Etiket: kobani davası

  • Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    PİRHA- HDP’li eski milletvekilleri Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı ikinci Kobane davasında ilk duruşma başladı. Duruşma öncesi adliye önünde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidarın Kürt halkına diz çöktüremediği için kumpas davaları uydurduğunu söyledi.

    Kobane eylemleri gerekçe gösterilerek HDP’li 5 siyasetçi hakkında açılan ikinci Kobane davasının ilk duruşması Sincan Adliyesi’nde başladı.

    Daha önce milletvekili oldukları için isimleri olduğu halde o aşamada yargılanamayan HDP’li Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı davanın duruşması öncesi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları basın açıklaması yaptı.

    “AİHM KARARLARI UYGULANSIN”

    Davanın ilk etabında başta eski HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere çok sayıda siyasetçiye ağır hapis cezaları verildiğini hatırlatan Hatimoğulları, “Dün olduğu gibi bugün de taleplerimizi sıralamaktan asla geri adım atmayacağız. Kobanî Kumpas Davası bir kumpas davasıdır. Kobane Kumpas Davası, AKP ve Saray’ın koltuk değneğine dönüşmüş olan ve Saray’da yazılan iddianamelerle yol alan yargının sonuçlarıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün AİHM’in kararları ortadadır. AİHM’in Demirtaş için vermiş olduğu karar, bu davada yargılanan bütün arkadaşlarımızı bağlayan bir karardır. Türkiye AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarını harfiyen yerine getirmelidir. AİHM kararları der ki Türkiye’de yargı taraflı davranmıştır, yargı hukuka göre değil siyasi saiklerle davranmış ve bu kararları vermiştir. Bu kararlar yok hükmündedir ve Kobane Kumpas Davasında yargılananlar derhal serbest bırakılmalıdır demektedir. Biz AİHM kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz” dedi.

    Hatimoğulları açıklamasına şöyle devam etti:

    “Kobane Kumpas Davasının esas hikayesinin başlama noktasını herkes biliyor. Kobane IŞİD’e karşı en güçlü mücadelenin yürütüldüğü yerdir. Kobane’yi bütün dünya IŞİD’e karşı verilen onurlu mücadeleyle tanımıştır. IŞİD, o dönemde Irak’tan Türkiye sınırlarına kadar Levant bölgesinin tamamında bir İslam devleti kurmak amacıyla Müslümanlar da dahil olmak üzere herkesi katletmiş bir örgüttür. Bu katliamcı örgüte, bu kadınlara yönelik düşmanca politika yürüten tecavüzcü ve katliamcı örgüte karşı Kobane halkı, Kürt halkı güçlü bir direniş sergilemiştir.

    Bu direniş bütün Türkiye ve Dünya’da büyük büyük bir takdirle karşılanmıştır. Ama ne var ki AKP, HDP’nin siyaseten elini bükemediği için, Kürt halkına diz çöktüremediği için Kobane Kumpas Davasını tezgahlamıştır. Bu tezgahı asla kabul etmiyoruz. Kobane Direnişi onurlu bir direniştir. Kobane Direnişine sadece HDP’liler sahip çıkmamıştır; Türkiye’de demokrasiden yana olan, IŞİD zihniyetine karşı olan herkes Kobane’nin direnişini takdirle karşılamıştır. Dünya kamuoyu için de öyledir.”

    İDDİANAMEDE NE VAR?

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, siyasetçiler hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası isteniyor. İddianame, 22 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 298 sayfalık iddianame iki bölümden oluşuyor. 183 sayfalık ilk bölümde, “maktul ve mağdurların isimleri” ile iddialar yer alıyor, ikinci bölümde ise, davaya gerekçe yapılan Kobane eylemlerine dair detaylar yer alıyor.

    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza, 24 kişi hakkında da toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: Normalleşmenin adımı ancak Kobani Davası’na sahip çıkarak atılacaktır-VİDEO

    Kenanoğlu: Normalleşmenin adımı ancak Kobani Davası’na sahip çıkarak atılacaktır-VİDEO

    PİRHA – Siyasetçi Ali Kenanoğlu, CHP ile AKP-MHP arasındaki görüşmeleri değerlendirdi. Yapılan temaslarda ‘Gezi Davası, yargı bağımsızlığı ve tutuklu generaller’ konusunun gündeme getirildiğini ancak Kobani Dasaı ve hasta tutukluların gündeme getirilmediğine işaret etti. Bunun eksik olduğunu söyleyen Kenanoğlu, “Türkiye’de normalleşmenin adımı ancak Kobani Davasıyla atılacaktır” diye belirtti.

    25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekilliği yapan Ali Kenanoğlu, CHP ile AKP-MHP hükümeti arasındaki görüşmeleri yorumladı. Kenanoğlu, partililer arasında yapılan görüşmelerin “kıymetli” olduğunu belirtirken, “Fakat bu normalleşme anlamına gelir mi gelmez mi meselesinde tereddütlerim var” diye de belirtti.

    Ali Kenanoğlu, yapılan görüşmelerde yargı bağımsızlığı, Gezi Davası ve tutuklu olan yaşlı generallerin durumunun gündeme gelmesinin eksik kaldığını söyledi.

    “CHP İLE AKP-MHP GÖRÜŞMELERİNDE TEREDDÜTLERİM VAR”

    Kenanoğlu, gelişmelere dair paylaştığı video mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, AKP ve MHP ile yapmış olduğu görüşmelerin; onların deyimiyle ‘bir normalleşmeye yol açması’ beklentileri var. İktidar kanadı bunu ‘yumuşama’ şeklinde tarif ediyor, muhalefet kanadı ise ‘normalleşme’ olarak tanımlıyor. Şüphesiz biz, siyasi partilerin yapmış oldukları görüşmeleri olumlu buluruz. Türkiye’de olması gereken de budur. Siyasetçiler konuşarak sorunları çözmeli. Bu anlamıyla bu görüşmelerin hepsi kıymetli ve devam etmesi gerekir.

    “KOBANİ DAVASI VE HASTA TUTUKLULAR DA VAR”

    Fakat bu normalleşme anlamına gelir mi gelmez mi meselesinde tereddütlerim var. Bu tereddütler de şundan kaynaklı; çünkü bu bütünüyle normalleşme meselesinde ortaya atılan yargıdaki bağımsızlık ve kimi siyasi mahkemelerin sonuçlandırılması ile ilgili. Bunun en başında Gezi Davası ve tutuklu olan yaşlı generallerin durumu üzerinden bu mesele gündeme getiriliyor. Ben bunun tek başına yetmeyeceğini, şüphesiz ki burada da önemli bir hukuksuzluk var ve ortadan kalkması gerekiyor. Ama burada sadece gezi davası ve emekli yaşlı generallerin durumunun dışında bir de aynı potansiyele sahip Kobani Davası var. Diğer bir taraftan çok sayıda hasta tutuklular var. Şimdi bu meseleler birlikte ele alınmayıp sadece işin batı yakasında olanları ele alırsanız buradan herhangi bir normalleşme çıkmayacağı gibi bunun bir tür ‘Kürt Mehmet nöbete’ ittifakına dönüşme ihtimali ve riski bulunmaktadır. Çünkü Kobani Davası, kamuoyundaki algının bilerek ve isteyerek iktidar tarafından oluşturulduğunu biliyoruz. Oysa Kobani protestoları, tıpkı bugün Filistin, Gazze için dünyanın her tarafında ve Türkiye’de de iktidarın desteğiyle yapılan protestolardan farklı bir protesto değildi. Bugün nasıl Filistin halkı Gazze’de bir katliama maruz kalıyorsa o günlerde de o coğrafyada yaşayan bütün halklar aslında IŞİD vahşeti karşısında vahşete maruz kalıyorlardı. Bunun karşısında dünyanın her tarafında protesto gösterileri yapıldı, Türkiye’de de HDP’nin çağrısıyla demokratik tepkilerini ortaya koymak için halk sokaklara çıktı.

    Peki sokakta ne oldu? Şiddet olayları ve ölümler meydana geldi, insanlar katledildi. Peki bu nasıl oldu? Bunun nasıl olduğuyla ilgili bir ipucunu dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala verdi. ‘Sokakta kontrol edemediğimiz güçler var’ diyordu. İşte o gün demokratik tepkilerini ortaya koymak için sahaya çıkan protestocuların katledilmesine sebep olan, o kontrol edilemeyen güçlerdir. Bu güçlerin kim olduğunu en iyi hükümet bilir. Bu anlamıyla HDP’li siyasetçilere bir suç atmak son derece haksız, hukuksuz ve vicdansız bir uygulamadır ki ölenlerin büyük çoğunluğu da HDP sempatizanıydı.

    16 MAYIS’TA GÖRÜLECEK DURUŞMAYA ÇAĞRI!

    Ali Kenanoğlu, 16 Mayıs’ta karar duruşması görülecek Kobani Davası için de çağrıda bulundu.

    “Türkiye’de normalleşmenin adımı ancak Kobani Davası’yla atılacaktır” diyen Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Şimdi buradan kaynaklı olarak Gezi Davası’nın adı geçtiği her yerde Kobani davası gündeme getirilmiyor ise buradan bir normalleşme çıkmaz. Türkiye’de normalleşme bir bütün olarak toplumsal kesimler arasında ayrım yapmadan ortaya çıkacak bir hukuk devleti ile mümkün olacaktır. Oysa bugün baktığımızda sosyal demokrat olduğunu söyleyen medyayı da izliyoruz, onlar da meseleyi tamamen Gezi Davası üzerinden ele alıyorlar.

    Gezide yargılananlar bizim canlarımız yoldaşlarımız, onların yargılanmalarını asla doğru görmeyiz. Gezi davası diye bir dava olacaksa eğer protestocuların değil, katillerin yargılandığı dava olması gerekiyor. Bu anlamıyla Gezi Davası’nı sahipleniyor ve Kobani Davası’nın olmadığı bir yerde normalleşmenin çıkamayacağını da ifade etmek istiyoruz. Kobani Davası ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne konu oldu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafınca mahkum edilmiş bir davadır. Kobani Davası sahip çıkılması gereken bir davadır. Türkiye’de normalleşmenin adımı ancak Kobani Davası’yla atılacaktır. Tabii ki Gezi Davası da ayrı düşünülemez.

    16 Mayıs’ta Kobani Davası’nın Sincan’da duruşması var ve bu anlamıyla tüm kamuoyunu bu davaya sahip çıkmaya davet ediyoruz. Tam da 16 Mayıs’ta bizler o duruşmanın seyrine göre Türkiye’nin nereye gideceğini de görmüş olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti ile CHP görüşmesi sona erdi: Sorunların çözülmesi için sorumluluk alacağız -VİDEO

    DEM Parti ile CHP görüşmesi sona erdi: Sorunların çözülmesi için sorumluluk alacağız -VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan ile CHP Genel Başkanı Özel arasındaki görüşme sonlandı. Basına yapılan açıklamada samimiyete ihtiyaç olunduğu belirtilerek, “Önümüzdeki günlerde daha çok bir araya geleceğiz” denildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yaklaşık 2 saatlik görüşme yaptı.

    CHP Genel Merkezinde yapılan görüşmede Özgür Özel’e, yardımcısı Gamze Taşcıer de eşlik etti. 12:30’da başlayan görüşme 14:30’da son buldu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları ile CHP Genel Başkanı, görüşmenin ardından basına açıklama yaptı.

    “DEĞERLENDİRMELERDE BULUNMA FIRSATINI YAKALADIK”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Türkiye demokrasisinde yaşadığımız krizler üzerine fikir alışverişi yapıldı” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bugün DEM Parti’nin çok değerli Eş Genel Başkanları, seçim sonrası yaptığımız telefon görüşmesinde konuştuğumuz üzere, seçim sonuçlarını değerlendirmek ve tebrik etmek üzere bize bir ziyarette bulundular. Ziyaretlerinde etraflıca seçim sonuçlarını değerlendirdik. Şüphesiz tüm siyasetçilerin ve siyasi partilerin, seçim sonuçlarından yapacakları değerlendirmeler ve buna yönelik olarak ortaya koyacakları yeni siyaset için seçmenin deyim yerindeyse yazdığı mektuptaki mesajları doğru okuması önemlidir. Bu anlamda; yerel seçim sonuçları ve genel seçime etkileri, Türkiye demokrasisinde yaşadığımız krizler ve içinde bulunduğumuz hafta bolca konuşulan gündemler, Meclis Başkanımızın her iki partiye ve diğer partilere gerçekleştirdiği ziyaretler, dün Sayın Cumhurbaşkanı ile benim gerçekleştirdiğim görüşme, bunların üzerinde fikir alışverişi yapma ve değerlendirmelerde bulunma fırsatını yakaladık. Sayın Eş Genel Başkanlara yapmış oldukları ziyaret için çok teşekkür ediyorum ve sözü kendilerine bırakıyorum.”

    “SİYASET KURUMU ROL ALSIN”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Türkiye’deki krizlerin mevcut iktidar yaklaşımı ile çözülmediğinin altını çizerek şunları söyledi:

    “Bugün hem seçim sonuçları hem de Türkiye ve bölgedeki gelişmeler üzerine konuştuk. Verimli bir görüşme oldu, görüş alışverişinde bulunduk. Aynı zamanda yerel seçimlerde almış oldukları sonuçlardan dolayı kendilerini tebrik ettik. Başarılı bir sonuçtu, başarılarının devamını diliyoruz. Bugüne kadar siyaset kurumu arasına duvarlar örülmüştü, kutuplaşma vardı. Bu kutuplaşmalar neticesinde de siyaset kurumu özgürce bir arada hem Türkiye hem bölge meselelerini tartışamıyordu ya da yeterince tartışamıyordu. 31 Mart’ta halk aslında siyaset kurumuna da önemli bir mesaj vermiştir. Türkiye’de krizler mevcut iktidar yaklaşımı ile çözülmüyor daha da derinleşiyor.

    Önümüzdeki günlerde biz muhalefet olarak daha çok bir araya geleceğiz. Meselelerin diyalogla ve müzakereyle çözülmesi için bir çaba içerisinde olacağız. Türkiye halkları da seçimde bu mesajı bizlere vermiştir. Siyaset kurumu rol alsın, sorumluluk alsın, mevcut sorunların çözümünde yapıcı bir rol üstlensin. Tabii bu konuda Cumhuriyet Halk Partisine de büyük görevler düşüyor. Önümüzdeki günlerde halkın, emekçilerin, yoksulların yaşamış oldukları sorunların çözümü için muhalefetin bir arada aynı zeminde buluşmasının, görüş alışverişinde bulunarak ortak hareket etmesinin değerli olduğunu biliyoruz. Bu konuda Sayın Başkan yapıcı bir rol oynayacağını içeride belirtti. Bugüne kadar Türkiye’de uygulanan politikalar derin bir krize neden olmuştur. Gezi Davası, Kobanî Davası, siyaset üzerindeki baskı politikaları ile yargı ve ekonomik alanda yaşanan gelişmelerin tamamı iyi bir durumda olmadığımızı gösteriyor. Önümüzdeki dönem başta CHP olmak üzere diğer siyasi partilerle bir araya gelerek bu sorunların çözümü konusunda görüş alışverişinde bulunacağız. Muhalefet daha cesur olmalı, daha cesur olacağız. Muhalefet mesajı doğru okumalı, doğru okumaya çalışacağız. Yaşadığımız meselelerin demokratik yol ve yöntemlerle, müzakereyle, diyalogla çözülmesi için daha büyük bir sorumluluk alacağız.

    Öncelikle bir samimiyete ihtiyaç var. Mevcut iklime bakıldığı zaman bir samimiyet sorunu görülüyor. Bu konuda bir normalleşmeye, bir yol temizliğine ihtiyaç var. Böylesi bir durumda, tabii biz DEM Parti olarak üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirebiliriz. Tekrar Sayın Başkan ve heyetine misafirperverliklerinden dolayı teşekkür ediyorum.”

    “DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET İÇİN…”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da konuşmasında, “Evet, biz bugün Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krizi, açlığı ve yoksulluğu, başta kadınlar olmak üzere farklı halklar ve inançlardan tüm kesimlerin yaşamlarına müdahale eden rejimi ve yerel seçimlerin açığa çıkardığı tablo çerçevesinde muhalefete önümüzdeki süreçte düşen görev ve sorumlulukları geniş bir biçimde değerlendirdik. Toplumsal sorunlar çerçevesinde işçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların yaşadığı ekonomik sorunların, deprem gibi can yakıcı sorunların siyasetler arasında güçlü bir koordinasyonla konuşulabileceğini, tartışılabileceğini ve bu sorunlar için çözümler üretilebileceğini düşünüyoruz. Ne yazık ki siyaset hep bugüne kadar ayrıştırdı, kutuplaştırdı. Bizler ümit ediyoruz ki 31 Mart seçimleri sonrası ortaya çıkan sonuçların, değerli yurttaşlarımızın başta muhalefet olmak üzere bütün kesimlere yüklemiş olduğu görev ve sorumlulukların bilinciyle bizler demokratik bir Türkiye, demokratik bir cumhuriyet için hep birlikte çalışmalarımızı sürdürebiliriz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • 17+ Alevi Kadınlardan açıklama: Alevilik suç değil, Gülfer Akkaya’ya adalet

    17+ Alevi Kadınlardan açıklama: Alevilik suç değil, Gülfer Akkaya’ya adalet

    PİRHA- 17+ Alevi Kadınlar, Kobane Davası’nda yargılanan Yazar Gülfer Akkaya’nın Alevilik ve kadın çalışmaları kapsamında suçlandığını belirterek, “Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç değildir. Gülfer ve tüm yargılananlar için adil karar verilmeli” dedi.

    IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobane Davası 17 Nisan’da görülecek.

    17+ Alevi Kadınlar, davada yargılanan Yazar Gülfer Akkaya için beraat istedi.

    “ALEVİLİK KRİMİNALLEŞİTİRİLMEK İSTENİYOR”

    17+ Alevi Kadınlar, yayınladığı açıklamada Gülfer Akkaya nezdinde Aleviliğin yargı kanalıyla suç unsuru haline getirildiğine dikkat çekti. Akkaya ve yargılanan herkes için adalet talep eden kadınlar, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “IŞİD barbarlığına karşı halkı demokratik yollarla itiraz etmeye çağıran bir tweetin üzerine inşa edilen Kobane davasında, arkadaşımız Gülfer Akkaya hakkında dava esasına dair hiçbir bulgu ve suç unsuru olmadığı anlaşıldığından, bu sefer Alevilik ve kadın çalışmalarını suç unsuru sayarak Kobane davası kapsamında yargılanarak cezalandırılması talep ediliyor.
    Kanunsuz suç ve ceza olmaz, diğer bir deyişle suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Yani, Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç sayılmadığı halde, yargılanmaya esas alınıp hiç kimsenin cezalandırılmasına yol açamaz.
    Gülfer Akkaya yargılandığı süre boyunca Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Alevilerin ve kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, bu konulardaki sorunların aşılması için yazmanın, konuşmanın, mücadele etmenin hak ve sorumluluk olduğunu anlatarak iddianamede kendisine istinat edilen suçlamaların tamamını çürüterek boşa düşürdü.
    Hal böyleyken, mahkeme Alevilik araştırmalarını ve kadın çalışmalarını yargılayarak kriminalleştirmeyi, toplumda da Aleviliği gayrimeşrulaştırmayı amaçlamaktadır.
    Yüzyıllardır Alevilerin maruz bırakıldığı açık ayrımcılık, Alevilere karşı işlenen suç ve katliamlar adil yargılanmıyor hatta zamanaşımına uğratılarak aklanmasının yanı sıra, bu sefer de Alevilik yargı kanalıyla suç unsuru haline getirilmeye çalışılıyor.
    Alevilik de Alevilerin varlığı da suç değil, suç sayılmasına asla müsaade etmeyeceğiz!

    DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

    Başta Aleviler ve özellikle Alevi kadınlar olmak üzere, Türkiye’de eşit yurttaşlık, özgürlük ve temel insan haklarının korunmasını sağlamayı amaç edinen bütün canlarımızı Gülfer’e ve bu temelsiz davada yargılanan demokrasi mücadelesi temsilcilerine sahip çıkmaya, dayanışmaya davet ediyoruz.
    17 Nisan’da kararını açıklayacak olan mahkeme heyetine tarihe mal olacak bu davada suça ve utanca neden olacak kararlara imza atmayın, hukuku adil bir şekilde uygulayarak Gülfer Akkaya ve tüm yargılananlar için; Hukuka uyun! Adil karar verin! Beraat kararına hükmedin!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kışanak: Bu mahkemede olmamızın bir tek nedeni var; Kürt sorunu

    Kışanak: Bu mahkemede olmamızın bir tek nedeni var; Kürt sorunu

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan siyasetçi Gültan Kışanak, Kürt sorununun çözümü için çağrı yaparak “Barışın kaybedeni yoktur. Barış bölünmeyi getirmez, barış birlik olmayı, ortak bir gelecek arzusunu güçlendirir. Bölmeyi değil, birleştirmeyi sağlar. Savaşın bizi nasıl böldüğünü görüyoruz” diye konuştu.

    Sincan Cezaevi Kampüsü’nde devam eden Kobanî Davasının bugünkü duruşması, Gültan Kışanak’ın savunmalarıyla devam etti. Kürt sorununun, “ülke gerçeği” olduğunu vurgulayan Kışanak, barış çağrısı yaparak şunları söyledi:

    “Hiçbir sorunun tek taraflı olmayacağını anlamak lazım, bunda ilkesel olmak ve bağımsız olmak lazım. Ortada bir sorun varsa bunun en az iki tarafı vardır. Hem kendimizi bilmek için hem karşıyı görmek için bize bir fırsat tanındı. Cumhurbaşkanı bir dönem çözebilmek için 2015’te Diyarbakır’a gelip, ‘Kürt sorunu benim de sorunumdur’ demişti ya, böyle bakarsak bu sorunun nereden çözülebileceğini anlarız, bu özeleştiri vermeyi sağlar.

    Klasikleşmiş bir söylem vardır, tango yapmak için iki kişiye gerek vardır diye. Ben buna tek kişi ile halay çekilmezi ekleyeyim. Kürt sorununu çözmek istiyorsak, çözüm halayına katılmak istiyorsak bir kere birkaç kişi olmalıyız, kol kola girmeliyiz. Çözümün ve sorunun taraflarını o halayda yan yana getirmeyi başarabiliriz. Halayda yan yana durmak, omuz omuza olmak insanı güçlendirir. Empati yaptırır, ortak duyguyu sağlar. Şu an en büyük sorunumuz, bu ortak duygunun zedelenmesi. Bir şeylere üzülüp, aynı şeylere sevinmekten çıktık. Bu korkunç bir şey, duygu kırılmasıdır. Acılarımızı, sevinçlerimizi ortaklaştırmanın bir yolunu bulmalıyız. Çözüm halayını kurmalıyız. İktidar, ‘tek başıma bu sorunu çözeceğim’ diyor ama tek başına bu sorunu çözemez. İktidara yakın kişilerden bile kırk yıldır aynı şeyleri duyuyoruz.

    “BARIŞIN KAYBEDENİ YOKTUR”

    Bir slogan daha kendimize edinmeliyiz, ‘Barışın kaybedeni yoktur.’ Bu da bütün toplumların, hem siyasal hem de toplumsal kavgalar sonucunda ortaya koydukları temel bir ilkedir. Az kazanırsın, tam kazanırsın, memnun olursun o ayrı ama bunlar kazanma sürecidir. Biz bunu az çok ateşkes ve çözüm süreçlerinde gördük. Çözüm süreçlerinde cenazeler gelmez oldu, analar bu kadar kaygılı değildi, analar bir parça rahat uyumaya başlamıştı. Barışın kaybedeni yoktur, barış kazandırır herkese. Belki bir çözüm bulacağız. Kürtler yeterince memnun olmayacak, iktidarın bilmem ne kanadı olmayacak ama en azından kaybetme sürecini durdurmuş olacağız. Dünyanın neresinde hangi iki aşiret barıştan dolayı birbirinden uzaklaşmış? Barış bölünmeyi getirmez, barış birlik olmayı, ortak bir gelecek arzusunu güçlendirir. Bölmeyi değil, birleştirmeyi sağlar. Savaşın bizi nasıl böldüğünü görüyoruz, ‘Barış yaparsak bölünürüz’ sözü bir yalandır, uydurulmuş bir hikayedir. Bunu alıp bir çöplüğe atmanız lazım. Tam tersine biz savaştıkça duyguda, acıda, yeni bir yol yaratmakta bölünüyoruz. Bölünme sürecini ortadan kaldırmak için bu yalanı çöplüğe atmak lazım.

    “KÜRT SORUNU ÜZERİNDE BU KADAR TEPİNMEYİN”

    Siyasetçilerin yapması gereken bir şey var, kışkırtma yapmama. Ben yıllardır bunu gördüm, hele bir de iktidar ise kamuoyunu yönlendiriyor. Onların görüntüsü birebir topluma etki ediyor. Toplumun etkisini, duygusunu yönlendiriyor, bunun en açık sürecini çözüm sürecinde gördük. Başbakanın dili farklıydı diye çözüm süreci yüzde 80 destek gördü. Dili değişti şu anda süreç başka bir yerde. Nedenlerden bağımsız olarak bu bir realitedir, Türkiye’deki siyasi liderler toplumu yönlendirme, etki etme gücüne sahiptir. Bu güçlerini düşmanlaştırmak için değil, çözüm için kullansınlar. Bu dili değiştirdikleri gibi memlekette sorunlar çözülüyor. Çözüme katılmak için toplum hazır, yeter ki siyasi liderler o dili kullansın. Kürt sorunu gerçekten iç politika malzemesi haline getirilemeyecek kadar ağır bir sorun. Binlerce cana mal olacak kadar ağır bir reva. Kürt sorununu iç politika malzemesi haline getirmekten vazgeçin. Kardeşim Kürt sorunu gibi vebali ağır bir sorunu malzeme haline getirmekten vazgeçin ya! Bu ülkenin ekonomi sorununu konuşun, halkın sorunlarını, gençlerin geleceğini konuşun. Niye Kürt sorununu kendiniz için araçsallaştırıyorsunuz? AKP çözmeye kalktığında CHP karışıyor, CHP çözmeye çalıştığında AKP karışıyor. Bıktık bunlardan, biz kimsenin aracı değiliz. Bizim çoluğumuzun çocuğumuzun kıymeti var, bunun üzerinde bu kadar tepinmeyin. Birisi DEM Parti ile görüştüğünde, ‘Vay efendim sen ülkeyi böldün’ diyor. Öbürü, ‘Bu sorunu çözelim’ diyor, ‘Vay efendim sen bölücülerle görüşüyorsun’ diyor. Biz bunu istemiyoruz, yeter, inin bu halkın sırtından. Kürt sorununun vebali çok ağır.

    “BU ÜLKEDEKİ KANI DURDURALIM”

    Siyasi aktörlere, STK’lara, kurum ve kuruluşlara aynı çağrıyı yapıyorum; gelin bu ülkedeki akan kanı durduralım, barışı Kürt, Türk annelerine armağan edelim. Tutuklanıncaya kadar, 8 yılık süreç içerisinde yürüttüğüm mücadelede inanılmaz duygusal anlar yaşadım, beni bağrına basan halkımıza kucak açtım, dertlerini dinledim, dertleştim, güç ve moral alarak yola devam ettim. Bizim barış analarına, evladını yitirmiş asker analarına, evladı hala dağda ve askerde olanlara tüm topluma bir barış sözümüz var. Bu barış sözümüzün ömrümün sonuna kadar arkasında olacağım. Çünkü gittiğim her yerde bununla karşılaştım, benden bunu beklediler ve bunu söylediler. Sayısız kez analar, ‘Benim evladım artık yok, başkalarının yüreği yanmasın’ dedi. Genç kadınlar bana, ‘Benim de kardeşim, eşim, amcam, babam dağda barış olsun onlar da gelsin’ dedi.

    “SANIK DEĞİL DAVACIYIM”

    Türkiye’nin batısında yaptığım çalışmalar sırasında, ‘Biraz daha çalışın çözün bu sorunu’ diyenler oldu. 2015’te Aydın’daki seçim sürecinde yaşlı bir amca toplantı yaptığımız köy kahvehanesine gelerek, -Alevi yörük bir amcaydı, ‘Kızım duydum ki sen de Aleviymişsin musahipliğin var mı, yoksa musahip olalım, Kürtler ve Türkler dünya ahiret kardeş olsunlar’ dedi. Çok etkilendim. Alevilikte musahiplik olmak istiyorsan cemde sana sorulur, ‘Sen bu musahipliğinle yoldaş olacak mısın, yanlışının önünde duracak mısın, yüreği yandığında senin de yüreğin yanacak mı? Bir tülbentin güneşte kuruyacağı süre kadar küs kalırsın ondan fazla kalamazsın’ der. Amca bana musahiplik teklif etti. Benim için çok önemliydi. Beni ayakta tutan bu manevi değerlerdir, her birine verdiğim sözü unutmadım, nefesimin son anına kadar da mücadele edeceğim. Silvanlı amcaya da, Nazilli’deki amcaya da, Kütahya’daki amcaya da, barış analarına da, Türk analarına da herkese verdiğim barış sözünün arkasında duracağım ve gücüm yettiği kadar mücadele edeceğim. Bu mahkemede kendimi hiçbir zaman sanık olarak görmedim, davacıyım. Bu kanı durdurmayanlara karşı, çözüm sürecini heba edenlere, Kürdün, Türkün acısını hissetmeyenlere karşı davacıyım. Kendimi hep böyle gördüm, böyle konumladım ve böyle mücadele ettim. Bu dava süreci de benim için bir mücadele süreciydi.

    “İKTİDAR ÇÖZÜM SÜRECİNE SAHİP ÇIKAMADI”

    İşte Kobanî olaylarındaki provokasyonu tertipleyenler 2014 yılında hükümetin ‘çöktürme eylem planı’nı da uyguladılar. Bunu yapmazsak aman aman isyan çıkacak, bunu yerine koydular. Artık iktidar çözüm sürecine sahip çıkamaz hale geldi. 7 Haziran seçimlerinde de istediği sonucu da alamayan iktidar her şeyi dağıtarak başladılar kumpaslara. Arkasından bütün samimiyetimizle anlattık, hendek ve barikat dediğimiz meseleler bu kadar büyük ağır tahribatlar yaşanmadan çözülebilecekken bilerek ve isteyerek kasıtlı olarak darbeciler tarafından uzatıldı, büyütüldü, kentlerimiz yıkılıp yakıldı, insanlarımız yaşamlarını yitirdi. Bu ülkede çözüm karşıtı güçlerin bu kadar etkin olması gözümüzü korkutuyor. Ama dün de söyledim korku insanın en büyük zaafıdır, bununla baş etmeyi başaramazsak hiçbir şeyi çözemeyiz. Onun için bu korkuyu yenmek ve devlet içindeki asıl bu farklı yaklaşımlarla yüzleşmek zorundayız. Çünkü bu meseleleri başka bir noktaya getiriyor. Bu açıdan çözümden yana bir devlet aklının ortaya çıkması lazım.

    “BU SALONDA OLMAMIZIN TEK NEDENİ KÜRT SORUNU”

    Kürt sorunu bir hak ve özgürlük sorunu, bir demokrasi sorunu, bir insan hakları sorunu. Bu ülkenin demokratik cumhuriyet olup olmayacağına dair vereceğimiz cevabın altında yatan bir sorundur. Buradan bakarsak bu sorunu çözmek kolaylaşır. Bu sorun çözülemeyecek, içinden çıkılamayacak bir sorun değil. Evet bir yönüyle bu sorun daha da derinleşti, çok farklı çok katmanlı bir soruna dönüştü ama çözme iradesi olursa çözülemeyecek bir sorun değil. Ne yapabiliriz, nasıl çözeceğiz? Benim elimde hazır bir cevabım yok. Hem uluslararası sorunu çözerken hem onları nitelendirirken çözüme dair belirlenmiş ilkeler var. Bu konuda karar verilirse biz de rol alabiliriz. Bir kez sorunun varlığını kabul edeceğiz. Bir sorunumuz var, yokmuş gibi davranmaktan vazgeçeceğiz artık. Hani Erdoğan çözüm sürecini buzdolabına kaldırdıktan sonra Rusya dönüşü ‘düşünmezseniz yoktur’ demişti ya böyle olmuyor. Var. Bizim bugün bu mahkemede olmamızın bir tek nedeni var; Kürt sorunu.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    PİRHA – Kobani Davası kapsamında beyanda bulunan Gültan Kışanak, haklarında kumpas kurulduğunu söyledi. Kışanak, “AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz. Sizi reddediyoruz” diye konuştu. 

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, MYK üyeleri ve Kürt siyasetçiler, IŞİD’in Kobanî’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için düzenlenen gösteriler gerekçe gösterilerek yargılanıyor.

    Kobanî Davasının duruşmalarına Sincan Cezaevinde devam ediliyor. Tutukluların bir kısmı duruşma salonunda hazır bulunurken, diğer cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise duruşmaya Ses Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan ile DEM Parti Milletvekilleri, yöneticileri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları ve çok sayıda kişi izliyor.

    AVUKATLARIN TÜM TALEPLERİ RED EDİLDİ!

    Gültan Kışanak’ın beyanları ile süren duruşmada ilk önce Kışanak’ın avukatları söz aldı. Avukatlar, dosyadaki eksiklerin giderilmesi ve uzun tutukluluk nedeniyle Kışanak hakkında uygulanmayan tahliye kararının verilmesi için duruşmanın ertelenmesini istedi. Mahkeme heyetinin bu talepleri reddetmesi üzerine avukatlar, reddi hakim talebinde bulundu. Ancak bu talep de heyet tarafından reddedildi.

    “HUKUKSUZLUKLARINIZI ANLATACAĞIM”

    Beyanlarına başlayan Gültan Kışanak, usule değil esasa ilişkin savunma yapacağını belirtti. Savunma başlıklarının birincisinin Kürt sorunu, ikincisinin kadınların özgürlük sorunu, üçüncüsünün ise demokratik siyaseti ortadan kaldırma üzerine olduğunu ifade eden Kışanak, “Demokratik siyaset ve demokratik hukuk devleti nedir, ne değildir? Toplumsal vatandaşlar olarak ne istiyoruz? Kadınlar olarak derdimiz nedir? İşte ben tüm bunları anlatacaktım. Her eve ateş düşüren Kürt sorunu nedir, nasıl çözülür anlatacaktım. Ama siz öyle pervasızsınız ki sadece birkaç konuda hukuksuzluğa ilişkin değerlendirme yapacağım. Yasama dokunulmazlığımı yok saydınız. Bunların hiçbiri ile ilgili Meclis’e gönderilmiş fezleke yok. Meclis’e gönderilen fezlekenin tamamı milletvekilliğim bitince hazırlanan üç beş sayfalık iddianame. Siz de çok iyi biliyorsunuz; ‘sonradan araştıracağız’ demeniz bile adil bir yargılanma yapılmayacağının itirafıdır. Sonradan araştıracağız ne demek? Benim fezlekelerimin ne olduğunu nasıl bilmiyorsunuz. Benimle ilgili iddiaların yüzde 90’ı örgüt yöneticiliği iddiası üzerine Meclis’e gönderilen fezlekeler değildir, hakkımdaki iddiaların tamamı polis fezlekesidir” dedi.

    “SİZ KİMSİNİZ Kİ BENİ YARGILIYORSUNUZ?”

    Gültan Kışanak beyanlarını şu sözlerle sürdürdü:

    “10 yıldır yargı karşısındayım. 2014’te yargı karşısına çıktım, sene 2024. Karşısına çıkmadığım heyet kalmadı. Diyorsunuz ki ‘sonra araştıracağız’. Siz o fezlekelerin olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Benim savunamayacak tek bir faaliyetim yok. Allah’a şükür halkıma karşı vicdanım rahat. Kimseyi şiddete teşvik etmemiş, her zaman barış için mücadele eden bir kadınım. Siz kimsiniz beni yargılıyorsunuz? Çözüm sürecinde Meclis’te yapılan özel oturumda konuşmuşum, bütçe görüşmelerinde, 23 Nisan’da konuşmuşum. Meclis’te yaptığım konuşmalar, araştırma önergeleri, tekliflerin tek biri yok dosyada. Ama geriye dönüp, ‘Gültan Kışanak özyönetim, anadilde eğitim, özerklik demiş o zaman yönetici’ diyebiliyorsunuz. Kürtlerin üzerindeki yasakları, bunlara karşı çözümleri konuşmuş bir kadınım, bunları biliyorsunuz. Sonradan neyi araştıracaksınız? Bile bile bu hukuksuzluğu yapıyorsunuz. Bile bile yaptığınız bu hukuksuzluğu savcılığınız mütalaada itiraf etmiş. Beni ANF’den çıkan 8 haberden mi müebbetle yargılıyorsunuz? Beni neyden yargılıyorsunuz?

    “HUKUK KILIFINA UYDURMAK İÇİN UĞRAŞIYORSUNUZ”

    Malatya’daki dosyamı neden bununla birleştirdiniz? Kumpas kurdunuz, bilmediğiniz bir şey yok. Polis tutanakları aksi ispatlanmadığı sürece delil niteliğinde diyor. Aksini kim ispatlayacak, ben mi ispatlayacağım? 7 yıldır siyasi rehine olarak cezaevinde tutulan bir kadın mı ispatlayacak? Bunun adı ithamdır, bu hukuk devletindeki gibi bir suç isnadı değildir. Hayatımızı dökmüşsünüz ortaya, yalan ve iftira eklemişsiniz, sonra gel suçsuzluğunuzu ispatla diyorsunuz. Avukatlarımız taleplerini sıralayınca da ‘geriye dönüp bakacağız’ diyorsunuz? Niye orada oturuyorsunuz madem hukuk uygulamayacaksanız? Diyarbakır Newroz’unda yaptığım konuşmanın CD’si yok, polisin tuttuğu iki uyduruk cümle var ve buna da hukuki delil diyorsunuz. Ben de kalkıp savunma yapacağım. Neyin adil savunması, neyine inanacağım! En uzun tutukluluk süresi 7 yıldır. Beni bu kumpasa bile bile dahil ettiniz. 3 yıldır yargılama yapıyorsunuz. Beni ne zaman şüpheli olarak bu davaya dahil ettiniz? Bu soruya dahi cevap veremiyorsunuz. 2014’ten 2024’te kadar dokunulmazlığım yoktu, neden beni çağırmadınız da ifademi almadınız? Bunun cevabını bal gibi biliyorsunuz. AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz, bile bile yapmaya devam ediyorsunuz. Sizi ve bu talimatları teşhir etmek için bu konuşmaları yapıyoruz ve sizi reddediyoruz.”

    Duruşma, tutukluların beyanları ile devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani Davası: Gültan Kışanak savunmasına başlayacak

    Kobani Davası: Gültan Kışanak savunmasına başlayacak

    PİRHA – Kobani Davası’nda tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak, Pazartesi günü esasa dair savunmasına başlayacak.

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam ediyor.

    KIŞANAK SAVUNMA YAPACAK

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında gerçekleşen avukat savunmalarının ardından yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak’ın esasa dair savunmasının alınmasına karar verildi.

    Kışanak, 15 Ocak 2024 tarihinde görülecek olan oturumda savunmasına başlayacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sebahat Tuncel: Mücadelemizden korkan iktidar, şansının olmadığını biliyor

    Sebahat Tuncel: Mücadelemizden korkan iktidar, şansının olmadığını biliyor

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, “AKP iktidarı Kürt kadınlardan korktu. Çünkü biz mücadeleyi toplumsallaştırdık. Kürt kadın hareketinin kırıma karşı verdiği mücadeleyi tüm dünya takip ediyor. Türkiye’de ise Kürt kadınlar yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam etti. Duruşmaya, HDP Eş Genel Başkanları Cahit Kırkazak ve Sultan Özcan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DEM Parti milletvekilleri, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri ve Barış Anneleri ile çok sayıda yurttaş ile kurum temsilcisi katıldı.

    Katılımcılar, tutuklu siyasetçileri “Jin jiyan azadî” sloganı ile karşıladığı duruşmada Sebahat Tuncel şu beyanda bulundu:

    “Kadınların rolü kapitalizm için işçi doğurmak olarak belirlenmiştir. Türkiye’de de kadın hareketleri tarafından ev içi emeğin ücretlendirilmesi tartışmaları yürütülüyor. Her şey parayla ölçüldüğü için bütün meseleye bu olarak bakılıyor. Kadınların çalışması paraya değer değildir. Hatta bu nedenle çalışma bile değildir. Paranın değeri belirlediği bir toplumda ev içi emek kadınların statüsünü de belirlemektedir. Kadınlara ‘ne iş yapıyorsunuz’ diye sorduğumuzda, ‘işsizim’ der. Halbuki o iş değil mi? Kadınların emeği olmasa erkeğin getirdiği paranın ne anlamı var? Kadınların kendi emeğine dahi değer vermemesi trajik. Erkek akıl bunu sağlıyor, kadınların gözünde kendi işini bile değersizleştiriyor. Farkında değil, ama kadın bunu kendi doğal görevi olarak görüyor. Ev içi emek de başka bir noktada kapitalizm tarafından pazara sunuldu. Zenginler ücret karşılığında ev işçiliğini kullanıyor. Kadınlar orada da birçok sorunla karşılaşıyor. Evler, artık ev değil; toplumsal fabrikalardır. Toplumdaki yoksullaşma en başta kadınları etkiliyor. Nitekim ihtiyaçlar doğrultusunda bir ekonomik düzen bu konuyu da çözecektir.

    “İKTİDAR KÜRT KADINLARDAN KORKUYOR”

    Dünya deneyimleri bize göstermiştir ki örgütlü kadın gücü kapitalizmin değişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu Türkiye’deki zihniyeti de korkutmaktadır. Devlet tarafından Kürt kadınlara dönük saldırılar, kadın örgütlerinin kriminalize edilmesi de bu korkunun bir yansımasıdır. Eş başkanlığı dahi bizim önümüze suç olarak koyuyorsunuz. Aynur Aşan’a dönük suçlamalardan biri de ‘Eş Cumhurbaşkanlığı’ savunmasıdır. Baskınlarda kadınlara dair bütün çalışmalara el konuldu. Bu, kadın emeğine el koymaktır. AKP iktidarı Kürt kadınlardan korktu. Çünkü biz mücadeleyi toplumsallaştırdık. Kadınlar belediyelere çok rahat gitmeye başladı, halk belediyeciliğini geliştirdik. Bu baskılara karşı biz hala eş başkanlıkta ısrar ediyoruz.

    “CİNSİYETÇİLİK BİR DEVLET POLİTİKASI”

    Kürt kadınlarının öncülük ettiği kadın özgürlük mücadelesi dünyaya örnek olmuştur ama Türkiye, Kürt kadın hareketinin tarihini yargılamak istemektedir. Kadınların karar mekanizmalarında eşit temsiliyetinin sağlanması için verilen mücadelenin toplumsal dönüşümde oynadığı rol ortadadır. Tam anlamıyla olmasa da önemli biçimde toplumsallaşmıştır. Kadınların kendilerini eve bağlayan zincirleri kırabilmesi için önce bu zincirlerin nasıl örüldüğünü anlamaları gerek. Cinsiyetçilik bir devlet politikası olarak önümüzde durmaktadır. Cinsiyetler arasındaki farklılıklar kast paradigmasını sağlar. Ti-Grace Atkinson, ‘Kadınların baskı altına alınması sınıfların başlangıcıdır’ der. Kadınların sınıf kimliklerinde yeni bir politik kimliğe kavuşmalarını savunur. Yeni bir zihniyete, dile, kadının kurtuluşunu örgütleyecek yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.

    “ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ ERKEK ŞİDDETİNE RAĞMEN DEVAM EDECEKTİR”

    Asıl sorun kadın sorunu değil, erkeklik sorunudur. Bu, binlerce yıldır temel gündemimizdir. Kürt kadınlar olarak Ortadoğu halklarının demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik bir yaşam kurmasını istiyoruz. Kadın özgürlüğünün çözümünü ertelenemez olarak görüyoruz. Bunun için kadın özgürlüğünü sağlamlaştıracak adımlar atıyoruz. Bir yandan kendi siyasetimiz içindeki erkek egemenliğini aşmaya çalışırken diğer yandan kadınların gelişimine dönük çalışmalar yürütüyoruz. Kadın hareketinin Türkiye yargısına konu yapılması, kadınların yaşama katılmasının önünde engel olunması ve kriminalize edilmesi devletin kadın eşitliğine dair yaklaşımını göstermektedir. Bu baskılar dinci, milliyetçi ve tekçi iktidar inşasının bir gereğidir. Ancak özgürlük yürüyüşü erkek şiddetine rağmen devam edecektir.

    Ya bir yol açacağız ya da gidecek bir yol bulacağız. Reform hareketleri kadın sorununu tam anlamıyla çözmediği gibi erkek egemenliğini de sağlamlaştırmaktadır. Kadınlar eşitliğe dayanan özgür ve eşit bir toplum yaratmak için mücadele ediyor. Kürt kadın hareketinin kırıma karşı verdiği mücadeleyi tüm dünya takip ediyor. Türkiye’de ise Kürt kadınlar yargılanıyor. Mücadelemizden korkan iktidar, demokratik, çoğulcu, kadın özgürlükçü paradigma karşısında şansının olmadığını biliyor. Bu yüzden devletin baskı araçlarını devreye koyuyor. Bunlar nafile çabalardır. Üstelik sadece kadınlar tarafından değil, eşitlik talebi olan erkekler için de kurtuluş bu mücadeleden geçiyor. Ya bir yol açacağız ya da gidecek bir yol bulacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    PİRHA- Kobani Davası yargılamasında avukatlar, dosyada yer alan gizli ve açık tanıklara dair taleplerini reddeden mahkeme heyetine, “Sizin hasmınız mıyız?” diye sordu.

    İŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırısı sonrasında yaşanan halk protestoları gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın 37’nci duruşmasının ikinci oturumu görülmeye başlandı.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam eden yargılamanın bugünkü duruşmasına tutuklu siyasetçilerden bir kısmı ve avukatları katıldı.

    “YALAN BEYANLARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPTINIZ”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberde, Ayla Akat Ata’nın avukatı Çiğdem Kozan, savunmasına üçüncü gününde devam etti. Heyetin dünkü duruşmada savunmaya kısıtlama getirmeye çalışması nedeniyle savunma biçimini değiştirmek zorunda kaldığını, bu durumun da kendisini kısıtladığını dile getirerek sözlerine başlayan Kozan, müvekkiline dönük 6-8 Ekim olayları ile ilgili doğrudan bir suçlama olmadığını, gizli ve açık tanık beyanlarında da bu bağlamda bir iddia bulunmadığını söyledi.

    Kozan, “Protestolar sırasında müvekkilim milletvekili ve partinin herhangi bir yönetim biriminde yer almıyor. O zaman bu dosyaya neden dahil edildi? Bu durum tam da davanın neden siyasi bir dosya olduğu görüşünü ortaya koyuyor” diye ekledi.

    Kozan, “Bu dosya tanık beyanları ile açıldı. Tanık beyanları dışında hiçbir şey yok. Gerçi birbiri ile çelişiyorlar ama bu durumlara rağmen gizli tanıklar gizli dinlendi. Bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu hukuk garabetidir. Yalan söylediği açık olan tanıkların beyanlarını esas alarak tutuklama gerekçesi yaptınız” diye konuştu.

    “MÜVEKİLLERİMİZ DEDİKODU NEDENİYLE YARGILANIYOR”

    Avukat Kozan, devamında dosyada yer alan gizli tanıklardan Ulaş’ın beyanları üzerinde durdu. Bu tanığın beyanlarını ne şekilde elde ettiğine dair bir açıklamada bulunmadığını belirten Kozan, Ulaş’ın emniyet aşamasında verdiği beyanlarda, müvekkili Ata’nın KCK yönetim kadrosunda yer alan Sabri Ok ve PKK’nin üst yönetimi ile ilişkisinin olduğuna dair anlatımlarda bulunduğuna dikkat çekti.

    Kozan, savunmasına şöyle devam etti: “Gizli tanık Ulaş, ‘dedikodu, siyasetin ilkel halidir. Eğer bir konuda dedikodu var ise, bu gerçeğin yarısıdır’ diyor. Müvekkilimiz dedikodu nedeniyle yargılanıyor. Ancak mahkeme, ‘siz bize dedikodu mu anlatıyorsunuz?’ demiyor. Tanık anlatımlarında kahve dedikodularını anlatıyor. ‘2015 yılı sonunda Cihan Ekin adında birinin üzerinde bulunan ve polis tarafından yakalanan bir hafıza kartında tüm kadro isimleri yer alıyordu’ şeklinde beyanda bulunuyor. Biz bu isimlerinin yer aldığı listenin getirilmesini istedik. Bizim dosyamızda da kadro iddiası var. Ancak siz bunu araştırmıyorsunuz. Çünkü bu liste gelseydi, gerçek ortaya çıkacaktı. Bu gelseydi tüm tanık beyanları yalanlanacaktı. Ancak bunu dosyaya kazandırmadınız.”

    “BİZ KARŞIMIZDA BAĞIMSIZ BİR MAHKEME GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Avukat Kozan, tanık Kerem Gökalp’ın, siyasetçileri birebir tanımadığını ve herhangi bir yerde karşılaşmadığını söylediğini hatırlatarak, “Bu kadar yüksek bir konumda olduğunu dile getiren bir kişi, ‘kadro’ iddiası ile suçlanan müvekkillerimizi tanımıyor! Mahkemenin soruları üzerine, “Hiçbirini kampta ya da bir eğitim çalışmasında görmedim” şeklinde yanıt veriyor. Bunun yanı sıra duruşma salonunda bulunan kimseyi orada görmediğini söylüyor. Ancak mahkeme ısrarla, ‘size isimleri söyleyelim’ şeklide tanığa soruyor. Biz bağımsız bir mahkeme görmek istiyoruz karşımızda” dedi.

    “AİHM KARARINA AYKIRI”

    Dosyada yer alan ML adlı gizli tanığın beyanları üzerinde de duran Kozan, ML’nin dinlediği sırada yanında kimsenin olup olmadığının sorulması gerektiğini, avukatların da bu usulü yerine getirmek üzere sorduğunu, ancak iddia makamının bu duruma itiraz ettiğini ve mahkemenin de bunu kabul ettiğini belirtti.

    Bu durumun hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kozan, bu nedenle ML’nin verdiği beyanının esas alınamayacağını söyledi. Kozan, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği kararlara aykırı olduğunun altını çizerek, “Bu beyanları bir soruşturma veya kovuşturmadan kurtulmak, kaçmak için yapıyor olabilir. Ayrıca bu beyanları nereden verdiğini, bir cezaevinde mi yoksa bir mahkeme salonunda mı verdiğine dair sorularımız da yanıt bulmadı. Bu tür soruları mahkeme sürekli engelledi. Mahkeme, “Biz bunları denetleriz” dedi. Biz de savunmanın bir taraftarıyız. Bizim de denetlememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “BİZ SİZİN HASMINIZ MIYIZ?”

    Dosyada yer alan bir diğer gizli tanık olan Seher’in mahkeme tarafından gizli olarak dinlendiğini belirten Kozan, tanığın Ata’nın 6-8 Ekim olaylarını etkilediğine dair bir tanıklığının olmadığını ifade ettiğini söyledi. Dosyada yer alan 225… adlı gizli tanığa da işaret eden Kozan, “Bu tanık bir mahkemede mi dinlendi, hala bilmiyoruz. Yanında bir hakim var mıydı? Bu merakımız karşılanmadı. Hatta ‘bu merak konunuz olarak kalacak’ demiştiniz. Biz sizin hasmınız mıyız? Aynı sırada okuduk, siz hakim oldunuz, biz avukat olduk. ‘yanımda bir hakim var’ deseydi ne olacaktı? Bu tür durumlar aslında yanlarında bir hakimin olmadığını gösteriyor. Bir tanık cezaevinde, polis merkezinde dinlenemez. Buralarda mı dinlendi bilemiyoruz” diye konuştu.

    GÖRÜŞMEYE JANDARMA ENGELİ

    Duruşma esnasında mahkeme heyeti, bu yöndeki talep üzerine Sebahat Tuncel’in salonda bulunan kardeşi ile görüşmesine izin verdi. Heyet, 3 dakika ile sınırlı tuttuğu görüşmenin temassız olmasını istedi. Jandarma erlerinin kardeşi ile 10 metre uzaklıktan görüşmesini dayattığı Tuncel duruma tepki göstererek, bu şekilde görüşmeyi reddetti. Jandarma erleri ise bu şekilde talimat aldıklarını ileri sürdü. Salondaki siyasetçiler ve avukatlar da duruma tepki gösterdi. Tuncel ve kardeşi, görüşmeden ayrıldı.

    Duruşma savunmalarla devam ediyor.

    (MA)

     

  • Emine Ayna: ‘Bir yüzyıldır asimilasyon politikalarıyla Türk gibi yaşamam dayatılıyor’

    Emine Ayna: ‘Bir yüzyıldır asimilasyon politikalarıyla Türk gibi yaşamam dayatılıyor’

    PİRHA- Kobani Davası’nda tutuksuz yargılanan siyasetçi Emine Ayna duruşmada söz alarak, “’Siyaset öyle bir güçlensin ki silahlar sussun, artık konuşmasın’ demişim. Evet, silahlar sussun. Oradaki insanlar gelip siyaset yapsın ve silahın önü artık alınsın.” diye konuştu.

    Kobanî Davası’nın 29’uncu duruşmasının birinci oturumu, Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde ikinci gününde devam etti. Duruşmada tutuksuz yargılanan siyasetçi Emine Ayna söz aldı.

    “NEDEN ANADİLİMİ BİLMEYEYİM?”

    Tutuksuz yargılanan Ayna, şunları söyledi:
    “Ben Kürdüm, anadilde eğitim hakkı talebinde bulunabilirim. Bir yüzyıldır asimilasyon politikalarıyla Türk gibi yaşamam dayatılıyor. Türkçe ile bir problemim yok. Çok da seviyorum. Ancak neden anadilimi bilmeyeyim? Neden bu hak bana tanınmıyor?”

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİK NEDEN SUÇ OLSUN?”

    “‘Devlet anadili eğitimi vermiyor ama neden biz vermeyelim? Biz okul, üniversite açabiliriz’ demişim. Bu sözlerim suçlama konusu yapılmış. Bunun nesi yanlış? Şiddet içeriyor mu? Türkiye’nin aleyhine mi? Hayır. Bir ortamda bir düşünceyi ifade etmişim. Buradaki suçlama konusu ne gerçekten anlamıyorum. Ayrıca, ‘Devleti anadil hakkını tanıması için zorlamalıyız’ şeklinde ifadeler de yer alıyor. Bunun neresi yanlış? Bir talebimiz olduğunda devletten isteyeceğiz. Ben siyaset yaparken böyle yaptım. Siyasi partinin etkinliklerinde bunu konuşmuşum. Peki, bunu nerede konuşacağım? Ben neden burada siyaseti tercih etmişim? Çünkü burada Kürt sorunu ile ilgili cümle kurma şansı var. Demokratik özerklik neden suç olsun? Ayrıca bu sadece Kürtler ile ilgili bir kavram değil. Dünyanın pek çok yerinde özerklik var ve bu ülkeleri bölmedi. Küçük küçük mahalleler ve köyler kendi kaderleri hakkında karar veriyor. Belediyeler falan demeyin bana. Bunların kararını bir siyasi partinin başındaki veriyor, halk vermiyor. Asgari düzeyde demokrasi ile birçok ülkede denenmiş, tutmuş ve geliştiriyor. Çok basit; demokrasi geliştirir.”

    “ÇÖZÜM SÜRECİ BİTMESEYDİ NASIL BİR TÜRKİYE’DE YAŞIYOR OLURDUK DÜŞÜNSENİZE”

    “İki kişi kavga ediyorsa barıştan söz edilebilir. PKK ve devlet savaşıyor. Barış olacaksa bunların arasında olur. Bu yüzden ‘Öcalan’a özgürlük’ dedim. Abdullah Öcalan ile niye görüşmeler kesildi? Yok Emine Ayna şöyle demiş, öbürü şöyle demiş. Halt etmiş Emine Ayna. Siz Emine Ayna’yı niye dinliyorsunuz? Siz niye görüşmeleri kesiyorsunuz? Çözüm için Abdullah Öcalan ile görüşeceksiniz. Orada duruyor! Düşünsenize Çözüm Süreci bitmeseydi nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olurduk? Neden ölümler bitmesin hem de bu kadar kolayken? ‘Öcalan’la görüşüp sorunu çözebilirsiniz’. Bunu panelde söylemişim, mitingde söylemişim. Bir şiddet çağrısı var mı, yok. Bunları ifade ettiğim için yargılanıyorum.

    “ÇÖZÜM ODAKLI OLMAMIZ LAZIM”

    “’Siyaset öyle bir güçlensin ki silahlar sussun, artık konuşmasın’ demişim. Evet, silahlar sussun. Oradaki insanlar gelip siyaset yapsın ve silahın önü artık alınsın. Bundan nasıl örgüt üyesi çıkarırsınız? Peki, biz gençlere nasıl anlatacağız? Nasıl gelin siyaset yapın diyeceğiz? Onlara nasıl ‘taleplerinizi siyaset ile dillendirin’ diyeceğiz? Kürtler var. Bombalanma devam ediyor. Hadi hepsini öldürdünüz, ne olacak, bitecek mi? Yeni bir örgüt çıkar. Bu siyasi ve sosyolojik bir gerçek. Düşünün bir insana kutu içinde evladının cenazesi veriliyor. Böyle olmaz, çözüm odaklı olmamız lazım.”

    “Önümüzde deneyimler var. Bu deneyimlere bakarak daha yıllarca acı çekmeyelim. Örneğin İspanya, Güney Afrika önümüzde duruyor. Bu ülkeler bölünmedi, tam tersine geliştiler. Türkiye’nin en çok nefes aldığı yıllar hangi yıllardı? Çözümün, barışın konuşulduğu yıllardı. Şu anda yaşanan tüm krizlerin sebebi ise bu sürecin yok yere heba edilmesidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Dr. Beyza Üstün: Hukuk ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın

    Prof. Dr. Beyza Üstün: Hukuk ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında yargılanan Prof. Dr. Beyza Üstün, yaptığı savunmada “Kapitalizm ve patriyarkaya karşı siyaset yaparken, özgürlüğümüzü elimizden almak ile tehdit etmeyin. Hukukun ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın” diye konuştu.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobanî Davasının 29’uncu duruşmasının birinci oturumu, Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

    Duruşmaya Sincan’da tutuklu olan siyasetçiler Sebahat Tuncel, Ayla Akat Ata, Nazmi Gür ve Günay Kubilay’ın yanı sıra diğer tutuklu siyasetçiler ile tutuksuz yargılanan Prof. Dr. Beyza Üstün ve izleyiciler de katıldı. Duruşmayı Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Heval Bozdağ ve Özgül Saki de izledi.

    “IŞİD’İN SALDIRILARINI ÖNLEMEYE ÇALIŞIYORDUK”

    Tutuksuz yargılanan siyasetçi Prof. Dr. Beyza Üstün yaptığı savunmaya, İddia makamının mütalaasını “bir senaryo” sözleriyle eleştirerek “Biz neden buradayız?” diye sordu. Üstün, konuşmasının devamında “Bunu size anlatacağım; kurgu tehlikeli bir şeydir. Gerçek olmayan kurgunun hayatları nasıl yok ettiğini anlatayım. Bu dava ve ardından açılan HDP kapatma davası halkların iradesine müdahaledir” diye konuştu.

    Beyza Üstün, savunmasında şunları söyledi:

    “Ben örgütlü bir insanım ve bir iradem var. Kimse bize diktede bulunamaz. Biz kadınlar, erkek egemen sisteme karşı mücadele ediyoruz. Biz bunu sadece siyasette değil, evimizde, partimizin içinde de yapıyoruz. Siyasetimiz gereği talimat almayız. Bu siyasi komplo, çok ürkütücü. Bu sadece bizim ile ilgili olmayacak, Türkiye siyasetine de etkisi olacak. Eğer bu bir karara dönüşürse, HDP kriminalize edilecek. Bu davaya delil olarak gösterilen dayanışma tweeti var. Dayanışma ile şiddete çağrı arasında ciddi fark vardır. Biz İŞİD saldırılarını önlemeye çalışıyorduk

    6 Ekim’de bir şey olmadı. İktidar, süreci yönetemedi ve 7 Ekim’de ölümler yaşanmaya başladı. Savcı bey sadece 37 kişiyi dosyaya almış. Bunun nedenini bilmiyoruz. Bir gün öğreniriz belki. HDP’nin attığı tweetin azmettirme ile bir ilgisi yok. AKP ve MHP’li siyasetçilerin HDP’li siyasetçilere yönelik söylemlerinin ardından Demirtaş’a ilişkin ‘idam’ sloganları atıldı. Bu sloganlar ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ifadeleri dosyaya alınmalıdır. Devlet destekli organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Barış Akademisyenlerine dönük ‘Oluk oluk kanlarını akıtacağız’ sözleridir azmettirmektir. Bu söylemler, geri alamayacağımız sonuçlar yaratır. Bunlardan biri Deniz Poyraz’dır.

    “ÜLKEYE DEMOKRASİ GELSİN DİYE ÇABALIYORUZ”

    HDP olarak savaşı önlemek için çabalıyoruz. Ben ve arkadaşlarım halklara silah doğrultulduğunda ‘bu suça ortak olmayacağız’ dedik. Yıllarca bu ülkede sorumluluk aldık. Ülkemizde savaş istemediğimizi söyledik. Siyasi iktidar da ‘Öyle mi? Benim kararlarıma mı karşı çıkıyorsunuz?’ dedi. Savaşı değil, savaşı önlemek için barışı istiyoruz. Eşit ve özgür yaşam için bir aradayız. Hepimiz farklı farklı düzlemden geliyoruz. Hepimiz farklı deneyimlerden geliyoruz ancak birlikte karar veriyoruz. Amacımız sadece barışın yaşanmasıdır. Kürt halkının sorunlarının demokratik olarak çözümü, kadınlara, çocuklara olan şiddet ve istismarı engellemek, işçilerin güvencesizliğine karşı haklarının kazanmasını savunuyoruz. Biz katliamlara karşı siyaset yapıyoruz. Bu ülkeye demokrasi gelsin diye çabalıyoruz. Burada verilecek herhangi bir karar yaşama son derece etkide bulunacak.

    “KATLİAMLARI ÖNLEMEYE ÇALIŞTIK”

    HDP olarak halklar ile birlikte katliamları önlemeye çalıştık ancak başaramadık. Çünkü hala çocuklar ölüyor. Bu katliamları yapanlar ise tatil yapıyor. Halkların, çocukların, kadınların ölmediği ve özgür bir ortamda yaşadığı bir ortamda yaşamak istiyoruz. Barışı, insanca yaşam hakkını, Kürt sorunun demokratik çözümünü esas aldığı için HDP’de buluştuk. Meclis’te hem feministler vardır hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nden gelenler vardır. Ekolojik mücadeleyi sürdürürken Marksist, eko-sosyalistler, eko-feministler de var. Biz son derece çoğulcuyuz. Yıllarca mücadele edenler olarak ortaklaşıyoruz, birlikte hareket ediyoruz. Ancak bize talimat verildiğini söyleniyor. Biz birbirimize talimat veremiyoruz. Başkası nasıl talimat verecek.

    “BU DAVAYI SONLANDIRIN”

    Demokrasiyi güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Doğayı, bir arada eşit ve özgür yaşamı koruma konusunda kararlıyım. Kapitalizm ve patriyarkaya karşı siyaset yaparken, özgürlüğümüzü elimizden almak ile tehdit etmeyin. HDP’nin politikalarını ortadan kaldırmak için siyasi iktidarın yaptığı saldırıları meşrulaştırmayın. Vereceğiniz karar sadece ben ve siyasetçiler ile ilgili olmayacak. Kararınız aynı zamanda sizin geleceğiniz ile ilgili olacak. Hukukun ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın.”

    Mahkeme heyeti, avukatların beyanlarının ardından duruşmayı 15 Ağustos’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Diyanet hangi misyonu gereği Kobani davasına dahil olmak istemektedir?’

    ‘Diyanet hangi misyonu gereği Kobani davasına dahil olmak istemektedir?’

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani davasına ilişkin verdiği dilekçeyi Meclis gündemine taşıdı. Varlı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “Diyanet Başkanlığı’nın hukuki delilden yoksun ve var olan AİHM kararına rağmen Kobani davasına katılma talebinde bulunmasının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Yeşil Sol Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Dinayet İşleri Başkanlığı’nın Kobani davasına ilişkin verdiği dilekçeyi meclis gündemine taşıdı.

    Gülderen Varlı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle sunduğu soru önergesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası’na katılma isteği yönünde taleplerini dile getiren dilekçesine değindi.

    “AÇIKÇA HUKUKA, KANUNA, USULE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR”

    Milletvekili Gülderen Varlı, Kobani davasında adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğinin altını çizerek, şunları belirtti:

    ”IŞİD tarafından 2014 yılının Eylül ayında Rojava’nın Kobani ilçesine kuşatma ve saldırı başlatılmıştır. Saldırıların artması ve on binlerce Kobanili’nin katledilme tehlikesinin ortaya çıkması üzerine Türkiye’de yaşayan insanlar, Anayasal bir hak olan demokratik protesto haklarını kullanarak, iktidarın Kobani’de yaşanması muhtemel katliama sessiz kalınmamasını talep etmişlerdir. 6 Ekim 2014 tarihine kadar Türkiye’de gerçekleşen demokratik protestolarda herhangi bir ölüm yaşanmamıştır. Türkiye halkları olası bir katliama karşı sesini yükseltirken 7 Ekim günü, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Gaziantep’te yaptığı konuşmada “Kobani düştü, düşüyor” demiştir. Yine aynı gün, Muş Varto’da Hakan Buksur adlı 25 yaşındaki gencin güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu başından vurularak yaşamını yitirmiştir. Gelişen olaylarda, 47’si partimizin çalışanı ve seçmeni olmak üzere toplam 54 yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından 6-8 Ekim’de yaşanan olayların ortaya çıkması için sayısız defa çağrı yapılmış, 14 tane araştırma önergesi, 89 tane de soru önergesi verilerek konu Meclis gündemine taşınmıştır.
    Ancak AİHM kararı tanınmayarak, 6 yıl bekletilen dosya raftan indirilmiş ve 2014 tarihinde başlatılan soruşturma kapsamında ifadelerin savcı tarafından bile alınmayan ve herkesin serbest bırakıldığı dosya da HDP Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi üyesi 22 kişinin tutuklanmasına karar verilmiştir. Gerçeklikten ve hukuktan uzak 3530 sayfalık iddianame sunulurken, 4 yıl hiçbir kısıtlama- gizlilik kararı olmadan yürütülen dosyada gizlilik kararı sonradan verilmiş ve avukatların dosyayı incelemesini ve örnek almasını engellenmiştir. Adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiği davada; iktidarın örgütlediği grupların pankartlı provokasyonuna polisler müdahale etmemesi, duruşmaya gelenler üzerinde baskı kurmaya çalışılması, duruşma güvenliğinin ihlal edilmesi, avukatların duruşmaya alınmaması, önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’ın ve Figen Yüksekdağ’ın mikrofonları kapatılarak, söz verilmeyerek açıkça hukuka, kanuna, usule aykırı davranılmıştır.”

