Etiket: khk’liler

  • KHK’lı Platformları Birliği, Meclis’te HEDEP ve CHP’li vekillerle görüştü-VİDEO

    KHK’lı Platformları Birliği, Meclis’te HEDEP ve CHP’li vekillerle görüştü-VİDEO

    PİRHA-KHK’lı Platformları Birliği, yedi yıldır yaşadıkları hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla Meclis’e gelerek milletvekilleriyle görüştü. Yapılan görüşmelerin ardından basın açıklaması yapan grup, “Kamuoyundan beklentimiz evrensel hukuk ilkelerine göre yeniden yargılama hakkına kavuşmak” diye belirtti.

    KHK’lı Platformları Birliği’nden yaklaşık 25 kişi, Ankara’da siyasilerle bir araya geldi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (HEDEP) Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Sırrı Süreyya Önder ile Meclis’te görüşen grubun sonraki adresi CHP oldu. Yaşadıkları hukuksuzlukları parlamenterler ile paylaşan KHK’liler, milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sarıgül ile de görüşmeler yaptı.

    KHK’lı Platformları Birliği, TBMM’de yaptıkları görüşmeler ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezinde basın toplantısı yaptı.
    İHD Genel Sekreteri Osman Balaban, KHK’lilerle olan birlikteliğin hep sürdüğünü belirterek “KHK meselesi toplumsal bir meseleye dönüştü. Çünkü 124 bin insandan bahsediliyor. Çoğunluğun yargılaması dahi yapılmadı. KHK’lı arkadaşlarımız, devletin yok saydığı, milyonları bulan bir kitle oldu. Sadece seçimler döneminde muhalefet tarafından hatırlansa da çok fazla şey yapılmıyor. Devlet, Kürt sorunu gibi Alevi sorununu nasıl görmezden geliyorsa KHK’lılara da aynı uygulamayı yapıyor” dedi.

    “ÜLKEMİZDE EVRENSEL HUKUK KURALLARI İŞLETİLMİYOR”

    KHK’liler adına açıklama yapan Münir Korkmaz, yedi yıldır birçok hukuksuzluğa maruz kaldıklarını belirterek şunları kaydetti:

    “20 Temmuz OHAL ilanı ile birlikte yayınlanmaya başlayan önceden hazırlandığı belli olan ekli listeler eliyle Resmî Gazetede isim isim 84 milyona ifşa edilenler bizleriz. Biz KHK’lıyız. Belki bilmiyor olabilirsiniz, bizler yaklaşık 152 bini kamu emekçisi, toplamda 500 bine yakın insanız. Biz yedi yıldır olmadık hukuksuzluklara maruz bırakılan 152 çeşit hak ihlaline uğramışlarız. Biz, bilmediği işlerde çalışmak zorunda bırakılan, mahpuslarda hastalanan, kanser olan, Meriç ya da Ege’de boğulanlarız. Biz, hayatına kendi ellerimizle son verdirilen KHK’lılarız.
    Adana’da İnsan Hakları Derneği’nin bir alt komisyonu olarak başlayan KHK’lıların onurlu, haklı ve meşru mücadelesi, yaklaşık beş yıldır hukuk içerisinde devam etmektedir. Bu mücadele, gönüllülük esasına dayalı ve birey hukuku kapsamında 72 ilde örgütlenen KHK’lılar tarafından yürütülmektedir. KHK sorununun çözümüne yönelik çaba gösteren bu bireyler, farklı aidiyetlere, dünya görüşlerine, inançlara ve etnik kimliklere sahip olmalarıyla birlikte, sadece demokrasi ve insan hakları perspektifiyle hareket etmektedir. Biz, Türkiye’nin değişik illerinden gelerek sesimizi duyurmak ve taleplerimizi siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve bireylere iletmek üzere Ankara’dayız.
    Unutulmasın, bizlere “Masumiyet karinesi, kanunsuz suç ve caza olmaz ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, kanun önünde eşitlik ilkesi gibi evrensel hukukun temel ilkeleri uygulanmadı. Hiçbir soruşturma geçirmeden sorgusuz sualsiz ihraç edildik. Bizlere açıkça, keyfi ve kasten düşman hukuku uygulandı. Bunun tespiti ise uluslararası mahkemelerce sağlandı. Bilindiği üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kararları oldu. Bu kapsamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden çıkan onlarca kararın yanı sıra son çıkan Yalçınkaya-Türkiye kararı da göstermiştir ki ülkemizde evrensel hukuk kuralları işletilmemiştir.

    “OHAL FİİLEN DEVAM ETMEKTE”

    Yargılamaların tarafsız, bağımsız, şeffaf ve adil şekilde yapılmadığı yönündeki karar, kanunilik ilkesinin ihlali çerçevesinde verildi. Dolayısıyla Anayasa’nın 90. Maddesi’nde de
    belirtildiği gibi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir.” AİHM’in verdiği karar bağlayıcıdır ve uygulanmak zorundadır.
    Uygulanmaması anayasayı ihlaldir. Tüm bu hukuksuzluk girdabından çıkmanın tek yolu olarak evrensel hukuk kurallarının işletilmesi gerektiğini, toplumsal uzlaşı için iletişim kanallarının açılması ve bunun ileri götürülmesini önemsiyoruz. Bu nedenle Cumhuriyetin 100. Yılının bir fırsat olduğu unutulmamalıdır. Özellikle devlet ile birey arasında gerçekleşmiş veya buna dair iddianın varlığı göz önünde bulundurulduğunda bir genel affın zaruri olduğu görülmelidir. Ancak bu genel af, siyasi tutsakların içinde olduğu ayrımsız bir af olursa amacına ulaşacaktır. Yine KHK’lı iki arkadaşımızın yaşamından kesitler sunan aslından her birimizin hayatından doneler taşıyan “Kanun Hükmü” belgeselinin 60 yıllık bir geçmişi olan Antalya Altın Portakal Fil Festivali’nden çıkarılması durumu bir sansürden çok daha öte, OHAL’in fiilen devam ettiğini göstermektedir. Bu anlamda belgesele yönelik her türlü nefret dilini, ötekileştirmeyi kınıyor, Festival komitesinin de aldığı karardan vazgeçmelerini istiyoruz.
    Son olarak, KHK’lı Platformları Birliği olarak kamuoyundan beklentimiz evrensel hukuk ilkelerine göre yeniden yargılama hakkına kavuşmak, hakkında herhangi bir yasal engel bulunmayanların derhal işlerine iade edilmesi, toplumsal uzlaşı ve barışın hâkim kılınması, siyasi tutsakların bir an önce özgürlüklerine kavuşmasıdır.”

     PİRHA/ANKARA

  • ‘Çok acı çektim, olmayan suçun suçluluğunu hissettim’–VİDEO

    ‘Çok acı çektim, olmayan suçun suçluluğunu hissettim’–VİDEO

    PİRHA- OHAL KHK’leriyle ihraç edilen emekçilerin yaşadıkları sorunlar hala devam ediyor. 2016 yılında Mamak Belediyesi’ndeki görevinden ihraç edilen Songül Kantar da mağduriyet yaşayanlardan biri. Kantar, “Hiç sahip çıkan olmadı. Dişimizle tırnağımızla hayata tutunmaya çalıştık. Mağduriyetini anlayınca insanlar çok acımasız oluyor. Ben şimdiye kadar başka bir dünyada yaşamışım sanki” dedi.

    15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi sonrası birçok kamu, kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğuna da dikkat çekiliyor.

    Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçlarını yaşamaya devam ediyor.

    Mağdurlar İçin Adalet Girişimi’nin yaptığı araştırmaya göre, araştırmaya katılanların en önemli sorunu; yüzde 95.3 oranında ekonomik zorluklar oldu. Bunu yüzde 86.6 oranında itibarsızlık-dışlanma, yüzde 84.6 oranında psikolojik sorunlar, yüzde 83.1 oranında iş bulamama, yüzde 78 oranında çevrenin dağılması, yüzde 69.4 oranında sosyal güvencesizlik gibi sorunlar izliyor. KHK’liler, yüzde 69,4’ü sosyal güvenceden yoksun yaşıyor. İhraç süreci ve sonrasında psikolojik sorunlar yaşayanların oranı ise yüzde 84,6. Yeni sağlık sorunları başlayan ya da hastalıkları nüksedenlerin oranı ise yüzde 45,3 olarak kayıt altına alındı. Son 5,5 yılda en az 100’ü aşkın KHK’li de intihar etti.

    KHK’lilerin mağduriyet listesiyse bilinenden çok daha uzun. Mağdurların, birbirleriyle dayanışma içerisinde olduğu platformlarda duyurulan hikayeler üzerinden hazırlanan listede yaşananlar şöyle sıralanıyor:

    İş sahibi olamama, devletle bir şekilde ilişkisi olan özel şirketlerde çalışamama, çalıştığı iş yerinden kovulma, mesleki lisans elde edememe, keyfi bir şekilde emeklilik engellemesi, özel fonlarda biriken parayı çekme hakkı gaspı, kredi kullanma hakkı gaspı, kredi kartı borcunu dahi kapatamama, sosyal linç sonucu intihara zorlanma, ev kiralama zorluğu, sahip olduğu konutu satamama, pasaport alma hakkı gaspı, tedavi olma hakkının keyfi biçimde engellenmesi.

    “SUDAN ÇIKMIŞ BALIĞA DÖNDÜM”

    2016 yılında 677 sayılı KHK ile Mamak Belediyesi’ndeki görevinden ihraç edilen Songül Kantar da mağduriyet yaşayanlardan birisi. Kantar, ihraç edildiğinden bu yana yaşadığı zorlukları anlatarak, maddi ve manevi olarak çok yıprandığını belirtti.

    Sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımların ihraç edilme gerekçesi olarak sunulduğunu söyleyen Kantar, yaptığı paylaşımlar sebebiyle hakkında birçok dava açıldığını da ifade etti. “Ben iktidarla aynı düşünmek zorunda değilim” diyen Kantar, ihraç sürecinin ardından yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

    “İnsan haklarına, doğaya, canlıya aykırı gördüğüm durumları ve hükümetin bazı politikalarını eleştirdim. İhraç edildiğimi öğrendiğimde sudan çıkmış balığa döndüm. Çünkü bütün yaşamım memurluk hayatıma göre oluşmuştu. Alışverişim, borcum, giderlerim, taksitlerim; bütün yaşamım aldığım memurluk maaşına göre dengelenmişti. Birdenbire her şey kesildi. Bu çok büyük bir tramvaydı. Uzun süre bunalım yaşadım. Çok acı çektim. Geceleri uyuyamadım. Her sabah kalktığımda bütün haberleri takip ediyordum. Bir umut acaba işime geri dönebilir miyim, diye bekliyordum. Her şey bir rüya gibi geliyordu.”

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM SEBEBİYLE İHRAÇ EDİLDİM”

    Songül Kantar, belediyede çalışırken Akit Gazetesi’nden arandığını ve arayan kişinin kendisine ‘Biz PKK’lilerin devlet dairelerinde çalışmasını istemiyoruz’ dediğini aktararak; “Siz kimsiniz, ne hakla bunu söylüyorsunuz, dedim. ‘Siz, bu ülkenin ne kadar vatandaşıysanız ben de o kadar vatandaşıyım’ dedim. Daha sonra hakkımda soruşturmalar açıldı. İhraç edildim. Hakkımda iki tane de dava açıldı. Gazeteci Yılmaz Özdil’in bir yazısını sosyal medya hesabımdan paylaştığım için ‘Cumhurbaşkanı’na hakaretten’ ceza aldım. Hakkımdaki hüküm ertelendi. Bu yazıyı Yılmaz Özdil kendisi paylaşmış ve hiçbir şekilde bir soruşturma dahi açılmamış. Ama ben paylaştım diye ceza aldım. Yine paylaştığım birkaç yazı dolayısıyla ‘örgüt propagandası yapmaktan’ ceza aldım. O hüküm de ertelendi” şeklinde konuştu.

    “BİRDENBİRE HERKES BENİ DIŞLAMAYA BAŞLADI”

    İhraç edildiği süreçte evli olduğunu ve iki çocuğunun olduğunu dile getiren Kantar, ihraç edildikten sonra aile içinde şiddetli geçimsizlik yaşadıklarını anlattı. “Eşim sürekli beni suçlamaya başlamıştı” diyen Songül Kantar, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Eşimden sürekli ‘Yapmasaydın, katılmasaydın, bu kişi de seninle birlikteydi ona bir şey olmadı, sen mi ülkeyi kurtardın’ gibi sürekli suçlamalara maruz kalmaya başlamıştım. Bu arada bir sürü kredi çekmiştim. Hala onları ödeyemedim. İcra takibi başlatıldı. Adres değişikliği yapmamıştım. Bu yüzden eski eşimin evine gidip eşyaları icraya koymuşlar. Beni aradı, ‘sen ne hakla adres değişikliği yapmıyorsun, senin borçluların buraya geliyor’ dedi. ‘İşten atıldığın yetmiyor bir de bir sürü borçlu kapıma getiriyorsun’ dedi. Ailece birbirimize düştük. Her konuda yanlarında olduğum insanlar birdenbire hepsi beni dışlamaya başladı. Belediyede yan yana çalıştığım, çok samimi olduğum arkadaşlarım birdenbire bütün ilişkisini kesti. Bunlar çok ağır travmalardı. Belki onlara göre kolaydı. ‘Songül’ü sokakta gördüm selam vermedim’ deyip geçtiler ama benim için çok zordu. Olmayan suçun suçluluğunu hissettim. Kendi kendimle kavga etmeye başladım. Kendi içimde ikiye bölündüm. Ben ne yaptım da böyle oldu, diye sürekli düşündüm.”

    “KİME GİTTİYSEM, KİMİN KAPISINI ÇALDIYSAM HEPSİ YÜZÜME KAPANDI”

    Songül Kantar, üyesi olduğu sendikadan da yeterli desteği alamadığını belirtip “Sendikam konusunda hayal kırıklığına uğradım” dedi. Kantar, ihraç edildikten sonra dışlandığını ve çok yalnız kaldığına vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Hiç sahip çıkan olmadı. Dişimizle tırnağımızla hayata tutunmaya çalıştık. Emekli olabilmem için 2 yıl sigortalı çalışmam gerekiyordu. Yaklaşık 5-6 ay depresyonda kaldım ama olmuyor, bir yerden kalkıp başlamak gerekiyordu. Eşimle boşandık, çocuklarım bana tavır koydu. Herkes benden uzaklaştı. Yalnızlaştım, ailem sahip çıkmadı. Çalışmam gerekiyordu. Kime gittiysem, kimin kapısını çaldıysam hepsi yüzüme kapandı. Başvurduğum tüm yerlerden olumsuz yanıt aldım. KHK’li olduğum gerekçesiyle kimse beni yanında çalıştırmadı. Solcu, sosyalist olduğunu söyleyen yerler bile ‘Sen KHK’lisin, biz hükümetle karşı karşıya gelemeyiz’ dediler. Ağlayarak eve gittim. Çok acı çektim. Bu süreçte iş ayrımı da yapmadım. ‘Temizlik yaparım, yemek yaparım yeter ki bana sigorta yapın’ dedim ama kimse iş vermedi. Başka şehirlerde iş buldum. Datça’ya, Muğla’ya gittim ve 3 ay boyunca otellerde sezonluk çalıştım. Oradakiler sigortamı yaptı. Daha önce hiç çalışmadığım bir alandı. Otelde temizlikçilik yaptım. Hep devlet memurluğu yaptığım için özel sektör çok ağır gelmişti. Hep hak arıyorum, mesai saati arıyorum, zaman arıyorum, yemek saati arıyorum; yani insani haklarımı arıyorum ama özel sektörde bunlar mümkün değil. ‘Sen kendini ne zannediyorsun, burası devlet dairesi değil, hiçbir hak talep edemezsin’ dediler. Sadece çalışmakla yükümlüsün yani. Uyku için sadece 6 saatin var. Onun dışında sürekli çalışmak zorundaydık. Kurulu saat gibi, bir robot gibi bu şekilde otellerde çalıştım. Oteller de sürekli sigortamı girdi-çıktı yaparak sigortamı eksik yatırmış. O yüzden dolduramadım. Yaz sezonu da bitince tekrar Ankara’ya geldim.”

    “MAĞDURİYETİNİ ANLAYINCA İNSANLAR ÇOK ACIMASIZ OLUYOR”

    Songül Kantar, geçimini sağlamak için Muğla ve İstanbul’da bebek bakıcılığı işi yaptığını da anlattı. “Bakıcılık işi daha iyidir, şartları güzeldir diye düşünmüştüm” diyen Kantar’ın anlatımı şöyle oldu:

