Etiket: koyunlar

  • Yayla yasağı sürü sahiplerini ve hayvanları vurdu

    Yayla yasağı sürü sahiplerini ve hayvanları vurdu

    Ardahan, Artvin ve Kars valiliklerinin yayla yasak kararları sürü sahiplerini vurdu. Jandarmanın araçlardan indirilmesine izin vermediği çok sayıda koyun açlık ve susuzluktan öldü.

    Artı Gerçek’ten Remzi Budancır’ın özel haberine göre Iğdır’ın Aralık ilçesine bağlı Aşağı ve Yukarı Çamurlu köylerinden Mehmet Tuza, Koço Tigra, Hüseyin Bedir ve Yusuf Bedir koyun sürülerini kamyonlara yükleyerek Artvin Şavşat’a gitti. Sürü sahiplerinin hedefi Şavşat’ta ihale yolu ile kiraladıkları yaylaları kullanmaktı. Ancak sürü sahiplerinin önünü kesen jandarma, ‘Tarım ve Orman Bakanlığının emri var’ diyerek sürü sahiplerinin koyunlarını indirmelerine engel oldu.

    KOYUNLAR 35 SAAT ARAÇLARDA BEKLETİLDİ

    Tüm yasal işlemleri tamamlayan Iğdırlı sürü sahipleri sürüleri ile beraber Şavşat’ta 35 saat araçların üstünde yağmur ve dolu yağışının altında saatlerce bekletildi. Ardahan, Artvin ve Kars valiliklerinde yayla yasak kararları olmasından dolayı jandarma sürü sahiplerinin koyunlarını araçlardan indirmesine izin vermedi.

    JADARMA İZİN VERMEDİ

    Sürü sahiplerinin tüm çabalarına rağmen koyunlar araçlardan indirilmedi. Hayvanlar aç susuz kamyonlarda bekletildi. Yol güzergahında bulunan karakollar koyun yüklü araçları bir birine teslim ederek Iğdır’a kadar ulaştırdı. Iğdır il sınırına ulaşan koyunların çoğu aç ve susuz kaldığı için telef oldu.

    SÜRÜ SAHİPLERİ MAĞDUR

    Araçların kapaklarını açan sürü sahipleri hayvanların telef olmasına sert tepki gösterdi. Hayvanlarına ait görüntüleri araç sürücüsü Ferhat Çınar paylaştı. Sürü sahipleri ise hayvanların telef olmasına Artvin ve Ardahan valiliğinin sebep olduğunu söyledi. Hayatta kalan koyunları indiren sürü sahipleri, onlarca koyunu kaybetti.

  • “Yayla yasakları kalksın, koyunlar özgürce otlasın”-VİDEO

    “Yayla yasakları kalksın, koyunlar özgürce otlasın”-VİDEO

    PİRHA – Mazgirt Şilk Köyü’ndeki sürü sahipleri, OHAL gerekçesiyle yaylalara çıkmalarda sürekli bir sıkıntı ve zorluk yaşadıklarını, bu yasaklarını kalkmasını, koyunlarının yaylalarda özgürce otlamasını istediklerini ifade ettiler. 

    OHAL’in etkisi Dersim’de sürü sahiplerini de etkiliyor. Sürü sahipleri, yaylalarda can güvenliklerinin olmadığını, koyun otlatmaya gittiklerinde Heron korkusu yaşadıklarını belirterek bunlara karşı yasakların kalkmasını ve can güvenliklerinin sağlanmasını istiyorlar. Sürü sahipleri, her yıl yaylalara çıkışlarının geciktirildiğini bu nedenle de koyunlardan istenilen verimin alınmadığına dikkat çektiler.

    Öte yandan artan yem ve saman fiyatlarına da tepki gösteren sürü sahipleri, yoğun çalışmaya rağmen emeklerinin karşılığını alamadıklarını da dile getirdiler. Devlet yetkililerinden buna yönelik bir çalışma yürütmelerini talep ettiler.

    “KADININ YÜKÜ AĞIRDIR”

    PİRHA’ya konuşan Hüseyin Kahraman, İstanbul’dan ablasının yanına yardıma geldiğini belirterek “Koyunları kadınlara sağdırmasınlar. Kadın bu meslekte çok eziliyor. Kadın şimdi bizimle beraber davar sağıyor. Bizimle beraber koşturduktan sonra bir de akşam yemeği yapıyor. Akşam peynir yapıyor. Kadının yükü ağırdır burada. Kadınlarla erkekler ortak çalışın bu meslekte.”

