PİRHA – Dersim’deki Cumhuriyet kutlamaları sırasında polis şiddetini görüntülerken gözaltına alınan Gazete Patika Dersim muhabiri Hıdır Yıldız, “Basın üzerindeki bütün engellerin kaldırılması için mücadele etmeye devam edeceğim. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk varsa oradaki doğruları halka ulaştırmaya devam edeceğiz” dedi.
Dersim merkezdeki Cumhuriyet kutlamaları sırasında polis şiddetini görüntülerken gözaltına alınan Gazete Patika Dersim muhabiri Hıdır Yıldız, haber yapma hakkının engellenmesi nedeniyle İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi’ne başvuru yaptı.
Yıldız, başvurusunda gözaltı sırasında maruz kaldığı kötü muameleyi anlattı. Açıklama öncesinde konuşan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş, son yıllarda basın emekçilerine yönelik saldırıların sistematik hale geldiğini belirterek, “Gazeteciler üzerindeki baskı, ifade özgürlüğüne dönük açık bir saldırıdır” dedi.
“GÖZALTINA ALINIRKEN HEDEF GÖSTERİLDİ”
Gözaltı sırasında isminin polislerce yüksek sesle söylenerek hedef gösterildiğini aktaran Hıdır Yıldız, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Basın kartımı göstermeme rağmen, ‘Biz senin kimlere hizmet ettiğini biliyoruz’ diyerek yaptığım gazeteciliği terörize etmeye çalıştılar. Yüzüstü yere yatırılıp ters kelepçeyle gözaltına alındım. Gazeteci olduğumu belirtmeme rağmen cebimden telefonumu alıp çektiğim tüm görüntüleri sildiler. Bunun hukuksuz olduğunu söylediğimde ise tehdit ve hakaretlerle karşılaştım.”
“HABERLERİN KALDIRILMASINI İSTEDİLER”
Yıldız, gözaltına alındığına dair yapılan haberlerin kaldırılmasının istendiğini belirterek, “Bunu asla kabul etmedim. Basın özgürdür ve biz bu özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz” dedi.
“Gözaltına alındığıma dair yapılan haberlerin kaldırılmasını talep ettiler, ben de bunun olmayacağını ve basının özgür olduğunu ifade ettim.”
Yaşadığı baskılara rağmen geri adım atmayacağını vurgulayan Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
“Basın üzerindeki bütün engellerin kaldırılması için mücadele etmeye devam edeceğim. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk varsa oradaki doğruları halka ulaştırmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Şüpheli mülteci ölümlerine dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, yaşanan ölümlerin ‘bireysel psikolijiye’ indirgenemeyeceğini ve münferit olmadığını belirterek “İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor” açıklamasında bulundu.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Mülteci Komisyonu, Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) yaşanan şüpheli ölümler ve İzmir’de mülteci işçinin katledilmesine dair Konak’ta şube binasında açıklama yaptı.
İHD İzmir Şubesi Yöneticisi Ahmet Rodi Polat, Türkiye’de mülteci haklarının sistematik biçimde ihlal edildiğine işaret ederek, “GGM’lerde meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharların iktidarın politikaları sonucundadır. Türkiye’de mültecilerin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, yıllardır güvenlikçi ve dışlayıcı politikaların kıskacında sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Geri gönderme merkezlerinde (GGM) meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharlar ile sahada tırmandırılan nefret iklimi, tek tek “vakalar” değil, aynı siyasetin iki yüzüdür. Son günlerde kamuoyuna yansıyan bilgiler Çatalca/İnceğiz GGM’deki şüpheli ölüm iddiaları ve İzmir’de mülteci bir işçinin vahşice öldürülmesi bize şunu söylüyor: Kapalı, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak idari gözetim rejimi ile dışarıda körüklenen yabancı düşmanlığı, birbirini besleyen bir şiddet sarmalı yaratıyor. İdari gözetim altındaki kişinin ölümü ‘bireysel psikolojiye’ indirgenerek açıklanamaz; tıpkı sokakta işlenen nefret temelli cinayetlerin münferit sayılamayacağı gibi” diye konuştu.
“GGM’LER FİİLİYATTA TECRİT MERKEZLERİNE DÖNÜŞTÜ”
GGM’lerin fiiliyatta kapatma ve tecrit merkezlerine dönüştüğünü vurgulayan Ahmet Rodi Polat, “Bağımsız izleme mekanizmalarının düzenli ve habersiz girişi engellenmekte, telefon ve avukat görüş hakları idari prosedürler gerekçe gösterilerek kısıtlanmaktadır. Çok dilli bilgilendirme eksik, psikososyal destek yetersiz, kurumsallaşmış intihar risk değerlendirme ve önleme protokolleri yoktur. Bu koşullar, korumasız insanları ağır ruhsal çöküşe sürükler; sorumluluk, idari gözetimi uygulayan devlete aittir” diye belirtti.
İzmir’de borç bahanesiyle alıkonularak kepçeyle kendi mezarını kazdırılıp öldürülen Suriyeli mülteci inşaat işçisi Mahmoud Ahmad’ı hatırlatan Ahmet Rodi Polat, “Barınma ve çalışma alanlarında ayrımcılığın arttığı, nefret söyleminin siyasetin merkezine yerleştiği koşullarda; kayıt dışı ve güvencesiz çalışma mültecileri hem sistematik sömürüye hem de doğrudan şiddetin hedefi haline getirmektedir. Bu kırılganlığı derinleştiren bir diğer unsur da çalışma izni almaktaki yapısal zorluklardır. İşverenlerin büyük çoğunluğu bu başvuruları yapmaktan imtina ederken, YUKK’un çalışma izni olmadan çalışmayı sınır dışı sebebi sayması mültecileri sürekli bir belirsizlik ve tehdit altında tutmakta; mülteci işçileri sömürüye açık bırakmakta ve şikayet mekanizmalarına ya da yargıya erişimlerini fiilen engellemektedir” ifadelerini kullandı.
TALEPLER: GERİ GÖNDERME MERKEZLERİ KAPATILMALI
Devletin bağlı olduğu uluslararası sözleşmeleri hatırlatan Ahmet Rodi Polat, mültecilere yönelik protokollerin işletilmesi çağrısında bulunarak şunları sıraladı:
“1- Gönderme merkezleri kapatılmalı; insan onuruna ve uluslararası yükümlülüklere uygun biçimde barınma ve karşılama merkezlerine dönüştürülmelidir. Çok dilli risk değerlendirmesi, 24 saat psikososyal destek, kriz müdahale ekipleri ve tıbbi acil yanıt sistemi derhâl işler hâle getirilsin.
2- Son şüpheli ölüm ve tüm ağır hak ihlali iddiaları, deliller korunarak bağımsız bilirkişi ve uzman hekimler eşliğinde soruşturulsun; şüpheli personel açığa alınsın.
3- İHD, TİHV, barolar, bağımsız hekim örgütleri ve milletvekillerinin GGM’lere düzenli ve habersiz erişimi sağlanmalı; bu erişim kötü muameleyi görünür kılarak cezasızlığı önleyeceki devletin hesap verebilirliğini ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini garanti altına alacaktır.
4- İdari gözetim yerine toplum temelli alternatifler hayata geçirilmelidir, çocuklar, LGBTİ+’lar, travma mağdurları ve sağlık riski taşıyanlar gibi “özel ihtiyaç sahibi” statüsündeki mülteciler hiçbir koşulda gözetim altına alınmamalıdır, hâlihazırda gözetim altında tutulan özel ihtiyaç sahipleri hakkında alınan idari gözetim kararları derhâl kaldırılmalıdır.
5- Kamu görevlileri ve siyasiler dahil herkes için nefret dili ve hedef göstermeye karşı etkin disiplin ve ceza süreçleri işletilsin; kolluk nefret suçlarında ‘proaktif koruma’ yükümlülüğünü yerine getirsin
6- Geri kabul anlaşmaları uğruna mültecilerin yaşam hakkı pazarlık konusu yapılmamalıdır. Geri göndermeme ilkesine aykırı geri itmeler ve fiilî sınır dışılar hayatları tehlikeye atmakta; bu uygulamalar derhâl durdurulmalıdır.”
“MÜLTECİ NEFRETİNE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ”
Polat açıklamanın sonunda şüpheli ölümlerin takipçisi olacaklarını ve mülteci nefretine karşı mücadele edeceklerini belirterek, “İHD İzmir Şube Mülteci Hakları Komisyonu olarak yaşam hakkının koşulsuz savunucusuyuz. Geri gönderme merkezlerinin kapatma ve cezalandırma mantığından arındırılması, insan onuruna uygun, açık ve hak temelli modellerin kurulması için ısrarcıyız. İddiaların peşini bırakmayacağız; her canın hesabı sorulana, İzmir’de vahşice katledilen mülteci işçi Mahmoud Ahmad’ın ve GGM’lerde hayatını kaybedenlerin adaleti sağlanana, nefret iklimi dağılana dek mücadele edeceğiz” dedi.
PİRHA- Özgür Gündem’le dayanıştığı için verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası onanan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’a Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.
78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’ın, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla bir günlük yayın yönetmenliği yapması nedeniyle aldığı 1 yıl 3 ay hapis cezasını infaz etmek için bugün hapishaneye giriyor.
bianet’te yer alan habere göre, Celalettin Can’a, infaz işlemleri için gittiği Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.
bianet’e konuşan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu, sabah saat 10.00 sularında Celalettin Can’la birlikte adliyeye geldiklerini belirterek şunları söyledi:
“Ağır ceza mahkemesindeki üç infaz hakimi 12 gündür dosyaya bakmamış. Bugün 13. gün ve hala bakmamışlar. Savcılık işlemleri sonrası Celalettin polise teslim edildi. Şu an hücrede tutuyorlar. Akşam 17.30’da Metris’e götürecekler. Ben dışarıda oturtulması ısrarında bulundum ve kendi teslim oldu dediysem de dinlemediler. Saat 12.00 gibi Celattin’e yemek götürdüm ancak onun hastaneye götürüldüğünü ve bunun rutin bir kontrol olduğunu söylediler. Davranışları iyi değildi. Bir sonra Celalettin geldi, kelepçe takmışlardı. Bu duruma itiraz etmesi nedeniyle bir komiser ona kötü davranmış. Doktor muayenesine de polisle ve kelepçeli vaziyette alınmış. Tekrar hücreye götürüldü. Buna yeniden itiraz etmemiz üzerine ‘Sorun çıkarmayın’ dediler.”
Polisin “Erken geldiniz, hücrede bekleyeceksiniz” dediğini belirten Tanrıkulu, Celalettin Can’ın kendi imkanlarıyla Metris Hapishanesi’ne gitme talebinin de kabul edilmediğini kaydetti.
PİRHA- Gezi eylemlerinde gaz fişeğiyle yaralandığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından gözaltına alınan Aydın Aydoğan’a karakolda kötü muamelede bulunulmuştu. Aydoğan’a işkence yapanlar hakkında soruşturma açılması gereken polis memurlarından Kenan Şaban Süzgün’ün 1’inci sınıf emniyet müdürü yapıldığı ortaya çıktı.
Gezi eylemlerinde gaz fişeğiyle yaralandığı için AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından ‘bombalı araç’ gerekçesiyle gözaltına alınan Aydın Aydoğan’a karakolda kötü muamelede bulunulmuştu. Aydoğan’a kötü muamelede bulunan ve hakkında soruşturma açılması gereken polis memurlarından Kenan Şaban Süzgün’ün Kasım 2022’de 1’inci sınıf emniyet müdürü yapıldığı ortaya çıktı.
Diken’de yer alan habere göre, Aydoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 2013 yılında suç duyurusunda bulunmasının ardından polisler tarafından evinin yakınlarında gözaltına alınmış, kendisini aracıyla takip etmesini isteyen polisler bir süre sonra bombalı araç ihbarı yapılan bir yerde durmaları gerektiğini söyleyip durmuşlardı. Bu esnada Aydoğan, gerekli olabileceğini düşünerek kendisini olay yerine getiren polislerin fotoğrafını çekti. Aydoğan’a ilk darp burada başladı.
“SEN KİMSİN CUMHURBAŞKANINI ŞİKAYET EDİYORSUN”
Polisler tarafından yere düşürüldüğünü ve yerdeyken karnına ve sırtına tekme atıldığını belirten Aydoğan, olay yerindeki insanların tepkisi üzerine şiddetin durduğunu ve ters kelepçe takılarak gözaltına alındığını söyledi. Daha sonra bu rütbeli polisin diğer polislere “Bunun canını almayın, gelip ben alacağım” dediğini aktaran Aydoğan, kendisi hakkında terörden işlem yapılması talimatı verildiğini anlattı.
Aydoğan, Bahçelievler’deki Kocasinan Polis Merkezi’ne götürüldüğü ve uzun süre ters kelepçeyle tutuldu. Su verilmeyen ve tuvalete gitmesine izin verilmeyen Aydoğan, bir süre sonra aralarında müdürlerinin de olduğu kalabalık bir grup polis tarafından darp edildi. Müdür, bu esnada Aydoğan’ın boynunu sıkarak “Sen kimsin cumhurbaşkanını şikayet ediyorsun?” dedi.
ZORLA İFADE İMZATILMAYA ÇALIŞILDI
Aydoğan’a daha sonra bombalı aracı bulunduğu yere kendisinin getirdiğine dair hazır bir ifade imzalatılmaya çalışıldı. Aydoğan, serbest bırakılmasının ardından kötü muamelede bulunan polisler hakkında da suç duyurusunda bulundu. AYM takipsizlik kararı verilerek kapatılan dosyada polislerin ‘kötü muamele yasağını’ ihlal ettiğine hükmetmişti.
AYM, Nisan 2022’de verdiği kararda, polisler hakkındaki kapatılan dosyanın yeniden açılmasını ve ihlal nedenlerini ortadan kaldıran bir karar verilmesi gerektiğini belirtmişti. Aydoğan’a ayrıca 45 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmişti.
ŞİDDET UYGULAYAN POLİS EMNİYET MÜDÜRÜ YAPILDI
AYM’nin kararı gereği, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kapatılan dosya Bakırköy Başsavcısı Ekrem Aydıner tarafından yeniden açıldı. Aydıner, yakalama tutanağında imzası bulunan polisler Kenan Şaban Süzgün, Vural Duran, Hafız Osman Güven, Selim Kop, Hakan Eser ve Mustafa Ünver’in görev yerlerinin bildirilmesi için 14 Kasım 2022’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazı gönderdi.
Emniyet, 16 Kasım’da Aydıner’e yolladığı cevapta polislerin adres bilgilerine ulaşamadığını belirtti. Yazıda, polislerden Kenan Şaban Süzgün’ün Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda görevliyken 1 Kasım 2022’den itibaren Yozgat İl Emniyet Müdürü olarak atandığı kaydedildi. Selim Kop’un Trabzon’da, Hakan Eser’in de Kayseri’de görevlerine devam ettiği aktarıldı. İfadesi alınan polisler arasında eski Bahçelievler Emniyet Müdürü Süzgün yer almadı.
PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Mehdi Mıhçı isimli yurttaşın İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra ölümle tehdit edilip ağır işkenceye maruz kalmasını Meclis gündemine taşıdı.
Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Mehdi Mıhçı isimli yurttaşın, gözaltına alınmasının ardından uğrağı işkenceyi Türkiye Büyük Milllet Meclisi Başkanlığı’na iletti. Konuya ilişkin soru önergesi veren Koçyiğit, Mehdi Mıhçı’nın 6 Ağustos 2022’de İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerce gözaltına alındığını ve ilk andan itibaren işkenceye uğradığını aktardı.
İSTANBUL EMNİYETİNDE İŞKENCE İDDİASI!
Milletvekili Koçyiğit, Mehdi Mıhçı’nın “mülakat” adı altında terörle mücadele ekipleri tarafından bir odaya kapatılıp sorguya alındığını, işbirliği yapmaya yanaşmadığı gerekçesi ile oda içerisinde darp edildiğini aktardı. Mehdi Mıhçı’nın, kendisinin ve ailesinin öldürüleceği yönünde tehdit edildiğini de belirten Koçyiğit “Yapılan mülakatların sonucunda işbirliğine yanaşmadığı gerekçesiyle makatına cop sokulduğu, cinsel organının ezildiği yapılan basın açıklamasında yer almıştır” dedi.
“İŞKENCE İDDİALARI HAKKINDA BAŞLATILMIŞ SORUŞTURMA VAR MI?”
Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebi ile şu soruları yöneltti:
“*Mehdi Mıhçı’nın İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde maruz bırakıldığı tüm işkence iddiaları hakkında başlatılmış bir soruşturma var mıdır?
*İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde yaşanan işkence iddiasına ilişkin etkili bir şekilde soruşturma yürütülecek midir? Suçun sorumlularının yargı önüne çıkarılması konusunda adım atılacak mıdır?
*Mülakat adı altında terörle mücadele ekipleri tarafından bir odaya kapatılıp sorguya alınma fiili ve etkin pişmanlıktan yararlanması için bilgi vermesinin talep edilmesinin yasal olarak karşılığı nedir?
*Gözaltı esnasında yaşatılan kötü muamele ve işkence iddiaları düşünüldüğünde Bakanlığınızın bu hak ihlaliyle mücadele etmeye yönelik bir eylem planı bulunmakta mıdır?
*Gözaltı esnasında yaşanan işkence ve kötü muamele iddialarına dair mağdurun veya avukatının yapmış olduğu şikâyet başvuru sayısı kaçtır? Yapılan bu şikâyetlerin kaçı hakkında iddianame düzenlenmiştir?
*İşkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza, her koşulda ve özellikle de gözaltında, sorgulama sırasında ve kişinin suçlandığı maddelere göre değişmekte midir? Yoksa işkence mutlak olarak yasak bir uygulama mıdır?
*Son 5 yıl içerisinde hakkında işkence ve kötü muamele iddiasıyla soruşturma açılan ve görevden uzaklaştırılan emniyet personeli sayısı kaçtır?
*Bakanlığınızca yapılan açıklamalarda işkence iddialarınınım hem adli hem de idari olarak kararlılıkla üzerine gidildiği belirtilmektedir, şimdiye dek etkin bir biçimde soruşturulan konusu işkence olan dosya sayısı kaçtır?”
PİRHA – İnsan Hakları Derneği, “Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu’nu açıkladı. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek tecrit ve işkence vakalarına dikkat çekti.
İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair bir kez daha dikkat çekti. Tüm İHD şubelerinden gelen bilgiler Merkezi Hapishaneler Komisyonu tarafından toplanarak ‘Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu 2021’ başlığı ile kamuoyuna açıklandı.
İHD Genel Merkezinde yapılan açıklamada konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hapishanelerde tecridin devam ettiğini söyledi. Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek Cezaevleri koşullarına dair şu bilgileri paylaştı.
“Son dönem yüksek güvenlikli hapishane diye bir model yapıldı şu anda bunların sayısı da giderek artıyor. Mahsun kaldığı O da veya hücre onun havalandırması dahi yok. Gerçekten bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu şekilde kimse orada uzun süre yaşayamaz. Ama bir de İmralı hapishanesi diye bir hapishane var ki tecrit kelimesi az gelir izolasyon demek daha doğru. İmralı hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan ve diğer mahsusların infaz kanunundan kaynaklanan aileleri ve avukatları ile görüşme hakları var o hakkın kullandırılması gerekir.
2019 yılından sonra sürekli görüş yasakları kararı alınıyor. Hakikaten bu kara mizah gibi bir şey. Ayrımsız olarak herkesin haklarından yararlanması gerekir Elbette ki Abdullah Öcalan’ın politik pozisyonu çok farklıdır ancak bu pozisyonlardan önce herkesin dokunulamayacak hakları olduğu unutulmamalıdır. Hakkın özüne kimse dokunamaz. Bunun Türkiye’ye maliyeti de zaten çok ağırdır.”
“TOPLUMSAL BARIŞIN SAĞLANMASI İÇİN AF ÇIKARILMALI”
Öztürk Türkdoğan, hasta mahpuslar sorununun da altını çizdi. İlk kez 2007 yılında hasta mahpuslar ile mektuplaşıldığını belirten Türkdoğan “O zaman 18 kişiye ulaşabiliyorduk ancak şimdi bu sayılar çok arttı. Sayı hiç azalmaya da gitmiyor. Aysel Tuğluk örneğinde olduğu gibi ATK doğru kararlar vermeli. Bir hastaya başka bir tutuklu bakıyorsa zaten o kişi ağır hastadır. Bir an önce hasta mahpusların, Mehmet Emin Özkan’ın, Aysel Tuğluk ve 650 kişinin acilen tahliye edilmesi gerekir. Siyasi mahkumlar başta olmak üzere, toplumsal barışın sağlanması için bir af çıkarılmalı. Özellikle hasta ve siyasi mahkumların salıverilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Ağırlaştırılmış bir infaz mevzuatını AİHM zaten kabul etmiyor. Ölüm cezası Türkiye mevzuatından, Anayasasından çıkmıştır. Artık bunu siyasi malzeme yapmaktan vazgeçin. Ölüm cezası tartışmalarının kimseye fayda getirmeyeceğini vurguluyoruz. İdam, devlet eli ile cinayet işlemek demektir. Tekrar bunun yasalaşması mümkün değildir” dedi.
“CEZAEVİ KAPASİTESİ 30 BİN 896 KİŞİ ARTTIRILDI”
Toplantının sonraki kısmında İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen söz aldı. Cezaevlerindeki hak ihlallerine dair sadece 901 mahpusla ilgili İHD Genel merkezine başvuru yapıldığını belirten Çevirmen, şu bilgileri paylaştı:
“Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de 5 Mayıs 2022 tarihi itibariyle 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 10 kadın kapalı, 7 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır.1 Bu kurumların toplam kapasitesi 275 bin 843 kişidir. Ancak bu sayının artırılmış kapasite olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Normal koşullar altında bu hapishanelerde verilen sayının 2/3’ü kadar mahpusun kalması gerekmektedir. Ayrıca, 2020 yılı raporunda verdiğimiz verilerle karşılaştırıldığında 2021 yılı içerisinde 15 yeni cezaevi yapıldığı ve cezaevi kapasitesinin 30 bin 896 kişi arttırıldığı görülmektedir. Bu da göstermektedir ki Türkiye’nin mevcut iktidar anlayışı genel itibariyle insanları hapsetme üzerine bir gelecek tahayyülü öngörmektedir.”
1517 HASTA MAHPUS MEVCUT!
Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise hasta mahpusların yoğunluğu oldu. Nuray Çevirmen, hapishanelerde haftanın belirli günlerinde sadece yarım gün sağlık hizmeti verildiğini söyleyerek şunları aktardı:
“Açıklanan son verilere göre 31 Mayıs 2022 itibariyle hapishanelerde toplam 317.368 mahpus bulunuyor. 8 Bu sayıya, Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan yaklaşık 50 bin mahpus da dahildir. Derneğimizin yayınladığı 2020 yılı Hapishane İzleme Raporu’na göre 28 Şubat 2021 tarihinde mahpus sayısı 276.438 kişiydi. Dolayısıyla bu veriler sadece 2020 ile 2021 yılları arasındaki süreçte mahpus sayısının yaklaşık 41 bin civarında arttığını göstermektedir. Kısacası, Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşamakta ve bu durum mahpusların yoğun bir biçimde hak ihlallerine maruz kalmasını beraberinde getirmektedir. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye hapishanelerinde halihazırda 18 yaşından küçük 2.257, 65 yaşından büyük 5216 mahpus bulunmaktadır.
Hastaneye sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmamasına ek olarak, bu tek kişilik nakil araçlarını kullanmalarında ciddi sakıncalar bulunan hasta mahpuslar dahi bu araçlarla nakledilmeye devam ediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkıyor. Sevklerde arama baskısını da buraya kaydetmeyi gerekli görüyoruz.”
MAHPUSLAR ÇIPLAK ARAMA İŞKENCESİNE MARUZ KALIYOR!
İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Ercan Yılmaz ise 2021 yılı içerisinde 52 mahpusun yaşamını yitirdiği, 13 mahpusun ise intihar ettiği yönünde iddiaların olduğunu aktardı. Yılmaz, hapishanelerdeki işkence vakalarının altını çizerek şunları kaydetti:
“Anayasa’nın ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2021 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmaya devam etmektedir. Yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb. nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi bir artış görülmektedir. Buna karşın devlet yetkilileri, rutin uygulama haline dönüştürülen işkence ve diğer kötü muamele eylemlerini inkâr etmekte ya da güvenlik stratejilerine, terör tehlikesi, salgın gibi kavramlara başvurarak işkence eylemlerini savunmaktadırlar.
Türkiye’de ‘çıplak arama’ uygulamasının hukuki dayanakları için ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetı̇mı̇ ı̇le Ceza ve Güvenlı̇k Tedbı̇rlerı̇nı̇n İnfazı Hakkında Yönetmelı̇k’e başvurulabilir. Her ne kadar iktidar tarafından inkâr edilse de yönetmelikteki 34’ncü madde, cezaevlerinde hangi koşullarda ‘çıplak arama’ yapılabileceğini düzenliyor.
Hapishanelerde karşılaştığımız örneklerde ise her ne gerekçe ile olursa olsun hapishane giriş ve çıkışlarında çıplak arama uygulamasının neredeyse bir rutine döndüğünü görüyoruz. Özellikle yeni sevklere hapishane idaresinin kendi otoritesini göstermenin bir aracı olarak uygulandığı örneklerin sayısı oldukça fazla. Adliye ya da hastane gidiş gelişleri sırasında da benzer uygulamalar oldukça yaygın.”
HAPİSHANELERDE TECRİT VE İZOLASYON!
Ercan Yılmaz, yüksek güvenlikli cezaevlerinde tecrit koşullarının arttığını da vurgulayarak şunları söyledi:
“Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre şu anda Türkiye genelinde 14 adet F tipi, 13 adet Yüksek Güvenlikli 5 adet de S tipi hapishane bulunmaktadır. Bu hapishanelerin ortak yanı mahpusların tek veya üç kişi olacak biçimde yaşamlarını devam ettirmek zorunda oluşlarıdır. F tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerin uygulamaya konulması akabinde uzmanlar ve hak savunucuları tarafından siyasi iktidarlara yapılan uyarıların haklılığı ortaya çıkmış, bu hapishanelerde tutulan mahpusların yaşam hakkı başta olmak üzere; sağlık hakkı, aile ve özel hayata saygı hakkı, avukat ile görüşme ve haberleşme hakları sürekli bir şekilde ihlal edilerek infaz yasasına aykırı uygulamalar meydana gelmiştir. İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir. S tiplerinde de ağır tecrit koşullarında yaşam hakkı ihlalleri meydana gelmektedir.”
TİHV raporuna göre, işkence ve kötü muamele gördüğü için başvuru yapan 984 kişiden 616’sı 2021 yılında işkence gördüğünü bildirdi. Bu sayının 30 yılın en fazla işkence başvurusu olduğu belirtildi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfının (TİHV) 2021 yılı raporuna göre, kendisi veya bir yakını işkence ve kötü muamele gördüğü için 984 kişi başvuruda bulundu. Başvuranların 616’sı 2021 yılı içinde işkenceye maruz kaldığını bildirdi. TİHV, bu sayının vakıf kurulduğu 1990 yılından beri yıl içinde gerçekleşen en fazla işkence başvurusu olduğunu vurguladı.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 2021 yılı tedavi ve rehabilitasyon merkezleri raporu yayınlandı. Geçen yıl kendisi veya bir yakını işkence ve diğer kötü muamele gördüğü için 984 kişinin TİHV’ye başvurduğu aktarılan rapora göre, başvuranların 616’sı yıl içinde işkenceye maruz kaldığını bildirdi. Bu sayının, TİHV’nin kuruluşundan beri yıl içinde gerçekleşen en fazla işkence başvurusu olduğu belirtildi. Rapora göre, gözaltı sürecinde işkenceye maruz kalan 10 kişiden 7’si açık alanda veya toplumsal gösterilerde işkence gördü. Başvuruların en küçüğü 5 yaşında, en büyüğü ise 76 yaşında.
İLK ÜÇTE İSTANBUL, VAN, DİYARBAKIR VAR
Raporda işkence gördüğü için vakfa başvuran 915 kişiden 44’ü başka bir ülkede işkence gördüğünü bildirdi. İşkence görenlerin 616’sı 2021 yılı içinde işkence gördüğünü, 211’i ise 2016-2020 yılları arasında işkence gördüğünü belirterek başvuruda bulundu. En çok başvuru 307 kişi ile TİHV İstanbul Temsilciliğine geldi. İstanbul’a yapılan başvuruları Van’da 263, Diyarbakır’da 166, İzmir’de 134, Ankara’da 66 ve Cizre’de 48 kişi izledi.
Türkiye içinde işkenceye maruz kaldığı için başvuru yapan 871 kişiden 307 başvuruyu kadın, 527 başvuruyu erkek, 37’sini ise LGBTİ bireyler oluşturdu. İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin ardından kadınlara yönelik ihlallerde de artış görülmeye başlandı. Haziran ayında Pride yürüyüşü ve Suruç anmasına yönelik müdahaleler sonrası haziran ve temmuz aylarında başvurularda yine belirgin bir artış görüldü.
56 ÇOCUK İŞKENCE BAŞVURUSU YAPTI
İşkence nedeniyle tedavi merkezlerine başvuranların yarısından fazlasını 30 yaş ve altı kişiler oluşturdu. Bu kişilerin arasındaki 56 çocuğun 17’si 2021 yılı içinde işkence gördüğünü bildirdi. Çocukların 12’si ev baskınlarında, 11’i kayıt dışı gözaltılarda, 4’ü resmi gözaltılarda, 2’si hapishanede 1’i ise mülteci toplama merkezinde işkenceye maruz kaldığını belirtti.
GÖZALTINDA İŞKENCE BİRKAÇ BİRİMDE SÜRÜYOR
Başvuruların yüzde 89.9’u siyasi düşünce, kimlik veya eylemleri nedeniyle gözaltına alındıklarını söylerken, 2021 yılı içinde gözaltında işkence gören her iki kişiden biri en az iki veya daha fazla birimde işkence gördüğünü belirtirken; 10 başvurucudan 7’si sokakta veya toplumsal gösterilerde, 10 başvurucudan 4’ü araç içinde, yine 10 başvurucudan 4’ü ise emniyet müdürlüklerinde işkenceye maruz kaldı. 2021 yılı içinde en çok işkence olayının yaşandığı tespit edilen resmi gözaltı merkezi İstanbul ve Van Emniyet Müdürlükleri oldu.
Rapora göre başvurucuların önemli kısmının birden çok işkence yöntemine maruz kaldıkları görüldü. 10 başvurucudan 8’inin hakaret ve aşağılamaya, 10 kişiden 7’sinin fiziksel müdahaleye maruz kaldığı belirlenirken, 10 kişiden 5’i de cinsel işkence gördüğünü ifade etti. 10 başvurucudan en az 9’unda travma sonrası stres belirtileri tespit edildi. 14 kişinin tedavi sürecinde cerrahi müdahaleye gereksinim duyulduğuna dikkat çekildi.
PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Kadın Komisyonu, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü”ne ilişkin basın açıklaması yaparak, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceklerini kaydetti. Komisyon üyeleri açıklama sonrası cezaevinde olan kadınlara gönderilmek üzere kart yazdı.
İHD Mersin Şubesi’nde bir araya gelen kadınlar “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” ne ilişkin basın açıklaması yaptı. İHD Kadın Komisyonu Sözcüsü Zeynep Benli tarafından okunan açıklamaya çok sayıda kadın kurumu ve HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.
Zeynep Benli, Mirabel Kardeşlerin katledilişinin üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen kadınlar halen katledilmekte, şiddete uğramakta, yok sayılmakta ve haklarının ihlal edildiğinin altını çizerek, “Buna karşın kadınlar, her zaman ve her yerde şiddete karşı çıkarak, mücadeleleri devam edecektir” dedi.
Kadına yönelik şiddet pek çok alana yayılmış ve kadınlar, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyolojik olmak üzere farklı alanlarda etkilenmeye devam ettiğinin belirten Zeynep Benli, “Cezaevlerinde de kadınlar hak ihlallerine uğramaktadırlar. Ancak bu ihlal vakalarında yapılan başvurular “Kovuşturma ve soruşturmaya gerek yoktur” denilerek işlem yapılmamaktadır. Ayrıca mahpus çocuklu annelerin yaşamış oldukları sorunlara çözüm üretilmemektedir” diye konuştu.
Bir yıl içinde İHD’ye yapılan başvurulardan 37’sinin kadın başvurusu olduğunu vurgulayan Zeynep Benli, şunları kaydetti:
“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine ve Bunlarla Mücadeleye dair sözleşme” olan İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında tüm partilerin ortak olarak imzalanmasına rağmen, tek kişinin imzası ile hukuksuz bir şekilde geri çekilerek hükümsüz sayılmıştır.
Kadına yönelik şiddete karşı en etkili yolun kadınların mücadelesi olduğunu ve bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğimizi “İstanbul Sözleşmesi” bizim demekten vazgeçmeyeceğimizi belirtiyoruz.
Biz kadınlar eşitlik, özgürlük ve daha iyi bir yaşam taleplerimizden, doğuştan gelen haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Toplumsal yaşamın her alanında varız demeye, haklarımız için yüksek sesle haykırmaya, mücadelemizde kararlı olduğumuzu vurgulamaya devam edeceğiz.”
Açıklama sonrası kadınlar cezaevlerindeki kadınlara gönderilmek üzere kart yazdı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Ankara Eryaman’da 11 Eylül 2019’da polis olduklarını söyleyen kişilerce siyah bir araca zorla bindirilmek istenen Hayrullah Narin için basın açıklaması yaparak “Baskı, tehdit ve kaçırmalara derhal son verilsin” dedi.
İHD Ankara Şube, 11 Eylül 2019’da polis aracına zorla bindirilerek kaçırılmaya çalışılan öğretmen Hayrullah Narin için basın açıklaması yaptı.
İHD Ankara Şube’de yapılan basın açıklamasını dernek başkanı Nuray Çevirmen okudu. “Güvenlik ve istihbarat birimleri faaliyetlerini hukuka uygun bir biçimde sürdürmeli, kişilerden baskı ve tehdit yöntemleriyle delil elde etme yönteminden vazgeçmeli” diyen Çevirmen şunları söyledi:
“Eryaman semtinde bulunan Alnıaçıklar Marketin açık otoparkında aracına doğru ilerlerken arkasından birinin adını seslenerek geldiğini ve elini sıktığını, kendisi ile dostça sohbet etmek istediklerini, kişiyi tanımadığını belirtince de cevaben ‘Polisiz ve dostuz’ dediklerini, ne istediklerini sorduğunda ‘araca binelim ve araç içinde konuşalım’ dediklerini, bunun üzerine yine kendilerini tanımadığını ve gösterdikleri siyah transporter araca binmeyeceğini söylemiştir. Kimliklerini sorduğunda ise hızlıca gösterip tekrar ceplerine koymuşlardır. Kendisi avukatını aramak istediğini belirtmiş, kendisi hakkında yasal bir gözaltı işlemi varsa da evrakları avukatı ile birlikte görmek istediğini söylemiştir. ‘Avukata gerek yok, seninle dostça sohbet edeceğiz, araçla bir tur atacağız, sonra seni bırakacağız’ şeklinde cevap vermişlerdir. Avukatını aramak istediğinde telefonu elinden alarak aramayı engellemeye çalışmışlardır. Basından ve sosyal medyadan siyah renkli minübüs tipi araçlarla polis ya da başka resmi kurum çalışanları tarafından insanların kaçırıldığını ve aylarca hiçbir haber alınamadığını duyduğu için de araca binmek istememiştir. Araca binmek istemeyince kolundan tutarak zorla bindirmek istediklerinde çevredeki insanların duyacağı şekilde ‘imdat beni kaçırıyorlar, benim adım Hayrullah Narin’ diye bağırdığında kendisini kaçırmak isteyenler panikleyerek kendisini bırakmışlardır. ‘Senin okulunu da biliyoruz. Seni okuldan öğrencilerin içinden almasını biliriz’ diyerek hızlıca uzaklaşmışlardır.
Olay sonrasında, Hayrullah Narin Eryaman Polis Karakoluna giderek şikayette bulunmuş ancak karakolda 4 saatten fazla bekletilmiştir. Ertesi günü de savcılığa giderek suç duyurusunda bulunmuş kamera görüntülerinin tespitini de talep etmiştir.
Bilindiği üzere Şubat 2019 itibari ile Ankara’da 6 kişi yine siyah transporter araçla kaçırılmış, aradan 6 ay geçtikten sonra 4 kişi ortaya çıkarılmış ve resmi gözaltı süreci sonradan başlatılmıştır. 1 kişi de yine aynı şekilde 1 ay önce kaçırılmıştır. Kayıp olan 3 kişinin hala nerede olduğu bilinmemekte ve ortaya çıkarılan 4 kişinin kayıp oldukları süre içinde yaşadıkları da bir muammadır.
“İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞI İHLAL EDİLMİŞTİR”
2018 yılında İHD Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır Şubelerine 23 başvuru yapılmıştır. Bu başvurularda kendisini polis olarak tanıtan kişiler önce kişilerle ‘sohbet etmek, arkadaş olmak’ gibi ifadelerle bir araya gelmeye çalışıyor, bu sohbete katılan fakat isteklerini kabul etmeyen kişileri ailesiyle, işiyle, sağlık durumuyla, özel hayatıyla tehdit ediyor, bazen gözaltı ve tutuklamayla bazen de ölümle korkutuyor. Kişilerin baskı ve tehdit yöntemleriyle ajanlığa zorlanması, gözaltında tehdit veya korkutma amacıyla kısa süreli kaçırma vakalarıdır ve tüm bu vakalarda işkence ve kötü muamele yasağı ihlal edilmiştir.
Bu keyfi uygulamalar tehdit, hakaret, işkence, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, görevi kötüye kullanma gibi birden fazla suç da teşkil etmektedir. TCK’nın 77’nci maddesinde ayrıca ‘kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma fiilinin, siyasal, felsefi, ırksal veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesinin ‘insanlığa karşı suç’ oluşturacağı düzenlenmiştir.
Tehdit, baskı ve zorla kaçırmaya yeltenme uygulamasıyla karşılaşan kişiler, tüm bu girişimlerin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olduğunu bilerek, bu baskı yöntemlerine boyun eğmemeli, yasak sorgu ve ifade işlemlerine iştirak etmemeli, bu girişimlerde bulunan görevliler hakkında başta savcılığa şikâyet olmak üzere tüm hukuki süreçleri işletmelidir.
Cumhuriyet Başsavcılıkları başta olmak üzere İçişleri Bakanlığı, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu, TİHEK, Valiliklerin İnsan Hakları Kurulları insan hakları ihlalleriyle ilgili kuruluş amaçlarını yerine getirmeli, resen bu ihlallerin takibini yaparak etkin bir adli ve idari soruşturma yürütülmesine katkı sunmalıdır.
Güvenlik ve istihbarat birimleri faaliyetlerini hukuka uygun bir biçimde sürdürmeli, kişilerden baskı ve tehdit yöntemleriyle delil elde etme yönteminden vazgeçmeli, TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu alt komisyon kurarak istihbarat örgütlerinin yasa dışı faaliyetleri konusunda araştırma yapmalıdır.”
PİRHA-HDP’li Tayip Temel Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Tayip Temel, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini meclise taşıdı. Temel, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından Anayasanın 98’inci, iç tüzüğün 96 ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığı’na şu soruları sordu:
Şakran Cezaevi’nde ‘işkenceci’ olarak bilindiği iddia edilen Ercan İnceler’in, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 2. Müdür olarak göreve başladığı, Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde bulunan tutukluların sistematik bir şekilde işkenceye ve kötü muameleye tabi tutuldukları öne sürülmektedir. Kurum 2. Müdürü Ercan İnceler’in gardiyanlara sistematik işkenceyi uygulamaları yönünde talimat verdiği iddia edilmektedir. Tutukluların defalarca şikayetçi olmasına rağmen Ercan İnceler hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı tarafımıza ulaşan bilgiler arasındadır. Ayrıca söz konusu şahıs hakkında yolsuzluk iddiaları da bulunmaktadır.
Bu bağlamda;
1- Bakanlığınızca Ercan İnceler adlı şahıs hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmamasının gerekçesi nedir? Söz konusu şahıs hakkında yasal işlem ne zaman başlatılacaktır?
2- Ercan İnceler adlı şahsın Şakran Cezaevi’nden Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne kurum müdürü olarak gönderilmesinin gerekçesi nedir? ‘İşkenceci’ olarak bilindiği iddia edilen ve yolsuzluk iddiaları ile anılan bir şahsın hala görev yapmasının hukuki dayanağı nedir?
3- Cezaevi yönetimlerinin kendi inisiyatifleri ile talimat vermeleri bilginiz dahilinde midir?
4- Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde insan hakları ihlallerini önlemek ve gerekli tedbirleri almak amacıyla denetim yapılmakta mıdır? Söz konusu cezaevinde en son ne zaman denetim yapılmıştır? (HABER MERKEZİ)