PİRHA-KESK Ankara Şubeler Platformu, sahte diplomalara ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bu ülkede, bu ülkenin gerçek yurtseverleri, aydınları, emekçileri dürüstlüklerinin bedelini öderken, bu sahtekârlara neden bir şey olmuyor?” denildi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, sahte diplomalara ilişkin Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamada, “Diploma çetesi derhal açığa çıkarılmalıdır” pankartı açıldı. Basın açıklamasını Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 2 Nolu Şube Başkanı Tülay Yıldırım, okudu.
“ÜNİVERSİTELERDEKİ ÇÜRÜMENİN BİR SONUCU OLARAK BUGÜN BUNLARI YAŞIYORUZ”
Yarınlara duyulan güvensizlik ve umutsuzluk nedeniyle beyin göçü yaşandığını belirten Tülay Yıldırım, “Bu hırsızlar unutmasın ki, aldıkları sahte diplomalarla ellerinde sadece bir kâğıt parçası tutuyorlar. Diploma yalnızca bir kâğıt parçası olmadığı gibi, üniversite de yalnızca bir okul değildir. Yıllardır dile getirdiğimiz üniversitelerdeki sistemsizlik, liyakatsizlik ve çürümenin bir sonucu olarak bugün bunları yaşıyoruz” diye kaydetti.
“HESAP SORMALI VE SESİMİZİ YÜKSELTMELİYİZ”
Sahte diplomalarla gençlerin geleceği ile birlikte devletin mührünü de çalındığını vurgulayan Yıldırım, “Bu iş, yalnızca bir torbacıyla ya da bir meczupla fatura edilemeyecek kadar sistematik ve derin bir şekilde organize edilmiştir. Bu ülkede, bu ülkenin gerçek yurtseverleri, aydınları, emekçileri dürüstlüklerinin bedelini öderken, bu sahtekârlara neden bir şey olmuyor? Kendimizden geçtik; gençlerimiz için vakit daha da geç olmadan harekete geçmeli, hesap sormalı ve sesimizi yükseltmeliyiz” diye konuştu.
PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu, LGS’ye ilişkin şaibe iddialarını MEB önüde yaptığı açıklama ile protesto etti. Yapılan açıklamada, ” Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmalıdır. Çocuklarımızın geleceği, bu ülkede adaletin olup olmadığının sınavıdır. LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın geleceği ile oynamanızı izin vermeyeceğiz” denildi.
Liselere Geçiş Sistemi (LGS) 2025 sonuçlarının açıklanmasının ardından, 719 öğrencinin tüm soruları doğru yanıtlayarak birinci olması ve sınav sürecine yönelik şaibe iddiaları tepki toplamaya devam ediyor.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, “LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz” diyerek Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde bir araya geldi.
Açıklamayı KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Tülay Yıldırım, okudu.
15 Haziran’da sınav bitmeden önce sınav sorularının ve cevap anahtarlarının dolaşıma sokulduğunun kamuoyuna yansıdığını belirten Yıldırım, “Bakanlığın yönergesine göre sınavlar bittikten ancak 1 gün sonra kitapçıklar sınava giren adaylara teslim edilebilir. Yaklaşık 1 milyon çocuğun geleceğinin belirlendiği sınavda, kitapçıklar ve cevaplar sınav gününde mesaj gruplarında paylaşıldı. Bakan Tekin, soruların sınav bitmeden paylaşıldığını doğruladı ve sınavın güvenliğini riske edecek bir durum yaşanmadığını söyledi. Bakanlık bu durumla ilgili nasıl bir soruşturma işletiyor bilmiyoruz. Türkiye’nin yakın tarihi birçok sınav şaibeleri, kopyalarla dolu olduğu için bu durumun kendisi de soru işaretidir. Bu yaşananlar bizlere FETÖ taktiklerini hatırlatmaktadır” dedi.
2025 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavı sonrasında kamuoyunda ve eğitim çevrelerinde birçok ciddi iddia gündeme geldiğini belirten Tülay Yıldırım, iddiaları şöyle sıraladı:
1. Sınav sorularının sızdırıldığı ve PDF formatında sosyal medyada sınav saatinde dolaşıma girdiği yönünde paylaşımlar yapılmıştır.
2. Bazı öğrencilerin sınav sorularını sınav anında cep telefonlarından gördüğü iddia edilmiştir.
3 Bazı özel okulların soruları önceden gördüğü, öğrencilerini buna göre hazırladığı yönünde şüpheler dile getirilmiştir.
4. Özellikle bazı illerde gözetmenlerin sınav sırasında telefonla oynadığı, müdahale etmediği belirtilmiştir.
5. Sınav güvenliğinden sorumlu yetkililerin aynı çevrelere bağlı kişiler arasından seçildiği, tarafsızlığın zedelendiği eleştirileri yapılmıştır.
6. LGS sınavında ‘başarılarıyla’ tartışma yaratan İmam Hatip Liseleri’nin kurucusu Mahmut Celalettin Ökten’in torunu Celile Eren Ökten’in şu anda Milli Eğitim Bakanı’nın birinci yardımcısı olması akıllara farklı sorular getirmektedir.
“LGS’DEKİ USULSÜZLÜKLER AYDINLATILSIN!”
Bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek detaylı bir soruşturma raporu yayımlanmadığının altını çizen Tülay Yıldırım, Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenerek şunları kaydetti:
“Eğitimde fırsat eşitliğini savunan bir sendika olarak, çocuklarımızın alın terinin, emeğinin ve umutlarının siyasi ya da cemaatçi yapılar tarafından çalınmasına sessiz kalamayız. Eğitim sisteminde yıllardır süregelen torpil, kayırmacılık ve liyakat yoksunluğu bugün artık öğrencilerimizin geleceğini çalmaktadır. 2025 LGS istatistikleri neden geç açıklandı gerekçesi kamuoyuyla paylaşılmalıdır. LGS 2025 sınavına dair tüm iddialar ciddiyetle araştırılmalı, gerekirse cevap kağıtları yeniden incelenmelidir. Şeffaf ve bağımsız bir soruşturma süreci işletilmelidir. Madem ki bakan TEKİN sınavın güvenliğini tehlikeye atacak bir durum yoktur diyor TBMM’de içinde akademisyenler ve sendika temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon kurularak konu araştırılmalıdır. Böylece bakan kendini aklamalıdır.
Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmalıdır. Çocuklarımızın geleceği, bu ülkede adaletin olup olmadığının sınavıdır. Bu sınavdan sadece öğrenciler değil hepimiz geçiyoruz.
LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın geleceği ile oynamanızı izin vermeyeceğiz.”
“YUSUF TEKİN’İN İSTİFA ETMESİNİ İSTİYORUZ”
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Sekreteri Zülküf Güneş, ise şunları kaydetti:
Yusuf Tekin’in bir an önce istifa etmesi ve o koltuğu terk etmesini istiyoruz. Bakanlığın bu konudaki dosyasının kalabalık olduğunu ifade ettik. 2010 yılında KPSS sınavında, 2011 yılında askerlik ve polislik sınavlarındaki iddiaları o gün gündeme getirdiğimizde, o günde bu iddiaların yalan olduğunu söylediler. Ama 2016 sonrası o gün Gülen cemaati dedikleri bugün FETÖ dedikleri cemaat ile ters düştüklerinde bu iddiaların gerçek olduğunu gördük. Bu iddiaların ispatlanması için bir 4 yıl daha beklememize gerek yok. Çocuklarımızın geleceğini karartmanıza izin vermeyeceğiz. Bu iddiaları araştık ve eğitim kurumları arasında eşit bir eğitim hakkı sunması gereken bakanlığın kendine bağlı okullar arasındaki ayrımcılığını da kınıyoruz. Eğitim, kamusal bir hak olarak bütün yurttaşlara eşit bir şekilde laik, bilimsel, kamusal, ve ana dilinde verilecek bir eğitim sistemi sağlanmalıdır.”
Basın açıklaması alkışlar ve sloganlar ile sona erdi.
PİRHA- Sendikalar ve meslek örgütleri tüm Ankara halkını 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanına davet etti. Açıklamada, “Bizler, işçiler, emekçiler, emekliler bu ülkenin büyük çoğunluğuyuz. Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, bizler bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini emeğimizle var ediyoruz ve insanca yaşamayı hak ediyoruz. Bizler tüm Ankara halkını 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykırmak için coşkuyla, umutla buluşacağımız Tandoğan Meydanına davet ediyoruz” denildi.
DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Sakarya Caddesinde yaptığı basın açıklamasında, Ankara halkını 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykırmak için Tandoğan Meydanına davet etti.
“İNSANCA YAŞAMAYI HAK EDİYORUZ”
Yapılan ortak açıklamada, “İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta dünyanın dört bir yanındaki sınıf kardeşlerimizle beraber demokrasiye, adalete, özgürlüğe, eşitliğe, barışa ve kardeşliğe dair umutlarımızı ve taleplerimizi haykıracağız.
Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda buluşacak, ekmeğimizin her gün küçülmesine, adaletin terazisinin tamamen bozulmasına, en temel hak ve özgürlüklerimizin gasp edilmesine hep bir ağızdan dur diyeceğiz.
Ülkenin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarına yürüyecek olan işçiler, kamu emekçileri, mimarlar, mühendisler, hekimler, emekliler, kadınlar ve gençler kol kola, omuz omuza hakkını hukukunu savunacak.
Bizler, işçiler, emekçiler, emekliler bu ülkenin büyük çoğunluğuyuz. Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, bizler bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini emeğimizle var ediyoruz ve insanca yaşamayı hak ediyoruz. Ancak bugünlerde değil insanca yaşamak, hayatta kalmak dahi giderek zorlaşıyor” denildi.
“ONLAR EMEKÇİDEN ALIP SERMAYEYE KAYNAK AKTARMAYI GÖREV BİLİYOR”
“Çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzene bir son verelim” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Onlar yoksuldan alıp zengine, emekçiden alıp sermayeye kaynak aktarmayı görev biliyor. Bankalar, holdingler, şirketler karlılık rekorları açıklarken enflasyonun sebebi olarak biz gösteriliyoruz; alım gücümüz gerilemeye devam ediyor.
Tüm dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye gıda enflasyonunda açık ara birinciliğini koruyor. Alım gücümüz enflasyona ezdirilirken KDV-ÖTV, gelir vergisi, vergi dilimi derken cebimiz boşaltılıyor. Vergi yükü bizlerin sırtına yüklenirken sermaye ise keyfine göre vergi veriyor; bir gecede vergileri sıfırlanıyor, affediliyor.
Yıllardır uygulanan ücretleri geriletmeye yönelik ekonomi politikalarının sonucu olarak borçlanarak yaşamaya mahkum edilen milyonlar, bugün yüksek faizler nedeniyle borç batağında.
İşsizlik, özellikle de genç ve kadın işsizliği yeni rekorlara koşarken iş bulanlara da giderek daha düşük ücretler ve daha güvencesiz çalışma biçimleri dayatılıyor.
Açlık sınırına bile yaklaşamayan maaşlara mahkum edilen emeklilere ‘banka promosyonu müjdesi’ verilerek resmen alay ediliyor.
Mülteciler asgari ücretin altında ücretlerle, sigortasız, güvencesiz ve hatta ölümüne çalışmaya mahkum edilerek tüm ücretler baskı altına alınıyor. Milyonlarca mültecinin çaresizliği, sömürüyü artırmak için kullanılıyor.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi siyasi iktidar Orta Vadeli Program’ı uygulayarak acımasız bir kemer sıkma programını devreye sokacağını, güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştıracağını ve hatta kıdem tazminatına dahi el uzatacağını ilan ediyor.
Tüm bu zorlu çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için Anayasal demokratik haklarını kullanmak, sendikalı olmak, örgütlenmek, grev yapmak, meydanları doldurmak ve hatta geçinemediğini haykırmak bile ‘suç’ olarak gösteriliyor.
Biz yasal, Anayasal haklarımızı bile kullanamazken parası ve makamı olanlar hiçbir kurala, mahkeme kararına, hatta kendi yazdıkları yasalara ve Anayasa’ya bile uymak zorunda değil!
“TÜRKİYE DÜNYADA İŞÇİ HAKLARININ EN KÖTÜ OLDUĞU ÜLKE ARASINDA”
Zenginlerin ve muktedirlerin hiçbir kurala uymak zorunda olmadığı bir düzende milyonların ekmeği, hakları ve özgürlükleri gasp ediliyor. Örneğin TÜİK mahkeme kararlarına uymayarak enflasyon verilerini nasıl hesapladığını açıklamıyor, ekmeğimiz sahte enflasyon verileriyle küçülüyor.
Dünyanın en uzun çalışan, en az izin kullanan, durmaksızın iş cinayetlerine kurban giden emekçileri bu ülkede yaşam savaşı veriyor. Ülkemiz bir ucuz emek cenneti haline getirilmek istenirken Türkiye dünyada işçi haklarının en kötü olduğu 10 ülke arasında.
Otoriter bir rejimin ağır baskıları altında hepimiz kölece çalışıp asgari yaşamaya mahkum ediliyoruz. Bu nedenle demokrasi mücadelesi 2024 1 Mayıs’ının en asli gündemlerinden biridir.
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), bütün dünyada otoriter rejimlerin yükselişine, demokrasinin gerilemesine ve buna bağlı olarak işçi haklarının zayıflamasına karşı “Demokrasi İçin” başlıklı küresel bir kampanya başlatmıştır. 2024 1 Mayıs’ı ülkemizde ve dünyada, sermaye düzeninin ve bunlara bağlı otoriter rejimlerin tahrip ettiği demokrasiyi yeniden inşa edecek olan kolektif öznenin meydanlarda boy göstereceği tarih olacaktır”
PİRHA-KESK Ankara Şubeler Platformu bugün yaptığı basın açıklamasında yüksek enflasyonun memur maaşlarını erittiğini belirterek, memur maaşlarına Ocak ayı beklenmeden ek ücret artışı talep etti.
KESK Ankara Şubeler Platformu yüksek enflasyonun memur maaşlarını erittiğini belirterek, bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına KESK Eş Başkanı Aysun Gezen ve KESK MYK üyeleri, KESK’e bağlı sendika genel başkanları ve MYK üyeleri şube yürütme kurulu üyeleri katıldılar.
Basın metnini KESK Ankara Şubeler Platformu adına Tüm Bel-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Devrim Kahraman okudu.
“ARTAN PAHALILIK MENEMENİ BİLE LÜKS YEMEK HALİNE GETİRMİŞTİR”
Artan hayat pahalılığı karşısında gittikçe eriyen maaşların daha ceplere girmeden borçlara, kabaran faturalara gittiğine işaret eden Kahraman, bebek mamasından, bezine, meyve ve sebzeye kadar iğneden ipliğe her şeye ardı ardına yapılan zam kasırgasının giderek şiddetlendiğini kaydetti.
Ülke kış aylarına girmeye hazırlanırken ve döviz kuru kısmen düşmesine rağmen elektriğe ve doğal gaza tekrar zam yapıldığını hatırlatan Kahraman, elektrik yüzde 41, doğal gaz ise yüzde 44 zamlanmışken Hazine ve Maliye Bakanı’nın, ‘Küresel olarak bir değişim süreci olmazsa yıl sonuna kadar elektriğe ve doğalgaza zam yapmayacağız’ diyerek halkla adeta dalga geçtiğini vurguladı.
Kahraman KESK olarak taleplerini ise şöyle sıraladı:
“-Sadece bu yıl değil, yıllardır yandaş konfederasyonun altına imza attığı satış sözleşmeleri ile sonucunda yaşadığımız kayıpların telafi edilmesini,
-Maaşlarımızda Ocak ayı beklenmeden, hemen şimdi yaşanan gerçek enflasyon temel alınarak artış yapılmasını,
-Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, ekmek gibi temel ihtiyaç mallarına yapılan zamların geri alınmasını, zam yapılmamasını,
-Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen saldırılara son verilmesini,
-Yandaş konfederasyon ile yapılan satış sözleşmesi çoktan hükmünü yitirmiştir. Kamu emekçilerinin temel sorunlarının çözülmesi için bütçe döneminden önce gerçek bir toplu sözleşme yapılmasını istiyoruz.
Kahraman “Siyasi iktidar ‘kriz miriz yok’ diyor. Ama borçlarını ödeyemez hale geldiği için iflas eden, konkordato ilan eden firmalara-şirketlere her gün yenileri ekleniyor” diyerek konuşmasını tamamladı.
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu, ‘OHAL’e hayır KHK’ler geri çekilsin’ talebi ve seçimlerdeki tutumlarını kamuoyu ile paylaşmak amacıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, Bizler, kamu emekçileri, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve anadilde kamu hizmetini esas alan siyasi programları destekleyeceğiz” denildi.
KESK Ankara Şubeler Platformu Kızılay Sakarya Caddesi’nde OHAL’e hayır KHK’lerin iptal edilmesine ve bununla birlikte seçimlerde emekçilerin tutumuna ilişkin yapmak istediği basın açıklamasına güvenlik güçleri tarafından Ankara Valiliği’nin yasağı gerekçe gösterilerek bir kez daha izin verilmedi.
Emekçiler yasağı tanımadıklarını bunun anayasayı ihlali anlamına geldiğini ifade ederek basın açıklaması yapmak için pankart açtıkları anda polis tarafından anonslar yapılarak müdahale edildi. Yaşanan gerginlik üzerine KESK’li emekçiler basın açıklaması yapmak üzere Eğitim Sen 5 No’lu Üniversiteler şubesinin önüne gelerek basın açıklamasını gerçekleştirdiler.
“TARİHİMİZİN EN KARANLIK DÖNEMİNDEN GEÇMEKTEYİZ”
Basın açıklamasını metnini KESK Şubeler Platformu dönem yürütmesi adına Eğitim Sen 3 No’lu Şube Başkanı Fevzi Yılmaz okudu.Yılmaz yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile memleketimiz; hukuksuzluğun, adaletsizliğin, emeği hedef alan saldırıların merkezi haline gelmiştir. KHK’ler aracılığıyla binlerce emekçi işlerinden edilmiş, işçilerin anayasal hakkı olan grevler yasaklanmış ve sosyal yaşamın her alanında baskılar artmıştır. Tarihimizin en karanlık döneminden geçmekteyiz.”
“KUTUPLAŞMA VE ŞİDDET GİDEREK TIRMANDIRILMIŞTIR”
Yılmaz, “KESK Ankara Şubeler Platformu olarak, nesnel bir Türkiye tablosu çizmek istiyoruz” diyerek şunları aktardı:
“Gece yarıları çıkarılan KHK’ler ile 116 bin kamu emekçisi hiçbir soruşturma ve mahkeme süreci olmadan sorgusuz, sualsiz işinden, ekmeğinden edilmiştir.
Hukukun en temel normları ortadan kaldırılarak, masumiyet ilkesi yok sayılmıştır.
Neyle suçlandığını dahi bilmeyen 116 bin kamu emekçisini bir yıl sonra kurdukları OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna havale edip, ‘git suçsuzluğunu ispatla’ demişlerdir.
Kanun Hükmünde Kararnameler, torba yasalar ve “dönüşüm” programlarıyla çalışma yaşamı parçalanmış, güvencesizlik, esnek istihdam, taşeronlaşma ve kayıt dışı çalışma yaygınlaştırılmış, güvencesiz çalışma kalıcı istihdam haline getirilmeye çalışılmış, ülkemiz ulusal ve uluslararası sermaye için “ucuz işgücü cenneti” haline getirilmiştir.
Sermayenin daha fazla kar elde etmesi uğruna işçi sağlığı ve güvenliğinin piyasaya açılması ve açık ihmaller nedeniyle binlerce emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş, sakat kalmış ya da meslek hastalıklarına yakalanmıştır.
Siyasette, ekonomide ve yaşamın her alanında gerilim, kutuplaşma ve şiddet giderek tırmandırılmıştır.
AKP iktidarında kadın sadece aile kavramı içinde tanımlanmış, cinsiyetçi söylem ve uygulamalarla kadına yönelik şiddet meşrulaştırılmış, neo liberal, dinci-gerici politikalarla kadın bedeni denetim altına alınmak, kadın emeği ise daha da ucuzlaştırılarak güvencesizliğe mahkum edilmek istenmiştir.
Kısacası AKP İktidarı’nda kamu emekçileri ve toplum kesimleri güvencesizlik ile mevcut gidişata razı olma seçeneklerinden birini tercih etme dayatması ile karşı karşıya bırakılmıştır. KESK Ankara Şubeler Platformu olarak bu dayatmayı reddettiğimizi duyururuz.”
“24 HAZİRAN’DA KARANLIK GİDİŞATIN DEVAM EDİP ETMEYECĞİ BELİRLENECEK”
24 Haziran 2018 baskın genel seçimlerini tüm yurttaşlar kadar kamu emekçilerini de yakından ilgilendirdiğini aktaran Yılmaz, şöyle devam etti:
“24 Haziran’da asıl olarak AKP’nin dayattığı tekçi, otoriter, dinci-gerici, mezhepçi ve etnik politikalara dayalı karanlık gidişatın devam edip etmeyeceği de belirlenecektir. Bizler, Kamu emekçileri olarak AKP+MHP’de ifadesini bulan Cumhur İttifakına oy vermeyecek, geleceğine sahip çıkacak, eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir gelecek için taleplerini daha güçlü savunacak ve takipçisi olacağımızı buradan kamuoyunu duyururuz.
Bizler, kamu emekçileri, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve anadilinde kamu hizmetini, insanca yaşanacak bir ücreti, herkesin gelirine göre vergilendirileceği vergi adaletini sağlamayı esas alan siyasal programları destekleyecektir.”
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL’e hayır KHK’lerin iptal edilmesine ve sözleşmeli öğretmen atamalarına ilişkin Eğitim Sen 2 Nolu Şube’de basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “İhraç edilenler ve açığa alınanlar bütün haklarıyla birlikte işlerine iade edilmelidir. OHAL ve KHK’ler gidecek, biz kalacağız” ifadeleri yer aldı.
KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL’e hayır KHK’ler iptal edilsin diyerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, PSAKD yönetici ve üyelerine yönelik gözaltılara, Newroz’a ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözlü sınav mülakatına ilişkin ifadeler yer aldı.
“SÖZLÜ SINAV MÜLAKATI”
Açıklamayı, KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Nusret Surkalar okudu. Surkalar, şunları kaydetti:
“Sözleşmeli Öğretmenlik atamalarında, Kadrolaşma unsuru olduğu gerekçesiyle eleştirilen mülakat sistemi yargı engeline takıldı. Danıştay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetmeliğindeki sözlü sınavın bilgi ölçen içeriğe sahip olmadığına hükmederek, yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, (MEB) darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL KHK’leri kapsamında yürürlüğe koyduğu sözleşmeli öğretmenlikte mülakat sistemini değerlendiren Danıştay, “Sözlü sınav’ adı altında mülakat yapılması hukuk dışıdır” tespitinde bulundu. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, “Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmelikteki sınav konularının yer aldığı madde için de yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Sözlü sınavın ise amacı bakımından yazılı sınava benzediğini ve bilgi ölçme amacıyla yapıldığını vurgulayan üst kurul, MEB yönetmeliğinde “sözlü sınav” yazmasına karşın sadece mülakata yönelik değerlendirmelere yer verildiği sonucuna ulaştı.
Sözlü sınavda 60 ve üzerinde puan alanlardan sözleşmeli öğretmenliğe atanmak üzere başvuruda bulunanların atamaları, sözlü sınav üstünlüğüne göre tercihleri de dikkate alınarak ilan edilen kontenjanlar dahilinde elektronik ortamda gerçekleştirilir. Sözleşmeli öğretmen olarak atanmaya hak kazananların, tercih önceliğinin daha nesnel bir sınav olan KPSS yerine, sözlü sınavdan alınan puan önceliğine göre yapılmasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.”
“Danıştay’ın sözlü sınavların amaca uygun yürütülmediği gerekçesiyle verdiği yürütmeyi durdurma kararı akıllara, MEB’in üç hafta sonra yapacağı 20 bin sözleşmeli öğretmen ataması kapsamında yapılması planlanan sözlü sınavı getirdi. Yargı kararlarına karşın, bugüne değin 40 bin sözleşmeli öğretmen atayan Bakanlığın gündemine yönetmelik değişikliği ile nasıl benim öğretmenimi atarım hesabı yapılmaktadır. Öğretmen Okullarının Kuruluşunun 170. Yıldönümünde Yaratmaya Çalıştığınız ‘Mutsuz Öğretmenler Ülkesinin Öğretmenleri Olmayı Reddediyoruz” diye konuşan Surkalar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öğretmenlik mesleği ülkemizde uzun yıllar cazip ve saygı duyulan bir meslek olarak kabul edilmesinde 169 yıl önce kurulan öğretmen okullarının ve bu okullardaki eğitim felsefesinin payı büyüktür. Eğitime, çocuklarımıza çok daha fazla önem vermek gerektiğinin sürekli vurgulandığı son 15 yıl içinde, öğretmenlik mesleği ve onuru tarihte hiç olmadığı kadar ayaklar altına alınmış, eğitim emekçilerinin emeği değersizleştirilmiş, eğitimciler her fırsatta ‘değersizleştirilen’ söylemlere ve şiddete maruz bırakılmıştır.
15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile eğitim emekçilerinin iş güvencesi fiilen yok edilmiş, on binlerce öğretmen kendilerini savunma hakkı bile tanınmadan ihraç edilmiş, tamamen idari tasarruflarla okullarından ve öğrencilerinden koparılmıştır.
15 Temmuz sonrasında tüm öğretmen atamaları sözleşmeli, güvencesiz olarak yapılmış, atama iptal kararnameleri adı altında, hukuksuzca yüzlerce sözleşmeli öğretmenin mesleği sonlandırılmıştır. Mülakat uygulamalarına güvenlik soruşturmaları eklenerek, ataması yapılmayan yarım milyona yaklaşan öğretmenin gelecek hayalleri sonlandırılmış, liyakat ortadan kaldırılmıştır.”
“EMEKÇİLER, EZİLENLER MÜCADELERİNİ SÜRDÜRÜYORLAR”
Surkalar, “21 Mart Newroz ile ilgili Yeni başlangıçlar, yeni doğuşların adıdır bayramlar. Halkların kültüründe birliğin, barışın ve mutluluğun sembolüdürler. İnsanlık değerleri adına zulme, zorbalığa ve gericiliğe karşı görkemli direnişlerin sergilendiği Ortadoğu coğrafyası, büyük bayramların da mekânı olmuştur. Direnişlerin zaferlerle sonuçlandığı günler bayram olarak kutlanmıştır” diye konuştu.
“Özünü direnişten alan Newroz bu bayramların başında gelenlerindendir” diyen Surkalar şöyle devam etti:
“2018 Yılı Newroz’una OHAL Gölgesi Altında Giriyoruz! 15 Temmuz darbe girişiminin fırsata çevrilmesiyle muhalif tüm kesimlerin topyekûn susturulması, etkisizleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin, sendikal hakların OHAL ile askıya alınması katlanarak sürüyor. Aralarında binlerce üyemizin de olduğu on binlerce kamu emekçisi haksız, hukuksuz, sorgusuz, sualsiz ihraç ediliyor, açığa alınıyor.
Tüm demokratik eylem ve etkinlikler yasaklanıyor. Kadına yönelik şiddet meşrulaştırılıyor, çocuk istismarlarına yandaş cemaat yurtlarındaki cinsel istismarlar ekleniyor, çalışma yaşamındaki saldırılara yenileri eklenerek iş güvencemiz de elimizden alınmak isteniyor, iş cinayetleri aramızdan yeni canlar almaya devam ediyor.
21.yüzyılda da zulüm ve zorbalığın yürütücüsü günümüz Dehakları her türlü baskı ve zoru kullanarak emek ve demokrasi güçlerini sindirmeye, baskı altına almaya çalışıyorlar. Şiddet ve savaş politikalarıyla özgürlük, emek ve demokrasi mücadelesini engellemek istiyorlar. Oysa zulme karşı bir kez daha emekçiler ve ezilenler Demirci Kawa ruhuyla mücadelelerini sürdürüyorlar. Alışmayacağız, teslim olmayacağız, direneceğiz.
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL’e Hayır KHK’ler iptal edilsin ve Mart ayında yaşanan başta Halepçe olmak üzere Beyazıt, Gazi, Suruç ve Ankara katliamlarıyla ilgili basın açıklamasını Eğitim Sen 2 Nolu Şube’de gerçekleştirdi. Açıklamada, “Halkların birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara karşı bundan sonra da birbirimize daha fazla kenetlenmeye devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.
KESK Ankara Şubeler Platformu, her Cumartesi ‘OHAL’e Hayır, KHK’ler iptal edilsin’ diyerek yaptığı basın açıklamalarına devam ediyor. Bu haftaki açıklamada Mart ayında yaşanan Halepçe, Beyazıt, Gazi ve Suruç, Ankara katliamlarına değinilirken açıklamayı Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Nusret Sulkalar okudu.
“SAĞLIKÇILARA SALDIRAN İKTİDARIN TIP BAYRAMINI ANMASI SAMİMİYETSİZLİKTİR”
Sulkalar, 14 Mart Tıp Bayramı’na ilişkin basın açıklamasına polisin izin vermeyerek müdahalede bulunup gözaltı yapmasına ilişkin şunları kaydetti:
“14 Mart Tıp Bayramı nedeni ile Ankara Numune Hastanesi önünde sağlık emekçilerinin yapmak istediği basın açıklamasına yapılan polis saldırısı bunun son örnekleri olmuştur. Saldırıda Sendikamız SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Konfederasyonumuz Disiplin Kurulu üyesi Dr. Onur Naci Karahancı ve SES Ankara şube yöneticisi Adem Bulat gözaltına alınmışlardır. 14 Mart günü sağlık emekçilerine saldıran bir iktidarın Tıp Bayramı kelimesini ağzına alması kadar bir ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik olamaz.”
AKP iktidarında eğitimin yapboz tahtasına çevrildiğine dikkat çeken Sulkalar, “Lise geçiş sistemi değiştirilirken, veli, öğrenci ve öğretmenlerin endişesi sürmekte, Yeni sisteme göre, liseye geçişte öğrencilerin sadece, Yüzde 10’u sınavla öğrenci kabul eden ‘nitelikli okullara yerleştirilecek. Geri kalan diğer kısım ise, adrese dayalı yerleşecek. Ancak okul sayısı ve türünün eşit olmaması, öğrencilerin beş tercihe zorlanması, öğrencilerin istediği okul türüne yerleşememe endişesini artırmaktadır” dedi.
“ÜLKEYİ ÇİFTLİKLERİ GİBİ YÖNETEN İKTİDAR”
Sulkalar, “Bir yandan iktidarın gözetimi altında binlerce vatandaşın varını yoğunu talan eden Çiftlik Bank vakası, bir yandan ülkeyi çiftlikleri gibi yöneten iktidar! Yozlaşmanın, gericiliğin, yolsuzluğun, OHAL döneminde katlanarak büyümesi elbette tesadüf değildir. İçeride ve dışarıda savaş politikaları, temel hak ve özgürlüklerin, sendikal hakların rafa kaldırılması, iktidarın denetimden muaf tutulması ve hukuksuzluk her tür keyfiliğin önünü açıyor” diyerek şöyle devam etti:
“Her güne yeni baskılarla, yeni gözaltı ve tutuklama haberleri ile uyanır hale geldik. “İhbar var” denilmesi günlerce sürecek gözaltılar için yeterli bir gerekçe olmaktadır. “İsimsiz ihbarlar dikkate alınmayacak” hükmüne rağmen bugüne kadar asılsız ihbarlar için tek bir girişimde bulunulmaması ihbarları kimin yaptığını da ele vermektedir. İhbarları üstlenmemelerinin bir nedeni de birbirinden kuşkulanan, güvenmeyen, bir araya gelemeyen, dayanışma ilişkilerinden yoksun toplumsal ilişkiler ağı geliştirmektir. Böylesi bir toplumsal yapı ile iktidarlarını sürdürmek ve faşizan politikalarına meşruiyet kazandırmak istiyorlar.”
“HUKUK TANIMAZ SALDIRILARA SON VERİLMELİDİR”
Sulkalar, son dönem sendika temsilcilerine yapılan gözaltılara ilişkin şunları kaydetti:
“Onlarca polisin havadan ve kapıları kırarak gerçekleştirdiği şafak operasyonları ile evlerimizi, işyerlerimizi, sendikalarımızı basması sonrasında gözaltına alınan sendikalarımız üyelerine katıldıkları sendikal eylem ve etkinlikler sorulmaktadır. Ancak İçişleri Bakanlığı operasyon öncesi ve sonrasında kamuoyuna yaptığı açıklamada çeşitli yasa dışı örgüt isimlerini sayarak üyelerimizi peşinen suçlu göstermektedir.
Bunun son örneği dün sabah İzmir’de yaşanmıştır. “Hakkınızda ihbar var” denilerek sendikamız TÜM BEL SEN 1 Nolu şube başkanı Çağdaş Yazıcı ve şube yöneticisi, Genel Meclis üyemiz Recep Temel ile EĞİTİM SEN İzmir 6 Nolu Kadın Sekreteri İdil Uğurlu gözaltına alınmışlardır.”
Hukukun hiçbir dönemde bu kadar ayaklar altına alınmadığını ifade eden Sulkalar, “Siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyoruz; ülkeyi babanızın çiftliği gibi yönetmekten vaz geçin. OHAL sopası ile bizleri emek, demokrasi ve barış mücadelesinden alıkoyamayacaksınız. Arkadaşlarımızın gözaltına alınmasını kınıyoruz. İzmir EĞİTİM SEN ve TÜM BEL-SEN şube yöneticilerimiz derhal serbest bırakılmalı, hukuk tanımaz saldırılara son verilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA-KESK Ankara Şubeler Platformu’nun OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptal edilmesi için düzenlediği basın toplantısında konuşan KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Nusret Sulkalar, “Siyasi iktidarların bir bütün olarak sorumluluklarını göz ardı etmesi; eğitimdeki nitelik sorunlarını öğretmenler üzerinden tanımlaması; adeta faturayı onlara çıkarması da öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırarak özenilecek bir meslek olmaktan uzaklaştırmıştır” dedi.
KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL’in ve KHK’lerin iptal edilmesi için ve son hazırlanan MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ‘Öğretmen Performans Değerlendirme ve Aday Öğretmenlik İş ve İşlemleri Yönetmeliği’ne ilişkin Eğitim Sen 2 Nolu Şube binasında basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasını KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Nusret Sulkalar okudu.
“Eğitimde performans değerlendirme uygulamasının pek çok yönden öğretmenleri, öğrencileri ve velilerle karşı karşıya getirmesi gündeme gelecektir. Öğrencileri ve velileri birer ‘müşteri’ olarak gören piyasacı mantığın eğitim sürecinin her aşamasında gündeme gelmesi, okullarda yaşanan kutuplaşma ve ayrışmaları daha da derinleştirecektir” ifadelerini kullanan Sulkalar şunları belirtti;
“Siyasi iktidarların bir bütün olarak sorumluluklarını göz ardı etmesi; eğitimdeki nitelik sorunlarını öğretmenler üzerinden tanımlaması; adeta faturayı onlara çıkarması da öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırarak özenilecek bir meslek olmaktan uzaklaştırmıştır. Öğretmenlik mesleğini özenilen itibarlı bir meslek haline getirmek; nitelikli öğrencileri eğitim fakültelerini tercih etmeye yönlendirmek için mezun öğretmen adaylarının kadrolu atanmasına; çalışma koşullarının iyileştirilmesine; iş güvencesi kaygılarının giderilmesine ve ihtiyaca uygun mesleki gelişim desteği sağlanmasına bağlıdır. Öğretmenlere performans değerlendirmesi adı altında puan verilmesi ve bu puanların değerlendirme ölçütü olarak kullanılacak olması, eğitimde yeni çatışmaların ortaya çıkmasına neden olacaktır. MEB’in asıl hedefi, öğretmenlerin performansını ölçmek bahanesiyle, eğitimde ücretli, sözleşmeli ve güvencesiz istihdamı yaygınlaştırmak, uzun vadede eğitim emekçilerinin sınırlı iş güvencesini ortadan kaldırmaktır” dedi.
“ŞEKER FABRİKALARININ SATIŞI ÜLKE ÇIKARLARINA TAMAMEN AYKIRIDIR”
“Şeker fabrikaları Türkiye Cumhuriyeti’nin kırsal kalkınma hamlesinin ilk önemli adımıydı” ifadelerini kullanan Sulkalar, “Ülkeyi üretken kılarak bağımsızlaştırma projesiydi. 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi kararına bu fabrikalar bir süre sonra asli unsurlarının dışında değerlendirilecek ve fabrikalar kapanacaktır. Bu fabrikalarda çalışan 5 bin civarındaki çalışan işlerinden olacak, 50 bin civarındaki üretici ise doğrudan etkilenerek pancar ekimi yapamayacaktır. İşsizlik ve kırsaldan göç artacağı gibi geri kalan fabrikaların da satışının önünü açacaktır. Yerlilik, millilik üzerine bir çok söz edip iç düşman ve halk arasında kutuplaşma yaratmada pek mahir olan iktidarın bu satış kararı sonucu, pancar şekeri çiftçisi ve çalışanı başta olmak üzere ülke sanayisi, tarımı ve halkımız son derece olumsuz etkilenecektir. Şeker fabrikalarının satışı ülke ve halk çıkarlarına tamamen aykırıdır” diye ifade etti.
“BARIŞ TALEBİMİZİ HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“AKP’nin ‘milli güvenlik’ meselesi olarak gösterdiği operasyonun arkasında saf tutmaya zorlanan toplum, şovenizmin, militarizmin körüklendiği bir ortamda temel sorunlarını göremez, konuşamaz hale getirilmek istenmektedir” diyen KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Nusret Sulkalar, “Bunun için ülkesinde ve bölgesinde daha fazla kan, acı ve gözyaşı istemeyen, yurtta ve dünyada barış isteyenleri hedef alan tehditlerin ise ardı arkası kesilmiyor.Barış talebimizi ve haykırışımızı boğmaya çalışanlara karşı bir kez daha ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi ‘ diyoruz. Giderek içine sürüklendiğimiz bu karanlık girdaptan kurtulmak için OHAL ve KHK rejimine derhal son verilmelidir. KHK’ler iptal edilmeli, ihraç edilenler ve açığa alınanlar bütün haklarıyla birlikte işlerine iade edilmelidir” diye konuştu.
PİRHA – KESK’li kadınlar Ankara’da ‘OHAL’e hayır KHK’ler iptal edilsin’ ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Uluslararası Kadın Grevini ören, eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam için direnen kadınların sesini yükseltmeye devam ediyoruz” ifadeleri yer aldı.
KESK Ankara Şubeler Kadın Platformu, bu hafta OHAL ile KHK’lere ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Canan Çalağan şöyle konuştu:
“8 Mart; 161 yıl önce Amerika’da ‘eşit işe eşit ücret’ talebiyle greve çıkan dokuma işçisi kadınların, bugün ise tüm dünyada çağrısı yapılan Uluslararası Kadın Grevini ören,eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam için mücadele eden, direnen kadınların sesini yükseltmeye devam ediyoruz.
KESK’ li kadınlar olarak; büyük bir emekle yarattığımız, kadınların kendi hayatlarını ve dünyayı dönüştürme mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ ta yine alanlarda olacağız. İş yerlerimizde emeğimizin, iş güvencemizin ve eşitliğin sağlandığı çalışma koşullarının yaratılması için kadın emekçilerle bir araya gelerek, örgütlenerek, 8 Mart’ ta alanları en geniş kadın kitleleriyle buluşturmak için çalışmalar yürütüyoruz.”
“11 KADIN DERNEĞİ VE 1 ÇOCUK HAKLARI DERNEĞİ KAPATILDI”
“OHAL düzeniyle, baskılarla kadınlara yönelik saldırıların da artarak devam ettiği bir süreçteyiz. Kadın mücadelesinin sesini kısmak için, derneklerimiz kapatılıyor, yayınlarımız yasaklanıyor” diye konuşan Çalağan, OHAL döneminde 11 kadın derneği, 1 çocuk hakları derneği kapatıldığını, kadın belediye başkanları, milletvekillerinin tutuklandığını ve LGBTİ etkinliklerinin yasaklandığını belirterek şöyle devam etti:
“Kadın istihdamının artırılması ile ilgili kağıt üzerinde verilen sözlere rağmen kadınlar iş yaşamından uzaklaştırılıyor, çalışan kadınlar güvensizleştiriliyor, kadınların aldığı ücretler giderek düşüyor ve çalışma koşulları esnekleşiyor. Kadının aile içindeki konumunu pekiştiren ve emeğini değersizleştiren büyük bir baskı ile karşı karşıyayız. OHAL fırsatçılığıyla son bir buçuk yılda yaklaşık yüzeli bin çalışan haksız hukuksuz biçimde işinden ihraç edildi. İhraç edilenlerin yaklaşık yüzde yirmi beşi ise kadınlardan oluşuyor.
Ataerkil kapitalizm koşullarında ücretli çalışmaya dahil olmak, biz kadınlar için bir yönüyle; erkek arkadaşlarımıza göre, çok daha fazla engeli aşmak ve çalışma yaşamında da birçok eril düzenlemeyle mücadele etmek demek. Diğer yandan; ücretli çalışma kadınlar için görece bir ekonomik bağımsızlık ve kendi ayakları üstünde durmak için olanaklar anlamına da geliyor. Bu kapsamda kadınların işten atılması, hem çalışma yaşamında kadınların mücadelesini etkisizleştirmek hem de kadınları eve, geleneksel rollere kapatmak ve erkeğe/ aileye bağımlı kılmak anlamına geliyor.Biz kadınlar ücretli veya ücretsiz emeğimizin sömürüsüne karşı tüm bu saldırıları püskürtecek güce ve kararlılığa sahibiz. Son arkadaşımız işine geri dönünceye ve emeğimiz özgür oluncaya dek mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“2017 YILINDA 290 KADIN 22 ÇOCUK KATLEDİLDİ”
İktidarın 15 yıllık politikasını değerlendiren Çalağan, şunları kaydetti:
“AKP’nin 15 yıl boyunca kadını değil aileyi korumayı önceleyen politikaları kadının adının bakanlık başta olmak üzere pek çok yerden çıkarılmasıyla sonuçlandı. Kadını birey olarak görmeyen, fıtratını eşitsizlik olarak niteleyen, tek tip yaşam biçimini dayatan söylem ve pratikler, ilan edilen OHAL ve KHK’ler eliyle meşru kılınmak isteniyor. Bianet’in verilerine göre; geçtiğimiz yıl en az 290 kadın ve 22 çocuk erkekler tarafından katledildi, 101 kadın tecavüze uğradı. 247 kadın taciz edildi, 376 kız çocuğu cinsel istismara maruz kaldı. Basına yansıyan vakalar sonucu oluşturulmuş bu sayıların gerçekte çok daha fazla olduğunu biliyoruz.Taciz, tecavüz, kadın ve LGBTİ cinayetleri durmak bilmiyor. İyi hal, haksız tahrik gibi cezai indirimler uygulanmaya devam ediyor. Eril yargının uyguladığı cezasızlık politikası taciz ve tecavüzün artmasına neden oluyor.Diyanetin kadın düşmanı fetvaları, 6284 sayılı yasanın uygulanmaması, OHAL bahanesiyle bir gecede geçen yasalar, yargıda kadın düşmanı kararlar eliyle şiddet failleri cesaretlendiriliyor.
Tüm bu tablonun ve son dönemlerde artan çocuk istismarı olaylarının gerisinde bizzat siyasal iktidar tarafından üretilen ve pompalanan cinsiyetçi söylemler bulunuyorken AKP hükümeti cinsel suçlarla mücadeleye dair etkili politika geliştirilmesi talebimizi görmezden gelerek suçluları hadım etmekten, idam etmekten bahsediliyor. Çocuk istismarı ile zina kavramını birlikte değerlendiriyorlar. İstismar ile rızaya dayalı cinsel ilişkiyi “zina” kavramı üzerinden tartışmak cinsel suçları normalleştirme ve görmezden gelmek demektir. Rızaya dayalı cinsel ilişkiyi suç/günah olarak topluma sunmak, çocuk istismarını kullanarak zina fikrini ve dini kuralları topluma dayatmak için fırsatçılık yapmaktır. Bizler yaşamlarımıza ve haklarımıza yönelik tüm bu saldırılara karşı sesimizi yükseltiyor, kadın dayanışmasıyla hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıkıyoruz.”
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTÜYOR, HAYATI ÖRGÜTLÜYORUZ”
Eylem programıyla ilgili konuşan Çalağan, “Erkek egemen düzenin ve onun yürütücülerinin geliştirdiği tüm saldırılara, baskı ve zorbalığa karşı biz kadınlar her yerdeyiz. Susmuyoruz, korkmuyoruz ve itaat etmiyoruz. Bizler bu kararlılıkla mücadelemizi yükselteceğiz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Taleplerimizi dile getirmek için alanlara çıkacağız.4 Mart Pazar günü saat 15.00’te Ziya Gökalp Caddesi, Çankaya Belediyesi önünde buluşuyoruz. Ankara’da bulunan tüm kadın arkadaşlarımızı bir arada olamaya çağırıyoruz” dedi.
Çalağan, “Dünyanın her köşesinden milyonlarca kadın bu 8 Mart’ta bir kez daha dayanışmayı büyütüyor hayatı örgütlüyoruz. Geçen yıl olduğu gibi bu yılda tüm dünya çapında örgütlenen uluslararası kadın grevini destekliyor, tüm kız kardeşlerimizi selamlıyoruz. Bu gün ki açıklamamızı feminist grevin ortak metnini sizlerle paylaşarak bitirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“8 MART ULUSLARARASI DEVRİMCİ BİR GÜNDÜR”
“8 Mart politik mesajlar verdiğimiz uluslararası ve devrimci bir gündür. Bu 8 Martta dünyanın bütün kadınlarını feminist greve davet eden çağrıyı destekliyoruz. Hep birlikte bize yönelen her tür şiddete “Artık Yeter” diye haykırmak için bütün kadınları bir günlüğüne dünyayı durdurmaya çağırıyoruz çünkü bu dünyayı biz döndürüyoruz” diye konuşan Çalağan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşamı yeniden üreten, yaşamın devamını mümkün kılan bizler, iş yerinde ücret ayırımcılığının yanı sıra cinsel taciz ve aşağılamaya, iş piyasasında güvencesizliğe maruz kalan bizler, hayatımızı, bedenimizi ve sağlığımızı metalaştıran tüketim ideolojisine dur demek için bugün üretimden ve tüketimden gelen gücümüzü kullanıyor ve dünyanın farklı köşelerinden yükselen kadın grevi çağrısına kadın dayanışmasıyla omuz veriyoruz. Toplumsal cinsiyet kimliklerimizi inşa ederek bizleri toplumda ikincil rollere hapseden eğitim kurumlarını bugün boykot ederek kamusal, bilimsel, laik ve feminist eğitim hakkı talep ediyoruz.
8 Martta bütün kadınları acılarımızı mücadeleye dönüştürmeye ve bize baskı, sömürü, şiddet, militarizm, savaş ve yağma dışında bir şey vaat etmeyen bu dünyayı değiştirmeye, baskı sömürü ve şiddetin var olmadığı bir dünya yaratmaya çağırıyor, dünyanın değişik ülkelerinde grev ve boykot yapan kadınları kadın dayanışmasıyla selamlıyoruz.”
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL’in kaldırılması KHK’lerin iptal edilmesi ve son dönemde artarak devam eden gözaltıları protesto için basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada “Ne ittifaklarınız ne de diğer hukuk dışı uygulamalarınız sandık yenilginizi engelleyemeyecektir. Bu Halk sandıkta AKP’ye, ihraçlara, haksızlıklara dur diyecektir” ifadeleri yer aldı.
Haberin videosu
OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin iptal edilmesi ve son dönemde yapılan gözaltılara ilişkin KESK Ankara Şubeler Platformu basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Türkiye, 20 Temmuz 2016’da ilan edilen ve 6. kez uzatılan OHAL-KHK rejimi altında olağan hukukun adeta askıya alındığı bir ülkeye dönüşmüştür. Başta 45 gün için ilan edildiği ifade edilen OHAL bugün itibariyle 584 gündür devam etmektedir. OHAL’in uzatılması için herhangi bir koşul yokken OHAL 19 Ocak 2018 tarihinde yeniden uzatılmış ve bir gün sonra savaş başlatılmıştır.
35 gündür sınırımız dibinde kendi başlattığımız, yüzlerce cana mal olan ama ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir savaş halinin içerisindeyiz. Ülkemiz emperyalist ilişkiler bataklığının egemen olduğu, sonuçları yıllarca sürecek bir kargaşanın içerisine sokulmuştur” ifadeleri yer aldı.
“OHAL DURUMU HALKIN YOKSULLAŞMASI İLE SONUÇLANMAKTADIR”
Açıklamayı okuyan KESK’li Canan Çalağan şöyle konuştu:
“Biz kamu emekçileri; OHAL’i, OHAL’in uzatılmasını ve ülkenin adeta yangın yerine dönmesine neden olabilecek son Afrin müdahalesini halka yönelik hukuk dışı faaliyetler olduğunu ifade ediyoruz. OHAL ve savaş durumu emekçilerin ve genel olarak halkın yoksullaşması ile sonuçlanmaktadır. İşsizlik, enflasyon, faizler, bütçe açıkları artarken emekçilerin zam talepleri kısıtlanmaktadır.
Bu süreçte asgari ücretlilere enflasyonun altında zam yapılmış, memurlar reel zam alamamış ve gelinen aşamada işçilerin grevleri yasaklanmıştır. AKP OHAL uygulaması ile sermaye lehine olan birçok uygulamayı TBMM’ye sunmadan, ilgili kurum ve kuruluşlarla gerekli görüşmeleri yapmadan bir gece ansızın çıkan KHK’lerle çıkarırken faturasını da tüm yoksul halk kesimlerine çıkarmaktadır.”
“Bilindiği üzere OHAL karşı hakkını arayan her kesim olağanlaşan bir hukuksuzluğa maruz bırakılmaktadır. Milletvekillerinden gazetecilere, taşeron işçilerinden belediye başkanlarına kadar; öğretmenler, doktorlar, akademisyenler; kadınlar ve LGBTİ bireyler, çocuklar, gençler ve kısacası hakkını arayan herkese yönelen bir sistematik şiddet ortamı günden güne artmaktadır. Haksız gözaltı, uzun sürelerle haksız tutuklama, sosyal dışlama ve linç uygulamaları siyasal iktidarın yaklaşımı nedeniyle olağanlaşmaktadır” diye konuşan Çalağanş şunları kaydetti:
“Mesleki etikleri gereği yaptıkları açıklamada TTB’nin, reel durumu açıklayan “savaş bir halk sağlığı sorunudur” tespiti görüldüğü üzer yerinde ve doğru bir açıklamadır. TTB’den başlayarak yoksulların sürekli kayıp verdiği bu savaş karşı çıkan her kesime günden güne saldırılar artmaktadır.
Binlerce kişi sosyal medya mecralarında savaş karşıtlığı gerekçesiyle gözaltına alınmış ve yüzlercesi tutuklanmıştır. Birçok siyasi partiye yönelen bu saldırının son muhatabı Halkevleri olmuştur.Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş başta olmak üzere onlarca üyesi hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmıştır. Buradan duyuruyoruz TTB’den Halkevleri’ne hiçbir demokratik kitle örgütümüz yalnız değildir. Bir kez daha tüm gücümüzle Savaşa Hayır Diyoruz.”
“İNTİHAR, İŞ CİNAYETLERİ VE MÜLTECİ ÖLÜMLERİ”
OHAL ve devamındaki savaş halinin intihar, iş cinayetleri ve mülteci ölümleri ile sonuçlandığına dikkat çeken Çalağan, “AKP’nin Suriye politikasızlığı nedeniyle her mevsim ülkenin başka bir felakete sürüklediği bu süreçte girişilen savaştan ne kadar süre sonra ve hangi şekilde çıkılacağı da belirsizdir. Bu süreçte haksız bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri haklarını aramak için idare mahkemelerine gittiklerinde AKP bir gece ansızın çıkarılan KHK’lerle idare mahkemelerine doğrudan gitmeyi yasaklamıştır” dedi.
“Söz konusu süreçte bu hukuksuz düzenin içerisinde yine olağan hukuka aykırı bir şekilde kurulan “OHAL Komisyonu” ihraçlara tek hak arama yolu olarak gösterilmiş olduğunu belirten Çalağan, “104.789 başvurunun yapıldığı bu komisyonun; AKP’nin ihtiyaç duyduğu zamanı kazandırmak, yapılan haksızlıkları gizlemek, yargı, anayasa mahkemesi ve AİHM yollarının geciktirilmesi dışında bir işlevi yoktur. Söz konusu bu rejimde dahi yargı yolu ile masumiyetleri ortaya konulan yüzlerce kamu emekçisi, haklarında soruşturmaya/kovuşturmaya yer yok kararı verilen binlerce kişi bu hukuksuz OHAL komisyonunun kararını beklemektedir” diye konuştu.
“KHK’LER GİDECEK BİZ KALACAĞIZ”
Çalağan açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Biz KESK’li emekçiler ilk günden bugüne “masumiyet karinesi”, “kanunsuz suç ve ceza olmaz”, “suç ve cezalandırmanın şahsiliği” gibi evrensel hukuk ilkelerini bu haksızlıkların yaşanmaması için sürekli savunduk. Savunmaya devam edeceğiz. Gelinen aşamada artık ortaya çıkan bir gerçek şudur. İhraçların içerisinde “yüzde bir bile hata yok” diyen AKP, yine yanılmıştır. 116.000 kişiyi işten atan AKP şu ana kadar 3.000’den fazla kamu emekçisine “pardon”, “ihracınızda haksızlık yapılmış”, “10 gün içerisinde işbaşı yapabilirsiniz” demiştir.
Yine bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan, tutuklanan ve ihraç edilen binlerce kişinin de aslında “mor beyin” adlı bir program kullandıkları ortaya çıkmıştır. Ancak ihraç edilen kişilerin ve ailelerinin bireysel olarak uğradığı zulümle birlikte bu haksızlığın faturası halkın vergileri ile ödenmektedir. İşe iade edilenler kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarından kamusal hizmet sunamadıkları gibi iade sonrası almaya hak kazandıkları tazminatları kamuya vergi yükü olarak dönmüştür. 2018 yılı AKP’nin OHAL ve iktidar bekası nedeniyle zam ve yeni vergiler yılı olmuştur. AKP her alandaki irrasyonel siyasetinin faturasını halka yüklemektedir.”
“Bu süreçte işyerlerinde, işyerleri önünde, sokakta, salonda, medyada ve sosyal medyada meşru ve fiili olarak hakkını arayan KESK’liler başta olmak üzere birçok yurttaşa yönelen gözaltı, tutuklama ve tüm baskı araçları bizi mücadelemizden alıkoyamaz, tekrar ifade ediyoruz; Biz savaşa hayır diyoruz. Savaş hayır diyen Halkevleri dahil tüm kurumların yanındayız. Savaşa hayır dediği için gözaltına alınan, tutuklanan tüm üyelerimizin yanındayız” diye konuşan Çalağan,
“Bizler emeğin ve barışın yanında savaşın karşısında durmaya devam edeceğiz. Başta TBMM olmak üzere tüm kurumları ve halkımızı OHAL hukuksuzluğuna karşı durmaya çağırıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL’in kaldırılmasına, KHK’ler’in iptal edilmesine ve son dönemlerde yaşanan gözaltılara ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Nusret Sürkalar, “OHAL kaldırılmalı, KHK’ler geri çekilmeli, hukuksuzca ihraç edilen, açığa alınan tüm kamu emekçilerinin işlerine geri dönmeleri sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
Haberin videosu
KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL, KHK ve gözaltılara ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı KESK Ankara Şubeler Platformu Nusret Sürkalar okudu. Sürkalar, şunları kaydetti:
“OHAL ilan edilirken amaç , ‘Anayasal düzenin milli iradenin hukuk devletinin demokrasinin temel hak ve hürriyetlerin korunması’ olarak ifade edildi. Oysa AKP iktidarı darbecilerin yapamadığı ne varsa Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) kullanarak yaptı. Ortada ne anayasal düzen, ne milli irade, ne hukuk devleti, ne demokrasi ne de temel hak ve hürriyetler kaldı.
OHAL’in ‘millete değil devlete karşı’ ilan edildiği söylendi. Oysa OHAL ve KHK’ler ‘millete karşı’ tek adam rejimimin kurulması için kullanıldı. OHAL döneminde; ‘Milli iradenin’ en üst organı olduğu söylenen TBMM etkisizleştirildi.”
“OHAL KOMİSYONUNUN OYALAMA KOMİSYONU OLDUĞU TESCİLLENMİŞTİR”
“AKP’nin 110 bine yakın kamu emekçisini haksız ve hukuksuz biçimde ihraç etmesi ve bu ihraçlara karşı yargı yolunu kapatmasının ardından söz konusu hukuksuzluğa kalkan yapılan OHAL Komisyonu, ilk incelemelerini kurulduğu günden 1 yıl sonra tamamladı” diye konuşan Sürkalar sözlerini şöyle sürdürdü:
“OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre 8 aylık çalışma döneminde 104 bin 789 başvurudan sadece 3 bin 110 dosya görüşülmüştür. Bu dosyalardan 2190’ı ön inceleme kararı olmak üzere, ihraç edilen 880 emekçiye ret kararı verilmiş, sadece 40 emekçinin itirazı kabul edilmiştir.
AKP açıkça OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu aracılığıyla 15 Temmuz sonrası yürütülen hukuksuzluğu, bürokratik süreçlere sarıp sarmalayıp korumak istemektedir. Kaldı ki ihraç listelerini KHK’ler ile yayınlayıp insanları hedef haline getirenlerin, hangi kriterlere göre karar verdiği belli olmayan söz konusu komisyon aracılığıyla OHAL hukuksuzluğunu gizlemeye çalıştığı da ortadadır. OHAL Komisyonunun Oyalama Komisyonu Olduğu Tescillenmiştir.”
Sükalar, “AKP iktidarı, kendisi gibi düşünmeyen, biat etmeyenlere karşı gazla copla plastik mermi kullanarak şiddetle karşılık vererek, gözaltı ve tutuklamalarla toplum üzerinde korku imparatorluğu kurmaktadır” dedi.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün dönemsel politikalar uğruna ezip geçilecek, yok sayılacak haklardan olmayıp yüzlerce yıllık mücadeleler ve ödenen bedellerle güvence altına alındığını ifade eden Sürkalar, “iktidar, hukuku hiçe sayarak suç işlemekten vazgeçmelidir. İktidar, ya hala ortada bir yargı, bir anayasa “varmış” görüntüsü vermekten vazgeçip fiili parti devleti olma durumunu resmi olarak da ilan etmeli ya da anayasaya, yargı kararlarına, uluslararası sözleşmelere uygun davranmalıdır” diye konuştu.
“ÖZGÜRLÜKLERİ OHAL’E VE SİVİL DARBEYE TERK ETMEYECEĞİZ”
Sürkalar, gidişattan kaygı duyanların sıra kendilerine gelmeden emek, demokrasi ve barış talebi etrafında bir araya gelmeleri ve mücadele etmeleri dışında bir yol olmadığını belirterek şöyle devam etti:
“Başta düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere, temel hak ve özgürlükleri, hukuku askıya alarak suç işleyen iktidarı bu politikalardan derhal vazgeçmeye çağırıyoruz. KESK Merkez yürütme Kurulu Üyemiz Elif Çuhadar başta olmak üzere, bugün Ankara’da yapılan sürek avı niteliğindeki gözaltı ve tutuklamaları buradan bir kez daha kınıyoruz , arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.
AKP iktidarının yasaklarına, faşizan tutumuna karşı fiili ve meşru mücadele hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Emekçilerin yüzyıllardır süren mücadelesi sonucu ortaya çıkan temel hak ve özgürlükleri AKP’nin sivil darbesine, OHAL’ine, başkanlık hevesine terk etmeyeceğiz.”
“İKTİDAR EĞİTİMİ YAPBOZ TAHTASINA ÇEVİRMİŞTİR”
Ortaöğretime geçiş sistemindeki değişiklikler hakkında konuşan Sürkalar, şunları ifade etti:
“14 Şubat tarihinde yayınlanan yönetmelikle 8 sınıf öğrencilerinin yani TEOG sınavında yerleştirilme ve okulları yüzde onluk nitelikli okullar olarak tanımlama, sınavla öğrenci alımı adrese dayalı okullara öğrenci yerleştirmesi ile ilgili kaos sürmekte MEB açıklamalarında, 8. sınıfta okumakta olan 1.200.000 öğrenci ve velisinin yaşadıkları kabul edilebilir bir durum değildir. Eylül ayından itibaren devam eden tartışmalar ve oluşan belirsizlik her geçen gün yaşanan mağduriyetleri artırmaktadır. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Bu orta öğretime geçiş sisteminin uygulanma koşulu yoktur.Yapılması gereken tüm öğrencilerin istedikleri okullarda istedikleri türden eğitimi almalarının sağlanmasıdır.
AKP İktidarı Eğitimi yapboz tahtasına çevirmiştir.
Sürkalar, açıklamasında Milli Eğitim Bakanlığı’na şu soruyu yöneltti:
“Sınav yönetmeliğiyle bile tartışma yaratan MEB sınav ve yerleştirme işlemlerini nasıl sağlıklı bir şekilde yürütecektir? Milyonlarca çocuğun, ailenin ve ülkenin geleceğini etkileyecek, telafisi olmayan; eğitimcilerin, velilerin ve kamuoyunun ‘yanlış anlamasına’ açık bir düzenleme nasıl yapılabilmektedir? Yoksa çözümü yine milletin adamı mı bulacaktır?”
“İŞLERİMİZE DÖNÜNCEYE KADAR DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
OHAL’in saray rejimine ‘Hayır’ diyenlere, muhaliflere, kadınlara, emekçilere, halklara karşı ilan edildiğini savunan Sürkalar, açıklamayı şu sözlerle tamamladı:
“Yasaklamalar, zulüm, faşizan baskı ve uygulamalar AKP’nin siyasal ömrünü kısaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır. İşlerimize dönünceye kadar direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; OHAL kaldırılmalı, KHK’ler geri çekilmeli, hukuksuzca ihraç edilen, açığa alınan tüm kamu emekçilerinin işlerine geri dönmeleri sağlanmalıdır. İçeride ve dışarıda barışçıl, laik ve demokratik ortamı sağlayacak adımlar atılmalıdır.”
PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu yaptığı açıklamada, TTB’nin yanında olduklarını belirterek, gözaltıların bir an önce sonlandırılması istedi.
Haberin videosu
KESK Ankara Şubeler Platformu, “OHAL kaldırılsın KHK’ler iptal edilsin” şiarıyla Eğitim-Sen 2’No’lu Şube binasında basın toplantısı düzenledi. Basın metni KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Eğitim-Sen 2’No’lu Şube Başkanı Nusret Surkalar tarafından okundu.
“SAVAŞA HAYIR, BARIŞ HEMEN ŞİMDİ”
Surkalar yaptığı açıklamada şunları belirtti:
“TTB’ye yönelik Cumhurbaşkanının tehdidi üzerinden, birkaç gün geçmeden, toplumsal sorunlarda göremediğimiz bir hızla harekete geçen savcıların 12 Eylül’de bile görülmeyen şekilde TTB yönetimini evlerini, işyerlerini, TTB’yi basarak gözaltına alması tüm barış yanlılarına yönelik açık bir susturma operasyonudur. TTB; ‘Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir’ demektedir. TTB; ‘Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır’ demektedir. Kaderini ve iktidarını daha çok savaş, daha çok çatışmaya bağlayanlara, barış talebimizi ve haykırışımızı boğmaya çalışanlara karşı bir kez daha ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ diyoruz.”
“İHRAÇ EDİLENLER GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİ”
“Temel hak ve özgürlüklerin bu kadar pervasız biçimde ayaklar altına alınmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz” diyen Surkalar “Genel olarak barış içerikli sosyal medya paylaşımları nedeniyle KESK’e bağlı Sendikamız Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt ve Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Şube üyemiz Sibel Tekin’in de aralarında bulunduğu çok sayıda insanımız gözaltına alınmıştır. Gözaltılar devam etmektedir. İktidar, ya hala ortada bir yargı, bir anayasa ‘varmış’ görüntüsü vermekten vazgeçip fiili parti devleti olma durumunu resmi olarak da ilan etmeli ya da anayasaya, yargı kararlarına, uluslararası sözleşmelere uygun davranmalıdır” dedi.
Son olarak, “Nuriye ve Semih’in açlık grevini bırakarak direnişlerine devam etme kararları sonrasında taşıdığımız sevinci bir kez daha ifade ediyoruz” diyen Surkalar, “Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesi için örgütlü gücümüzle mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiriz” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Afrin’e yönelik operasyonlara ilişkin KESK Ankara Şubeler Platformu basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya KESK ve İş kolları MYK üyeleri, şube yönetim kurulu üyeleri katıldı. Yapılan açıklamada, “Afrin operasyonu ile ülke olarak OHAL’den savaş haline geçmiş bulunuyoruz” dedi.
Haberin videosu
Afrin’e yönelik operasyona ilişkin KESK Ankara Şubeler Platformu, Tüm Bel Sen Genel Merkez’inde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamayı Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Nusret Sürkalar okudu. Sürkalar, “Haftalardır yapılan hazırlıkların, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ tehditlerinin ardından başlatılan Afrin operasyonu ile ülke olarak OHAL’den savaş haline geçmiş bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
MİLİTARİZM VE SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI
Açıklamada “Suriye iç savaşından kaçan bir milyon sivilin sığındığı kente bombaların yağdırıldığı operasyon iktidar ve medyası tarafından bir zafer havasında kutlanıyor. İktidar sözcüsü medyayı saran haber ve yorumların her kelimesinden militarizm ve savaş çığırtkanlığı akıyor” denildi.
SAVAŞ POLİTİKALARINDAN MEDET UMULUYOR
“Saray –AKP iktidarı, dünya ile dalga geçer gibi operasyon ile Kürtlerin bölgede yaşayan diğer halklarla demokratik bir şekilde yönettikleri “Afrin’i özgürleştireceğini” iddia ediyor” tepkisinin gösterildiği açıklamada şöyle denildi:
“Oysa ülkeyi OHAL olmadan yönetemeyeceğini bilen siyasal iktidar savaş politikalarından medet ummaktadır. Emekçileri, halkı her geçen gün daha fazla açlığa ve sefalete sürükleyen, temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran OHAL’e karşı artan tepkiler ‘milli güvenlik’ meselesi olarak gösterilen operasyonla bastırılmak istenmektedir. 2019 seçimlerinde tek adama dayalı baskıcı rejim konusunda MHP ile kader birliği yapan siyasal iktidar, sadece Kürtleri değil, demokrasi, barış ve insanca yaşamayı savunan herkesi daha fazla baskı altına almayı hedeflemektedir.”
SAVAŞ ÜLKEMİZİ ÇIKMAZ FELAKETE SÜRÜKLER
Açıklamada, “Siyasal iktidar Afrin operasyonunu ülkenin bekası için değil, kendi bekası için zorunlu görmektedir, halkları düşmanlaştıran bu çılgınlıkta ısrar etmek ülkemizi çıkmaz bir felakete sürükleyecektir” vurgusu yapıldı.
KESK Ankara Şubeler Platformu açıklamasında, son olarak, “KESK olarak kimsenin ölmesini istemiyoruz. Kimse bizden insanlarımızın öldürülmesine seyirci kalmamızı beklemesin. Çünkü bizim görevimiz insanları yaşatmaktır. Çünkü biz savaşın değil barışın tarafındayız” ifadelerine yer verildi.
PİRHA-KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelere (KHK) karşı yaptığı basın açıklamasında OHAL Komisyonu’nun hala bir çalışma yürütmediğini belirtti.
KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL ve KHK’lere karşı Ankara’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Sakarya Caddesi’nde toplanan emekçilere Ankara Valisi’nin yasağı gerekçe gösterilerek izin verilmeyince basın açıklaması Enerji, Sanayi Madencilik Sendikası (ESM) Genel Merkezi önünde yapıldı.
“TRAJİKOMİK BİR DURUM”
Basın metnini okuyan Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara 1 No’lu Şube Başkanı İsmet Meydan, basın açıklamalarının engellenmesine vurgu yaparak, “Ankara’nın belli başlı mekanları adım adım valiliğin keyfi yasakları ile kapatılıyor. Hak arayanları, insan hakları savunucularını, gazetecileri, milletvekillerini, aydınları tutuklayıp aylarca keyfi bir şekilde cezaevlerine atmakla yetinmiyorlar. Yüksel Caddesi’nde insan hakları heykeli halen bariyerlerle çevrili gözaltında tutuluyor. Bu trajikomik bir durumdur. Bu akılla, mantıkla açıklanabilecek bir durum değildir” şeklinde konuştu.
“KENDİLERİNİ YALANLIYORLAR”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarın yolsuzluklarıyla ilgili açıkladığı belgelere dikkat çeken Meydan şunları kaydetti: “İktidar, Türkiye halkına ve emekçilerine vergi ödemeyi, varsa zor günleri için biriktirdikleri küçük tasarruflarına dahi göz dikerken, kendi yakınlarının, çocuklarının, kardeşlerinin, özel kalem müdürlerinin üzerinden vergi cennetlerinde kurdukları şirketler aracılığı ile nasıl vergi kaçırdıklarını gördük. Hele ki ortaya çıkan gerçekler karşısında her hükümet yetkilisinin söylediği yalanların tamamı evlere şenlik. Her konuşan iktidar sözcüsü hem kendisinin bir önceki söylediğini yalanlıyor, hem de diğer sözcünün ve iktidar başının söylediğini yalanlıyor. İktidarın başı ise iddialara yanıt vermek yerine bunları açıklayan CHP Genel Başkanı’na sadece küfür ve hakaretler yağdırıyor.”
“NEDEN ARAŞTIRMIYORSUNUZ?”
Meydan, iktidara şöyle seslendi: “Sizin çocuklarınız, kardeşleriniz, yakınlarınız ne ürettiler, ne sattılar, ülkenin ekonomisine nasıl bir katma değer kattılar da bu milyon dolarları Malta ve Man Adalarında istiflediler. Milyon dolarların kaynağı nedir? Doğru bir iş yaptıysanız neden araştırılmasından korkuyorsunuz? Biz buradan Maliye Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Bu paraların kaynağı nedir? Neden araştırmıyorsunuz? Derdi evine ekmek götürmek olan küçük esnafa gelince şahin oluyorsunuz da neden bu vergi kaçakçılarına karşı kılınız kıpırdamıyor?”
Amerika’da itiraflarda bulunan Reza Zarrab’ın açıklamalarına değinen Meydan, savcılara ise şöyle seslendi: “Akademisyenlerin, siyasetçilerin suç olmayan bildirilerinden ve konuşmalarından dolayı soruşturmalar açarken, fezlekeler düzenlerken ve yüksek cezalar talep ederken bu rüşvetçi bakanlar için neden harekete geçmiyorsunuz?”
“Bİ’HABER OLMAK BUNA DENİR”
Asgari ücret belirlemesi için yapılan toplantılara da değinen Meydan, “Çalışma Bakanı, sanki emekçiler bugüne kadar çok iyi şartlarda yaşamış gibi, yine işçiler ve işverenlerden fedakarlık bekliyoruz diyor. Yaşadığı ülkenin, temsil ettiği kesimin sorunlarından bi’haber olmak buna denir” dedi.
Kudüs konusunun iktidar tarafından gündem değiştirmek için kullanıldığını ifade eden Meydan, “Filistin halkı kendi kaderini tayin etmelidir, tüm emperyalistler ve bölge gericilikleri Filistin üzerinden elini çekmelidir. Filistin, kendi ülkelerinde gerici, baskıcı, faşist iktidarların kendi sıkışmışlıklarını gidermek için hamaset üretme alanı olmamalıdır” ifadelerini kullandı.
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu 2017 Ocak ayından bu güne her hafta olduğu gibi bu hafta da başta OHAL olmak üzere KHK ve tüm anti demokratik yasalara karşı, Kızılay Sakarya caddesinde bir araya gelmek ve basın açıklaması yapmak istedi fakat Ankara Valiliğinin izni olmadığı gerekçesiyle basın açıklamasına izin verilmedi. Açıklama Eğitimsen 5 Nolu Şube’nin önünde yapıldı.
Haberin Videosu
Sakarya Caddesinde 14.00 bir araya gelen KESK bağlı sendika üyelerinin toplandığı alana güvenlik güçlerince Ankara valiliğin yasağı gerekçe gösterilerek açıklamaya izin verilmedi. Bunun üzerine KESK’li emekçiler Mithat Paşa Caddesi üzerinde bulunan Eğitim Sen Üniversiteler 5 Nolu Şube’nin önünde bir araya gelinerek basın açıklaması yapıldı.
Açıklama KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Bes 2 Nolu Şube Bakanı İsmet Meydan tarafından yapıldı.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’in üzerinden 14 ayın geçtiğini, Dönemin yetkililerinin OHAL’in Devlet içindeki paralel bir yapıya karşı ilan edildiğini ancak ne var ki OHAL ve KHK’lardan nerdeyse etkilenmeyen toplumsal kesimin kalmadığı belirtildi. Darbeciler halen tam olarak açığa çıkartılamazken, Kamu emekçilerinden işçilere, kadınlara, gençlere, öğrencilere, çiftçilere kadar herkesin bir şekilde OHAL mağduru olduğu belirtildi.
“TEZKERE SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ İSE ÖLÜM”
Açıklamada “OHAL’lin kaldırılması şöyle dursun, baskı politikaları savaş politikaları ile birleştiriliyor. AKP bir kez daha milliyetçi, muhafazakâr kesimin duygularını hamasi nutuklarla harekete geçirmiş, 22 Eylül 2017 günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu ve aynı gün toplanan Bakanlar Kurulu TBMM’ye sevk edilen Irak-Suriye tezkeresinin süresinin uzatılacağını belirterek Suriye ve Irak’a askeri müdahalelerde bulunulabileceğinin sinyalini vermiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, tezkere bir savaş tezkeresidir.” denildi.
Açıklamada geçtiğimiz günlerde Suriye ve Irak’a askeri müdahale amaçlı meclisten geçirilen tezkereye ilişkin “Bir kez daha söylüyor ve uyarıyoruz” denilerek şu maddeler sıralandı:
● Tezkere savaş demektir. Savaş ise ölüm, acı, gözyaşı ve yıkım demektir!
● Savaş, baskı, şiddet ve sömürünün katmerlenerek artması demektir!
● Savaş, emekçilerin ekmeğinin küçülürken zenginlerin kasalarının dolması demektir!
● Savaş, emeğin haklarının tamamen ortadan kaldırılması demektir!
● Savaş, demokrasi ve özgürlüklerin bitirilmesi demektir!
● Savaş, insan haklarının, hukuk ve adaletin hiçe sayılmasıdır!
● Savaş, çevrenin, doğanın tahrip edilmesi demektir!
● Savaş, savaş kararı alanların çocuklarının değil, emekçi halk çocuklarının gönderildiği bir cehennem demektir!
● Savaş, OHAL’in, KHK’lerin, ihraçların, açığa almaların, sürgünlerin ve baskıların sürmesi demektir.
● Savaş sürdükçe gerçek gündemlerimiz konuşulamayacak!
● Savaş sürdükçe kan ve gözyaşı akmaya devam edecek!
● Savaş sürdükçe onlar kasalarını dolduracak, emekçiler yoksulluğa mahkum olacak!
İçeride ve dışarıda ölüm, kan ve gözyaşı dışında bir sonuç üretmeyen savaş/şiddet odaklı politikaları terkedilmeli, barışçıl ve demokratik yollarla çözüm için gerekli adımlar derhal atılmalıdır.
“OHAL UYGULAMALARINDAN KADINLAR DA ZARAR GÖRÜYOR”
AKP hükümeti tarafından, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören yasa tasarısı meclisin açılmasını bekliyor. Tasarıda var olan iki nokta kadın ve çocuklar için oldukça vahim sonuçlar doğurma tehlikesi barındırıyor, ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şöyle devam edildi.
“Nikah Memurları ve Belediyelerin resmi nikah kıyma noktasında herhangi bir yetersizlikleri söz konusu değilken ”Müftülüklere ve gerekirse Müftülerin görevlendireceği imamlara” resmi nikah kıyma yetkisi verecek olan yasa tasarısında amaçlananın Hükümet yetkililerinin söylediği gibi ”kadınları ve kız çocuklarını korumak” yada ”laikliğin gereği” olmadığı çok açıktır.
AKP, çok eşliliğinin önünü açmak, kadınları boşanma ve miras hukukunun dışına itmek, kız çocuklarının tecavüz sonrası hamileliklerinde istismarcıların korunmasını ve cezasız kalmasını sağlamak, doğumlarda anne ve bebek sağlığını riske atmak gibi kadın bedenini ve iradesini denetlemek istemektedir. Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların bildirimi nüfus memurlarına sözlü olarak yapılabilecek olması, kız çocuklarının istismardan kaynaklanan hamileliklerinin ve yaptıkları doğumların bildirilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmış olacak, böylece yaşanan istismarların kayıt altına alınması zorlaşacak ve kız çocuğunu hamile bırakan istismarcının tespiti ile bu kişilerin yargılanmasının önü kapatılmış olacaktır. Sözlü beyan, kız çocuklarının doğum yapmalarının takibini de ortadan kaldıracaktır.”
“TASARI KADIN DÜŞMANLIĞININ AÇIK İFADESİDİR”
Açıklamada “Tasarı, kadınların temel hak ve özgürlüklerine yönelik bir saldırı olduğu kadar çocuk istismarını da teşvik etmektedir. Bu yasa tasarısı öncelikle Medeni Kanun ile düzenlenmiş alanların, dini bakış açısı ile yeniden şekillendirilmeye çalışılmasına, kadınlar ile çocukların kanun tarafından korunan haklarının gasp edilmesine ve çocuk hakları sözleşmesine açık bir saldırı niteliğindedir.
KESK Ankara şubeleri olarak emekçileri fetvalarla kadınların ve çocukların hedef gösterildiği dolayısıyla da cinsel istismarın ve kadına yönelik şiddetin sürekli kılındığı bir süreçte, AKP hükümetinin kadınlara düşman politika üretme ve yasa yapma süreçlerinin devamı olarak gündeme getirdiği bu tasarının yasalaşmasına karşı, yaşam tarzımız ve inancımız ne olursa olsun tüm kadınları kadın düşmanlığına karşı birleşmeye çağırıyoruz. Daha önce kürtaj, istismar ve boşanma yasa tasarılarında olduğu gibi bu tasarının da yasalaşmasına izin vermeyeceğiz.” değerlendirilmesinde bulunuldu.
“OHAL’DE HUKUK KALMADI!”
AKP, bir yandan bazı meslek odalarının seçimlerini iptal ederek geriye kalan bir kaç odanın yönetimini de kendisine bağlı hale getirmeye çalışırken, bir yandan da muhalif duruşu nedeniyle hedef haline getirdiği TMMOB’a yönelik her gün yeni bir baskı yoluna başvurmaktadır, ifadelerinin kullanıldığı açıklamada “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın TMMOB’a bağlı Kimya Mühendisleri Odası’na karşı açtığı davada Mahkeme’nin “Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun görevlerine son verilmesi” kararı siyasal bir karar olup çalışma yaşamındaki saldırıların bir parçasıdır. Bu karar belediyelere kayyum atanması uygulamasının emek ve meslek örgütlerine uyarlanmış halidir. Siyasal iktidar ihraç, açığa alma, gözaltı, tutuklama gibi muhalif emek ve meslek örgütlerini baskı altına alma, susturma, özerk yapısını ortadan kaldırma yöntemlerine mahkeme kararıyla yönetimi görevden almayı da eklemiştir.”denildi.
Konfederasyonumuz TMMOB ile omuz omuza dayanışma içinde olacaktır ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi.
“AKP hukuku bir kez daha 12 Eylül darbecilerinin hukuku ile aynı noktada birleşmiştir. Kurulduğu günden bugüne kadar baskılara maruz kalan TMMOB ve bağlı odaları şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da boyun eğmemiştir, eğmeyecektir.
Mahkemenin bu antidemokratik kararını kınıyoruz. Konfederasyonumuz, emek ve demokrasi mücadelesinde TMOB ile omuz omuza birlikte ve ortak hareket edecek, dayanışma içinde olacaktır.”
“OHAL/SAVAŞ DÜZENİ ANCAK ZAMLARLA SÜRDÜRÜLEBİLMEKTEDİR”
KESK Ankara Şubeler Platformu’nun açıklaması şöyle devam etti:
“Kamu emekçisine buçukluk zamları reva gren siyasal iktidar, geniş çaplı zamlarla OHAL düzenini sürdürebilir hale gelmiştir. Son zamlarla işçiler, emekçiler açlığa mahkûm edilmiştir. Son bir aydır kamuoyunda Kuzey Irak referandumu bahane edilerek savaş tamtamları çalınıyor. Aslında, içeride yaptıkları ve yapmayı planladıkları şeylerin üstü de örtülmeye çalışılıyor. MTV’ deki %40 oranında artış ve diğer vergi kanunlarındaki değişiklikler, Nüfus hizmetleri kanunu ile müftülere nikah yetkisi, müfredattaki dayatmalar gibi yanı artık deniz bitti. Ülkenin önemli ekonomik getirisi olan değerlerini özelleştirmelerle sattılar, bitirdiler. Birçok işçiyi ve emekçiyi işsiz bıraktılar. Yetmedi, derelerini, ormanlarını, ovalarını, ormanlarını, tarım arazilerini talan ettiler. Şimdi vergi artışları ile bu halkın ve emekçilerin iliğini daha fazla sömürecekler. Her türlü melaneti KHK’ larla halka dayatıyorlar. İktidarlarını sürdürmek için savaş bahanesi ile yeni kaynak yaratmaya çalışıyorlar. Ama biz daha fazla emekçilerin sırtında boza pişirmenize izin vermeyeceğiz. Tüm toplum için DEMOKRASİ ve ADALET ekmek-su gibi bir ihtiyaç haline gelmiştir.”
“EĞİTİM OHAL’DE BİTME NOKTASINA GELMİŞTİR”
Eğitimin OHAL sistemiyle bitme noktasına geldiğine değinilen açıklamada “Eğitim sistemimizin sınav odaklı olması çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşamlarını doğrudan etkilemektedir. Ancak sorunu içinden çıkılmaz hale getiren ve gencecik yaşamların üzerinde yıkıcı etkileri olan asıl sorun, eğitim politikalarındaki “Ben yaptım oldu.” tavrıdır.
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı’nın “doğru bulmadığını” belirtmesi üzerine kaldırılan TEOG’un ardından, bugün de üniversitelere giriş sınavı olan YGS ve LYS’nin kaldırılacağı duyurusu geldi.
Gerek Cumhurbaşkanı gerekse YÖK Başkanı yaptıkları açıklamalarda bu değişikliğin hangi ihtiyaç kapsamında yapıldığını, hangi soruna çözüm üreteceğini açıklamadı. Sadece bu sistemin değişeceği ilan edildi.
Hatırlanacağı üzere 2010 yılında AKP tarafından ÖSS kaldırılmış, öğrencilerin hayatlarını tek sınava bağlanması yine AKP hükümeti tarafından eleştirilmişti. Özellikle gençlerimizin ÖSS baskısı nedeniyle giderek artan biçimde intihara teşebbüs etmeleri kaygı verici noktalara ulaşmıştı. O dönem getirilen ve bugüne kadar yürütülen YGS ve LYS, yine AKP hükümeti tarafından çeşitli övgülerle kamuoyuna duyurulmuş, sınav sayısının arttırılmasının ve farklı dönemlerde yapılmasının gençlerin üzerindeki baskıyı azaltacağı ilan edilmişti.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Yeni sınav sistemine ilişkin çelişkilere değinilen açıklamada “Bugün ise o dönem ÖSS’ye getirilen eleştirilerin ve YGS ile LYS’ye dizilen övgülerin sahipleri tarafından sınav sisteminde bir değişikliğe daha gidileceği duyuruldu. Üstelik sınavın yine tek haftada gerçekleştirileceği ilan edilerek ” denilerek cevap aranması gereken şu sorular soruldu.
● Sınav sisteminin değiştirilmesi hangi sorunlara çözüm üretecektir?
● Sınavın yine bir haftada gerçekleştirilecek olması gençlerimiz üzerindeki baskıyı arttırmayacak mıdır?
● Gelen eleştiri ve önerilere kulak asmadan sadece kendi doğrularınızla hareket ederek değiştirdiğiniz sistemin bir benzerini geri getirmeniz sonrasında, 6 yıldır bu sınavlarla cebelleşmiş, kopya skandallarıyla hakları ve emeği gasp edilmiş gençlere bir özür dilemeyi düşünüyor musunuz?
● Getirdiğiniz sistem de eğitim politikalarından anlamayan ama tek adam olduğu için her sözü ferman olarak kabul edilen kişi tarafından beğenilmezse ne yapacaksınız?
Özellikle belirtmek isteriz ki çocukların ve gençlerin yaşamları, gelecekleri ve en önemlisi emekleri, hükümetin oy kaygısından daha az ciddi alınacak bir şey değildir. Bir tarafta eğitimde çağ atladığımızı söyleyen Milli Eğitim Bakanı, diğer tarafta eğitim sisteminden istediklerini elde edemediklerini ifade eden bir Cumhurbaşkanı karşımızda durmaktadır. Ancak asıl gerçek, “Ben yaptım oldu.” denilerek eğitimin her kademesinin yap-boz tahtasına çevrilmesi ve çocuklarımızın adeta kobay haline getirilmesidir.
Bu kapsamda tüm velilere bir çağrımız olacaktır! Sadece kendi bildiğini yapan ve dersine iyi çalışmayan çocuklarımız değil hükümettir! Bu nedenle hep birlikte çocuklarımızı değil hükümeti uyarmak zorunda ve artık yeter demeliyiz!
“KANDIRILDIK DEMEK SİZİ KURTARAMAYACAKTIR”
Açıklama son olarak şu ifadelerle son buldu:
“KESK olarak kendini anayasanın, yasaların üzerinde gören kamu kurum yöneticilerini uyarıyoruz. Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış olan sendikal faaliyetlerimizi engellemek suçtur ve bu suçu işleyenler er ya da geç yargı karşısında bunun hesabını vereceklerdir. “Kandırıldık” demeleri de kendilerini kurtaramayacaktır.
Açıklamamızı bitirirken, OHAL yaşamın her alanını içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Toplumun tüm kesimleri için tek çözüm acil olarak demokrasi talebi etrafından birleşmek ve mücadele etmek. KESK Ankara Şubeler platformu olarak emek, hukuk, adalet, demokrasi mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha duyuruyoruz. OHAL kaldırılsın KHK’ler iptal edilsin, ihraçlar işlerine dönsün!”
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu 2017 Ocak ayından bu güne her hafta olduğu gibi bu hafta da başta OHAL olmak üzere KHK ve tüm anti demokratik yasalara karşı, Kızılay Sakarya caddesinde bir araya gelerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması metni KESK Ankara Şubeler Platformu adına (Bes) Büro emekçiler sendikası Ankara 1. Nolu Şube Başkanı İsmet Meydan tarafından okundu.
Açıklamada 15 Temmuz Darbe girişimini “Allah’ın bir lütufu” olarak gören iktidar tarafından yürürlüğe konulan OHAL ve çıkarılan KHK’ler ile 110.000 kamu emekçisine herhangi bir soruşturma yapılmadan işlerine son verildiği için OHAL rejiminin tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması yönünde burada basın açıklaması ve oturma eylemleri yapıyoruz denildi.
KESK Ankara Şubeler Platformu tarafından yapılan açıklama metninde şunlar belirtildi:
Darbe girişimi ile ya da herhangi bir terör faaliyeti ile ilişkisi olamayacak, hatta yaşamı boyunca darbelere, darbeciliğe, FETÖ/PDY örgütüne, cemaatlere ve cemaatçiliğe karşı mücadele etmiş 4 bin KESK üyesi ve yöneticileri de bu 110 bin kamu emekçisi içindedir. Hiçbir soruşturma yapmadan, delillerini ortaya koymadan 110 bin kamu emekçisini aileleri ile birlikte işinden ve ekmeğinden ettiniz. Onlarcasının intiharına neden oldunuz. Üstelik bütün bunlardan geri adım atılacağına, yaratılan mağduriyetlerin giderileceğine dair tutum alınmak yerine bizzat adalet bakanı bir itirafta bulundu. Adalet Bakanı “işten atılanların hepsi suçlu olduğu için değil, biz onlarla çalışmak istemediğimiz için idari tasarrufla işten atıldılar” dedi. Bir Adalet Bakanının bunu söylemesi bu ülkede yaşayan herkes için acı ve utanç verici bir durumdur.
“AMAÇ SENDİKAL HAKLARIN TASFİYESİDİR”
Ama biz biliyoruz ki; bu bir sınıfsal tercihtir. Amacınız sendikal hakların tasfiyesi ile sermayenin isteklerini OHAL rejimi ile sorunsuz bir şekilde yerine getirmektir. İktidarınız boyunca yasakladığınız onlarca işçi grevi var. Sadece 15 Temmuz’dan itibaren birçok sektörde 5 grevin yasaklandığını biliyoruz. AK Parti Genel Başkanı, bazı patronların göstermelik OHAL rahatsızlıklarından dolayı patronların önünde “OHAL’ i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” demedi mi?
Sadece grev yasaklarıyla değil, istihdam artsın bahanesiyle işverenlere teşviklerle, sigorta primi ve vergi indirimleriyle, ödeme kolaylıkları ile bedava arsa tahsisleriyle patronları ihya etmediniz mi? Çoğunluğunu işçi ve emekçilerden topladığınız vergilerle oluşan ülkenin bütçesini bu patronlara boca etmediniz mi?
“HANGİ SORUNA ÇÖZÜM ÜRETEBİLDİNİZ?”
Evet, arkadaşlar sermayenin sorunlarını anında çözmekte hızlı davranan ve bütün olanaklarını kullanan iktidara, şimdi kamuoyu önünde biz emekçiler açısından hayati önem taşıyan sorularımızı sormak istiyoruz.
Peki, bu ülkenin işçisi ve kamu emekçisinin, hangi sorununu çözdünüz iktidarınız boyunca? Cumhuriyet tarihinin en büyük iş cinayetleri sizin döneminizde olmadı mı? Madenlerde, tersanelerde, tekstil atölyelerinde ki iş cinayetlerini mi engellediniz? Kamyon ve traktör kasalarında tarlaya giden mevsimlik işçilerin ölümlerine mi engel oldunuz? İş cinayetlerine sebep olan hangi açgözlü patronun ihalelere girmesine engel oldunuz? Ya da cezalandırılmasını sağladığınız? İşçilerin en önemli hak arama yolu olan iş mahkemelerine başvuru yolunu daraltmak için zorunlu arabuluculuk sistemini dayatan siz değil misiniz? Seçim kazanmak için kullandığınız taşeron çalışanlara kadro mu verdiniz? Asgari ücreti mi yükselttiniz?
Hangi toplu sözleşmede kamu çalışanlarının insanca yaşayacağı ücret almasını sağladınız? Kamu emekçilerinin iş güvencesini fiilen ortadan kaldırmadınız mı? Aileleri ile birlikte cezalandırdığınız emekçilerin hak aramalarına engel olan siz değil misiniz? 657 sayılı Kanun değişikliğini yaparak 3 milyon kamu emekçisini iş güvencesinden yoksun bırakmaya çalışmıyor musunuz? Yıllardır kanatlarınızın altına alarak büyüttüğünüz Memur-Sen’i kullanarak emekçilere yoksulluk ve sefaleti dayatan siz değil misiniz?
“YANDAŞ SENDİKALAR SUÇ ORTAĞINIZ”
Yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını bizzat yaşayanlar olarak bizler çok açık ve net olarak biliyoruz. KESK Ankara Şubeler Platformu olarak duyarlılık yaratmaya çalışıyoruz. Kamuoyunu ve emekçileri doğru bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle; devam etmekte olan 4. Dönem TİS görüşmelerinde 21 Ağustos 2017 pazartesi günü yapılacak toplantıdan başta Memur-Sen olmak üzere her iki konfederasyonunda tutumlarının emekçiler lehine olmadığını görmekteyiz.
Kamu kurumlarında iktidar yanlısı idarecilerin baskı, tehdit ve kimi yerde asılsız vaatleriyle üye sayısı artırılan yandaş Konfederasyonun heyetinin, 14 Ağustos 2017 günü TİS toplantısında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın hükümetin teklifini açıklaması ile birlikte anında “bu teklife kapalıyız” dövizini hep beraber kameralar karşısında çıkarmalarının komik bir gösteri olduğunu ve bu yandaş Konfederasyonun tek eyleminin de bundan ibaret olacağını biliyoruz. OHAL KHK’ları ile ihraç edilen emekçiler içinde üye sayısı en fazla olan yandaş konfederasyon, kapılarını bu üyelerinin yüzlerine kapatmıştır.
“MEMUR-SEN, AKP’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜNÜ MÜ KUTLUYOR?”
Somut bir delile dayanmadan atılan üyeleri için sadece hükümetin iddialarını doğru kabul eden ve bunu TİS masasında gündem yapmayan bu Konfederasyonun bir kazanım elde etmesi beklenemez. Yıllardır süregelen ekonomik ve sosyal kayıplar, gerçek talepler üzerinden madde madde tartışılma kurulu yerine, AK Partinin 16. Kuruluş yılı temel alınarak yüzde 10 + 6 şeklinde masaya konulması hem komedidir hem de Hükümet ve yandaş Memur-Sen’in TİS masasını getirdikleri sefalet noktasıdır.
Sormadan edemiyoruz; Memur-Sen, AK Partinin kuruluş yıldönümünü mü kutluyor? Yoksa 3 milyon çalışan ve 2 milyon emeklinin hakkını mı almaya çalışıyor?
Üye sayısı itibariyle ikinci Konfederasyon Kamu-Sen ise; sorumluluğu Memur-Sen’e atarak “eylem yapmaktan imtina etmeyiz. Ancak, madem 1 milyon kişi bunlara güvenmiş, bu bir milyon kişinin gücünü görelim” diyor. Evet, arkadaşlar, bu olsa olsa kamu emekçilerini bölünmüşlüğünü, parçalanmışlığını sürdürme tutumudur.
Emekliler dâhil 5 milyon kamu emekçisi ile birlikte hükümet karşısında, diğer konfederasyonlara da çağrı yapmak, birlikte davranmak için görüşmeler yapmak yerine, topu zaten emekçiler açısından geçmişi sabıkalı olan Memur-Sen’e atmaktadır.
“GELİN HEP BİRLİKTE GASP EDİLEN HAKLARIMIZI ALALIM”
Biz buradan tüm sendikaların yerel platformlarına sesleniyoruz, buna grevleri yasaklanan işçi sendikaları da dâhil, gelin hep birlikte gasp edilen haklarımızı almak için grevler yapalım. İş yerlerindeki kamu emekçileri buna hazır. Birlikte davranılması halinde hükümetin geri adım atacağını biliyorlar ve bunu işyerlerine giden her sendikanın temsilcilerine söylüyorlar. En önemlisi de yandaş konfederasyona güvenmiyorlar.
“EĞİTİM CEMAAT VE VAKIFLARA HAVALE EDİLMİŞTİR”
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız sorunlar yanında, eğitimden sağlığa, yok edilen demokrasi ve özgürlüklerden, yargı bağımsızlığına, yasama ve yürütme faaliyetlerine, çevre ve yaşam alanlarına kadar tüm bu alanlarda başarı denilebilecek kırıntı dahi bulunmamaktadır. Eğitim tamamen cemaatler, tarikatlar ve vakıflara havale edilmiştir.
Ülkenin tarihi ve kültürel mirası dinamitlerle tahrip edilmekte, doğası ve çevresi yandaş şirketlere peşkeş çekilmektedir. Ormanları yakılmakta, müdahale etmek isteyen vatandaşlar engellenmektedir. Dış politikada ki başarısızlıkların üstünü, içeride baskı ve şiddetle yöneterek örtmeye çalışmaktadırlar. Bugünlerde, yıpranan ve çürümeye başlayan iktidarlarına dinamizm kazandırmak için yoğun bir çaba göstermektedirler. Sebep oldukları sorunları görmek yerine, bunu “metal yorgunluğunun” yeni bir silkinişle atılabileceği, AKP’nin yeniden eski enerjisine kavuşabileceği ileri sürülüyor. Eğer yıllardır birlikte yol yürüdükleri Fetullahçılardan, yolsuzluklara bulaşmışlardan, isteksiz ve yorgunlardan kurtulurlarsa önümüzdeki üç seçimden başarıyla çıkabileceklerini düşünüyorlar.
“DOYMUŞ KADROLARIN YERİNE AÇ OLANLARI İKAME EDECEKLER”
Yenilenmiş AKP’nin neler yapmak istediğini her gün yetkili ağızlardan dinliyoruz. Kendilerince başarılı güzel günlerinde ne yaptıklarını ve bugün ne yapmakta olduklarını da görüyoruz. İlk dönemleri hızlı hızlı özelleştirmeler, emperyalist tekellere ve yerli iş birlikçilerine çekilen peşkeşlerle, işçi ve emekçi hareketine saldırılarla geçmişti. Ustalık ve olgunluk dönemlerinde de bu işlere devam ettiler. Ama artık Rabia ile Cola’yı bir araya getirmeyi, ey Merkel, ey Almanya deyip Siemens’e ihale vermeyi, Amerika ile çatışıyor görünerek Atatürk Orman Çiftliğini peşkeş çekmeyi başardılar. Kadrolarını yenileyerek yapacakları da bundan farklı olmayacaktır. Sadece eski doymuş kadrolar yerine, yeni aç kadroları iş başına getirerek iktidarlarını sürdürmek olacaktır.
“DAHA FAZLA SUÇ DOSYANIZI KABARTMAYIN”
Ancak, sebep olduğunuz acıları, mağduriyetleri, el attığınız her alandaki tahribatları, yolsuzlukları, hak gasplarını görmeyerek, iktidarınızın çöküşe geçmesini metal yorgunluğuna bağlamanız kendinizi kandırmaktır. Bu saltanatınız uzun sürmeyecek ve halklarına acılar yaşatan her iktidar gibi sizde tarihin çöplüğüne gömüleceksiniz.
Ama bu ülkenin ezilen emekçi halkının da hafızası var ve işlediğiniz suçların hesabını vereceksiniz. Bu nedenle; OHAL/KHK rejiminize güvenerek daha fazla suç dosyalarınızı kabartmayın. Derhal OHAL’i kaldırın ve KHK’ları tüm sonuçları ile birlikte iptal edin. Haksız ve hukuksuzca ihraç ettiğiniz kamu emekçilerini hemen görevlerine iade edin. Diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu’nun OHAL ve KHK’ler ile işlerinden ihraç edilen emekçiler için yaptıkları basın açıklamasında 4. dönem Toplu İş Sözleşmesine (TİS) dikkat çekildi.
Haberin Videosu
KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle kamudan ihraçları protesto etti. Ankara/Kızılay’da bulunan Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen KESK üyeleri “OHAL kaldırılsın KHK’ler iptal edilsin” talebinde bulundu.
Ankara Şubeler Platformu adına basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Nusret Sulkalar, TİS’in AKP ile Memur-Sen arasında satış sözleşmesine dönüştüğüne dikkat çekti. Sulkalar, KESK’in taleplerini şöyle sıraladı:
-Herkes için iş güvencesi ve insanca yaşanacak ücret istiyoruz.
-OHAL kaldırılmalı, KHK’ler geri çekilmelidir. İhraç edilen ve açığa alınan tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilerek hak kayıpları karşılanmalıdır.
-İş güvencemizi ortadan kaldıracak sözleşmeli çalışma, performansa göre ücretlendirme vb. çalışmalara son verilmelidir.
-Emekçileri hukuksuzca işten çıkaran, iş barışını bozan, yerellerde imzalanmış TİS’leri bile tek taraflı fesheden, seçilmişlerin yerine atanmış kayyumlar geri çekilmelidir.
-Gerici, mezhepçi eğitime karşı bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı sağlanmalıdır.
-En az ücret alan kamu emekçisinin maaşı Temmuz 2017 itibarıyla kira, yakıt, ulaşım, çocuk ve aile yardımı hariç 3 bin 450 TL’ye yükseltilmelidir.
-Kamu ve özel sektör dahil tüm çalışanların ücretlerinin asgari ücret tutarındaki kısmı vergiden muaf tutulmalı, üzerindeki miktar için vergi kesintisinin en alt sınırına sabitlenmelidir.
-Özelleştirmeler durdurulmalı, sözleşmeli, taşeron, esnek, kuralsız çalışma yasaklanmalı, 4/C’liler kadroya alınmalı, herkese güvenceli iş ve gelecek sağlanmalıdır.
-Talan fonu olan Varlık Fonu Lağvedilmelidir
-Yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası yapılmalı, ayrımsız tüm çalışanlara uygulanmalıdır. Meslek hastalıkları tanımlanmalıdır.
-Kadın kamu emekçilerine,uygulanan ayrımcılık, mobbing ve şiddete son verilmeli, istihdam,terfi ve unvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır.
-En az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde ücretsiz nitelikle anadilinde hizmet verecek kreş ve bakım evleri açılmalıdır.
-Kamu hizmetleri herkese parasız, eşit, nitelikli, ulaşabilir ve anadilinde olmalıdır. Kamu hizmetleri işletmecilik esaslarına göre değil, toplumsal fayda gözeterek sağlanmalıdır.