PİRHA- İzmir’de tek AKP’li belediye olan Menemen Belediyesi’nde işçi kıyımı yaşandı. Kod-17 bahanesiyle işlerine son verilen Meta-Su şirketinde çalışan 325 emekçi ve belediye personeli 75 işçi, 3 Haziran’da belediye binası önünde eylem gerçekleştirecek.
31 Mart yerel seçimlerinde AKP’li Aydın Pehlivan’ın kazandığı İzmir’in Menemen Belediyesi’nde işten çıkarılan belediye işçileri eylemlerine devam ediyor.
Menemen Belediyesinde işten atılan işçilerin belediye önünde başlattıkları direniş sürüyor. Direnişteki işçiler, işten atılan tüm arkadaşlarına ve kamuoyuna çağrı yaparak 3 Haziran Pazartesi günü saat 10.00’da Menemen Belediyesi önünde gerçekleşecek eyleme destek sunmaya davet etti.
PİRHA- Dört bin yıllık tarihin yattığı İkizköy Işıkdere Mahallesi’nde yıkım hızlandı. İş makinaları yoğun bir çalışma yürütürken, çevreciler, yıkıma karşı, iktidara seslenerek, “Yeter artık! Yeter, ellerinizi bu ülkenin topraklarından çekin” dedi.
Diyanet’in Limak tarafından işletilen termik santrale kömür tedarike etmek için yıkılan tarihi cami ve kilisenin bulunduğu alanda iş makinaları çalışmalarını hızlandırdı.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de Limak şirketinin kömür çıkarmak için dozerlerle yıktığı cami için köylülerin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ve köylüler, yıkıma tepki gösterdi.
“AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE CAMİLERİ YIKTILAR”
Dört bin yıllık tarihin yattığı İkizköy Işıkdere Mahallesi’nin katledildiğini aktaran Atal, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yaptığı başvuruyu hatırlatarak, şunları söyledi:
“DİB, ‘Cemaati kalmayan bir caminin gerekli izinler alındıktan sonra başka bir yere taşınmasında dinen sakınca yoktur’ dedi. Siz cemaati kalmayan bir camiyi başka yere taşımadınız. Camiyi tarumar ettiniz, yerle bir ettiniz, yeksan ettiniz, yıktınız. Cemaati kalmamış bir cami değil, cemaati bırakılmamış bir camiydi. Işıklara Mahallesi’ne el koydunuz. Halkın malına el koydunuz. Dolayısıyla şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk defa AKP iktidarı döneminde camileri yıktılar. Dozerlerle tarumar ettiler. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu cami yıkılabilir diye fetva verdi.”
“SÖMÜRÜYE SON”
Köylü yurttaşlardan biri de, insanların emeğini, toprağını, nefesini, oksijenini, maneviyatını, ibadethanelerini, camisini, kilisesini, kapitalist sisteme kurban edildiğini vurgulayarak, “Ne kaldı geriye? Ne kaldı? Ülkeyi yerle bir ettiniz. Türkiye’yi talan ettiniz. Ne bıraktınız, ne bırakıyorsunuz? Gençliğimize, nefes alın alır bir ülke bırakamayacak mıyız? Sizler ne vicdansız insanlarsınız. Yeter artık! Yeter, ellerinizi bu ülkenin topraklarından çekin. Bu ülkenin geçiminden geçim kaynaklarından çekin. Köylüden çekin. Yeter artık. Bu ülkede biz adalet istiyoruz. Emeğe adalet istiyoruz. İnsan adaleti, hayvan adaleti, doğa adaleti, toprak adaleti istiyoruz. Sömürü son bulsun istiyoruz. Yeter artık. Biz bu ülkede nefes almak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
“GEÇMİŞİMİZİ SİLDİLER”
Bir başka köylü yurttaş da, yıkımın yapıldığı Işıkdere’de iki bin on sekizden bu yana kazı yapıldığına dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dört senedir devam eden kazıyı geçtiğimiz hafta Çarşamba’dan itibaren bitirerek ve alandaki kalıntıları yok ederek alıp karşıya döktüler. Burada çıkan Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar, mozaik taşlar bulunduğu söylendi. Biz umutlandık. Biz bununla ilgili dava açtık. Dedik ki burası bu şekilde kalırsa Akbelen de kurtulur dedik. Neye tutunduysak her şey elimizden söküp aldılar. Işıkdere’yi an be an, dört senedir lokma lokma yediler. Ne deremizi tanıdılar, ne kültürel varlıklarımızı tanıdılar. Geçmişimizi sildiler. Geleceğimizi çalıyorlar. Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz.”
Köylülerin bekleyişi sürerken, yıkımın yapıldığı alana jandarma sevk edildi.
PİRHA- Bingöl’de devam eden orman yangınına dikkat çeken KAYY-DER, sivil toplum örgütleri ve çevre gönüllülerini doğa kıyımına karşı ses çıkarmaya çağırırken, HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, “ateşi yakanlarla hesaplaşacağız ve diyoruz ki çıkan her yangından iktidar sorumludur” dedi.
Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Dernekleri (KAYY-DER), bölge kentlerindeki doğa talanına ve Bingöl’de devam eden orman yangınına ilişkin Kadıköy’de bulunan Rıhtım İskelesi’nde açıklama yaptı.
KAYY-DER Eşbaşkanı Yeliz Vergili, Bingöl’ün Genç ilçesindeki orman yangının karakolda yapılan atış talimleri sırasında başladığını söyleyenrek, 4 gün geçmesine rağmen yangının kontrol edilemediğini belirtti.
Yeliz Vegili, topyekün bir toplumsal duyarlılıkla konuya sahip çıkıp, bir an önce doğaya hak ettiği değeri verilmeli diyerek, “Marmaris’te yanan ciğerlerimiz için on helikopter gönderilirken, Bingöl yanarken, yanan yine bizim ciğerlerimiz değil mi?” diye sordu.
HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, savaşın sadece insan kaynaklarını değil ülkenin doğasını ve tarihselliğini de yok ettiğini dile getirerek, “Bugün Bingöl’de yaşanan savaş siyasetinin boyutunu gösteriyor. Marmaris yangınında hassaslaşan kamuoyu, Bingöl yangını için sessizliği tercih ediyor. Kanal İstanbul için İkizdere için ayağa kalkanlar Hasankeyf için Cudi için sessiz kalıyor. Sanıyorsunuz ki yaktığınız ateş yanınızda kalacak ama açık çağrımızdır, ateşi yakanlarla hesaplaşacağız ve diyoruz ki çıkan her yangından iktidar sorumludur” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alanda ara verilen ağaç kıyıma sabah saatlerinde yeniden başlandı. Ajansımıza konuşan yurttaşlar yetkililerin bir an önce ağaç kesimine son verilmesi çağrısında bulundu.
Pandemi sürecinde açıklanan ‘tam kapanma’ kararı ormanları katletme fırsatına dönüştürüldü. Rize İkizdere’den İzmir’e, Dersim’den Akbelen Ormanlarına, Kaz Dağları’ndan Toroslara ormanlar yok edilirken, eko-sistemde onarılmaz tahribatlar yaşanıyor.
İkizdere’de taş ocağı için ağaçlar katledilirken, taş ocağına karşı direnişte olan köyülüler ve çevrecilerin çadırları jandarma tarafından kaldırılırken, Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde de ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alanda ara verilen kesime sabah saatlerinde yeniden başlandı.
Nöbette olan köylülerin haber vermesi üzerine onlarca yurttaş ağaçların kesilmesine engel olmaya çalışırken, ormanlık alan jandarma sev edildi.
Ormanlık alanın ‘gençleştirme’ adı altında yok edilmesine başta kadınlar olmak üzere yurttaşlardan yoğun tepki var. Ajansımıza konuşan yurttaşlar yetkililerin bir an önce orman kıyımına son verilmesi çağrısında bulunurken, yurttaşlar, siyasi parti ve kurumlara da ormanların yok edilmesine karşı seslerini yükseltme çağrısında bulundu.
PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde de ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alan yok ediliyor. Ormanların yok edilmesine karşı direnişte olan köylüler ve sivil toplum örgütü temsilcileri de, yapılan kesimde bir art niyetin olduğunu ve ormanların ranta kurban edilmek istendiğini belirterek, “Yöneticilerin aklını başına alması lazım. Halk olarak da daha duyarlı olmalıyız, ormana ve doğamıza sahip çıkmalıyız” çağrısında bulundu.
Pandemi sürecinde açıklanan ‘tam kapanma’ kararı ormanları katletme fırsatına dönüştürüldü. Rize İkizdere’den İzmir’e, Dersim’den Akbelen Ormanlarına, Kaz Dağları’ndan Toroslara ormanlar yok edilirken, eko-sistemde onarılmaz tahribatlar yaşanıyor.
İkizdere’de taş ocağı için ağaçlar katledilirken, Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde de ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alan yok ediliyor.
Ormanlık alanın ‘gençleştirme’ adı altında yok edilmesine başta kadınlar olmak üzere tepkiler yükseliyor.
Pandemiye karşın ormanını, ağacını koruyan ve oturma eylemi düzenleyen yurttaşlar, oda ve siyasi parti temsilcileri PİRHA’ya konuştu.
“BU NASIL GENÇLEŞTİRME?”
Dağdan denizin görüldüğü yerlerin kesildiğine dikkat çeken yurttaş, “kesilen ormanlara ‘gençleştirme’ adına gidilip bütün ağaçları kesiyorlar. Orman kendi ağacını büyütüyor. Biri 100 yaşında biri 10 yaşında. Ancak müdürlük hepsini kesiyor. Bu nasıl gençleştirme?” diye sorarken, avukat Şerife Arıcı da, ormanların kesilmesinin yaşam hakkının ihlali anlamına geldiğini belirtti.
Ormanın yok edilmek istendiğini vurgulayan bir diğer yurttaş ise “bu kesimde bir art niyet var. Kamu yararı yok. Yöneticilerin aklını başına alması lazım. Halk olarak ta daha duyarlı olmalıyız, ormana ve doğamıza sahip çıkmalıyız” dedi.
“KATLİAMIN AMACI RANT”
Mersin Çevre Derneği Başkanı Sabahat Aslan da, ormanların yaşam kaynağı olduğunun altını çizerek, “Orman demek su ve temiz hava demektir. Türkiye’deki orman katliamlarının amacı ranttır. Mersin’de dünya ortalamalarının on katı kirli havayı soluyoruz. Bunun nedenlerinin başında ormansızlaştırılmaktır. Endüstri ormancılığı böyle yapılmaz. Dönülmez felaketlerin eşiğindeyiz. Durdurmak için ormanlarımıza sahip çıkalım” çağrısında bulundu.
“DURDURMAK İÇİN DİRENİŞİ BÜYÜTELİM”
Mersin Ziraat Odası Başkanı Necmi Birim, kentin akciğerleri konumundaki bir alanın yok edilmeye çalışıldığını vurgularken, bir diğer yurttaş pandemide sığındıkların alanların yok edilmeyle karşı karşı kaldığını ifade edip, “biz ormanları keserek oksijeni yok ediyoruz. Biz buralarda yaşamak istiyoruz. İlla orman illa orman. Bu ormanlar yok olursa nereye gideceğiz. Çölleşeceğiz” diyerek, ağaç katliamının durdurulmasını istedi.
Mersin Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Sinan Can da, Türkiye’de son dönemde ‘endüstri ormanı’ durumunda artış olduğunu söyleyerek, “Yaptım, oldu’ anlayışıyla ormanlar yok edilemez. Türkiye’de ÇED sistemi iflas etmiş durumda. Bölge halkının görüşleri son derece önemlidir. Ormanı, toprağı, suyu korumak için buradayız” diye konuşurken, bir diğer yurttaş ise, “yaşam hakkımızı, ormanlarımızı korumak için buradayız” diyerek, ağaç kesiminin durdurulmasını isteyerek, direnişe katılım çağrısında bulundu.