Etiket: konyada ırkçı saldırı

  • Konya’daki ırkçı saldırıya tepki: Adım adım yeni bir süreç organize ediliyor

    Konya’daki ırkçı saldırıya tepki: Adım adım yeni bir süreç organize ediliyor

    PİRHA-Konya’da Dedeoğlu ailesinden 7 kişinin yaşamını yitirdiği ırkçı saldırıya tepkiler sürüyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan yazar ve gazeteciler Hayko Bağdat, Akın Olgun ve Namık Kemal Dinç, “Bir yerde ırkçı bir saldırı varsa, orada mutlaka devletin eli vardır.  Adım adım, yeni bir süreç organize ediliyor. Rejim sıkıştığı noktada ırkçılığı körüklüyor” dedi.

    Konya’nın Meram ilçesinde yaşayan Kürt aileye geçen hafta ikinci kez ırkçı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda çocuk ve kadınların bulunduğu aynı aileden 7 yurttaş katledilerek evleri ateşe verildi.

    Yaşanan ırkçı saldırıya tepkiler gelmeye devam ediyor. Birçok yazar ve gazeteci sosyal medya hesabından yaptıkları paylaşımlarla saldırıyı kınadı. PİRHA’ya konuşan Hayko Bağdat, Akın Olgun ve Namık Kemal Dinç ise yaşanan bu tür olaylarda iktidarın kullandığı ayrımcı, nefret söylemlerinin etkili olduğunu vurgulayarak saldırıların organize olduğunu belirttiler.

    “HRANT DİNK VE TAHİR ELÇİ DE BÖYLE KATLEDİLMİŞTİ”

    Gazeteci-Yazar Akın Olgun olaya ilişkin yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Bir yerde ırkçı bir saldırı varsa, orada mutlaka devletin eli vardır.  Bir katliamı gerçekleştirme cesareti, öyle kaba bir ırkçılık gazı ile olmaz. Öncesinde o ruh halinin zemini oluşturulur. Toplumda ‘Oh olsun’ dedirtebilecekleri bir dizi olayı öne çıkarıp, manipülatif haber ve yorumlarla yaşanacak olana meşruluk sağlanmaya çalışılır. Örneğin Hrant böyle katledilmiştir. Tahir Elçi böyle katledilmiştir. Önce hedef haline getirtilmiş, sonra manipülatif haber ve ırkçı çığırtkanlıkla ‘milli ve yerli’ şoven duygular coşturulmuştur. Kürt aile, hepimizin gözü önünde önce ırkçı bir saldırıya uğradı ve aslında ilk saldırı da bir aileyi yok etmeye dönüktü ama başarılamamış olduğunu anlıyoruz.”

    “ADIM ADIM, YENİ BİR SÜREÇ ORGANİZE EDİLİYOR”

    Orman yangınlarıyla birlikte Kürtlerin hedefe konduğunu da dile getiren Olgun sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bir dizi haber ve yorumun, sosyal medya aracılığıyla, şoven bir linç ortaklığı üzerinden devreye sokulmasının ardından milliyetçi öfke yükseltildi. Daha da önemlisi, bulunduğu her yere cinayet ve katliam taşıyan bir Emniyet Müdürü var ve kamuoyu onu, her cinayet ve katliamın ardından mobil olarak, bir yerden bir yere taşınmasıyla, sonra yine bir katliam ile karşımıza çıkmasıyla tanıyor. Bu hafızayı takip edersek, olan biteni anlamamız hiç zor olmaz.

    Adım adım, yeni bir süreç organize ediliyor. Provokasyonlar, katliamlar ve toplumun sinir uçlarına dönük eylemlerin ardından, çıkan tepkileri ve sonuçları analiz edip yeniden uygulamaya geçiyorlar.  Devlet içi zemin de kaygan. Devleti kontrol etme, gücünü daha etkin kılma mücadelesi bence daha acımasız bir hal alacak ve bu çıkar kavgasında, toplumu kim kendisine yakın tutarsa o daha güçlü olacak ve bence asıl tehlikeli olan yanı burası. Çünkü bu bir kıyım anlamına gelir.”

    REJİM SIKIŞTIĞI YERDE IRKÇILIĞI KÖRÜKLÜYOR”

    Gazeteci Namık Kemal Dinç ise yaşananlara dair, “Saldırı Türkiye’de ırkçılığın kurumsallaştığını gösterir. Türkiye’de rejim sorunları çözmediği ve demokratik bir dönüşüme evrilmediği için bir anlamda varlığını ırkçılık üzerinden sürdürmeye çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşunu bu tür ırkçı saldırılara dayandırıyor zaten. Rejim sıkıştığı noktada ırkçılığı körüklüyor. Rejim bu tip saldırılarla ömrünü uzatmayı hedefliyor ve daha tehlikelisi bunların yeni bir sürece giriyor olmalarını akla getiriyor. Türkiye’nin tarihinde de bunlara denk geldik. 1980 öncesi bu tip hadiseler yaşanmıştı. Alevilik ya da Sünnilik, sağ-sol ya da toplu katliamlarla gündeme gelinmişti. Bu saldırıların karşısında durmak gerekir. İktidar güçlerinin bu oyununa düşmeden ama bunun hesabını da sorarak, demokratik hak mücadelesini yükselterek, faşizmin ve ırkçılığın önüne geçilebilir” dedi.

    “BU SALDIRILAR ORGANİZEDİR”

    Dinç, Konya Emniyet Müdürü Engin Dinç’in başka ırkçı saldırılarda da adı geçtiğini hatırlatarak şunları söyledi:

    “Türkiye’nin yakın tarihindeki birçok suikast ve saldırıya baktığımızda bir takım derin ayak izlerini görmek mümkün oluyor. Bu derin görevlilerin birtakım görevlerde kalmaya devam etmesi ve suçlarda adı geçtikçe konumlarının yükseltilmesi, bir yerlerden korunduklarını göstermektedir. Bu da bir organizasyonu akla getirmiyor değil. Beyazıt’ta, 1978 Katliamı’nda adı geçen Reşat Altay’ın 90’ların faili meçhullerinde de adı geçerken Hrant Dink cinayetinde de Trabzon Emniyet Müdürü olması sürekli bir terfinin ve organizasyonun olduğunu gösterir. Doğal olarak bir organizasyon şüphesini doğurmaktadır. Bunlara cevap vermesi gerekenler onları bu göreve atayanlar ve bu katliamların yaşanmasına bir anlamda zemin sunup sunmadıklarına dair araştırma yapması ve dava açılmasında irade göstermesi gereken kişilerdir.”

    “DEDEOĞLU AİLESİ TALİBAN VE DAİŞ USULLERİ İLE KATLEDİLDİ”

    Gazeteci Hayko Bağdat  olaya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Tüm Kürt halkına başsağlığı diliyorum. Aile tıpkı DAİŞ ve Taliban usulleri ile katledildi. Olayın ırkçılıkla ilgisi yok deniliyor. Oysa biliyoruz ki Konya’da bugün Kürtçe konuşan herkes tedirgindir. Konya Emniyet Müdürü Hrant Dink cinayetinde şüphelilerden olmasına rağmen ve görevini yapmadığı halde yine de terfi aldı. “Yaşadığımız yangın felaketinde bir Kürt genci gidip yangını söndürmek istese linç edilme korkusuyla tedirgindir. İstanbul’da Kürtçe şarkı söyleyen gençler tedirgindir. Dersim’de yangını söndürmek isteyen belediye görevlilerinin önünde valilik vardır. Dolayısıyla Türkiye’de her zamanki gibi korkunç bir ırkçılık vardır ve tavan yapmıştır. Kürt halkı da hedeftedir. Bu saldırılarda iktidar ve ortağının ayrıştırıcı, nefret söylemleri etkilidir. Dolayısıyla seçimleri ve iktidarı kaybetme riski olan çete ittifakı tedirginlik yaymaktadır.”

    “BİZİ IRKÇI SALDIRILARDAN KORUYACAK BİR DEVLET YOK”

    Avrupa’da yaşamasına rağmen infaz listelerinde isminin geçtiğini hatırlatarak tedirginlik yaşadığını dile getiren Bağdat son olarak şunları kaydetti:

    “Arkadaşlarımızı, gazetecileri, sanatçıları ve muhalifleri tehdit eden, herkesin canına ve malına kasteden bir çete ile karşı karşıyayız. 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin kaybetmesiyle beraber yüzlerce insan öldürüldü. Bugünlerde ki gibi.  Saldırılar devam edecektir. Berlin polisi ‘kendine dikkat et’ uyarısında bulundu bana. Erk Acer evinde saldırıya uğradı. Bütün Kürtler, HDP’liler, muhalifler ve mücadele verenler kendilerine ve arkadaşlarına dikkat etmek zorunda. Ve herkes önlem almalıdır. Bizi ırkçı saldırılardan koruyacak bir devlet yok, bize karşı ırkçıları yönlendiren bir devlet var. Kime anlatacağız derdimizi? Kime sığınacağız? Herkesin birbirine dikkat etmesi gerektiği olağanüstü günler.”

    Helin YILMAZ/İSTANBUL

     

  • Katledilen Kürt ailenin avukatı: 10 kişi tutuklandı, firarinin bulunduğu bölge tespit edildi

    Katledilen Kürt ailenin avukatı: 10 kişi tutuklandı, firarinin bulunduğu bölge tespit edildi

    PİRHA- Konya’da 7 kişilik Kürt ailenin katledildiği saldırıya ilişkin bilgi veren Avukat Abdurrahman Karabulut, dün gece firari zanlının ailesinin de olduğu 10 kişinin tutuklandığını, bu kişilerin bu katliama yardım, yataklık ve azmettirme ile suçlandıklarını söyledi. Karabulut, firari zanlının olduğu bölgenin tespit edildiği bilgisini vererek,   “Irkçı saiklerle, nefret söylemi ile işlenen suçların ağırlaştırıcı sebep olması gerekiyor” dedi.

    Konya’nın Meram ilçesindeki ırkçı saldırıda Dedeoğlu ailesinden 7 kişinin katledilmesiyle ilgili yürütülen soruşturmada adliyeye sevk edilen 14 şüpheliden 10’u tutuklandı. Soruşturma kapsamında, firari olan şüpheliyi yakalama çalışmaları ise devam ediyor. Tutuklananlar arasında firari zanlı Mehmet Altun’nun eşi, babası, annesi ve kız kardeşi de var.

    Yaşanan gelişmelerin ardından soruşturmaya ilişkin PİRHA’ya konuşan katledilen Kürt ailenin avukatı Abdurrahman Karabulut, 10 kişinin bu katliama yardım, yataklık ve azmettirme suçlamasıyla tutuklandığını belirterek, firari zanlının olduğu bölgenin tespit edildiği bilgisini verdi.

    “FAİLİN OLDUĞU BÖLGE TESPİT EDİLDİ, ONUN ÜZERİNE ÇALIŞMALAR YAPILIYOR”

    Dava dosyasına ilişkin son gelişmeleri paylaşan Av. Karabulut şunları dile getirdi:

    “Davaya ilişkin dün gece 11:30 civarında 10 kişi tutuklandı. Failin olduğu bölgenin tespit edildiği ve onun üzerine bir çalışma yapıldığı bilgisi var. Daha önce de bir saldırıya maruz kaldı müvekkillerim. Biz defalarca gerekli önlemlerin alınması için başvuru yaptık ama hiçbir şey yapılmadı. Gerekli önlemler alınmadığı için maalesef bugün bu katliama şahit olduk. Şu anda adli makamlar gerekli önlemleri aldılar. Ama aile katledildikten sonra aldılar. Bu önlemlerin önceden alınması gerekiyordu. Şu anda aile onlarca polis tarafından korunuyor. Bunun en başında yapılması lazımdı. Biz uyarmamıza rağmen hiçbir sonuç almadık, alamadık. İlk saldırıda, 12 Mayıs’takinde kısmi tutuklamalar oldu. Ancak sonra hemen serbest bırakıldılar. Bu da saldırganlara cesaret verdi.”

    “KESİNLİKLE BU BİR IRKÇI SALDIRIDIR”

    Bu adli bir vakaymış gibi yansıtılıyor. Kesinlikle öyle değil. Bu ırkçı bir saldırıdır. Amacımız olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek değildir. Serpil, Sibel, Metin, Barış ve Yaşar Dedeoğulları’nın 12 Mayıs’ta saldırıya uğradıklarında verdikleri ifadeler, saldırının ırkçı saikle yapıldığının en somut delilidir. Aksini söylemek katillerin avukatlığını yapmaktır. Bu sebepten dolayı bunlar bütün tutanaklarda, ifadelerde mevcut. Maalesef ki ırkçı saiklerle işlenen suçlarda Türk Ceza Kanunu’na göre ağırlaştırıcı bir madde yok. Bunun yasalara eklenmesi gerekiyor. Irkçılıkla işlenen, nefret söylemi ile işlenen suçların ağırlaştırıcı sebep olması gerekiyor.

    “SAVCILIK TARAFINDA, AİLECEK BU KATLİAMI PLANLAMIŞLAR KANISI MEVCUT”

    Dün gece tutuklananlar katliamı gerçekleştiren Mehmet Altun’a yardım eden ve azmettiren, bu suça iştirak eden kişiler olarak değerlendirildiği için tutuklandılar. Şu an savcılık tarafında, ailecek bunu planlamışlar ve bu katliamı bu kişiye yaptırmışlar kanısı mevcut. Şu an için dava konusunda etkili bir soruşturma yürütülüyor gibi görünüyor. Bunun sebebinin de olayın gündeme gelmesine bağlıyorum ben. Ama bunun, bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Bu kişilerin en ağır cezayı almaları için etkili ve adil bir yargılama yapılması için çabalayacağız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan: Maddi olgular ırkçı saldırı olduğunu gösteriyor-VİDEO

    İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan: Maddi olgular ırkçı saldırı olduğunu gösteriyor-VİDEO

    PİRHA-TTB, İHD, KESK ve TİHV’in oluşturduğu heyet Konya’da Dedeoğlu ailesinin uğradığı ırkçı saldırıya ilişkin rapor hazırlayıp kamuoyuyla paylaşacak. Heyette yer alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, vahşi bir katliamın, ailenin etnik kimliği ile bağlantılı olduğu kanısı çok yaygın olduğunun altını çizerek,  maddi olguların da ırkçı saldırı olduğunu gösterdiğine işaret etti.

    Konya’da Dedeoğlu ailesinden 7 kişi ırkçı saldırı sonrası katledildi. Saldırıyı gerçekleştiren 33 yaşındaki Mehmet Altun olduğu ortaya çıkarken, yaşanan ırkçı saldırının ardından özellikle iktidar tarafından yaşanan katliamın ırkçılıkla ilgisi olmadığı, iki aile arasında yaşanan husumetten kaynaklandığı iddia edildi.

    Katliamın ardından katliamda yaşamını yitirenler yan yana toprağa sırlanırken, Türk Tabipler Birliği (TTB), İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) oluşturdukları heyetle yaşanan ırkçı saldırıya ilişkin rapor hazırlama kararı aldı.

    Hazırlayacakları rapor için Konya’da incelemeler ve görüşmeler yapan heyet olayın ırkçı saiklerle meydana geldiğine dair güçlü emareler olduğuna işaret etti.

    Heyette yer alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan Konya’da yaptıkları inceleme ve görüşmelerin ardından hazırlayacakları rapora ilişkin PİRHA’ya bilgiler verdi.

    “BU AİLE KÜRT OLMASAYDI BELKİ DE BAŞINA BUNLAR GELMEYEBİLİRDİ”

    Türkdoğan olayla ilgili olarak aile bireylerinden, ailenin avukatından ve yine bu olayla ilgili ilgisi, bilgisi, görgüsü olan kişilerle görüştüklerini belirterek şunları dile getirdi:

    “Tabii ki avukat arkadaşlarımızdan gerekli bilgileri aldık ve almaya da devam edeceğiz. Etraflıca bir araştırma ve inceleme yapıp bu ırkçı katliam olayı ile ilgili kamuoyuna daha sonra bir rapor açıklayacağız. Oldukça üzüntü verici bir durumla karşılaştık. Bugünkü görüşmelerimizin sonucunda çıkardığımız kanaat şuydu; birçok insan aynı şeyi söyledi ve çok üzüldük. Şunu dediler; ‘Bu aile Kürt olmasaydı belki de başına bunlar gelmeyebilirdi.’ Evet bir husumet varmış, evet tartışmalar, kavgalar yaşanmış. Ama bu denli vahşi bir katliam maalesef ailenin etnik kimliği ile bağlantılı. Bunun bağlantılı olduğu kanaati çok yaygın. Tabii iktidar mensuplarının yaptığı açıklamalara baktığımızda bunun aksine dair kesin kanaatler öne sürüyorlar. Oysaki soruşturma derinleşmeden, fail yakalanmadan, olay bütün açıklığıyla aydınlanmadan kesin kanaatler ileri sürmek doğru bir şey değil.”

    “MADDİ OLGULAR IRKÇI SALDIRI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Türkiye’de ırkçılık sorunu ve nefret söylemiyle yüzleşilmesi gerektiğini ifade eden Türkdoğan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu katliam buna vesile olabilir. Bir sorunla yüzleşerek ancak sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Sorunu inkar ederek sorunu çözemezsiniz. Dolayısıyla iktidarın bu noktadaki inkârcı tavrından vazgeçmesi gerekiyor. Neyse onu olduğu gibi kabul etmek ve nefret söylemine karşı mücadele etmek gerekiyor. Burada görüştüğümüz kişiler bu cinayetin arkasında ırkçı sahiplerin olduğunu söylüyorlar. Bu konu çok yaygın. Şunu da hatırlatmak istiyorum. Biliyorsunuz 12 Mayıs’ta aile saldırıya uğradı. Bu olay basına Temmuz ayında yansıdı. Yaşamını yitiren aile bireylerinin bizzat Kürt medyasına verdiği beyanatlar var. O beyanatlar da Kürt oldukları için bu denli yoğun bir saldırıya maruz kaldıkları, saldırganların bunu sık sık ifade ettikleri, saldırgan grubun içinden bazılarının ‘Biz ülkücüyüz burada Kürt istemiyoruz’ sözlerini sık sık söyledikleri, defalarca oradan taşınmalarının istendiği şeklindeki ifadeleri var. Dolayısıyla bunları görmezden gelemeyiz. Tabii ki bu bir katliamdır ve bu aşamada taraflardan birisiyle ilgili kesin kanaat öne sürmememiz gerekir. Ama topluma olayın yansıma biçimi ve bilhassa görgü tanıklarının, olayla ilgili bilgisi olanların kanaati bu yönde. Yani bunun bir ırkçı saldırı olduğu yönünde. Elbette ki daha net bilgiler soruşturma derinleştirir, etkili bir yöntem izlenir ve faillerin hangi saiklerle bu katliamı işlediği ortaya çıkarsa o zaman net olarak öğrenmiş olacağız.”

    “DAHA FAİL YAKALANMADAN IRKÇILIK YOK DİYORLAR”

    Yaptıkları görüşmelerden sonra nefret söyleminin bu tip saldırılar da etkili olduğunun anlaşıldığını vurgulayan Türkdoğan şunları kaydetti:

    “O halde de siyasi iktidarın nefret söyleminden uzak durması ve sık sık HDP üzerinden Kürtleri hedefe koyan açıklamalarından vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye’de ne oluyorsa hemen bunu PKK üzerinden HDP’ye, HDP üzerinden Kürtlere bağlama alışkanlığından vazgeçmesi gerekiyor iktidarın. Ve tabii ki adliyenin de etkili soruşturma ve kovuşturma yöntemlerini uygulaması gerekiyor. Daha olay yeni olmuş, fail yakalanmadan bir olayı soruşturmak ile görevli Başsavcılık bu olayın ırkçı saikle işlenmediğini söylüyorsa zaten o Başsavcılık baştan hata yapıyor demektir. İçişleri Bakanlığı bu tip olaylarda her zaman adli kolluk görevi görür. Ama İçişleri Bakanı çıkıp ırkçı saldırı yoktur diyorsa bunu nasıl soruşturacaksınız? Bunları söyleyemezsiniz. Bunlar bir kere soruşturma usullerine aykırı. Ben o nedenle, belki biz de yanılıyor olabiliriz ama biz daha önceki husumetten kaynaklı saldırıdan sonra verilen bizzat mağdurların beyanı üzerine böyle konuşuyoruz. Yani bizim elimizde 12 Mayıs’taki saldırıdan sonra yaralı kurtulan mağdurların kendi beyanları var. Kendi ifadeleri var. Soruşturmaya dahil olan avukatların soruşturmadan elde ettikleri bulgular var. Bir maddi olguya dayalı olarak konuşuyoruz biz ama iktidar mensuplarının baştan reddedici tutumu soruşturmanın sağlıklı ve etkili yürümesi üzerine bir gölge düşürecektir. O yüzden bu nedenle diyoruz ki bundan vazgeçmeleri lazım.

    “NEFRET SUÇLARINA KARŞI ÖZEL DÜZENLEMELER YAPILMASI GEREKİYOR”

    ‘Tabii şunu da ifade edeyim iktidar mensuplarının aileye taziyeye gelmesi, olayı kınamaları ve soruşturulacak açıklamaları yapmaları en üst düzeyde Cumhurbaşkanı’nın bu olayla ilgilenmesi elbette ki önemlidir’ diyen Türkdoğan son olarak şunları aktardı:

    “Bu da aslında toplumsal barışımıza daha fazla zarar vermesini engelleyici bir tutumdur ama iktidarın bu tutumunun yanı sıra olayı tüm yönleriyle açığa çıkaracak şekilde soruşturmayı yürütmesi ve altından ırkçı saldırı çıkacaksa da bunu kabullenmesi ve bununla mücadele etmesi gerekir. Hazırladığımız raporu kamuoyuyla paylaşmamız biraz zaman alacak. Çünkü hala gözaltında olan şüpheliler var. Gerçek fail hala yakalanmadı. Dolayısıyla biraz zaman alabilir ve elbette ki bütün bulguların, bütün tespitlerin bir araya getirilmesi ve öyle hazırlanması gerekiyor. Sanırım görüşeceğimiz kişilerde tamamen bitince arkadaşlarımız önümüzdeki günlerde hazır edecekler. Biz de ağırlıklı olarak kendi kanaatlerimize dayalı kendi düşüncelerimize dayalı, maddi olgular neyse o olgulara dayalı raporumuzu kamuoyu ile paylaşacağız. Umarım Türkiye bundan ders çıkarır, ırkçılıkla yüzleşir ve bir daha nefret söylemine başvurmaz. Nefret suçlarına karşı özel düzenlemeler yapılması gerekiyor ve nefret söyleminin yasaklanması gerekiyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA