PİRHA- Çoğunluğu kadınlardan oluşan Konyaaltı Cemevi Hak Müziği Topluluğu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik Konferans Salonu’nda konser verdi.
Çoğunluğu kadınlardan oluşan Konyaaltı Cemevi Halk Müziği Topluluğu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik Konferans Salonu’nda konser verdi.
Etkinlikte konuşan feminist aktivist Kamile Yılmaz, 8 Mart’ın tarihsel arka planına değinerek günün emekçi kadınların mücadelesinin sembolü olduğunu vurguladı.
Yılmaz, 1857 yılında New York’ta bir dokuma fabrikasında çalışan yaklaşık 40 bin işçinin greve çıktığını belirterek şunları söyledi:
“Dokuma fabrikasında işçilerin çoğu kadındı. İşçilerin talebi çalışma saatlerinin ve koşullarının iyileştirilmesiydi. Ancak polis greve giden çalışanları fabrikaya kilitledi ve çıkan yangında işçiler kurtulamadı. 129 işçi yanarak hayatını kaybetti, ölenlerin çoğu kadındı. Bunu öğrenen halk ayaklandı ve cenaze törenine 10 bin kişi katıldı. Bu olayın öfkesi yıllarca dinmedi.”
Yıllar sonra Alman siyasetçi Clara Zetkin’in önerisiyle 1911 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak ilan edildiğini ifade eden Yılmaz, “Daha sonra 1912’de Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edildi. O günden bugüne 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır” dedi.
“8 MART KADINLARIN ÖZGÜRLÜK GÜNÜDÜR”
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Başkanı Tahsin Akpınar da yaptığı konuşmada 8 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını vurgulayarak, “Bugün 8 Mart yaşamımızda toplumsal olarak kadınların bayramı gibi algılanır ama aslında 8 Mart hem bir anmadır hem de kadınların haklarının alınması anlamında özgürlük günüdür” diye konuştu.
Etkinliğe katılımın yoğun olduğu görüldü. Programda Koro Şefi Serdar Baysal yönetimindeki kadın halk müziği topluluğu, farklı yörelerden Türkçe ve Kürtçe ezgiler ile deyiş ve nefesler seslendirdi. Çekilen halaylarla etkinlik sona erdi.
PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar ve PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, sadece Alevilerin değil, inancı, etnik yapısı ne olursa olsun herkesin birlik içinde katliamlara dur demeleri gerektiğinin altını çizdi.
Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda on binlerce Alevi katledildi, yerinden edildi. Kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı ve satıldı, çocuklar ailelerinden koparıldı. Alevilerin topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkûm edildi.
Saldırıların yıl dönümünde birçok coğrafyadan Aleviler ve dostları, soykırımın durdurulması için çağrılarını sürdürüyor. 7 Mart’ta birçok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. Hatay Samandağ’da büyük bir miting düzenlenecek. Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.
“HEP BİRLİKTE SURİYE’DEKİ İNSANLARIN SESİ OLALIM”
Suriye’de Alevilere dönük yapılan katliamın üzerinden bir yıl geçtiğini belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Suriye’de katliamın yeniden yaşanmaması için 7 Mart’ta Hatay Samandağ’da 75. Parkı’nda bir eylem gerçekleştirilecek. Bu eylemde Alevi kurumlarımızın, federasyonlarımızın, konfederasyonlarımızın hep birlikte ortak bir basın metniyle orada bulunan mevcut iktidarlar bir duyuru yapacaklar ülke ve dünya kamuoyuna seslenerek Suriye’deki insanların sesi ve nefesi olacak” dedi.
Kim olursa olsun demokratik özgür yaşamı kendine bir felsefe olarak gören bütün insanları Samandağ’a çağıran Akpınar, “Sadece Aleviler değil. Ülke genelinde yaşayan tüm toplumların inancı, etnik yapısı ne olursa olsun herkesin birlik içinde “katliamlara dur” demeleri gerekiyor. Toplumdan beklediğimiz budur. Biz herkesi eşit gördüğümüz için herkes de bize eşit şekilde bakmalı ve oradaki canların sesi olmalı. İmkânı olan canlarımızın da Samandağ’daki eyleme katılmalarını bekliyoruz “ dedi.
“EMPERYALİZMİN YARATTIĞI YENİ DÜZEN SURİYE’DE BÜYÜK BİR ALEVİ SOYKIRIMINA YOL AÇTI”
Ortadoğu’nun bir cehenneme döndüğünü belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Başkanı Atakan Eren de, “Bu cehennemden Aleviler de payını aldı. Emperyalizmin yarattığı yeni düzen Suriye’de büyük bir Alevi soykırımına yol açtı” diye konuştu.
Suriye’de yaşanan katliamı bütün dünyanın izlediğini vurgulayan Eren, Suriye’deki Alevi toplumuna sahip çıkılması gerektiğini belirtti.
“SURİYE’DEKİ YÖNETİM SURİYE HALKLARINA EŞİTLİK, KARDEŞLİK VE BARIŞ GETİREMEZ”
Artık Suriye’de cihatçı bir devlet anlayışının var olduğunu belirten Akpınar, “IŞİD’ten gelen kadroların yönettiği bir devlet aygıtı var. Bu aygıtın da Suriye halklarına eşitlik, barış, kardeşlik, demokrasi getireceğini düşünmüyoruz. Onun için de 7 Mart’taki mitinge yoğun bir katılım sağlanması ve bu mitingin 7 Mart’ta da sınırlandırılmaması gerekiyor” diyerek hatırlatmada bulundu.
Suriye toplumuyla ilgili Alevi örgütlerinin komisyon kurması önerisinde bulunan Eren, “Suriye’deki hareketliliği incelemesi, Suriye toplumunun önder insanlarıyla ya da orada sözü dinlenen, o toplumu bilen insanlarıyla sürekli istişare halinde olması ve orayı net bir şekilde izlemeye almamız gerekiyor” dedi.
