Etiket: kışanak

  • ‘Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz’

    ‘Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz’

    PİRHA- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanıyken Ekim 2016’da gözaltına alınıp tutuklanan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Kışanak, Ankara halkının önüne demokratik bir seçenek sunmak için belediye başkan adayı olduğunu belirterek, “Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz” dedi. Kışanak, Kayyım Yasası’nın değiştirilmesi için de mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. 

    Yerine kayyım atanarak 31 Ekim 2016 tarihinde tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın azami tutukluluk süresi 25 Ekim 2023’te doldu ancak hala tahliye edilmedi.

    Türkiye yasalarına göre öngörülen tutukluluk süresi 2 yıl, ancak çok istisna hallerde bu süre toplamda 7 yıla çıkarılabiliyor. Gültan Kışanak için bu süre 25 Ekim’de doldu ancak hala tahliye kararı verilmiyor. Kışanak’ın tahliye edilmemesini eleştiren avukatlar “Bu hukuka karşı hiledir” diyor

    Kışanak, 30 Mart 2014’te yapılan yerel seçimde yüzde 55 oyla Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olmuştu. Daha göreve geleli iki yıl olmuşken, 25 Ekim 2016’da gözaltına alındı, 30 Ekim’de kaçma şüphesiyle tutuklandı. Oysa soruşturma başladığında yurt dışındaydı ve ülkeye gelmişti. Tutuklanmasından 2 gün sonra, yani 1 Kasım 2016’da, Etimesgut Kaymakamı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum olarak atandı.

    2016 yılından bu yana Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak, PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA-Çok uzun yıllardır cezaevindesiniz, koşullarınız ve sağlık durumunuz nasıl?

    GÜLTAN KIŞANAK: Türkiye’de genel olarak cezaevlerinin hali biliniyor. F Tipi cezaevlerinin koşulları daha ağır ama iyiyim, moralim çok güçlü. Kimi kronik rahatsızlıklarım var, onlarla da başa çıkabiliyorum. İnsan hasta tutukluların durumunu düşününce kendi halinden bahsetmeye utanıyor. Bu vesileyle tüm kamuoyuna hasta tutsaklar için duyarlılık çağrısı yapmak istiyorum. Bu insani ve vicdani bir sorumluluktur, gereğini yerine getirmeliyiz. Hasta tutuklular dışarıda tedavi imkanlarına kavuşmalı.

    “HALKIMIZ OYUNU KULLANACAK, İRADESİNE SAHİP ÇIKACAK”

    -Sürekli kapatılmakla yüz yüze olan bir parti tarihiniz var. Bunu Türkiye siyasi tarihi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun son genel seçimlerde olduğu gibi hemen seçim öncesine denk getirilmesi ne anlam içeriyor ve siyaseti, seçmeni nasıl etkiliyor?

    DEM Parti’nin takipçisi olduğu siyasal gelenek tam 34 yıldan beri baskı altında tutuluyor. Kaç parti kapatıldı. Son olarak HDP hakkında açılan kapatma davası, genel seçimlerde halkı seçeneksiz bırakmak için kullanıldı. Bu seçim sürecine de hilelerle başladılar. Güvenlik gerekçesiyle birçok il ve ilçeye binlerce “görevli seçmen” kaydırıldı. DEM partiye yönelik gözaltı operasyonlarının ardı arkası kesilmiyor. Halkı baskı altında tutup, iradesini engellemek istiyorlar. Bu seçimde iktidarın yıldırma, korkutma taktikleri bir kez daha yenilgiye uğrayacaktır. Halkımız seferberlik ruhuyla seçim çalışmalarına katılacak, oyunu kullanacak ve iradesine sahip çıkacaktır. Buna inanıyorum.

    “ANKARA HALKININ ÖNÜNE DEMOKRATİK BİR SEÇENEK SUNMAK İÇİN ADAY OLDUM”

    -DEM Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı olarak gösterildiniz. Neden Ankara? Cezaevi koşullarında nasıl bir seçim çalışması yürüteceksiniz?

    Halkın gerçek sorunlarını siyasetin gündemine taşımak, konuşulmayanı konuşmak; kayyumlara, kadın haklarına yönelik saldırılara, savaş politikalarına “dur” diyecek güçlü bir muhalefet açığa çıkartabilmek için aday oldum. Siyaset iki kutba sıkıştırıldı, toplum radikal milliyetçilik kıskacına alındı.

    Ankara halkının önüne demokratik bir seçenek sunmak için aday oldum. Ayrıca siyasetin halk için, halkla birlikte yapılması gerektiğini, bir koltuk kazanma yarışı olmadığını göstermek gerekiyordu. Bu mesajları en güçlü şekilde verebileceğimiz yer cumhuriyetin başkenti Ankara’ydı. Halkımızın bu mesajları sahiplendiğini ve sandıkta güçlü bir yanıt vereceğini görüyorum. Ben mümkün olduğu kadar dışarıdaki kampanyaya mesajlarımla, röportajlarla katılmaya çalışıyorum. Ama görüyorum ki kampanyanın gerçek sahipleri siyasetin özneleri kadınlar, gençler, emekçiler ve tüm demokratlar yola çıkmış güçlü bir çalışma yürütüyor. Bana da bu emeğe ve mücadeleye layık olmak düşüyor.

    “HALKA SEÇENEKSİZ OLMADIĞINI GÖSTERMEK GEREKİYOR”

    -Yerel seçimler siyasi mahpuslara nasıl yansıyor? Onlar bu süreci nasıl değerlendiriyor?

    Seçimden seçime sürüklenme hali ve halkın gerçek sorunlarına değinmeyen muhalefet halleri herkesi epeyce bıktırmıştı. Benim adaylığım da etkili oldu herhalde, şimdi herkes canla başla kampanya için çalışıyor. Fikirleriyle, önerileriyle, mesajlarıyla bana ve kampanyaya katkı sunuyorlar.
    Aramızda birkaç ay önce tutuklanıp gelenler de var. Onlar dışarıda da bir bıkkınlık olduğunu söylüyor. 25 yaşına gelmiş bir gencin AKP iktidarı dışında bir iktidar görememesi, iki kez üst üste halkın iradesine kayyum atanması, sandığa olan güveni sarsmış. Demokratik muhalefetin, halkın bir şeylerin değişeceğine inandırması ve değişim için mücadele etme kararlılığın vurgulaması gerekiyor. DEM Parti’nin seçime kendi adaylarıyla girmesi ve ön seçim yapması halkı yeniden seçimlere motive etti. Bu motivasyonun yükseltilmesi gerekiyor. Buradaki personelden gördüğüm kadarıyla iktidar yanlısı seçmende de sorunların çözüleceğine dair bir inanç kalmamış. Hatta seçimden sonra ekonomik krizin daha da derinleşeceğini biliyorlar. Hani ailede ‘zorba babalar’ için söylenen “kötü ama ne yapalım başımızdan eksik olmasın” yaklaşımı vardır ya, iktidar ve seçmenin hali biraz buna benziyor. Halka seçeneksiz olmadığını göstermek gerekiyor. DEM Parti’nin üçüncü yol stratejisi işte bu nedenlerle çok önemli.