    Koyun sürülerine çobanlığa geldiğini belirten Erdem Karakuş ise mesleği ve zorluklarını şöyle aktardı:

    “Kışı burada geçirdik. Buradan sonra yaylaya gideceğiz. Okul okumadık, bu mesleği yapmaya devam edeceğiz. Hayatımızı bir şekilde devam ettirmeye çalışacağız. Elbette şartlar zor; dışarıdan kolay geliyor, hayvanlar sevimli geliyor bu işi yapmayan kişilere. Ama şartlar zordur. Kışın burada çadırımız çöktü, kar yağdı. Kışın yemleme zor. Şu an sağım da biraz zor. Gece ben tek gidiyorum koyunları otlatmaya. Yaylalarda zorluk çekiyorsun. İster istemez rahatsız oluyorsun yaylalarda. Bu işi bileceksin ya da çalışacak birisi olacak.”

    Her bölgeye giremiyorsun. Yasaklı bölgelere girdiğinde bir can güvenliğin yok. Bu bizi kötü etkiliyor. Bunun için kendi tedbirimizi almak lazım. Hayvancıları, Şavaklıları çok kötü etkiliyor bu mesele.

    “DEVLET YAYLALARI İCARA AÇIYOR”

    Her gün üç kişi beri taşında süt sağımı yaptıklarını söyleyen Karakuş, emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirterek şunlara değindi:

    “Çünkü mal sahibinin açısından düşünürsen; kışın saman alıyor, samanın tonu koyundan pahalı. Arpa olmuş 1200 lira, yaylalar hep icar. Devlet kendi yaylasını millete icarla veriyor. Yol parası, kamyon derken masraflı oluyor. Et pahalı doğru; açığı orada kapatıyorsun. Yoksa kazançları pek olmuyor. Bu eziyete rağmen herkesin gördüğü gibi kazanç elde edilmiyor. Senede 40-50 bin çobana veriyorlar. 600 koyuna da 70-80 bin lira yem parası gidiyor senede.”

    “YAYLALARDA CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK”

    Devletin hayvancılığa desteğinin çok az olduğunu hatta engel olduğunu ifade eden Karakuş, yaylalarda yaşadığı sıkıntıları şöyle aktardı:

    “Can güvenliğimiz yok. Kendi can güvenliğimiz bize aittir. Mesela çobansın, sürüyle ayrılıyorsun, uzakta geziyorsun, korkuyorsun Heron gelecek üstüne. Devlete bir şeyimiz yok ama can güvenliğimiz yok. Can güvenliğimizi alsalar çok iyi olur. Her bölgeye giremiyorsun. Yasaklı bölgelere girdiğinde bir can güvenliğin yok. Bu bizi kötü etkiliyor. Bunun için kendi tedbirimizi almak lazım. Hayvancıları, Şavaklıları çok kötü etkiliyor bu mesele.”

    “BURADA ÖZGÜRÜZ, DOĞAYLA İÇ İÇEYİZ”

    Altun Çelikel de, “Geçici olarak buraya, Mazgirt’e geldik, kiracıyız burada. Yayla zamanında yükleyip gideceğiz. Eylül, Ekim gibi buraya geliyoruz. Devletin bize verdiği çıkışa bağlı yaylalara gidiş zamanımız. Yaylalarda Ağustos’a kadar kalıyoruz. Biz her zaman Ovacık Mercan yaylalarına gidiyoruz. Mayıs’ın sonlarına doğru kendimizi toparladığımız zaman çıkar gideriz. Kışlakçıyız biz burada” dedi.

    Çocukluğundan beri bu işi yaptığını hatta bu işin içinde doğduğunu belirten Çelikel, yaptığı işleri şöyle anlattı:

    “Kendi işinin patronusun burada. Ezilsek de yapıyoruz. Böyle daha iyidir. Burada özgürüz, doğayla iç içeyiz. Koyunun var, kuzun var, uğraştığın bir şey var. Davar sağıyorum, peynir yapıyorum, ekmek pişiriyorum, yemek yapıyorum. Tüm işler omuzlarımızda.”

