Etiket: KİĞİ

  • Devletten hizmet alamayan Bingöl Çomak köylüleri yollarını kendi imkanlarıyla açıyor-VİDEO

    Devletten hizmet alamayan Bingöl Çomak köylüleri yollarını kendi imkanlarıyla açıyor-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’ün Alevi köylerinin neredeyse tamamı topraklı yol. Asfalt çalışmalarının hiçbir şekilde gerçekleşmediği Çomak Köyü’nde yola kayaların düşmesinden kaynaklı köylüler kendi imkanları yolları açmaya çalışıyor. Yola düşen büyük kayaları çekiçlerle kırarak yolu açmak isteyen köylüler yol probleminin seçimlerden sonra ise hiçbir karşılık bulmadığını ifade ediyorlar.

    Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Bingöl Kığı’ya bağlı Çomak (Zavuk) Köyü.

    1994’te çatışmalar sebebiyle boşaltılan Çomak Köyü sakinleri, yıllar sonra köylerine geri dönse de halen temel hizmetlerden faydalanamıyor. Kışın aylarca kapalı kalan yollar açılmazken, yazın ise toprak yola düşen kayaların araçlara geçit vermemesinden kaynaklı yaşam çileye dönüşüyor.

    1994 yılında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köy, gerekli girişimler sonrasında 2015 yılında tekrar yerleşime açıldı.

    Köylerine geri dönme çabası içerisindeki Çomaklılar ise bin bir çile ile köylerine ulaşmanın yolunu arıyor. Yeni çekilen görüntülerde köy yoluna kayaların düştüğü ve araçların geçemediği görünüyor. Araçlarını geride bırakan köylüler ise ellerindeki çekiçlerle yola düşen kayaları kırarak yolu açmaya çalışıyor.

    Köylerine geri dönüşü hızlandıran Çomak (Zavuk) köylüleri sorunlarına çözüm bekliyor.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Kayy-Der Eş Başkanı Ahmet Tüzün, festival yasağı kararına tepki gösterdi

    Kayy-Der Eş Başkanı Ahmet Tüzün, festival yasağı kararına tepki gösterdi

    PİRHA-12-13 Ağustos’ta yapılması planlanan Bingöl-Kiğı Doğa ve Kültür Festivali, Kiğı Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Yasak kararına tepki gösteren Kayy-Der Eş Başkanı Ahmet Tüzün, “Gülünç sebeplerle izin vermeyerek bir nevi cezalandırma politikası güdülmeye çalışılmaktadır” dedi.

    Kiğı Dernekler Birliği tarafından 12-13 Ağustos’ta yapılması planlanan Bingöl-Kiğı Doğa ve Kültür Festivali, Kiğı Kaymakamlığı tarafından keyfi gerekçelerle yasaklandı. Yasaklama kararına tepki gösteren Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere-Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER) Eş Başkanı Ahmet Tüzün yazılı açıklama yaptı.

    “CEZALANDIRMA POLİTİKASI GÜDÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    2012 yılından beri güvenlik gerekçesiyle yaptırılmayan festivallerin komşu ilçelerde 2 yıldır yapıldığını belirten Ahmet Tüzün, “Ancak her ne hikmetse, tarih boyunca yörenin en gelişmiş ilçesi olarak gösterilen Kiğı, her geçen gün yatırım yapılmayarak, insansızlaştırılarak yörenin gelişmeyen ilçesi konumuna dönüştürülmüştür. Kiğı halkına ve esnafına moral, motivasyon ve gelir getirecek, kendi dili ve kültüründe yapılacak etkinliklere gülünç sebeplerle izin vermeyerek bir nevi cezalandırma politikası güdülmeye çalışılmaktadır. KAYY-DER Kültür Derneği olarak yapılan bu uygulamayı kınıyoruz. En güzel festivalleri bir gün mutlaka Kiğı’lı hemşerilerimiz ile buluşturacağız” dedi.

    PİRHA/BİNGÖL

    İLGİLİ HABERLER:

    -Bingöl-Kiğı Doğa ve Kültür Festivali, kaymakamlık tarafından yasaklandı

  • KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    PİRHA- KAYY-DER, yapımcısı oldukları ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin ilk gösterimini 6 Kasım Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecek. 

    Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYY-DER), kültür ve sanat atölyeleri çalışmaları kapsamında yapımcılığını yaptığı ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ ilk filminin gösterimini gerçekleştirecek. ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filmini Duhok Film Festivali’ne göndermişti.

    6 Ağustos Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek film gösteri öncesinde Kayy-Der kadın grubu, erbane grubu, Kürtçe tiyatro grubu sahne alacak.

    KÜRTÇE KISA FİLMİN YAPIMCILIĞINI KAYY-DER ÜSTLENDİ

    KAYY-DER’in çağrısı şöyle:

    “32 yıllık kurumumuz KAYY-DER, Kültür ve Sanat Atölyelerine Sinemayı da katarak Kürtçe Kısa Film çekmiş ve ilk olarak Duhok Film Festivaline göndermiştir. İlk deneyimimiz olan filmimizin İlk gösterimi 06 Kasım Pazar günü saat 18:00 da başlayacak kokteylin ardından, kurumumuzun Kadın Grubu ( Koma Jinên Kayy-Der ê) yine kurumumuz Tiyatro grubu Teatra Evîna Velat oyuncularının gösterimi yine kurumumuz Erbane Grubu (Koma Erbane yê ya Kayy-Der ê) sahnelerinden sonra Kaplumbağalar da Küser (Kûsî Jî Dixeyîdin) filmimizin ilk gösterisi ve tanıtımı yapılacak, ardından da film hakkında davetli eleştirmenler ile kısa bir söyleşi yapılacaktır. Bilet satmak gibi bir derdimizin olmadığını bilmenizi isteriz, STK temsilcilerini zaten davet ediyoruz. Anadilimizin yaşatılması konusundaki hassasiyetimizin bilinmesi ve bu konudaki çabamızın duyurulmasını tabi ki isteriz. Bu konuda mutlaka sizlerin katkısına ihtiyacımız var.

    Yöremiz olan Bingöl köylerinde geçen konulu kısa film, özellikle derneklere; bir derneğin kültürünü yaşatmak için neler, ne tür çalışmalar yapması gerektiği konusunda farkındalık yaratmak için siz değerli basın emekçilerinin de bu çalışmalarımızı halka duyurmak gibi görevlerinizin olduğu bilinciyle, insanlarımıza ulaştırılması konusunda desteklerinizi, aynı zamanda Kültür köşelerinizdeki değerli yazarlarınızı göndermenizi özellikle rica ederiz. Saygı ve dayanışmayla.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Peri Vadisi Çevre Platformu maden ocağına karşı açıklama yapacak

    Peri Vadisi Çevre Platformu maden ocağına karşı açıklama yapacak

    PİRHA- Kiğı Eskikavak (Arek) köyünde yapılmak istenen maden ocağına karşı Peri Vadisi Çevre Platformu tarafından maden sahasında basın açıklaması yapılacak.

    Bingöl’ün, Kiğı ve Adaklı ilçelerinde bulunan Eskikavak, Cevizli, Aysaklı, İlbey, Maltepe Köyleri ve mezraları ile Mirzîkan, Mexsîkan, Suznut, Kûsmur, Şorîk ve Bırîkan mezralarını kapsayan 464.149 hektarlık alanda, Bingöl Metal Madencilik San. Tic. A.Ş. tarafından yürütülmesi planlanan, “Kurşun-Çinko-Gümüş Kompleks Cevher Maden Ocağı” projesine, itirazlara karşın ÇED olumlu raporu verilmesine ilişkin Peri Vadisi Çevre Platformu yarın maden sahasında basın açıklaması yapacak.

    Platform tarafından yapılan açıklamada, “Perşembe günü saat 16.00’da Kiğı-Eskikavak (Arek) Köyü maden sahasında doğamıza, çevremize, insan sağlığına onarılamaz zararlar verecek olan bu projeye karşı, maden sahasında buluşacağız. Hukuki sürecin de başlatıldığı bu projenin, yöremizde tahribatlar bırakacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sesimize ses katmanızı, doğamıza sahip çıkmanızı bekliyoruz” denildi.

    PİRHA/BİNGÖL

     

  • KİDEB: Kiğı-Yedisu yolu derhal açılsın ve bu azap son bulsun

    KİDEB: Kiğı-Yedisu yolu derhal açılsın ve bu azap son bulsun

    PİRHA- Kiğı-Yedisu yolu güzergahında heyelan olduğu gerekçesiyle yol projesinin iptal edilmesi ve 10 yıldır kapalı olması halkı olumsuz etkiledi. Yazılı bir açıklama yapan Bingöl Kiğı Dernekleri Birliği Mutabakat Komisyonu (KİDEB), derhal yolun açılmasını isteyerek, kamuoyunun duyarlı olmasını istedi. 

    5 Ekim 2012 tarihinde 370 milyon TL bedelle ihale sözleşmesi yapılan 46 kilometrelik Kiğı-Yedisu yolunun projesine 8 Nisan 2021 tarihine kadar 669 milyon 915 bin TL harcandı ama yol güzergâhında heyelan olduğu gerekçesiyle proje iptal edildi. Yeni güzergâh için yine davet usulü ile Özaltın- Cengiz ortaklı firmaya 745 milyon 283 bin 186 TL’ye yeniden ihale edildi.

    Bingöl Kiğı Dernekleri Birliği Mutabakat Komisyonu (KİDEB), Kiğı-Yedisu yolunun 10 yıldan fazla bir süredir kapalı olduğunu ve halkın akrabalarına dahi gidemez durumda olduğunu belirterek, acilen Kiğı-Yedisu yolu açılmasını istedi.

    Açıklamada, “Kiğı-Yedisu yolu 10 yılı aşkındır kapalı, vatandaş akrabalarına dahi gidemez durumda. Gidebilmeleri için 15 ila 20 km. yol yerine, 170-180 km. olan Bingöl-Karlıova yolu kullanılmak zorunda kalınmaktadır. Bu durum, bölge insanları için adeta bir işkence haline gelmiştir. Oysa Özaltın Baraj ilgilileri ve çalışanları için bu yol kullanıma açıktır. Özaltın Barajı’nın burada yapılmış olması sadece yolun kapanmasına sebebiyet vermemiş, aynı zamanda tarihi Selenk Köprüsü’nü baraj suyu altında bırakmıştır. Yine Kiğı Kalesi büyük ölçüde tahrip edilmiştir” denildi.

    “RANT UĞRUNA BÖLGENİN EKOLOJİK DENGESİ BOZULDU”

    Özaltın şirketi tarafından yapılan barajın, mevzuata uygun olmadığı halde, ihale yapılmadan işin tekrar Özaltın şirketine verildiğini belirten KİDEB, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Rant uğruna, bölgenin ekolojik dengesi bozulmuştur. Peri Suyu boynu bükük kalmıştır. Tüm bunlardan yetkililerin sorumluluğu olduğu gibi, geçmişte baraj için adak adayanlar, “Kiğı’da her şey farklı olacak” diyenler, sesiz kalan STK’lar da bu yaşananlardan azade değildir. Kiğı Dernekler Birliği (KİDEB) olarak yetkilileri göreve davet ediyoruz. Derhal usulsüz yapılan uygulamalar hakkında işlem yapılsın. “Kiğı-Yedisu yolu açılsın ve bu azap son bulsun” diyen Kiğı’dan ses veren arkadaşlarımızın sesine hep birlikte ses veriyoruz. Kiğı-Yedisu yolunun derhal açılmasını istiyor, konunun takipçisi olacağımızı bildiriyoruz. Kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyor.”

    PİRHA/ BİNGÖL

  • Ali Doğan Gönültaş’ın ilk solo albümü “Kiğı” müzikseverler ile buluşuyor!

    Ali Doğan Gönültaş’ın ilk solo albümü “Kiğı” müzikseverler ile buluşuyor!

    PİRHA – Kiğı yöresine ait ezgiler, Ali Doğan Gönültaş’ın yorumuyla albümleşti. Yapılan çalışmayla birlikte Kiğı yöresine ait 150 yıllık müzikal geçmişi görmek mümkün.

    Müzisyen Ali Doğan Gönültaş, ilk solo albümünü hazırladı. “Kiğı” ismini verdiği albümle birlikte Gönültaş, kendi hikayesi ile yörede yaşam sürmüş kültürler arasındaki ilişkiye ışık tuttuğuna vurgu yaptı.

    Albümün ilk üç eserinin single olarak yayımlanacağı duyurulurken, tüm çalışmanın ise 2022 Mayıs ayında dinleyici ile buluşacağı bilgisi verildi.

    Ali Doğan Gönültaş, ilk olarak “Bostano” adlı çalışmasını klip eşliğinde dinleyicilere sundu. Albümdeki diğer eserlerden “Kütahya’nın Dağları/ Mira Naye” 8 Nisan’da, Entercîme 22 Nisan’da, albümün tamamının ise 6 Mayıs’ta paylaşılacağı açıklandı.

    Ali Doğan Gönültaş’a “Kiğı” albümünde birçok usta isim de eşlik etti. Fırat Çaklıcı klarnet ve vokalde, Emre Bakar bağlamada, Tarık Aslan perküsyonda, Erdi Arslan mey, duduk ve zurnası ile albümde yer alan isimler oldu.

    Ayfer Düzdaş, Gulan Kılıçgedik, Evin Gülün, Çağatay Gödek ise vokalde Gönültaş’a destek veren müzisyenler oldu.

    ALİ DOĞAN GÖNÜLTAŞ HAKKINDA…

    1985 yılında doğdu. Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji ve Radyo TV, Sinema bölümlerinden mezun olan müzisyen, profesyonel müzik yaşantısına kurucularından olduğu Ze Tijê müzik grubu ile başladı. Grubun yayımladığı “Yanlışımız Var!” (2015) ve “Ur” (2019) stüdyo albümlerinde besteci, aranjör ve icracı olarak yer aldı. 2018 yılından beri müzik üretimini “Xo Bi Xo” adlı solo konser çalışması ile devam ettiriyor.

    Müzisyenin Kürtçe ve Türkçe şarkılara yer verdiği “Kiğı” çalışmasında, geleneksel tür ve temaların yanında deneysel bir duyum da yer buluyor.

    Benim Kendi Hayatım/2014, Şeng/2021 gibi filmlerin müziklerine katkı sundu. “Somut Olmayan Kültürel Miras Örneği Olarak Kentin Sesi (Diyarbakır)” adlı projede besteci olarak yer aldı.

    Can TV için Sesler ve İzler (2020), Müzik Olayı (2022) adlı televizyon programlarını hazırlayıp sundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kiğı Belediyesi Eş Başkan Adayı Hüsnü Alkan Kiğı’nın sorunlarını ve çözüm yollarını anlattı-VİDEO

    Kiğı Belediyesi Eş Başkan Adayı Hüsnü Alkan Kiğı’nın sorunlarını ve çözüm yollarını anlattı-VİDEO

    PİRHA- Yerel seçimlere sayılı günler kala Türkiye’nin her yerinde adayların çalışmaları hızla devam ediyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinde HDP’den Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, bu yerel seçimlerde belediyeyi alacakları taktirde Kiğı’da kaybolmuş olan çok kültürlü ve çok kimlikli yapıyı tekrar hayata geçireceklerini söyledi. 

    Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve seçimleri kazanmaları halinde bu sorunlara nasıl çözümler bulacaklarını PİRHA‘ya anlattı.

    31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaşırken adaylar da hem yerellerde hem de büyük şehirlerde çalışmalarına son hızıyla devam ediyorlar.

    “KİĞI SİSTEME MUHTAÇ EDİLMİŞ”

    Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve bu sorunlara nasıl çözüm bulacaklarını anlattı. Kiğı’nın 1987 yıllarıyla şimdiki yıllarını karşılaştıran Alkan, bu süreçte Kiğı’nın çok kimlikli ve kültürlü yapısının yok edildiğini ve ekonomik parçalarının elinden alınarak sisteme muhtaç edildiğini kaydetti. Bu durumu aşmak için öncelikle Kiğı’da kültürel altyapının hazırlanması gerektiğini ifade eden Alkan, üretimin yapılması gerektiğine vurgu yaparak şunları belirtti:

    “ÜRETİMSEL ÇALIŞMALARI FAALİYETE GEÇİRİRSEK HİÇBİR KADIN İŞSİZ KALMAYACAK”

    “Bugün ülkemiz patates ve soğanı bile İran’dan ihraç edecek hale gelmiş. Bu ülkemiz için ayıp bir şey. 1980’lerde o üretimsel araçları göz önünde bulundurursak her köyde bir üretim aracı vardı. Üretirdi insanlar. Hayvan beslerdi, kümes hayvancılığı yapardı. Şimdi bunlar yok oldu. Eğer belediyeyi kazanırsak yeniden üretir hale getireceğiz. Bütün arazileri ekeceğiz, biçeceğiz, patatesi, soğanı, mercimeği, seracılığımızı geliştireceğiz. Barajlarımız var ama barajlarımızdan faydalanamıyoruz. Onun etrafındaki arazileri seracılık olarak kullanabiliriz. Çevre ilçelere ve illere dahil katkı sağlayabiliriz. Bu da haliyle ilçemize gelir kaynağı olacak ve ilçemizdeki işsizlik oranı düşecek. Bu üretimsel çalışmaları faaliyete geçirdiğimizde hiçbir kadın işsiz kalmayacak, hedefimiz bu.

    “İLÇEDE KOOPERATİF KURACAĞIZ”

    İlçemiz balığı gidip Elazığ’dan alıyor. Ama burnumuzun dibinde 3 tane barajımızı var, faydalanamıyoruz. Neden burada balık üretemiyoruz? Burada balık üretip ilçemize gelir kaynakları yaratabiliriz. Çevre ilçelerimize biz satabiliriz. Bir sürü insana da iş sağlayabiliriz. Meşhur bir Kerek deremiz var bizim, doğal yapısıyla, suyuyla harika bir yer ama düzenlenmesi gerekiyor. O dereyi tekrar ıslah edip düzenleyip halka açmak istiyoruz. Halk burada kültürel, sporsal faaliyetlerini yürütecek, kenarlarına da alabalık göletlerini oluşturacağız, insanlar gidip orada hem pikniğini yapacak hem canlı alabalık yiyecek. Kümes hayvancılığını geliştireceğiz. Her köyümüze bir tane kümes hayvancılığı projesi yapacağız. Tabi belediye olarak alt yapısını oluşturacağız köylüye organize edip komünal bir işletme şeklinde sunacağız. İlçede bir kooperatifimiz olacak. Bu kooperatife gelen bütün gıdalar orada paketlenip pazara sunulacak. Amacımız köylerimizi geliştirmek.”

    ALKAN, KAYBOLAN MESLEKLERİ YENİDEN CANLANDIRMAYI HEDEFLİYOR

    1980’li yıllarda burada bir tenekecilik mesleği vardı. Kalaycılık, sobacılık bir de semercilik mesleği vardı. Ama bu meslekler tamamen kaybolmuş. Biz belediye olarak seçimi kazanırsak bunları tekrar faaliyete geçireceğiz. Tenekecilik burada aktif olarak kullanılması gereken bir meslek. Her köyümüzde arıcılık var, bu arıcılara teneke kutuları lazım. Ya Elazığ yada Antep’e gidip alıyorlarmış. Biz o sorunları da gidereceğiz. Burada tenekecilik atölyesini açacağız. Sonra sobacılık, burada her evde soba var. Neden gidip dışarıdan alınıyor. Biz bunu da faaliyete geçireceğiz. İlçemizde şuanda oto bakım atölyesi dahi yok. Burada bir arabanız arızalansa ya Bingöl ya da Elazığ’a gitmek zorundasınız.  Biz belediye olarak Kiğı’da oto bakım atölyesi de yapmak istiyoruz.

    “HALK YÖNETİMİN DEĞİŞMESİNİ İSTİYOR”

    1994 köy boşaltmalarından sonra yakılan köyleri hatırlatan Alkan, Kiğı’nın köylerinden birinin hala boş olduğunu söyledi. 2014’teki çözüm sürecinin insanlarda bir umut yarattığını dile getiren Alkan, o süreçte insanların korkmadan hareket edebildiklerini ancak şimdi gelinen 2019 yerel seçimlerinde ise halkta bir korku olduğunu belirtti.

    Sokakta bir kameranın her zaman insanları çekmesinden dolayı insanların ilçeye dahi girmeye korktuklarını aktaran Alkan, buna rağmen sokak ve ev çalışmalarında insanlardan iyi izlenimler aldıklarını, insanların yönetimin değişmesini istediğini vurguladı. Projelerini halkla paylaştıklarında iyi tepkiler aldıklarını dile getiren Alkan, insanların sisteme muhtaç edildiklerini belirterek “Yani iş için belediyenin kapısına bakıyor, bir para ve gıda yardımı almak için kaymakamlığın kapısına bakıyor. Onun için kendini açıklayamıyor. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız” dedi

    Kiğı’da devam eden cemevi inşaatına da değinen Alkan, cemevinin kalan kısmını belediye olarak tamamlayıp Alevi yurttaşların hizmetine sunacaklarını ekledi.

    PİRHA/BİNGÖL

     

     

     

  • Alevi köyü Arek’te madencilik projesi iptal edildi

    Alevi köyü Arek’te madencilik projesi iptal edildi

    PİRHA- 1995 yılında zorla boşaltılan 3 yıl sonra yeniden yaşamın başladığı tarihi yapıları da içinde barındıran Alevilerin yaşadığı Bingöl Kiğı’ya bağlı eski ismi Arek olan Eskikavak köyü madencilik kıskacındaydı. Mücadele kazanımla sonuçlandı ve madencilik projesi iptal edildi.

    Bingöl’ün Kiğı İlçesi’ne bağlı eski ismi Arek olan Eskikavak Köyü’nde gerçekleştirilmesi planlanan Kurşun Gümüş Çinko Madenciliği Projesi’ne karşı açılan davada İdare Mahkemesi iptal kararı verdi. Tarihi yapılar barındıran bir yerleşim alanı olan Eskikavak şimdilik rahat bir nefes alacak.

    Bu köyde bulunan Surp Hovhannes Kilisesi de restore edileceği günü bekliyor. İl genelinde yüzlerce tarihi eser doğa koşullarına terk edilmiş durumda. Roma, Urartu ve birçok medeniyete ait tarihi yapıların bulunduğu Bingöl’de defineciler de kol geziyor.

    Ayrıca Eskikavak, 1995 yılında zorla boşaltılan köylerden biri. Köylülere, 3 gün içinde boşaltmadıkları takdirde köylerini yakacaklarını söyleyen askerlerin bir de kendi istekleri ile köylerini terk ettiklerine dair belge imzalatıldığı  belirtilmişti. Köylerinden zorla, baskıyla çıkarılan köylüler yerinden, yurdundan, toprağından olmanın bütün sıkıntılarını yaşadıktan 3 yıl sonra yeniden köylerine geri dönmüşler.

    Haberimizde yer alan Selime Bayek zorla göçün ardından yaşadıklarını şu sözlerle ifade etmişti:

    “Hayvanlarımız daha yeni doğum yapmıştı. Askerler geldi tekmelediler kapımızı. Kapı dışarı ettiler bizi. Erkekleri alıp götürdüler boş kağıtlara imza attırdılar. Köyden dışarı attılar bizi. “Başka evimiz yok, yurdumuz yok, nereye gidelim” dedik. “Nereye giderseniz gidin” cevabını verdiler. Bir çavuş vardı çok hakaret etti bize. Hep Aleviyiz diye yaptılar bunları.” (HABER MERKEZİ)

    .

  •  Buğur dede, acılı bir ömrün tanıklığını anlattı: Hala korkudan yatamıyoruz-VİDEO

     Buğur dede, acılı bir ömrün tanıklığını anlattı: Hala korkudan yatamıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Eski ismi Arek olan Eskikavak Bingöl’ün bir köyü. Köyün isminin başına gelenler, köyün başına da gelmez mi? Köy 1995’te askerler tarafından zorla boşaltılır. Köyün sakinlerinin bazıları 3 yıl mağdur olduktan sonra köylerine dönerler. 91 yıllık ömrüne bir tarih sığdıran Resul Buğur, PİRHA’ya acılı bir ömrün tanıklığını anlattı. 

    Eskikavak köyü Bingöl’e bağlı bir köy. Eski adı Arek. 1995 yılında zorla boşaltılan köylerden biri. Köylerinden zorla, baskıyla çıkarılan köylüler, yerinden yurdundan toprağından olmanın bütün sıkıntılarını yaşamış, başka ellerde yapamamış, 3 yıl sonra yeniden köylerine dönmüşler. Her şeye rağmen 1998 yılında köyüne dönen 91 yaşındaki Resul Buğur ile Selime Bayak, köylerinin boşaltılmasıyla birlikte yaşadıkları zorlukları anlatıyor ve bir daha aynı şeylerin yaşanmamasının kardeşlik ve barışla mümkün olabileceğini dile getiriyorlar.

    1927 doğumlu ve ömrünün çoğunu köyünde geçiren Resul Bağlar, köylerinin boşaltılmasıyla yaşadıklarının hatırasıyla yeniden acı yaşarken, yine de köyüne dönmüş olmanın mutluluğu ile anlatıyor o yılları.

    “KENDİ İSTEĞİMİZLE KÖYÜ BOŞALTTIĞIMIZA DAİR KAĞIT İMZALATTILAR”

    “1995’de askerler köyü bastı ve 3 gün içerisinde boşaltmazsak, köyü yakacaklarını söylediler. Bizi karakolun önünde toplayıp, kendi isteğimizle köyü boşaltığımıza dair imza istediler. Bunu yaptırdılar bize. Biz de mecburen hayvanlarımızı yok pahasına sattık. 3 sene köyümüze dönemedik. Kiğı’nın bir köyünde kaldık. Benim iki oğlum var. Biri hapiste, diğeri de 3 sene yattı. Şu an Avusturya’da yaşıyor.”

    2008 yılında eşini kaybeden Buğur, o zamandan beri köyünde yalnız yaşıyor. Boşaltmadan sonra köylerinde eski hayatlarının kalmadığını, köylerinde şimdilerde yalnızca yaşlıların yaşadığını söyleyen Buğur, “Eskiden talebeler, öğretmenler, gençler vardı. Okulumuzda 150 talebe olurdu, şu an hiç yok…”

    “HALA KORKUDAN EVLERİMİZDE YATAMIYORUZ”

    Bugünlerin de eskisinden farklı olmadığını belirten Buğu, halen baskı yaşadıklarını, bir şey söylediklerinde ağızlarına band vurduklarını ve içeri attıklarını söylüyor. Bir suç işlenmişse bunun yargıya götürülmesi gerektiğini ve ona göre cezalandırılması gerektiğini ifade eden Buğu, barış ve kardeşlikle ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor:

    “Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız, barış ve kardeşlik istiyoruz, başka bir isteğimiz yok. Türk, Kürt fark etmez hangi milletten olursa olsun, kardeşlik istiyoruz. Halen korkudan evlerimizde yatamıyoruz. Vurup kırmayla bir yere varılmaz.”

    “HEP ALEVİYİZ DİYE YAPTILAR BUNLARI”

    Zorla göçün ardından köyüne dönen Selime Bayek de benzer şeyler anlatıyor.

    “Hayvanlarımız daha yeni doğum yapmıştı. Askerler geldi tekmelediler kapımızı. Kapı dışarı ettiler bizi. Erkekleri alıp götürdüler boş kağıtlara imza attırdılar. Köyden dışarı attılar bizi. “Başka evimiz yok yurdumuz yok, nereye gidelim” dedik. “Nereye giderseniz gidin” cevabını verdiler. Bir çavuş vardı çok hakaret etti bize. 2-3 yıl Kiğı köyünde kaldık. Çoğu kişi İstanbul’a gitti. Biz ara ara köyümüze gidip geliyorduk. Hep Aleviyiz diye yaptılar bunları.”

    PİRHA/BİNGÖL

  • Doğa aktivisti Gürbey, Kiğı Barajı’nın doğaya, inanca, yaşama karşı tahribatını aktardı-VİDEO

    Doğa aktivisti Gürbey, Kiğı Barajı’nın doğaya, inanca, yaşama karşı tahribatını aktardı-VİDEO

    PİRHA – Bingöl Kiğı’daki doğa tahribatına ilişkin PİRHA’ya konuşan doğa aktivisti Yunus Gürbey, Kiğı Barajı’nın doğal yaşama, köylülere ve ziyaretgahlara olan etkilerini aktardı. Gürbey, bölgede Kiğı Kalesi’nin, Pırehankan Ziyaretgahı’nın, birçok köyün ve yaban hayatının zarar gördüğünü belirtti.

    Dersim bölgesinde bulunan Peri Suyu’nda 9 baraj bulunuyor. Bu barajın yapılmasıyla birçok yerleşim yeri, köy, ziyaretgah, mezarlar, yaban hayatı, yollar yok oldu. Bu barajlardan bir tanesi de Kiğı Barajı. Kiğı’da yaşayan doğa aktivisti Yunus Gürbey, barajın bölgeye verdiği etkileri, yarattığı tahribatlara ilişkin PİRHA’ya anlattı.

    Gürbey, “Kiğı barajının alanı sit sayılabilecek bir alandır. Orada binlerce yıllık Kiğı Kalesi bulunmaktadır. Yine çeşitli endemik bitkilerin, hayvanların yaşadığı bir alan. Kiğı Kalesi’ni de baraja dolgu yapılması için taşları dinamitle patlattılar. Alan, Kiğı’nın en eski yerleşim yeri olarak biliniyor. Dağın yamacında kilise var, orada da ciddi bir tahribat var. Bölgede bulunan Topraklı Köyü, Abar Köyü ciddi bir tahribat gördü” ifadelerini kullandı.

    “BARAJ SUYU GELECEK, MEZARLARINIZI KALDIRIN”

    “Barajın önü kesilmeden önce insanlara ‘Baraj suyu gelecek, mezarlarınızı buradan kaldırın’ dediler. Bu gerçekten trajik bir olay. Babamızın, dedemizin mezarını 3-5 kişinin karı uğruna yerinden kaldırıyoruz, bu tam bir zulüm” diyerek tepkisini dile getiren Gürbey, Alevilerin ziyaretgahlarından olan Pirehankan’ın olduğu bölgede de çok ciddi tahribatlar yaşandığını  şöyle belirtti:

    “Ayrıca Kiğı barajının gerisinde bulunan Pirehankan Ziyaretgahı’nın, Alevi inancında çok önemli bir yeri vardır. İnsanların sık sık ziyaret ettiği, dualarını, kurbanlarını yaptığı bir yer. Orada da ciddi bir tahribat var.”

    Bu baraj silsilesinin Mazgirt’in güneyinden Kiğı’ya kadar devam ettiğini ifade eden Gürbey, şunları kaydetti:

    “Burada sahiplenme ve karşı çıkma konusunda yeterli tepki verilmedi. Peri suyunun Küçüksu Vadisi’nde yapılmak istenen bir barajın hukuksal mücadelesini verdik. Bu barajın yapılacağı alan da birinci derece sit alanı sayılabilecek bir yerdi. İki kaplıcanın olduğu ve çeşitli endemik bitkilerin olduğu bir alandı. Şirket, halkın bu tepkisini görünce geri adım atmak zorunda kaldı.”

    KİĞI’DA ORMAN YANGINLARI

    Bölgede yaşanan sorunlardan birisi ise orman yangınları. Gürbey, yazları bölgede çok ciddi orman yangınları olduğunu belirterek “Bunlar gündeme de gelmedi. Türkiye’deki çevreci, ekolojist kesimin bu bölgenin doğasına yönelik bir eksikliği var. Biz istiyoruz ki; bir Hozat gibi, bir Pülümür gibi, bir Ovacık gibi buralara da sahip çıkılsın. Burası tanıtılmamış, tarihi doğal dokusu çok zengin bir yer” dedi.

    Gürbey, “Ormanlar güvenlik gerekçesiyle yakılıyor. Yangınların olduğu bölgeler yasaklı olduğu için müdahale edenler olsa bile eksik kalınıyor. Çünkü can güvenlikleri öz konusu. Gidip doğrudan müdahale etme şansları yok. Bir vatandaş hayvan yükü kadar kuru odun götürse müdahale ediliyor ama yandığı, tahrip edildiği zaman aynı tavır sergilenmiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    KİĞI/PİRHA

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız, Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneğinde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde stand açan Yıldız “Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde kitap-dergi standı açan Yıldız PİRHA’ya konuştu.

    Yıldız “Kürt Böreği’nin isim hakkını almak ve burada biraraya gelmek önemli. Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    İki yıl önce KHK ile ihraç edilen Tarih öğretmeni Rıfat Yıldız, şimdi İstanbul’da Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor.

    İstanbul’a gelmeden önce Muş Kurdi-Der’de dil dersleri vermiş. Aynı dönemde Muş Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünde öğrencilik yapan Yıldız, mastır eğitimine de aynı üniversitede devam ediyor.

    Yıldız “Şimdi KAYYDER’de özel dersler veriyorum. Hafta sonları da toplu derslere giriyorum” diyor.

    Bu derslerin hangi aralıklarla verildiğini ve ilginin nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Kursiyerlere göre değişiyor. Kursiyer vardır her gün ders alıyor. Kursiyer vardır haftada bir gün alıyor. Kursiyer vardır haftada bir saat alıyor” cevabını veriyor.

    “KÜTLERİN DIŞINDAKİ KESİMLERİN İLGİSİ DAHA YOĞUN”

    İlgi konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Doğrusunu söylemek gerekirse bir alaka var. Fakat bu yeni siyasal atmosfer içinde biraz korku da var. Bu korkuya rağmen yine de alaka var. Bu ilgi sadece Kürtlerden gelen bir ilgi değil. Kürtlerin dışındaki kesimlerin de ilgisi yoğun.

    Bu sene çoğunlukla öğrencilerim Türklerden oluşuyor. İki de yabancı vardı, bunlardan biri İngiliz, diğeri ise Amerikalıydı. Öğrencilerim arasında akademisyen var, sinemacı var, tiyatrocu var.”

    “DİL DİSİPLİN VE SABIR İSTİYOR”

    Dil kursuna gelenler öğreniyorlar mı peki diye soruyoruz? Mamoste Yıldız şöyle cevaplıyor:

    “Öğreniyorlar elbette. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nden bir kadın geldi. Neredeyse benim kadar Kürt dilini ve gramerini gayet iyi öğrendi. Sonra geldi masallar üzerine çalıştık. Şöyle bir şey, dil konusunda öğrenmenin sınırı yoktur. Biraz sabır ve disiplin istiyor. Bu disiplin biz Ortadoğu halklarında fazla yoktur. Ama Avrupa terbiyesini almış insanlarda var. Bir de bilinen isimlerden Profesör Mesut Yeğen var öğrencilerim arasında. 7 aydır o da geliyor. Bir hayli ilerleme sağladı. Böyle isimler var yani. Biraz disiplin ve sabır istiyor. Yani ben ders veriyorum ama öğrencilerimden öğrendiğim çok şey de oluyor. Bu şekilde devam ediyor.”

    “26 YILDIR ÇIKAN BİR DERGİ: KAYY-DER”

    Mamoste Rıfat Yıldız, 3. Kürt Böreği Festivali’ne üzerinde dergi ve kitapların olduğu bir stand ile katılmış. Kitap ve dergi almaya gelenlere ekstra güzel sohbetini ve güler yüzlü duruşunu da ekleyerek sunuyor.

    “Burada bir stand açmışız, kitap satıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı kitabı ile yine cezaevinde olan İdris Baluken’in romanı Üç Kırık Dal adlı kitabını satıyoruz. İki tane de KAYY-DER bünyesinde çıkan dergimiz var” dedikten sonra dergiye ilişkin şu detayları veriyor:

    “Son sayısı yani 51. Sayı ile bir önceki sayısı var standımızda. KAYY-DER’in dergisi 1992’den bu yana çıkan bir dergidir. Bu dergi Türkçe ve Kürtçe olmak üzere iki dilli olarak çıkıyor. Bu dergi üzerine de bir çalışmam oldu. Yani bu dergide kimler yazmış, nasıl bir yol izlemiş, kültürel çalışmalara, bölgenin folkloruna dair izler nasıl yer almış. Siyasi konulara mı yoksa folklora mı ağırlık verilmiş vb. konularda bir çalışma yürüttüm.

    Tabi bir kitabın, derginin çıkarılması, yayınlanması günümüz koşullarında biraz zordur. Uğraş istiyor, emek istiyor. 28 yıldır bu kurum var dergi ise 26 yıldır çıkıyor. Bu 26 yıl içinde toplam 3 defa çıkmamış, bunun nedenlerine bakınca da ekonomik sorunların olduğunu görüyorsun.”

    “BU DERGİ KENDİ BAŞINA BİR ARŞİV NİTELİĞİNDE”

    Yıldız şöyle devam ediyor:

    “Bu dergi kendi başına bir arşiv niteliği taşıyor. İsmail Beşikçi de dahil birçok kişi bu dergide yazmış. Peri vadisinde yaşayan ilçe ve köyleri yani o bölgeyi düşündüğümüzde oraya dair bu dergide derin folklorik izler görüyoruz. Şiirler, deyişler, türküler, atasözleri, deyimler ve masallar var.

    Ayrıca Türkiye’nin siyasi atmosferi de bu dergilerde 26 yıl boyunca kendisini göstermiş. Bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    KÜRT BÖREĞİ PATENTİ NEDEN ÖNEMLİ

    Mamoste Rıfat Yıldız’a, “Dil üzerine çalışan birisiniz, özellikle Kürt Böreği’ndeki Kürt kelimesi üzerine tartışmalar yürütüldü. “Küt Börek” dendi, “Sade Börek” dendi, “Hamal Böreği” dendi ama bir türlü Kürt Böreği demeye diller varmadı. Nitekim KAYY-DER yönetimi uzun uğraşlardan sonra “Kürt Böreği” adı altında patent aldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz. Yıldız söyle bir örnekle giriyor bu konuya:

    “Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Genel anlamda dikkatinizi devletli sistemlere ve onun sömürgeci aklına verdiğinizde bu tür sistemlerin hepsinde bu yaklaşım var. Mesela Fransa gidiyor Cezayir’i işgal ediyor. Orada sadece seni öldürmüyor, sadece kurşun sıkmıyor. Önce kurşunu senin ruhuna ve beynine sıkıyor. Neden yapıyor bunu? Unutman için, kendi kültürünü, tarihini, müziğini, folklorunu, sanatını vb. unutman için.”

    “AMAÇ TARİHSEL HAFIZANIN BİTİRİLMESİ”

    Devam ederek “Aynı şeyler burada da sürdürülüyor. Bakıyorsun önce ne yapmışlar, önce Kürt kendisinden utansın diye politikalar üretmişler. Yani dilinden, kültüründen, kimliğinden, tarihinden utansın istemişler. Şimdi tarihsel hafızanın bitirilmesi olarak da değerlendirmek lazım bunu. Bu politikaya karşı duruş önemlidir. “Kürt Böreği ismi burada semboliktir. Ama anlamı büyüktür. Burada insanların bu isim altında bir araya gelmesi önemlidir. Amaç börek yemek değildir. Başka bir şey vardır. Toplumun gönlünde aslında burada bir araya gelişin başka bir anlamı var. Bu aslında kendi topraklarına olan özlemi anlatıyor. Bu kent ortamında bir araya gelmenin koşulları kalmadığı için böylesi bir ortam oluştuğunda bir araya geliyor ve kendi kültürünü yaşatıyor. Özlemini gideriyor.

     “RENGİNİ KORUMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR”

    Burada bir korkusuzluk da var. Bir direniş de var. Bu bazen bir festival ile olur. Bazen siyasetle olur. Bazen bir dilin kelimesini kullanmakla olur. Bazen bir şiir okumakla olur. Bu bazen bir dengbêjin sesini açmakla olur. Bazen bir kadının başındaki yazmayla, giydiği fistanla, erkeğin giydiği şalvarla olur. Biz kendi rengimizi koruyalım ve yansıtalım yeter ki. Ya rengimizi ve bize ait ruhu koruyacağız ya da bize dayatılan yaşama entegre olacağız.

    Öncelikli olan ruhumuzdur bize ait olandır ve bizim bunu korumamız lazım. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” ifadeleriyle değerlendiriyor.

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    PİRHA – KAYY-DER her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yılın ilk pazarında yeni yılı karşılamak amacıyla geleneksel zereveti yemeğini verdi. Dayanışma ile gerçekleşen yemeğe bu yıl yazar ve şairlerin katılımı da ayrıca renk kattı.

    1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla her zaman dikkat çeken Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel Zereveti (zılfet-zerfet) yemeği verildi.

    Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl o coğrafyanın bağrından çıkmış Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairlerin katılımcılarla yaptığı söyleşi ve kitaplarını imzalaması oldu.

    Her yılın ilk Pazar günü dayanışma ile verilen Zerevet yemeğinde özellikle kadınların emeği dikkat çekiyor.

    “DERNEK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN VAR”

    Dernek çalışmalarında emek harcayan Nimet Çelebi Erdoğan Aslında kültürümüzde böyle bir şey var, ama şehirlere göç ettiğimiz için birbirimizden uzak düştüğümüz için bu kültürümüzü çok uzun zaman düzenli olarak sürdüremedik. Dernek bu manada önemli rol oynadı. Dernek yapmadığı zaman bu kültür yok olup gidecekti diyor.

    Erdoğan derneğimiz kurulduğundan beri her yıl yılbaşından sonraki ilk Pazar günü insanlarımızı çağırıyor, buraya toplanılıyor ve zırfet etkinliği yapılıyor derken amacını da şöyle belirtiyor. Burada amaç hem kendi kültürümüzün ürünü olan yemeği birlikte yemek hem de bir araya gelip birbirimizden haberdar olmak. Farklı paylaşımlarda bulunmak.

    Genelde kadınların bu yemeği hazırlamada rol oynadığını belirtiyor Erdoğan.

    “YENİ YILI KARŞILAMAK İÇİN YAPIYORUZ”

    Hazırlanan Zereveti yemeğinin bıçakla kesilmesi, içinin doğranması, sarmısaklı ayran ve tereyağının dökülmesinden tutalım estetik görüntü kazanmasındaki tüm aşamalar kadınlar tarafından gerçekleşiyor.

    Emek harcayan kadınlar hazırlık aşamasının kendileri açısından sosyal bir aktivite olduğunu ve bundan zevk aldıklarını da ekliyorlar.

    Her yıl bu etkinliğe katılan Şükran Negiz’de geleneklerimize, örf adetlerimize sahip çıkıyoruz, bu kültürü çocuklarımızın da yaşamasını istiyorum. Çok güzel bir etkinlik diye değerlendiriyor.

    Behice Kuloğlu ise eskiden özel günlerde, yılbaşılarda yapılan özel bir yemekti bu. Yöresel yemeğimizdir. Yılbaşını karşılamak için bir araya gelip bu yemeği yapıyoruz.

    ZIRAVÊ TÜRKÜSÜ EŞLİĞİNDE ZEREVETİ HAZIRLANIYOR

    Zereveti yemeğinin hazırlanmasında emek harcayan kadınlardan biri de Güneş Taş. Güzel sesiyle de bilinen Güneş Taş geçmiş yıllarda KAYY-DER bünyesinde kurulan Koma Dengê Biratî Grubunda yer almış. Güneş Taş 1990’lı yıllardan beri KAYY-DER bünyesinde Gaxan yani köyde kutladıkları gibi yılbaşı geleneğini İstanbul’da da sürdürdüklerini söylüyor. Gaxan’ın dayanışmacı yanlarını bize anlatıyor.

    Güneş Taş çalışırken aynı zamanda Zıravê türküsünü söylüyor. Orada bulunan tüm kadınlar da ona eşlik ediyor.

    Geleneksel Zereveti yemeği yenildikten sonra Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairler kitaplarını tanıtı, katılımcılarla söyleşi yaparak kitaplarını imzaladı.

    Turabi KİŞİN/İSTANBUL

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    KAYY-DER’in dayanışma gecesine ilgi büyüktü – Video

    PİRHA – Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapıldı.

    Haberin Videosu

    Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Ümraniye’de gerçekleşen dayanışma gecesinde demokrasi ve dayanışma kültürünün önemine vurgu yapılırken “KAYY-DER’in geçmişten günümüze bu konudaki çabaları görmezden gelinemez” vurgusu öne çıktı.

    Sunuculuğunu tiyatro ve sanat hayatına KAYY-DER bünyesinde başlayan ve günümüzde oyuncu ve yönetmen olarak çalışmalarını yürüten Kiğı’li Kemal Ulusoy’un yaptığı gecede demokrasi ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.

    Arkasından KAYY-DER’i ve çalışmalarını tanıtan bir slayt gösterimi yapıldı.

    Yine KAYY-DER bünyesinde yetişmiş tiyatroculardan Hasan Cansu müzik eşliğinde etkileyici bir pandomim gösterisi yaptı.

    Yaz aylarında KAYY-DER bünyesinde yapılan futbol turnuvasında ödül kazanan takımlara katılımlarından ötürü teşekkür edilerek ödülleri verildi.

    Dernekleşme konusunda köklü bir tarihi olan KAYY-DER tarihine yakışır bir derinlikle etkinliğin düzenlendiği salonun duvarlarına “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur. Diğer yarısını da kadınlar yetiştirir. Kadına saygılı ol.” “Manevi değerlerimize sahip çıkalım.” “Peri Vadisinin incisi KAYY-DER” pankartları asılmıştı. Sahnede ise Türkçe, Kurmanci ve Kirmancki dillerinde hoş geldiniz yazılı pankart vardı.

    KAYY-DER’in yetiştirdiği sanatçılardan Alican Bilgin söylediği parçalarla halaya duran kitleyi coşturdu.

    “DAYANIŞMA KIYMETLİDİR”

    Dayanışma gecesine katılan HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Kısa bir konuşma yapan Önder, iki şeyle amel edilmez, iki şeyle başarıya ulaşılmaz dedi. Bu iki şeyden birinin rüya diğerinin ise korku olduğunu belirtti. Her türlü hukuksuzluğun, her türlü ahlaki yozlaşmanın, her türlü zulmün yaşandığı bu iklimde direnmek, birlikte mücadele etmek, KAYY-DER’in yaptığı gibi dayanışma kültürünü öne çıkarmak kıymetli ve önemlidir. Günümüz iktidarı topluma korku salarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Korku imparatorluğu kurmuş, böyle başaracağını sanıyor. Korkuyla başarı elde edemezsiniz. Güzel bir sözümüz var “Korkunun ecele faydası yok” diye. Korku bu iktidarın kendi sonunu getirmekten başka bir işe yaramaz.

    Korktukları için insanların emeğiyle, ekmeğiyle, aşıyla, yaşamıyla oynuyorlar. Bu kötülüğe karşı omuz omuza durmak, göz hizasında bakmak ve direnmek değerlidir ifadelerini kullandı. Önder, bu anlamda KAYY-DER’in dayanışma kültürü, tanış olma, yan yana durma kültürü kıymetlidir. Dayanışma bu manada her şeydir.

    Cezaevinde olan Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken’in selamlarını da getirdiğini belirten Önder 7 Aralık tarihinde Selahattin Demirtaş’ın Ankara’da görülecek olan duruşmasına dikkat çekerek, duyarlılık çağrısında bulundu.

    “HIRSIZLARA VE HAKSIZLARA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Dayanışma gecesinde bir konuşma yapan KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe üç aralık dünya engelliler gününe dikkat çekerek engel elde, gözde, ayakta değil. Engel sevginin yetersizliğindendir ifadelerini kullandı.

    Dayanışma gecesine katılan ve destek veren herkese teşekkür eden Gökçe Haksız yere işinden, ekmeğinden edilen ve hapse atılanlara selam göndererek; 15 yıldır bu ülkeyi yönetenler hırsızları, katilleri koruyor. Ancak insan haklarını savunan, demokrasi mücadelesi verenleri kırıyor, hapse atıyor. Kültürlerin, inançların yok edildiği bir zeminden geçiyoruz. KAYY-DER olarak yıllardır bu haksız uygulamalara karşı mücadele ediyoruz. Bu mücadelemiz devam edecektir. Bu anlamda KAYY-DER’in kuruluşundan bu yana emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum dedi.

    Geceye yurtdışında olduğu için katılamayan HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un gönderdiği mesaj da okundu. Mesajda dayanışma kültürünün önemine değinilirken, KAYY-DER’in bu konudaki çabasının önemli olduğunun altı çizildi.

    Sanatçı Rojda’nın da sahne aldığı gecede Koma Jinên KAYY-DER’ê müzik Gurubu, KAYY-DER tiyatro grubu ve KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubu yöresel giysileriyle, yer aldıkları sahnede görsel şölen yaşatarak gecenin dikkat çeken grupları oldu. HABER MERKEZİ) 

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    PİRHA – Kiği – Karakoçan – Adaklı- Yayladere- Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık’da gerçekleşecek. 

    KAYY-DER’in düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık Pazar günü saat 18.00 ile 23.00 arası Ümraniye Salon Prıncess’de (Büyük salon) gerçekleşecek.

    Sunuculuğunu tiyatrocu Kemal Ulusoy’un yapacağı gecede sanatçı Rojda ve Alican Bilgin sahne alacak.

    Koma Jinê KAYY-DER’ê müzik Gurubu ile KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubunun da sahne alacağı gecede, 23. Geleneksel Futbol Turnuvası’nda dereceye girenler için Ödül Töreni de yapılacak. Geceye Sinan Boral ile Hasan Karakoç da davul zurnalarıyla renk katacak.