PİRHA- Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği tarafından Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Korkmaz Tedik Konferans Salonunda “Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl olmalı?” panelinde Alevi inancının yarına taşınması için Alevi örgütlenmesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği tarafından Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Korkmaz Tedik Konferans Salonunda “Alevi Örgütlenmesinin Geleceği Nasıl olmalı?” başlığı altında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in katıldığı panel gerçekleştirildi.
Panelde Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan yaptığı açılış konuşmasının ardından Turgut Öker, konuştu.
“TÜZÜĞÜMÜZ SENDİKA TÜZÜĞÜ”
Turgut Öker, Alevi örgütlenmesinin 40 yılının muhasebesinin yapılması gerektiğini belirterek, “40 yıl önce örgütlenirken hiçbirimiz Aleviliğin tarihsel sürecini, geçmişini ayrıntılarla bilmiyorduk. Köylerde uygulanmış Alevilik artık şehirlerde uygulanmıyor ve yok olacak başlıkları atılıyordu. O koşullarda örgütlenildi ve örgütlenirken de bizden önceki kuşaklardan bize aktarılan bir miras yoktu. Bu nedenle de Avrupa’da örgütlenirken yaygın Almanya’daki sendikaların tüzüğünü esas aldık. Alevi Kültür Merkezi örgütlüyoruz. Ama tüzüğümüz sendika tüzüğü” dedi.
Dernekler masasının kuralları neyse onları esas aldıklarının altını çizen Öker, “En azından Aleviliğin bütün dünyada bir inanç topluluğu olarak görülmesi, tanınması bunlar çok doğru şeyler oldu. Fakat şu an biz bu geldiğimiz noktada şu anki örgütlenme biçimimizde Aleviliği yaşatma şansına sahip değiliz. O yüzden benim tartışma açtığım şey gelin örgütlenmemiz biz A’dan Z’ye öğretimimize uygun yapalım. Bu kapsamda her attığımız adımın öğretimize, inancımıza uygunluk arz ederek yol almamız gerektiğine inanıyorum. Yani bizim kıblemiz dernekler masası olmamalı. İç işleyişimizde bizim mutlaka Aleviliğin o tarihsel değerlerinin yaşaması gerekiyor” şeklinde ifade etti.
Geçen hafta Çorum’da açılan aşevine dikkat çeken Öker, “Çorum’un yaptığını Antalya niye yapmaz? Ne engel var? Çorum yapabiliyorsa niye burası yapmaz? Yapmak zorundayız” diye belirtti.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne katılan dedeleri eleştirerek, “4 Mayıs’ta Dersim’de devletle birlikte gerçekleştirilen bu toplantıya katılmak kabul edilemez” dedi.
Tunceli Valiliği ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ve 130 dedenin katıldığı “Dedeler Zirvesi”, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümüne denk gelen toplantının zamanlamasını eleştirerek, zirveye katılan dedelerin Alevi toplumu nezdinde karşılıklarının olmadığını savundu.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak nitelendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Tunceli Valiliği ile birlikte düzenlediği “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Tahsin Akpınar, toplantıya katılan isimlerin Alevi inancının değerlerini kişisel çıkarları doğrultusunda kullandığını ileri sürdü.
Akpınar, Dersim halkının büyük acılar yaşadığı 4 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen toplantının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Dersim’in en ağır bedeller ödediği bir tarihte devletle iş birliği içerisinde hareket edilmesi esef vericidir” dedi.
“TOPLUM NEZDİNDE KARŞILIKLARI YOK”
Zirveye katılan dedelerin inançsal birikimden yoksun olduğunu öne süren Akpınar, “4 Mayıs’ın anlamını bilmelerine rağmen oraya giden kişilerin ne ocak bilgileri ne de inançsal anlamda yeterli birikimleri vardır. Bunlar Alevi değerlerini kendi çıkarları için kullanan kişilerdir” ifadelerini kullandı.
Katılımcıların Alevi toplumu ve cemevlerinde karşılık bulamadıklarını savunan Akpınar, bu nedenle devletin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına destek verdiklerini belirtti.
“EN BÜYÜK ZARARI DEDELİK KURUMUNA VERİYORLAR”
Devletle iş birliği yapan dedelerin Alevi inancının özünden uzaklaştığını söyleyen Akpınar, “Eğer bilinçli olsalardı bireysel çıkarları için hareket etmezlerdi. Aslında en büyük zararı topluma değil, dedelik kurumuna ve ocaklara veriyorlar” diye konuştu.