    “KENDİMİZE ZAMAN AYIRAMIYORUZ, MÜCADELE VERİYORUZ”

    Çelikel, mesleğin zorluklarını ise şöyle ifade etti:

    “Bu işin her yönden zorlukları var. Zor bir meslek, çalışıyoruz; boş bir zamanımız olmuyor. Kendimize zaman ayıramıyoruz. Yemek yapmaya vaktimiz olmuyor yani. Kışın karda, yazın da yağmurda, çamurdayız. Mücadele veriyoruz.

    Tabi konma-göçme çok zor değişiklik olduğu için de bize güzel geliyor, alışmışız. Koyunlarımız nasıl rahat ediyorsa ona göre yaylaya gidiyoruz ve dönüyoruz.

    Kışın çadırlarımız kar yağınca çöktü. Devletten de destek alamadık. Geldi burada bakıp fotoğraflarını da çektiler, devletten hiçbir destek alamadık. Benim kimsem yok, ekip biçeceğim toprağım da yoktur. Ben bu koyunla uğraşıyorum. Sadece benle eşim; o yüzden çoban almak zorundayız. Kazandığımız da fazla bir şey değil. Bu meslekte kalabalık çok önemli. Kalabalık olduğun zaman kazancın olur. Yaylalarda engel çıkmazsa kiraladığımız yerlere gideriz.”

    Çelikel, “Yayla yasakları bizim yaylalara çıkış tarihimizi erteliyor. OHAL dolayısıyla sürekli yayla çıkış tarihlerimizi erteliyorlar, sıcaklık arttıkça da koyunlar etkileniyor, süt azalıyor. Verim alamıyoruz. Yasakların kaldırılmasını, koyunların özgürce otlamasını istiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

    İsmet SEFER-Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

        

  • Çiğdem Doğan: Zorlukları olsa da köyde yaşamayı çok seviyorum-Video

    Çiğdem Doğan: Zorlukları olsa da köyde yaşamayı çok seviyorum-Video

    PİRHA – Varto Muskan Köyü’nde yaşayan iki çocuk annesi 38 yaşındaki Çiğden Doğan 20 yıldır evli ve köyde yaşıyor. Köydeki yaşamın güzelliklerini anlatıyor PİRHA’ya…

    Haberin Videosu

    Muş Varto’ya bağlı Muskan (Beşikkaya) Köyü’nde yaşıyor Çiğdem Doğan. 38 Yaşında ve iki çocuk annesi.  İlk okulu Varto’da okuyan Doğan sınavı kazandıktan sonra İstanbul’da okul hayatına devam ediyor. Okul biter bitmez köyüne dönen Doğan, evleniyor ve köy yaşamını seçiyor yaşamak için. Hayatın tüm zorluklarını ve güzelliklerini eşiyle, çocuklarıyla yakın çevresiyle birlikte paylaşım içinde karşılıyor. Ailesiyle birlikte köyde yaşamayı tercih etmiş Doğan. Köy yaşamının zorlukları olsa da mutlu olduklarını ve şehirde yaşamak istemediklerinin altını çiziyor…

    Çiğdem Doğan’ı öğlen saatlerinde köye gelen koyunları sağarken görüyoruz. Elindeki kovayla keçi ve koyunlarını sağarken sorularımıza da cevap veriyor. Sağdıkları sütleri öncelikle yoğurt yaptığını söyleyen Doğan, “Evde yoğurt yoksa önce yoğurt yapıyorum kalan sütü ise ya peynir yapıyorum ya da makineden geçiriyorum” diyor. Makineden geçirdiği sütten yaptığı yağı ya da peynirleri satarak ev ekonomisine katkı yapmaya çalıştığını da ekliyor.

    “KÖY HAYATI SAKİNDİR, GÜZELDİR”

    Doğan köy yaşamını neden seçtiğini ise şöyle anlatıyor:

    “Köyü seviyorum çünkü sakin, havasını, suyunu, toprağını, insanlarını ve ortamını seviyorum. Şehir hayatını pek sevmiyorum çünkü insanı strese sokuyor. Evet köyde şartlar çok zor, ulaşım, okul, çocuklarımın hayatı, zor ama her şeye rağmen köy yaşamı daha güzel. Şehir hayatının sadece ulaşım, okul ve hastane konusunda rahat ama köy hayatı sakindir. Yani sinirlendiğinde oturup doğayı izlemek, bir kuş ötüşünü bile duymak sana her şeyi unutturuyor, mutlu oluyorsun.”

    “ÇOK ZORLUK YAŞADIK AMA KURU EKMEĞİMİZE MUTLULUĞUMUZU KATTIK”

    Evlerini eşiyle birlikte yaptıklarını söyleyen Doğan, insanın, yaşadığı yerin değerini bilmesi gerektiğini vurgulayarak anlatıyor:

    “İkimizin de emeği var bu yaşamda. Çok zorluklar yaşadık, iki kere sıfırdan başladık ama başardık. Bazen aç kaldık, susuz kaldık ama o kuru ekmeğimize mutluluğumuzu, huzurumuzu koyduk. Zorlukları öyle başardık yoksa başaramazdık. İster zengin ol ister fakir ol huzurun ve mutluluğun olsun ama bir kuru ekmeğin olsun her şeye bedel, yeter ki insan yaşadığın yerin değerini bilsin.”

    “KÖYDEKİ HER ŞEY ORGANİK”

    Köydeki tek geçim kaynaklarının hayvancılık olduğunu söyleyen Çiğdem Doğan, Köydeki her şeyin organik olduğunu belirtiyor.

    “Bu hayvanlar bizim her şeyimiz. Bizim geçim kaynağımız hayvancılık onun dışında bir şeyimiz yok. Her şeyimiz bu hayvanlar. Diğer türlü bahçe ekiyoruz, bostanımız var, çayırlarımızla uğraşıyoruz. Köyde her şey organiktir. Bu yıl bahçemi daha da büyüttüm. Evimin önünde elmalar ve armutlar var. Onları sadece sonbahar  ev için topluyorum, satmıyorum. Kışın buranın ulaşımı zor olduğu için sürekli gidip gelemiyorsunuz ilçeye bu sebeple elde ettiğimiz ürünleri tüketiyoruz. Tabi bu zorluklar da sizi üretmeye yönlendiriyor. Kış hazırlıklarımıza üç ay önce başlıyoruz” diyor.

    “BİR SONRAKİ DÖNEMDE KADINLAR DESTEK VERİRSE MUHTAR OLMAK İSTİYORUM”

    Kadınların zorluklar yaşadığını ve bu durumdan dolayı onların daha güçlü katılmalarını sağlamak istediğini söyleyerek bir sonraki seçimlerde köyde muhtar adayı olacağını da belirtiyor Doğan. Neden muhtar olmak istediğini de şu sözlerle anlatıyor:

    “Bir sonraki seçimlerde muhtar olmak, aday olmak istiyorum. Buna gereksinim duymamın sebebi buradaki kadınların topluma daha güçlü katılımını sağlamak için. Biz buradaki kadınlar sadece hayvancılıkla uğraştığımız için bütün hayatımızı ona adamışız. Sosyal bir hayatımız yok, kadınların herhangi bir yere katılımları yok. Bir yere gezmeye gidemiyorlar kadının ne kadar değerli olduğunu topluma anlatmamız lazım.”

    “ARKAMDA KADINLAR OLURSA HER ŞEY DAHA GÜZEL OLACAK”

    Doğan bu kararına eşinin pek olumlu bakmadığını belirtirken onu ikna edeceğinden de emin gibi konuşuyor. “Tabi arkamda kadınlar olur, birbirimize güvenir destek olursak en güzel şeyleri yapacağıma inanıyorum” diyerek projelerini anlatıyor:

    “Burada hayvancılık yapıyoruz fakat ürünlerimizi tanıtamıyoruz. El işlerimiz, örgülerimiz, yağlarımız, peynirlerimiz olsun kimseye tanıtamıyoruz, sadece biz biliyoruz. İnsanların buraya gelmesini, burayı tanımasını hayatı ne kadar zor şartlarda yaşadığımızı ürünlerimize ne kadar değer ve kıymet verdiğimizi, sevgimizi katarak yaptığımızı görmeleri gerekir. Bunları tanıtmak için elimden geleni yapacağım” diyor.

    Semra ACAR / Varto (Gımgım)