    “Ancak hepsi birbirinden beterdi. Mağduriyetini, boşluğunu anlayınca insanlar çok acımasız oluyor. Tüm bunlardan sonra düşündüm; ben başka bir dünyada yaşamışım, insanları tanımamışım. İnsanlar bu kadar mı kötü ya da insan düşünce mi böyle oluyor? Bir atasözü var ya ‘iyi dost kara günde belli olur’ diye, gerçekten bunu yaşadım. Bir çocuğum üniversitede okuyordu. Ona para lazım. İstanbul’da bir evde yatılı olarak çalışmaya başladım. Aynı evde olunca sana insan muamelesi yapmıyorlar. Seni çalışan bir makine gibi görüyorlar. Kendi evlerindeki çamaşır, bulaşık makinesi senden kıymetli. Çamaşır makinesi ile kendimi kıyaslıyordum. Çamaşır kirlenince yıkıyor sonra duruyor, oturuyor orada. Kimse ona dokunmuyor. Ama benim öyle değildi. Ben durduğum, oturduğum an gözlerine batıyordu. Bütün makinelerden değersizdim. Bana bunu hissettirdiler. Bu şekilde çalışarak bu yıl içerisinde emekliliğimi doldurdum.”

    “DİŞİMLE TIRNAĞIMLA KAZIYARAK EMEKLİ OLDUM”

    Yaşadığı hukuki sürece de değinen Kantar, ihraç kararı ardından OHAL Komisyonu’na başvurduğunu ancak ‘ret’ kararı ile karşılaştığını belirtti. Sendika aracılığı ile İdare Mahkemesi’ne başvurduğunu ancak oradan da ret geldiğini aktaran Kantar, şöyle devam etti:

    “Bu mahkemelerden ret gelince davacı olan kişiye mahkeme masrafı yükleniyor. Beni sendikadan (KESK’e bağlı Tümbel-Sen) arayarak 2500 TL ödemem gerektiğini söylediler. ‘Neden sendika karşılamıyor?’ dedim. ‘Çünkü sen emekli oldun’ dediler. Dişimle tırnağımla kazıyarak emekli oldum. Emekli oldum ama tazminatımı alamadım. Mahkemeye verdim. Hala mücadelem bitmedi.

    Bugün buraya gelmeden önce 8 katlı inşaat halinde ve temizlenmesi gereken bir binaya gittim. ‘Üç-beş kişi toplayın, gelin temizleyin, biz KHK’lilere destek amacıyla iş veriyoruz’ dediler. Tamamen inşaat halinde ve bu temizliği çok kısa bir sürede bitirmemizi istiyorlar. Verirlerse bu işi yapacağız. Eşim nafaka vermiyor. Evim yok. Kızım evlendi boşandı. Çalışıyor, kredi ile bir ev aldı. Torunuma bakıyorum ve kızımın yanında kalıyorum.”

    “PATATES KIZARTMASINI MENÜMÜZDEN ÇIKARDIK”

    Pandemi ile birlikte artan ekonomik krizin de bu süreçte kendilerini çok olumsuz etkilediğini belirten Kantar, tüm temel ihtiyaçlarından kıstıklarını kaydetti. “Önceden ayda 1 kilo et alıyorduk, şimdi yarım kilo alabiliyoruz, alım gücümüz çok düştü’ diyen Kantar sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Market de bizi her gittiğimizde şok ediyor. Her gittiğimizde her şey zamlanmış oluyor. Bir aldığımızı bir önceki fiyatına alamıyoruz. Her şeyimizden kısmak zorunda kaldık. En temel gıda ürünleri peynir, zeytin, ekmek, şampuan hepsi çok fazla zamlandı. Önceden hafta sonları patates kızartırdık. Yağa gelen zamla birlikte biz artık patates kızartmasını menümüzden çıkardık.”

    “HERKESİ HER ALANDA AYRIŞTIRIYORLAR, BÖLÜCÜLÜĞÜN SONU GELMİYOR”

    Kürt, Alevi ve muhalif bir kimliği olduğunu ifade eden Kantar, ihraç edilmesinde bu kimliklerinin etkisinin olduğunu söyledi. İnsanları etnik kimliği, inancı gibi özelliklerinden dolayı dışlamanın “bölücülük” olduğunu vurgulayan Kantar son olarak şunları aktardı:

    “Ben Kürdüm, Aleviyim, kadınım, Kızılbaşım. Bunların her zaman arkasında durdum. Sırf bu kimliklere sahip olduğum için hiçbir yerde tutunamadım. İşimi kaybettim, gittiğim yerde aşağılandım, tartaklandım. O benim kimliğim. O benim var olma şeklim. Kimseyi doğduğu yerle ya da inancıyla, kültürüyle suçlayamayız. Canlılar kendi öz benliği ile var olurlar. Ben de böyle var oldum. Bu kesinlikle suç değil. Bunu suç gören yönetim, ülke, devlet, toplum suçludur. İnsan varlığı ile suçlu olmamalı. Kadınsın bölüyorlar, Kürtsün bölüyorlar, Alevisin bölüyorlar, çalışıyorsun bölüyorlar, saçın açık bölüyorlar, saçın kapalı bölüyorlar; ‘Şuna oy verdin buna verdin’ diye bölüyorlar. Bölücülüğün sonu gelmiyor. Üzülüyorum sadece. Ülkemin, toplumun adına çok üzülüyorum. İmkanım olursa da yurt dışına gitmeyi düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • KHK’lilerin ‘vatandaşlık hakkı’ istemine izin verilmedi-VİDEO

    KHK’lilerin ‘vatandaşlık hakkı’ istemine izin verilmedi-VİDEO

    PİRHA-OHAL kapsamında KHK ile ihraç edildikten sonra ellerinden alınan vatandaşlık haklarının iadesi için İstanbul İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü’ne başvuran emekçilerin dilekçeleri kabul edilmedi. KHK’liler daha sonra açıklama yaptılar.

    Haberin videosu

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle KHK ile mesleklerinden ihraç edilen, seyahat ve eğitim hakları elinden alınan emekçilerden oluşan platform, vatandaşlık haklarını yeniden almak için İstanbul İl Nüfus Müdürlüğü’ne dilekçe vermek istediler. Ancak polis binaya girişlerine izin vermedi. KHK’liler polisin engellemesinin ardından bir açıklama yaptılar.

    Vatandaşlık haklarının ellerinden alındığını hatırlatan KHK ile ihraç edilen öğretmen Hüda Yıldırım, pasaportlarına el konularak seyahat haklarının ve çalışma haklarının engellendiğini söyledi.

    “VATANDAŞLIK HAKKIMIZ ENGELLENİYOR”

    KHK ile ihraç edilen bir diğer öğretmen Cemil Turan ise vatandaşlık haklarını İçişleri Bakanlığı’na hatırlatmak amaçlı bu eylemi gerçekleştirdiklerini belirtti. Dilekçelerinin kabul edilmemesinin vatandaşlık haklarının engellendiğinin kanıtı olduğunu dile getiren Turan, “Hiçbir şekilde hukuka ve hukuk devletine yakışmayan bir davranıştır. Kamu adına bunu uygulayan, emniyet güçlerine bu emri verenler ve benim başvuru dilekçemi kabul etmeyen Vatandaş İşleri Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. Savcıların bunu bir suç duyurusu olarak kabul etmesini istiyorum” diye konuştu.

    “YARGISIZ İNFAZ”

    KHK’li emekçilere destek veren Avukat Mehmet Ali Başaran da, KHK’lilerin maruz kaldıkları durumu “yargısız infaz” olarak değerlendirdi. Başaran, “KHK’liler ölüme terk edildi. Bu en ağır insan hakları suçlarından biridir” ifadelerini kullandı. Adil yargılanma hakkını hatırlatan Başaran, “Bugün işsiz kalan onlar ama yarın siz olabilirsiniz, Türkiye’de yargı maalesef yok. Bu yargı her an hepimizi sivil ölüme mahkum edebilir. Dolayısıyla bu hayati bir meseledir. Bu sadece KHK’lilerin meselesi değildir” diye konuştu.

    Nüfus Müdürlüğüne verilmek üzere hazırladıkları dilekçe ise şöyle:

    “Kanun Hükmünde Kararname ile hakkımda soruşturma açılmadan, savunmam alınmadan, ulusal ve uluslararası mevzuat ve yargı kaideleri yok sayılarak Anayasa ve tabi olduğum personel yasasındaki hükümler ve savunma hakkım gözetilmeksizin kamu görevinden çıkarılmış bulunmaktayım. Kamu görevinden haksız ve hukuksuz çıkarılmış olmam yetmiyormuş gibi temel vatandaşlık haklarımdan da tecrit edilmiş bulunmaktayım. Bu ayrımcılık ve ötekileştirme maddeler halinde aşağıda sıralanmıştır.

    • İnsanca Yaşama Hakkı: İnsanca yaşama, maddi ve manevi varlığımı koruma ve geliştirme hakkım gasp edilerek işkence, eziyet ve soykırıma varacak tutum ve davranışlarla insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulmaktayım.
    • Hürriyet:Kişi hürriyeti ve güvenliğim tehdit altında; Hürriyet ve güvenliğin, kanunlarla belirlenen tutuklama, gözaltına alma, ıslah evine gönderme ve resmi müessesede gözlem altına alınma hallerinin dışında hiçbir kişi veya kuram tarafından ihlal edilemez, kesintiye uğratılamaz. Yasa tarafından belirtilmeyen gerekçelere ve usullere dayanılarak özgürlüğüm kısıtlanamaz. Bu en tabii hakkımız, bunu sağlamak da devletin en önemli görevidir.
    • Tutuklanma Nedenini Öğrenme Hakkı:Kanunlarla belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda; tutuklanma sebebinin en kısa zamanda tarafımıza bildirilmesi, haklarımızın neler olduğunun anlatılması ve tutuklandığımızın yakınlarınıza bildirilmesi zorunludur. Yakalanmamız veya tutuklanmamız durumunda en kısa sürede hakim önüne çıkarılmamız, tutuklanmamız veya yakalanmamızda kanuna uygun olmayan bir unsurun varlığında hemen serbest bırakılmamızı sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma
      hakkına ve bu noktada adil tarafsız ve bağımsız yargılama yapacak mahkemelere sahip değilim.
    • Özel Hayatın Gizliliği:Anayasa’daki özel hayatımıza ve aile hayatımıza saygı gösterilmesini isteme hakkı hukuksuzca gasp edilmekte; Özel hayatımızın ve aile hayatınızın gizliliğine dokunulamaz. Kanunlarla belirlenen esaslara göre verilen arama kararları kanunların dışına çıkılarak keyfi ve zorbalık ile uygulanmaktadır.
    • Konut Dokunulmazlığı:Konut dokunulmazlığı en tabii hakkımızdır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilen hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet Savcıları ve onların yardımcıları sıfatıyla emirlerini yerine getirmeye memur olan Güvenlik Güçleri dışında hiç kimse konutumuza giremez, arama yapamaz ve buralardaki eşyamıza el koyamaz.
    • Avukat İsteme Hakkı:Herhangi bir suçlamayla yakalanmamız veya göz altına alınmanız durumunda; soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla avukatın hukuki yardımından faydalanma hakkına sahibiz. Zabıta amir veya memurlarınca yapılan sorgu işleminde ancak bir avukat bulundurabilir, sonraki savunmalarda ise ancak üç avukat bulundurabiliriz. Hangi makam veya kişi tarafından yapılırsa yapılsın soruşturmanın her safhasında avukatımızın bizimle görüşmesi, ifade alma ve sorgu müddetince yanınızda bulunup, hukuki yardımda bulunması engellenemez veya kısıtlanamaz. Maddi yetersizliklerden dolayı avukat seçebilecek durumda olmamız halinde ise ‘Barolar Birliği’ tarafından görevlendirilecek bir avukatın hukuki yardımından ücretsiz faydalanabilir olmamız engellenmektedir.
    • Delil Toplatma Hakkı:İfademizin alınması veya sorgumuz sırasında üzerimizde yoğunlaşan şüpheden kurtulmak gayesiyle belirteceğimiz konularda somut delillerin toplanmasını talep edebileceğimizin ve aleyhimize olan şüpheleri ortadan kaldıracak somut delilleri ileri sürme hakkımız gasp edilmektedir.
    • Geçersiz İfade:Herhangi bir nedenle alınan ifadenin özgür irademizle alınmış ve aynı doğrultuda kayıtlara geçirilmiş olması zorunludur. İrademizi baskı altına alma, kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, araçlar vasıtasıyla cebir ve şiddet uygulama gibi iradeyi bozan, istenmeyenleri söylemek zorunda bıraktıran bedeni veya ruhi zorlama ile kanunlara aykırı herhangi bir eylem yapılamaz. Kanuna aykırı menfaat vaat edilemez. Bu tür yasak yöntemlerle elde edilen ifadelerimiz rızamız olsa da delil olarak değerlendirilemez.
    • Susma Hakkı:Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade alınma ve hakim tarafından sorguya çekilmede; ne ile suçlandığımızın açıkça belirtilmesi kuralı uygulanmamakta, isnat edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamamız (yani susma hakkımız) kanuni haklarımızdan olduğu hakkı gasp edilmekte ve susma durumu isnat edilen suçu kabul olarak görülmektedir.
    • Seçme ve Seçilme Hakkı: 18 Yaşını dolduran her Türk genci seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Seçimlere katılmak bireylerin temel hakkıdır hüküm ve kaidesi çiğnenmekte bizlerin kullandığı ve kullanacağı oylar tartışmaya açıldı seçilmiş KHK’ lı arkadaşlarımızın mazbataları kendilerine verilmemiştir.
    • Ailenin Korunması Hakkı: Anayasaya göre, aile “toplumun temeli”dir. Bu nedenle devlet, ailenin huzur ve refahını, özellikle anneyle çocukların korunmasını sağlayacak önlemler alır ve gerekli örgütleri kurar. İlkesinin aksi yönde uygulamalara tabi tutulmaktayız.
    • Eğitim ve Öğrenim Hakkı: Devlet, vatandaşların eğitim ve öğrenimlerini sağlamak zorundadır. Devlet, vatandaşları arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin, herkesin çağdaş eğitim koşulları içinde ve parasız olarak temel eğitim almasını sağlamakla yükümlüdür. Devlet, ayrıca, maddi olanakları yetmeyen öğrenciler için burslar sağlar ve gerekli yardımları yapar. Özel eğitime ihtiyacı olanlar için gerekli önlemleri alır ilkesi ve hükmüne rağmen bu ilke ve hükümlerin tam tersi uygulamalara tabii tutulmaktayız. Devlet mekanizması içerisinde “vebalı” olarak görülmekteyiz.
    • Ekonomik Haklar: Sosyal ve ekonomik haklar birbirini tamamlar. Gerek 1961 Anayasası gerekse 1982 Anayasası bu hakları aynı bölümde düzenlemiştir. Ekonomik haklarda sosyal haklar gibi, hem ülke kalkınmasını sağlamak, hem de “sosyal adaleti” gerçekleştirmek için devletin yerine getirmesi gereken ödevlerden oluşmaktadır. Devlet sosyal ve ekonomik hakları, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.

    Çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli ücret almaları ve sosyal yardımlardan yaralanmaları için gerekeni yapmak devletin ödevleri arasındadır.

    Devlet, çalışanların hayat düzeyini yükseltmek, çalışanları korumak ve geliştirmek, çalışma koşullarını insanlara yaraşır bir hale getirmekle yükümlüdür. Bu nedenle işsizliği önlemek için gerekli önlemleri alır. Ancak bizlerin özel sektörde dahi çalışması engellenmektedir.

    Çalışma yaşamında vatandaşların sahip olduğu haklardan biri de sendika kurma hakkıdır. Memurlar, işçiler ve işverenler, ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak için sendikalar ve üst kuruluşlar (konfederasyon gibi) kurma hakkına sahiptirler. Sendikalara üye olmak ve üyelikten çıkmak serbesttir. Anayasamızda memur, işçi ve işverenlere ayrıca, toplu iş sözleşmesi hakkı ile grev ve lokavt hakları tanımaktadır. Üyesi bulunduğu sendika sebebiyle hiçbir çalışanın işten çıkarılması (ihraç edilmesi) vatandaşlık haklarına, ulusal ve uluslararası hukuk normlarına uygun değildir.

    • Seyehat Özgürlüğü Hakkı: Seyehat Özgürlüğü temel bir insan hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ‘nin 13. maddesi şöyle der:
    1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.
    2. Herkes, kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

    12.Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla değiştirilen Anayasa’nın Yerleşme ve seyahat hürriyeti başlığı altındaki 23. maddesi de bu hakkı şöyle tanımlamaktadır:

    • Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
    • Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
    • Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
    • Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olarak sınırlandırabilir.
    • Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

    Yani seyahat özgürlüğü sadece suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle hakim tarafından sınırlandırılabilir. Bunun dışında sınırlandırılamaz. Ancak Yine Keyfi ve hukuksuz uygulamalar ile yurtdışı çıkış yasağı ve hatta ülke içinde bir şehirden başka bir şehre gitmemiz engellenmiştir.

    Bahse konu olan tüm bu Anayasal haklardan mahrum bırakılmamız ve elimden alınmış olması şahsımda vatandaşlıktan çıkarılmıştık duygusu yarattığından Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığına kabul edilmeyi ve tüm vatandaşlık haklarımın tam olarak tarafıma yeniden verilmesi hususunda gereğinin yapılmasını;
    Saygılarımla arz ve talep ederim.”

    PİRHA/İSTANBUL