    “BİZİM YEREL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZIN TEMELİNDE KENTLİ HAKLARI YATAR”

    -DEM Parti olarak sizi diğer partilerden ayıran belediyecilik anlayışı nedir? Farklı inançlar, kimlikler, toplumsal kesimler bu yerelin içinde kendisini nasıl bulacak?

    Bu soruyu somut örnek vererek cevaplamak istiyorum. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Alevi, Sünni, Ezidi, Kürt, Türkmen, Ermeni meclis üyelerimiz vardı. Belediye meclis üyelerimizden oluşan Halklar ve İnançlar Komisyonu’muz vardı. Bu komisyonda her kimlik ve inanç grubunun temsilcileri yer alıyordu ve belediyenin tüm çalışmalarına bu komisyon aktif olarak katılıyor taleplerini, önerilerini söylüyor eleştirilerini yapıyordu. Bu çalışma kentsel hizmetlerde ayrımcılığın önüne geçtiği gibi; toplumsal uzlaşı kültürünün gelişmesine de katkı yapıyordu.

    Ben bu çalışmalar nedeniyle de yargılanıyorum. Alevi vatandaşlarımıza ücretsiz cemevi tahsis ettiğim için yargılanıyorum. IŞİD zulmünden kurtularak kentimize gelen insanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurban bağışı kampanyası açmakla suçlanıyorum. Şeyh Said ismi bir meydana verildiği için de yargılanıyorum.

    Bizim yerel yönetim anlayışımızın temelinde kentli hakları yatar. Bir kentte yaşayan herkesin öncelikli kendi kimliğiyle, inancıyla yaşama hakkı, dilini kültürünü geliştirme ve gelecek kuşaklara devretme hakkı ve belediyenin de bu hakların kullanımı konusunda hizmet üretme görevi vardır. Ben göreve geldiğimde, ilk iş olarak halka açık sosyal formlar yaptık. Bu formlarda kentteki tüm farklı kesimleri, görüşleri, talepleri dile getirildi. Sosyal formlardan çıkan sonuçlara göre Diyarbakır Kentli Hakları Bildirgesi hazırladık. Bu bildirgede kentte yaşayan herkesin ayrımsız bir şekilde hakları sıralanıyordu ardından da belediyeye düşen görevler sıralanıyordu. Bizim yönetim anlayışımız demokratiktir, katılıma ve denetime açıktır, ekolojiktir. Kentte yaşayan tüm varlıkları haklarını korumayı esas alır; her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmeyi öncelik olarak kabul eder.

    “KAYYIM YASASI’NIN DEĞİŞTİRİLMESİ İÇİN MÜCADELE EDİLMELİ”

    -Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanıyken tutuklanıp hapse konuldunuz ve onlarca belediyede olduğu gibi sizin de yerinize kayyım atandı. Kayyım aklında ve politikasında ısrar ne anlama geliyor?

    Kayyım siyaseti, halkın iradesi karşısında anlamını yitirmiştir. Artık iktidarın kayyım atamaktan vazgeçeceğini düşünüyorum. Ama tüm demokrasi güçleri kayyım yasasının değiştirilmesi için güçlü bir mücadele sergilemeli. Kayyımlardan köklü kurtuluş ancak bu yasanın değişmesiyle olur. O yasa orada durduğu sürece muhalif hiçbir belediye güvende değildir.

    “MUHALİF BELEDİYELERİN KADERİ AKP İKTİDARININ KEYFİNE KALMIŞTIR”

    -Yerel yönetimler ile demokrasi ilişkisi açısından Türkiye’nin nasıl bir yerinde yönetim perspektifine ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz ve bunun Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde oynayacağı rolü nasıl izah edersiniz?

    Yerel yönetimler halkla en yakın yöntemlerdir. Halkla belediye yönetimi her gün yüz yüzedir. Bu nedenle yerelde ihtiyaçları, sorunları tespit etmek, çözüm üretmek ve hesap vermek çok daha kolaydır. Halkın yönetime doğrudan katılması mümkündür. Çağımızda artık bir ülkedeki demokrasinin kalitesi, yerel demokrasinin gücüyle ölçülüyor. Yerelde demokrasi yoksa genelde hiç olmaz. Bunu yaşadık, yaşıyoruz. Merkezi iktidar otoritesini, yerel demokrasiyi tasfiye ederek inşa etti. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartını imzalayan Türkiye’nin yerelin yetkilerini arttırması, merkezin vesayetini kaldırması gerekiyordu. Ancak AKP iktidarı tam tersine belediyelerin yetkilerini daha da kısıtladı. İmar yetkisinden tutalım tarihi SİT alanlarının korunmasına kadar; borçlanma yetkisinden tutalım sosyal hizmetlere kadar birçok alana bakanlıklar eliyle müdahale etti. Bununla da yetinmedi belediye kanununu değiştirerek İçişleri Bakanına seçimle iş başına gelmiş belediye başkanını ve belediye meclisini kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan görevden alma yetkisi verdi. Bu yetki merkezi iktidara verilmiş keyfiyet hakkıdır. Kayyım rezaleti bu yasaya dayanıyor. Tüm muhalif belediyelerin kaderi AKP iktidarının keyfine kalmıştır. Toplumsal tepkiyi göğüsleyeceğine göz kestirdiği an görevden alma imkanına sahiptir.

    Kendisine demokratım diyen herkes, tüm muhalefet öncelikle bu yasanın değiştirilmesi ve yerel demokrasinin yeniden inşa edilmesi için mücadele etmeli. Yerel demokrasinin önemine çarpıcı bir örnek daha vererek bu konudaki değerlendirmemi bitirmek istiyorum, çünkü epeyce geniş bir konu. Örneğin belediyeye ait bir kurumda bir çocuğa yönelik taciz suçu işlendiğinde o belediye başkanı sokağa çıkamaz, görevi bırakmak zorunda kalır. Ama sık sık iktidarın koruması altında olan çocuklara yönelik cinsel saldırı haberleri duyuyoruz. Ne oluyor? “Adli ve idari soruşturma açıldı” denilip mesele kapatılıyor. İlgili bakanı kim görecek, kim tepki gösterecek… Kamu yönetiminde halk denetimi en güçlü denetimdir. Yerelde bu denetimi yapmak mümkündür, merkezi yönetimde ise halk ancak gösterildiği kadarını görüyor. Kürt sorununun çözümü konusunda yerel demokrasi tabii ki önemli ancak tüm Türkiye için ne kadar önemli olduğunu anlamazsak, yerel demokrasi sorununu çözemeyiz. Egemenler, sanki Kürtler ayrıcalık istiyor gibi göstererek, yerel demokrasi talepleri bastırılıyor.

    “KENT YÖNETİMİNDE HALKIN RIZASI OLMALI”

    -Kent uzlaşısı neden önemli ve bunu sadece seçim ile bağlantılı düşünenler var. Sizce kent uzlaşısı nedir ve neden önemlidir?

    Kent uzlaşısı, bir kentte yaşayan insanların rızasına dayanır. Alevi inancında “rızalık” çok önemlidir. Cemlerde lokma dağıtıldıktan sonra “herkes hakkına oldu mu razı?” diye üç kez sorulur. Rızalık alınmadan tek bir lokma çiğnenmez.
    Kent yönetiminde de halkın rızası olmalı. Rızalık sürecinin aday belirleme aşamasından itibaren işletilmesi çok önemlidir. Ancak aday belirleme ve seçim süreciyle sınırlı tutulamaz. Kentteki sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, inanç grupları, farklı kimlikler, mahalle meclisleri, kadın meclisleri, ekoloji örgütleri ve aktivistler ile belediyenin birlikte çalışması gereken yapılardır. Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz.

    “ALEVİ KADIN TUTUKLULAR OLARAK DEDE TALEP ETTİK, TALEBİMİZ KABUL EDİLMEDİ”

    -Kürt ve Kadın kimliğinizin yanısıra Alevi kimliğinizle hatta Ocak evladı olarak da biliniyorsunuz. Bu kimliğinizden hareketle Alevi toplumuna, kurum ve örgütlerine bir mesaj vermek isterseniz ne söylemek istersiniz, beklentileriniz nedir?

    Aleviler de tüm ötekiler gibi “teklik” dayatmasına karşı eşit yurttaşlık mücadelesi veriyor. Ben de bu mücadelenin bir parçasıyım. Tekçi zihniyetin baskı ve asimilasyon politikalarına karşı direniyorum, mücadele ediyorum. Ankara adaylığımda hücrede de olsam bu mücadeleyi sürdürmenin bir yolu. Bin yıllardan beri yaptıklarımız, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz, öğretilerimiz, inancımız, yaşam felsefemiz, yaratımlarımız, acılarımız, sevinçlerimiz bizlere bu kimliği kazandırdı. Hak yolunu, yol eyledik “Yol bir, sürek bin birdir” diyerek bu günlere geldik. Şimdi Aleviliğin kadim köklerinden koparmaya çalışıyorlar. Tekçi zihniyet, bireyi ve toplumu köklerinden koparma, iradesini yok sayma ve egemen olanın kimliğini giydirme zorbalığıdır. Bu zorbalığa karşı direnmek, Aleviliğin felsefesinde var. Biz de inancımızın gereğini yerine getiriyoruz. İçeride de aynı baskı devam ediyor. Cezaevlerinde vaiz var, manevi rehberlik yapıyor. Bakanlık “iyi hal değerlendirme kriterleri” arasında “vaizle görüşme, dini günlerde yapılan etkinliklere katılma” gibi kriterler de var. Cezaevi gözlem kurulları isterse, Alevi tutuklulara dini etkinliklere katılmadıkları için “iyi hal” vermeyebilir. Yani cezası bittiği halde cezaevinden çıkamaz. Bunun örnekleri de var.

    Geçen şubat ayında Xızır nedeniyle Alevi kadın tutuklular olarak biz de dede ile görüşme talep ettik, fakat talebimiz kabul edilmedi. Cezaevi müdürü “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, Bakanlığın emri” diyerek konuyu kapattı. Dilekçelerimize resmi yanıt da henüz verilmedi.

    Can olmak için cem olmak, yani birlik olmak gerekir. Hücre duvarlarının anlamı yok, bizim birliğimiz gönülden gönüle… Xızır hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

    GÜLTAN KIŞANAK KİMDİR?

    15 Haziran 1961’de Elâzığ’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Elazığ’da geçirdi, lise yıllarında siyasetle ilgilenmeye başladı. Elazığ Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra 1978’de Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü’ne girdi. 19 yaşında üniversite ikinci sınıf öğrencisiyken gerçekleşen 12 Eylül darbesi sırasında tutuklandı. 1980 ve 1982 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde tutuldu. İşkenceler gördü. İki yıl süren tutukluluğun ardından Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü tamamladı.

    1991’de stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinin ardından Yeni Ülke, Özgür Gündem ve Özgür Ülke gazetelerinde gazeteci, yazı işleri müdürü ve yayın koordinatörü olarak çalıştı. 1990’lı yılların başında bir grup arkadaşı ile Toplumsal Direniş gazetesini kurdu ancak gazete fazla uzun ömürlü olmadı. 1997 yılından itibaren kadın hareketi içinde yer aldı. Diyarbakır’a dönerek kadın hakları savunucusu bir gazeteci olarak çeşitli derneklerde aktif görev yaptı. Diyarbakır Bağlar Belediyesi’nin sosyal proje danışmanı olarak çalıştı.

    2007 genel seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi’nin desteklediği bağımsız Diyarbakır milletvekili olarak meclise seçildi. 2009 yılında Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasının ardından Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’ne geçti. Partinin genel başkanlığını Selahattin Demirtaş ile birlikte eş başkan sıfatıyla üstlendi. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 2011 Türkiye Genel Seçimleri’nde BDP’nin desteklediği bağımsız aday olarak Siirt’ten meclise seçildi.

    2014 yerel seçimlerinde BDP’den Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı seçildi. 30 Ekim 2016’da ‘PKK üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklandı. Yerine, Etimesgut Kaymakamı Cumali Atilla kayyım olarak atandı.
    Kocaeli 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Kışanak, Kobani davasında yargılanan isimler arasında. Evli ve 1 çocuk annesidir.

    Dilan MORSÜMBÜL/PİRHA

  • Kışanak, ablasını Hakk’a uğurladıktan sonra cezaevine götürüldü

    Kışanak, ablasını Hakk’a uğurladıktan sonra cezaevine götürüldü

    PİRHA- Tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak, ablası Zeynep Özer’in Elazığ’daki cenaze törenine katıldıktan sonra yeniden cezaevine götürüldü.

    Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, böbrek yetmezliğinden kaynaklı Hakk’a yürüyen ablası Zeynep Özer’in cenaze törenine katılmak için Elazığ’a getirildi. Ablası Zeynep Özer’in cenaze törenine katılan Kışanak, burada taziyeleri kabul etti.

    Elazığ’ın Sün Köyü’nde gerçekleştirilen Hakk’a uğurlamanın ardından Kışanak, annesi, babası ve diğer aile büyüklerinin mezarlarını ziyaret etti. Taziye kabullerinin ardından aile üyeleri ve dostlarıyla vedalaşan Kışanak, yeniden Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne götürülmek üzere askerler tarafından taziyeden götürüldü.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    > Tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak, ablasının Hakk’a uğurlanmasına katıldı-VİDEO

  • Kışanak: Hakikati ortaya çıkarmak gibi bir derdimiz var

    Kışanak: Hakikati ortaya çıkarmak gibi bir derdimiz var

    Kobane Davasında avukatlar, mahkemenin davayı alelacele bitirmeye çalıştığını belirterek, HSK’ye yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmaya katılmayacaklarını bildirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Davası’nın 6’ncı duruşmasının ilk oturumu, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

    Davada konuşan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Dik durmayı halktan öğrendik, halkımızın öğrencisiyiz, dik durmaya devam edeceğiz” dedi.

    Yerine kayyum atanan Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gülten Kışanak da davanın alelacele bitirilmeye çalışıldığını belirterek, “Ben robot olsam da 50 bin sayfayı bu sürede okuyamam. Size makul süre diyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Çünkü başınızda ‘bir an önce karar verin’ diyenler var” dedi.

    Duruşmada bir süre önce Kovid nedeniyle daha sonra ameliyat nedeniyle duruşmalara katılmadığı belirtilen mahkeme başkanının görevden alınmasına yargılamaya müdahale yapıldığı belirtilerek tepki gösterildi.

    Mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirmeye çalıştığına dikkat çeken avukatlar, duruşma periyotlarının adil yargılamaya aykırı olduğunu belirterek, HSK’ye yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmalara katılmayacaklarını söyledi. Dava için özel olarak görevlendirilen Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Bahtiyar Çolak, Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) kararıyla görevden alındı. HSK tarafından 4 Kasım’da verilen kararla görevden alınan Çolak’ın, henüz bir yere atanmadığı öğrenildi.

    COVID-19 İDDİASI

    Kobane Davası’nın 21 Eylül’de görülen 4’üncü duruşmasının 2’nci oturumunda duruşmaya geçici olarak bakan mahkeme üyelerinden Yıldıray Kaya, Çolak’ın Covid-19 testinin pozitif olduğunu iddia etti. Çolak’ın pozitif olmasına rağmen duruşma ertelenmeyerek, 23 Eylül’de Kaya’nın başkanlığında sürdürüldü. Davanın 18 Ekim’de görülmeye başlanan 5’inci duruşmasında, geçici mahkeme başkanı Kaya, Çolak’ın rahatsızlığı nedeniyle 1 veya 2 ay duruşmalara katılamayacağını belirtmişti.

    İTİRAZLARIN YAPILDIĞI MAHKEMEDEN ATAMA

    HSK’nin 4 Kasım tarihli kararıyla Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçici olarak görevlendirilen üye Yıldıray Kaya, mahkeme başkanı olarak atandı. Aynı kararla yeri boşalan Kaya’nın yerine ise 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne ilişkin yapılan itirazların karar mercii olan Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nden Murat Dönmez atandı.

    “ADİL YARGILAMAYA AYKIRI”

    Mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirmeye çalıştığına dikkat çeken avukatlar, duruşma periyotlarının adil yargılamaya aykırı olduğunu belirterek, HSK’ya yapacakları şikayet sonuçlanmadan duruşmalara katılmayacaklarını söyledi

    İki duruşma arasında meydana gelen mahkeme başkanının görevden alınması ve duruşma periyotlarına dair konuşan avukat Aydın Erdoğan, “Anayasaya göre hakimler ve savcılar arz olunamaz. Kendileri istenmedikçe anayasada görüşen yaştan önce emekli olunamaz. Bir kimse ya da bir topluluk yargılanan kişi özel bir mahkemede yargılanmak üzere görev teşkil edilemez” dedi.

    Davanın en başından itibaren anayasanın emredici hükümlerine aykırı olarak heyetin teşkil edilmiş heyet olarak görevlendirildiğinin altını çizen Erdoğan, “Heyet sadece bir tek davaya bakmak üzere görevlendirildi. Dolayısıyla olağan yargılama periyotlarından farkı bir yargılama periyodu için görevlendirildiniz. Buna bağlı olarak sadece anayasanın tabii yargıçlık ilkesi ihlal edilmedi, duruşma günlerine ilişkin temel haklar da ihlal edildi. Anayasanın yasaklanan mahkemelerin kuruluşu sadece bir kanun çıkararak böyle bir mahkeme kurmakla ilgili değildi. Böyle bir mahkemenin kurulamayacağı gibi uygulamada hakim ve savcıların görevlendirilmesiyle bir kişi ya da müvekkilleriyle ilgili böyle bir mahkeme kurulamaz. Bu yargı bağımsızlığına aykırıdır” şeklinde konuştu.

    Önceki mahkeme başkanının rahatsızlandığı belirtilerek duruşmalara katılmaması hakkında net bir bilgi verilmediğini söyleyen Erdoğan, “Mahkemenin sayın başkanının, bizce tam olarak bilinmeyen sözlü açıklamalardan öğrendiğimize göre, önce Kovid-19 sebebiyle rahatsız olduğu söylendi sonra ameliyat olduğu söylendi, ne kadar süre sonra göreve döneceği belli değil denildi, arkasından da görevden alındı. Ne zaman göreve başlayacağı belli değil sorgulamaya devam edeceğiz denildiğinde sanki başkanı bir daha göreve gelmeyeceğini biliyormuş gibi duruşmaya olduğu yerden devam etti. Bazı müvekkillerimiz biz savunma vermek istemiyoruz demişlerdir” ifadelerini kullandı.

    “SAVUNMA HAKKI KULLANILMADI”

    Mahkemenin dosya eklerinin müvekkillerine tebliğ edilmesini kabul ettiğini ancak müvekkillerinin cezaevinde yeterli sürelerde elektronik imkanlardan yararlanma imkanı olmadığını sözlerine ekleyen Erdoğan, “Buna rağmen bazı müvekkillerimiz hazırlanabildikleri kadarıyla ve ileride hazırlandıkça söz alma haklarını saklı tutarak bir kısım beyanlarda bulundular. Ama bu savunma hakkının tam olarak kullanıldığı anlamına gelmez. Bu davanın dosyalarının fiziksel olarak ulaştırılması mümkün değildir. Bu kadar dosya için ne konulacak yer var ne de fotokopi çekilme imkanı vardır. Dosyanın kapsamı ortada” dedi.

    Avukat Ruken Gülağacı, Sebahat Tuncel ve Sibel Akdeniz’in bilgisayar kullanımı için cezaevine gönderilen yazıya gelen yanıtın okumasını istedi. Mahkeme başkanı, gelen yazıda cezaevinin haftada 13 ile 16 saat arasında mevcut olan bilgisayar odasında yararlanmalarının sağlandığını söyledi.

    Duruşma periyotları arasında 1 haftanın yeterli olmadığını ifade eden Gülağacı, “Müvekkillerimin 7/24 bu dosyayla ilgilenme zorunlulukları yok. Hayatları var, kitap okuma, görüşe çıkma, yemek yeme, spor yapma gibi hakları var. Bizim de çalıştığımız tek dosya bu değil ki bu dosya için UYAP’ı açıp bir evrak indirmemiz bile yarım saati alıyor. Sizinle bizim aramızda bir denge sorunu var. Duruşma periyotlarını kabul etmiyoruz. Bu şekilde devam etmeyi doğru bulmuyoruz. Yargılamanın artık işkence haline gelmemesini talep ediyoruz” dedi.

    “YAŞAM ALANINA MÜDAHALE EDİYORSUNUZ”

    Avukat Çiğdem Kozan, “Mahkemenizin bu şekilde bir duruşma periyoduna devam etmesi, müvekkiller üzerinde bir işkence ve adil yargılamanın engellenmesi anlamına gelecek. Mevcut yargılama periyodu doğrultusunda müvekkillerimiz en temel haklarından bile yararlanamıyor. Müvekkillerin iki hafta boyunca burada kalmaları, sağlık durumlarını zor duruma getirecek. Hastaneye bile gidemeyecek hale geldiler. Orası müvekkillerimizin yaşam alanı. Müvekkillerimiz cezaevinde en temel ihtiyaçlarını gidermek zorundalar. Siz burada kişilerin yaşam alanına müdahale ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Tutukluluk devam gerekçelerinin çok geç UYAP’a işlendiğini belirten Kozan, “Müvekkilimize 7 gün içinde dahi tebliğ etmediniz. 7 gün bittikten sonra tebliğ edildi. Bizim tutukluluk devam kararına itirazlarımız da henüz üst mahkemece incelenmedi. Yani tutuk devam kararına yapılan itirazlarımız değerlendirilmeden siz yeni bir duruşmaya başladınız. Tutuk itirazı 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesine ne zaman göndereceksiniz? SEGBİS çözüm tutanağı olmadan ya da bizim beyanlarımız olmadan 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi neyi inceleyecek? Onlar da sizin gibi bakmadan mı değerlendirecek” diye sordu.

    “ŞİKAYETİN SONUÇLANMASINI BEKLEYECEĞİZ”

    Mahkeme başkanının değiştirilmesiyle duruşma periyotlarının da değiştirildiğini ifade eden Kozan, “Böyle bir yargılama usulünü şimdiye kadar görmedik. Bu yargılama biçimi bile hukuksuzluğu çok net ortaya koyuyor. Duruşmayı doğru bir periyotla belirleyerek devam ettirmenizi istiyoruz. Bu talebimizin karşılıksız kalması durumunda gerekli HSK şikayeti yapacağımızı ve şikayet sonuçlanana kadar da bu duruşmalara katılmayacağımızı ifade etmek istiyoruz” dedi.

    “TALİMATI YERİNE GETİRİYORSUNUZ”

    Avukat Cahit Kırkazak, mahkemenin davayı hızlı bir şekilde bitirme kararlılığının olduğunu aktararak, “Bu yargılamayı acil bitirme motivasyonunuz niye? Devlet Bahçeli’nin mi Erdoğan’ın mı, Süleyman Soylu’nun mu talimatını yerine getiriyorsunuz? Adil yargılama hakkının ihlal edildiğini, bu duruşma periyotlarının insan hakkı ihlali olduğunu biliyorsunuz. Bunları bilmenize rağmen iktidarın talimatları doğrultusunda hareket ettiğiniz ortaya çıkıyor. Eğer ki kararınız hazırsa ve dosyayı bir an önce bitirmek istiyorsanız dosyayı savcıya verin onunda mütalaası açıktır. Kararınız hazırsa bugünden kararı verin ama bizi bu oyuna karıştırmayın. Bizim bu temel haklarımızın ihlaline, siyasal iktidarın temsilcileri pozisyonuna rıza vermeyiz” şeklinde konuştu.

    Nuray Özdoğan, “Duruşma takvimleriyle usulü ihlal ediyorsunuz. Hangi sürelere dikkat ettiniz de bu kadar kısa süreye duruşma tarihi verdiniz? Bu kararlarınızın hiçbir makam tarafından denetlenmeyeceğini düşünüyorsunuz ama biz hukukçular olarak bu kararları denetleyeceğiz. Hangi koşullarda bu duruşmalara iki hafta boyunca katılabileceğimize inanıyorsunuz? Bu dosyaların tüm evrakları, tüm işlemleri bir bütün bu nedenle tüm günler burada olmamız gerekiyor. Diğer mesleki faaliyetlerimizi ihlal mi edelim? Şu an müvekkilimizin hukuki yardım alma hakkını ihlal ettiğiniz gibi bizim de avukatlık mesleğimizi yapma hakkımızı ihlal ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Ardından söz alan avukatlar da makul sürenin verilmesi gerektiğine vurgu yaparak aksi halde yargılamaya devam edemeyeceklerini belirterek, mahkeme heyeti hakkında hürriyeti tahdit suçundan şikayette bulunacaklarını ifade etti.

    “MÜŞTEKİLER DURUŞMADA DİNLENSİN”

    Duruşma verilen bir buçuk saatlik aranın ardından avukatların talepleriyle devam etti.

    Duruşmaya Diyarbakır’dan SEGBİS ile katılan avukat Mahsuni Karaman, “Eğer CMK varsa, bu yargılamanın CMK’ya uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğini konuşmamız lazım. Sizler sadece müvekkillerimizle ilgili sadece bu duruşmaları değil, dosya kapsamında 7 Ocak tarihinden sonra her gün duruşma yapıyorsunuz. Hatta her gün ülkenin genelinde birden fazla duruşmalar yapıyorsunuz. 2 bin 670 civarındaki müştekiyi bu şekilde dinliyorsunuz. Ülkenin herhangi bir yerinde bir hakimin duruşmayı açıp şikayetçi olup olmadığını sorması, katılma talebinin olup olmadığını sorması, duruşma yapılmadığı anlamına gelmiyor. Bugüne kadar binlerce duruşma yaptınız. Talimat duruşmalarına bizlerin de katılma hususu aklınıza bile gelmedi ya da umurunuzda bile değil. Önünüze geliyor, sizde ‘okundu dosyaya konuldu’ diyerek yargılamayı sürdürmek istiyorsunuz. Siz bu müştekileri SEGBİS ile de dinleyebilirsiniz. Duruşma salonuna getirilip dinlenir, bu zorsa SEGBİS talimatları yazılır, bu periyotlarda yapılan duruşmalarda 5 ya da 6 müşteki bağlanır. Savunma hakkının kısıtlanmasına dair saydığımız hususlardan yalnızca birkaçı yerine getirilmiş olabilir” diye belirtti.

    Müştekilere dair yapılan duruşmaların heyete ait olduğunu belirten Karaman, mahkemenin talimatıyla ülkenin birçok yerinde hakimlerin kürsüye çıkıp müştekileri dinlediğini kaydetti. Bu şekilde dinlenen bir yurttaşla konuştuğunu dile getiren Karaman, şöyle konuştu:

    “‘Beni de çağırdılar, ben de gittim duruşmaya’ dedi. ‘Kim yaptıysa onlardan şikayetçiyim’ dedi. Ben de ‘senin şikayet ettiğin kişiler Demirtaş ve arkadaşlarıdır’ dedim. Şaşırdı. Talimatla gizli saklı kapılar ardında duruşma yapılmıyor, insanlar kandırılarak, zorla götürülüyor. ‘Biz şikayetçiyiz’ şeklinde beyanları alınıyor ve gönderiliyor. Ama bu talimat duruşmalarında bizler olsak ve en azından iddianamenin bir kısmı özetlenebilse, bu müştekilerin yüzde 70-80’i ‘HDP ile ne ilgisi var’ derler. Ama insanlara bu fırsatı vermiyoruz. Vermeme yöntemine karşı korsan duruşma yapıyoruz. Bu konuya ilişkin talebimiz şu; tüm talimatların yenilenmesi, yeniden talimat yazılması, bu talimatlara sanıklar ve sanık müdafilerinin çağrılmasını talep ediyoruz. Eğer bu mümkün değilse bu periyotlarda dinlenmesini istiyoruz.”

    Duruşma periyotlarına dair Karaman, “Adil yargılamanın ilkelerinden biri olan silahların eşitliği sağlanamaz. Sizin ve üyelerin önünde birer bilgisayar var. Bizde de var. Ama müvekkilimizin böyle bir imkanı yok” dedi.

    MAHKEME BAŞKANINA: DOSYADAN ÇEKİLİN

    Mahkeme Başkanı Bahtiyar Çolak’ın görevden alınması ve heyete yeni bir üyenin dahil edilmesine değinen Karaman, “Heyetinizde yeni bir üye var. Kendisine de iddianameyi incelemesi için 6-7 aylık bir süre verin. Eğer bu taleplerimizi olumsuz değerlendirecekseniz, size tavsiyemiz dosyadan çekilin. En iyisini yapmış olursunuz. Gelen daha iyi olacak mı biliyorum ama en azından teorik olarak siz kendinizi kurtarmış olursunuz” diye konuştu.

    Ardından Diyarbakır’dan duruşmaya SEGBİS ile bağlanan avukat Cihan Aydın, Mahkeme Başkanı Bahtiyar Çolak’ın görevden neden azledildiğini sordu. Bunun cevaplanması gerektiğinin altını çizen Aydın, “Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bunun gibi kurumlardan gelen yanıtları kabul etmiyoruz. Çünkü bunlar davanın katılanları ve taraf. Bunların gönderdikleriyle yargılama yapamazsınız. Bahtiyar bey kendini kurtardı, siz de kurtarın” dedi.

    “NASIL BİR DURUŞMA PERİYODU İSTİYORSUNUZ?”

    “Nasıl bir duruşma periyodu istiyorsunuz?” diye soran mahkeme başkanına cevap veren Aydın, “Biz müvekkillerimize gerekli kolaylıkların sağlanmasını istiyoruz. Müvekkillerimizle konuşurken günde yalnızca 2 saat dosyayı incelemek için bilgisayar başına götürüldüklerini söylediler. Müvekkillerimizin bilgisayar başında geçirdikleri sürenin uzatılmasını istiyoruz. Mümkünse süresiz olsun. Süre sınırlaması koymak doğru değil. Ne yargılamaktan ne de yargılatmaktan kaçınmıyoruz. Müvekkillerimiz de bu pozisyonda” diye belirtti.

    Mahkeme başkanı, “2 ay ara verelim, 2 hafta duruşma yapalım öyle mi?” diye sordu. Aydın, “Evet” yanıtını verdi.

    Diyarbakır’dan SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan avukat Cemile Turhallı Balsak, duruşmada mevcut klasör sayısını sordu. Soruyu yanıtlamayan mahkeme başkanı, avukatın konuşmasına devam etmesini söyledi.

    “BİR ODA DOLUSU KLASÖR VAR”

    Konuşmasını sürdüren Balsak, “Bu cevabınızla bilmediğinizi anlıyorum. Adil yargılama hakkı uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bir haktır. Ama bu hakkın uygulanmasından birinci derece sorumlu olan sizlersiniz. Tarafsız bir mahkeme heyeti olarak orada bulunmuyorsunuz ne yazık ki. Bu yüzden heyetinizi ayrı ayrı olarak reddettik. Ama burada savunma hakkına yönelik almış olduğunuz her bir kararı ifşa ederek belirtmek zorundayız. Savunma hakkı sadece mahkemede kullanılmaktan ibaret değildir. Tutukluluk devam kararları alan sizlersiniz, ceza tehdidi altında olan müvekkillerdir. Bu hususta savunmanın hazırlanmasının fiziksel koşullarından psikolojik koşullarına kadar sağlanması sizin sorumluluğunuzda. Bu yargılamadaki dosyaların her bir belgesinin yargılananlar tarafından inceleniyor olmasını bekliyor olmanız lazım. Dosyada bini aşan klasör var. Bir oda dolusu klasörden bahsediyoruz” diye aktardı.

    Ardından söz alan avukat Veysi Eski, “Her şeyin olağanüstü olduğunu siz de biliyorsunuz. Olağanmış gibi davranmayın, ‘mış’ gibi bir yargılama yapmayalım. ‘CMK’da duruşmalar kesintisiz olur’ diyorsunuz, doğrudur ama her yargılamanın kendi ruhu var. Siz burada 108 sanıklı duruşma yapıyorsunuz. Her duruşma arasında yüzlerce evrak geliyor. Siz her ne kadar yasallığa dayansanız da savunma hakkının özünü bu şekilde duruşma periyotlarını belirleyerek ortadan kaldırıyorsunuz” dedi.

    “İSTİKLAL MAHKEMESİ’NDEN FARKI YOK”

    Ülkede çok sayıda OHAL dönemi yaşandığına dikkati çeken Eski, “En çok da Kürtlere yönelik yargılamalarda oldu. Kürtlere yönelik yargılamaların hepsi düşman ceza hukuku çerçevesinde oldu. Şeyh Sait yargılaması 1925’te başladı bitti, idam cezaları verildi. İdam cezaları Meclis’te onaylanmadan infaz edildi. Şu anda sizin bu yargı pratiğinizin Şark İstiklal Mahkemesi’nin yargı pratiğinden bir farkı yoktur. Duruşmanın düzenine dair bugüne kadar oturmuş bir gelenek var. Doğrudanlık ilkesi vardır. Tutuk devam kararlarınızda bir kısım yargılanan arkadaşlarımızın beyanlarını tutuk devam gerekçesi yapıyorsunuz. Burada toplam herkes bu duruşmayı takip etmek zorunda. Müvekkilimin lehine veya aleyhine olacak her beyanı görmem, duymam ve dokunmam gerekiyor. Bu doğrudanlık ilkesinin bir gereği. Yeni üye geldi. Yeni üyenin sadece tutanakları dahi okuması Yargıtay kararlarına aykırı. Burada bir yerlerden bir müdahale oluyor. Aynen Ali Salip’in, Şeyh Sait’i idama mahkum eden Şark İstiklal Mahkemesi savcısı Ahmed Süreyya Örgeevren’e şikayette bulunması gibi. Atatürk’ten gelen cevap şuydu, ‘Hukuka uymanıza gerek yok.’ burada da aynı mevzuyu yaşıyoruz” diye konuştu.

    Makul sürenin belirlenmesi talebinde bulunan Eski, “2 ay ara verilmesi gerekiyor. Ara karar kurun, duruşmayı sonlandırın, 2 ay sonrasına gün verin, biz de gelip kaldığımız yerden devam edelim. Aksi takdirde savunma makamı olarak bu yargılamanın bir parçası olmayacağız. Bu bir yargılama değil şark istiklal mahkemesinin bir devamı niteliğindedir biz bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Ardından söz alan avukatlar da Eski’nin taleplerinin ortak talepleri olduğunu ifade ederek, karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise tutuklu yargılanan siyasetçilere taleplerini sordu. Söz alan siyasetçilerden Mesut Bağcık, “Belgelerin içinde tam olarak neler olduğunu bilmiyoruz. Ben hakkım olan savunmamı yapmak istiyorum ama bununla ilgili koşulların yaratılmasını istiyorum. Duruşma periyotlarından dolayı savunma hakkım elimden alınmaktadır. Diğer yandan avukatlarımın da tüm yaşamı bu davayla sınırlı değildir. Bu yapılan uygulama avukatsız bırakılma anlamına gelmez mi?” diye sordu.

    DEMİRTAŞ: SİZ DE KUMPASIN ORTAĞI MISINIZ?

    Selahattin Demirtaş ise HSK’nin mahkemeye siyasi müdahalede bulunduğunu, bunun savunma hakkının ihlaline yol açtığını belirterek, şunalrı kaydetti:

    “Mahkemenizin bir takım eksikleri giderilmesi, dosya incelemesi için duruşma periyodu konusunda hassasiyet göstermesi, özellikle müştekilerin dinlendiği duruşmalarda müştekiler dinlenirken, avukatlarımızın da en azından bilgilendirilmesinin sağlanması gerekir. Bugüne kadar binlercesi dinlendi ama tam olarak kime karşı suç duyurusunda bulunduklarını kendileri de biz de bilmiyoruz. Tüm heyet üyelerinin dikkatle dinlemesini istiyoruz. Biz bu işin öznesiyiz. Allah’ın varlığı ve birliği gibi biliyoruz ki kumpas bir davadır. Avukatlarımızla dosyadaki belgelere bakarak bunu söylüyoruz, ben biliyorum. Ben hiçbir yerden talimat almadığımı biliyorum. Avukatlarımız delil toplama faaliyetine lehte olan delillerin toplanması konusunda talepte bulunurken, bunu kabul etmediniz. Lehimize tek bir ara karar kurmadığınıza göre buna dayanarak diyoruz, ‘Siz de kumpasın ortağı mısınız?’ Ben biliyorum suçsuz olduğumu. Kimsenin bana talimat vermediğini ben biliyorum. Yüzde 100 yalan olduğunu ben biliyorum, MYK üyelerimiz biliyor. O yüzden kumpas olduğuna eminiz. Sizden birileri bize kumpas kurdu kimseden talimat almadık dolayısıyla savcılık, İçişleri Bakanlığı, MİT ve Saray bir takım avukatlarla yan yana geldi ve bu dosyayı kurdu. ‘Yeni delil olarak ne sunabiliriz ki AİHM kararını uygulamayalım’ diye düşündüler.”

    “BİZ ONLARI SANDIĞA GÖMECEĞİZ”

    Demirtaş, “Sıfır delille bizi ikinci defa tutuklayıp da ‘ne yapacağız’ dediler ve gizli tanık beyanlarına başvurdular. Savcı, gizli ve açık tanık ihalesine çıktı. Avukatlarımız sizden bu soruşturma aşamasındaki tuhaflıkların araştırılması talebinde bulunuyor. Gizli ve açık tanıklar nerede bulundu, araştırılsın. Soruşturma savcısı nasıl İzmir’e gitti, geri geldi bunlar HSK’dan sorulsun. Ben anlayabiliyorum. Avukatlar ‘iki celse arasında 50 klasör daha geldi bakamadım’ diyorlar. Aleyhte, lehte ne var bilmiyoruz. Dosyayı fiziki olarak alabilsek bin klasörü koyacak yer yok. Açık söylüyorum, Devlet Bahçeli ve Erdoğan Türkiye’yi yöneten iki siyasi lider ve bu davanın sonuçlanması için grup toplantısı salonlarından yargıya talimat veriyorlar. Hem bizi terörist olarak ilan ediyorlar hem de İçişleri Bakanlığı avukatıyla dahil oluyor. Savunma hakkı dediğimiz sadece süreyle sınırlı değil. Bazı yargı mensupları ideolojik olarak Bahçeli ve Erdoğan’a bağlı olabilir, bazıları korkuyor olabilir. Ama biz onları sandığa gömeceğiz” dedi.

    “DOSYANIN VERİLERİ ELİMİZDE YOK”

    Demirtaş şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla ne karar vermek istiyorsanız verin. Savcı yanınızda bir an önce mütalaayı çıkarın, kararı verin, mahkeme salonunda işimiz bitsin. Ama halk sandıkta kararı verir. 6 sene sürmüş bu soruşturma. Savcıya soruşturma için 6 sene tanımışsınız ama avukatlarımıza 6 aylık süreyi çok görüyor, davayı bitirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye’nin her yerinden evrak toplamış, koymuş savcı. Biz de siyaseten bunun kumpas olduğundan eminiz. Ama bırakın avukatlarımız baksın. Lehimize bir tane bile delil yok. Yapmayın. ‘Şeklen de yapmıyoruz’ derseniz savunma hakkımız elimizden alınmıştır ne fiziken ne de dijital ortamda şu an bin klasöre ulaşmış dosyanın verileri de elimizde yok. Tutukluluk devam gerekçelerini de sallıyorsunuz.

    “GİZLİ TANIK MERCEK, UYDURMA”

    Tutukluluk gerekçelerine bakalım. Demirtaş’ın yargılandığı Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davadaki gizli tanık Mercek’e ulaşılamaz duruma geldi. Bunu da tüm arkadaşların tutuk devam gerekçeleri yapmışsınız. Delil uydurmayın. Mercek adlı gizli tanık kayıp değil, olmadığı ortaya çıktı. Beyanları yok. Böyle bir gizli tanık yok dediler. Açık müzekkere cevabını okuyun. ‘Gizli tanık beyanlarına ulaşılmamıştır’ diyor. Bunu alıp ‘ulaşılamaz duruma geldi’ diyerek tutuk devam gerekçesi yaptınız, yapmayın.

    Bize yüzlerce yıl ağırlaştırılmış ceza verseniz de binlerce yol verseniz de aynı süre yatacağız çünkü halk sandıkta karar verecek. Bu bir kumpas davasıdır. Siz bu yargılamayı devam ettirecek kumpasa dahil oluyorsunuz. Savunma yapmaya istekliyiz. 5 yılımız bitti tutuklulukta. Normalde bizim hızlandırmamız gerekiyor ama sanki biz yargılıyormuşuz da siz acele ediyorsunuz gibi bir durum var. Bu 5 yıllık tutukluluğun siyasi rehinelik yıldönümünde insanlar açıklama yaptılar ama onlara da müdahale edildi. Arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ama özellikle Van’daki, başını eğmeye çalışanlara karşı dik duran arkadaşa da teşekkür ediyorum ve dik durmayı halktan öğrendik, halkımızın öğrencisiyiz dik durmaya devam edeceğiz.”

    “YALANLA KURGULANAN BİR DOSYA VAR”

    Duruşmada konuşan yerine kayyum atanan Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gülten Kışanak, avukatlarının taleplerine katıldığını ve taleplerin dikkate alınması gerektiğini ifade ederek, “Bu davanın, kumpas hale gelmesinin sorumlusu biz değiliz. Bu kadar içinden çıkılmaz bir dosyayı önünüze koydular ve siz de acilen bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bundan sonraki süreçte biz bu kumpası açığa çıkartmak için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bunun için bir an önce savunma yapmak istiyoruz. Açık bir kumpas var. Yalanla, dolanla kurgulanan bir dosya var. Bu nedenle halkımıza gerçeği anlatmak istiyoruz. Ama bunların açığa çıkarılması için koşulların temin edilmesi gerekiyor. Size talimat verdiler siz de bize vermeye çalışıyorsunuz, öyle bir şey olmaz” dedi.

    Kışanak’ın sözünü kesen mahkeme başkanı, sadece savunma yapıp yapmayacağına dair konuşmasını söyledi.

    “HAKİKATİ ORTAYA ÇIKARMAK GİBİ BİR DERDİMİZ VAR”

    Kendilerine gönderilen evrakları incelemek için süre istediklerini kaydeden Kışanak, “Ben robot olsam da 50 bin sayfayı okuyamam. Size makul süre diyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Çünkü başınızda ‘bir an önce karar verin’ diyenler var. Buyurun kararı verin. Eğer hakikatin ortaya çıkarılması gibi bir derdiniz yoksa bizim öyle bir derdimiz var bunu ortaya çıkaracağız. Ama size bir talimat verilmiş gereğini yapacaksınız. Bizim üzerimizden bunu yürütmeye çalışmayın, buyurun gereğini yapın. Biz siyasetçiyiz” dedi.

    Kışanak’ın sözünü tekrar kesen mahkeme başkanı, Figen Yüksekdağ’a söz vermek istedi.

    Kışanak, devam ederek, “SEGBİS’te yan yana oturuyoruz ama bilgisayar odasında yan yana oturtmuyorlar. Binlerce sayfa belgeyi tek tek okumam lazım. Bize işkence yapmayın” dedi.

    “KUMPAS DAVA”

    Sonrasında söz alan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise “Avukatların taleplerine katılıyoruz. Bu dava bir kumpas davası. Yargılamaktan kaçtığımızı söyleyen bir mahkeme heyeti ile karşı karşıyayız. Bugüne kadar kaçmadığımız, arkadan dolaşmadığımız için hala kumpas davalarıyla muhatabız” dedi. Yüksekdağ duruşma periyotlarının düzeltilmesi talebinde bulunarak, “Her birimiz ayrı ayrı 7 saat bilgisayar kullanabiliyoruz. Bu koşulların da düzeltilmesini istiyoruz” dedi.

    Ardından söz alan tutuklu siyasetçiler de tutukluluk devam gerekçesinin dahi kendilerine bir hafta sonra tebliğ edildiğini belirterek, savunma hazırlığı için 2 aylık sürenin verilmesini talep etti.

    YARINA KADAR ARA VERİLDİ

    Ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, duruşmada hazır bulunmayan siyasetçilerin mazeretlerini okuyarak yarın devam edecek duruşmaya hazır bulundurulmaları için cezaevine yazı yazılmasına ve bugün için sunulan mazeretlerin kabulüne karar verdi. Cumhuriyet savcısının talebinin sonra değerlendirilmeye karar veren mahkeme başkanı duruşmaya yarına kadar ara verilmesine karar verdi.

    Karara itiraz eden avukatlar, taleplerine dair karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı mazeret bildiren tutuklu siyasetçilerin de taleplerini aldıktan sonra talepleri değerlendireceğini söyledi.

    Avukatlar itirazlarını sürdürerek, “Bu şekilde yargılama yapamazsınız” dedi.

    Duruşmaya yarına kadar ara verildi.

    (Ankara/MA)