Ocakların Alevi toplumu açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Akpınar, yalnızca ocak isimlerini kullanarak çıkar sağlamaya çalışan kişilerin toplum nezdinde kabul görmeyeceğini belirtti.
“ALEVİLER EN DİNAMİK TOPLUMSAL GÜÇLERDEN BİRİ”
Alevi toplumunun Türkiye’nin en önemli toplumsal dinamiklerinden biri olduğunu ifade eden Akpınar, bu gücün nüfustan değil, bilinçten kaynaklandığını söyledi.
“Hükümet yıllardır Aleviler üzerinde çeşitli politikalar uyguluyor ancak istediği dönüşümü sağlayamadı” diyen Akpınar, “Bu anlamda karşılarında duran en dinamik güç Alevi halkıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“ALEVİ TOPLUMU BU OYUNA GELMEYECEK”
İktidarın Aleviliğin özünü değiştirmeden hedeflediği toplumsal dönüşümü gerçekleştiremeyeceğini savunan Akpınar, “Bu nedenle önce Aleviliğin özünü bozmaya çalışıyorlar. Bunun için de bazı dedeleri çıkarlar üzerinden etkilemeye çalışıyorlar” dedi.
Alevi toplumunun bu girişimlere prim vermeyeceğini belirten Akpınar, “Toplumun bu kişileri dikkate alacağını düşünmüyorum. Alevi halkı bu oyuna gelmeyecek ve inancının değerlerine sahip çıkacaktır” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yürüttüğü “davet” trafiğine sert tepki gösterdi. Arslan, Alevi kurumlarına çağrıda bulunarak; “Arka planda karşıyız diyip ön planda esnek konuşmak bir Alevi kurumuna yakışmaz, tavrımız net olmalı” dedi.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tanımladığı ve kurulduğu günden bu yana tartışmaların odağında yer alan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, cemevlerine ve inanç önderlerine yönelik müdahalelerini sürdürüyor. PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, kurumun son dönemde yoğunlaşan davetleri ve Alevi örgütlülüğünü bölmeye yönelik adımları hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
“2 NİSAN RESEPSİYONU İÇİN TELEFON TRAFİĞİ YÜRÜTÜLÜYOR”
Cumhurbaşkanlığı tarafından 2 Nisan’da gerçekleştirilecek resepsiyon için birçok dede, ana ve kurum temsilcisinin arandığını belirten Arslan, iktidarın Alevi toplumunu kendi kurduğu yapı üzerinden dizayn etmeye çalıştığını vurguladı:
“Ali Arif Özzeybek’in birçok kurumu aradığını, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2 Nisan’da Çankaya Köşkü’nde bir resepsiyon veya sarayda bir yemek, tanışma vesilesiyle kurumları, dedeleri, anaları, babaları kim varsa aradıklarını biliyoruz. Bizleri arayamıyorlar. Çünkü biz duruşumuzu en başta gösterdik. Özzeybek cemevimize geldiğinde 45 dakika tartıştık. Kendisine; ‘Bende Aleviyim’ demesi üzerine, ‘Aleviyim demeyle Alevi olunmuyor; Alevi’nin özüne, sözüne, yoluna ve erkanına sahip olması gerekir’ diyerek tavrımızı koyduk.”
“TANIMADIĞIMIZ BİR KURUMUN TEMSİLCİSİYLE SOHBET ETMEYİZ”
Kurumun yerel düzeydeki temas çabalarını da reddettiklerini ifade eden Arslan, Antalya’da yaşanan bir diyalogu şöyle aktardı:
“Antalya’ya Fatoş Hanım diye birini görevlendirmişler. Bu kişi bizi 5-6 kez ısrarla aradı, ziyarete gelmek istediğini söyledi. Kendisine onu tanımadığımı söyleyince, ‘Ben de Varto’lu bir Alevi canınızım’ dedi. Eyvallah ama böyle bir kurumun yöneticisiyle bizim görüşmemiz söz konusu değil. Tanımadığımız bir kurumun yöneticileriyle ne konuşur ne de sohbet ederiz. Bizim nezdimizde bu kurumun meşruiyeti yoktur.”
“MÜSAİT DEĞİLİM DEMEK YETMEZ, REDDETMEK GEREKİR”
Arslan, bazı Alevi kurumlarının ve temsilcilerinin sergilediği “esnek” tutumu da eleştirerek, samimiyet çağrısında bulundu:
“Eğer bu başkanlığı tanımıyorsanız ona göre tavır koyacaksınız. ‘Müsait değilim, gelemiyorum, zamanım yok’ gibi geçiştirme cümleleri kabul edilemez. Arka planda karşıyız tanımıyoruz diyip, ön plana geldiğimiz zaman esnek konuşmak bir Alevi kurumuna yakışmaz. Önce samimi olmak lazım. Bizim talebimiz nettir: Önce cemevlerinin yasal statüsü verilsin. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı genelgesinde her şey açık; cami, havra, kilise nasıl ibadethaneyse cemevleri de öyle olmalıdır. Sen bunu yapmıyorsun ama ‘gel bizi tanı’ diyorsun. Bu samimiyetsizliktir.”
“PSAKD ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDE BİR TANE BİLE BAĞLI ŞUBE YOK”
Başkanlığın paylaştığı “bize bağlı cemevleri” listesinin gerçeği yansıtmadığını savunan Arslan, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:
“Önceki başkan Ali Rıza Özdemir, ‘şu kadar cemevi bize bağlı’ diye haberler yayınladı; bunların hepsi asılsızdır. PSAKD örgütlülüğü içinde oraya bağlı bir tek şubemiz yoktur. Eğer varsa çıksın açıklasınlar. ‘Buraya bağlanın, yardım alın’ mantığı Alevi inancına bir saldırıdır. Tanımıyorum diyip de kapalı kapılar ardında gizli gizli görüşenler de akıllarını başlarına alsınlar. Bu topluma ve yola ihanettir, kabul edilecek bir tarafı yoktur.”
PİRHA – Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği’nde düzenlenen “Devletin Asimilasyon çalışmaları ve Alevilik” panelinde, Alevilerin tarih boyunca kıyıma uğradığı vurgulanarak, “Aleviler bugün kendilerini yok etmek isteyenlere değişmediğini göstermesi gerekiyor” denildi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği tarafından, “Devletin Asimilasyon çalışmaları ve Alevilik” başlıklı panel gerçekleştirildi.
Panel öncesinde Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk ve Zafer Yurseven nefes ve deyişler seslendirdi.
Moderatörlüğünü Eğitimci Zeki Akpınar’ın yaptığı panelde konuşmacı olarak, Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk, Dr. Yüksel Özdemir, Yazar Metin Mat, Sosyal Antropolog Hasan Harmancı yer aldı.
Zeki Akpınar, asimilasyonun tanımını paylaşarak, şunları ifade etti:
“Bizim karşı karşıya olduğumuz en tehlikeli asimilasyondur. Burada devlet ve birey karşı karşıyadır. Devletin örgütlü, sistemli, güçlü yapısı karşısında bir topluluğun ya da vatandaşın devletin o baskıcı ağır yükü karşısında kendi varlığını koruması mümkün değildir. Dolayısıyla bizim asimilasyonumuz yüzyıllar Süren, yavuzdan bu yana süregelen çeşitli dönemlerde çeşitli olaylarla kırılmaların meydana geldiği, baskılar arttığı, zulümler arttığı, ölümlerle katliamlarla geçen dönemleridir.”
“EN BÜYÜK SORUNUMUZ ASİMİLASYON”
Alevilerin gelinen süreçte geçmişten bugüne katliamların tarihsel boyutunun bıraktığı izlerini yaşadıklarını belirten Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk, asimilasyonun bir günlük, bir yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık bir olay olmadığını ifade etti.
Cumhuriyetin Osmanlının devamı olduğunu vurgulayan Selçuk, “Sadece isim değişti fakat kurumlar anlayış değişmedi” diye belirtti.
Haydar Selçuk, Alevilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:
“Devlet politikası ilk başta kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan toplulukları katlederek, yok ederek, onları yok sayarak bir şey inşa etmeye çalışıyor. Devlet bu işi böyle çözemeyeceğinin farkına varınca kendi içlerinden devşirmelerle bu işi çözmenin yollarına giriyor. Ondan sonra başarılı oluyor. Sonra da geri çekiliyor. Bizi birbirimize vurdurarak aslında kendi kendimize kırdırarak bu işte başarılı oluyor.”
Alevilerin ilk kırılma noktasının Yavuz ve Şah İsmail dönemi sürecinde yaşandığını belirten Selçuk, “Aleviler Osmanlı’nın zulmünden, katliamından kurtulmak için, üç kıtaya hükmeden bir devlet geleneği olan bir Osmanlı devletine karşı çaresiz olarak yanı başında Osmanlı’ya başkaldıran Şah İsmail’e umut bağlıyor. Nasıl Cumhuriyet döneminde Atatürk’e umut bağladıysa o dönemde de Şah İsmail’e umut bağlanıyor. Belki kurtulurum umuduyla. İlk olarak orada Şiilikle tanışıyorlar. Şah İsmail sonrasında birçok uygulamalar pratiklerde görünebiliyor ki Şii motiflerinin 12 İmam’la Ehli Beyt’in giriş süreci Şah İsmail süreciyle başlıyor” dedi.
Şah İsmail’den sonra ikinci kırılmanın II. Mahmut döneminde yaşandığına dikkat çeken Selçuk, “O devlet Alevileri katlediyor, yok ediyor. Devlet Alevileri tekrar kendilerine çekmek umuduyla Alevi dergahlarına kapatarak veyahut birçoğuna Nakşibendi şerhlerini atayarak Alevileri Müslümanlaştırmaya başlıyorlar. Bu tabii ters tepkilere neden oluyor. Üçüncü kırılma noktasının Abdülhamit döneminde yaşandı. Sistematik olarak en büyük tahribat o zaman başlıyor. 1800’ün sonlarında Abdülhamit iktidardayken Dersim coğrafyasında yaşanıyor ondan dolayı Aleviler olarak en büyük sorunumuz asimilasyon.”
“HAKK ANLAYIŞI EVRENİN BİZZAT KENDİSİDİR”
Dr. Yüksel Özdemir, Hakk’a Uğurlama Erkanına dikkat çekerek, “Toprağa sırlamadan sonra toprakta biyolojik çürme safalarından sonra bedenimizdeki bütün atomlar tek tek ayrışarak toprağa, suya, yeraltına, böceklere, havaya dönüşüyor. Yani geldiğimiz kaynağa. O yüzden dediler Hakk ile Hakk oldu. Hakk ile birleşmek Hakk ile cisimleştik derler. Dolayısıyla Hakk anlayışı evrenin gizli zatının kendisidir” dedi.
“OKUNACAK EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR”
Hakk’ın bir parçasının da tabiat olduğu bilgisini aktaran Özdemir, “Dolayısıyla da onun bir parçası olan insandır. Bu sebeple de doğa inancı olan Aleviliği bu şekilde görmek gerekiyor. Alevilikte bir tür kitabı vardır. Sevgili Pir’imiz, Pir Mükerrer Bektaş-ı Veli’miz “Okunacak en büyük kitap insandır” diyor. Neden? Evrenin bütünü sonsuz ve kusursuz olan ezel olan evrenin bütünü tek tek parçalardan oluşuyor. Bu parçalardan biri de benim, sizsiniz. Dolayısıyla parça bütüne aittir. Ama bütünün bütün sırı aynı zamanda bendedir. O yüzden okuyacaklar bu kitabı insanlar” şeklinde ifade etti.
İnsanlar olarak kesinlikle bilimin eksen alınması gerektiğini vurgulayan Özdemir, “Alfabeyi ilerletebildiğimiz ölçüde Hakk ve hakikat dediğimiz tabiat ve kâinat yani Hakk dediğimiz varlığın sırlarına ulaşabiliriz. Ki biz bunlara sırrı hakikatler dedik. Hakikate ulaştıkçaHakk’a ulaşabiliriz ve belki de kendimizi yorumlamayı ve anlamaya çalışabiliriz” dedi.
“BİRİLERİNE BENZEMEYE ÇALIŞMAK DOĞRU DEĞİL!”
Yazar Metin Mat, Aleviler, şifrelerle konuşarak kendilerini saklayarak, birilerine benzemeye çalışmasın doğru olmadığını belirterek, “Bizi dışımızdakilerine bakıp o benzediklerimizin içerisinde kendimize yer açacağımızı düşünerek hareket etmekten vazgeçmek zorundayız. Amerika Vietnam’ı bombalarken bir Amerikan vatandaşı her gün Beyaz Saray’a gider bir mum yakar. Ve bir gün muhabir ‘bir şeyin değişeceğine inanıyor musunuz?’ diye sorar. Hayır der. Ben onlara kendimin değişmediğimi göstermek istiyorum. Alevilerin bugün kendilerini yok edenlere değişmediğini göstermeleri gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Ali İzzettin Begoviç’in çok önemli bir sözünü hatırlatan Mat, “Begoviç der ki siz savaşı öldüğünüzde kaybetmezsiniz. Onlara benzediğiniz zaman kaybedersiniz. Aleviler onlara benzediği an kaybederler. Dolayısıyla bizim farklılıklarımız var. Bu sadece bize ait değil” şeklinde ifade etti.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLERİ BÖLMEK VE PARÇALAMAK İÇİN UĞRAŞIYOR”
Endüstriyel gelişimin, iletişimin insan üzerinde yarattığı değişimler düşünüldüğünde Alevilerin değişmemesinin mümkün olmadığını ifade eden Mat, şunları belirtti:
“Bunu normal görüp birbirimizi ötekileştirme yerine bizim eğer gerçekten Aleviliğe bağlılığımız varsa bu inancı, bu kültürü, bu felsefeyi seviyor ve bunun yaşamasını istiyorsak, bizim Alevilik konusunda hakikat arayışında samimi ve dürüst olmamız lazım. Ama aynı zamanda da cesur olmamız lazım. Oturup konuşacağız, tartışacağız. Biz düşman değiliz, düşman olmamalıyız. Bu anlamda meseleye öncelikle yaklaşmamız gerekiyor”.
Aleviliğin içinin boşaltıldığını savunan Mat, “Alevilik çok karanlık bir noktaya doğru götürülmeye çalışılıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kurulması boşuna değil. Öyle bir ucübe Alevilik yaratıldı ki, devletin bu planına uyan bu tarzda girişim faaliyetinde bulunan insanlar eliyle maalesef gittikçe ayrışan, gittikçe birbirini anlamayan bir toplum haline dönüştük bunu kırmamız gerekiyor” diye belirtti.
“ALEVİLERİN HORASANDAN GELDİĞİ İLE İLGİLİ HİÇ BİR BİLİMSEL VERİ MEVCUT DEĞİL”
Alevilerin ya da Türklerin Horasan’dan gelmediğini belirten, Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, “Bununla ilgili bu konuyu kapsamlı araştırıyorum. Türkler yani tarihe baktıklarında gerçekte öyle bir tarih yok. Türkler Orta Asya’dan dediği yerden Moğolistan’ın iç bölgelerine bir kıtlık olmuş gelmişler. Döneme bakıyorsunuz bir kıtlık yok” diye belirtti.
Kürt Alevilerine sorduğunda da aynı cevapları aldığını ifade eden Harmancı, “7 bin yıldan fazladır nerede yaşıyorsun? Burada Aleviler bilmeyebilir ama buradan gelmedi. Arap kaynaklarını baktım. Onlar da diyor biz oradan geldik. Ya siz Arap değil misiniz? Siz de 6-7 bin yıldır buradasınız. O taraftan gelmemiş. Tahtacılar oradan geldik diyorlar. Tahtacılar son dönemde çıktılar göçler var ama Tahtacılar oradan var mı? Hiç de yok. Horasan neresi? Horasanın Türkiye’nin üç katı büyüklükte bir bölge” dedi.
Gençlerin ve birçok topluluğun yapay zekâ ile ilgilendiğini belirten Harmancı, “Dedelerin marifetlerle toplumsal düşünme biçimini yönetemez. Sizin hiçbir söylediğinize zaten inanmıyorlar. Kendimiz zaten Aleviyiz. Neden Aleviyiz? Çünkü Alevi olanın ölçüsü zorunlu şartı bir Alevi’nin bir anne babadan Alevice yetişip ikrarını verip sonra müsahip olmak var. Delil olabilmek için önce ikrarımızı almamız lazım. Önce cem ritüellerimizi değiştirmemiz lazım” ifadelerini kullandı.