Etiket: kezban konukçu

  • DEM Partili vekillerden 25 Kasım çağrısı: Erkek-devlet şiddetine karşı sokakları dolduralım- VİDEO

    DEM Partili vekillerden 25 Kasım çağrısı: Erkek-devlet şiddetine karşı sokakları dolduralım- VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu, tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırdı. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. 25 Kasım yaklaşıyor ancak her gün en az bir kadın ya katlediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Kadınlar bu şiddet ortamını yok etmek ve katliamların önüne geçmek için her alanda etkin bir mücadele veriyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine ve cezasızlık politikasına karşı mücadele etmek ve yaşam hakkını savunmak için alanlara, sokaklara çağırdı.

    “MÜCADELEMİZ YAŞAM HAKKI MÜCADELESİNE KADAR GERİLEDİ”

    Milletvekili Kezban Konukçu, kadın mücadelesinin yaşam hakkı mücadelesine kadar gerilemiş olmasının çok dikkat çekici boyutlarda olduğunu söyleyerek “Çocukların, sokak hayvanlarının, kadınların toplumdaki en altta kalan kesimlerin yaşam hakkı için bile çok ciddi şekilde mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

    Konukçu, AKP-MHP iktidarının bir yalan, talan ve soygun düzeni oluşturduğunu, kendi iktidarını kalıcılaştırmak, faşizmi kurumsallaştırmak için toplumun bütün örgütlülüklerini dağıtmaya dönük çok ciddi bir yaptırım içerisinde yer aldığını, aynı zamanda kadın mücadelesinin kazanımlarını da ortadan kaldırmak istediklerini dile getirdi.

    Konukçu, “Çünkü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağ rejimler, iktidarlarını kalıcılaştırmak için toplumun en geri noktalarına hitap ediyorlar. Makbul kadın yaratma üzerinden tek bir devlet anlayışı, aile anlayışı, makbul kadın anlayışı, tek bir millet anlayışı üzerinden sağ popülist politikalarla kendi tabanını bir taraftan konsülde etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan da özgürlükleri için mücadele eden toplumsal kesimleri baskılamaya çalışıyorlar. Tüm dünyada kadın mücadelesinin yükseldiği bu dönemde makbul kadın anlayışı içerisine sığmayan kadınlar, her alanda mücadelesini yükseltiyorlar” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ZAMAN SOKAĞI TERK ETMEYEN BİR KADIN MÜCADELESİ VAR”

    Konukçu, Türkiye’de hiçbir zaman sokağı terk etmeyen bir kadın mücadelesinin var olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Çok ciddi faşizm koşulları gelişmiş olmasına rağmen ülkemizde kadınlar yıllardır hakları için kazanımları için sokakları terk etmiyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmaması için mücadele büyütüldü. Şu an tehdit altında olan 6284 sayılı maddenin ortadan kaldırılması için yapılan baskılara karşı mücadele sürüyor. Çok daha örgütlü bir şekilde bu mücadeleyi sürdürmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu iktidarın kendini kalıcılaştırmak için baskılarını artıracağını biliyoruz. Yine kadınların kazanımlarına dönük saldırılar, LGBTİ+’ların kazanımlarına dönük saldırılar çok açık bir şekilde ortaya konuyor. Bu konuda iktidar geri adım atmayacağını defalarca ifade etti. Bizlerde kadına yönelik şiddet başta olmak üzere kadın kazanımlarının mutlaka kalıcılaşması için mücadelemizi her alanda örgütlü bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor.

    25 KASIM’DA SESİMİZİ EN YÜKSEK ŞEKİLDE ALANLARDA DİLE GETİRELİM

    Bizler de 25 Kasım’a giderken hem kadına yönelik şiddete karşı sesimizi en yüksek şekilde alanlarda, sokaklarda dile getirmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bir taraftan da örgütlü mücadelemizi nasıl yaygınlaştırabileceğimizi, kalıcılaştırabileceğimizi tartışacağımız daha güçlü zeminler açığa çıkarmamız gerekiyor. Ben 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı ve bu şiddetin cezasızlık politikasıyla ödüllendirilmesine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırıyorum.”

    SON 10 AYDAKİ KADIN CİNAYETLERİ!

    Milletvekili Çiçek Otlu da, AKP’nin erkek egemen iktidarının son 10 ayındaki kadın cinayetlerine dikkat çekerek, “Son 10 aya baktığımızda 303 kadının en yakınları tarafından katledildiğini görüyoruz. Ve 293 kadının da şüpheli şekilde öldüğü görünüyor. Yani aslında 10 ayda 600’den fazla kadın katledilmiş durumda. Daha 1 yıl dolmadan erkek egemen rejim kendi dayattığı hayatı yaşamayan kadınların ölüm fermanını yazdırıyor erkekler tarafından. Kadınların birçoğuna ‘benim belirlediğim politikalar içerisinde yaşayacaksınız’ deniliyor. ‘Benim belirlediğim politikalar dışına çıktığınızda size sokakta, evde, işyerinde yaşam hakkı yok’ diyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “BİRÇOK KADIN GÜVENDE HİSSETMİYOR”

    Otlu, kadınların özellikle son dönemlerde yaşanan kadın katliamlarından sonra tedirgin ve güvende olmadığını düşündüklerini belirterek, “Sokakta yürürken sürekli arkasına bakarak yürümenin tedirginliği, eve gittiğinde erkek şiddeti gördüğünde başvurabileceği bir kurumun olmamasının getirdiği tedirginlik. Ya da boşanmak istediğinde sadece kendi canını kaybetmeyeceğini biliyor. En yakınlarının canı alınarak büyük bir vicdan azabı ve büyük bir travma yaşatılıyor. Son dönemde birçok kadın eşinden boşanmak istediği için gözlerinin önünde çocukları katledildi. Ve bu büyük acıyla bütün ömür boyu yaşamaya mahkum edildiler. Yani AKP iktidarının kurmak istediği aile böyle bir ailedir. Kadınlara evi mezar yapan dışarıda da yaşam hakkı tanımayan bir hayat sunmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    KADIN KATLİAMLARINA KARŞI İSYANI BÜYÜTME ÇAĞRISI

    Otlu devamında şunları söyledi:

    “Birçok kadın arkadaşımızın katledildikten sonra verilen haber şekillerine baktığımızda inanılmaz bir şekilde magazin tarzı var. Pınar Gültekin’in hayatı didik didik edildi. Ankara’da plazada katledilerek ölen aslında kendisi düştü ve intihar etti denilerek şüpheli ölümlere en tipik örnek olan Şule Çet’in, ‘gece orada ne işi vardı’ denildi. Şort giymeseydi, mini etek giymeseydi denilerek bütün katliamlara şu anda onay veriliyor. O nedenle de biz emeğimize, bedenimize, kimliğimize karışılmasını istemiyoruz. Kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl giyineceğimize, nasıl hareket edeceğimize, nerede çalışacağımıza karışılmasını istemiyoruz. O nedenle de son dönemde özellikle vahşice yaşanan kadın katliamlarına karşı mücadele etmeye, isyanımızı büyütmeye çağırıyoruz. İstanbul’daki gibi İkbal’in, Ayşenur’un ölmemesini istiyoruz. Amed’te çocuk cinayetine kurban giden vahşice katledilen Narin gibi çocukların katledilmemesini istiyoruz. Van’da Rojin’in cansız bedeni 19 gün sonra bulundu. AKP iktidarı istese bulabilirdi. Bir kadın arkadaşımızın daha ölümü şüpheli bir şekilde kapatılmak isteniyor.

    25 KASIM’DA SOKAKLAR BİZİMDİR

    Bütün erkek failler yargı tarafından aklanıyor. Erkek yargının bu cezasızlık politikasına da itiraz ediyoruz, isyan ediyoruz. Bu dönem bakımından en büyük şiddetlerden bir tanesi de Polonez işçilerinin direnişinde olan işçi kadınlar üzerinde yaşatıldı. Eşit işe eşit ücret isteyen, örgütlü bir çalışma koşulları isteyen kadınların çoğuna patronlar, izin vermeyeceğini söyledi. O yüzden bu 25 Kasım’da eşit ve özgür yaşamda ısrarcıyız, diyoruz. Kadına şiddete karşı harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün kadınları 25 Kasım’da sokaklar, geceler bizimdir diyerek meydanlarda olmaya çağırıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Milletvekili Konukçu: İktidar kamuda güvencesiz çalıştırma formülünü uyguluyor- VİDEO

    Milletvekili Konukçu: İktidar kamuda güvencesiz çalıştırma formülünü uyguluyor- VİDEO

    PİRHA – Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi hakkında meclis kürsüsünde konuşma yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, “Biz bu kanun teklifinde kamuda güvencesiz çalıştırma meselesinin çok açık bir şekilde uygulama formülünü görüyoruz” dedi. AKP’nin yeni müfredatını da eleştiren Konukçu, “Din eğitimine 572 sayfa ayrılırken felsefeye sadece 67 sayfa ayrıldığını görüyoruz. Bu müfredat da kesinlikle pedagojik olmayan çok ideolojik olan bir müfredat olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu,“Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi” hakkında mecliste konuşma yaptı.

    “İKTİDAR, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ YARATARAK TOPLUMU YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Konukçu, eğitim politikalarında hızla özelleştirmelerin gündeme geldiğini ve gün geçtikçe eğitimde özel okulların sayısının arttığını, piyasacı anlayışla eğitimin yeniden şekillendirildiğini ve toplumu yeniden şekillendirme adına iktidarın kendi istediği yaklaşımlarını gördüklerini dile getirdi.

    Konukçu, “Burada karşımıza çıkan en somut şey 2012 yılında uygulanmaya başlanan 4+4+4 olarak ifade edilen bir eğitim sistemiyle birlikte eğitimde tekçi anlayışın dini açıdan da kendini çok somut bir şekilde ortaya koydu. Örneğin, 12 yıllık temel eğitim sisteminin 9 yılında okutulan ve toplam 1086 sayfadan oluşan ders kitaplarında Alevilik ve Bektaşilik toplam 16 sayfa yer bulabilmiş. Buradan anladığımız üzere Milli Eğitim müfredatında çok açık bir şekilde tek din, tek milliyet üzerinden bir şekillendirme görüyoruz” dedi.

    “MESEM’LERDE ÇOCUKLAR ÖLÜYOR SAYIN VEKİLLER!”

    Milletvekili Konukçu konuşmasına şöyle devam etti:

    “Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifide toplumu yeniden şekillendirme anlayışının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeniden şekillendirme anlayışını biz yakın süreçte ÇEDES ve MESEM’lerle gördük. Bu projeyi uygulayabilmek için manevi danışman adı altında din görevlileri kadroya alınarak atanıyor, görevlendiriliyor. Çok istedikleri kindar, dindar, itaatkar bir nesil yetiştirme projesini hayata geçirebilmek için ÇEDES’leri hayata geçirdiler. Ardından hemen yanı sıra MESEM’ler uygulanmaya başlandı. Güzel güzel anlatılıyor MESEM’ler ancak MESEM’lerde çocuklar ölüyor sayın vekiller! 10-12 yaşındaki çocuklar, denetimsiz şekilde uygulanan bu MESEM’lerde hayatını kaybediyorlar.

    “TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ MÜFREDATI İDEOLOJİKTİR”

    Hemen arkasından Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli diye bir müfredat geldi. Bütün bunları uygulayabilmek için müfredatı değiştirmek gerekiyordu. Bu müfredata baktığımızda da din eğitimine 572 sayfa ayrılırken felsefeye sadece 67 sayfa ayrıldığını görüyoruz. Tarikatların okullarla ilişiğinin oluşturulabilmesi için çok açık yaklaşımların olduğunu görüyoruz. Bu müfredat da kesinlikle pedagojik olmayan çok ideolojik olan bir müfredat olarak karşımıza çıkıyor.

    KAMUDA GÜVENCESİZ ÇALIŞTIRMA VURGUSU

    Öğretmenleri de bu projeler kapsamında görevlendirebilmemiz, şekillendirebilmemiz, en başta da eleyebilmemiz gerekiyor diye düşünmüşler anladığımız kadarıyla. Çünkü ‘Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi’ diye bize sundukları bu teklif de ağırlıklı olarak karşımıza çıkan bir akademi görüyoruz. Akademiye geldiklerinde de iş bitmeyecek akademideyken çalıştıkları okullarda 14 bin lira ile çalışacaklar. Sadece sağlık sigortaları yapılacak. Ve 3 dönem ile 4 dönem arasında bir eğitime tabi tutulacaklar. Akademinin sonunda tekrar yazılı sınav, tekrar mülakat. Zaten mülakatın ne anlama geldiğini biz çok iyi biliyoruz. Mülakat demek benim ideolojime uygun musun değil misin yaklaşımıdır. Biz bu kanun teklifinde kamuda güvencesiz çalıştırma meselesinin çok açık bir şekilde uygulama formülünü görüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Partili vekiller Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Kayyım defol’ pankartı astı

    DEM Partili vekiller Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Kayyım defol’ pankartı astı

    PİRHA- DEM Parti İstanbul milletvekilleri, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı Boğaziçi Köprüsü’ne “Kayyım defol” pankartı asarak, kayyım zihniyetine karşı demokratik kitle örgütlerine ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek ile İstanbul milletvekilleri Kezban Konukçu ve Celal Fırat, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını protesto etmek amacıyla Boğaziçi Köprüsü’ne “kayyım defol” yazılı pankartı astı.

    ÇİÇEK: KAYBEDEN DARBECİLER OLACAK

    Pankartın asılmasının hemen ardından milletvekilleri köprüde bir konuşma yaptı. İlk olarak konuşan HDK Eşsözcüsü Çiçek, “Gezi’den Kobanê’ye, İstanbul’dan Hakkari’ye kaybeden darbeciler olacak. Biz kazanacağız” dedi.

    KONUKÇU: KAYYIM ZİHNİYETİNE KARŞI BİR ARADA DURMALIYIZ 

    Ardından konuşan DEM Parti milletvekilli Kezban Konukçu, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine izin vermeyeceklerini belirterek, kamuoyuna şu çağrıda bulundu: “Çünkü Kürt halkının iradesinin gasp edilmesi demek tüm halkların iradesinin gasp edilmesi demektir. Bu yalan ve talan düzeni devam etsin diye sürekli ve sürekli Kürt halkının iradesini gasp ediyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Buradan bütün demokratik kitlelere çağrımzdır; bu kayyım zihniyetine karşı bir arada durmak zorundayız. İnsanları eşit kardeşçe yapabildiği bir ülkeyi hep birlikte kurabilmek için bir araya gelmek zorundayız.”

    FIRAT: ZAFER BİZİMDİR

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat ise, “ ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyeceksin ama halkın iradesine kayyım atayacaksın. Eğer egemenlik kayıtsız şartsız milletin ise kesinlikle halkın iradesine saygı göstermeliler. Zafer bizimdir” dedi.

    Milletvekilleri ardından alkış ve zılgıtlar eşliğinde, “Bijî berxwedana Colemêrg” sloganı attı.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • HEDEP Kadın Meclisi İHD İstanbul Şubesi’ni ziyaret etti-VİDEO

    HEDEP Kadın Meclisi İHD İstanbul Şubesi’ni ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA – HEDEP Kadın Meclisi, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette konuşan Tülay Hatimoğulları kayıplar hakkında konuşarak “Failler yargılanana kadar mücadelemiz sizlerle devam edecek” dedi.

    HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, HEDEP Van Milletvekili Pervin Buldan ve HEDEP İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi‘ni ziyaret etti. Ziyarette Cumartesi Annleri/insanları ile bir araya gelen HEDEP Kadın Meclisi, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”ne vurgu yaptı.

    “GERÇEKLERİN AÇIĞA ÇIKMASI İÇİN YÜRÜTTÜĞÜNÜZ MÜCADELE ÇOK ANLAMLI”

    Ziyarette konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler dün oldugu gibi bugünde hep birlikte dayanışma içerisindeyiz. Bu ülkede çok ciddi kayıplar yaşandı bu gerçeklerin açığa çıkması için yürüttüğünüz mücadele çok anlamlı. Galatasaray Meydanı sizleri engellemek için gözaltındaydı. Bunun sınırlanmasını da kabul etmiyoruz. Bizler sizlerle dayanışmamızı dün olduğu gibi bugün de sürdüreceğiz. Failler yargılanana kadar mücadelemiz sizlerle devam edecek” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 2 Eylül Kuruluş Festivali’ne polis müdahalesi: Çok sayıda kişi gözaltına alındı-VİDEO

    2 Eylül Kuruluş Festivali’ne polis müdahalesi: Çok sayıda kişi gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA – İstanbul 1 Mayıs Mahallesi’nde 2 Eylül Kuruluş Festivali kapsamında basın açıklaması yapmak isteyen kitleye polis, Partizan flamasını gerekçe göstererek müdahalede bulundu.

    1 Mayıs Mahallesi’nde 2 Eylül Kuruluş Festivali kapsamında basın açıklaması yapmak isteyen kitleye polis müdahalede bulundu.

    “21. Yılında yoksulluğu, yozlaşmaya, gasp edilen haklarımıza doğanın talanına karşı örgütlenelim” pankartı ile basın açıklaması yapmak isteyen yurttaşlara, Partizan flamasını gerekçe gösterilerek müdahale edildi. Çok sayıda yurttaş, gözaltına alındı.

    Yapılmak istenen açıklamaya Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Celal Fırat, Çiçek Otlu, Keziban Konukçu ve 27. Dönem HDP milletvekili Musa Piroğlu da katıldı.

    Gözaltı işlemine tepki gösteren yurttaşlar da polisin hedefinde oldu. Çevredeki birçok yurttaş, polis müdahalesini eleştirdikleri sebebiyle gözaltına alındı. Yeşil Sol Parti Milletvekili Çiçek Otlu ise “Faşizmi yeneceğiz, korkmuyoruz” diyerek gözaltı işlemine tepki gösterdi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Gazeteci Sezgin Kartal’ın tutuklanmasına adliye önünde tepki: Karar hukuksuz-VİDEO

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın tutuklanmasına adliye önünde tepki: Karar hukuksuz-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Sezgin Kartal’ın tutuklanmasının ardından Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapılarak, tutuklama kararı protesto edildi. HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, “Hukuksuz bir yargı bir kez daha boş bir dosya ile bir gazetecinin özgürlüğünü gasp etti. Sezgin Kartal tutuklandı. Yakası ilikli yargı görmek istemiyoruz. Yargıyı hukuka davet ediyoruz” dedi. 

    10 Ocak’ta gözaltına alınan Gazeteci Sezgin Kartal, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Kartal’ın, Metris Cezaevi’ne götürüldüğü, pazartesi günü de Silivri Cezaevi’ne nakledileceği öğrenildi.

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın “örgüt üyeliği” gerekçesiyle Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanmasının ardından Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapılırken, karar protesto edildi.

    “BU HUKUKSUZ KARARI KINIYORUZ”

    Açıklamada ilk olarak konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay şunları söyledi:

    “Tahmin ettiğimiz gibi aslında hukuksuz bir yargı bir kez daha boş bir dosya ile bir gazetecinin özgürlüğünü gasp etti. Sezgin Kartal tutuklandı. Özgür basın emekçilerine yapılan saldırının bir devamına burada tanıklık ettik. Bu kadar boş, içinde hiçbir şey olmayan dosyadan dolayı bir basın emekçisinin keyfi şekilde tutuklanması Türkiye’de hiçkimsenin adli güvenliğinin, adaletin olmadığını ve seçimlere gidilirken basına yönelik pervasızca saldırıların arttığını gösteriyor. Basını susturamayacaklar. Sezgin Kartal’ın özgürlüğüne kavuşması için mücadelemize devam edeceğiz. Bu hukuksuz kararı kınıyoruz. Yakası ilikli yargı görmek istemiyoruz. Yargıyı hukuka davet ediyoruz.”

    “GERÇEKLERİN PEŞİNDE OLACAĞIZ”

    Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eş Sözcüsü Kezban Konukçu ise “Daha dün Özgür Özel bir trol ordusunun devlet kaynaklarından nasıl beslendiğini açıkladı. Basının üzerindeki baskıları bunlarla birleştirdiğimizde içine girdiğimiz süreçte algı operasyonları ile karşı karşıya kalacağımızın farkındaydık. Ama bunun daha fazla bilincinde olmak gerekiyor. Sezgin Kartal’ı, gazetecileri tutuklayabilirsiniz ama hepimiz Sezgin Kartal olacağız. Gerçeklerin peşinde olacağız. Yaşanabilecek bir ülkeyi kurmak için mücadelemizden bir milim geri adım atmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Tutuklanan Sezgin Kartal Metris Cezaevi’ne götürüleceği, pazartesi günü ise Silivri Cezaevi’ne nakledileceği öğrenildi.

    PİRHA /İSTANBUL

  • ‘İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum’

    ‘İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum’

    PİRHA- OHAL KHK’leriyle açlığa mahkum edilen emekçiler, yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bir gece yarısı KHK’si ile ihraç edilen ve yaşadığı zorlu süreci anlatan Öğretmen Kezban Konukçu, “Bizler mağdur değiliz. Rejim değişikliğine girişmiş bir iktidarın yolunu açmak ve toplumun direngenliğini kırmak için uyguladığı yöntemin sonucu ilk bedel ödeyenlerdeniz” dedi.

    Türkiye, 15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçlarını yaşamaya devam ediyor.

    15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    OHAL KHK’leriyle sivil ölüme mahkum edilenler yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Bir gece yarısı KHK’si ile ihraç edilen ve yaşadığı zorlu süreci PİRHA’ya anlatan Öğretmen Kezban Konukçu, ihraç sürecinin tamamen hukuksuz olduğunu, kendisine yazılı bir tebligatta dahi bulunulmadığını söyledi. İktidarın rejim değişikliği için uyguladığı politikaların bir parçası olarak ihraç edildiklerini de kaydeden Konukçu, gördüğü dayanışmalar sayesinde direngenliğini koruduğunu belirtti.

    “KURUM MÜDÜRÜ SÖZLÜ OLARAK İHRAÇ EDİLDİĞİMİ SÖYLEDİ, YAZILI TEBLİGATTA BİLE BULUNMADILAR”

    686 No’lu KHK ile 7 Şubat 2017’de ihraç edilen Konukçu, ihraç edilmeden önce 20 yıllık öğretmen olduğunu aktararak şunları dile getirdi:

    “20 yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Hala ekonomik ve sosyal haklarımı alamadım. Şu anda bir sendikada gönüllü olarak eğitim uzmanlığı yapıyorum. İhraç edilmeden önce üyesi olduğum Eğitim Sen’in dayanışması ve aile desteği ile geçimimi sağlıyorum. Bildiğim kadarı ile hiçbir KHK’liye özel olarak gerekçe bildirilmedi. Bize tebligatta bulunulmadı. Açıkladıkları KHK’lerde uzun listelerde adımızı gördük ve ihraç edildiğimizi öğrendik. İlgili KHK açıklandıktan sonra ben çalıştığım kuruma gittim hiçbir şey olmamış gibi. Kurum müdürü beni çağırıp sözlü olarak bana ihraç edildiğimi söyledi. Yazılı tebligat istedim, sözlü bildirimin yetersiz olduğunu ve yasal olmadığını ifade ettim. Tebligatta bulunamadı tabi. Kendi yasalarını bile askıya alan bir devlet, çalışanlarını yasa dışı olarak görevden aldı. Bunun başka bir açıklaması yok.”

    “NEOLİBERAL POLİTİKALARLA KAMUSAL ALANIN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE KHK’LERLE HIZ VERİLDİ”

    Sosyalist bir emekçi olduğunu kaydeden Konukçu, bu nedenle ihraç edildiğini belirterek, “İşsiz kalmak her emekçinin başına gelebilecek bir durum. Hele aklınız ve duruşunuz bu düzenin sınırları içinde değilse. Kamu emekçileri açısından daha güvenceli olan çalışma koşulları KHK’lerle ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Bizler ihraç edildikten sonra hiçbir kamu çalışanı 657 Sayılı kanun kapsamında, yani kadrolu olarak işe alınmadı. KPSS sonrası atamalar 6 yıllık sözleşmelerle yapılıyor. Henüz 6 yılını doldurup kadroya geçen olmadı. Neoliberal politikalarla kamusal alanın özelleştirilmesi uygulamalarına KHK’ler sonrası hız verildi” şeklinde konuştu.

    “GEÇİM SIKINTISI SON SÜREÇTE DAHA HİSSEDİLİR OLDU”

    İhraç edildikten sonra ki süreçte ailesi, yoldaşları ve arkadaşlarıyla hep dayanışma içerisinde olduğunu vurgulayan Konukçu sözlerine şöyle devam etti:

    “Maddi ve manevi olarak kendimi hiç yalnız hissetmedim. Sendikam Eğitim-Sen hep dayanışma içinde oldu. İhraç edildikten sonra ücretli olarak kısa süreli çalışmalarım oldu. İlk zamanlarda olmadığı için ben başvurularımda reddedilmedim. İlk zamanlarda iş başvuruları geri çevrilen arkadaşlarımız oldu. Son iki yıldır geçim sıkıntısı çok daha yakıcı olarak hissediliyor. Ciddi bir dayanışma ağı içinde olmama ve tüketim taleplerim çok düşük olmasına rağmen geçim sıkıntısı son süreçte daha hissedilir oldu.”

    “İHRAÇ EDİLELİ 5 YILI GEÇTİ, HALA KOMİSYONDAN CEVAP BEKLİYORUM”

    İhraç edildikten sonra izlediği hukuki yolları da anlatan Konukçu, “İhraç edildikten sonra önce sendikamızın avukatları aracılığıyla mahkemeye başvurduk. Ancak reddedildik. OHAL Komisyonu kurulacak, oraya başvurun, dendi. Aylarca komisyonun kurulmasını bekledik. Komisyon kurulunca başvuru yaptım. İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum” dedi.

    “KHK’LER BU İKTİDARIN REJİM DEĞİŞİKLİĞİ YAPMA YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIMIYDI”

    Konukçu son olarak şunları aktardı:

    “KHK’ler bu iktidarın rejim değişikliği yapma yolunda önemli bir adımıydı. Bunun bilincinde olduğumuzda neyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlarız. Bizler mağdur değiliz. Rejim değişikliğine girişmiş bir iktidarın yolunu açmak ve toplumun direngenliğini kırmak için uyguladığı yöntemin sonucu ilk bedel ödeyenlerdeniz.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Çok acı çektim, olmayan suçun suçluluğunu hissettim’
    2-‘Suçluysak neden yargılanmadık, suçsuzsak neden ihraç edildik?
    3-‘Bir gün sabaha karşı evimizi bastılar, o zamana kadar geceleri uyuyamıyordum’
    4-‘KHK’ler hayatımı alt üst etti ama hayatın altını da üstünü de görmek gerekiyormuş’
    5-‘Sivil ölüme terk edildik; listeleri hazırlayan müdürlerin yargılanmasını istiyorum’
    7-‘OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla bizi yıllarca oyaladılar’
    8-‘Onlar gidecek biz kalacağız, Tarihe iz bırakanlar, geçmişi gelecekte yaşatanlar olacağız!’

  • Dilek Dayar dosyasında deliller toplanmadı: Sorumlular neden soruşturulmuyor-VİDEO

    Dilek Dayar dosyasında deliller toplanmadı: Sorumlular neden soruşturulmuyor-VİDEO

    PİRHA- PTT Sirkeci Postanesi restorasyonunda çalıştığı sırada yaşamını yitiren Dilek Dayar’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada deliller toplanmadı. Dayar’ın kuzeni Gülbahar Kavcu, “Kazanın asıl sebebi, iskelenin yasa ve yönetmeliklere uygun bir biçimde kurulmamış olmasıdır” dedi. 

    PTT Sirkeci Postanesi restorasyonunda çalışırken iş cinayetinde yaşamını yitiren Mimari Restoratör Dilek Dayar’ın ailesi ve arkadaşları, ölümüne dair yürütülen soruşturmaya dikkat çekmek amacıyla Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. “Dilek’i unutmayacağız! İş cinayetinin hesabını soracağız! İş cinayetlerini durduracağız!” pankartının açıldığı eylemde, sık sık “İş kazası değil bu bir cinayet” sloganları atıldı.

    Eyleme HDP Milletvekili Hüda Kaya, HDP Milletvekili Erkan Baş, Dev Turizm iş Sendikası, Dev-Yapı İş, DİSK Yönetim Kurulu adına Kamber Saygılı, İnşaat İş Sendikası, Genç İşçi Derneği, Sosyalist İçiler Partisi ve Neval Dernek Yöneticisi destek verdi.

    “SORUMLULAR NEDEN SORUŞTURULMUYOR”

    İlk sözü alan Dayar ailesinin Avukatı Sevgi Evren Köroğlu, “Soruşturmayı yürüten savcılık ve hakime şu soruyu sormak isterim. Asıl gerçekler ortada olmasına, iskeleyi kuranlar dosya kapsamında belli olmasına ve iskelenin yasal hükümlere aykırı bir şekilde kurulduğu ve denetlendiği ortada olmasına rağmen sorumlular neden soruşturulmuyor, tutuklanmıyor. Bu dava bu kadar zamana kadar halen neden açılmıyor? Bu nedenle hem İmran Karadeniz’in hem de diğer sorumluların aynı şekilde soruşturma kapsamına alınmasını talep ettik” dedi.

    “HAKLARINI ARAYANLAR CEZAEVİNDE”

    HDP Milletvekili Hüda Kaya, “Dilek’in ölümüne sebep olan patronlar bırakın tutuklanmayı ellerini kollarını sallayarak toplumda suç üretmeye devam ediyor. Yaşama koşullarına itiraz eden, ‘hamam böceklerinin içinde değil insanca yaşamak istiyoruz’ diyen, maaşlarını emeklerini isteyen, verdiği emeklerin karşılığını talep eden ve hakkını arayan inşaat işçilerimiz ise şu an cezaevinde veya işten çıkarılmış durumdalar. Bütün bu haksızlıklara karşı halkımızın, işçimizin, çalışanımızın ve emekçimizin yanında dayanışmaya devam edeceğiz. Ta ki insanca bir yaşam hep birlikte gerçekleştirinceye kadar” diye konuştu.

    “İŞÇİ CEHENNEMİNE DÖNEN BİR TABLO İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Kaya’dan sonra söz alan HDP Milletvekili Erkan Baş’da “Ülkemizde bir işçi cehennemine dönüşen tablo ile karşı karşıyayız. Pek çok kardeşimiz, arkadaşımız sadece ve sadece evine ekmek götürebilmek için eşinin, çocuğunun geleceği için zorunlu olarak çalışmak zorunda olduğu iş yerlerinde hayatını kaybediyorlar. Yaşayanlar içinde bir cehenneme dönen bu ülke her gün sadece ve sadece patronların kar hırsı için kaybettiğimiz işçilerin arkasında ağlamak zorunda kaldığımız bir ülkeye dönüşmüş durumdadır. Biz bu tabloyu kabul etmiyor ve etmeyeceğiz. Bu ülkede yaşayan tüm işçiler, emekçiler, alın terinden başka hiçbir şeyi olmayan herkes için kavga etmeye devam edeceğiz. Bu adaletsizliğe son vereceğiz” şeklinde konuştu.

    “YA ÇALIŞACAKSINIZ YA DA CEZAEVİ SİZİ BEKLİYOR”

    DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kamber Saygılı ise, “İtiraz ettiğimiz koşullarda ya kapı dışı edileceğiz ya da 3. Havalimanındaki işçi arkadaşlarımız gibi hakkını aradıkları, ölmek istemedikleri, bitle pireyle yaşamak istemedikleri ve sıcak su istiyoruz dedikleri için gözaltına alınarak cezaevlerine atılacağız. Bize gösterilen ‘ölümlerden ölüm beğenin’. Ya ölerek çalışacaksınız ya da itiraz ettiğinizde cezaevi sizi bekliyor diyorlar” ifadelerini kullandı.

    “CANIMIZI KORUMA MÜCADELESİ İÇİNDEYİZ”

    SODAP Eş Sözcüsü Kezban Konukçu ise, “Şu anda haklarımızı korumanın çok ötesinde canımızı koruma mücadelesi içindeyiz. Gerek kadınlar, gerek emekçiler, faşizmin kurumsallaşması ile birlikte her geçen gün canından oluyor canını korumak için farklı yollar aramaya çalışıyor. Bu yolları ortaklaştırmamız, bilinçli ve örgütlü bir noktaya taşımamız gerekiyor” diye konuştu.

    “HİÇBİR ÖNLEM ALMAMIŞLAR”

    Konuşmaların ardından basın açıklamasını Dilek Dayar’ın kuzeni Gülbahar Kavcu yaptı. Kavcu, soruşturma dosyası kapsamı ve bilirkişi raporlarının sonucunda gerekli iş sağlığı ve güvenlik tedbirlerin alınmadığını aktararak, “Raporda; şirketin bir ortağı Adnan Karadeniz asli kusurlu sayılmış ve diğer ortak İmran Karadeniz tali kusurlu sayılarak serbest bırakılmıştır. Adnan Karadeniz, asli kusurlu sayıldığı halde tutuklanmasına yönelik bir işlem yapılmamıştır. Arkadaşımızın hayatına mal olan ihmaller zinciri göstermiştir ki gerek şirket sahipleri gerekse ihale veren ana kurum olarak Karacan Grup ve PTT yönetimi bu kazanın yaşanmasını engellemek adına hiçbir önlem almamışlardır. Bu sebeple, İmran Karadeniz’in serbest bırakılması ve diğer sorumluların soruşturmaya dahil edilmemesi kabul edilemez” dedi.

     “KAZANIN ASIL SEBEBİ AÇIK”

    Dosyada etkin bir soruşturma yürütülmediğini belirten Kavcu, “İş güvenliğine ve iskelenin kurulumuna yönelik sorduğumuz onlarca sorunun cevabı dosyada yoktur. Deliller toplanmamıştır. Kazanın asıl sebebi ise açık ve net olarak göstermektedir ki, iskelenin yasa ve yönetmeliklere uygun bir biçimde kurulmamış olmasıdır” diye konuştu.

    Bugün Dayar’ın doğum günü olduğunu söyleyen Kavcu, “Yargının sermayenin her türlü işlem ve eylemini meşrulaştırmasına karşı haklarımızı savunmaya ve mücadeleye devam edeceğiz. Etkin bir soruşturmanın ilk adımı olarak yasada öngörülen cezaların artırılması için mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL