Etiket: kırşehir

  • KHK’li öğretmen yaşadığı zorlukları anlattı: Düşman hukukuyla ekmeğimizden edildik -VİDEO

    KHK’li öğretmen yaşadığı zorlukları anlattı: Düşman hukukuyla ekmeğimizden edildik -VİDEO

    PİRHA – KHK ile ihraç edilen Eğitim-Senli öğretmen Nurullah Dönmez, “İhraç olmama sebep olan kişilerle aynı havayı teneffüs etmek istemedim” diyerek Kırşehir’e taşındı. Kebapçılık yapan Dönmez, KHK’li olması sebebiyle çevredeki esnaf tarafından dışlandı. Nurullah öğretmen son olarak inşaat sektörüne girdiğini belirterek yaşadığı zorlu süreci anlattı.

    Ağrı Patnos doğumlu olan Nurullah Dönmez, 15 yıl boyunca öğretmenlik yaptı. Çalışma hayatının 7 yılını idarecilik yaparak geçirdiğini belirten Dönmez, son olarak yatılı bölge okulunda müdürlük yaparken 29 Ekim 2016 yılında 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi.

    “İhraç durumumuzu tam da kendi bayramlarına denk getirdiler” diyen Nurullah Dönmez, yaşadığı süreci PİRHA’ya anlattı.

    “O GÜN BUGÜNDÜR TERÖRİST OLARAK GÖRÜLÜYORUZ”

    İhraç edilmeden önce 3 ay açığa alındığını söyleyen Nurullah Dönmez, “İhraç edilebileceğim hiç aklıma gelmiyordu” diye de ekledi. 2015 yılında yapılan darbe girişiminin kendisi ile hiçbir alakasının olamayacağını düşünerek “Açığa alınma durumu da yanlışlıkla yapılmıştır diye yorumluyordum ancak bir gün ailemle pikniğe giderken resmi gazetede ismimin olduğunu öğrendim. 15 yıllık öğretmenken bir gece kararı ile terörist ilan edildik. O gün bugündür bütün kurumlarca da terörist olarak görülüyoruz. Mesela hiçbir bankadan kredi alamıyoruz. Eşlerimiz dahi banka kredilerden faydalanamıyor” diye konuştu.

    “BU İHRAÇ BELGESİ SENİN ONUR BELGEN OLSUN”

    İhraç kararı sonrasında maddi ve manevi olarak çok etkilendiğini belirten Dönmez, “Bizim memlekette bir laf vardır, ‘Bir kişiyi eğer sevmiyor ve cezalandırmak istiyorsanız elinden ekmeğini alın’ denilir. Bize yapılan da böyle oldu. Yaşadıklarımız tabii ki bizi sarstı ama bizim diğer kesimlerden farkımız mücadele geleneğinden gelmemiz sebebiyle dik duruş sergilememiz oldu. Babam 83 yaşında; ihraç edildiğim gün ‘bu ihraç belgesi senin onur belgen olsun’ dedi. Dolayısıyla pes etmedik ve pes etmeyeceğiz. Yapılanların hukuksuz bir şey olduğunu zaten dünya alem biliyor” dedi.

    “İHRAÇ EDENLERLE AYNI HAVAYI TENEFFÜS ETMEK İSTEMEDİM”

    Nurullah Dönmez ihraç edildikten sonra birçok meslek alanında çalıştığını da belirtti. İhraç edildiği dönemde Patnos Eğitim-Sen temsilcisi olduğunu söyleyen Dönmez, ihraç kararının hemen ardından memleketi Patnos’tan neden taşındığını ise şu sözlerle anlattı:

    “Kırşehir’e taşınmamın birinci sebebi şu: Beni ihraç edenlerle aynı havayı teneffüs etmek istemedim. O dönemin İl Milli Eğitim Müdürü, ‘Bu adam kamuda görev yapamaz’ diye ilk dilekçeyi veren kişi olmuş. Örgüte maddi ve manevi destek verdiğimi ileri sürmüş. Bu kişi her gün görüştüğümüz bir insandı ve olanlardan sonra bu insanla aynı havayı teneffüs etmek mümkün mü? Ailemin bir kısmı Kırşehir’deydi ve o nedenle ben de Kırşehir’e taşındım.

    İhraç edildikten sonra ne iş yapabileceğimi de bilmiyordum. İnsanın ekmeğinden edilmesi çok basit bir durum değil. Pes edip köşeye çekilirsek tam da karşı tarafın istediği şekle girmiş olacaktık. Bu duruma düşmemek için de Kırşehir’de önce bir şarküteri dükkanı açtım ancak iki sene çalıştırabildim. Sonrasında birkaç sene fırın işini denedim. Çok ağır iş olması sebebiyle yapamadım. Ardından kebapçı dükkanı açtım. Çok iyi iş yapıyordum ancak çevre esnafın, KHK’li olduğumu öğrenmeleri sonrasında maalesef orada da ‘terörist’ damgası yediğim için işim bıçak gibi kesildi ve kapatmak zorunda kaldım. Şu an ise inşaat işi yapıyorum.”

    “İNSANLARDA SİNMİŞLİK VAR”

    Nurullah Dönmez, sayıları yüzbinleri bulan KHK’lilerin, neden kitlesel bir itirazda bulunamadıklarına ise şu sözlerle değindi:

    “Bütün KHK’lilerin itirazı ilk günden bu yana devam ediyor. 300 bin civarında ihraç edilen insan var. Şu an bizim mücadele yürüttüğümüz Türkiye KHK’li Platformları Birliği isimli alanımız var. 70 ilde bu platform faaliyet gösteriyor. Ancak yeterli bir mücadele değil. 300 bin ihraçtan bahsediyoruz ancak platformda toplasanız 150 insan yok. Bunun sebebini aramızda çok tartıştık. Çünkü insanlarda sinmişlik var. İhraç edilenlerin çoğu da hatta %80’i diyebilirim ki muhafazakar kesimden; yani cemaat gerekçesiyle ihraç edilen arkadaşlar oldu. Bu arkadaşların arka planına baktığınızda çok fazla bir mücadele geleneğinden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla birden böyle bir işle karşılaşınca şoka uğradılar ve o şoku hala üzerlerinden atmış değiller.

    “KHK’LİLERİN KORKUSU ESARETE DÖNÜŞTÜ”

    Korku insani bir duygudur, herkes korkabilir. Ancak biz HHK’lilerin korkusu sınırı aştığı için esarete dönmüş durumda. KHK’lileri çevresiyle hesapladığımızda milyonlarca insanı etkileyen bir durum söz konusu. Buna rağmen alanda hiç yokuz, sokaklara hiç çıkamadık. Mücadeleyi yükseltebilmenin tek yolu da o korkuyu yenmektir. Ceberrut bir sistemle karşı karşıyayız.”

    MESLEKTAŞI TARAFINDAN İFTİRAYA UĞRADI!

    KHK’li Nurullah Dönmez, yürüttüğü hukuk mücadelesine de değindi. İhraç olduktan sonra hakkında birçok mesnetsiz suçlamalar yapıldığını belirterek şunları kaydetti:

    “İhraç olduğumda hiçbir soruşturmam yoktu. Bir gece atılan imza ile bizi terörist ilan ettiler. Kırşehir’e geldiğim gün eskiden beraber çalıştığımız bir öğretmen arkadaş, Kırşehir Emniyetini arayarak ‘Oraya böyle böyle tehlikeli bir insan geliyor. Ben YİBO’da müdür iken Nurullah Hoca, benim yardımcımdı, şunları şunları yapmıştı’ demiş. Bu adamın YİBO’da bırakın müdürlüğü, bir gün çalıştığı yok. Emniyet, bundan daha vicdanlı davranmış ve kendisini arayarak ‘Siz böyle diyorsunuz ancak bu basit bir şey değil’ diyor ancak adam ifadesini aynen tekrar ediyor. Bu şikayetten sonra soruşturma açıldı ve Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. 2,5 yıl ceza aldım. Ceza almanın sebebi ise sosyal medya paylaşımı. HADEP kurucularından Milletvekili Murat Bozlak’ın ölümü ile ilgili bir paylaşımın altına Kürtçe ‘Xwedê rehma xwe bike’ yani ‘ Allah rahmet etsin’ yazmıştım. Bundan dolayı bir buçuk yıl ceza aldım. Mahkemeye ‘Bu siyasetçi rahmet ettiğinde Cumhurbaşkanı dahil bütün siyasiler başsağlığı dilediler’ deyince mahkeme başkanı ‘O zaman onu geçin, savunma yapmanıza gerek yok’ dedi. Konu ile ilgili savunma yapmadım. Sonrasında ise gerekçeli kararda bu konu ile ilgili de ceza aldığımı gördüm. O davama İstinaf Mahkemesi’nden beraat geldi ancak bir hafta sonrasında bu defa Ağrı Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma açıldı. O dosyadan da bir buçuk yıl ceza aldım. Yine sosyal medya üzerinden bir cezaydı bu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki bir imamın, hutbede DAİŞ’e karşı yapmış olduğu konuşmaya beğeni yapmıştım. Bütün eylemim bu. Ve bu müftü, Barzani ile birlikte Türkiye’ye gelen o ekibin içerisindeydi. O dosyamdan da beraat ettim ve şu an o berat kararı Yargıtay’da bekliyor.”

    “DİN TACİRLİĞİ YAPIYORLAR”

    Nurullah Dönmez ihraç edildikleri süreçten sonra eğitimde gelinen evreyi de yorumladı. Bilimsel eğitimden uzak ve daha çok dini önceleyen bir anlayışı eleştiren Dönmez, şu yorumu yaptı:

    “Ben imam hatip mezunuyum. Babamın müderris olması hasebiyle medrese eğitimi de görmüş birisiyim. Bugün din tacirliği yapan zümreye baktığınızda tabiri caizse bizim mücadele geleneğinden gelen insanların hepsi bunları cebinden çıkarabilir. Karl Marx’ın dediği gibi ‘din afyondur.’ Bu tür sistemler, dinini bilmeyen insanları uyutmanın bir yolunu bir şekilde buluyor. Yani bugün toplumumuzun 20 küsur yıldır halen bir iktidar tarafından yönetiliyor olması tamamen dinseldir. Bilimsel anlamda hiçbir üretimleri yok. Her şey din üzerinden yürütülüyor. Halk da dinini bilmediği için Diyarbakır’da elinde Kur’an’la sahneye çıkan kişi, İzmir’de de Nutuk’u kullanıyor. Ankara’da Anıtkabir’e giden insan, Ağrı’da Ehmedê Xanî türbesine de gidiyor. Hal böyle, toplum ve malzeme de bu olunca siyasetçiler bunu çok iyi kullanabiliyor. Dolayısıyla bugün hutbeye kılıç ile çıkıp savaş ilanı da yapabiliyorlar.”

    “DÜŞMAN HUKUKU İLE EKMEĞİMİZDEN EDİLDİK”

    İhraç gerekçelerinin hiçbirinde hukuki dayanakların olmadığının altını çizen Nurullah Dönmez, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Tamamen düşman hukuku ile ekmeğimizden, yurdumuzdan edilen insanlarız. Bu insanlardan 130’u canına kıydı, intihar etti. Bu insanlardan bin küsur kişi bilmedikleri işte çalıştıkları için iş kazası sonucu öldü. Bu insanlardan yüzlercesi bu strese dayanamayıp kanser ya da çeşitli hastalıklara yakalanarak öldüler. Bu insanlardan onlarcası öldükten sonra göreve iade edildiler. Maalesef biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Yarın benim başıma bir şey geldikten sonra ‘Pardon biz yanlış yapmışız’ demelerinin hiçbir anlamı yok. Dolayısıyla Biz KHK’liler olarak bütün mücadelemizi sonuna kadar vermeliyiz. KHK’li arkadaşlara sesleniyorum; korku imparatorluğunu siz yıkacaksınız. Gasp edilmiş haklarınızı mücadele ile alacaksınız. Bu mücadelenin yolu da sokaklardan geçiyor. Derdimizi 10 kişi de olsak mutlaka sokakta dile getirmemiz lazım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Abdal müzisyen Yüksel Çakır, Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor-VİDEO

    Abdal müzisyen Yüksel Çakır, Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor-VİDEO

    PİRHA-Abdal geleneği ile büyümüş olan müzisyen Yüksel Çakır, 5 yıldır Ankara sokaklarında bozlak ezgileri çalıp söylüyor. “Bizler gönül insanıyız” diyen Çakır, müzisyenliğin aile geleneği olduğunu belirterek “Saz-söz ruhun gıdası ve biz de icra ederek gıdamızı alıyoruz” sözleriyle sanatının detaylarını anlattı.

    Bozlak sanatçısı Yüksel Çakır, uzun yıllardır sazı ve sesiyle Kızılay sokaklarına farklı bir hava katıyor. Çakır, her gün ayağında sivri burun deri ayakkabı ve yöresel şapkası ile adeta sahneye çıkar gibi sokaktaki yerini alıyor. Duruşu ile tam bir Orta Anadolu insanı profilinde olan Çakır, bugünlerde Bozlak tekniğini hakkı ile icra eden az sayıda müzisyenden biri…

    DÜĞÜN SAHNELERİNDEN SOKAKLARA…

    Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğduğunu söyleyen Yüksel Çakır, kökenlerinin Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine kadar uzandığını belirtti. “Bizlere ‘nerelisin?’ derlerse ‘Hacıbektaşlıyız’ diyoruz. Ali soyundanız” diyen Çakır, gençliğinin ise Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde geçtiğini anlattı. O bölgede 30 sene düğünlerde çalıp söylediğine işaret eden Yüksel Çakır, müziğe başladığı dönemi şu sözlerle özetledi:

    “Oturduğumuz yerde Abdallar topluluğu vardı. Yüzlerce müzisyenin içerisinde ustalarımızın yanında yetiştik. Ayrıca müzisyenlik bizde baba mesleğidir. Kırşehir’de 30 yılın ardından aşiretimiz dağıldı. Ben de Ankara’ya geldim. Fakat şimdi her taraf düğün salonu oldu. Bizlerin yaşı da kemale erdi. O nedenle böyle caddelerde çalıyorum. 5 senedir sokaklarda müzik yapıyorum. Çocuklarım da artık kendilerine bir hayat kurdu. Ben ve annem aynı evde yaşıyoruz. Yaptığım işle bir şekilde kazanıp ihtiyaçlarımızı çıkartıyorum. Kimseye muhtaç olmadan kendimize yetiyoruz. Bir evim ya da emekli aylığım yok. Garibanlık çekerek yaşıyoruz işte.”

    “ÇALIP SÖYLEYEREK GIDAMIZI ALIYORUZ”

    Ekonomik zorluk çekse de yaptığı işe gönülden bağlı olduğunu söyleyen Yüksel Çakır, “Babamdan kalma mesleği icra ediyorum. Bizler gönül adamıyız. Bu sazı çalmadan edemeyiz” diyerek müzik ile bağını şu sözlerle anlattı:

    “Yar aşkıyla bizlerin de bağrı yandı. Ustamız Neşet Ertaş gibi bizler de kara sevdaya tutulduk ama çaldığımız saz ile de avunduk. Bu nedenle başka meslek seçemeyiz. Müzik ruhun gıdasıdır. Biz de çalıp söyleyerek gıdamızı alıyoruz. Herkes de ilgiyle dinliyor. Mesleğimiz sıradan bir iş de değil. Başka meslek de yapmış olsak biz bu sazı bırakmayız.”

    “BABADAN OĞULA AKTARMA GELENEĞİ PEK KALMADI”

    Yüksel Çakır, saz çalıp söyleme geleneğinin geçmişe kıyasla zayıfladığına da vurgu yaptı. Artık öğrenci yetiştiremediklerini söyleyen Çakır, popüler kültürün yerel müzikleri olumsuz etkilediğini şu sözlerle anlattı:

    “Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde çokça düğünlerde çalardık. Hatta İstanbul’a dahi düğünlere giderdik. O süreçte yanımızda elemanlar da yetiştirdik. Fakat şimdiki yeni nesil pop müzik dinliyor. Ancak bizim müziğimiz çok daha sağlam. Yetiştirdiğimiz o elemanların her biri, koşullardan ötürü farklı işlere girip çalışmaya başladı. Önceki gibi babadan oğula aktarma olayı da pek kalmadı. 35 sene önce Antalya’da gazinoda bir kemancı ile birlikte çalıştım. O dönemde sanat müziği dahil her müzik çalardım. Bizim yörenin ezgileri de istenirdi. Ama şimdi öyle değil. Gençler Avrupa’ya, müziklerine yöneliyor.”

    “SANATÇILAR, EKMEK PARASI İÇİN İNŞAATLARDA ÇALIŞIYOR”

    Yüksel Çakır, bağlama, keman, zurna ve davul çaldığını belirterek Abdallarda bu dört enstrümanın yaygın olduğunu belirtti. Çakır, Kültür Bakanlığının bozlak sanatına sahip çıkması gerektiğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bizim gibi insanlara destek olunmalı. Ailedeki son çalıp söyleyenim. Benden sonra bu işi icra eden yok. Şimdilerde bu işi hakkı ile yapamayanlar sahipleniyor, sahnelere çıkartılıyor. Düğünlere dahi götürülmeyen sanatçılar, ekmek parası için inşaatlarda çalışıyor. Yeni nesilin Avrupa’ya özenmesi kendi sanatımızı da yok ediyor.

    Yerköy ilçesinin Bağlarbaşı Mahallesi’nde belki de 100 kadar sanatçı vardı. Çok daha sağlam müzisyenlerdi. Bizler de onların yanında yetiştik. Şimdiki halk sadece oyun havası dinler oldu. Dinlesinler ancak kendi müziğimizi neden bırakıyorlar? Sanat ile alakası olmayan insanlara değer verdiler. Gerçek sanatçılar da değer görmeyince tekrar farklı illere göçtüler. Kimi hurdacılık, kimi inşaat, kimi de kapıcılık yapmaya başladı. Ben şimdi sokakta müzik yaptığımda ise ilgi ile izliyorlar. Sanki buralarda hiç sanatçı görülmemiş gibi.”

    “ABDAL TOPLULUĞU BİRBİRİNE SAHİP ÇIKMALI”

    Yüksel Çakır, son olarak Abdal toplumunun birlikteliğine vurgu yaparak “Biz Abdalların soyu Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Ali’den gelir. O yolu kaybetmemeliyiz. Eskiden cem görür, Abdal Musa’ya ziyaret olurdu. Yine o yoldan gidilmesi lazım. Abdal topluluğu birbirine sahip çıkmalı. O kültürü kaybetmemek lazım. Bizlere dünyanın malını da verseler Ali soyundanız; çünkü bu dünyanın servetidir. O nedenle bu değerleri kaybetmemek lazım” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu: Esnafı batıran adam Erdoğan-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Esnafı batıran adam Erdoğan-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, haftalık Meclis Grup toplantısında iktidara yüklenerek “Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 2021 ilk TBMM grup toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelttiği “adamcağız” ifadesine “Esnafı batıran adam” diyerek yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Bu ara bir de adam tartışması çıktı. Bu kadar zavallılığı, acizciliği hiç görmedim ama ben sana ‘adam’ diyorsam bir şey söyleyeyim: Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

    “DOLARIN ÖNÜNDE SECDE EDEN İNSANLAR”

    Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘Hortumcu’ diyerek şunları söyledi:

    “Devletin arazisine nasıl peşkeş çekilir bunu en iyi bilenlerden birisi. Ama vatandaşın sorununa çözüm… Bunu bilemez. 19 yılda hangi sorununuzu çözdüler? Ama kendi sorunlarını çözdüler. Paraları azdı, dolar milyarderi oldular; yandaşlarını beslemeleri gerekiyordu, çeteleri oluşturdular. Dolar bazında ihaleler oluşturdular. Ne yerli ne millisi? Doların önünde secde eden insanlar, yerli milli olur mu? Allah’ın izniyle bu firavunları göndereceğiz. Göndermek bizim boynumuzun borcu”

    “BUNLARDA VİCDAN, DİN, İMAN VAR MI?”

    Kılıçdaroğlu, eğitim ve ekonomi konusunda iktidarı adeta topa tutarak şu konuşmayı yaptı:

    “Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan. Yüzde 100 doğdu. Esnafı sen batırdın. Herkes bunu bilmeli. Biz zaman zaman gazetelerde ve televizyonlarda yer alan fotoğrafları kullanıyoruz. Pazar artıklarından, çöp konteynırlarından yiyecek toplayan babalar anneler… Adamın dünyadan haberi yok. Fotoğrafı ben çekmiyorum. Kaldı ki pazar artıklarından bir şeyler toplayanları herkes görüyor. Sevgili Erdoğan, sen de gez, pazar artıklarının nasıl toplandığını sen de gör. Gelebilirsen. Gelebilir mi? Gelemez. Saray sosyetesinin, beslemelerinin işleri tıkırında. Erdoğan’a ve AK Partili kardeşlerime sormak isterim: Günde 47 lirayla 4 5 kişilik bir aile nasıl geçinir? Beş yerden ayrı ayrı maaşı var. Bunlarda ahlak, vicdan, din, iman var mı? Saray sosyetesi oturuyorsunuz, ahkam kesiyorsunuz.”

    “DOLARIN ÖNÜNDE SECDE EDENLER, YERLİ MİLLİ OLUR MU?”

    “İstedikleri bütçeyi yaptılar, istediklerine vergi teşviki verdiler, istedikleri kadar çok saraylarda oturdular. Biz ‘yaptığınız yanlış’ dedik. Fakirin fukaranın hakkını savunmak ne zamandan beri suç olmaya başladı? Firavunların iktidarı bu iktidar. Kibirlilerin iktidarı bu iktidar. Biz hep beraber bu ülkenin insanları olarak fakirin fukaranın hakkını koruyacağız firavunlara yol göründüğünü göstereceğiz. Biz ‘yanlış yapıyorsunuz’ dedikçe, koro halinde üstümüze saldırıyorlar. 19 yıldır istediklerini yaptılar, 19 yılın sonunda hangi sorununuzu çözdüler. Ama kendi sorunlarını çözdüler paraları azdı, dolar milyarderi oldular yandaşlarını beslemeleri gerekiyordu, çeteleri oluşturdular. Dolar bazında ihaleler oluşturdular. Ne yerli ne millisi? Doların önünde secde eden insanlar, yerli milli olur mu? Her şeyi ithal edeceksin, ‘yerliyim, milliyim’ diyeceksin. Haydi canım. Bir tek şu sorunu çözdüm diyemezler.”

    “BU FİRAVUNLARI GÖNDERECEĞİZ”

    “Eğitim sorununu çözdüler mi? 21. yüzyılın Türkiye’sinde 3 milyon 75 bin çocuk internete giremiyor. Paraları var biliyoruz. Hala İstanbul dahil, birleştirilmiş sınıflar var. Bir öğretmen üç ayrı sınıfa ders veriyor. 21. yüzyılın Türkiye’sinden söz ediyorum. Çağrı yaptım: Yeni dersliklere ihtiyaç var, bize sadece arsa gösterin, okul yapacağız ve teslim edeceğiz. Ona bile sırtlarını döndüler. Sen koskoca devleti yönetiyorsun, okul yapamıyorsun, yapamıyorsan ben yapayım, belediyelerimiz yapacak. Bunu bile yapmadılar. Kibir yüzünden. Allah’ın izniyle bu firavunları göndereceğiz. Göndermek bizim boynumuzun borcu.

    Esnafın hali felaket. Saray bunun farkında mı? Değil. Açlık diye bir şey yok ama sarayın dışında var. Bir devleti yöneten kişiyi düşünün, sarayın dışına çıkamıyor. O görev bize düşüyor, biz yapacağız o görevi. İşsizlik bütün kötülüklerin anası işsizliktir.

    Erdoğan, açıklama yapıyor, ‘kapanan falan yok’ diyor. Saraydan bakınca sarayın bütün odaları açık. Sarayda bütün lüks, şatafat var. Dükkanlar kapalı. Hiç değilse Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi var. Hani biz çıkarsak CHP çıkardı derler. 99 bin 588 esnaf, meslekten ve sicilden terkini istemiş. Erdoğan ne diyor, nereden çıkardınız diyor. Böyle bir insan devleti yönetemez. Firavunlar halkının içinde bulunduğu durumu asla göz önünde bulundurmazlar. Kibirleri vardır, vatandaşı hakir görürler, ezilmesi gereken insanlar olarak görürler. Bu firavun düzeninden milletimizi kurtaracağız. Dükkanları kapatıyorsun, miting yapıyorsun açık. Kahveciye gelince kapat, lokantacıyla gelince kapat, miting serbest. Uludağ’da eğlenme tamamen serbest. Fakir fukaranın gelir edeceği dükkân kapalı.”

    “HORTUMCULUK KONUSUNDA KİMSE ELİNE SU DÖKEMEZ”

    “Erdoğan devlet nasıl yönetilir, hangi kurallarla yönetilir bilmiyor. Erdoğan acaba mazot fiyatını, ilaç fiyatını biliyor mu? Bunların tamamı dövize bağlı? ‘Dövizle vatandaşın ne ilgisi var’ diyorlar. Döviz yükselince bunlar yükseliyor. Ekonomiyi bilmiyor. Kişisel olarak nasıl para kazanılır biliyor. Hortumculuk konusunda kimse eline su dökemez. Devletin arazisine nasıl peşkeş çekilir bunu en iyi bilenlerden birisi. Ama vatandaşın sorununa çözüm bunu bilemez.

    Çiftçiyi batıran adam Recep Tayyip Erdoğan. Kime hizmet ediyor, paralar kime gidiyor. Sarayı anladık, sarayın beslemelerini de anladık, bir de başkaları var. ‘Yüksek faize karşıyım’ diyor, indir, elinden tutan mı var? Londra’daki tefeciler ‘indirme’ diyor. Karşıyım.’ Karşıysan çık, indir. Sen devleti yönetmiyor musunuz? İndir kardeşim. Sıfır yap. Dünya piyasalarında faizin on kat fazlasıyla ödeyerek borç alıyoruz. Demek ki Erdoğan, Londra’daki bir avuç tefeciye çalışıyor.”

    PİRHA/ANKARA