“SADECE 7 MART DEĞİL 7 MART’TAN SONRADA ALANLARDA OLMALIYIZ”
7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge herkesi davet eden Eren, “Alevi katliamını anmak için değil, katliama dur demek için 7 Mart’ta orada olmak ve 7 Mart’tan sonra da gene alanlarda olmak zorundayız. Suriye’deki Alevilerin sesini dünyaya duyurmak gibi bir zorunluluğumuz var. Yoksa katliamlar sürekli bir hale gelecek ve bir müddet sonra da belki de kanıksanacak” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde Hızır Cemini yürüten Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, “Hızır’ın, Alevi inancımızda Hakk’ın yeryüzündeki elidir. Her şeye yetişen, her şeye ulaşan, her yerde aynı anda var olan ve varlığını hissettirendir. Hızır’ı çağırmak için arı, duru, pirü pak gönül gerek” diye belirtti.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü. Hızır ayı kapsamında düzenlenen cemi Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer yürütürken, zakirliği Hayri Aslanboğa üstlendi.
Çok sayıda yurttaşın katıldığı cemde Ercan Kazım Özer, “Cemlerimizi belirli ritüeller halinde dönüştürüp sadece 12 hizmet yapıp evine gitmek, birer ritüel haline dönüştürmek Yol’umuzun ne erkanına uygun, ne de Yol’umuzu bugüne kadar getiren pirlerimizin yürütmüş olduğu Yol’un kurallarına uygun” dedi.
HIZIR CEMLERİ ALEVİ İNANCINDA EN KUTSAL SAYILDIĞI CEMDİR”
Aleviliğin olmazsa olmazlarından olan ikrar, görgü, 4 kapı kırk makam ve enel Hakk kavramları olduğunu belirten Özer, “Bunların hiçbiri cemlerde konuşulmuyor. Bugün Hızır günündeyiz. Hızırla ilgili muhabbetler cemevlerinde çok fazla yapılmıyor. Hızır Cemi Alevi inancının en kutsal ve en önemli saydığı cemdir. Diğer cemlere katılmayabilir. Ama Hızır cemleri Alevi inancının en kutsal cemleridir. Alevi inancındaki Hızır inancı aslında bir yaşam. Diğer erkanlarda da olduğu gibi yaşam döngüsünden anlam bulan bir inançtır” diye konuştu.
Aleviler gibi diğer geçmiş kadim topluluklarda da aynısının var olduğunu vurgulayan Özer, “Mesela Çin takviminde hala bugün balık burcu Çin takviminden alınmadır. Ying Yang denilen bir siyah balık bir de beyaz balık vardır.Bu aslında bir yılın iki yarı evreden karanlık ve aydınlık yarı evreden oluştuğunu anlatan bir bilinçtir” dedi.
Kazım Özer, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“40 birçok erkanlarımızda var. Bir canımız hakka göçtüğünde 40 günden önce erkanı açılmaz. Dardan indirilmez. 40 günden sonra dardan indirme erkanı yapılır. Semahımız 40’lar semahı ola diyoruz. 40 kavramı inancımızda çok önemli saydığımız kutsal bir kavram. doğanın tabiatın 40’ı çıkmaz mı? Tabii ki o da 40 gün çile çıkarır deriz. Haftemal dedikleri, kara çarşamba dedikleri belirli günler var. Bunlar hep o çile günlerinin içerisindeki günler. O günlere denk gelindiğinde, tabiat 40’ını çıkardığında sayarsanız 21 Aralık’tan Ocağın 30’u akşamı 40 gün tamam olur. 30 Ocak akşamı itibariyle de Şubat ayının sonuna kadarki bir ayın adı inancımızda Hızır ayıdır.
EVRENDE YAŞAYAN CANLI VE CANSIZ HER VARLIK BİR HAKK’TIR
Hızır ayında Alevilerin önce kendileriyle iç hesaplaşma yaparlar. Çünkü Yol’umuzda, üzerimizde var olan bu evrende yaşayan canlı cansız her varlık Hakk’ın nurundan bir parçadır. Biz vardan var olan, Hakk’ın varından geldiğimize inanan bir inancız. Onun için evrende ne görürsen her şey Hakk’tan bir parça. Bundan dolayı Enel Hakk, ben de Hakk’ım, ben de Hakk’tan bir parçayım diyen ve parça parça kesilip sonra yakılıp külleri Dicle’ye savrulan Mansur gibi, derisini diri diri yüzdülen Nesimi gibi, Enel Hakk söyleyen kelam, biz Alevilere ait bir kelamdır. Hakkı ve hakikati özünde bilmektir.”
“HIZIR HAKK’IN YERYÜZÜNDEKİ ELİDİR”
Bu nazarla bakıldığında evrenin ve kainatın yeniden canlanacağına inandıklarını ifade eden Özer, “Doğa, tabiat yeniden yaşam bulacak. Kıtlık, sıkıntı, eza, cefa günleri bitecek. Hayatı kim başlatacak? Tabii ki Hızır başlatacak. Peki Hızır kim o zaman? Hızır bizim inancımızda sadece bir nebi mi? Bir peygamber mi? Abu Hayat suyu içmiş bir veli mi? Hızır Hakk’ın yeryüzündeki elidir. Her şeye yetişen, her şeye ulaşan, her yerde aynı anda var olan ve varlığını hissettiren hakkın bizzat kendisidir. Onun için hanelere berekettir, bekarlara kısmettir, hastalara şifadır, dertlere devadır. Hızır’ı çağırmaya arı, duru, pirü pak gönül gerek” diye belirtti.
“HIZIR AYINDA NEFSİN TERBİYE EDİLMESİ GEREKİR”
Hızır aylarında Hızır ile birlikte önce nefsin terbiye edilmesi gerektiğini vurgulayan Özer, “3 gün Hızır aşkına bir dilek ve murat orucu tutarız. Bazı bölgeler 5 gün nadiren de olsa 7 gün tutan canlarımızın da var. Mesele o özü algılayabilmektedir. İster 3 olsun, ister 5 olsun. Hızır aşkına lokmalar yapılır. Hızır’ın 3. günün akşamında mesela Maraş bölgesinden Maraş kömbesi yapılır. Bizim Dersim coğrafyasına doğru geçtiğinizde de buğday kavrulur, Kavut yapılır” şeklinde konuştu.
Hızır Cemi aynı zamanda özünü dara çekme erkanı olduğunun altını çizen Özer, “O zaman da özümüzü dara çekeriz. Peki özümüzü dara çektiğimiz meydanda nasıl rızalaşacağız? İşte onun için Hızır cemleri olmazsa olmaz görgü cemlerimizdir” dedi.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından okunan nefesler ve deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar gelen canlara pay edildi.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, Suriye’de Alevilerle yönelik saldırıların, İslamcı örgütler tarafından önceden planlanarak yapıldığını vurguladı. Çiçek, “Bu katliamları ancak Hristiyanlar, Aleviler, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler ve emekçiler el ele verdikleri zaman durdurabilirler” dedi.
Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Suriye’deki Alevilerin tedirginliği daha çok arttı. Şam’ın düşmesinin ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“PLANLI VE BİLİNÇLİ BİR KATLİAM YAPILIYOR”
2010 yılında Lazkiye ve Tartus’ta Alevi katliamının başladığını vurgulayan Kemal Çiçek, “Kamuoyunda bir Alevi katliamı haberi gördük. Türkiye’de de haber kaynakları ‘Esad artıkları’ diye geçti ama sonraki süreçte görüyoruz ki bu ‘Esad artıkları’ değil! Lazkiye valisinin, Rudaw TV’ye yaptığı açıklamada, asayiş güvenlikte 2 kişinin ölümünden kaynaklı bu sürecin daha da büyüyerek devam ettiğini görüyoruz. Aynı zamanda aslında burada bir itiraf var. Alevilerin Lazkiye ve Tartus’ta silah alıp, ayaklanıp, asayiş güçlerine saldırdığı algısı yaratılmaya çalışıldı. Oysa böyle bir durum söz konusu değil. Bu, önceden planlanan bir organizasyon. İdlib’de faaliyet yürüten İslamcı örgütler ve Türkiye’ye bağlı SMO’nun da bu katliam içerisinde olduğunu gelen videolardan da anlıyoruz. Netice itibariyle bu kendiliğinden gelişen bir katliam değil ve bu katliam hâlâ da devam ediyor. Türkiye’de yaşayan Aleviler olarak tedirginlik içerisinde yaşıyoruz. Katliamı kabul etmiyoruz ve buna yönelik tepkilerimiz var. Türkiye’de bu katliamın durdurulmasına ilişkin gerek basın açıklamaları ve gerekse de Hatay’da yapılan son kitlesel eylem bir hassasiyet oluşturdu” dedi.
“ÇORUM, MARAŞ VE SİVAS’TA OLDUĞU GİBİ…”
Kemal Çiçek, katliamı yapanların yargılanması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Geçmişte Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da ya da 12 Mart Katliamını yapanların hiçbirinin yargılanmadığını biliyoruz. İşte son Sivas Katliamını yapanların da tek adam rejimi tarafından affedilmesini gördük. Bugün hala Suriye’de katliam devam ediyor. Almanya’da yapılan kitlesel miting önemliydi. Belki Avrupa üzerinden katliamın durdurulması için yeni bir süreç yaşanabilir ve ama bu Türkiye’de de belki bölgesel mitinglerle desteklenebilir. Bunu yapmalıyız.
“ALEVİLERİN SIĞINDIKLARI ORMANLAR DA YAKILIYOR”
Orada güya işte ‘silahlı çeteler var’ deniliyor ama ormanlara sığınan siviller de söz konusu. Ormanlar dahi yakılıyor. Bu katliamlar yaşanırken Colani ile Mazlum Abdi arasında imzalanan sözleşme kamuoyuna yansıdı. Elbette ki Suriye demokrasi güçleri uzun dönemden beri kendi öz savunmalarını yapmaktaydılar ve yapmakta zorundaydılar; çünkü bunu yapmasalardı bugün Kürtler de Alevilerin yaşadığı aynı süreci yaşayacaklar, aynı katliamları göreceklerdi. Doğru olanı yapmışlardır, kendi savunmalarını kurarak bu katliamların önünü de kesmiş oldular.”
“HALKLAR, ŞERİATÇI ANAYASA TASLAĞINI KABUL ETMİYOR”
Kemal Çiçek, SDG ile HTŞ’nin temaslarına da değinerek şunları söyledi:
“Yapılan anlaşma ile sanki ‘SDG, HTŞ’ye teslim oldu’ anlamında bir sonuç çıkarılması doğru değil. Bu durum bence Türkiye’de farklı anlatılıyor. Bir süreç izlenecek. İslam rejimine göre bir anayasa şekillendiriliyor ama bu Suriye’de olur mu olmaz mı halklar bu kararı verecek. Şu anda Suriye’deki İslam anayasası taslağına ilişkin Dürziler, Aleviler ve Kürtler farklı düşünüyor. Alevi bölgesinde bir sorun var. Kürtlerde de aynı şekilde… Geriye Sünni Araplar kalıyor. Böyle bir ülkede demokrasi gelişmez. Tek taraflı bir anlayışla ülke yönetilemez. Colani’nin ipleri emperyalist ülkelerin elinde. Onlar karar vereceklerdir bu aşamaya. Bence biz biraz daha beklemeliyiz. Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakları var. Sorun biz Alevilerin başta bu ülkedeki örgütlülüğümüzü nasıl şekillendireceğiz, önemli olan budur. Çünkü yaşadığımız katliamlar bu coğrafyada açık ve nettir. Türkiye’de özellikle yeni Alevi gençliği, kendini yeniden örgütlemeli. Bu bir gereklilik ve zorunluluktur. Biz bunu yapamazsak geleceğimizi garanti altına alamayız.”
“KATLİAMLARI DURDURMAK İÇİN DAHA ÇOK ÇALIŞMALAIYIZ”
Mazlum Abdi ve Colani arasında yapılan anlaşmadan hemen sonra AKP hükümeti yetkililerinin Şam’a gittiklerini hatırlatan Çiçek, “Orada Alevi katliamının durdurmasıyla ilgili konuşuldu mu konuşulmadı mı bunu biz bilmiyoruz ama kamuoyuna yansıyan bir durum yok. Bence isteseler yıllardır besledikleri destekledikleri lojistik destek verdikleri IŞİD, bir sonraki HTŞ ya da diğer ona bağlı güçlere karşı inisiyatifleri var; isteseler aynı saatte bu katliamı durdurabilirler. Yapılan ziyaret Alevi katliamını durdurmak için değil, Kürtlerin orada kazanımlarını engellemek ve bertaraf etmek için yapılan bir ziyaretti” diye belirtti.
“HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİYLE DURDURULABİLİR”
“Suriye’de yaşanan katliamları kimler durdurabilir?” sorusunun çok önemli olduğunu belirten Çiçek, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Bu katliamı, halklar dünya genelindeki Hristiyanlar, Aleviler, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler, emekçiler el ele verdiği zaman durdurabilir. Başka türlü bu katliam durdurulamaz. Bugün Suriye’nin güneyinde Dürzileri İsrail koruyabiliyor. Biz bu ülkede 20 milyona yakın bir kitleyiz, kendi devletimizden ‘Alevileri koruyun’ diyemiyoruz. Çünkü böyle bir ülkede Aleviler katledilirken Alevileri koruyamadılar. Bugün geriye dönüp düşündüğümüzde bu halkın bir tepkisi var. Bu tepki üzerine devlet, bu konuda kendi üzerine düşeni yapmalıydı. Biz isterdik ki bugün yaşadığımız ülkenin devleti böyle bir açıklamada bir misyon, bir görev alsın ama bu olmayacaktır. Bu üzüntü vericidir. Bize düşen görev; yeniden düşünüp, örgütümüzü yeniden oluşturarak, geleceğimizi bu coğrafyada diğer haklarla birlikte ortak yaşam kurmaktır.”
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde Sultan Newroz Cemi yürütüldü. Newroz’u her toplumun kendine özgü kutladığını söyleyen Ağuçan Ocağı evladı Vedat Tekten, “Güney Amerika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu coğrafyasından Orta Asya’ya kadar kutlanan Newroz, kendine özgü kutlansa da esas itibariyle aynı amaca yönelik olarak kutlanır” dedi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde Sultan Newroz Cemi yürütüldü. Sultan Newroz Cemi’ni PSAKD Ayvalık İnanç kurulu üyesi Ağuçan Ocağı evladı Pir Vedat Tekten, Zakir Rıza Gül ve Ersin Genç yürüttü.
Cemde Ağuçan Ocağı evladı Pir Vedat Tekten yaptığı konuşmasında, Hüseyin Gazi Metin Dede’yi anarak, “Onu Hakk’a uğurladık, olduğu yer ışık olsun. Hakk ile Hakk olmuş tüm canlarımızın ruhları şad, devirleri daim oldukları yerde incinmesinler. Onlar bize yol açtılar yol bize düştü” dedi.
Kıblelerinin insan, dinlerinin ise sevgi olduğunu belirten Tekten, “Hiçbir komşu inancın, itikaın, tarikatın benzeşi değiliz. Hakk bildiğimiz yolda doğru kelam ederek gönüllerde bir olmaktan başka bir amacımız yok” diye belirtti.
“AMACIMIZ RIZALIK ŞEHRİNİ TESİS ETMEK”
Yollarının rızalık, ülkülerinin ise ‘Rıza Şehri’ni tesis etmek olduğunu vurgulayan Tekten, “Günümüzde Rıza Şehri’ni oluşturmak fizikken belki de zor gibi gözüküyor ama bizden olmayana el uzatmadan, bilmediğimize dil uzatmadan, görmediğimizi gördük demeden, birbirimizle dostane güzel ilişkiler paylaşarak, mazlumun yanında durarak zalime karşı gelerek bir yol sürüyoruz” diye belirtti.
Alevi toplum olarak bütün ritüellerini doğanın takvimine göre uygun bir şekilde tanzim ettiklerini belirten Tekten, “Zamanla özellikle de komşu inancın tesirinin arttığı dönemlerde kendi varlığımızı sürdürmek adına özümüzde var olan bu batini inancın gereği olarak yaptığımız ibadetleri güzellemelerimizi bir yerlerde sır etmişiz” dedi.
“NEWROZ GÜNEY AMERİKA’DAN GÜRCİSTAN’A KADAR KUTLANAN ORTAK BİR BAYRAMDIR”
Doğada dört tane gün dönümü olduğunu, bu gün dönümlerini gerek Alevi gerekse de bütün dünyanın kadim inançları açısından kutsal günler olduğunun altını çizen Tekten, “Newroz yeni gün, yeni yaşam, yeni bir hayatın başlangıcı, doğanın yeniden canlanması ile yeniden vücuda gelmesi, bitkilere su yürüdüğüne, bitkilerin ve tüm canlıların yeniden hayat bulduğu bir dönemi ifade etmekle birlikte aynı zamanda Kürt halkları açısından Demirci Kawa’nın zalim Dehak’ka karşı karanlık bir dönemi kapatıp aydınlık özgür bir döneme geçildiğinin başlangıcı olarak kutlanır” diye belirtti.
“21 MART PİR ALİ’NİN DOĞUM GÜNÜ OLARAKTA KUTLANIR”
21 Mart Newroz’unun Alevi toplumu açısından ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Tekten, “Alevi toplumu Newroza kutsiyet kazandırmak adına Pir Ali’nin doğum günü demiştir. Oysa 21 Mart ne Muhammed’in ne Pir Ali’nin ne de yol ulularımızın çoğunun net ve kesin bir doğum tarihi olmadığı hatta ölüm tarihleri bile net bir şekilde bilinmemektedir ancak kabulümüz o yöndedir” şeklinde ifade etti.
Cem’de okunan gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı faillerinin tahliye edilmesine karşı PSAKD Genel Merkezi’nin başlatmış olduğu ‘Adalet Nöbeti’nin anlamlı olduğunu vurgulayan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Orada devrimciler, aydınlar, yazarlar, şairler, Aleviler, Sünniler, Kürtler ve Türkler katledildi. Onun için tüm toplumsal kesimleri kapsayan bir şekilde tepki göstermemiz lazım” diye belirtti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak ’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek, 33 gün boyunca sürecek ‘Adalet Nöbeti’ kararı almıştı.
1993’te Sivas Madımak ’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine ilişkin Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu
“MADIMAK KATLİAMI ILIMLI İSLAM PROJESİNİN HAYATA GEÇİRİLME PROJESİNİ BİR PARÇASIDIR “
Madımak Katliamı’nın, Türkiye’de Amerika’nın talimatıyla ‘Ilımlı İslam’ projesini yaratma adına Kenan Evren tarafından yapılan 12 Eylül 80 darbesiyle başlayan bir sürecin devamı olduğunu belirten Akpınar, “Sivas Madımak Katliamı bunun ilk ayak sesleriydi. Ama bu ülkenin aydınları, devrimcileri olarak biz bunu fark edemedik” dedi.
AKP’nin zaman içerisinde bir devlet partisi haline geldiğini söyleyen Akpınar, “Hukuku kendi lehine kullanarak bu hale getirdiler. Onun için bugün bizi yöneten hükümet bu katilleri affetti” diye ifade etti.
Siyasi düşüncelerinden dolayı cezaevinde yatan hasta tutuklulara da dikkat çeken Akpınar, “Hapislerde sadece fikir düşüncesi olan ve kimseye zarar vermeyen, şiddet uygulamayan insanlar bugün cezaevlerinde çürüyor” diyerek tepki gösterdi.
“KATİLLERİN BIRAKILMASI SADECE PSAKD DEĞİL, TÜM TOPLUMSAL KESİMLERİN SORUNUDUR”
Madımak katillerinin bırakılmasına ilişkin bu sorunun sadece PSAKD’nin sorunu olmadığının altını çizen Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, konuşmasını söyle sürdürdü:
“Orada devrimciler, aydınlar, yazarlar, şairler, Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler katledildi. Onun için örgütlü bir şekilde bizim tepki göstermemiz lazım. Örgütlerimizi üst kurulları bu tür olayları daha planlı örgütleyip, yukarıdan aşağıya doğru hayata geçirmesi lazım.Hep beraber daha örgütlü, daha güçlü sesimizi çıkarmamız lazım.”
PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde bir araya gelerek tiyatro topluluğu kuran kadınlar, “Kadınların artık yemek yapmaktan, ev temizlemekten çıkmaları gerekiyor. Cemevi bizlere çok güzel imkanlar sunuyor ama kadınlarımızda girişkenlik çok fazla yok. Tiyatroda çok kısa da olsa oynamak bize çok şeyler kazandırdı. Ufkumuz genişledi, özgüvenimiz arttı” dedi.
Antalya’da bulunan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde bir araya gelen kadınlar tiyatro topluluğu kurdu.
Kısa süre önce tiyatro topluluğu oluşturan ve çalışmalara başlayan kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İtalyan Oyun Yazarı Dario Fo‘nun kadınlar üzerine yazdığı eserlerinden birini sergiledi.
Cemevlerinin sadece ibadethane olmadığını söyleyen kadınlar, cemevinde tiyatro eğitimi alarak sanat alanında kendilerini geliştirdiklerini ve özgüven kazandıklarını belirttiler.
Tiyatronun dinlerle ilişkili olduğunu söyleyen tiyatro hocası CaferYelsalı ise özellikle Alevi gençlerin bu tür sanatsal faaliyetlere yönelmesi gerektiğinin altını çizdi. Tüm cemevlerine çağrı yapan tiyatro hocası, cemevlerinin sanatsal etkinliklerle ilgili eğitimler, kurslar vermesi gerektiğini söyledi.
Çorum’a bağlı Merzifon Köyü’nden olduğunu söyleyen Serime Karataş yaptıkları tiyatro çalışmalarına ilişkin şunları aktardı:
“Turizm sektöründen emekliyim. Aleviyim. Alevi olduğum için de yolum bir şekilde cemevi ile birleşti. Burada cemevi yönetimindeki insanların teşviki ile Cafer hocamızla tanıştık. Hocamız (CaferYelsalı) bize böyle bir imkân sundu. Bizler de böyle bir etkinliğin içinde yer aldık. Güzel bir oyun oldu. Çok fazla çalışamadık. Ezberden konuşmamız gerekiyordu. Süremiz kısıtlı olduğu için okuma tiyatrosu yaptık, katılım da çok iyiydi. Cemevinde böyle sanatsal etkinliklerin olması ve tiyatroya önem verilmesi çok güzel. Sık sık yapılmasını istiyoruz. Bundan sonra da yeni bir oyunumuz var. Sonraki etkinliklerde de bir aksilik olmazsa yine beraber olacağız.”
“CEMEVİ KADINLARA ÇOK GÜZEL İMKANLAR SUNUYOR”
Konuşmasının devamında zamanını daha çok evde geçiren kadınlara seslenen Karataş, “Genelde kadınlarımız özellikle de Alevi kadınlarımız maalesef bu tip sanatsal etkinliklere karşı çok fazla duyarlı değiller. Artık mutfaktan, yemek yapmaktan, ev temizlemekten çıkmaları gerekiyor. Bu sistemde kadınlar haklarını arayamıyor. Kadınların sanatsal etkinliklere kesinlikle girmesi lazım. Cemevi bizlere çok güzel imkanlar sunuyor ama kadınlarımızda bu girişkenlik çok fazla yok. Burada resim, koro, müzik aletlerinin kursları koşulsuz veriliyor ve her türlü imkân sağlanıyor. Çevremizdeki insanları teşvik etmemiz gerekiyor. Cemevine katkıları olsun, katılımları olsun istiyoruz. Pir Haber Ajansı olarak bize bu imkanı verdiğiniz için size de çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“ALEVİ DEĞİLİM AMA BURAYA KOŞA KOŞA GELİYORUM”
Emekli ebe olan Hülya Uçar da cemevinde yaptıkları etkinlikleri aktararak; “Emekli olduktan sonra bazı yerlerde çalıştım. Torunlarım var. Evimiz buraya yakın. Burası harika bir yer. Ben aslında Alevi değilim ama Aleviler mükemmel insanlar. Herkes tanısın, dünyada tanısın. Çok iyi ve hoş görülü insanlar. Ben burada çok mutluyum. Burası sanki benim bir evim, bir ailem gibi. Rahatlıkla seve seve, koşa koşa geliyorum. İnanır mısın bazen buraya 1-2 gün gelmesem özlüyorum. Burayı o kadar çok seviyorum ki. Aslında hiç mikrofona konuşmadım, toplumun da içerisinde hiç konuşmadım ama burada öyle bir güven geldi ki bak tiyatroya çıktık. Hocamız çok iyi. Bizleri çok güzel eğitiyorlar. Torunum da geliyor buraya, o da bazı şeyler öğrendi. Ben torunumu hiçbir yere göndermiyorum, çocuk direkt buraya geliyor. Bütün kadınlar gelsin. Burada Alevi-Sünni diye bir şey yok. Sadece insanız. Kadınlar evde durmasınlar, gelsinler ufukları genişler”
“KISA SÜREDE ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK”
Tiyatro oyununda görev alan kadınlardan Saadet Çelik ise şunları dile getirdi:
“Ben aynı zamanda kostümcüyüm. Bir arkadaşım sayesinde buradakilerle tanıştım. İyi ki de tanışmışım. Hayata bakış açım değişti. Tiyatroda çok kısa da olsa oynamak bize o kadar çok şeyler kazandırdı ki ufkum daha çok gelişti. Herkese çok teşekkür ederim bize böyle bir imkan sundukları için. Kadınlar isterse her şeyi yapabilir. Yeter ki istesinler, yeter ki emek göstersinler, çaba harcasınlar. Evde oturmakla hiçbir şey olmaz.
“CEMEVLERİ SADECE İBADETHANE DEĞİLDİR”
Emekli memur olan Sevil Demir ise, “Benim çevremde cemevi dendiğinde sadece ibadethane şeklinde düşünülüyor. Ben tiyatroya burada başladığım zaman çok şaşırdı arkadaşlarım. Tiyatroya davet ettiğimde çok şaşırdılar ve gerçekten algıyı kırdığımızı düşünüyorum. Yönetimde bulunan arkadaşların bize bu imkânı sunmaları çok faydalı oldu. Emekli bir kadın olarak buraya 3 yıldır geliyorum. 2 yılı pandemi ile geçti. Pandemide bu tür aktiviteler olmadı. Pandemi sonrası bizim için çok iyi oldu. Gerçekten ben burada kendimi buldum. Tiyatroyla ilgili hiçbir eğitimim yoktu. Hocanın katkı sunması ve verdiği eğitimleri ile çok şey yaptık. Ben açıkçası çok mutluyum öncelikle kendimi yeniden buldum. Sürekli çalıştığım için bu hayatıma bir anlam kazandırdı” ifadelerini kullandı.
“SADECE KADINLAR DEĞİL TÜM KİTLEYE HİTAP EDECEK ETKİNLİKLER VAR”
Tiyatrolara önceden izleyici olarak katıldığını ve çok sevdiği bir sanat dalı olduğunu söyleyen Demir sözlerine şu şekilde devam etti:
“Cemevinin bunu bize sunması gerçekten algıları kıran bir durum. Ben devam etmesini isterim. Kadın canlarımız cemevinde sadece tiyatro var diye düşünmesinler. Ben ilk önce semahla başlamıştım. Sadece semah var diye düşünmesinler. Vakitlerini geçirebileceği bir ortam, arkadaşlık ortamı var. Mesela resim kursları, saz kursları, gitar kursları vb. gibi kurslar da var. Bunları değerlendirsinler. Ayrıca çocuklarını da buraya getirebilirler. Çocuklar için de burada aynı zamanda etkinliklerimiz var. Sadece kadınlara değil tüm kitleye hitap eden aktiviteler var. Ben Manisalıyım. Manisa’da da Cemevlerine gidiyorum. Orada bu tür etkinlikler değil de yardımlar ve kadınlar günü etkinliği var. Ama burada gerçekten birçok etkinlik sunulmakta. Evde boş boş oturup TV dizilerini izleyeceklerine cemevlerine gelerek kendilerini geliştirmelerini tavsiye ederim.”