    “DİYANET, BU HUKUKSUZ DAVAYI HAKLI GÖSTERME ÇABASINA GİRMİŞTİR”

    Gülderen Varlı önergede, Diyanet İşleri Bakanlığı’nın savcılık rolüne soyunduğuna değinerek, “Yaşanan bunca olaya, kaçırılıp köle pazarlarında satılan sayısız kadına, aç susuz bırakılan çocuğa, toplu mezarlara, dava sürecince yapılan hukuksuzluklara ve hak ihlallerine dair bir açıklama yapmayan ve İslâm Dini ile ilgili her konuda referans alınan en etkin, en saygın bir kurum olduğunu belirten Diyanet Başkanlığı; 2 Ağustos 2023 tarihinde Kobanî Davasına gönderdiği dilekçe ile adeta savcılık rolüne soyunmuş, bu haksız hukuksuz davayı haklı gösterme çabasına girmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın oynadığı rol, devletlerin uygulamalarını meşrulaştırmak amacıyla dinin ideolojik aygıt olarak kullanılmasına örnek olarak gösterilmektedir.
    Dilekçede “Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum” olduğunu iddia eden Diyanet İşleri Başkanlığı, 2018’de Afrin’de Kürtlere yönelik saldırı yapılırken yatsı ve sabah namazı sonrası Fetih Suresi’ni okutmuştur. Kürtlerin cenaze işlemleri söz konusu olduğunda büyük bir sessizliğe gömülmüş, Garzan Mezarlığı iş makineleriyle yıkılırken, Kilyos Mezarlığından çıkarılan cenazeler kaldırım altlarına gömülürken sesiz kalmıştır. Yıllar sonra kemikleri ailesine gönderilen Agit İpek’in durumuna sessiz kalan Diyanet İşleri Başkanlığı; Kürt kimliğini yok sayma, ölüye saygısızlık ve yas hakkını tanımama siyasetine karşı ses çıkarmamış öte yandan hukuk süreci devam Kobani davasına ilişkin ahlaktan, manevi değerlerin zedelendiğine dair dilekçe vermiştir” dedi.

    “YARGILAMA SÜRECİ DEVAM EDEN BİR DAVAYA DİNİN KARIŞTIRILMASININ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Soru önergesinde yer alan sorular şöyle sıralandı:

    *Kobani olaylarında Diyanet’in temsil ettiği hangi kurum, hangi cami kimler tarafından zarar görmüştür?
    *Diyanet Başkanlığı’nın hukuki delilden yoksun ve var olan AİHM kararına rağmen Kobani davasına katılma talebinde bulunmasının gerekçesi nedir? Diyanet hangi misyonu gereği Kürt siyasetçilerin hukuksuzca yargılandığı bir davaya dahil olmak istemektedir?
    *Diyanet Başkanlığı’nın Anayasa’ya aykırı bir şekilde Kobani davasına katılma talebi, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi gereken yargı sürecine dini referanslarla müdahil olup, etkilemek değil midir?
    *Talep dilekçesinde kendini “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan “kurum olarak tanımlayan Diyanet, toplumun bir kesimini ötekileştirmekle yetkisini aşarak suç işlemiyor mu? Açık bir şekilde suç işleyen Diyanet hakkında bir işlem yapacak mısınız?
    *Diyanet Başkanlığı, haklarında henüz mahkemece bir hüküm verilmemiş, tüm hukuk kurallarına aykırı bir şekilde yargılanan milyonlarca vatandaşın oyunu almış olan *HDP’li siyasetçiler hakkında ilgili dilekçede ağır ithamlarda bulunarak barış ve huzura nasıl katkı sunacaktır?
    *Yargılama süreci devam eden bir davaya dini kurumların ve dinin karıştırılmasının gerekçesi nedir?
    *Diyanet Başkanlığı tarafından dini vecibeleri yerine getirilmeden topluca gömülen onlarca insana dair herhangi bir söz kurulmamışken, dini değerleri gerekçe göstererek Kobani davasına müdahil olmak istemesinin altında yatan gerekçeler nelerdir?
    *Karaman’da Ensar Vakfı’nda, İmam Hatip Mezunları Derneği misafirhanelerinde çocuklar istismara uğradığında, Aladağ’da kız yurdunda çocuklar ihmaller zinciri ile çıkan yangında yaşamını yitirdiğinde ülkeye dinin istismarı suretiyle zarar verildiğine dair söz söylemeyen, görüş bildirmeyip kayıtsız kalan Diyanet Başkanlığı Kobanî Kumpas Davasına yönelik fetva vermesinin gerekçesi nedir?
    *Garzan Mezarlığı iş makineleriyle yıkılırken, Kilyos Mezarlığı’ndan çıkarılan cenazeler kaldırım altına gömülürken, kemikleri kargo ile ailesine gönderilen Agit İpek’in durumuna sessiz kalan Diyanet İşleri Başkanlığı; barıştan, ahlaktan, kardeşlikten bahsederken manevi değerleri hangi kimliğe ve düşünceye göre dile getirmektedir?
    *Diyanet Başkanlığı sokak ortasında yaşanan silahlı olaylara ve katledilen kadınlara dair herhangi fetva yayınlama ihtiyacı duymazken yargı süreci devam eden Kürt siyasetçilerinin yargılandığı davaya müdahil olma talebi, görevi suistimal etmek anlamına gelmeyecek midir?
    *Sayısız Kürt kadını ve kız çocuklarının istismara maruz kalmasına ve köle pazarlarında satılmasına sessiz kalan Diyanet ve kurum yetkililerinin Kobani davasında yargılananlar için dilekçe vermesinin gerekçesi nedir?

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Eren, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Eren, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle iki soru önergesi hazırlayarak, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini sordu.

    HDP önceki dönem Eş Başkanlarının, milletvekillerinin ve MYK üyelerinin yargılandığı Kobani Kumpas Davası, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı, Kobanî kumpas davasında, soruşturma aşamasında dosyaya dahil olmamasına rağmen iddianamede savcı tarafından müşteki sıfatıyla davaya davet edildi. Kobani protestoları sırasında “Kuruma bağlı binalarının zarar gördüğünden” bahisle davaya katılma talebi kabul edildi.

    “DİYAYET İKTİDARIN YARARINA HİZMET ETTİĞİNİ GÖSTERMİŞTİR”

    Serhat Eren soru önergesinde, Diyanet’in iktidarın sözcülüğüne soyunmuş olduğuna vurgu yaparak, “22 Nisan 2021 tarihinde Mahkemeye verdikleri dilekçede “09.09.2014 – 30.12.2020 tarihleri arasında gerçekleşen Kobani protestoları sırasında kuruma bağlı binalarının zarar gördüğünden” bahisle davaya katılma talebinde bulunmuş ve mahkeme de tüm kurumlar gibi Diyanetin bu talebini kabul etmiştir.
    14 Nisan 2023 tarihinde 5268 sayfalık mütalaanın siyasetçilerimizin sorguları tamamlanmadan ve tevsii tahkikat talepleri karşılanmadan boş salona okunmasının ardından 11 Mayıs 2023 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı bu kez de mütalaaya karşı beyan dilekçesi sunarak ‘Başkanlığın bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum’ olduğunu belirterek, davada yargılanmaya çalışılan siyasetçilerimizin ‘bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkansız zararlara yol açan fiil ve davranışlarının olduğunu, din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağını, halkın sevgi, kardeşlik, barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde hiçbir korku ve endişe hissetmeden yaşamlarını sürdürmesi için terör eylemleriyle ülkeye zarar veren kişilerin cezalandırılması gerektiğini’ iddia etmiştir.
    Diyanet’in suçtan zarar gördüğünden bahisle davadan haberdar edilmesinden başlayarak mütalaaya karşı beyanda bulunup siyasetçilerimizin cezalandırılmalarını talep etmeleri bu davanın ne kadar özel bir yargılama olduğunu, devletin bu davada tüm kurumlarıyla bizzat taraf olduğunu, bağımsız ve tarafsız bir yargılamanın bu koşullar altında gerçekleşemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Öte yandan Diyanet, iktidarın siyasi saiklerle ilerlettiği bu kumpas davasındaki sözcülüğüne soyunmuş, dilekçedeki iddiasının aksine tüm insanlık için hizmet etmediğini, iktidarın yararına hizmet eden bir kurum olduğunu göstermiştir.” dedi.

    “DİYANET’E GÖRE IŞİD BİR TERÖR ÖRGÜTÜ MÜDÜR?”

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Serhat Eren’in cevaplanması üzere sunduğu önergede şu sorulara yer verildi:

    “1.Kobani kumpas davasında, soruşturma aşamasında dosyada bulunmayan Diyanet’in kovuşturma aşamasında Mahkeme tarafından re’sen davadan haberdar edilmesi CMK’nın hangi maddesine dayanılarak yapılmıştır?
    2.Diyanetin davaya bu şekilde dahil edilmesi, mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı değil midir?
    3.Diyanet bugüne kadar hangi davada aynı usulle haberdar edilmiştir? Bundan sonra siyasi yargılamalarda Diyanet re’en haberdar edilecek midir?
    4.Diyanet bugüne kadar hangi davaya katılma talebi sunmuştur? Kadın ve çocuklara tecavüz eden, onları kaçıran, köle pazarlarında satan, insanlık dışı barbar IŞİD üyelerinin yargılandığı herhangi bir davaya katılmış mıdır?
    5.Diyanet’in katılma talebi hangi davalarda kabul edilmiştir?
    6.Diyanet’e göre IŞİD bir terör örgütü müdür?
    7.Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum olduğunu iddia eden Diyanet’in, 2018 yılında Afrin’e operasyon düzenlendiğinde tüm camilerde yatsı ve sabah namazı sonrası Fetih Suresi’ni okutmasının sebebi nedir?
    8.Diyanetin dilekçesinde kullandığı ifadeler nefret suçu oluşturmamış mıdır? Dilekçede “sapık akım ve gruplar” ifadesinden ne kastedilmiştir?
    9.Diyanetin, Kürt siyasetçilerinin IŞİD terör örgütüne karşı durdukları için yargılandıkları ve siyasi bir kumpas olduğu AİHM kararı ile ortaya konulan ve henüz yargılama sürecinin devam ettiği bu davada masumiyet karinesini yok sayan ve din hizmetlerinin zarar gördüğünü söyleyerek manipülasyonda bulunan katılma talebi, görevi kötüye kullanma anlamına gelmemiş midir?
    10.Diyanetin katılma dilekçesi ile görevini kötüye kullanması, ayrımcı, saldırgan ve ötekileştiren bir dil kullanarak nefret suçu işlemesi, dini referansları kullanarak yargılamayı etkilemeye çalışması sebebiyle hakkında soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz?
    11.Hukukun üstünlüğü ve mahkemelerin bağımsızlığının tesisi adına Diyanetin bu tarz dilekçelerle yargıyı etkilemesinin önüne geçmek için gerekli adımları atacak mısınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobanî Davası 14 Ağustos’a ertelendi

    Kobanî Davası 14 Ağustos’a ertelendi

    PİRHA – Kobanî Davası’nın 28’inci duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü. Tutuksuz yargılanan Can Memiş, savunmasında “Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası’nın 28’inci duruşmasının 4’üncü periyodu Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülmeye devam etti. Bugünkü duruşmaya tutuklu siyasetçilerin bir kısmı ile parti yöneticileri ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları katıldı.

    Duruşma, tutuksuz yargılanan Can Memiş’in esas hakkındaki savunmasıyla başladı.

    Memiş, Kobanî olaylarından sonra aldığı bir mailin aleyhte delil olarak kabul edildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Şengal’den Gazze’ye Dayanışma Koordinasyonu’na ait olan ve Kobanî olaylarından sonra gelen bir mail aleyhte delil olarak kabul edildi. Bu platformun suçlama konusu olması halklar açısından incitici açıkçası. Koordinasyona dair gelen mailin illiyet bağının kurulmamasını lehte delil olarak görüyorum. Savcılık bu mailin bana ulaştığını dahi tespit etmemiş. Herhangi bir postada ismimizin habersiz geçmesi bizi o organizasyonun bir parçası haline getirmez. Genç yaşta HDP ve MYK üyesi olmam ile mail arasında nasıl bir bağ kuruldu anlamadım.

    “IŞİD SINIRDAN GEÇMESİN, DİYE NÖBET TUTTUK”

    Bana Kobanî olaylarında nerede olduğum sorulmadı. Bana, ‘Kobanî olaylarına katıldın mı?’ sorusu soruldu. Emniyet aşamasında ve hiçbir yerde nerede olduğum sorulmadı. Herkes toplantıda olduğum olmadığım üzerine odaklanmıştı. 6- 8 Ekim’de ne oldu? HDP, kadın örgütleri, sendikalar ve dernekler Suruç’ta nöbet tuttular. Çadır etkinliği denilmiş ama çadır etkinliği yapılmadı ki. Ben de sınırda nöbet tuttum. IŞİD’in sınırdan geçmemesi için yapılan nöbetlerdi bunlar. Bu nöbetlerin Türkiye’nin değil IŞİD’in aleyhine olduğunu görmeliyiz.

    Mütalaada, MYK bir tweet atmış ben de o yüzden Suruç’a gidiyorum gibi gösterilmiş ama öyle bir şey yok. Kobanî eylemlerin yaşanmadığı nadir yerlerden biri Suruç’tur. Suruç’ta bulunmamdan dolayı olayı örgütlediğim belirtiliyor ama bu tamamen savcının suç yaratma çabalarından başka bir şey değil. Savcının ‘eylem’ dediği şeyler Suruç’a gitmem, telefon görüşmesi yapmam, İstanbul’a dönmem. Bunlar savcı için eylemsellik anlamına geliyor. Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Gece geç saatlerde dışarıda olmamın nesi suç? Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş. Bu resmen ceza fıkrasında yeni bir eşik.

    “SİYASET EMEKLİ KAHVESİNE DÖNÜŞTÜ”

    Savcılık HDP’de yer almamı ‘bir örgüt stratejisi’ olarak ele almış. 20 yaş altında yönetim kademelerinde yer almak partinin tüzüğü ile ilgilidir. Bu diğer partilerde de var. Bu durum bizi suçlu haline getirmez. Gençler bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalacaksa nasıl siyaset yapacak? Siyaset emekli kahvehanesine dönüşmedi mi? Eğer böyle suçlanacaksa hiçbir genç hiçbir siyasi partide yer almasın. 30 yaşında müebbet ile yargılanıyorum, var mı böyle bir şey? O parti yasal mı yasal, denetime giriyor mu giriyor, seçime giriyor mu giriyor. O partide yer almam nasıl suçlama konusu oluyor?

    HDP’nin sıklıkla Çözüm Süreci için atıfta bulunması, HDP’nin sürekli çözümün yanında olduğunu gösterir ve ben de o yüzden HDP üyesiyim. Savcılık neden HDP üyesi olduğumu anlamak istiyorsa HDP’nin politikalarına baksın. Hiçbir zaman ölümün tarafı olmadım. Bu nedenle HDP’de yer aldım.”

    “AMERİKA’DA OKUL KAZANDIM ANCAK GİDEMEDİM”

    Memiş, yargılandığı davadan dolayı çalışma alanı bulamadığını, Amerika’da bir okul kazandığını ama yurt dışı yasağı nedeniyle gidemediğini de söyledi. Memiş, yurt dışı yasağının kaldırılmasını da talep etti.

    Mahkeme heyeti, Memiş için uygulanan adli kontrol uygulamasının kaldırılması taleplerini reddederek duruşmayı 14 Ağustos’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD’tan Diyanete tepki: IŞİD zihniyeti taşıyor; şeriat inşa ediliyor

    DAD’tan Diyanete tepki: IŞİD zihniyeti taşıyor; şeriat inşa ediliyor

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Diyanetin, Kobani davasına müdahil olmasına ilişkin açıklama yaparak “IŞİD’le aynı zihniyeti taşıyor olmasındandır” ifadelerini kullandı.

    HDP’li Kürt siyasetçilerin yargılandığı Kobani Davası’nda Diyanet İşleri Başkanlığının da müdahil olma isteği toplumun birçok kesiminde eleştiriyle karşılandı.

    Diyanetin, davaya müdahil olma gerekçesi yazıya dökülen dilekçede ise somut şekilde ifade edilemedi. Diyanetin davaya katılma talebine bir eleştiri de DAD Genel Merkezi’nden geldi.

    “ŞERİAT HUKUKUNA GEÇİŞİNİN AYAK SESLERİ”

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan DAD, “Kobani davasına bugün müdahil olunması Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminin, şeriat hukukuna geçişinin ayak sesleridir” dedi.

    Tüm muhalif kesimin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini belirten DAD, açıklamanın devamında şu cümlelere yer verdi:

    “Padişah, Şeyhülislam, Kadı,

    Padişah ferman buyurmuştu; Kobane düştü düşecek.

    Şeyhülislam şimdi gecikmiş fermanı tamamlamak için mahkemeye müdahil oluyor, fetva buyuruyor.

    Geriye kadının kararı kaldı.

    Rojava, Kobani; selefi İslam barbarlığına karşı Kürt’ün varlık direnişidir. IŞİD’in Ortadoğu’yu kasıp kavurduğu, dünyaya dehşet saçtığı bir dönemde Suriye halklarının, Kürt, Arap, Türkmen, Ermeni, Müslüman, Ezidi, Alevi topluluklarının Kobani’de simgeleşen direnişinin adıdır.

    Kobani, Şengal, biri Kürt’ün diğeri Ezidi inançlı Kürt’ün soykırımına tanıklık edecekken; orada yaşayan tüm halkların, IŞİD karanlığını boğup, kendilerini özgürleştirdikleri yerdir.

    Diyanetin, Kobani davasına müdahil olması IŞİD’le aynı zihniyeti taşıyor olmasındandır. Hedeflenen Türk İslam sentezinin, Türk tipi İslam’ın ve şeriatın inşasıdır. Bugün iktidarı elinde tutanlarla onların halifesi Recep Tayyip Erdoğan, her konuşmasında ‘nass nass’ derken aslında şeriat şeriat demektedir. Yakın bir gelecekte bütün Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerindeki hakim ve savcıların, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen fetvalara göre hüküm vereceği gün gibi ortadadır.

    Bugün Kobani davasına müdahil olan Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumun refleksini ölçmektedir, bir deneme yapmaktadır. Gelecekte ise boşanma davaları dahil mal bölüşümüne kadar, mahkemeye intikal eden bütün davalarda DİB’in görüşü alınarak hüküm bağlanacaktır.

    Karma eğitime itiraz, ÇEDES projesi, okullara psikolojik danışman olarak imam ataması ile eğitimin tümden dinselleştirilmesinin ardından, yedi yıldır süren Kobani davasına bugün müdahil olunması Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminin, şeriat hukukuna geçişinin ayak sesleridir. Görmek gerek, Türkiye’nin şeriat devletine dönüştürülmesinin taşları döşeniyor. Şeriat ilanının uzak olmadığının göstergesidir.

    “ŞERİAT TUZAĞINA KARŞI UYANIK OLUNMALI”

    Bu ülkede yaşayan seküler, yurtsever, demokrat, kadın, gençlik, demokrasiyle yaşama arzusunda ve mücadelesinde olan tüm ötekilerin, ülkeyi adım adım karanlığa sürükleyen ve adım adım örülen şeriat tuzağına karşı uyanık olmaları ve seslerini yükseltmeleri gerekmektedir. Yoksa yarın çok geç olur.

    Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyanetin, Kobani Davası dilekçesinde çirkin iddialar

    Diyanetin, Kobani Davası dilekçesinde çirkin iddialar

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Kobanî Davasına gönderdiği “müdahillik” dilekçesine ulaşıldı. Dilekçede “Vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır” şeklinde çirkin ifadelere yer verildi. 

    18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası’nın 53. duruşma periyodu sürüyor.

    Davaya katılma isteği yönünde taleplerini dile getiren Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na dilekçesini sundu.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşaviri Selami Açan imzası ile sunulan dilekçede tepki çeken ifadelere yer verildi.

    “SAPIK AKIM VE GRUPLAR” SUÇLAMASI!

    Savcı mütalaasına karşı beyanların yer aldığı dilekçede, “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları, bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkânsız sonuçlara sebep olmaktadır. Nitekim vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır” şeklinde çirkin ifadelere yer verildi.

    “DEVLETİMİZİN İTİBARININ GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKMEKTE”

    Söz konusu dilekçede, “Devletimizin itibarının güçlendirilmesi gerekmektedir” denilerek dava dahilinde ismi geçenlerin cezalandırılması talep edildi. Dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Hukukun üstünlüğünü ve devlet otoritesini tanımayan, güçsüzlüklerini gizlemek amacıyla halka karşı şiddet kullanmaya yönelen ve uluslararası destek gören örgütlerin, siyasi hedeflere ulaşmak için masum insanları bile hedef alabilen eylemleri maddi ve manevi kayıplara sebep olmaktadır. Bu eylemlerin ülke ekonomilerine de büyük zararlar verdiği bilinen ve tartışılmaz bir gerçektir.

    Dış ve iç kaynaklı, yıkıcı, bölücü ve her türlü tehdit ve terör olaylarını bertaraf ederek halkımızın sevgi, kardeşlik, barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde hiçbir korku ve endişe hissetmeden yaşamlarını sürdürmesi için terör eylemleriyle ülkemize zarar veren kişilerin cezalandırılması ve dolayısıyla halk nezdinde devletimizin itibarının güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Yukarıda yazılı hususlarda cumhuriyet savcısının mütalaasındaki değerlendirmelere katılıyoruz. Sanıkların mütalaada yer alan hükümler uyarınca cezalandırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani Davasından yargılanan Gülfer Akkaya: Aleviler ile ilgili araştırma yapmak suç mu?

    Kobani Davasından yargılanan Gülfer Akkaya: Aleviler ile ilgili araştırma yapmak suç mu?

    PİRHA – Kobani Davası kapsamında tutuksuz yargılanan Yazar Gülfer Akkaya, duruşmada savunma yaptı. Akkaya, savunmasında “Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?” diye sordu. 

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülüyor.

    53. Periyod duruşmasına ikinci günde de ilgi yüksek oldu. Duruşmaya Yeşil Sol Parti milletvekilleri Vezir Coşkun Parlak, Sümeyye Boz ve Ali Bozan ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları, Barış Anneleri ve çok sayıda kişi katıldı.

    Duruşma, tutuksuz yargılanan Mesut Bağcık’ın avukatı Yusuf Çakan’ın taleplerini sunmasıyla başladı. Mesut Bağcık’ın annesinin yaşamını yitirmesinden dolayı yurt dışına çıkma yasağının kaldırılması talebinde bulundu. İddia makamı taleplerinin reddine karar verirken, mahkeme heyeti Mesut Bağcık’ın yurt dışı yasağının kaldırılmasına, imza yükümlülerinin 15 günde bir uygulanmasına karar verdi.

    “SAVCILIK, FİKİRLERİMİ KRİMİNALİZE ETME ÇABASINA GİRMİŞ”

    Tutuksuz yargılanan Gülfer Akkaya esasa ilişkin beyanlarda bulundu. Savunma hakkının engellenmesine tepki gösteren Akkaya, kendilerine ilişkin şüphe yaratmaya yönelik bir çaba olduğunu söyledi.

    Akkaya şu savunmayı yaptı:

    “Alevi kadınlarla ilgili çalışma yapmam suç olarak gösterilmiş. Ben bağımsız feminist, Alevi kadınlarla çalışıyorum. Bundan suç üretilmeye çalışılıyor. Kimi deliller mahkemeyi yanıltacak şekilde şişirilmiş. Mütalaada HDP’de olmadığım zamanlarda bile ben oradaymışım gibi gösterilmiş. Somut olmayan şeyleri burada çürütmeye çalışıyorum. Bağımsız, feminist bir kadın olarak aklım ve fikrim elverdiği kadar mücadele ettim. Savcılık hakkımda somut deliller bulamayınca benim fikirlerimi kriminalize etme çabasına girmiş. Yazdıklarımdan dolayı yargılandığım için bugün size yazdığım kitapları da sunacağım. Feminizm ve kadın hakları üzerine benimle yapılan bir röportaj dosyaya delil olarak konulmuş. İddia makamı öyle itinalı çalışılmış ki bazı yerleri bold yapmış. Böylece çok önemli bir şey bulmuş havası yaratmaya çalışmış.

    “HTS KAYITLARI SAVCININ İDDİALARINI YALANLIYOR”

    Bu dava başından beri hukuki olarak yürümedi. Bu dava siyasi bir dava olduğu için buradayım ve yargılanıyorum. Hukuki açıdan benimle ilgili ne elle tutulur bir suç var ne de o suçlarla ilgili herhangi bir delil var. O kadar zorlama bir senaryo olmuş ki delil diye konulanlar bizzat savcının kendi iddiaları ile çelişiyor. Tıpkı HTS kayıtları gibi. Benim HTS kayıtlarım 6 Ekim 10:00 sıralarında Sabiha Gökçen Havaalanı’nda alınmış ama ne tesadüf ki bu HTS kaydım dosyaya konulmamış. Lehime olan bu delil aleyhime şeklinde kullanılmış. Ben o gün yurt dışına çıktım kitaplarımın tanıtımı ile ilgili. Ben yurt dışında iken 6-8 Ekim olayları olmuş, ben geldiğimde olaylar bitmiş ama hakkımda, ‘olayları birlikte yürütmeye çalışmış’ denilmiş.

    “İDDİALAR FEMİNİZM VE ALEVİLER ÜZERİNE KURGULANMIŞ”

    Savcı beni isyana teşvikle suçluyor ve bunun için bir röportaj koymuş iddianameye. Ben o röportajda, kadınların erkekler tarafından nasıl sömürüldüğünü anlatıyorum. Bu sömürünün toplumsal bir devrim ile nasıl değiştirilip dönüştürüleceğini söylüyorum. Bu söylemin neresi isyanı teşvik ediyor? Ben erkek ve kadınların eşit şekilde yaşamını savunuyorum. Erkek zihniyeti ile mücadele etmek için HDP’ye girdim. Böyle delil toplama sayesinde bu ülkede bol bol yargılanırız ama ülke olarak hiçbir şey olamayız. Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    PİRHA – HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere ilişkin konuştu. Özdoğan, “4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaa 13 sayfada özetlenmiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Geçmiş dönem eş genel başkanları, milletvekilleri ve MYK üyeleri tutuklu yargılandığı Kobanî Davasının 49. duruşma periyodu 12-13-14 Nisan tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsünün duruşma salonunda yapıldı.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere dair HDP Genel Merkezinde basın açıklaması yaptı.

    “HUKUKSUZ VE SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLEN BİR DAVA”

    Nuray Özdoğan, AİHM’in, Figen Yüksekdağ’a ilişkin verdiği kararına da işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararını Figen Yüksekdağ hakkında da tekrar etti. Bu karar neden önemli, çünkü davanın tümüyle hukuksuz ve dayanaksız olduğunu ve siyasi saikle yürüdüğünü gösteriyor. Hükümetin yaptığı itirazlar da reddedildi ve 4 Nisan itibariyle Figen Yüksekdağ Şenoğlu kararı kesinleşti. Peki, bu kararda ne diyordu AİHM yüksek mahkemesi? HDP’li milletvekillerin siyasi ifade özgürlüklerini kullandıkları için susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla tutuklandığını tespit etti. Mahkeme aynı zamanda, başvurucuları kriminalize etmek amacıyla kullanılan ceza yasalarının uluslararası makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamadığını tespit etti.

    Mahkeme, başvurucuların eylemlerinin siyasi söylemler ile bazı yasal toplantılara katılmaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Demirtaş Türkiye (no. 2) kararına atıfla bir kez daha serbest seçim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin 5 Şubat 2017 tarihli memorandumuna atıfla, HDP’li vekillerin özgürlüklerinden alıkonulmasını da “Meclis’teki tartışma ortamının sınırlandırılması için yargı tacizine başvurulması” olarak nitelendirdi. Mahkeme; başvuranın yaklaşık 6-8 Ekim tarihleri arasında işlendiği iddia edilen bir suça karıştığı şüphesinden ziyade, başvuranın tutukluluk halini devam ettirerek böylece başvuranın siyasi faaliyetler yürütmesinin engellendiğini belirtmiştir. Yargı makamlarının, muhalefet liderlerinden biri olan başvuranın davranışlarına, diğer HDP milletvekillerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının davranışlarına ve daha genel olarak muhalif seslere sert tepki verdiği tespitini yapmıştır. Türkiye’deki yargı makamları için yapıyor bu tespiti.

    “AİHM’İN KARARINA GÖRE DAVA DÜŞÜRÜLMELİYDİ”

    Başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı, sadece binlerce seçmeni Meclis’te temsil edilmekten mahrum bırakmamış, aynı zamanda halkın tamamına tehlikeli bir mesaj göndererek özgür demokratik tartışmanın kapsamını önemli ölçüde azaltmıştır”, demiştir. Mahkeme, yetkililerin başvuranın tutukluluk haline ilişkin olarak ileri sürdüğü amaçların sadece -demokrasi açısından tartışılmaz ciddi bir mesele olan- gizli bir amaca yönelik bir kılıf olduğu sonucuna varmıştır. AİHM Büyük Daire de -Demirtaş kararında olduğu gibi- 4 Nisan kararıyla Türkiye’deki HDP vekillerine ve başkalarına yönelik bu davaların siyasi saikle yürütüldüğünü açıklayarak tespit etmiştir. Bu karar Kobanî Davası öncesi mahkeme heyetine sunulmuştur ve mahkeme heyetine de duruşmada yeniden açıklanmıştır. Hukuka uygun işleyen bir yargı sürecinde bu aşamada AİHM’nin kesinleşen iki kararına göre tüm yargılananların serbest bırakılması, davanın düşürülmesi gerekirdi. Mahkeme bu konudaki talebimizi yine eski ezber gerekçeleri ile reddetmiştir.

    “ERDOĞAN YARGIYA MESAJ VERMEYE DEVAM ETMİŞTİR”

    Gelinen duruşma periyodunda ise iktidarın seçim çalışmalarını mahkeme salonlarına taşıdığını gösteren somut olaylar yaşanmıştır. Yakın zamanda partimize yönelik siyasi lincin devamı niteliğindeki HDP Kapatma Davasının görüldüğü Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından aranarak baskı altına alınmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. 5 Nisan’da da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Demirtaş hüküm giymesi gerekirken henüz hükmünü almadı, asıl hüküm giydiğinde o zaman bunları konuşamayacak” sözlerini sarf ederek yargıya mesaj vermeye devam etmiştir. Deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat günü dahi duruşma yapmaya çalışan mahkeme heyeti, kendince kaybettiği zamanı telafi etmek ve siyasetin takvimine yetişebilmek adına bu periyottaki duruşmada en faşizan dönemlerde dahi görülemeyecek şekilde hukuku ruhen de şeklen de ayaklar altında alan bir pratik sergilemiştir.

    “İNSANİ TUTUMDAN DA UZAKLAŞMIŞ BİR MAHKEME HEYETİ”

    Mahkeme kurduğu ara kararlarla, savcılık makamı da sunduğu mütalaayla 2023 seçimlerine taraf olduklarını, olacaklarını açıkça belli etmişlerdir. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süresince defalarca ceza usul ve kanun hükümlerini çiğneyen mahkeme, gelinen aşamada yargısal makam niteliğini tümden kaybetmiştir. Türkiye’nin demokrasi tarihi ve hukuk düzeni adına bu durum üzücü ve utanç vericidir. Mahkeme heyeti bu periyotta yargısal tüm süreçleri askıya almıştır. Tek motivasyonunun cezaya giden süreci kısaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmı depremzede olan ve yakınlarını kaybeden yargılananların deprem felaketinin yaşandığı tarihte duruşmaya ısrarla çağrılmalarına dair eleştiriye ve depremin insani ve kentsel yıkıma dair değerlendirmelere dahi “Bizi ne ilgilendirir, geçin bunları” diyecek kadar insani tutumdan da uzaklaşmış bir mahkeme heyeti görülmüştür. Hukuk ve temel haklar insana dairdir, insan içindir. Bunlar çiğnendiğinde düşülecek nokta şu an mahkemenin düştüğü nokta gibi utanç verici bir nokta olur.

    “TARAFSIZ BİR YARGILAMANIN HİÇBİR UNSURUNA YER VERİLMEDİ”

    Mahkeme, bir kararla oldubittiye getirip bu aşamadan sonra sorgu ve savunma almayacağını söyledi ve buna gerekçe olarak da gerçek dışı sebepler ortaya sundu. Duruşma tutanaklarında kişisel yorum ve değerlendirmelerine yer veren heyet hasmane bir tutum izlemeye devam etti. Yargılananlara ve savunma avukatlarına yönelik tarafgir bir tutum içinde olduğunu gösterdi. Adil ve tarafsız bir yargılamanın hiçbir unsuruna yer vermedi. 14 Nisan Cuma günü ise mahkeme, bu periyotta iktidara verecekleri belgenin son günü olması nedeniyle, hız ve telaşla kararlar veriyor. Mahkeme duruşma başladığında bizlerin ve yargılananların söz taleplerini kesin olarak reddetti, söz kurmalarına izin vermedi. SEGBİS sistemi tarafımıza kapatıldı, yargılananların ve avukatların itirazları kayda dahi alınmayacak kadar pervasız bir tutum izlendi. Savcılık makamı yargılananların itirazları arasında hızlıca mütalaasını okumaya başlamıştır. Yargılanan siyasetçiler ve savunma avukatları mütalaadan önce kendilerine söz verilmemesi üzerine duruşma salonunu terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “İKTİDAR PARTİSİNİN RUH VE DÜŞÜNCE DÜNYASININ TERCÜMESİ”

    Savcılık makamı boş salonlara mütalaayı okumuştur, mütalaasını özetlemiştir. Tahminimizce 4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaayı 13 sayfada özetlemiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur. Müvekkillerimize siyasi faaliyetleri nedeniyle müebbet hapis cezaları istenmiş, tutuksuz yargılananların tutuklanması talep edilmiş, savunma ve sorgu hakları için aylardır gösterdiğimiz çabamızı ve mesleğimizi ifa etme çabamızı örgütsel tavır olarak değerlendirmiştir. Hukuk dernekleri, barolar ve avukatların adil ve tarafsız yargılamaya dair uyarılarını kriminalize etmeye çalışmış, siyasi manipülasyon içeriği yüksek bir mütalaa okumuştur. Seçim sürecinin en büyük manipülasyon aracı olması beklenen bu mütalaa, savunmanlara ve yargılananlara iletilmeden önce dün akşam basına özel özetinin ve bilgi notunun hazırlandığını da kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

    Dava 3 Temmuz’a bırakılmıştır. Savcılık makamı dün itibariyle mütalaasının özetini kamuoyuyla paylaşmıştır ama bizimle paylaşmamıştır. Öncelikle kamuoyuna, basına servis etmiştir. Müvekkillerimizin, siyasetçilerimizin, geçmiş dönem eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin haksız ve hukuka aykırı olarak tutuklanmaya devam etmeleri, serbest seçim hakkının ihlali olduğu gibi, AKP-MHP iktidarının kendisini sürdürmesinin garantisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani Davası öncesi kadınlardan açıklama: Kazanan kadınlar olacak

    Kobani Davası öncesi kadınlardan açıklama: Kazanan kadınlar olacak

    PİRHA- Kobani Davası öncesi Sincan Cezaevi önünde bir araya gelen kadınlar yaptıkları açıklamada, “Kazanan kadın mücadelesi olacak, ‘Jin, jiyan, azadi’ sloganı olacak” dedi.

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobani Davası’nın 19’ncu duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor.

    Duruşma öncesi HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, partinin Diyarbakır ve Ankara il örgütleri yöneticisi kadınlar, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri ile birlikte Sincan Cezaevi önünde basın açıklaması yapmak istedi. Açıklama yapmanın ‘Kanuna aykırı’ olduğunu belirten polisler kadınları engelledi.

    Cezaevi önünde bekleyişini sürdüren kadınlar, polis engelini protesto etmek için ‘Jin, jiyan, azadi’ sloganları attı.

     “SİZ YARGILANACAKSINIZ, KAZANAN KADINLAR OLACAK”

    Engellemelere rağmen açıklama yapan HDP Kadın Meclisi Ayşe Acar Başaran, “Kadın arkadaşlarımız içeride bizi bekliyor. Onlarla dayanışacağız. Kadın mücadelesine ne dört duvar arasında, ne çevik kuvvet ablukasında geri adım attıramayacaklarını göstereceğiz. Bunlar yargılanacak, kazanan kadın mücadelesi olacak, ‘Jin, jiyan, azadi’ sloganı olacak” dedi.

    Kısa açıklamanın ardından kadınlar, ‘Jin, jiyan, azadi’ sloganlarıyla Kobani Davası’nın görüldüğü duruşma salonuna geçti.

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan CAN TV’de çağrı: Alevi kurumları Kobani davasını takip etmeli

    Kenanoğlu’ndan CAN TV’de çağrı: Alevi kurumları Kobani davasını takip etmeli

    PİRHA- Kürt siyasetçilerin yargılandığı Kobani davasının duruşması devam ederken, HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, CAN TV’de, Kobani davasını takip etmeleri için Alevi kurumlarına çağrıda bulundu. Kenanoğlu, “Örneğin Alevi kurumlarının bir haftayı Kobani haftası yapıp, IŞİD’i lanetlemeleri, IŞİD’e karşı mücadele edenleri, IŞİD’i yenilgiye uğratanları desteklediği için yargılanan insanlara destek olmaları çok anlamlı olur” dedi. 

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş genel başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de bulunduğu 20’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobani Davası’nın 17’nci duruşma periyodu, 5’inci oturumuyla Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

    Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın duruşmasına HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, parlamento grubunun tamamı ile katıldı.

    Gizli tanık Atlas’ın kendisi hakkında beyanlarda bulunduğunu hatırlatan siyasetçi Mesut Bağcık, “Diyarbakır’da 20 Ekim 2008’de gözaltında kaldım ve tutuklandım. Aralıksız 14 Aralık 2010 tarihine kadar tutukluydum. Aynı anda hem cezaevinde, hem de dışarıda olmak eşyanın tabiatına aykırı” dedi.

    Bağcık’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın saat 10.00’da devam edilmek üzere ara verildi.

    Kobani duruşmasının da konuşulduğu CAN TV’de her hafta pazartesi günü Veli Haydar Güleç, Çilem Küçükkeleş ve Ali Kenanoğlu’nun katılımıyla yapılan ‘CAN’DAN BAKIŞ’  programında önemli mesajlar verildi.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN DUYARLILIK GÖSTERMELERİNİ ARZU EDERİM”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Kobani davasını takip etmeleri çağrısında bulundu.

    “IŞİD’in Türkiye’deki önemli hedeflerinden bir tanesi de Alevi kurumları olduğunu biliyoruz” diyen Kenanoğlu, “IŞİD’în listesinde Alevi inanç kurumlarına yönelik saldırı planları olduğunu daha önce kamuoyunda konuşmuştuk. Kobani davasına Alevi kurumlarının ilgisizliğini ifade etmek isterim. Avrupa’dan heyetler, uluslarası temsilcilikler, parlamenterler, büyükelçiliklerden katılımcılar oldu. Türkiye’den kısmen demokratik kitle örgütlerinin takibi zaman zaman oldu. Şöyle bir şeyi arzu ederim. Örneğin Alevi kurumlarının bir haftayı Kobani haftası yapıp, 4 gün süren dava (duruşma) var. IŞİD’i lanetlemeleri, IŞİD’e karşı mücadele edenleri, IŞİD’i yenilgiye uğratanları desteklediği için ya da buna karşı protesto oluşturduğu için yargılanan insanlara destek olmalarını, davayı izlemek açısından yapmalarını beklerim. Çok anlamlı olur. Çünkü IŞİD’in tehdit ettiği toplumların başında da hem yaşamsal hem de inançsal anlamda Alevi toplumu geliyor. Alevi örgütlerinin böyle bir duyarlılık göstermesini arzu ederim” dedi.

    GÜLEÇ: SINIRDA LOKMA DAĞITAN ALEVİLERE HATIRLATMAK LAZIM 

    Programda Veli Haydar Güleç de Kenanoğlu’nun Alevi kurumlarına yaptığı bu çağrının önemli olduğunu vurgulayarak, “Alevi kamuoyuna, kurumlarına önemli bir mesaj. Bugüne kadar sessiz kalındı. Dileriz duymuşlardır. Bugüne kadar sessiz kalmaları kabul edilebilir bir şey değil. Tabi demokratik kamuoyuna, Türkiye sol hareketine de aynı şeyi söylemek lazım. Kobani düşseydi IŞİD sizin komşunuz olacaktı. Bu ülkenin komşusu olacaktı. Belki de o coğrafyada çok geniş bir alanı tutmuş olacaktı. O alan belki de hala ellerinde kalmış olacaktı. IŞİD’in sınırdan elini kolunu sallayarak nasıl gelip geçtiklerine defalarca tanık olundu.
    Özellikle geçmişte sınırda lokma dağıtan Alevilere bir kez daha hatırlatmak lazım. Evet o gün doğru bir şey yaptınız. Gelip o sınırda insanlık için lokma dağıttınız. İnsanlığın kazanması içindi. Çünkü orada barbarlık olacaktı. Barbarlığa karşı insanlığın mücadelesiydi. Bugün de Alevilerin aynı şeyi yapmaları çok doğru olur.

    KÜÇÜKKELEŞ: KOBANİ DAVASINI SAHİPLENMEK GEREKİR

    Çilem Küçükkeleş ise “IŞİD’in yenilmesi halkların murat ettiği bir şeydi. Kobani davasını daha görünür kılmak, daha fazla cümlesini kurmak gerekir. Nasıl ki Gezi için nöbet tuttuysa halk, Kobani davası için de nöbet tutmak, daha yaygın sahiplenmek gerekir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL