Etiket: korona

  • İsviçre üç aşamalı planlamayla normal yaşama dönüyor

    İsviçre üç aşamalı planlamayla normal yaşama dönüyor

    PİRHA- İsviçre Hükümeti bugün yaptığı basın toplantısında, koronavirüs salgını dolayısıyla daha önce almış olduğu kısıtlayıcı kararları aşamalı olarak gevşetme kararı aldı.

    Bakanlar kurulunun yaptığı açıklamaya göre, bu kararlar, gelinen aşamada salgının stabilize olduğu gerekçesiyle 27 Nisan, 11 Mayıs ve 8 Haziran tarihlerinde geçerli olmak üzere üç aşamalı bir plan çerçevesinde tekrar normal yaşama geçmek için uygulamaya konacak.

    Bu planlamaya göre 27 Nisan tarihinden geçerli olmak üzere; bütün hastaneler, diş klinikleri ve muayenehaneleri, aile hekimleri ve fizik tedavi merkezleri normal çalışma temposuna geri dönecek. Ayrıca bu tarihten itibaren, marketlerin bütün reyonlarındaki kısıtlamalar tümden kaldırılacak.

    Planlamanın ikinci aşaması olan 11 Mayıs’tan itibaren, zorunlu eğitime tabi tüm okullar tekrar eğitime başlayacak. Tüm alış veriş merkezleri ve pazarları da bu tarihten itibaren tekrar açık olacak.

    Üçüncü aşama olan 8 Haziran’dan itibaren de orta, meslek ve yüksek okullar tekrar normal eğitime başlayacak, müzeler, kütüphaneler ve eğlence yerleri tekrar ziyaret edilebilecek.

    Toplanma alanları ile ilgili tedbirler biraz daha serbestleştirilirken, sosyal mesafenin korunması sağlanacak.

    Meslek ve iş alanlarının durumuna göre maske kullanımı ve diğer tedbirlerin devamına ise salgın oranının durumuna göre yeniden karar verilecek.
    Bütün bu alınan kararların bir sonraki aşamaya geçebilmesi, salgının seyrine göre takip edilecek ve tekrar gözden  geçirilecek.

    Abidin ÇETİN/ BERN

  • TTB’den şeffaflık çağrısı: Ölüm belgelerinin çoğunda koronavirüs kodu kullanılmıyor-VİDEO

    TTB’den şeffaflık çağrısı: Ölüm belgelerinin çoğunda koronavirüs kodu kullanılmıyor-VİDEO

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, ölüm belgelerinin çoğunda DSÖ’nün önerdiği koronavirüs kodunun kullanılmadığına dikkati çekerek, Sağlık Bakanlığı’na şeffaflık çağrısı yaptı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), 11 Mart’ta açıklanan Türkiye’deki ilk koronavirüs vakası tespitinin üzerinden beş hafta geçmesinin ardından durum değerlendirmesi yaptı. TTB adına basın açıklamasını birliğin merkez konseyi başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman okudu.

    HABERİN VİDEOSU;

    TTB, açıklamasında ölüm belgelerinin çoğunda DSÖ’nün önerdiği koronavirüs kodunun kullanılmadığına dikkati çekip Sağlık Bakanlığı’na şeffaflık çağrısı yaptı.

    “Salgınla doğru mücadele ediliyor mu?” diye soran Adıyaman, “Büyük deneyimlere sahip tıp tarihinden ve kendi deneyimlerimizden biliyoruz ki salgını karşılayabilmek için güçlü, bölgeye ve nüfusa dayalı bir birinci basamak örgütlenmesine ihtiyacımız var. Salgınlar eğer nüfusa ve bölgeye dayalı birinci basamak sağlık hizmetlerine sahipseniz umulandan kolay karşılanır ve az sayıda can kaybıyla sonuçlanır” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI BU FELAKETİN TEMEL NEDENİ SALGIN YÖNETİMİNE UYMAMAKTIR”

    Adıyaman, “Dünyadaki pek çok ülkede ve ülkemizde olduğu gibi salgın hastanelerde karşılanıp hastanelerde durdurulmaya çalışılırsa salgının uzun sürmesi, can kaybının çok olması kaçınılmaz olur. Bugün özellikle Avrupa’nın ve Türkiye’nin yaşadığı bu felaketin ve başarısızlığın temel nedeni salgın yönetimine uymamak salgını karşılayacak sağlık kurumlarını ve sağlık örgütlenmesini yok etmektir. TTB, sağlık sistemimizin tüm bu zaaflarına rağmen salgın yönetimi ve epidemiyoloji biliminin gerekli sürekli dikkat çekmiştir. Ancak siyasal irade bu gerçekliği görmezden gelmiş ve salgın yönetiminin gereklerine uymamıştır. Buradan bir kez daha siyasal iktidarı salgın biliminin gereklerini yerine getirmeye ve nüfusa ve bölgesel anlayışa dayalı planlama yapmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    “TEST SONUÇLARI AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMALI”

    Salgına karşı başarılı olmak için şeffaflığa ihtiyacın kaçınılmaz olduğunu belirten Adıyaman, şöyle devam etti.

    “Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından alınan kararlarının kamuoyuna açıklanmasından test sonuçlarının kamuoyuna ayrıntılı olarak açıklanmasına, koronavirüs ölümlerinin Dünya Sağlık Örgütü kodlamalarına uygun olarak yapılmasından sağlık çalışanlarının sağlık durumlarının paylaşılmasına kadar taleplerimizin karşılanması, şeffaflığın gereği olduğu gibi salgının başarılı olarak yönetilmesi için de vazgeçilmezdir. Ancak bugüne kadar Sağlık Bakanlığı bu yöndeki çağrılarımıza olumlu yanıt vermekten kaçınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nı kararların alınmasında ve bilgilerin toplumla paylaşılmasında özen göstermeye çağırıyoruz. Aksi uygulamaların 10 Nisan gecesinde olduğu gibi korku ve panik ortamına yol açtığı unutulmamalıdır.”

    ÖLÜM BELGELERİNDE ‘COVİD-19’ KODU KULLANILMIYOR 

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle yaşamını yitiren vakaların Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kodla kayda geçirilmediğini belirterek, “Ölüm belgelerinin çoğunda ‘Covid-19 kodu’ kullanılmıyor. DSÖ, ölüm kayıtları için 25 Mart’ta iki kod önermişti ve ölüm belgelerinde de bu kodların kullanılmasını istemişti. Bu kodların kullanılmaması vakaların gerçek nedenlerini öğrenmemizi engellemektedir. Kodları oraya girmezsek uluslararası karşılaştırmalar yapmamız gerçekten mümkün olmayacak” diye konuştu.   (HABER MERKEZİ)

  • Pozitif vaka tespit edilen migrosta kimsenin karantinaya alınmadığı iddia edildi

    Pozitif vaka tespit edilen migrosta kimsenin karantinaya alınmadığı iddia edildi

    Migros’un Beylikdüzü şubesinde, bir personelin koronavirüse yakalandığı ve kendisiyle temasta bulunan birçok işçinin karantinaya alınmadan çalıştırılmaya devam ettirildiği öne sürüldü. 

    BirGün’de yer alan haberde, bir personelinde koronavirüs tespit edilen Migros’ta, enfekte olan diğer işçiyle birlikte çalışan personeller karantinaya alınmadı. Diğer çalışanların ve müşterilerin sağlığının hiçe sayıldığı şubede, ayaküstü gerçekleştirilen doktor kontrolünün ardından çok sayıda personel hakkında, ‘çalışmaya devam’ kararı verildi.

    Ülke genelinde çok sayıda şubesi bulunan Migros’un, İstanbul Beylikdüzü’ndeki bir şubesinde, halk sağlığı açısından skandal bir durum yaşandı.

    Elektronik bölümünde görev yapan bir personelin koronavirüs testi pozitif çıktı. Olayın ardından mağaza yönetimi, personelle yakın temas içinde olan diğer çalışanlardan kendilerini 10 gün boyunca evlerinde karantinaya almalarını istedi.

    KARANTİNANIN 3’NCÜ GÜNÜNDE TEKRAR ÇAĞRILDILAR

    Çalışanların kendilerini evlerinde karantinaya almalarının ardından iddiaya göre, karantinanın 3’ncü gününde geri çağırılan personele, mağaza revirinde bir doktor tarafından ‘koronavirüs muayenesi’ yapıldı.

    Ayaküstü yapılan muayenenin ardından, çok sayıda personele, ‘belirti taşımadığı’ gerekçesiyle ertesi gün iş başı emri verildi. ‘Belirti taşıdığı düşünülen’ bir grup personel ise, bir haftalığına ücretsiz izne çıkarıldı.

     

  • Ardahan’da Çiçeklidağ köyü karantinaya alındı

    Ardahan’da Çiçeklidağ köyü karantinaya alındı

    PİRHA- Türkiye’de koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında bazı yerleşim yerlerinde karantina uygulaması sürüyor. Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Çiçeklidağ köyünde Ankara’dan geldiği belirtilen bir kişide Covid-19 testinin pozitif çıkması üzerine köy karantinaya alındı. 

    Türkiye’nin pek çok yerinde koronavirüs tespit edilmesi dolayısıyla giriş çıkışlar izne bağlı olurken, virüsün daha fazla yayılmaması için alınan tedbirlerin yetersiz olduğu görülüyor.

    Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Çiçeklidağ köyünün, koronavirüs nedeniyle karantinaya alındığı bildirildi.

    Ankara’dan Çiçeklidağ köyüne geldiği belirtilen bir kişide koronavirüs tespit edilince, söz konusu kişi ve çocuğunun hastaneye götürüldüğü, köyün ise karantinaya alındığı öğrenildi.

    PİRHA/ARDAHAN

  • Erdoğan: Sokağa çıkma yasağı devam edecek

    Erdoğan: Sokağa çıkma yasağı devam edecek

    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki toplantısı sona erdi. Erdoğan toplantının ardından sokağa çıkma yasağının devam edeceğini duyurdu. Erdoğan, Süleyman Soylu’nun istifa kararına ilişkin de, “İstifasını kabul etmeyerek, kendisinden görevini sürdürmesini istedim” dedi. 

    Tarabya’daki Huber Köşkü’nde gerçekleştirilen kabine toplantısı, 3 saat sürdü. Video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen toplantıda, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da yer aldı.

    SOYLU’YA TAKDİR VE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

    Erdoğan, yaptığı açıklamada sokağa çıkma yasağının devam edeceğini söyledi. Buna göre sokağa çıkma yasağı 17 Nisan Cuma günü saat 24.00’da başlayıp 19 Nisan Pazar 24.00’a kadar geçerli olacak. 

    Erdoğan yaptığı açıklamada Süleyman Soylu takdir etti; “İçişleri Bakanımızın bu konudaki sorumluluğu üstlenerek gösterdiği hassasiyeti takdirle karşılıyorum ama istifasını kabul etmedim.Terörle mücadele, tabii afetler sonrası yürütülen çalışmalar ve son olarak koronavirüs salgınında kamu güvenliğini sağlamadaki başarılarına yakinen şahit olduğumuz Bakanımız, görevine devam ediyor. Verdiği destekten dolayı Sayın Bahçeli’ye teşekkür ediyorum. Hafta sonları sokağa çıkma yasağını ihtiyaç duyuldukça sürdürme kararı aldım. 17 Nisan – 19 Nisan arası sokağa çıkma uygulanacak” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

    Koronavirüs salgını başta olmak üzere gündemimizdeki konuları enine boyuna değerlendirdik. Türkiye virüsle mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor. Dünyayı adeta pençesine alan bu salgının sağlık, gıda ve güvenlik başta olmak üzere etkilerini yakından takip ediyoruz.

    Ülkemiz bu süreçte olumlu yönden bir ayrışma içindedir. Hastaların tedavisinden teşhisine kadar iyi durumdayız. Doktorların ihtiyaçları, malzemeleri, ilaç gibi konularda hiçbir eksiğimiz yoktur. Vatandaşlarımızın tedariki konusunda hiçbir eksiğimiz yoktur. Türkiye gibi 83 milyonluk bir ülkede aksaklık yaşanabilir. Var olanı bölüşmek, dağıtmak, küçük gecikmeler olabilir. Her vatandaşımıza ücretsiz maske dağıtımımız sürüyor.

    32 milyon vatandaşımıza bakanlığımızın doğrulama kodunun olduğu rakam gitmiştir. Hafta sonuna kadar bu rakam artacak. Milli Eğitim Bakanlığımızdan Milli Savunma Bakanlığımıza kadar maske üretimine hız veriyor. Maskenin hem maddesi alınarak ülkemizde üretimi hem de tablet olarak almada da sıkıntı yaşamıyoruz.

    45 gün içinde Yeşilköy ve Sancaktepe’de biner yataklı hastane kuracağımızı ifade etmiştik. Hadımköy’de de 100, Derince’de de 200 yataklı hastane kuruyoruz. Toplam yatak sayısı 2 binden fazla olan Başakşehir hastanemizi de hizmete açıyoruz. Bu hastanemizin yoğun bakım yatağı sayısı 456’dır.

    Salgının kontrol altına alınması noktasında da önemli ilerlemeler kaydediyoruz. Dünya sıralamasında test sayısında en başlarda yer alıyoruz. 34 bin 456’ya ulaşırken toplam test sayısında 450 binin üzerine çıktık. Test sayısında hamdolsun yükseliyor. Taburcu olan hasta sayımız da 5 bine yaklaştı. Türkiye, salgını çabuk kontrol altına alan ülkelerin başında geliyor, ülkemiz örnek gösteriliyor.

    Koronavirüs salgınında kamu güvenliğini sağlamasına yakınen şahit olduğum bakanımız görevine devam ediyor. Cumhur İttifakı’nın tarafı olarak buradan sayın Bahçeli’ye de bir kez daha teşekkür ediyorum. Kabine toplantımızda salgınla mücadele kapsamında hafta sonu sokağa çıkma yasağının önümüzdeki günlerde de olması yönünde karar aldık. 17 Nisan’da sokağa çıkma yasağının uygulanacağını şimdiden duyurmak istiyorum.

    Erdoğan yapılan bağışların, 1 milyar 612 bin TL’yi bulduğunu açıkladı.

  • ‘Algı yönetimine değil, salgın yönetimine ihtiyacımız var’

    ‘Algı yönetimine değil, salgın yönetimine ihtiyacımız var’

    İstanbul Tabip Odası (İSTABİP), internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamayla Türkiye’yi etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının bir aylık yönetim sürecini değerlendirdi. Oda, “Türkiye’deki koronavirüs pandemisine karşı aklın, bilimin, modern tıbbın rehberliğinde bir mücadele yürütüldüğünü söylemek ne yazık ki mümkün değildir” dedi. 

    Açıklamada “Türkiye’deki koronavirüs pandemisine karşı aklın, bilimin, modern tıbbın rehberliğinde bir mücadele yürütüldüğünü söylemek ne yazık ki mümkün değildir’ ifadelerine yer verildi.

    İstanbul Tabip Odası’nın açıklamasında şunlar belirtildi:

    “Türkiye’de ilk COVİD-19 vakasının tespit edildiğinin 11 Mart 2020’de açıklanmasının üzerinden bir ay geçti.

    En son 11 Nisan 2020 tarihi itibarıyla Türkiye’de tespit edilen vaka sayısı 52.167, toplam vefat sayısı 1.101, Toplam Yoğun Bakım Hasta Sayısı 1.626, Toplam Entübe Hasta Sayısı 1.021 olarak açıklandı.

    Peki, gerçekte neler oluyor, Türkiye’nin gerçek bir pandemi mücadele programı var mı?

    Süreci ana hatlarıyla gözden geçirelim.

    – Koronavirüs ilk ortaya çıktığında Çin’deki vatandaşlar uçakla getirilip muayene ve tetkiklerinde hastalık tespit edilmediği halde, yapılması gerektiği gibi 14 gün karantina uygulanmışken, daha sonra Umreden gelen vatandaşlar önce hiçbir tedbir alınmadan evlerine gönderildi, sonra olay kamuoyuna yansıyınca alelacele karantinaya alındılar.

    – Sağlık Bakanlığı sürecin başından beri şeffaf bir yönetim tarzı sergilemedi, kamuoyu eski bir kuvvet komutanının COVİD-19 nedeniyle hayatını kaybettiğini bile ancak bir gazeteciden öğrenebildi.

    – Meslek örgütümüz ve toplumun bütün ısrarlarına rağmen PCR testlerinin yaygınlaştırılmasından kaçınıldı, test sayıları kamuoyundan gelen talepler karşısında arttırılsa da hala da yeterli sayıda yapılmıyor.

    – Keza, Sağlık Bakanı bütün ısrarlı çağrılara rağmen, sadece birkaç kez bazı rakamlar, tablolar açıklamak dışında, COVİD-19 vakalarının bölgesel dağılımını hekimlerle, sağlıkçılarla, toplumla paylaşmıyor.

    – PCR testlerinin yalancı negatifliğinin yüksek olduğunun açık olarak ortaya çıkmasına, hastanelerde koronavirüs tedavisi gören hastaların büyük çoğunluğunda PCR testi pozitif olmamasına rağmen bu hastalar ve vefatlar resmi açıklamalarda yok sayılıyor.

    – Vakaların yaklaşık yüzde altmışının İstanbul’da geçtiği ilk vakaların görülmesinden itibaren bilinmesine rağmen İstanbul için hiçbir özel önlem alınmadı, İstanbul’a giriş çıkış bile yasaklanmadı.

    – Önce 65 yaş üstü, daha sonra da 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirilmesine rağmen toplumsal muhalefetin bütün ısrarlarına karşın “temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretenler dışındaki” işler hala durdurulmadı.

    – Pandemiyle mücadele için bütün kamu kurumlarının koordinasyon içinde çalışması zorunluyken özellikle muhalefetin elinde olan belediyelerle işbirliğinden kaçınılıyor, bu belediyelerin yapmaya

    çalıştığı faaliyetler engelleniyor.

    – İstanbul’daki hastanelerde son dört haftadır yaşanan tablo Çin’de ilk vakaların görülmesinden sonraki iki buçuk ay süresince gerekli hazırlığın yapılmadığını; özellikle ilk günlerde yaşanan maske, önlük, eldiven gibi kişisel koruyucu malzeme eksikliği asıl meselenin organizasyon eksikliği olduğunu açık olarak gösterdi.

    – Toplu yerlerde maske takma zorunluluğu getirilmesine, maskelerin parayla satışı yasaklanmasına rağmen vatandaşlara maske dağıtımının nasıl olacağı hala belli olmadı.

    – Koronavirüsün kuluçka süresinin 14 güne kadar uzayabildiği bilindiği halde 10 Nisan 2020 günü saat 22.00’de 31 ilde saat 24.00’ten başlayarak 2 gün sokağa çıkma yasağı ilan edileceği duyuruldu; insanlar panik halinde sokaklara çıkarak fiziksel mesafeyi korumadan uzun kuyruklar oluşturdu.”

    “SALGIN YÖNETİMİ DEĞİL ALGI YÖNETİMİ”

    “Netice olarak; Türkiye’deki koronavirüs pandemisine karşı aklın, bilimin, modern tıbbın rehberliğinde bir mücadele yürütüldüğünü söylemek ne yazık ki mümkün değildir.

    Süreci yöneten iktidar partisinin öncelikli hedefinin “her halükarda bir başarı hikayesi” yazmak olduğu anlaşılmaktadır.

    Bu nedenle gereken önlemler gerektiği zamanda alınmamakta, ancak kamuoyu beklentisi yükselince, günlerce/haftalarca sonra plansız, programsız, aceleyle zoraki adımlar atılmaktadır. Ne var ki, aradan geçen sürede pandemi bir başka evreye tırmanmış olmakta ve bu durumda alınan önlemler etkili olamamaktadır.

    Bunun adı “SALGIN Yönetimi“değil “ALGI Yönetimi”dir.

    Türkiye’de COVİD-19 pandemisiyle etkili şekilde mücadele etmek için öncelikle bu zihniyetin aşılması gerekmektedir.

    Meslektaşlarımıza, sağlık çalışanlarına ve kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”

  • Adalet Bakanı Gül: Üç mahkum koronadan öldü

    Adalet Bakanı Gül: Üç mahkum koronadan öldü

    Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, açık cezaevlerinde kalan üç mahkumun koronavirüs nedeniyle öldüğünü açıkladı.

    Gül, “Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri üzerine alınan tedbirler kalktıktan sonra görüş haklarını kullanamayanlara görüş hakları verilecektir. Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların sağlıkları devletimize aittir. Ceza infaz kurumlarının kapalı cezaevlerinde pozitif bir vaka görülmemiştir. Açık ceza infaz kurumlarındaki 17 hükümlüye de korona virüsü tanısı konuldu” dedi.

    Gül, “Açık ceza infaz kurumlarında 17 hükümlüye Covid-19 tanısı konuldu. 3 hükümlü hayatını kaybetti. Bugüne kadar 14 hakim ve savcının testleri pozitif çıktı Adaletin izolasyonu olmaz. Adalette durma, duraksama olmaz” ifadelerini kullandı.

  • HDP’li Koçyiğit: Bilim Kurulu ‘Ben Bilirim’ Kuruluna takılıyor

    HDP’li Koçyiğit: Bilim Kurulu ‘Ben Bilirim’ Kuruluna takılıyor

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye’de yayılan ve 812 kişinin hayatını kaybettiği koronavirüs salgınına karşın alınması gereken önlemler hakkında değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit iktidarın yeterli ve kurtarıcı önlemler almadığını belirterek “Koronavirüsün insanlık tarihinde telafisi imkansız zararlar verdiğini görüyoruz” dedi.

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM’de gerçekleştirdiği açıklamada koronavirüs salgını karşısında hükümetin aldığı önlemleri eleştirdi. Ayrıca ölüm orucunun 288. günü ölümsüzleşen Grup Yorum Üyesi Helin Bölek’i anarak konuşmasına başlayan Koçyiğit, “Yaşamdan yana tavır almaya davet ediyorum” diyerek hükümete seslendi.

    “ULUS DEVLET YAPISI ÇÖKMÜŞTÜR”

    Dünyanın ve Türkiye’nin koronavirüs karşısında yaşadığı değişimi değerlendiren Koçyiğit, “İnsanlık tarihinde telafisi imkansız zararlar verdiğini görüyoruz. Bu bir yönüyle bizleri, yaşadığımız sistemle yüzleştirirken kapitalizmin çarpıklığını gözler önüne seçiyor” dedi. Koçyiğit konuşmasına “Bir yandan da içinde bulunduğumuz ulu devlet yapısının böylesi salgınlarda nasıl yetersiz kaldığını ve küresel saldırının karşısında her devletin kendi kaderine terk edilmesinin, her devlette yaşayan halkların kendi kaderine terk edilmesinin de insanlık utancı olduğunu bir kez daha görüyoruz” dedi.

    “BİLİM KURULU BEN BİLİRİME TAKILDI”

    Bilim Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan habersiz karar açıklamadığı ve alınan kararları Cumhurbaşkanına onaylattığı iddiaları üzerine HDP’li Koçyiğit “Bir bilim kurulu oluşturuldu, bu çok doğru ve yerinde bir karardı. Fakat bilim kurulunun her tavsiyesi ne yazık ki ben bilirim kuruluna takılıyor ve ben bilirim kurulu da ne yazık ki aslında alınması gereken önlemleri almıyor. Niye bu önlemleri almıyorlar? Çünkü sürekli artsın istiyorlar. Çünkü kriz koşullarında da ekonomik çarkları dönsün istiyorlar, çünkü patronlar kazansın işçilerin canı önemli değil diyorlar. Bu aslında şu anda sağlık çalışanları açısında da geçerlidir” dedi.

    “ACİL BİR ŞEKİLDE BU KARARLARI UYGULAYIN”

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Koçyiğit, “Birkaç şeyin çok hızlı bir şekilde yapılması gerekiyor” diyerek;

    1. Sağlık çalışanları, belediye çalışanları ve zorunlu hizmet kolunda çalışanlara test yapılmalı çok yaygın test yapılmalı, bu testlerin sonuçları açıklanmalı.
    2. Testleri yapan laboratuvar sayıları artırılmalı, koruyucu ekipman sorunu çok hızlı bir şekilde çözülmeli, Sağlık Bakanlığı kendi ifadesiyle 6 bin sağlık çalışanına hasta dedi. Biz biliyoruz ki bu sayıların çok üzerinde. Sağlık emekçisi aslında şu anda hasta olmasına rağmen COVİT’li olmasına rağmen çalışıyor.
    3. Çalışma saatlerinin düşürülmesi gerekiyor. 24 saatlik bir çalışma süresi böylesi bir salgında insanları kasten öldürmedir, bu kabul edilemez. 6 saatlik dilimler halinde vardiya usluyla çalışma olmalı ve bu çalışma aralarında mutlaka dinlenme koşullarında sağlık çalışanlarına sağlanmalıdır. Herkes için ek ödeme, ayrımsız bir şekilde yani hekime ödenen, hemşireye ödenen, ek ödemenin yardımcı sağlık hizmetinde çalışan ambülans şoförüne ödenmemesi, oradaki çöpleri toplayan arkadaşa ödenmemesi kabul edilemez. Bunu hemen hızlı bir şekilde önüne geçmek gerekiyor. Bunun dışında ne yapmak gerekiyor. Bunun dışında çok hızlı bir şekilde bilim kurulunun önerilerine kulak vermek gerekiyor. Yani ücretli izini hızlı bir şekilde yaşama geçirmek gerekiyor.

     

     

     

  • Koronavirüs salgınında bugün 87 kişi öldü

    Koronavirüs salgınında bugün 87 kişi öldü

    8 Nisan 2020’de Türkiye’de 87 işi hayatını kaybetti, 4.117 yeni vaka tespiti yapıldı. Toplam vefat sayısı 812 olurken toplam vaka sayısı 38.226 olarak belirtildi. 

     

  • Koronavirüsten 37 kişi daha yaşamını yitirdi

    Koronavirüsten 37 kişi daha yaşamını yitirdi

    Sağlık Bakanlığınca, son 24 saatte 1610 kişiye koronavirüs (Kovid-19) tanısı konulduğu, 37 kişinin daha hayatını kaybettiği, toplam vaka sayısının 10 bin 827, can kaybının 168’e ulaştığı bildirildi.

    Sağlık Bakanlığının internet sitesinde yer alan “Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu”nun güncel verilerini, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Twitter hesabından paylaştı.

    Tabloya göre, toplam test sayısı 76 bin 981 , toplam vaka sayısı 10 bin 827, toplam yaşamını yitirenlerin sayısı 168, toplam yoğun bakım hasta sayısı 725, toplam entübe hasta sayısı 523, toplam iyileşen hasta sayısı 162 oldu.

    Bugünkü test sayısı 11 bin 535, vaka sayısı bin 610, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 37 olarak kayıtlara geçti.

     

  • Halil İçöz yazdı: Pandemi kapitalizmi kurtarır mı?

    Halil İçöz yazdı: Pandemi kapitalizmi kurtarır mı?

    PİRHA- Son dönemlerin en önemli gündemi koronavirüs salgını. Her geçen gün vaka ve ölü sayısı artarken, devletler korona gündemini nasıl değerlendiriyor? Bu gündem fırsata mı çeviriliyor, yoksa bu salgına karşı gerçek anlamda halk sağlığı mı esas alınıyor? Yazar Halil İçöz bu soruları yönelterek giderek daha büyük bir tehlike haline gelen koronavirüs salgını gündemini yazdı. 

    Yazının tamamı şöyle:

    Koronavirüs salgınıyla, dünya artık geriye dönülemeyecek bir yola girdi. Kimisi buna dijital dünyanın zaferi derken, kimisi de insanlığın artık doğaya döneceği beklentisi içine girdi.
    Ancak veriler, dünya emekçilerinin yeni bir kalkışma potansiyelini de ortaya koymakta.
    Görünen o ki korona krizi, hem sermaye, hemde emekçiler cephesinde, büyük kayıplar yaşatacak. Şu an dünya ölçüsünde ortaya çıkan ilk veriler buna işaret etmekte.

    SALGININ KAYNAĞI SİSTEM Mİ?

    Dünya nüfusundaki artış ile teknolojik gelişim arasındaki makas açıldıkça, sistem, nüfusun önemli bir kesimine balast muamelesi yapmaya başladı.
    Söz konusu balastı atmak için bir çok proje üzerinde çalışıldığı, yer yer spekülasyonlar eşliğinde kamuoyuna yansıdı.
    Kapitalist sistemin yenilenmesi ve yeniden yapılandırılmasına ilişkin, on yıllardır yapılan açıklamalar ve labaratuvar denemeleri, yeni duruma geçilebileceğine işaret etmekte.
    Bütün bunların bir senaryo şeklinde ortaya koyulduğunu, Bill Getas ve diğerlerinin yaptıkları animasyonlarda görmek mümkün.
    Özellikle de birkaç yıl önce Davos Dünya Ekonomi Forumu’nda, yapılan animasyonlarda, pandemi durumu,  yeniden ele alınmış ve hangi durumda ne olabilir tartışmaları yürütülmüştü.
    En genel anlamıyla ortaya koyulan veriler ve Bill Getas’in 2015’de yaptığı açıklamada, 3 milyar insanın, olası bir virüs salgınında etkileneceğini göstermekte. Açıklamada, 500 milyon civarında insanın, ölüm ihtimaline dikkat çekilmişti.
    Ancak bunun korona pandemisi gerekçe gösterilip, başarılıp başarılamayacağını söylemek için halen yeterli veri bulunmamakta.

    SALGINDA BANKA VE TEKELLERE DEVLET DESTEĞİ…

    Çin, İran ve İtalya üzerinden başlayan salgın, bu güne kadar resmi açıklamalara göre binlerce, gayri resmi açıklamalara göre ise onbinlerce insanın yaşamına mal oldu.
    Ancak ABD ve AB tarafından, salgına karşı ilk tedbir açıklamalarında, kartellerin, tekellerin ve bir kısım orta ölçekli işletme ve bankaların kurtarılması öne çıktı.
    Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesinden sonra, Dünya Bankası ilk etapta 12 milyar dolar olmak üzere, ihtiyacı olan ülkelere kredi sağlayacağını açıkladı.
    IMF ise, krize müdahale paketini 50 milyar dolar olarak çıkardı.
    Bu paraların yardım değil, ülkelere teslimiyet karşılığında, kredi olarak verileceğini unutmayalım.
    Avrupa birliği ise ilk iş olarak, üye ülkelerin borçlanma üst sınırını, geçici olarak devre dışı bıraktı.
    AB komisyon başkanı Ursula Von der Leyen, alınan kararları iletirken, 37 milyar Avroluk bir ekonomik önlem paketi aldıklarını açıkladı.
    Komisyon içinde yürütülen tartışmalarda, Corona Virüsüne karşı, AB olarak ortak borçlanma talebi ise başta Almanya ve Fransa olmak üzere red edildi.
    Alınan kararlar, ekonomik ve askeri güç olarak yapılanmaya çalışan AB açısından, istenmeyen yeni bir durum ortaya çıkardı.
    Şu an pandemiyi atlatmak için, AB düzeyinde müdahale öngörülse de, buna 37 milyar avronun yetmeyeceği ortada.
    İspanya hükümeti krizi atlatabilmek amacıyla, 200 milyar avro ile müdahale kararı aldı. Başbakan Sanchez 117 milyarı kamu ihtiyaçları, 83 milyar avronun ise özel sektöre ayrıldığını açıkladı.
    Fransa’da önlem olarak özel şirketlerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, 300 milyar avroluk bir ekonomik paket açıkladı. pandemi gerekçesiyle ordu sokağa indirildi.
    Alman hükümeti ise, 750 milyar Avroluk bir paket hazırladı. Alman işletmeleri likidite sorunu yaşamasın diye, büyük koalisyon hızlı bir şekilde önlem paketini onayladı. Ayrıca 15 bin kişilik alman askerinin sokağa inmesi kararlaştırıldı.
    Merkel tarafından yapılan açıklamalarda, 650 milyarlık bölümün özel sektöre, bankalar tarafından kredi sağlanması amaçlı olduğu ifade edildi. Geriye kalan 100 milyar avro ise, zorda olan şirketlere devlet ortaklığı ile yardım etmeyi içermekte.
    Almanya ek olarak bir dizi karar daha alıdı.
    Hükümet, transport ve ulaştırma genel merkezi oluşturarak, önemli bir adım atmış oldu. Şirketlerin ulusal düzeyde tek merkezden yönetilmesi, pandemi koşullarının getirdiği diğer bir değişim oldu. Böylece devlet arz ve talebe, dolaylı değil doğrudan müdahale kararı aldı.
    Almanya çapında işlemez durumda olan Avis, Rentakar gibi şirketlerle bir anlaşma önerilerek, parasını devlet ödemek kaydıyla, sınırlı bir ücret karşılığında, sağlık sektörüne kiralaması talep edildi.
    Öte yandan düne kadar her biri ,ayrı bir şirket olarak ele alınan hastahane ve sağlık merkezleri, devlet eliyle tek merkezde yönetilme kararı alındı.
    Benzer uygulamaların diğer ülkelerde de gündemde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
    Ulusal parlamentoların tedbir olarak aldıkları kararlar, devletin piyasaya müdahalesi ve garantörlüğü öngörmekte. Bu ise Serbest Piyasa Ekonomisine ilişkin, alışıla geldik yaklaşımı alt üst etmekte.

    SALGININ KAYNAĞI ABD Mİ?

    Avrupa’da korona krizinden en çok etkilenen ülke İtalya oldu. İtalya ekonomik önlem paketini 25 milyar avro olarak açıkladı.
    Belirli çevrelerce yapılan açıklamalarda ise virüsün İtalya’da yayılmasına, Çin ile yapılan yeni ekonomik anlaşmanın neden olduğu ifade edildi. Salgının, ABD’nin İtalya’ya karşı bir intikam hareketi olduğu iddia edildi.
    Bu iddialara İtalya hükümeti de kısık sesle katıldı. Yapılan açıklamalarda, salgının en çok etkili olduğu bölgelerde, kime ait olduğu “bilinmeyen”  dronalar tarafından virüs atıldığı gündeme getirildi. İtalya’da genel kanı, virüs taşıyan dronaların ABD menşeyli olduğu yönünde.
    Aynı iddialar geçmişte Küba tarafından da dile getirilmişti. Küba, 80’li yıllarda ABD tarafından Sars virüsünün ülkeye taşındığını, ancak hastalığın salgına dönmeden, önlenebildiği açıklamıştı.
    Benzer iddialar, İsrail Dış İşleri Bakanı İsrael Katz tarafından da gündeme geldi. Katz, twitter hesabında yaptığı açıklamada “ABD İranı dize getirmek için, bu belayı dünyanın başına sardı” yönünde.
    ABD ise krize karşı, 3,7 trilyon avroluk bir ekonomik paket açıkladı. Paket, temsilciler meclisinde halen onay beklerken, işsizlik bir anda on misli arttı. Böylece kısa sürede, evsiz ve kayıtlı işsizlere milyonlarca insan eklenmiş oldu.  Bugün’den yarına, milyonlarca insan işlerini kaybetti. Devlet desteği alamadığı durumda ise evlerini, dünkü yaşamlarını kaybetme tehlikesi yaşıyor.

    RUSYA VE ÇİN’DE ÖNLEM: DEVLET BÜTÇESİ 

    Rusya hükümeti, korona krizine karşı 3.6 milyar avro ayırdığını ve sürecin şirketlere tanınıcak diğer ayrıcalıklar ve kredi kolaylığıyla aşılabileceği açıklamasını yaptı. Süreci atlatmak için İşçi ve emekçilere dönük, özel bir ekonomik önlem paketi açıklanmadı.
    Çin ekonomisi bugünden yarına önemli bir darbe yese de, Çin devleti ek ekonomik paketler açıklama yoluna gitmedi. Ağırlıklı olarak devlet denetimindeki şirketlerin, devlet kaynaklarıyla besleneceği tahmin edilmekte.

    LİBERAL KAPİTALİST SİSTEM SONA GELDİ 

    Dünya ölçüsünde açıklanan bütün bu önlem paketlerinde bankalar, kartel ve tekellere öncelik verilmekte. Bu durum global sermaye güçleri yararına da olsa, ulusal devlet bütçelerinden yapılan bir müdahale anlamına gelmektedir.
    Devletlerin pandemi nedeniyle ekonomiye yaptıkları bu müdahaleler, 1970’li yıllarda başlamak üzere dünya genelinde egemen olan, liberal ekonomik politikalarda, sona gelindiğini ele vermekte.
    Görünen o ki, devlet desteği ve garantisi olmadan, dünya ölçüsünde, kartel yada tekellerin, kendi başlarına ayakta durma imkanı azalmakta.

    SARAY SALGINI FIRSATA ÇEVİRME PEŞİNDE 

    Erdoğan iktidarı ise IMF ve Dünya Bankası pandemiden dolayı kredi vereceğini açıklayınca, o ana kadar “Biz de yok! “dediği virüs salgınının, Türkiye’de de olduğunu gıdım gıdım açıkladı.
    Aynı anda, yandaş şirketleri ayakta tutabilmek için, 100 milyar liralık bir önlem paketi kararlaştırıldı.
    Salgın haftalardır gündemde olmasına rağmen, gerekli tedbirler alınmadığından, bütün Türkiye’nin bir karantina vakası haline geldiğini söylemek yanlış olmaz.
    Gelişmeler, önümüzdeki süreçte gelişecek iki işletme kolu olduğunu göstermekte. Bunlardan biri Virüsla ölenleri gömmek için kullanılan kireç sektörü, diğeri ise tabut üretimidir.

    BOLSONARO, ERDOĞAN VE TRUMP AYNI HATTA YÜRÜYOR 

    Pandemi koşullarında Türkiye, Brezilya ve ABD’de, birbirine benzer durum yaşanmakta. Her üç ülkenin krize yaklaşımı , önlem almamak olarak ortaklaşmakta. Salgın sıradanlaştırılarak Allahın takdirine bırakılmakta.
    Brezilye devlet başkanı Bolsonaro’nun pandemiye ilişkin yaptığı açıklamalar ise, dudak uçuklatan cinsten. Sau Paulo belediyesinin koronavirüsü ile ilgili tedbirlerinin gereksizliğine değinerek, koronavirüsü salgını olmadığını bunun bir “Algı yönetimi” olduğunu iddia etti.
    Bolsonaro, pandemi havasından çıkılıp, normal çalışma yaşamına geçilmesini talep etti.
    Aynı tür açıklamalar, biraz daha yumuşatılarak ABD devlet başkanı Donald Trump’dan geldi. Trump, koronavirüsü krizine karşı aldıkları 1 trilyon dolarlık ekonomik paketi açıkladıktan sonra, bir an önce çalışma yaşamına geçilmesini umduklarını, ifade etti.
    Ancak özellikle de New York’dan gelen görüntülerde, açık alanlarda morglar ve soğutma konteynerlerinin hazır bekletildiği görülmekte. Bu durum can kaybının yüksek olacağına işaret ettiği gibi, salgının halen yayılmaya devam ettiğini göstermekte.

    SALGINA KARŞI AB DEĞİL ULUSAL TEDBİR KARARLARI İRADE KIRILMASI YARATTI 

    ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Rusya ve Çin’in aldığı ekonomik önlemlere bakıldığında, devletlerin ekonomik güç ve borçlanma olanaklarına göre, ayakta kalabilecekleri ortaya çıkmakta.
    Bu durum AB’nin ortak siyasi irade koyma olanağını giderek azaltacak bir unsurdur. Bu unsurlar ilerisi açısından AB’nin sonunu getirir mi, şimdiden bir şey söylemek mümkün değil.
    Kendi başına ayakta kalamayacak avrupa devletleri, birkaç ay içinde Almanya, Fransa gibi ülkelerden yardımı gündeme getirebilir. Bu ihtiyaç durumu, AB’nin daha hızlı bir şekilde ortak askeri ve Politik bir merkeze dönüşmesine de yol açabilir.
    Ancak, AB ülkelerinin evlerindeki yangını tek başına söndürmeye çalışmak zorunda kalması, ortak askeri, politik irade de kırılma yaratabilir.
    Düne kadar ulusal parlamentoların yetkilerini, Avrupa parlamentosunda toplama çabası, artık herkesin kendi derdine düşmesiyle büyük yara almış oldu.
    Ancak pandemiden sonra, kimin kiminle hangi düzeyde yürüyebileceğini, bugünden söylemek, mümkün görünmüyor.

    SİSTEMİN İÇ SAVAŞI TIP ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLÜYOR 

    Koruyucu ve kurtarıcı ilaçları kim denetimine alırsa, onun kazanacağı bir savaş durumundan söz etmek yanlış olmayacak.
    Dünya Sağlık Örgütü‘nün pandemi açıklaması öncesinde Trump, koronavirüsüne karşı aşı geliştiren Roche firmasına teşekkür etti. Bu teşekkür akıllara, virüsü yenebilecek aşının bulunduğu ihtimalini gösterse de, açıklamalar tersi yönde.
    Geçtiğimiz günlerde Almanya’da, aşı üzerinde çalışan doktorların, ABD tarafından satın alınma girişimi, ABD’nin geliştirilecek virüs aşısını, kendi tekeline almaya çalıştığını işaret etmekte. Bu Merkel tarafından “Almanya satılık değil !” tepkisiyle karşılandı.
    Bu krizin ortaya çıkardığı diğer bir olgu ise, ister ABD merkezli batı ülkeleri, isterse Çin ve Rusya olsun, bütün ülkelerin sağlık alanında 50 yıldır ABD ambargosunda yaşamak zorunda kalan Küba’nın, eline su dökemediğidir.
    Korona Virüsünün yenildiği bütün alanlarda, sosyalist Küba’nın izine rastlanmakta.

    OLASI KİTLE HAREKETLERİNE KARŞI POLİSİYE TEDBİRLER YASALAŞIYOR 

    Danimarka hükümeti, pandemi gerekçesiyle, polise zorla aşı yapma yetkisi verdi. Kişinin itirazının burda hiç bir hükmü bulunmamakta.
    Bu tür politik kararlar, pandemi koşullarında çok masumane görünebilir. Ancak karar, kişi ve toplum iradesinin devlet kararları doğrultusunda ihlalini, yok sayılmasını beraberinde getirmektedir.
    Alınan kararlar, pandemiden sağ kurtulanların, siyasal ve ekonomik olarak daha da yoksullaşmasını beraberinde getirecek.
    Avrupa başta olmak üzere, şimdilik bir çok ülkede, kışla disiplini halklara kabullendirildi.
    Herkes haklı olarak dışarıya çıkmama da gönüllü. Bu durum, pandeminin bir dönem sonra bitirilmesini sağlayabilir. Ancak çıkarılan yasaların kalacağı ve sermayenin pandemi sonrası ihtiyaçları doğrultusunda, kullanılacağı da diğer bir gerçek.
    Her şeyden önce, azaltılan nüfusun ardından, sağlık gerekçesiyle polisiye önlemler giderek yaygınlaşma ihtimali göstermekte.
    Öte yandan, şu an adeta şok durumunda olan milyarlarca işçi ve emekçi, kısa bir süre sonra bu şoktan uyanacaktır. Bu durum kitle hareketlerinde, 2018’den bu yana yaşayan kitleselliği de geride bırakarak, radikalleşme ihtimalini barındırmaktadır.
    Şili’den başlayıp, Arjantin, Ekvador, Bolivya başta olmak üzere dünyaya yayılan kitle hareketleri, Sudan ve Lübnan’da hükümetleri devirmiş ve birçok ülkede hükümetlerin, ekonomik saldırı paketlerinin geri çekilmesini yol açmıştı.
    Pandemi sırasında, yada sonunda ortaya çıkacak olan bir hareketlilik ise Kapitalist sistemin kaldırdığı taşı, ayağına düşürme ihtimalini yaratabilir.
    Emekçi kitleler ilk fırsatta kitlesel bir başkaldırı ile yanıt vermediği sürece, krizin kazananı, şu anlık kaybedeni gibi görünse de sermaye olacaktır.
    Bu sürecin ne kadar süreceğini kestirmek, bugün için zor zor görünüyor. Ancak sürecin süre ve gidişatını belirleyecek olan, kitle hareketinin sistem dışına çıkma beceri ve bilincini kazanıp kazanmaması olacaktır.

  • Gazeteci Korhan Varol, koronavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladı

    Gazeteci Korhan Varol, koronavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladı

    Gazeteci Korhan Varol sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile koronavirüs testinin pozitif çıktığını takipçilerine duyurdu. 

    Gazeteci Korhan Varol sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada;

    “Adı #Corona olan virüs tabii ki beni bulacaktı, bekliyordum zaten. Test sonucu pozitif çıktı, hastanede karantinadayım. Yani arkadaşla bir süre kapışacağız. Görelim bakalım #covid19 efendi; hangimiz daha güçlü” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • CİSST: Mahpuslar arasında ayrım gözetilmeden af düzenlemesi yapılmalıdır

    CİSST: Mahpuslar arasında ayrım gözetilmeden af düzenlemesi yapılmalıdır

    PİRHA- Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) infaz düzenlemesi ile ilgili yazılı bir açıklaması yaptı. Açıklamada “Mahpuslar arasında ayrım gözetmeyen bir genel af düzenlemesinin olması gerekiyor” denildi.

    Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, AKP’li hukukçu milletvekilleri tarafından dizayn edilen infaz düzenlemesi ile ilgili CİSST yaptığı açıklamada “Yaşam hakkı” düşüncesi ile çalışmaların sürdürülmesini ve temel insan haklarının korunması önerisinde bulunuldu.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği2nin açıklaması şöyle:

    “Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen ve son dönemin en büyük küresel felaketlerinden biri olan koronavirüs (COVID-19) salgını insan sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Salgına karşı mücadelede alınması gereken önlemler hususunda yönteme dair tartışmalar devam etse de, kişisel izolasyon ve hijyenin sağlanması gerektiği konusunda fikir birliği mevcuttur.

    Bu anlamda, kişisel alanın bulunmadığı ve hijyen koşullarının çok yetersiz olduğu açık ve kapalı hapishaneler yapıları gereği salgının en hızlı ve rahat yayılabileceği mekanlardır. Birçok kamu kuruluşu ve özel kuruluş salgınla mücadelede önlemler almaktadır. Bu noktada salgının hapishanelerde yayılmasını engellemek amacıyla alınacak tedbirlerin de kamu sağlığı başlığı altında değerlendirilmesi ve yapılacak düzenlemelerin hak ihlallerine, can kayıplarına sebebiyet vermemesi gerektiğini CİSST olarak tekrar hatırlatmak isteriz.

    “GERÇEKÇİ ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİ”

    Hapishanelerde koronavirüsle mücadele tüm dünyanın gündemindedir. Ülkemizde de bu mücadelenin ayaklarından biri olarak yeni infaz düzenlemesi gündeme gelmiş ve bu konuda tartışmalar başlamıştır. Pandemi olarak kabul edilen bu salgın karşısında başta hasta ve yaşlı mahpuslar olmak üzere tüm mahpuslar risk altındadır. Bu sebeple, geçici ve yeni sorunlara sebebiyet verecek uygulamalar yerine gerçekçi çözümler üretilmesi gerekmektedir.

    Bu anlamda, uzun zamandır gündemde olan infaz yasasındaki düzenlemeler koronavirüsün yarattığı kişisel ve toplumsal riskler gözetilerek yeniden değerlendirilmelidir. Salgının insani boyutu göz önünde bulundurulmalı ve yaşam hakkının en temel hak olduğu, mahpuslar yönünden bu hakkın kamunun güvencesi altında olması gerektiği unutulmamalıdır.

    Bu nedenle CİSST; bu süreçte mahpuslar arasında ayrım gözetmeyen bir genel af düzenlemesinin olması gerektiğini ifade eder. Bunun sağlanamadığı durumda, ivedilikle bir risk analizi yapılarak infaz düzenlemesinin dışında kalan ve risk altında bulunan mahpuslar için uygun infaz yaptırım seçeneklerinin (infaz erteleme ya da alternatif seçenekler dahil olmak üzere) hayata geçirilmesi gerektiğini belirtir.
    CİSST’in bu çağrısı sadece mahpusların değil; tüm hapishane personeli ve güvenlik güçlerinin ve buna bağlı olarak toplumdaki tüm bireylerin başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarını ve toplum sağlığını korumak sorumluluğu ile ele alınmıştır.

    (HABER MERKEZİ)

  • İmamoğlu’ndan sert tepki: Millet can derdindeyken, birileri Kanal İstanbul derdinde!-VİDEO

    İmamoğlu’ndan sert tepki: Millet can derdindeyken, birileri Kanal İstanbul derdinde!-VİDEO

    PİRHA- Kamuoyunun karşı çıktığı Kanal İstanbul projesinin etki alanında kalan tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin taşınarak başka bir alanda tekrar inşa edilmesi işi için ihaleye çıkılmasına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “İnanılır gibi değil; ama millet can derdindeyken, birilerinin bugün Kanal İstanbul derdinde olması akıl alır gibi değil” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, koronavirüs salgınına rağmen gerçekleştirilen Kanal İstanbul projesi güzergahında yer alan tarihi 2 köprüyü taşıma ihalesine çok sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “İnanılır gibi değil; ama millet can derdindeyken, birilerinin bugün Kanal İstanbul derdinde olması akıl alır gibi değil” dedi.

    Kanal İstanbul projesi kapsamında, Odabaşı ve Dursunbey köprülerinin taşınma ihalesi yapıldığını, yol ihaleleri için de 2020 bütçesinde 8 milyar lira kaynak ayrıldığını vurgulayan İmamoğlu şöyle konuştu:

    “Oysa bugün işini kaybetme arifesinde olan ya da işyeri kapandığı için gelir elde edemeyen milyonlarca insan var, Türkiye’de ve İstanbul’da. Kaynaklarımızı hala Kanal İstanbul gibi, bize göre ucube projelere harcamak yerine, halkımız için neden harcamıyoruz? Allah aşkına, bugün bir köprü yıkıp, yapmak mı iş; yoksa, evde gelecek kaygısına düşmüş milyonlarca insana destek olmak mı? ‘Korona Krizi’nden, Kanal İstanbul çıkarmaya çalışmanın adını, vallahi ben koyamıyorum, lütfen siz koyun. Milyonlarca yurttaşımız evde ve gelecek kaygısında. Bu süreçte sadece 50 bin aile İBB’ye sosyal yardım talebinde bulundu. Geçim kaygısı yaşayan milyonlara destek olmak yerine bugün Kanal İstanbul ihalesi yapanları kamuoyunun vicdanına havale ediyorum” dedi. ” diye konuştu.

    “KORONA’YA RAĞMEN GÜNDE 1 MİLYONUN ÜZERİNDE İNSAN TOPLU TAŞIMAYI KULLANIYOR”

    İmamoğlu, koronavirüs salgınına karşı yürütülen çalışmalar hakkında da bilgi verdi. İstanbul’da toplu taşıma oranının yüzde 80’in altına düştüğünü belirten İmamoğlu şunları kaydetti:

    “Ama hâlâ 1,2 milyondan fazla sefer oluyor İstanbul’da. Taksi, dolmuş gibi diğer kullanımları da katarsak, İstanbul’da yine de 1 milyonun üzerinde insan her gün toplu taşımayı kullanıyor.  Bu, büyük bir risk. Ancak acil bir durum için evden yürüme mesafesi bir uzaklığa gitmeniz gerekir. Biliyorum, bazılarınız iş için mecburen sokaklara çıkıyor. Bunun çözümü için de devletimizin hükümet yetkililerinin bir çabası olacağına inanıyorum. İnanmak istiyorum.

    “HÜKÜMETTEN KONTROLLÜ BİR SOKAĞA ÇIKMA ÇALIŞMASI BEKLİYORUZ”

    Türkiye genelinde olmasa da en azından İstanbul için, hükümetten; kademeli, kontrollü bir sokağa çıkma konusunda bir çalışma bekliyoruz. Bu konuda biz de yardıma hazırız. Tekrar altını çizeyim; Türkiye için olmuyorsa, en azından İstanbul için kontrollü bir kısıtlama bekliyoruz.

    Bugün gerekli adımlar atılmazsa, gelecekte hayal kırıklığı yaşanacağı ne yazık ki aşikar. Onun için bu konuda çok kararlı, radikal kararlar almalıyız. Ne yazık ki bu işler, sadece lafla da olmuyor. Elbette dua edeceğiz; ama sadece dua ederek de gelecek günlere ne yazık ki bu şehri ve bu ülkeyi hazırlayamayız.

    “ÖLÜM ORANI NEREDEYSE 5 KAT ARTARAK 15 BİNLERE YAKLAŞTI”

    İmamoğlu, her geçen gün hasta sayısının da yaşamını yitirenlerin sayısının arttığına işaret ederek, “Hasta sayımız 2 bin 500’e yaklaşırken, yaşamını yitiren yurttaşlarımız 59 oldu. Türkiye’de ilk ölümün gerçekleştiği 18 Mart gününde, dünyada virüse yakalanan insan sayısı 191 bin 127 kişi, yaşamını kaybeden kişi sayısı da 7 bin 807 idi. Bizim de için de bulunduğumuz Avrupa kıtasında hasta sayısı 74 bin 760, ölüm sayısı ise sadece 3 bin 352 idi. Aradan sadece bir hafta geçti; dünyada 191 bin olan sayı, tam 472 bin hasta sayısını geçmiş durumda. 7 bin 800 olan ölüm sayısı ise, ne yazık ki dünyada 22 bine yaklaşan bir sayı oldu. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa Kıtasında ise salgın çok daha hızla yayıldı. 1 haftada hasta sayısı, tam 3 kat artarak 200 bini geçmiş. Ölüm oranı ise neredeyse 5 kat artarak 15 binlere yaklaşmış durumda” diye konuştu.

    “EVDE KAL İSTANBUL, BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ”

    Ekrem İmamoğlu Yenikapı’da “Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi” kurduklarını belirterek, şöyle devam etti.

    “Neler hazırladık, bunları sizlerle paylaşacağım. Bu merkezi tanıtmamdan sonra, sizinle daha fazla hangi iş birliklerimizi kurgulayacağımızı da size anlatacağım. Asla yalnız değilsiniz. Evde kal İstanbul. Birlikte başaracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten kayyım tepkisi: Yaşanacak enfektelerin sorumlusu iktidardır

    KESK’ten kayyım tepkisi: Yaşanacak enfektelerin sorumlusu iktidardır

    KESK, HDP’li belediyelere kayyım atanmasıyla ilgili, “AKP, salgın sonrası daha da otoriter bir yönetim anlayışının oturması için süreci fırsata çevirdiğini göstermektedir” açıklaması yaptı.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), Batman ile Diyarbakır’ın Silvan, Lice, Eğil ve Ergani belediyelerine kayyım atanması ve belediye eşbaşkanlarının gözaltına alınmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Koronavirüs vakalarının ülkede giderek arttığına dikkat çekilen açıklamada, “Salgının daha fazla yayılmaması için alınması gereken önlemler dünya örneklerinde de açık iken, iktidar hala işin sağlık ve insani boyutundan çok siyasal hesaplarını ve önceliklerini esas almaktadır. Batman, Silvan, Lice, Eğil ve Ergani belediyelerine kayyum atanması, belediye eşbaşkanlarının evleri basılarak gözaltına alınmaları AKP’nin ikinci seçeneğin, yani salgın sonrası daha da otoriter bir yönetim anlayışının oturması için süreci fırsata çevirdiğini göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

    “VAKALARIN SORUMLUSU İKTİDAR”

    Koronavirüs salgınının fırsata çevrilmesinin kötülüğün en örgütlü hali olduğu kaydedilen açıklamada, “‘Birbirinize 1 metreden fazla yaklaşmayın’ denilen bu ortamda yüzlerce polisi belediye önlerine yığmak, tepki gösteren vatandaşları yaka paça aynı otobüslere doldurmak ise durumun diğer vahim yanını oluşturmaktadır. Kuşkusuz ki, bu nedenden dolayı yaşanacak enfekte vakalarının sorumlusu iktidar olacaktır” denildi.

    “KAYYUM POLİTİKASINDAN DERHAL VAZGEÇİN”

    AKP hükümetine çağrı yapılan açıklamanın devamında, şu ifadeler yer aldı: “Milyonların evlerine çekilmek zorunda kaldığı böylesi tarihi ve dramatik bir dönemde toplumsal ilişkileri daha fazla tahrip etmeyin. Bir arada yaşama iradesine daha fazla zarar vermeyin. Kamuda hukuksuzca ihraç ettiğiniz bilim insanlarına, sağlık emekçilerine ve daha binlercesine bugün ne kadar ihtiyaç duyulduğu ortada iken bir başka OHAL uygulaması olan kayyum politikasından derhal vazgeçin.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES’ten Aile Bakanlığı’na koronavirüs uyarıları

    SES’ten Aile Bakanlığı’na koronavirüs uyarıları

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bir yazı göndererek “Sosyal hizmetler alanı insanlarla temas halinde hizmet sürdüren bir alan olması itibariyle Covid-19 virüsü ile mücadele ve tedbirler bakımından oldukça önemlidir” denildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), koronavirüs (Kovid-19) kapsamında alınacak tedbirler hakkında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na yazı gönderdi.

    Sosyal hizmetler alanının Kovid-19 virüsü ile mücadele kapsamında alınan tedbirler bakımından oldukça önemli olduğuna dikkat çekilen açıklamada “Bu alanda alınacak önlemlerin planlanması ve hayata geçirilmesi sürecinde alanda çalışan emek-meslek örgütleri ve sendikalar ile işbirliği halinde planlamalar yapılması son derece önemlidir” denildi.

    Özellikle huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri ile sosyal hizmet merkezlerinde görevli sosyal hizmet emekçileri ile bu kuruluşlardan hizmet alan yaşlı, çocuk, genç, engelli ve kadınların korunması için gereken tedbirler alınması istenerek sosyal hizmet kuruluşlarında alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir:

    • Özellikle huzurevleri gibi yaş ortalamasının yüksek olduğu ve Covid-19 virüsü bakımından en riskli gruplardan olan yaşlıların bulunduğu bakım merkezlerinin durumu oldukça önemlidir. Huzurevleri ve diğer yatılı bakım kuruluşlarının sağlık servislerinin mevcut olanaklarının gözden geçirilmesi, sağlık birimlerinin bu çalışmayı yapabilecek şekilde güçlendirilmesi gerekmektedir.
    • Yatılı bakım kuruluşlarına yapılan ziyaretlerin, etkinlik vb. organizasyonların sonlandırılması ile kuruluşlara giriş çıkışların en aza indirilmesine yönelik uyarılar denetlenmelidir.
    • Yatılı kuruluşlarda kalanların dışarıya çıkmaları ve kuruluşlara ziyaretler durdurulduğundan bu kuruluşlara sürekli giriş çıkışı yapan sosyal hizmet emekçilerinin yeterli ve gerekli tedbirleri alarak kuruma giriş çıkış yapması sağlanmalıdır. Yatılı kuruluşlarda hizmet veren tüm sosyal hizmet emekçilerine de uygun kalitede, nitelikte ve sayıda kişisel koruyucu ekipman sağlanarak işçi sağlığı ve güvenliği sağlamalıdır.
    • Tüm sosyal hizmet kuruluşlarında hizmet veren ve hizmet alanlara yönelik eğitimler verilerek virüse karşı kişisel korunma yolları konusunda farkındalıkları artırılmalıdır.
    • Kapalı alanlarda havalandırma da oldukça önemlidir. Sadece yatılı hizmet verenler kuruluşlar değil, hizmetin sürdüğü ve çalışanların bulunduğu tüm kuruluşların havalandırma sistemleri kontrol edilmeli, havalandırma sistemlerinin ihtiyaca uygun şekilde düzenlendiği kontrol edilmelidir.
    • Tüm kuruluşların dezenfeksiyonları sağlanmalıdır.” PİRHA/ANKARA