“TİYATRONUN KÖKENİ DİNLERE DAYANIR”
Cemevinde tiyatro yapmanın Aleviliğin felsefi boyutu ile alakalı olduğunu belirten Tiyatro Hocası CaferYelsalı da, “Bütün canların sanatla ilgilenmesi gerekir. Çünkü mesela Aleviliğin bir ritüeli olan semahın tiyatrosal bir gösteri olduğunu biliyoruz. Çünkü tiyatronun kökeni dinlere dayanır. Hatta daha eskiye. Ateşin etrafında avını nasıl avladığını anlatmaya dayanır. Haliyle de Alevilik ve tiyatro aslında birbirini tamamlayan, birbiriyle bütün bir sanat dalı olma özelliği de yürütebiliyor. Az çok görüyoruz, izliyoruz. Tiyatro metinlerine bakarsanız ya Türkiye’deki Alevilik inancı ile bağdaşık metinler olduğunu ya da Pir Sultan Abdal oyunu ya da bu tarz Alevi dede, Abdal önderlerin oyunlarının yapıldığını görürsünüz. Onun dışında da Avrupa formlarına bakınca da Aleviliğe yakın olan mezheplerle birlikte iş yapıldığını görürsünüz” dedi.
“CEMEVLERİMİZ ALEVİLERİN EĞİTİM MERKEZİDİR”
Tiyatronun fiziksel görünmesine karşın daha çok felsefi boyutu olan bir sanat olduğunu vurgulayan Yelsalı şunları ifade etti:
“Bütün vücut ve beş duyu organı kullanılır tiyatroda. Tiyatroda Alevilik inancıyla ters düşecek hiçbir şey yoktur. O yüzden de en rahat cemevlerinde tiyatro yapılabileceğini düşünüyorum. Burada öncelikle cemevlerimiz Alevilerin eğitim merkezleridir. Aynı zamanda sanatsal faaliyet gösterecekleri yerlerdir. Cemlerin yapıldığı kadar bunlara da önem verdiğimiz aşikâr. Böyle bir durum varken de burada bir tiyatro eğitimi vermek önemli oluyor. Burada insanlara tiyatroyu öğretmek, tiyatronun neden önemli olduğunu anlatmak önemli. Burada da bir oyun çıkarmak istedik ve gayet başarılı bir oyun çıkardık. Oyunumuz aslında bir defaya mahsus oynandı. Kısa bir sürede hazırlanan bir oyundu. Kısa bir sürede çok kısa bir eğitimle direk sahneye çıkıp ve o sahnedeki minimal de olsa gereksinimlerin hepsinin yapabilmeleri büyük bir başarıdır. Bunun altını çizmek lazım.”
“TİYATRO AYNI ZAMANDA POLİTİK BİR SANATTIR”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hitaben İtalyan Oyun Yazarı Dario Fo’nun kadın oyunlarından bir uyarlamayı sahnelediklerini söyleyen Yelsalı, “Okuma tiyatrosu adıyla yaptık ama aslında orada cidden bir oyun oynandı. Kadınların hikayeleri anlatıldı ve kadınların yaşadığı sorunlara değinildi. Çünkü tiyatro aynı zamanda politik bir sanattır. Şimdi başka bir proje hazırlıyoruz. Onun yazımını ben yapıyorum. Yine kadınlar üzerine kadın temalı bir oyun. Buradan tüm Türkiye’ye çağrım cemevlerinde tiyatroyu özendirici işler yapsınlar. Tiyatro Alevilik inancıyla çok uç ve ayrı noktalarda değil. Felsefi olarak neredeyse aynı özellikleri taşıyan durumlar var. Oyunları da okumalarını öneririm herkese. Özellikle bizim Alevi gençlerinin daha fazla tiyatroyla bağdaşık olmaları ve izlemeleri gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi’nin saz kursuna giden 13 yaşındaki Duran Ege Yılmaz, saza duyduğu ilgiyi PİRHA’ya anlattı. Cemevinde mutlu olduğunu, ortamı sıcak bulduğunu belirten Duran Ege, yakın zamanda hem çalıp hem türküler söyleyeceğini kaydetti.
Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde yaşayan 13 yaşındaki Duran Ege Yılmaz, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi’ndeki saz kursuna gidiyor. Duran Ege müziğe özellikle türkülere oldukça ilgili. Kendisine Ahmet Kayayı örnek aldığını söyleyen Duran Ege, cemevinde olmaktan mutlu olduğunu vurguladı.
Duran Ege Yılmaz, müziğe ve saza olan ilgisini PİRHA‘ya anlattı.
PİRHA: Burada birden fazla enstrüman varken neden sazı tercih ettin?
DURAN EGE YILMAZ: Saza merakım vardı. Ayrıca ses yapısının güzel olmasından dolayı tercih ettim. Babam da saz çalıyor. Birlikte çalıp söyleyebilmek, babama eşlik edebilmek istiyorum.
-Peki, kendine örnek aldığın sanatçı veya ozan var mı?
Ahmet Kaya’yı örnek alıyorum. Çok iyi saz çalıyor. Sesi çok güzel onu dinliyorum.
-Peki saz çalmanın derslerine olumlu ya da olumsuz etkisi oluyor mu?
Saz çalmam derslerime olumlu etkisi oldu. Hem cemevinde hem okulda arkadaşlarım benden saz çalmamı istiyorlar. Daha fazla arkadaşım ve samimi ortam oldu.
-Peki neden başka bir kurs yeri değil de cemevini tercih ettin?
İlk önce buraya gelmemin sebebi hem evimize yakın olması hem de iyi bir eğitim verilmesi. Ailemde babam saz çalıyor ben de başlayayım dedim ve başladım. Hala çalıyorum.
-Peki, böyle bir ortamda saz öğrenmen sende nasıl bir duygu yaratıyor?
Cemevinde olmaktan mutluyum burası bana çok sıcak geldi. Çalıyorum ama söyleyemiyorum.
-Peki ne zaman çalıp söyleyeceksin?
Yakında.
-Haftada kaç gün geliyorsun?
Haftada bir gün geliyorum. Bir buçuk saat burada çalışıyorum.
-Peki ailenden seninle birlikte cemevine gelen var mı?
Babam geliyordu sonra ara verdi. Genelde işi oluyor o yüzden gelemiyor.
PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan Yardımcısı Emire Ulutaş çalışmalarını anlattı. Ulutaş, Alevi inancını, felsefesini, rızalığı, Dört Kapı, Kırk Makam’ı internet aracılığıyla konferanslar vererek, yurt dışında eğitim almış insanlarla, dedelerle, tarihçilerle ve gençlerle birlikte konuştuklarını dile getirdi. Ulutaş, dede olmak isteyen gençlerin varlığına da dikkat çekerek, bunun mutluluk verici olduğunu söyledi.
Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan Yardımcısı Emire Ulutaş, pandemi öncesi ve sonrasında kurum olarak yürüttükleri faaliyetleri PİRHA‘ya anlattı.
Ulutaş, pandemi öncesindeki çalışmalara değinerek, “Halk oyunları, tiyatro, bağlama, semah, piyano kursu vardı. Müziğin evrenselliğinde buluşabilmek adıyla yola çıkarak Ukrayna ve Rusya ile birlikte dernek başkanlarıyla beraber bir koro oluşturuldu. Onlara bizim deyişlerimizi, müziğimizi aktardık. Ayrıca 8 Mart’ta burada bir konser verdik. Burada bulunan konsoloslar ve büyükelçiler de konseri izlemeye geldiler. Ortak çalışmamız müthiş bir ses getirdi” diye konuştu.
“‘DEDE OLMAK İSTİYORUM’ DİYEN GENÇLERİ GÖRMEYE BAŞLADIK”
Pandeminin başlamasıyla çalışmalarına ara vermek zorunda kaldıklarını belirten Ulutaş, şöyle devam etti:
“Gitar ve bağlama derslerini internet üzerinden çocuklarımıza ulaştırdık. Bunun yanı sıra Alevilik inancını, felsefesini, “Rızalık nedir? Dört Kapı Kırk Makam nedir?” bunları, internet üstünden konferanslar vererek, yurtdışında eğitim almış insanlarla, dedelerimizle, tarihçilerimiz ve gençlerle birlikte tartıştık.
Gençlerin cemevlerine olan bakış açıları daha da değişti. “Ben dede olmak istiyorum” deyip gelen gençleri görmeye başladık. Bu da bizi çok mutlu etti. Bu yolda da ilerlemeye başlayan gençlerimiz var. Pandemiden önce cenaze hizmetlerimizi devam ettirdik. Herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Cenaze yemeklerimizi, lokmalarımızı belirli kurallar çerçevesinde cemevimizde sürdürdük. Pandemiden sonrasında aynı şekilde devam etmekteyiz.”
“EMEKÇİ KADINLARLA TİYATRO GRUBU OLUŞTURDUK”
Ulutaş, kadınlarla da bir araya geldiklerini ve bir tiyatro grubu oluşturduklarını belirten Ulutaş, “Böyle bir sosyal projede olmaktan dolayı çok mutluyum. İlk tiyatro oyununu burada gösterime alacağız. Çünkü evde oturup artık özgüvenlerini kaybetmiş kadınların değil, özgüvenleri gelişmiş kadınların toplumda yerleri olduğunu, bugün burada yarın Meclis’te, bir yerde belediye başkanlığında, toplumun her yerinde kadının olması gerektiğini vurgulamak için kadınlarla böyle bir projede bir aradayız. Geçenlerde okuma yazma bilmeyen iki kadın geldi ve buna çok şaşırdım. Bir Alevi kadını ve okuma yazma bilmiyor. ‘Okuma yazma öğrenmek istiyoruz’ dediler. Biz de böyle bir kursun olmadığını fakat onlara seve seve kurs verdirebileceğimizi söyledim. Belki de bu yolda da okuma yazma bilmeyen büyüklerimizin de önünü açmış olacağız” diye konuştu.
“30 ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİNE BURS VERİYORUZ”
“Ayrıca 30 öğrencimize burs veriyoruz” diyen Ulutaş, öğrencilerin barınma sorunlarına da değindi. Ulutaş, “Biliyorsunuz yurt sorunu ülkemizde çok gündemdeydi ve çocuklarımız yurtlara yerleşemiyordu. Bu konuda birçok çocuğumuzu yurda yerleştirmek için bütün kapıları çaldık ve çocuklarımızı yurtlara yerleştirmeye çalıştık. Çünkü bizim bulunduğumuz cemevi bir misafirin konaklayabileceği yapıda olmadığından dolayı onları buralarda misafir edemedim ama onları en güzel yurtlara yerleştirmekte bulduk” dedi.
“TARİKAT YUVALARINA ÇOCUKLARIMZI KAPTIRMAYACAĞIZ”
Ulutaş sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Bundan sonraki dönemlerde ise bence her derneğin kendilerine ait bir misafirhanesinin olması gerektiğini düşünüyorum. Gelen çocukların mağdur olmamaları adına bundan sonraki hedef sadece bu olmalı. Bizim hedefimiz de bu zaten. Eylülde okulların açılmasıyla beraber çocuklarımızın bir misafirhaneleri olacak ve çocuklarımızı tarikat yuvalarına kaptırmayacağız.. Bunu önlemek için bunun adımlarını da yavaş yavaş atmaya başladık. Umarım bunda da başarılı olacağız.”