu söyleyen Mutlu, “Alevilerin çok güçlü bir demokrasi anlayışı ve mücadeleleri var. Bu anlamda Alevilerin Kent Uzlaşısı’nda çok güçlü yer almaları ve sözlerini söylemeleri gerekiyor. Başvuruları yoksa bile gerekli yerlere gidip önerilerini sözlü veya yazılı olarak sunabilir. Bu öneriler doğrultusunda yerelde çalışmalarımızı gerçekleştireceğiz” dedi.

    ALEVİLERE YEREL YÖNETİMLERE KATILMA ÇAĞRISI

    Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ile Alevilere dönük asimilasyon politikalarının devam ettirilmek istendiğine işaret eden Mutlu, “AKP burada kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. Alevilerin kendi inancına sahip çıkması, asimilasyona karşı mücadele etmesi, AKP’nin Alevisi olmayarak kendi yolunu, hakikatini bulması için yerel yönetimler başta olmak üzere siyasetin her kademesinde kendi sözünü söylemesi gerekiyor” diyerek, Alevilere yerel yönetimlere katılma çağrısı yaptı.

    DEM Parti’nin bu anlayışla mücadele ettiğini vurgulayan Mutlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kent Uzlaşısı dediğimizde Alevilere de kent siyasetinin kapısının açılması, belediye hizmetlerinden yararlanması ve yerel yönetimlerde aktif olarak yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Aleviler yerine bir söz kurmak istemiyoruz. Alevilerin aday olup, oralarda hizmet gerçekleştirmesinin daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle Alevi nüfusunun çok olduğu kentlerde Aleviler aday olmalıdırlar. Kendilerini ifade etmeleri, belediyelerin kendilerine nasıl hizmetler sağlayacağını kendilerinin belirlemesi önemli.”

    “ALEVİ KADINLAR VE GENÇLER AKTİF SİYASETTE YER ALMALI”

    Yüksel Mutlu, Alevi çalışmalarında kadın ve genç sayısının azlığına değinerek, “Kadın ve gençlik öncüdür, onların olmadığı bir hareket eksiktir. Bu nedenle Alevi kadın ve gençlerin talepkâr olmaları anlamında alan açmak gerekiyor. DEM Parti olarak yerellerde daha çok Alevi gençlerin ve kadınların yerel siyaset alanlarına başvurmalarını, il genel meclis üyeliği, belediye meclis üyeliği, muhtarlıklar konusunda daha çok talepkâr olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kendi toplumlarının sorunlarını ancak buralarda kendileri özne olarak çözebilirler” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN