PİRHA- Santa Maria Kilisesi’ne silahlı saldırı düzenleyen IŞİD’li teröristlerden Tacikistan uyruklu A.K. ve Rusya uyruklu D.T. ile onlarla bağlantılı oldukları değerlendirilen diğer 34 şüpheli adliyeye getirildi.
İstanbul’da 28 Ocak 2024’te, Pazar ayini sırasında Santa Maria İtalyan Kilisesi’ne düzenledikleri silahlı saldırı sonucunda Tuncer Cihan’ın ölümüne sebep olan IŞİD’li teröristlerden Tacikistan uyruklu A.K. ve Rusya uyruklu D.T. ile onlarla bağlantılı oldukları değerlendirilen toplam 34 şüpheli, zırhlı araçlarla İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.
NE OLMUŞTU?
Santa Maria Kilisesi’nde 28 Ocak Pazar günü, sabah ayini sırasında, IŞİD’li oldukları belirtilen Tacikistan uyruklu A.K. ve Rusya uyruklu D.T.’nin silahlı saldırısı sonucunda Tuncer Cihan isimli Alevi yurttaş hayatını kaybetti.
Saldırıya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında saldırıyı gerçekleştiren ve onlarla bağlantılı olduğu değerlendirilen şüphelilerin yakalanması için 30 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Operasyon kapsamında yakalanan 60 şüpheliden 26’sı, saldırıyla bağlantıları bulunmadığı gerekçesiyle emniyet işlemlerinin ardından sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edilmişti.
PİRHA- Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırıya tepkiler sürerken, DEM Parti Mersin İl Örgütü Aziz Antuan Katolik Kilisesi’ne taziye ziyaretinde bulundu. Ziyarette konuşan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, ötekileştirici dilin saldırının sebebi olduğuna dikkat çekerek, “Buna karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
İstanbul Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Tuncer Cihan’ın cenazesi Nurtepe Cemevi’nden kaldırılırken, saldırıyı IŞİD üstlendi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, silahlı saldırının iki failinin de yakalandığını duyurdu. Yerlikaya, faillerin IŞİD’i olduklarını değerlendirdiklerini söyledi.
Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıya dair DEM Parti Mersin İl Örgütü,Aziz Antuan Katolik Kilisesi’ne taziye ziyaretinde bulundu.
Ziyarete DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, İl Eş Başkanı Reşad Aşan ve Sivil Toplumlardan Sorumlu İl Yöneticisi İsmail Şimşek katıldı.
Mersin Latin Katolik Kilisesi Baş Rahibi Roshan Cordeiro ve Jane Dibo karşılanan heyet, ziyaretten duydukları memnuniyeti ifade etti. Baş Rahip Roshan Cordeiro, saldırıyı beklemediklerini belirterek, Türkiye’deki Hristiyan cemaati korkutmak için yapıldığını söyledi.
DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Türkiye’de benzer saldırıların defalarca yaşandığına dikkat çekerek, “Yerel seçimlere giderken Türkiye’nin bu kaotik durumu hepimizi endişelendiriyor. Biz de DEM Parti Genel Merkezi olarak tüm arkadaşlarım adına geçmiş olsun diliyorum. Irkçılığın ve ötekileştirici dilin bu saldırının ana sebebi olduğunu biliyoruz” dedi.
“IRKÇILIK POMPALANIYOR”
İstanbul’un merkezinde kar maskeli iki saldırganın Kilise’ye saldırısındaki ihmallere işaret eden Yüksel Mutlu, şunları dile getirdi:
“İki tane kar maskeli kişi elini kolunu sallayarak kiliseye giriyor, ateş ediyor ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün haberi olmuyor. Gerçekten bu kabul edilecek bir durum değil. O nedenle Hristiyan aleminin Türkiye’de kaygılı olduğunu görüyoruz. Bu tedirginliği bütün inanç mensupları yaşıyor. Mesela sosyal medya üzerinden cemevlerine saldırı tehditleri yapılıyor. Bu aslında ırkçılığın nasıl pompalandığını gösteriyor. Oysa bu ülke hepimizin. Bir arada mutlu yaşayabileceğiniz bir coğrafya iken ne yazık ki Türkiye’de sistem siyaseti ötekileştirici bir yol izliyor. Biz bununla uzun süredir mücadele ediyoruz. Çünkü biz de bunun mağdurlarıyız. Umarım bir an önce barış dili ülkeye hakim olur.”
BOZAN: AYRIŞTIRAN DİL AKP DÖNEMİNDE YAYGINLAŞTI
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da, Hristiyan toplumunun tedirginliğini vurgulayarak başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:
“O tedirginlik yıllardır uygulanan ötekileştirme politikasının sonucu. Konuşurken, sohbet ederken, tartışırken kullanılan dil buna hizmet ediyor. Ötekiletirici ve ayrıştırıcı dilin cumhuriyetin kuruluşundan beri var olduğunu, AKP iktidarı döneminde ise yaygınlaştı. Bundan kaynaklı özellikle bu ülkede inançsal ve etnik anlamda farklı olan tüm kesimlerin kendisini tedirgin hissettiğini düşünüyorum. Yıllardır bununla mücadele ediyoruz, mücadele etmeyede devam edeceğiz. Yaşanan üzüntüyü ve acıyı gerçekten yürekten hissediyoruz.”
PİRHA-İstanbul’da Alevi kurumlarının temsilcileri pazar ayini sırasında silahlı saldırı yapılan ve bir kişinin katledildiği Santa Maria Kilisesi’ni ziyaret etti. Alevi temsilciler, insanların inançlarını yerine getirirken saldırıya uğramasını kınadıklarını belirterek, Alevilerin de bu tarz saldırılara maruz kaldıklarını dile getirdiler. Kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu ise ziyaretten memnun olduklarını ifade ederek, saldırıda yaşamını yitiren Tuncer Cihan’ın Alevi olduğunu söyledi.
İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria İtalyan Kilisesi’nde Pazar ayini sırasında silahlı saldırı yapıldı. Kiliseye gelen kar maskeli iki kişi tarafından açılan ateş sonucunda ayine katılanlar arasında yer alan Tuncer Cihan hayatını kaybetti.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı 51’e yükseldi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, silahlı saldırının iki failinin de yakalandığını duyurdu. Yerlikaya, faillerin IŞİD’i olduklarını değerlendirdiklerini söyledi.
Alevi kurumlarının temsilcileri pazar ayini esnasında silahlı saldırı düzenlenen Santa Maria Kilisesi’ni ziyaret etti.
Ziyarete Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti İstanbul milletvekilleri Celal Fırat ve Çiçek Otlu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Gazi Cemevi Kültür Vakfı Başkanı Hıdır Karadaş, DEM Parti İstanbul İl Örgütü ve çok sayıda kişi katıldı.
“SALDIRIYI KINIYORUZ”
Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirmek istendiğini belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Yüreğimiz yanıyor, bu haberi duyduğunuzda ürperdim, kiliseye yapılan saldırıyı, Aleviler olarak biz de yaşadık. Maalesef yaşanan durumun söz kurmanın anlamı yok, insanların inançlarını yerine getirirken saldırıya uğramasını kınıyoruz. Acınızı yüreğimizde hissediyoruz” dedi.
“BU TÜR SALDIRILAR BİR DAHA YAŞANMASIN”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Böyle bir olayın yaşanması bizim yüreğimizi parçaladı. Temennimiz bu tür saldırıların bir daha yaşanmaması” diye belirtti.
“BİRLİKTE YAŞAMANIN ORTAMINI YARATMAMIZ LAZIM”
Saldırıyı kınayan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ise “Bu tarz olaylara en çok uğrayanlardan biri biz Alevileriz. Aleviler olarak Sivas’ta, Maraş’ta bu saldırılara uğradık. Birlikte yaşamanın ortamını yaratmamız lazım” diye ifade etti.
“BU TÜR SALDIRILARLA BİRLİĞİMİZİ BOZAMAYACAKLAR”
Provokasyonlara karşı bir arada olduklarını vurgulayan Gazi Cemevi Kültür Vakfı Başkanı Hıdır Karadaş da, “Bu tür saldırılar geçmişten günümüze kadar yaşandı. Bu tür saldırılara ortaklaşarak cevap vereceğiz. Birliğimiz olduğu sürece bu tür saldırılar bizim birliğimizi bozamayacak” diye konuştu.
AV. HATİPOĞLU: ÇOK MASUM BİRİ, ÖĞRENDİK Kİ ALEVİYMİŞ!
Santa Maria İtalyan Kilisesi’nin Av. Afşin Hatipoğlu da, Alevilere teşekkür ederek başladığı konuşmasında, “Hiç kimse buraya saldırı olacağını tahmin edemezdi. Çok masum biri, hatta Hristiyan olmayan biri kilisede vefat etti. Daha sonra öğrendik ki bu yurttaşımız Alevi imiş. Bu Türkiye’nin de resmi aynı zamanda. Türkiye’de her tür unsura ait insanlar yaşıyor. Bu insanlar her yerde kardeşçe yaşayabiliyor aslında.
“KARDEŞLİĞE KASTEDENLER VAR”
Ama bu kardeşliğe kastedenler var. IŞİD’i işaret ediyor. Tacik ve Rusya vatandaşı iki teröristten bahsediyorlar. Bu kadar kolay bir şekilde terör eyleminin yapılamaması gerekirdi. Bizi memnun eden faillerin kısa sürede yakalanması ve soruşturmanın genişletilmesidir. Verdiğiniz destek buradaki ibadet insanlarının için rahatlatacaktır. Çünkü size ait bir can burada hayatını kaybetti” dedi.
Alevi temsilciler, kiliseye saldırıda yaşamını yitiren Tuncer Cihan’ın Alevi olduğunu Av. Afşin Hatipoğlu‘nun konuşmasıyla öğrendiler.
“SALDIRININ ARKASINDAKİ GÜÇLER AÇIĞA ÇIKARILSIN”
HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, ise şunları dile getirdi:
“Bu saldırılar hangi sebeple yapılırsa yapılsın dostluk ve dayanışma kültürünü bozamayacaklar. Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin arkasındaki güçlerin açığa çıkması için bu sürecin takipçisi olacağız.”
PİRHA- Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’nde bir kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırıya ilişkin soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı 51’e yükseldi.
İstanbul Sarıyer’de dün Santa Maria Kilisesi’ndeki silahlı saldırıya ilişkin gözaltı sayısı 51’e yükseldi.
Sarıyer’de dün Büyükdere Mahallesi’ndeki Santa Maria Kilisesi’ne gelen 2 kişi, içeride düzenlenen ayin sırasında henüz belirlenemeyen nedenle silahla ateş açtı.
Saldırıda silahla vurulan bir kişi hayatını kaybetti.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir Başsavcı Vekili ve iki Cumhuriyet Savcısının görevlendirildiğini açıkladı.
FAİLLER GÖZALTINDA
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün Santa Maria Kilisesi’nde bir kişinin ölümüne neden olan silahlı saldırının 2 failinin yakalandığını duyurdu.
Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Bu sabah Sarıyer Santa Maria Kilisesi’nde pazar ayini sırasında Tuncer Cihan isimli vatandaşımızın ölümüne neden olan 2 katil zanlısı yakalanmıştır. Failleri tespit edip yakalayan İstanbul Emniyetimizi ve kahraman polislerimizi tebrik ediyorum. Hayatını kaybeden vatandaşımızın ailesine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum.”
İsrail, Gazze Şeridi’nde yerinden edilenlerin sığındığı tarihi kiliseye saldırı düzenledi. Yüzlerce Filistinlinin sığındığı kilisede İsrail saldırısı sonucu çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirildi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısının 4 bin 137’ye yükseldiğini duyurdu. İsrail basını ise 306’sı asker 1400 İsraillinin öldüğünü, 3 bin 968 İsraillinin yaralandığını kaydetti.
Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını 14. gününde de sürdüren İsrail, yerinden edilen yüzlerce Filistinlinin sığındığı tarihi kiliseyi bombaladı.
Gazze’deki İçişleri Bakanlığı, dün akşam saatlerinde İsrail’in Gazze’de Rum Ortodoks Kilisesi’ni hedef aldığını duyurmuştu.
Filistin resmi ajansı WAFA’da yayımlanan haberde, saldırıya ilişkin bilgi verildi. Habere göre, İsrail’in Rum Ortodoks Kilisesi’ni hedef aldığı saldırısında aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 8 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.
Ölü ve yaralıların hala enkaz altında olduğu, kurtarma ve ambulans ekiplerinin onlara ulaşmaya çalıştığı belirtildi. Bombalamanın kilise binasının bazı kısımlarında ciddi maddi hasara yol açtığı ve yanındaki bir binanın da yıkıldığı kaydedildi.
Saldırının, güvenli bir yer arayışıyla kiliseye sığınan Hıristiyan ve Müslüman Filistinli ailelerin bulunduğu “Kilise Vekilleri Konseyi” binasının tamamen yıkılmasına neden olduğu ifade edildi.
Kudüs’teki Anglikan Kilisesi’ne bağlı Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi, İsrail’in 17 Ekim’de bombaladığı ve yüzlerce kişinin ölümüne yol açtığı El-Ehli Baptist Hastanesine yaklaşık 250 metre mesafede yer alıyor.
İsrail’in saldırdığı bölgede yaklaşık 1000 Hristiyan’ın yaşadığı ve evi yıkılanların korunmak için kiliseye ve ona bağlı binalara sığındığı biliniyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısının 4 bin 137’ye yükseldiğini duyurdu.
İsrail basını ise 306’sı asker 1400 İsraillinin öldüğünü, 3 bin 968 İsraillinin yaralandığını bildirdi.
PİRHA- Gabar Dağı’nın zirvesine zorlu bir yolculuk gerçekleştiren Süryani yurttaşlar, harabeye dönmüş ve define avcıları tarafından kazılmadık yeri bırakılmayan Mor Aho Manastırı’nda 34 yıl sonra ilk ayini gerçekleştirdi.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Şırnak merkeze bağlı ve Gabar Dağı zirvesinde yer alan Dêra Jor köyünde, Süryaniler tarafından 7 ve 8’inci yüzyılları arasında inşa edildiği belirtilen Mor Aho Manastırı’nda 34 yıl sonra ilk kez ayin gerçekleştirildi. Köyün 1990 yılında “güvenlik” gerekçesiyle boşaltılmasının ardından Avrupa’nın farklı ülkelerine göç eden Süryaniler, uzun bir aradan sonra köylerini ziyaret etti. Gabar Dağı’nın zirvesine inşa edilen Dêra Jor’a zorlu bir yolculuk gerçekleştiren Süryani yurttaşlar, harabeye dönmüş ve define avcıları tarafından kazılmadık yeri bırakılmayan manastırda ayin gerçekleştirdi. Bir dönem ahır olarak kullanılan manastırdaki ayini İdil ilçesine bağlı Midih köyünün rahibi Şimon Uçar yaptı. Ayin sırasında mumlar yakılarak dualar edildi. Ardından Süryani yurttaşlar, köyde bulunan yakınlarının mezarlarını ziyaret etti.
34 YIL SONRA AYİN
Rahip Uçar, Avrupa’dan gelen yurttaşların talebiyle ayini gerçekleştirdiklerini belirterek, “34 yıl sonra ilk defa bu kilisede ayin gerçekleştirildi. İnşallah önümüzdeki süreçlerde daha kalabalık bir şekilde ayin gerçekleştiririz. Bu ayinin yapılmasıyla çok mutlu olduk. Ancak kilisemiz yıkık dökük bir haldedir. İlerde köyümüz yerleşime açılırsa kilisenin durumunun da değişeceği temennisindeyiz” ifadelerini kullandı.
Köylülerden Kerim Paçun ise, Almanya’dan köyünü ve doğduğu evi görmeye geldiğini dile getirerek, 34 yıl sonra köyde ayinin gerçekleştirilmesi mutluluk verdiğini söyledi.
PİRHA – Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, Mor Petrus ve Mor Paulus Kilisesini ziyaret ederek, Metropolit Melki Ürek ile görüştü. Kenanoğlu, burada yaptığı konuşmada “Bu topraklarda kardeş olmak istiyorsak eşit olmamız lazım ilk önce. O anlamıyla gerçek anlamda kardeşlik vurgusu yapıyoruz. Toplumu bir arada tutan din, dil değil ortak yaşam sözleşmesidir” dedi.
Yeşil Sol Parti Adıyaman Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu’nun seçim çalışmaları sürüyor. İl genelinde ziyaretler Yapan Kenanoğlu ve Yeşil Sol Parti heyeti, Mor Petrus ve Mor Paulus Kilisesi’ni ziyaret etti. Metropolit Melki Ürek ile bir araya gelen Yeşil Sol Partililer, 14 Mayıs seçimleri ve ülke gündemi hakkında değerlendirme yaptı.
“VATANDAŞIN GÖREVİ DEVLETE HİZMET ETMEK DEĞİL”
Ali Kenanoğlu, depremin yarattığı etkilerin halen sürdüğünü belirterek, iktidardan kaynaklı pek çok sorunun oluştuğunun da altını çizdi. Deprem sonrasında iktidarın, Adıyaman’ı unuttuğunu söyleyen Kenanoğlu, “Toplumda tepki var. Bu tepkilerin hepsini doğruya evirmek gibi bir görev de var. Topluma, ‘devlet nedir? devletin görevi nedir?’ sorularını sorgulatmamız gerekiyor. Bunu yaparken de devletin, toplumun hizmetinde olduğunu anlatmamız gerekiyor. Biz de tam tersi algılanıyor. Vatandaş, devlet için varmış gibi oluyor. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şey yok. Vatandaşın görevi devlete hizmet etmek değil, devletin görevi vatandaşa hizmet etmektir. Darda kaldığı zaman yardım etmektir. Bu deprem esnasında bu sorunları fazlasıyla yaşadık. İnsanlar birbirlerine yardım ettiler. Fakat devletin kurumları bu durumda yetersiz kaldı” dedi.
“KARDEŞ OLMAK İSTİYORSAK EŞİT OLMAMIZ LAZIM”
İktidar kaynaklı sorunlar nedeniyle toplumda değişim arzusunun olduğunu belirten Kenanoğlu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“100 yıldır bu topraklarda inkar politikası sürdürülüyor. Süryaniler, Ermeniler, Kürtler için; yani daha doğrusu Türk ve Sünni olmayan herkes için bir inkar politikası yaşandı. Bu politika zaman zaman asimilasyona, zaman zaman imhaya sebep olacak kırımlara da neden oldu. Dolayısıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılında geçmiş yüzyıldaki bu inkar politikalarının artık terk edildiği, artık toplumun gerçek anlamda kardeşlik duygusu içerisinde yaşayabileceği bir ortamın oluşturulmasını savunuyoruz. Bu kardeşlik edebiyatını biz çok sevmiyoruz. Çünkü eşitlik olmadan kardeşlik olmaz. Bu topraklarda kardeş olmak istiyorsak eşit olmamız lazım ilk önce. Bizim savunduğumuz fikriyat budur. O anlamıyla gerçek anlamda kardeşlik vurgusu yapıyoruz. Bu hikayeden değil. Toplumu bir arada tutan din, dil değil, ortak yaşam sözleşmesidir.
“KENDİNDEN OLMAYANI DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Kadim halklarla, kadim kardeşlik ve dostluk ilişkisini de yaşadık. Önümüzdeki yüzyılda bunu daha da geliştirecek, kardeşliği kurumsallaştıracak bir siyasetle; demokratik, anayasal bir güvenceye kavuşturacak bir yapıyla devam etmek istiyoruz. Biz de, sizler gibi bu ülkede bir asimilasyona karşıyız. Toplumumuza yönelik ciddi bir değiştirme, dönüştürme politikası var. Bunlara karşı da mücadele ediyoruz bir yandan. Biz şuna inanıyoruz; her dini inanç kendisi için kutsaldır, dolayısıyla o inançlar da insanlığın iyiliği için ortaya çıkmıştır. Hiç bir inanç ‘öldürün, katledin’ demez, dememeli. Daha iyi, huzurlu nasıl yaşanır bunun üzerine kurulu kardeşliği tesis edecek bir vaatler zinciri vardır. Bunları yakından bilen birisi olarak sizleri bugün ziyaret ettik. Hem duygularımızı paylaşmak hem de biz Alevilerde rızalık vardır, bulunduğumuz illerin dini büyüklerinden de rızalık alırız. O yüzden biz de buraya sizden rızalık almaya geldik.”
“VATANDAŞLIK İLKESİ ÇOK ÖNEMLİDİR”
Metropolit Melki Ürek de, Kenanoğlu’na başarılar dileyerek şunları söyledi:
“İnşallah bir bütün olarak ülkemize güzel şeyler olur. Eşit vatandaşlık anlayışı özümsenmelidir. Vatandaşlık ilkesi çok önemlidir. Vatandaş dediğinizde herkesi kapsıyor ve hepsine eşit mesafede kalması gerekiyor, bu da devletin görevidir. Devletin başına getirdiğimiz kimdir? Seçimle getirdiğimiz yöneticilerdir. Onların her zaman vatandaşı düşünmesi gerekiyor. Vatandaşlık içerisinde ırk ayrımı olmaz. Bu ilkeyi bizden önce seçime giren, seçilmiş insanlar anlamalı ve kavramalıdır. Bu hepimiz için yararlıdır. Bu olması gerekendir.”
Yapılan sohbetin ardından Ali Kenanoğlu ve beraberindeki heyet, Adıyaman merkezde Gölebatmaz, Atatürk ve Gölbaşı caddesinde esnaf ziyareti yaptı.
PİRHA- Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, İnanç Kurulu Erdoğan Sevin ve İnanç Kurulu Üyesi Baki Erdoğan Dede, Mersin’de bulunan kiliseleri ziyaret ederek, kiliselerin deprem çalışmaları hakkında bilgi aldı. Kılavuz, Alevi toplumunun Hristiyan yurttaşların yanında olduğunu belirterek, Rahip Roshan Cordeiro ile birlikte, depremde Hakk’a yürüyenler için çerağ uyandırdı.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz ve İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin ve İnanç Kurulu Üyesi Baki Erdoğan ile birlikte Mersin’de bulunan Mersin Latin Katolik Kilisesini ve Mersin Rum Kilisesini ziyaret etti.
Mersin Latin Katolik Kilisesinde deprem felaketi nedeniyle Hatay’dan gelen yurttaşların dertlerini dinleyip, depremde Hakk’a yürüyenlerin anısına çerağ uyandırılıp, gülbank okundu.
Mersin Latin Katolik Kilisesi Baş Rahibi Roshan Cordeiro, “Depremden dolayı birçok canımızı Kilisede misafir ettik. İlk 15 gün önemli sorunlarla karşı karşıya kaldık. Mersin Cemevinin kilisemize çok önemli katkıları olmuştur. Yardımlarından dolayı çok teşekkür ederiz. ‘Cemevimizin ocağı sönene kadar, biz size yemek desteği sunacağız’ sözleri beni derinden etkiledi. Katkılarından dolayı Mersin Cemevine teşekkür ederiz” diye konuştu.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz da, “Mersin Cemevi olarak her zaman kilisenin yanındayız. ‘Hizmet insanadır’ desturu ön plandadır. Bize düşen görev neyse sonuna kadar yapmaya hazırız” dedi.
Mersin Latin Katolik Kilisesinin ardından Cemevi heyeti Mersin Rum Kilisesini ziyaret etti. Yapılan ziyarette konuşan Mersin Rum Kilisesi Papazı Coşkun Teymur, deprem sırasında Hatay’da olduğunu ve çok büyük felaket yaşandığını aktararak, cemevine desteklerinden dolayı teşekkür etti.
PİRHA – Maraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin büyük yıkıma yol açtığı 10 ilde arama kurtarma çalışmaları devam ederken, bazı bölgelerde enkaz kaldırma çalışmaları başladı. Mimarlar ise yıkılan tarihi eserler konusunda uyarıda bulundu.
Depremin 8. gününde resmi rakamlara göre can kaybının 31 bin 643 olduğu ifade edilirken, bölgede yapılan incelemelerde, çok daha fazla vatandaşın hayatını kaybettiği belirtiliyor. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, insanların yaşam mücadelesi verdiği bugünlerde, bölgenin tarihi dokusunun da yok edilmeye çalışıldığını ifade etti.
Daha önce yaşanan facianın sorumlularının ortaya çıkarılması için yıkılan her binadan araştırma yapılmaya uygun şekilde numunelerin alınması, delillerin korunması uyarısı yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden önemli bir uyarı daha geldi.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, enkaz kaldırma çalışmaları sırasında deprem bölgesindeki tarihi eserlerin yağmalanmasına karşı önlem alınması gerektiğine dikkat çekerken, bölgedeki tarihi eserlere moloz muamelesi yapılmaması uyarısında bulundu.
Deprem bölgesindeki yıkılan tüm tarihi eserlerin parçalarının korunmaya alınması için Turizm Kültür Bakanlığı yetkililerine çağrı yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, bölgede incelemelerini sürdüklerini hatırlattı.
Candan, şunları söyledi:
“Deprem bölgesinde yıkılan tarihi eserlerin parçaları moloz değildir, moloz olarak değerlendirmeyin. Her bir taş her bir parça restorasyon sürecinde kullanılır. Özel önem gösterilmeli. Depremde pek çok tarihi eser yıkıldı. Hatay Meclisi, Hatay Valiliği, Habib-i Neccar Camisi, kiliseler, havralar yıkıldı. Bölgedeki tarihi eser parçalarını moloz olarak atmak istediklerine dair ihbarlar geldi. Sosyal medya da müzelerdeki tarihi eserlerin çalındığına ilişkin iddialar söz konusu. Bu konuda acilen önlem alınmalı.”
PİRHA – HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile Van, Bitlis ve Muş illerindeki yüzlerce Ermeni kilisesi ve manastırlarının yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlık nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu gündeme getirdi.
HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ermeni kiliselerine dönük tahribatları bir kez daha gündeme getirdi. Paylan konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde; Van, Bitlis ve Muş illerinde yürüttüğüm programda, bu illerdeki tarihi ve kültürel önemi çok yüksek yüzlerce Ermeni kilise ve manastırın büyük çoğunluğunun yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlıktan ve definecilerin vandalizmi nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu tespit ettim” dedi.
“NEDEN HAREKETE GEÇMİYORSUNUZ?”
Kilise ve manastırlara yönelik Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u sorumluluk almaya davet eden Paylan, TBMM Başkanlığı’na bir de önerge sundu. Milletvekili Paylan’ın Bakan Ersoy tarafından cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle:
“*Van, Bitlis ve Muş illerindeki Ermeni kilise ve manastırlarını kurtarmak için neden harekete geçmiyorsunuz?
*Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?
*Ermeni kilise ve manastırlarındaki definecilik faaliyetlerini durdurmak için neden bir şey yapmıyorsunuz?
*Bu illerdeki Kültürel Varlıkları Koruma Kurulları Ermeni kilise ve manastırlarını neden korumaya almıyor? Bu illerdeki Koruma Kurullarının şimdiye kadar koruma altına aldığı taşınmaz kültürel varlıklar hangileridir?
*Ermeni kilise ve manastırlarını yok olmaya terk eden -bu illerdeki- Koruma Kurulları hakkında soruşturma açacak mısınız?
*Bu illerdeki Ermeni kilise ve manastırlarından; kaçı çökmüş, kaçı ağır hasar görmüş, kaçı riskli durumdadır? İzi dahi kalmayan kaç Ermeni kilise ve manastırı bulunmaktadır?
*Van, Bitlis ve Muş illerinde, Ermenilere ait izleri bilinçli olarak yok ettiren devlet politikasını değiştirmek için bir girişiminiz olacak mıdır?”
PİRHA-84 yaşında hayatını kaybeden Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan, Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.
Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan, bugün Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.
Karaciğerle bağlantılı sağlık sorunları nedeniyle bir süredir Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören Margosyan 2 Nisan Cumartesi günü 84 yaşında hayatını kaybetti. Margosyan için, bugün Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde saat 14.00’te tören düzenlendi.
Törenin ardından Margosyan Şişli Ermeni Mezarlığı’nda defnedildi. Kumkapıda’da düzenlenen törene Margosyan’ın ailesi, yakınları ve sevenleri, HDP Milletvekilleri Garo Paylan ile Züleyha Gülüm, CHP’li Milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, Adalar Belediye BaşkanıErdem Gül, Gürbüz Çapan, gazeteciler Oral Çalışlar, Fatih Polat, Ayşe Şahin, yazar Ender İmrek, Yıldız Ramazanoğlu, yazar Şeyhmus Diken, yazar Murad Mıhçı katıldı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, iş insanı Osman Kavala da cenazeye çelenk gönderdi. Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedilen Margosyan’ın mezarının üzerine Diyarbakır’dan getirilen toprak serpildi.
MIGIRDİÇ MARGOSYAN KİMDİR?
Mıgırdiç Margosyan, 23 Aralık 1938’de Diyarbakır’da, Hançepek Mahallesi’nde (Gavur Mahallesi) doğdu. Eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul’daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi’nde sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.
1966-1972 yılları arasında Üsküdar Selamsız’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde müdürlüğün yanı sıra felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyatı öğretmenliği yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü.
Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü ‘Mer Ayt Goğmerı’ (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984) ve bu kitabıyla 1988’de, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’nü aldı. Aras Yayıncılık tarafından basılan ‘Gâvur Mahallesi’ (1992), ‘Söyle Margos Nerelisen?’ (1995) ve ‘Biletimiz İstanbul’a Kesildi’ (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı ‘Dikrisi Aperen’ izledi. Türkçe kaleme aldığı ‘Tespih Taneleri’ (2006) adlı anı-romanı büyük ilgiyle karşılandı. Evrensel, Agos ve Yeni Yaşam gazetelerinde yazdığı yazılar, ‘Kirveme Mektuplar’, ‘Çengelliiğne’, ‘Zurna ve Kürdan’ isimleriyle kitaplaştırıldı. Yazarın, dünyanın yaratılış hikayesini mizahi bir üslupla ele aldığı son kitabı ‘Tanrı’nın Seyir Defteri’ ise 2016’da yayımlandı.
PİRHA- Milletvekili Suzan Şahin, cemevlerine resmi olarak ‘ibadethane’ statüsü verilmemesini eleştirerek toplam 20 kanunun 37 maddesinde değişiklik öngören kanun teklifi hazırladı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Av. Suzan Şahin, cemevlerine resmi olarak ‘ibadethane’ statüsü verilmemesini eleştirerek kanunda düzenleme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.
Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevleri ve diğer ibadethanelere de resmi olarak ibadethane statüsü verilmesi gerektiğini belirten Şahin, “Yaşadığımız coğrafyanın kadim inançlarından Alevi inancı tarih boyunca pek çok ayrımcılığa maruz kalmış ve hala da kalmaktadır. Alevilerin ibadet yeri cemevidir. Devlet, laiklik ilkesi doğrultusunda ülkemizde yaşayan tüm dinlerin ve mezheplerin ibadet yerlerine eşit yaklaşması gerekmektedir. Bu nedenle muhtelif kanunlarda geçen ‘ibadet yeri’ tanımı arasına ‘Cemevi’ ifadesi eklenerek Alevilerin ibadet yeri net bir biçimde ortaya konulmalıdır. Bu sadece cemevleri için değil, kilise, sinagog, havra ve benzeri yerler içinde yapılmalı” dedi.
“DEVLETİN DİNİ, MEZHEBİ OLMAZ”
Suzan Şahin, Devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini tanımlayan Anayasa’nın 2’nci maddesi, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti ile ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğunu belirten Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevlerine de ‘ibadethane’ statüsü verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Milletvekili Şahin, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Alevilerin Türkiye’de yaşayan diğer tüm inanç grupları gibi ibadetlerini serbestçe yapabilmeleri, ayrımcılığa maruz kalmamaları ve toplumsal uzlaşmanın gereği olarak Anayasa’nın eşitlik ilkesi yönünden cemevlerinin ibadethane olarak tanınması kaçınılmaz bir haktır. Türkiye’de bulunan yüzlerce cemevi kanun önünde resmi olarak ibadethane olarak tanımlanmadığından, belediyelerin insafına bırakılmış, vatandaşların bağış ve yardımlarına mecbur bırakılmakta, birçok yerde ısınma, elektrik, su gibi giderleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Devletin dini, mezhebi olmaz, aksi halde bu laiklik ilkesi ile çelişir. Devlet tüm inançlara eşit mesafede yaklaşmalı, vatandaşlarının ibadet hakkı için gereken sorumlulukları yerine getirmelidir. Bu sorun derhal çözülmeli, bu ayıba son verilmelidir.”
‘AİHM’E GÖRE CEMEVLERİ HUKUKEN İBADETHANEDİR’
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin 9. maddesinesinin, “Devletin neyin din, ibadet ve ibadethane sayılacağına karar vermesinin laiklik ilkesi ile çeliştiğini” söylediğini ifade eden Suzan Şahin, “Anayasamızın emredici hükümlerinin dahi üstünde yer alan AİHM’nin 26 Nisan 2016’da verdiği ‘hüküm’ gereğince cemevleri zaten hukuken ibadethanedir” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına TBMM’nin, din ve vicdan hürriyetinin serbestçe icra edilmesi için gereken düzenlemeleri yapma ve tedbirleri alma yükümlülüğü bulunduğunu, AKP hükümetinin de meclisin yaptığı bu düzenlemeleri uygulamak zorunda olduğunu belirten CHP’li Şahin, mevcut sorunun çözmü için Meclis gündemine alınması gerektiğini söyledi. Milletvekili Şahin, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Uluslararası sözleşmelerin ayrımcılık yasağını tanımlayan 14’üncü maddesinde de hiçbir, din, siyasal ve diğer kanaate ayrımcılık yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Alevi vatandaşlarımız da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtıkları davalarda Türkiye’de cemevlerinin ‘ibadethane’ olarak kabul edilmediği için iç hukukta tanınan avantajlardan mahrum bıraktığına işaret eden çeşitli mahkeme kararlarında; bunun AİHS’nin 9’uncu ve 14’üncü maddesine aykırı olarak birçok kez Alevilere ayrımcılık yapıldığı ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde; Türkiye’de yürürlüğe konmuş uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulamayacağı, milletlerarası antlaşma ile Anayasa’nın aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde milletlerarası antlaşmanın esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
Hukuk tanımaz AKP her yerde olduğu gibi bu konuda da Türkiye’yi dünyaya rezil etmiş, mahkeme kararlarını hiçe sayarak Alevileri ötekileştirme gayesinde ısrar etmiştir.
Sadece evlere, dükkanlara değil ibadethanelere de fahiş elektrik, su doğalgaz faturaları geliyor. Defalarca kanun teklifi verdik. Cemevlerine resmi olarak ibadethane statüsü verilmesini istedik. İster kabuk edin ister etmeyin cemevleri ibadethanedir. Camilere gitmeyen faturaların cemevlerine gitmesi ayrımcılıktır. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinin hem de elektrik, su, doğalgaz gibi faturalarının camiler gibi devlet tarafından ödenmesini istiyoruz. Bu nedenle bir kanun teklifi vererek, halen uygulanan tüzük ve yönetmeliklerin kanunlara göre yeniden düzenlenmesiyle cemevlerinin yasal statüye kavuşması amaçlıyorum.”
PİRHA- Erdoğan Sezer Dede, iktidarın Alevi politikalarını eleştirerek “Dedelerin, devletin vereceği aylığa ihtiyacı yoktur. Dedeler, lokmalarını taliplerinden alır” dedi. Erdoğan Dede, cemevlerinin “Kültür Merkezi” ismi altında resmileşeceği iddialarına ilişkin ise “Kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir” ifadelerini kullandı.
Hubyar Ocağına mensup Erdoğan Sezer Dede, iktidarın yeni “Alevi açılımı” hakkında konuştu. Dedelerin maaşa bağlanıp, cemevlerinin ise “Kültür merkezi” statüsü ile anılacağı iddialarına cevap veren Erdoğan Sezer Dede, “Devletin, Alevilere yapması gereken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı tanımasıdır” dedi.
“ALEVİLERİN BUNU KABUL ETMEMESİ GEREKİR”
Erdoğan Sezer Dede, Alevilerin, dışarıdan gelecek hiç bir lokmayı kabul edemeyeceklerine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Dedelerin de hiçbir aylığa ihtiyacı yok. Bu bir tür asimilasyon ve oyalama sürecidir. Alevilerin bunu kabul etmemesi gerekiyor.
İnançlar, kültürlerle beraber doğar, yaşar ve korunur. Bu çok doğaldır ama şunu görmek gerekiyor; devlet, bize ‘Kültür evi yasaktır’ diye bir kanun koymuyor. Yani bu bir aldatmacadır. Devletin bize yapacağı tek şey; cemevlerini ibadethane olarak tanımaktadır. Her kesimin kendine göre kültür dernekleri var. Yani bu söylenenler bir tür oyundur. Alevilerin de bu oyuna gelmemesi gerekir. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını tanırlarsa cemevlerini ‘ibadethane’ olarak tanımış olacaklardır.”
“YAPILANLAR TAM ANLAMIYLA İKİYÜZLÜLÜKTÜR”
Cemevlerinin ibadethane sayılması dışında hiç bir şeyin değer ifade etmeyeceğini belirten Sezer, “Yaşananları şöyle görmek gerekiyor; nasıl ki ‘Cami-Cemevi’ projesi Alevi kamuoyunu işgal edip oyuna getirildi ise bu da ‘Kültür Evi-Cemevi’ oyunu olarak aynı şekilde geliştiriliyor. Ama burada önemli olan cemevinin ibadethane olarak tanınması, evrensel insan haklarında olduğu gibi herkesin kendi ibadetini kendi ibadethanesinde yapmasıdır. Cemevleri ibadethane olarak tanınmayacaksa hiçbir değeri yoktur. ‘Kültür merkezi olarak cemevleri adlandırılacak ve dedelere maaş verilecek’ ne kadar da birbiriyle çelişkili. Eğer sen, cemevlerini ‘Kültür Evi’ olarak tanıyorsan bir anlamda kültür eğitmenine aylık verirsin. Peki bu durumda ‘dedeler cemevine değil de kültür evine mi aittir’ diyeceğiz? Çok çelişkili ve uyumsuz bir durum söz konusu. Yapılanlar tam anlamıyla ikiyüzlülüktür. Cemevleri ibadethanedir. Eğer ibadethane olarak tanımıyorsanız aylığınızı da istemiyoruz. Zaten dedelerin devletten aylık alması da doğal değildir” diye konuştu.
“TOPLUMDA DEDELERİ DAHA ÇOK RENCİDE EDECEKLER”
Dedelik hizmeti ile cemevlerinin, siyasete amaç ve araç olmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan Sezer Dede, “Bizler sadece vatandaşlık haklarımızı istiyoruz” diye belirtti. Devletten herhangi bir bağış taleplerinin olmadığını söyleyen Erdoğan Dede, cemevlerinin dolaşılarak “İhtiyaç listesi” adı altında rapor hazırlanmasını eleştirdi. Erdoğan Sezer Dede şu açıklamayı yaptı:
“Örneğin, Ermeni, Yahudi ve Müslümanların nasıl ki sinagog, kilise ve camisi var ise Aleviler de kendi ibadethanelerini cemevi olarak görüyorlar. Bu çok doğal bir insan hakkıdır. Bunun siyasete alet edilmesi, siyasetçilerle pazarlık konusu yapılmasını doğru görmüyorum. Bugün birçok ibadethanemizin önünde ‘cemevi’ yazıyor. Şimdi o ‘cemevi’ yazısını sildirip ‘Kültür Evi’ yazılırsa Alevilerin onuruna dokunmaz mı? Kendisine ‘Aleviyim’ diyen ya da kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir.
Olayın bir de şu yanı var; bizler, örneğin belediyelerin kültür evinde istediğimiz kültürün eğlencelerini yapabiliyorsak yarın cemevlerine ‘Kültür Evi’ tabelası koyulduğunda başka topluluklar oraya gelip ‘Biz burada kültürümüzü icra edeceğiz’ derlerse ne yapacağız? Cevap vermeyeceğiz. O zaman kusura bakmayın burası ibadethanedir, cemevidir; kültür evi değildir. Bu riskleri göz önüne almadan sadece parayla gözümüzü kapatmak yanlış olur. Bunun faturasını da dedelere çıkaracaklar. Toplumda dedeleri daha çok rencide edecekler ve dedeleri hırpalayacaklar. Dedelerin bu konuda çok uyanık olmaları gerekiyor. Dedeler diyecekler ki ‘hayır, bizler lokmamızı talibimizden alacağız, ibadethanemizin ismi de ‘Cemevi’ olacak’”.
PİRHA-Mardin Milletvekili Tuma Çelik, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 2022 yılı için ayrılan 16 milyar 98 milyon 580 bin liralık bütçeyi eleştirerek “Usulüne uygun olmayarak düzenlenen ihalelerde kanuna aykırılıklar olduğu tespit edilmiştir. Sayıştay’ın raporlarında tespitini yaptığı usulsüzlüklerle ilgili kurum içinde herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır?” diye sordu.
Mardin Bağımsız Milletvekili Tuma Çelik, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 2022 yılı için ayrılan 16 milyar 98 milyon 580 bin liralık bütçeyi gündeme getirerek Sayıştay raporlarına işaret etti. Çelik, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘kâr amacı gütmeyen kuruluşlara transfer’ kalemine 2021 yılında 81 milyon 893 bin lira ayrılmışken, bu payın 2022 yılında 92 milyon 441 bin liraya yükseldiğine de vurgu yaptı.
“DİYANET, HANGİ KURULUŞLARA NE GİBİ ÖDEMELER YAPMAKTADIR?”
Milletvekili Tuma Çelik, Sayıştay’ın yayınladığı 2020 raporlarında, alımlarda piyasa araştırması yapılmadığı, kurumun doğrudan alım yaparak yasaya aykırı davrandığı, usulüne uygun olmayarak düzenlenen ihalelerde kanuna aykırılıklar olduğu tespitini de gündeme getirdi. Milletvekili Tuma Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması talebiyle kaleme aldığı önergede şu soruların yanıtlanmasını istedi:
– Son bir yıl içinde doğrudan ihaleyle kaç firmaya ihale verilmiştir?
– Son bir yıl içinde doğrudan ihale alan firmalar hangi firmalardır?
– Sayıştay’ın raporlarında tespitini yaptığı usulsüzlüklerle ilgili kurum içinde herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır?
– Diyanet İşleri Başkanlığının hizmetinde olan kaç adet kiralık araç bulunmaktadır?
– Diyanet İşleri Başkanlığı, kâr amacı gütmeyen hangi kuruluşlara ne gibi ödemeler yapmaktadır?
– Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal olarak ibadethane statüsü olan kilise ve sinagoglara herhangi bir maddi yardımda bulunmakta mıdır?
– Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal olarak ibadethane statüsü olan kilise ve sinagogların bütün ekonomik masraflarını ödemek için herhangi bir yasal mevzuat çalışması yapmakta mıdır?
Kadıköy’deki Surp Takavor Kilisesi’nin giriş kapısının üzerindeki duvara çıkarak oynayan üç kişi gözaltına alındı.
İstanbul’un Kadıköy ilçesinde trafiğe kapalı alanda dün akşam (11 Temmuz 2021) bir kalabalık oluştu. Surp Takavor Kilisesi’nin önündeki yaya yolunda bir grup müzik eşliğinde eğlendi.
Bu sırada kalabalıktan 3 kişi, kilisenin giriş kapısının üzerindeki duvara çıkarak oynadı.
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, bir grubun Kadıköy Surp Takavor Kilisesi’nin duvarının üstüne çıkarak müzik eşliğinde oynamasına ilişkin soruşturma başlattı.
Savcılık, soruşturma kapsamında, kimliğini tespit ettiği şüphelilerin yakalanmasına yönelik emniyet güçlerine talimat verdi.
Polis ekipleri yaptıkları çalışmada, kilise duvarının üstüne çıkarak oynadığı iddia edilen 3 şüpheliyi gözaltına aldı.
HDP milletvekili Garo Paylan da “Kadıköy’deki kilisemize saygısızlık yapanları ve yol verenleri kınıyorum,” diyerek İçişleri Bakanlığı’nı o noktada görev yapan polisler hakkında soruşturma açmaya çağırdı.
Fransa’nın Nice kentinde bıçaklı saldırı meydana geldi. Kilise yakınlarında yaşanan saldırıda 3 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Fransa’nın Nice kentindeki Notre Dame Kilisesi yakınlarında bıçaklı bir saldırı yaşandı. Fransız medyası 3 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını duyurdu. Reuters, polis kaynaklarına dayandırarak saldırıda bir kadının başı kesilerek, bir erkeğin ise boğazı kesilerek öldürüldüğünü aktardı. Polis, hayatını kaybedenlerin sayısının 3’e çıktığını açıkladı. Birden fazla yaralı olduğu belirtildi.
Le Figaro gazetesinin polis kaynaklarından aktardığı habere göre, hayatını kaybeden kadınlardan biri kilise içinde, diğer ise yolda bulundu. Hayatını kaybeden üçüncü kişinin ise bir erkek olduğu belirtildi.
Fransa Terörle Mücadele Birimi, bıçaklı saldırıyı soruşturmak için göreve çağrıldı.
Nice Belediye Başkanı Christian Estrosi, terör saldırısı olduğuna dair şüphelerin olduğunu, bir şüphelinin gözaltına alındığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da kriz değerlendirmesi için bakanları topladı. Nice Belediye Başkanı Estrosi, Macron’un Nice’e gelip incelemelerde bulunacağını ifade etti.
ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ
Fransa’nın başkenti Paris’te de 16 Ekim’de ifade özgürlüğüyle ilgili dersinde Hz. Muhammed’in karikatürlerini gösteren öğretmen Samuel Paty başı kesilerek öldürülmüştü. Fransa hükümeti, saldırıdan sonra “radikal İslam’la mücadele etmek” için operasyonların artırılacağını kaydetmişti.
Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun son sayısında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili yayımlanan karikatürden sonra Türkiye ile Fransa arasında yaşanan gerilim tırmanmıştı. Erdoğan ve hükümet yetkilileri, Macron ve Fransa’ya dönük sert tepki göstermişti.
4 YIL ÖNCE DE SALDIRI OLMUŞTU
Nice kentinde 2016 yılında Bastille Günü kutlamaları sırasında 30 kişinin hayatını kaybettiği bir saldırı olmuştu. Kutlamalar sırasında kalabalığın arasına giren bir kamyon en az 30 kişinin hayatını kaybetmesine, 100’ü aşkın kişinin de yaralanmasına neden olmuştu.
PİRHA – Kayyım olarak atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, koronavirüse karşı cami ve cemaatlere ait Kur’an kurslarında dezenfekte çalışmaları başlatırken Meryem Ana Kilisesi ile kentin tek cemevini es geçmişti. Yapılan haberlerden birkaç saat sonra cemevi ve kilisenin dezenfekte edildiği öğrenildi.
Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı ekipleri koronavirüse karşı camiler ve cemaatlere bağlı Kur’an kurslarında dezenfekte çalışması başlatmış, kentte bulunan kilise ve tek cemevini ise es geçmişti.
Yapılan bu haberden sonra cemevi ve kilisenin belediye yetkililerince dezenfekte edildiği öğrenildi.
PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu 6360 Sayılı Büyükşehir kanun ve yasasını meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, “Getirilen 6360 sayılı Büyükşehir kanun ve yasası ile köylerin tüzel kişilikleri, mal edinme, mülkiyet edinme ya da mevcut mallar üzerindeki hakları ortadan kaldırıldı” diye konuştu.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenenoğlu getirilen 6360 Büyükşehir kanunu ve yasasını meclis gündemine taşıdı.
Getirilen Büyükşehir kanunu ve yasasına tepki gösteren Kenanoğlu “Büyükşehir yasası gereğince köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması mağduriyet yaratan bir durum. Bir köyü bağımsız kılan en önemli unsur mal edinme ve yerel varlıklar üzerinde tasarruf edebilme hakkının olmasıdır. Getirilen 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile bu köylerin tüzel kişilikleri ve mal edinme ya da mevcut mallar üzerindeki hakları mülkiyetleri de ortadan kaldırıldı” diye konuştu.
“KİLİSEYE VE MANASTIRLARA AİT MALLAR DİYANET’E DEVREDİLDİ”
Getirilen Büyükşehir yasasının yarattığı sorunları ise Kenanoğlu şöyle ifade etti:
“Süryanilere ait kiliseler ve manastırlar köylerde köy tüzel kişiliklerine ait. Bu yasadan sonra Mardin’de kiliselere, manastırlara, mezarlıklara bağlı tapuların, malların ve taşınmazların 110 tanesi bu yolla hazineye devredildi. Ve oradan da Diyanet İşleri Başkanlığına teslim edildi. Daha sonra kamuoyundaki yoğun tepkiler sonucu bir takım geri düzenlemeler yapıldı. 54 tanesi ilgili vakıflara geri iade edildi. Ancak bunun tamamı düzeltilmiş değil. Halen Süryanilerin malları bu kanundan kaynaklı olarak hazinede, belediyede ya da kendileri ile ilgili olmayan kurumlarda olduğunu belirtmek gerekir.”
“BU İBADETHANELERE MÜDAHALE ETMENİN BAŞKA BİR YOLU”
Bu kanun ve yasa ile sıkıntı yaşayan bir diğer inanç topluğun ise Aleviler olduğunu kaydeden Kenanoğlu şöyle devam etti:
“Alevi köylerinde, cemevleri dernek veya vakıf mülkiyetinde değil, çoğunlukla muhtarlıklara bağlı köyün ortak malı olan yerlere yapılan ibadethanelerdir cemevleri. Alevi köylerinde insanlar kendi inançlarına göre cemevlerini yönetiyorlar burada inançlarını ibadetlerini kendi imkânlarıyla yerine getiriyorlar. Büyükşehir kanunu ile birlikte bu cemevlerinin mülkiyetleri de o köy tüzel kişiliğinden çıktı. Ya ilgili büyükşehir belediyesine geçti ya da burada oluşturulan komisyonlarla başka bir kuruma aktarıldı. Bu da aslında ibadethanelere ayrı bir el koyma yöntemi olarak kamuoyunda değerlendiriliyor. Oradaki Alevi Köyü’nün kendi inançsal çerçevesinde yönettiği cemevini başka bir inanca mensup belediyenin denetimine geçmesi bu inancın özgünlüğünü ve oradaki inanç özgürlüğüne müdahale olarak görmek gerekir. Bu yasanın aslında 6. Maddesi ile ilgili bu konuya ilişkin düzenlemeler getirilmesi gerekiyordu.”
Arjantin’de Katolik Kilisesi’nin kürtaj karşıtı tutumunu protesto eden binlerce kadın kiliseden çıkmaya başladı.
Arjantin’de kadınlar, kürtaj yaptırılmasının önünü açacak yasa tasarısının Senato’da engellenmesinin ardından, ülkede kadın hareketleri protesto eylemleri ve kampanyalar yürütmeye devam ediyor. Binlerce kadın başlatılan bir eylem kapsamında Senato’nun 9 Ağustos’taki kararına destek veren Katolik Kilisesi’nden çıkmaya başladı.
Deutsche Welle (DW) Türkçe’nin haberine göre, eylem, “Apostasia Colectiva” kadın inisiyatifinin çağrısıyla başladı. İnisiyatif ülkenin 7 kentinde danışmanlık hizmeti veren merkezler açtı. Kadınlar bu kararlarıyla Arjantin’deki Katolik Kilisesi’nin belirttiği gibi ülkedeki herkesi temsil etmediğini göstermeyi hedefliyor.
NE OLMUŞTU?
Arjantin’de Katolik Kilisesi kadınların kürtaj yasağının kaldırılması taleplerine karşı çıkarak kürtaj yasağından yana tutum sergiliyor. Kürtajın yasalaşmasını öngören tasarı Senato’da 38 oya karşı 31 oy ile reddedilmişti. Arjantin’in resmi dini bulunmuyor. Halkın yüzde 77’sinin Katolik, yüzde 7’sinin Protestan ve yüzde 13’ünün ateist olduğu ülkede Katolik Kilisesi hukuki bir statüye sahip. Kiliseden ayrılmak isteyen vaftiz edilmiş kişilerin, vaftiz tarihi ve yeriyle birlikte kiliseden ayrılma gerekçelerini yazılı olarak sunmaları gerekiyor.
Kadın hakları için mücadelenin son yıllarda arttığı Arjantin toplumu muhafazakar bir yapıya sahip. Ancak buna rağmen kadınların yaptıkları eylemlerle ve talepleriyle kamuoyunda etkiye yol açtığı belirtiliyor. Bu etki sınır dışına da ulaştı. Diğer bazı Latin Amerika ülkelerinde de kadın hakları inisiyatifleri etkili olmaya başladı. Brezilya’da da kadınlar eylemler düzenliyor.
Kadın hakları mücadelesinin güçlendiği Arjantin’de, kadın cinayetlerinin oranı oldukça yüksek. Latin Amerika ülkelerinin birçoğunda önemli bir sorun olan kadın cinayetleri, “Femizid” olarak adlandırılıyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM)nin verilerine göre bu ülkelerde her gün 12 kadın cinsiyetlerinden dolayı öldürülüyor.
PİRHA- Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredildi. Mor Gabriel Manastırı Vakfı karara itiraz etti. Ancak tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Bu duruma Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Bermek, “İnanç gruplarının malları o gruplara aittir” diyerek, iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden AİHM’e de başvurmalarını önerdi.
Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Diyanet’e devredilmesine, Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek sosyal medya hesabından tepki gösterdi.
“HUKUK YOK, TARİHE VE İNANCA SAYGI YOK, VİCDAN HİÇ YOK”
Bermek, “Bir vakitler Alevi dergahlarına ait bina ve arazileri ele geçirenler şimdi de Mardin’de Süryani cemaatine ait taşınmazları önce hazineye sonra da Diyanet Vakfı’na aktarmış. Bu yasal olarak örgütlenmelerine izin verilmeyen inanç gruplarının tüm haklarını yok sayan anlayışın yeni bir uygulaması. Hukuk yok, düzen yok, tarihe ve inanca saygı yok, en fenası vicdan hiç yok” dedi.
“SÜRYANİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ”
“Alevi Düşünce Ocağı Derneği olarak Süryani kardeşlerimizin yanında duruyoruz” diyen Bermek, Süryani cemaatine seslenerek, “İlgili mercilere derhal dava açmanızı ve iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden AİHM’e de başvurmanızı öneriyoruz ve atacağınız her adımı destekliyoruz. AİHM’in Devlet – İnanç ilişkileri konusunda aldığı 26.Nisan.2016 tarih 62649/10 sayılı karara açıkça ve tam anlamı ile aykırı bir uygulamadır bu yapılmak istenen” ifadelerini kullandı.
ALEVİ KURUMLARINA, HAKSIZLIĞA TAVIR KOYMA ÇAĞRISI
Doğan Bermek, tüm Alevi kurumlarının da bu haksızlıklara karşı tavır koyması gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin inançlara karşı politikalarını düzenleyen AİHM kararlarına uyulması için taleplerini yükseltmeleri gerekiyor” dedi. (HABER MERKEZİ)