Etiket: kızıldeli

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-Muharrem ayı dolayısıyla Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yapıldı. Cemde Akbelen Ormanı’ndaki ağaçların kesilmesinin Kerbela olduğu vurgulanarak, “Kerbeladan hiçbir farkı yoktur. Ha bir ağacı kesmişsin ha bir genci kesmişsin aynı şey” ifadelerine yer verdi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yapılan cem erkanına Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı,yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Zakir Ferhat Kilit katıldı.

    Yürütülen Muharrem ceminde Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı, yaptığı konuşmasında, “Biz İmam Hüseyin’i yalnızca yaşamı ile yaşamını anlatmakla yeterli bulmuyoruz. Çünkü Alevi Bektaşi  inancı ve öğretisi Alevi Bektaşi felsefesi İmam  Hüseyin’i Kerbela’da şehit edilmiş bir kişi olmaktan çıkartarak Kalu Bela’dan beri hakkın varlığı ve birliği olan belli dediğimiz günden bugüne yaşanan Adem oğlunun yapmış olduğu cümle zulme, cümle karanlığa karşı bir direnişin bir mücadelenin bir iyiliğin sembolüdür. Mazlumun sembolü olmasa hasebi ile Alevi Bektaşi öğretisi İmam Hüseyin’i Şahı Şehidan Şahlık mertebesine yükseltmiş, İmam Hüseyin bizim için mazlumların sembolü olmakla beraber o zalimlere karşı bir direnişin de bayrağı haline gelmiştir. İmam Hüseyin bizim için bilincimiz, bizim bu yola duyduğumuz aşk olmalı” dedi.

    İmam Hüseyin’in mirasını Dersimde Seyit Rıza’nın aldığına da dikkat çeken Sazcı, Onun mirasını “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana ders oldu, ancak ben de sizin önünüzde boyun eğmedim bu da size dert olsun” diyen evladı Kerbeladır. Ayıptır, zulümdür, günahtır yapmayın diyen Şehit Rıza bizim için İmam Hüseyin’in mirasını devraldı” dedi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir ise, İmam Hüseyin hiçbir zaman taviz vermeden süregelen ve Anadolu’ya doğru yayılan her yerin Kerbela olduğu bu süreçti. Kerbela oradan Denizlere kadar geldi. Denizlerin duruşları Hüseyin bir duruştu” diye konuştu.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise, Kerbeladen bu tarafa katliamlar hiç bitmediğine işaret etti.

    Muğla Akbelen’de Alevi Bektaşi öğretisinde cana kıymak cana dokunmak böyle bir şey düşünülemez ağaçların kesildiğine dikkat çeken Akça, “İnsanlar ağaçlara sarılıyorlar. Çünkü bizim inancımızda ağaçta bizim bedenimizden bir parça canımızdan bir can, biz onlardan farklı değiliz. Bugün müthiş bir kıyım var. Kapitalistler kendi çıkar ve menfaati için asırlık ağaçları kıyıyor” diye ifade etti.

    Akbelen’de ağaçlara sarılan yaşlı kadınlara işkence edildiğini vurgulayan Akça,” Bu da bir katliamdır, bu da bir Kerbeladır. Kerbeladan hiçbir farkı yoktur. Ha bir ağacı kesmişsin ha bir genci kesmişsin aynı şey” ifadelerine yer verdi.

    Muharrem ceminde gülbenglerin okunmasının ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Ayhan Aydın, Yunanistan’daki Kasım Kurbanı Etkinliği’ni kaleme aldı

    Ayhan Aydın, Yunanistan’daki Kasım Kurbanı Etkinliği’ni kaleme aldı

    PİRHA- Yunanistan’da Seyyid Ali Sultan için yapılan “Kasım Kurbanı Etkinliği”ni kaleme alan araştırmacı, yazar Ayhan Aydın, gözlemlerini aktardı.

    Araştırmacı, yazar Ayhan Aydın, Yunanistan’da Seyyid Ali Sultan için yapılan “Kasım Kurbanı Etkinliği”ni kaleme aldı. Ayhan Aydın tarafından yazılan yazı şöyle:

    “KASIM KURBAN ETKİNLİĞİ, MÜRSEL BALİ SIRTI’NDA YAPILDI”

    “Ela gözlü pirim geldi
    Duyan gelsin işte meydan
    Dört Kapıyı Kırk makamı
    Bilen gelsin işte meydan

    Her yıl, Yunanistan’daki Alevi – Bektaşî toplumu tarafından geleneksel olarak, kışın başlangıcı olarak da kabul edilen 8 Kasımlarda yapılan “Kasım Kurbanı Etkinliği” – Mürsel Bali Kurbanı- bu sene de; bugün, 6 Kasım 2022, pazar günü Seyyid Ali Sultan Dergâhı sınırları içindeki “Mürsel Bali Sırtı”nda yapıldı.

    Yüzlerce canımızın katıldığı bu seneki etkinlikte ilk önce; zaman zaman Seyyid Ali Sultan’ın oğlu, bazen de babası olarak söylenen Mürsel Bali’nin türbesinin başında Kur’an’ı Kerim ve hayır dualar okundu.
    Daha gelen tüm ziyaretçilere kaynayan kazanlardan Hakk aşkına lokmalar pay edildi.

    Önceki senelerde olduğu gibi bu sene ki etkinliğe de, Türkiye ve Bulgaristan’dan birçok misafir de katıldı…

    Seyyid Ali Sultan ve Çevresindeki Yaşayan İnanç

    Miz Urum abdalıyız serdarımız Kızıl Deli
    Çeşmimizde şu’le-i envarımız Kızıl Deli
    Bülbül-ü şeyda biziz gülzarımız Kızıl Deli
    Dinimiz, imanımız, ikrarımız Kızıl Deli
    Nur-u Ahmet, Haydar-i Kerrarımız Kızıl Deli
    Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli
    (Virani)

    Yunanistan’daki en önemli Alevi – Bektaşi etkinliği olan Kasım Kurbanı Etkinliği, inançsal bir tarihi gün dönümünü simgelerken aynı zamanda binlerce insanın katıldığı bir sosyal etkinlik özelliği göstermektedir. Yunanistan’da, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli)’nin manevi varlığını yaşatmak ve onunla özdeş dergâhın (ocak-tekke) korunup onarılması vazifesini gönüllü olarak üstlenen insanlar tarafından kurulmuş Seyyid Ali Sultan Dergâhı Korumu Heyeti Kurumu tarafından düzenlenen etkinliğe, aynı zamanda yurt dışından da katılımlar olmaktadır. Etkinlikte; Rumeli’yi fetheden, Rumeli’nin Gözcüsü olarak kabul edilen, Seyyid Ali Sultan ve tüm eren – evliyalar aşkına kurbanlar kesilmekte, lokmalar dağıtılmaktadır.

    Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli), Rumeli (Balkanlar)’da Sarı Saltuk’tan (Rumeli’ye geçişi 1263) sonra bu toprakların sevgiden, barıştan, dostluktan yana bir yurt yapmış, buraların Ehlibeyt’in ışığıyla nurlanmasını sağlamış, bu topraklara bolluk ve bereket, adalet ve barış getirmiş bir alp-eren olarak anılmaktadır. Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli düşünce dünyasının içende yer alan ve 1354 tarihinde diğer eren ve alp-erenlerle bu topraklara gelmesinin üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen halen çok derin bir sevgi ve saygıyla anılmakta, onunla özdeş gelenekleri yaşatılmaktadır.

    O bir inanç önderi olmasının yanında, bir toplum önderi olarak kabul edilmekte, tüm dünyada aralıksız hizmet yürüten en önemli Alevi- Bektaşi inanç ve kültür merkezlerinden birisinin kurucusu olarak kabul edilen bir seyyid olarak sevilmektedir. Gerçekten de bu ocak – tekke merkezi çerağların sönmeden yandığı, meydanevinde cemlerin yapıldığı, dünya Alevi- Bektaşi toplumunun en önemli inanç merkezlerinin başında yer almaktadır.

    Eski Türk takviminde kışın başlangıcı olarak kabul edilen 8 Kasım günü, inançlarını, kültürlerini her koşulda ve tüm boyutuyla sürdüren- yaşatan Yunanistan’daki Alevi Bektaşi toplumu için de ayrı bir öneme sahiptir. Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Türbesi, bugün; Ruşenler (Russo) Köyü sınırlarındadır. Ruşenler ise Dimetoka (Didmotiho) İlçesi, Evros (Meriç) İli’ne bağlıdır. Burası Yunanistan – Türkiye sınırındaki bir ildir. Tüm katılımcılara şimdiden aşk-ı muhabbetler, sevgi ve saygılar sunarız…”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârlarından Mustafa Sazcı, cemevlerinin yapım ve işleyiş süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirterek, “İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek? Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerinin sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?” diye sordu.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârından Mustafa Sazcı, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİLİK ÖZÜ İTİBARİYLE ‘MEKANSIZ’ BİR İNANÇTIR”

    PİRHA:Cemevlerinin yapılma fikrini ve cemevlerinin tarihsel arka planınına ilişkin ne söylemek istersiniz?

    MUSTAFA SAZCI: Bu konuyu gerçek manada kavrayabilmek, anlayabilmek için aslında hem teolojik açıdan hem de sosyo-politik açıdan bir inceleme yapmak gerekiyor. Alevi Bektaşi inancında büyük bir mekan kutsama, mekanlara kutsiyet atfetme durumu var. Ancak bu kutsama basit bir şekilde mekan sevicilikten öte, içerisinde derin bir anlamı barındırıyor. Bu kutsanan mekanlardan tekke, türbe, ocaklar, Hakk ve hakikat yolu Aleviliğin yol ve erkanının sürdürüldüğü, kişinin hamken pişirildiği, aynı zamanda hizmet sahiplerinin yetiştirildiği, kâmil insan otakları olması hasebiyle kutsanırken, bunun dışında kalan makamların, niyazgahların, nazargahlar, Alevi Bektaşi inancının batini felsefesinden kaynaklık kutsanmıştır. Aynı zamanda bu batini felsefenin Vahdet-i vücûd’cu felsefenin dışavurumu olarak kutsanmıştır.

    Peki, nedir bu dağ, taş, tepe, ağaç ve su kutsiyetinin anlamı? Kısaca özetlemek gerekirse fakir ve himmet aldığı pirler Alevi Bektaşi inancının şöyle özetler: Alevi Bektaşi inancı dayatılması ve dayandırılmak istenen tüm semavi dinlerin, inançların aksine 72 millete bir nazarda bakan insanları diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, cinsel yönelimine göre ayırmayan, canlı cansız bütün varlıkları yek vücut gören, bu doğrultuda cümlesini, Hakk’ın ve hakikatin farklı donlardaki tezahürü olarak yorumlayan bir inançtır.

    Bu yüzden ikrarlı bir Alevi Bektaşi, insan cemali sureti rahman kabul ettiği gibi Veysel’in sadık yari kara toprağa da, dağı da taşı da, börtü böceği de aynı nazardan gözetir. Bu yüzden Alevi Bektaşiler bu derin ve mükemmel felsefeyi Ortodoks zihniyetin baskılarına rağmen çeşitli takiyeler ile Munzur Gözeleri, Üçler taşı, Köklem Dede Türbesi niyazgahı mekân kutlamalarıyla sürdürmüşlerdir.

    Bunun dışında Alevi Bektaşilikte ayriyeten bir ibadet alanı kutsama yoktur. Çünkü cem ahenk ve düzenini bozmayacak cemin temel düsturlarına uygun her mekânda icra edilebilir. Cem ibadetinde maksat da zaten muhabbettir. Muhabbet yolu ile müşküllerin giderilmesi toplumsal düzenin sağlanmasıdır.

    Ancak yine de geçmişte köylerimizde cemler nerede yapılıyordu konusuna değinmek gerekiyorsa, bunları öncelik sırasına göre söyle özetleyelim. Öncelikle köyde bulunan ocakzâdenin, pirin, rehberin evi hanesi kullanılırdı. Eğer ki bu ocakzade yok ise müsahipliği olan bir canın evi kullanılır, eğer musahip bir can da yoksa köyde evi cem için uygun gerekli genişlikte ve güvenlikli olan herhangi bir canın evi de kullanılırdı. Bunun dışında özellikle baskı süreçlerinde kilerler hatta ve hatta ahırlar dahi kullanılmıştı.

    Buradan da anlayacağımız üzere Alevilikte ibadet alanı belli bir yer dediğin dört duvar arası bir mekan değildir. Hatta inancımızın temel düsturlarından birisi de la-mekan mekânız bir inanç. Bu yüzden Hakk ve hakikat yolunu sürdüğümüz her mekan bizlerin ibadethanesidir.

    Fakat 1990 yıllardan itibaren göçle birlikte talip, rehber pir ve mürşit ilişkisinin bozulması ocak sistemin eski ehemmiyetini yitirmesi ve 90’larda kimlik siyasetinin yükselmesi ve farklı etnik, dini toplulukların haklı talepleri yükseldi. Alevi Bektaşilerde kendi ibadetlerini yapabilecekleri belli mekanları ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını da dillendirmeye başlamışlardır. Modern anlamda ilk cemevleri de 1990’lı yıllarda yapılmaya başlanmıştır diyebiliriz.

    -Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Burada tüm için bunu söylemek doğru olmasa da özellikle belediyeler tarafından inanç insanlarını danışılmadan tahsis edilen ve inşa edilen cemevleri Alevi mimarisine uygun olmamakla beraber Cemin aşk ve şevk içerisinde özüne uygun yürütülmesine de elverişli değil.

    Hemen aklıma gelen birkaç örneği aslında yasını söylemek gerekiyorsa, cem için düzen hakkında en bilinen sözlerden birisi de eşikteki ile döşektekinin birliğidir, yani eşit olmasıdır. Ama bakıyorsunuz bu dediğimiz mekanlara talip dededen bihaber dede talipten bihaber talip düz bir alanda otururken, dede kürsü gibi yüksekçe bir yerde. Oysa eski cemler nasıldı diye düşünecek olursakta dede taliple aynısı seviyede postunun üzerine oturdu ya da döşek de otururdu. Döşeyin yükselmesi, yastığın artması talip ile pir arasındaki ilişkinin zedelenmesine de yol açmıştır. Özellikle bugün de bunu gözü açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Pir ile talip arasında aynı zamanda yapay hiyerarşiye de sebep olmuştur.

    Buna ek olarak cemin bir özelliği de insanın cemal cemale olabilmesidir. Canlar cemal cemale olacak ki karşındaki Hakk tecelligahına niyaz eyleyebilsin. Aynı zamanda bu ceme gelen kişiler itikadı bütün kişilerde, geldiğinde yalan söylemez çünkü yüzünün kızaracağını bilir, cemal cemale olduğunu görüneceğini bilir. Bu yüzden yalan söyleyemez bundan dolayı cem uyum içerisinde yürür.

    Ama günümüz cemlerine bakıyoruz durum tam tersi. İnsanlar sanki bir amfide tiyatro izliyorlarmış gibi bir durum söz konusu. Kısacası bu konu çok mühim. Bu yüzden bu ibadet alanlarının da bu doğrultuda düzenlenmesi yeni inşaatların da Alevi inanç insanlarına danışılarak inşa edilmesi gerekiyor.

    “İBADETHANE STATÜSÜ VERİLİNCE ÜLKEDE ALEVİLER ADINA NE GİBİ ŞEYLER DEĞİŞECEK?”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki kim inkâr ederse etsin; Aleviler vardır, Alevilik haktır. Bir ibadet alanı olan cemevlerimizin misyonunu tartışmak hiçbir yetkilinin haddine değildir. Bir mekana ibadethane misyonu yükleyecek olan o inanca mensup olan insanların beyanıdır. Bu yüzden kimse bu konuyu tartışma haline getiremez.

    Cumhuriyet tarihi içerisinde Alevilik her zaman tartışma konusu olmuş, Alevi inancı tartışma konusu olmuş, Alevilerin haklı talepleri tartışma konusu olmuş. İktidarlar da kendi makbul bulduğu Alevi’yi yaratmak için çeşitli politikalar üretmiştir.

    Bir taraftan ‘Alevilikte ibadet yoktur, muhabbet ibadet değildir’ gibi ifadeler kullanılırken, diğer yandan birileri de AKP iktidarına ibadethanemizi cemevi olarak kabul ettirme derdindeler. Ben iki tarafın da aslında başlı başına biraz sorun teşkil ettiğini düşünüyorum.

    Birinciden başlayacak olursak uzun süredir reformist Alevilerin kullandığı bir ifade, çok sığ bir düşüncenin ürünü. İbadet semavi dinlerde olduğu gibi yalnızca Tanrı’ya yapılan ritüellerin bütünü değildir. Birçok inancın kendine has kendine uygun yaptıkları ibadetler vardır. Muhabbeti sazı, semahı, darı, gülbengi ile birlikte ayni cem de Alevilerin ibadetidir.

    Yüzyıllardır kullanılan ayn-i cemdeki ayin kelimesi de zaten ibadet ile eş anlamlıdır. Gel gör ki ibadet deyince tüyleri diken diken olan bu canlarımız her konuşmalarında ayin-i cem ifadesini kullanmaktan da hiç geri kalmıyorlar. Ek olarak İslam ve diğer semavi dinler bu kelimeleri kavramları kullanıyor diye biz de bunları tamamen asimilasyonun bir ürünü olarak addedip inancımızdan soyutlarsak, Alevilikten geriye birkaç nefes ve birkaç erkan dışında hiçbir şey kalmayacaktır.

    Bir diğer hususta mevcut iktidardan talep edenlerin hali. Biz demiyor muyduk ‘devlet bizim inancımızı tanımlayamaz.’ Bir ibadet yerini ibadethane yapan o inanca mensup insanların beyanıdır.

    Şu soruların cevabını vermek gerekiyor:

    -Antidemokratik uygulamaları ile bilinen AKP Hükümeti’nin vereceği karara niçin bu kadar bel bağladık? İbadethane statüsünün verilmesi birilerinin işine gelmeyecekse niçin ibadet alanlarını devletin tanımasına izin veriyoruz?

    -İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek?

    -İbadethane denilince bomboş beton yığınları olan o mekanlar dolup taşacak mı?

    -Alevilerin yaşadığı hak ihlalleri sona mı verecek?

    -Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerini sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?

    “TUĞLAYI ÇEKENLERİN ARASINDA ALEVİLER DE OLMALI”

    -Aleviler haklarını alması için nasıl bir yol izlemeli?

    AKP hükümeti ve kurduğu antidemokratik saray rejimi her geçen gün ülkeyi bir uçuruma doğru sürüklemekte ve yarattığı korku imparatorluğu başta Aleviler olmak üzere hak talep eden birçok halkı, etnik kimliği, dini kimliğin varlığını da tehdit etmektedir.

    Yalnızca bununla kalmamakta, bütün politikaları ile sermaye sınıfı dışında tüm toplumsal kesimler için hayatı çekilmesi zorunlu bir işkence haline dönüştürmektedir. İnsan en temel haklarından yoksun bırakılmakla beraber temel haklarını talep eden kişiler de çeşitli uydurma gerekçelerle gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Durum böyleyken bu iktidardan ve bu düzenden ve bu düzen içinde siyaset yapanlardan medet ummamak gerekir.

    Alevi hak mücadelesinin kazanım elde etmesi, Alevilerin tahayyül ettiği bir ülkenin kurulması, bu rejim içinde mümkün değildir. Bu yüzden Alevlerin, iktidarın böl parçala yönet taktiği ile mücadeleyi sekteye uğratmasına elverişli ortamı yaratmaması, yine iktidar tarafından ortaya atılan suni tartışmaları da boşa çıkarması gerekir.

    Büyük bir yönetememe krizi içerisine girmiş olan AKP’nin 20 yıldır inşa ettiği saray rejiminin yıkılışında Alevi hareketinin de büyük bir katkısı olmalı, tuğlayı çekenlerin arasında Alevilerin de bulunması gerekir.

    Bugün tüm toplumsal muhalefetin AKP ile gireceği son kavgada Alevi hareketinin vereceği mücadele AKP sonrası dönemde Alevilerin durumunu belirleyecek yegâne gerçekliktir.

    Alevi hak mücadelesini zafere götürecek olanlar ancak ve ancak Alevi hareketinin kendi örgütlü mücadelesi kendi örgütlü gücüdür. Alevi hareketi bu bilinçle gücünün farkına varıp toplumsal örgütlenmesini hünkarın ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ düsturuyla sağlaması gerekir. Onun dışında düzen partilerinin ve diğer siyasi hareketlerin boyunduruğu altına girmek temsiliyet görevini onların eline bırakmak, güneş varken mum ışığına tamah etmeye benzer.

    Yüzyıllardır verdiğimiz haklı mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Yeniden inşa edilecek sistemde haklı taleplerimiz ve mücadele, birikimimizle masaya bizlerin oturup, ibadethane statüsünün verilmesi ile kalmayıp, eşit yurttaşlık hakkımızın da yeriden iade edilmesini talep etmeliyiz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’
    13-‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’
    14-‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’
    15-‘İktidarın bir elinde havuç, bir elinde sopa politikasına biat etmemeliyiz’

     

     

  • Aleviler, Yunanistan’da Seçek Yayla Etkinliklerinde buluştu

    Aleviler, Yunanistan’da Seçek Yayla Etkinliklerinde buluştu

    PİRHA-Asırlardır kutlanagelen Seçek Yayla Etkinlikleri bu yıl da büyük bir coşku ve katılımla kutlandı. Batı Trakya Alevi Bektaşi toplumunda önemli bir yer tutan etkinlikler kapsamında üç gün boyunca çeşitli halklardan insanlar bir araya gelerek sevgi ile muhabbet ettiler. Etkinliğe katılan Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, şer güçlerinin Alevi Bektaşi yolunun aydınlığını yenemeyeceğini vurguladı. 

    Altı asırdır kutlanan Seçek Yayla etkinlikleri bu yıl da kutlandı. Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan, Türkiye’den başta olmak üzere, tüm dünyadan Seyyid Ali Sultan’a (Kızıldeli) ve onların yoluna gönül vermiş binlerce insan, bu sene de 3-4-5 Ağustos’ta Yunanistan’da Seçek Yayla Etkinliklerinde çok büyük bir coşkuyla buluştular.

    Dergaha niyaz olup Seyyid Ali Sultan Dergahı’nın kalbindeki köy olan Ruşenler Köyü’nde yüzyıllar boyunca olageldiği gibi Geleneksel Seçek Yaylası “Bayramı”nda bir gönülde buluştular. Alevisi-Sünnisi, Hıristiyanı ve her inançtan insanın buluşması yanında, Yunanistan’dan milletvekilleri, önemli yerel yöneticiler de bu çok özel ve önemli günde canları yalnız bırakmadılar.

    SEVGİ YUMAĞI VE MUHABBET

    Üç gün boyunca süren etkinlikler kapsamında ilk gün olan 3 Ağustos Cuma günü yeni Seçek Ağası’nın evi bayram yerine döndü. Davul ve zurnalarla köy meydanından alınan ziyaretçiler bir sevgi yumağı şeklinde ağanın evine kadar getirildi, ağa tüm konukları aynı şekilde büyük bir sevgiyle karşıladı. Herkese bir gün önceden hazırlanan lokmalar sunuldu. Bu böyle tüm ziyaretçiler için devam eden bir ritüel olarak sürdü. Akşam ise köy meydanında deyişler ve türküler okundu.

    Etkinliğin ikinci günü olan 4 Ağustos Cumartesi günü ise Seçek Ağası, Baş dedenin dua ve gülbenkleriyle atına bindirilip halkı selamlayarak köy meydanına çıkartıldı. Seçek Yaylasına çıkan halk ve orada bulunanlar yine Seçek Ağası’nı ve konukları etkinliğin yapıldığı alanın önünde karşıladılar. Yine Seçek Ağası herkesi selamlayarak atıyla birlikte kendisine ayrılan yere doğru yol aldı. Atından inip yerine oturan Seçek Ağası’nı herkes tebrik etti. Ağa ise yanından hiç ayırmadığı eşiyle birlikte herkesi teker teker ellerini sıkarak büyük bir sevgiyle karşıladı. Her yeni gelen misafir ve misafir grupları yine davul zurna eşliğinde Seçek Ağası’nın yanına kadar getirildiler. İkinci ve üçüncü gün güreş müsabakaları yapıldı.Yaylada ilk gün Alevi sanatçı Sabahat Akkiraz deyişleri seslendirdi.

    ALTERNATİF YAYLA ETKİNLİKLERİ

    Üçüncü gün olan 5 Ağustos Pazar günü de etkinlikler ve güreş müsabakaları devam etti. Etkinliklere katılan Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, sosyal medyada yazdığı “Seçek Yayla Etkinliği ve Batı Trakya Alevi Bektaşi Toplumu Üzerinde Süren Sinsi Tertip” başlıklı yazıyla izlenimlerini aktardı. Özellikle son iki yıldır Batı Trakya ve Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresindeki Alevi Bektaşi toplumu üzerinde Türkiye’deki gerici zihniyetin de teşviki ve tertibiyle büyük oyunlar oynandığını ifade eden Aydın, şunları kaydetti:

    Özellikle son iki yıldır Batı Trakya ve Seyyid Ali Sultan Dergahı çevresindeki Alevi Bektaşi toplumu üzerinde, özellikle Türkiye’deki gerici zihniyetin de teşviki ve tertibiyle büyük oyunlar oynanmaktadır. Dergahtaki birliği parçalayıp, yıkmak, yüzyıllar boyunca emeğiyle geçinen gemicilerin yaşamını karartmak isteyen korsanlar gibi, şimdi de ‘alternatif yayla etkinlikleri’ tertiplemek, Dergah çevresindeki canlarımızı üzüp onların morallerini bilinçli olarak bozmayı amaçlayan iftira kampanyaları yapmak ve Alevi Bektaşi yolunun evrensel değerlerinde olduğu gibi hoşgörüyü ortadan kaldırmak için hiç durmadan çok sistemli çabalar devam etmektedir. Batı Trakya’da yüzyıllar boyunca Seyyid Ali Sultan’ın himmetiyle hiçbir zaman ikiliğe düşmemiş, tüm karanlık çağları aşmasını başarmış, Batı Trakya Alevi-Bektaşi toplumu bu tertiplerin tümünü de aşacaktır.

    “YÖRE İNSANI OYUNLARIN FARKINDA”

    Yasal olarak hukuki sorunlarını halleden, tüm yöredeki toplumu temsil eden Seyyid Ali Sultan Dergahı Koruma Heyeti’nin uzun yıllar boyunca sürdürdüğü özverili ve büyük gayret ürünü çabaları meyvesini vermişken, bundan rahatsız olan, gocunan ilkel zihniyetli yapılar harekete geçmiş, ellerinden çok büyük bir fırsat, hazine kaçmış gibi saldırgan bir şekilde hareket etmektedirler. Yolumuzun aydınlığı, ululuğu, hoşgörüsüyle hareket etmekle birlikte, ‘Yola Birlikte Gidilir, Yol Cümleden Uludur’ şiarlarından asla vazgeçmeyen Seyyid Ali Sultan Dergahı’na gönül vermiş, dahası bu yola baş koymuş yöre toplumu hiçbir adi tertibe pabuç bırakmadan yoluna devam edecektir. Meseleyi büyütüp, Yunanistan sınırları içinde, bugüne kadar tam anlamıyla bir bayram olarak kutlanan Seçek Yaylası Etkinliklerini parçalamak, karartmak, ikilik yaratmak, bunun arkasında asıl neden olarak Seyyid Ali Sultan Dergahı’nda birliği yok edip, dergahı ele geçirmek, buradaki Alevi Bektaşi toplumunu asimile etmeyi amaçlayan oyunların çok iyi farkında olan yöre insanı ve biz tüm dünyadaki Alevi Bektaşi toplumunu buna asla izin vermeyeceğiz. Buna hiçbir muktedirin gücü yetmeyecektir. Bizim ulu erenlerimizin kurduğu aydınlık yolun sevdalıları, çıkar için bu yola çıkmamışlardır. Bu yola ölümüne sevdalıdırlar, her zaman da bedelini ödemişlerdir.

    “IŞIKLI YOLU AÇACAKLAR”

    Belki Türkiye’de farklı nedenlerle büyük asimilasyonlar yaşanıyor. Ama en azından Rumeli diyarında Balkanlarda 650 yıldır yanan çerağımızı söndürmek isteyenler gerçek anlamıyla bugüne kadar hiç görmedikleri bir dersi geçen sene aldıkları gibi, bu sene de çok şükür alacaklardır.
    Batı Trakya Alevi Bektaşi toplumu aydın ve bilinçli bir topluluk olarak, ata yurtlarında kendilerinin varlık nedeni olan Seyyid Ali Sultan ve yoldaşlarının ruhlarının kendi üzerlerinde olduğunun bilinciyle, karanlık tertipleri yıkıp, ışıklı yolu açacaklardır.

    “ŞER GÜÇLERİ ALEVİ BEKTAŞİ YOLUNUN AYDINLIĞINI YENEMEZ”

    Ruşenler halkı yani adından da anlaşıldığı gibi aydınlık yolu kuranlar başta olmak üzere tüm yöre insanı fesatçılara fırsat vermeden, o belayı def edeceklerdir. O kudret onlar da çok şükür mevcuttur. Tüm Türkiye’deki ve dünyadaki Alevi Bektaşi toplumu Batı Trakya’daki canlarımızın yanındadır.
    Mollalarla, gericilerle, ırkçılarla, İŞİD zihniyetli karanlıklarla kol kola olan, çıkar için her türlü yola başvuran, gül yüzlü canlarımızı üzen şer güçlerinin beslendikleri hiç bir kuvvet Seyyid Ali Sultan’ın ve Alevi Bektaşi yolunun erdemlerini, aydınlığını yenemez, birliğimizi parçalayamaz.

    (HABER MERKEZİ)