Etiket: koza holding

  • ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    PİRHA – Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, Göle’de yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Öztürk, “Madene karşıyız ve yapılmaması için elimizden geleni yapacağız” dedi. Göle Çevre Komisyonu Sözcüsü Ali Turan ise maden ocağına karşı itirazların, faaliyet başlamadan önce yapılması gerektiğini belirterek “İlla İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin? ifadelerini kullandı.

    Ülkenin en fazla su rezervlerini barındıran ve hayvancılık anlamında ciddi üretimin yapıldığı Kuzey Anadolu Bölgesi, maden faaliyetleri nedeniyle tehdit altında.

    Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılmak istenen altın madeni projesine karşı bütün yöre halkı ayakta. 4 Köyü kapsayacak maden faaliyeti sebebiyle yöre halkı, hem çevrenin tahrip edileceğine hem de hayvansal üretimin zarar göreceğine dikkat çekiyor.

    “MADENE KARŞI ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, söz konusu projenin tehlikelerine dair PİRHA’ya konuştu. Koza Holding tarafından açılmak istenen madene karşı olduklarını dile getiren Öztürk, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Maden aramalarında gördük ki şu zamana kadar birçok can yitip gitti. Şimdi bu faaliyetin bölgemizde de olması demek öncelikle hayvancılığı, tarımı bitirmek demektir. Daha da önemlisi insanlarımız zarar görecek. Bu aramalar sonucunda doğa kirlendiği için tarım olmayacak. Doğa kirlendiği için tabii ki hayvancılık da olmayacak. Üretim adına hiçbir şey kalmayacak. Hayvancılık zaten şu anda son demlerini yaşıyor. Toprağımızı zehirleyecekler, bu nedenle böyle bir faaliyet istemiyoruz. Madenin bölge halkına hiçbir faydası olmayacaktır. Maden sahipleri ve hükümet, bu işi karlı bir şey görebilirler ama orada yaşayanlar için kesinlikle doğru bir karar değil. Biz de bu nedenle madene karşıyız ve elimizden geleni yapacağız.

    “GELİN BU PROJEYİ DURDURALIM!”

    Dilek Öztürk, konuşmasının devamında Göle’de yaşayan yurttaşlara da seslenerek duyarlılık çağrısı yaptı. Öztürk, şunları söyledi:

    “Sevgili Göleliler, gelin ata topraklarımızı zehirlemelerine izin vermeyelim. Birkaç sene sürecek bir çalışma ortamı yaratmak için geleceğimizi yok etmeyelim. Madenler özellikle siyanür gibi kimyasal maddelerle aranacaktır. Geleceğimizin, tarım ve hayvancılığın bitmemesi için sizlerden ricam buna hayır dememizdir. Gerekirse bütün büyük şehirlerden toplanıp orada bir eylem de yapabiliriz. Madenin olmaması gerektiği kanaatindeyiz. Bu madenlerin zararlarını çokça gördük, işittik. Çok sayıda can kayboldu, bunları nasıl riske ediyorsunuz? Bu sebeple gelin bu projeyi durduralım. Buna hayır demek zorundayız.”

    KADIN YURTTAŞLARA ÇAĞRI!

    Dilek Öztürk, Ardahan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin ilk kadın başkanı olduğunu belirterek hemcinslerine de çağrı yaptı. Öztürk, “Bizler de söz hakkına sahibiz. Bizler birleşmeliyiz. Biz kadınlar birleşerek de eylemimizi yapabiliriz. Özellikle kadınlarla projeye karşı eylemleri yönetebiliriz. Bu faaliyetleri durduracağımıza da eminim. Yeter ki gönülden isteyip eyleme geçelim” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZDEN ZERRE ÖDÜN VERMEYECEĞİZ”

    Göle’deki maden projesine karşı oluşturulan çevre komisyonu sözcüsü Ali Turan da itirazlarını dile getirdi. Projeye dair Göle’ye giderek yöre halkıyla durum değerlendirmesi yaptıklarını belirten Turan, hukuki anlamda tüm girişimlerde bulunduklarını da anlattı. Turan, Enerji Bakanlığı tarafından söz konusu maden ruhsatını iptal etmeleri için girişimde bulunduklarını belirterek şöyle devam etti:

    “Göle’deki köylerle alakalı örgütlenmede belli bir mesafe kat edildi. Milletvekillerimiz tarafından verilen sözler vardı. ‘bu işi biz kapatacağız, tasalanmayın, tedirgin olmayın’ denilmişti. 31 Mart seçimleri öncesinde konuya dair açıklama yapacaklarını da söylemişlerdi ancak herhangi bir hareketlilik olmadı. Evet vaatler var ama bizler de kendi mücadelemizden zerre kadar ödün vermeyeceğiz.

    Bazı çevrelerde ‘bakın firma daha faaliyete başlamamış’ gibi bir algı uyandırılıyor. Bu da toplum açısından sanki çok uzun vadede geleceklermiş gibi algılanıyor. Aslında hiçbir zaman mücadelede erken değildir demek istiyoruz. Evet biz haberi erken aldık ve zaman kaybedilmeden bu duyum yayıldı. ‘Firma çok güçlü, gelip madeni yapabilirler’ gibi söylemler var ama öyle değil; halkımız her zaman umudu yeşerten bir halktır.”

    “KADININ YERİ FARKLIDIR”

    Altın, gümüş ve bakır çıkartmak amacıyla açık ocak şeklinde faaliyet yürütüleceği belirtilen maden sebebiyle Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerinin arazileri tehlike altında bulunuyor. Ali Turan, yöre halkının tümüyle tepki gösterdiğini belirterek “Kadınlar da artık seslerini yükseltiyor. Erkekler olarak çok konuşur, mücadele ederiz ama kadının yeri farklıdır. Kadınların da mücadeleye katılması, gücümüzü daha da arttıracaktır. Bölgedeki kadınlarla da örgütlenmeye gideceğiz” dedi.

    “MÜSAADE ETMEMEK LAZIM”

    Koza Holding’in 2017 yılında maden projesine dair ruhsat aldığını belirten Ali Turan, İliç’te yaşanan faciayı da hatırlatarak şunları söyledi:

    “Evet henüz bir faaliyet yok ama itiraz için erken de değil. Keşke 2017 yılında haberdar olsaydık. Halihazırda bir komisyon şeklinde çalışıyoruz. Sivil toplum kuruluşları da destek gösteriyor ama bunlar henüz yeterli değil. Geçtiğimiz aylarda Göle’de bir basın açıklaması girişimimiz olmuştu ancak mülki amiri, çeşitli gerekçelerle buna dahi izin vermedi. Fiziki eylemlilik Koza Holding araziye girdikten sonra doğal olarak yapılacaktır. Karşı tarafın bölgemize gelişi bir tür zehir demek. O anlamda vatandaşın fiziki eylemi, annelerinin ak sütü gibi hakkıdır. ‘Neden daha bir şey yokken eylem yapıyorsunuz?’ söylemi bu nedenlerle olmaması gerekir. ‘Şimdilik bekleyelim’ deniliyor olabilir ama neyi bekleyelim? Toplum uzun bir süredir zaten sindirildi ve hep susuyoruz. Şimdi illa İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin. Buna müsaade etmemek lazım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!

    -Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

    -Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    PİRHA – Akademisyen Fikret Başkaya, ülke genelinde süre giden maden faaliyetlerine tepki gösterdi. İliç’te 9 kişinin yaşamını yitirdiği kazaya işaret eden Başkaya, “İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. İnsanlarda galiba utanma duygusu azalmış” dedi. Başkaya, Göle’de açılmak istenen maden ocağına da değinerek “Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız” uyarısını yaptı.

    “Büyüme ve kalkınma” iddiasıyla ülke genelinde yıldan yıla maden faaliyetlerinde artış yaşanıyor. AKP hükümeti döneminde sayıları ciddi oranda yükselen madenler nedeniyle çevresel tahribatla birlikte iş cinayetlerinde de gözle görünür artış söz konusu.

    Söz konusu maden faaliyetleri gerçek anlamda ekonomiye ne oranda katkı sağlıyor; bunu ve daha fazlasını Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya ile konuştuk. Madencilik ve doğa talanındaki büyük artışın nedenlerine dikkat çeken Başkaya, “Kapitalist dünya sistemi, kendini üretmekte zorlanıyor, geleneksel sektörlerde yeteri kadar değer yaratamıyor ve çareyi doğayı yağma ve talanında görüyor” dedi.

    “YAĞMA VE TALAN VAR!”

    Maden faaliyetlerinin dünya genelinde artış gösterdiğini söyleyen Fikret Başkaya, konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye’de AKP’nin niteliğinden dolayı iş zıvanadan çıkmış durumda. Doğaya verilen bu aşırı zarar, bu ekolojik yıkım, tamamen sermayenin değerlenmesiyle ilgili bir mesele. Örneğin kamuya ait olan müşterekler tanımına giren şeyler gasp ediliyor. Fakat Türkiye’de ikili bir yağma ve talan var. Bir tanesi bütçenin, hazinenin yağmalanıp talan edilmesi, bir tanesi de doğanın yağma ve talanı… Mesela bir adam geliyor, kredi alıyor, sonra gidiyor bir yerde maden çıkartıyor, bir sürü kolaylık sağlanıyor. Yani beş para harcamadan herkesin olana sahip oluyor. Yeraltı ve yerüstü kaynakları, müşterekler tanımına giren şeyler. Herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken varlık ve zenginlikler, bunlar böyle bir amaç için yağmalanıyor.

    “HERKESİN OLANA EL KONULUYOR”

    Madenlerin bu kadar çok olmasının bir nedeni daha var. Emperyalist ülkelere doğal kaynağın transfer edilmesi gerekiyor! Altın falan bu açıdan çok önemli değil, çünkü bir sürü kritik maden var. Yeni teknolojiler için mesela kullanılan lityum gibi… Bunlar Türkiye’den, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Latin Amerika’dan o tarafa doğru götürülüyor. Ama şöyle; mesela İngiltere’de, Amerika’da elektrikli araba üretiyor ama bataryayı üretmek için buralardaki madenleri çıkartıp oraya taşıması gerekiyor. Yani Türkiye’deki ekonomik model, değer üretemiyor ve doğayı yağmalayarak herkesin olana bu vurguncu kapitalistler tarafından el konularak bir sermaye birikimini sağlıyorlar.

    “ÖZELLEŞTİRİLMEYEN HİÇBİR ŞEY KALMADI”

    Onun için sorun kapitalizmin içinde bulunduğu durum ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu durum. Şimdi ne yaptılar? Mesela özelleştirilmeyen hiçbir şey kalmadı. Özel sektöre devredersek daha verimli çalışacak, yük olmaktan çıkacak, enflasyon düşecek deniliyordu. Bunların hiçbir karşılığı yok, saçma. Sermaye değerlenmek için bunlara el koyması gerekiyor Bir de tabii bunların bir değeri de yok, mesela Türk Telekom’un bir fiyatı mı var? Böylece bir yağma olayı var. Şimdi bu yağma müştereklere doğru, yani herkesin ihtiyacına sunulması gerekenlere yönelik bir yağma. Bunları peşkeş çekiyorlar. İşte bu doğa ve yağma talanı böyle bir mantığın sonucu.”

    “DOĞAL ZENGİNLİKLER EMPERYALİST MERKEZLERE TAŞINIYOR”

    Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya, yabancı şirketlerin Türkiye’de uyguladıkları maden faaliyetlerini kendi ülkelerinde bu denli yoğun hayata geçiremediklerinin de altını çizdi. Başkaya, “Bu talanı Fransa’da, İngiltere’de yapamazsın. Oralarda da bizdeki gibi hamleler var tabii ama ekolojik hareket buraya göre çok daha güçlü ve bu şirketler püskürtülebiliyor. Netice itibarıyla ‘yeryüzünün lanetlilerinin’ yaşadığı yerlerde bu tahribat, sömürü, yağma, talan yapılıyor. Bidayetten itibaren batının zenginliği, dünyanın geri kalanını sömürü ve yağma talanı ile mümkün oldu. Yani buralardaki doğal ve beşeri zenginlikler emperyalist merkezlere taşınıyor. Bu da gerektiği gibi tartışılıp anlaşılmıyor ve gündeme gelmiyor” diye konuştu.

    “KAPİTALİSTLER, İŞÇİYİ İNSAN OLARAK GÖRMEZ”

    Akademisyen Fikret Başkaya, madenlerde yaşanan kazaların her sene artacağına da dikkat çekti. İşçi sınıfının örgütsüz ve bilinçsiz olması nedeniyle ölümlerin de çoğalacağına vurgu yapan Başkaya “Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu dalgayı şu an itibarıyla kıracak bir örgütlü bilinç yok” diye konuştu.

    Başkaya, iş güvenliği konusunun neden önemsenmediğine de değinerek şunları söyledi:

    “1980 yılından sonra dünyaya ‘neoliberal’ denilen politikalar hakim oldu. Neoliberal politikanın 3 sloganı vardı. Bunlardan biri ‘liberalleşme’ yani sermayenin hareketini engelleyen ne varsa ortadan kaldırmak. Yani bütün dünya sermayenin korunmuş gül bahçesi olacak demek.

    İkincisi; ‘özelleştirme’. Kamuya ait kurumların özel sermayeye peşkeş çekilmesi.

    Üçüncüsü de ‘kuralsızlaştırma’. O da ezilen sınıfların, işçi sınıfının lehine kazanımları tasfiye etmektir. Böyle üçlü bir saldırının sonucudur şu andaki manzara.
    Mesela 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla işçi hareketi sürekli örgütlendi ve sendikalar güç kazandı. İşçi sınıfı, sistem içinde önemli mevziler kazanmıştı. 1980’deki neoliberal saldırı ile işçi sınıfının kazanımlarına da saldırı oldu. Bir şey daha oldu; 1990’da Sovyet sisteminin çökmesi ile sosyalist ütopyada zaafa uğradı. Bu ikisinin diyalektiği, yani küresel işçi sınıfının mücadele ve pazarlık gücünü zayıflattı. Örgütsüzlük daha yaygınlaştı. Türkiye’de 1980 öncesinde sendikalar gayet güçlüydü. Mesela bir işçi, memurdan çok daha yüksek ücret alıyordu.

    “SÜRECE MÜDAHALE ETMEK LAZIM, GEÇ KALMAMAK LAZIM”

    Yani sendikalar anlamında alan tamamen boşalmış durumda. Sermayenin saldırısına açık bir alan var. Bir de tabii işçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece, bu patron için bulunmaz bir nimet. Sermaye sahibi için işçi de o üretime dahil olan araçlardan biri, yani onu insan olarak görmez. Görse zaten insanca muamele eder. Yani yapılması gereken, global olarak bir bilinç devrimine ihtiyaç var. İnsanlık ve uygarlık kritik bir kavşağa gelmiş bulunuyor Hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman iki şık var, ya insanlık aklını başına alacak, bu sürece bilinçli bir müdahalede bulunacak ya da bu iş karakolda bitecek! Yani uygarlık paradigmasının değiştirilmesi gereken bir zaman geldi çattı. Çünkü ikili bir sorun var. Bir; sosyal sorunlar; bütçe derinleşiyor. Bunlar işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma… Bir taraftan da ekolojik yıkım var; canlı türleri hızla yok oluyor. Bir taraftan iklim krizi var ve atmosfer ısınıyor, bunu yaşayarak da görüyoruz. Dolayısıyla şu anda insanlık ve uygarlık, kritik bir kavşakta. Bir, sürece müdahale etmek lazım. İki, geç kalmamak lazım.”

    “RADİKAL BİR KARŞI DURUŞ ÖRGÜTLEMEK GEREK”

    Fikret Başkaya, Koza Holding tarafından Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılması planlanan maden faaliyetlerini de yorumladı. Sürece müdahil olunması gerektiğini söyleyen Başkaya, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu yıkım vakitlice durdurulamazsa bunun ekolojik tahribatı akılalmaz boyutlara ulaşacak. Orada yaşamı yok eden bir süreç olacaktır ve bu göz göre göre yapılan bir şey. Mesela şimdi burada yapılanı kaç kişi biliyor? Dolayısıyla burada çok radikal bir karşı duruş örgütlemek gerekiyor. Mesela bir yere saldırı oluyor, oradaki insanlar buna haklı olarak tepki gösteriyor ama ufak bir tepkiye karşı dahi jandarma, polis ile karşılaşılıyor. Yani bu akıl almaz bir vahşet. Dayanılır gibi bir şey değil. O cennet yöreyi bir kapitalistin çıkarı için talan edecekler. O işi yapan kapitalistin ortakları, kamusal zenginliği yağmalayarak oraları yaşanmaz hale getirecekler. Bir de artık İliç’te yaşananlardan sonra bu yönlü duyarlılığın artmış olması gerekiyor. Mesela bu İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. Aslında global olarak insanlarda galiba utanma duygusu azalmış. Mesela böyle bir duruma tepki bu kadarcık mı olması gerekirdi? Oradaki vahşet nedeniyle insan gece uyuyamaz. Çünkü doğa yok ediliyor. Bir kere bu yapılanların geri dönüşü yok. Bu ataletten kurtulmak lazım. Sürece müdahale etmek lazım. Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’nin, Göle ilçesindeki 4 köyü kapsayan maden projesine tepkiler sürüyor. Yöre halkı, oluşacak çevresel felaketle birlikte hayvancılık ve tarımın yok olacağına vurgu yapıyor. Yurttaşlar, söz konusu girişim nedeniyle kutsal mekanların da tehlike altında olduğunu belirterek “Doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız” diye belirttiler.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından Ardahan’ın Göle İlçesinde yapılmak istenen altın, gümüş ve bakır madeni projesine tepkiler sürüyor.

    Söz konusu projenin tüm detayları kamuoyu ile paylaşıldı ancak, şirketin maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusuna henüz olumlu cevap verilmedi.

    Projeye olumlu cevap verilmesi halinde Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köy arazileri de maden sahası kapsamında değerlendirilecek.

    YÖRE HALKININ TEPKİSİ ARTIYOR!

    Maden projesine karşı duran yöre halkı, itirazlarını sürdürüyor. Mahkeme yoluna da başvuran Göleli yurttaşlar, projenin başlatılması durumunda oluşacak çevre felaketine bir kez daha dikkat çekti.

    Koyunlu (Gundik) köyünden Hüsniye Aydar, maden faaliyetlerinin yöre halkına hiçbir getiri sağlamayacağının altını çizdi. “Aksine madenin bizden götürüsü çok olacaktır” diyen Aydar, şunları söyledi:

    “Bizler mera hayvancılığı yaparak geçim kaynağımızı sağlıyoruz. Sütçülük, peynircilik, kazcılık, arıcılık yapmaktayız. Siyanürlü bir maden çalışması demek, su kaynaklarımızın, doğamızın zehirlenmesi demektir. Bitki çeşitliliğinin bitmesi, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğinin elinden alınması demektir. Yer altındaki bütün sular damar şeklinde birbirine bağlıdır. Söz konusu alan hayvancılık ve tarım bölgesidir. Bu maden, tarımı da bitirme noktasına getirir. Gençlerimiz zaten işsiz. Bir kesim hayvancılıkla uğraşıyor. Biz kadınların ekmeği, aşı hayvancılıktadır. Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz. Maden demek doğamızın bitmesi demektir. Bölgemizde böyle bir maden çalışması istemiyoruz.”

    “MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    “İkinci bir İliç yaşansın istemiyoruz” diyen Hüsniye Aydar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayvanlarımız bizler için çok önemli. Bir inek, bir fabrika demektir. Elimizden ekmeğimizin alınması, insanların yokluğa mahkum edilmesini istemiyoruz. Bir şirketin gelip Göle’nin köylerine hükmetmesini istemiyoruz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Topraklarımız geçim kaynağımızdır. Eğer bir şeyler yapılmasını istiyorlarsa dağlarımızın ağaçlandırılmasını, yollarımızın yapılmasını sağlasınlar. Doğamız, bir maden şirketine kurban verilmemeli. Geleceğimiz yokluğa mahkum edilmemeli. Yani bu madenin bize bir faydası yok. İsmi üstünde; ‘Yeşil Göle’… Bölgemizin çöl olmasını istemiyoruz.

    Siyanür buharlaşma usulüyle havaya karışacak. Bütün bitkilerimizin böylelikle üstüne çökecek, hayvanlarımız da bu otları tüketecek. Hayvanlarımızdan elde etmiş olduğumuz yağ, peynir, süt ve eti biz insanlar tüketiyoruz. Sağlığımızı tehdit edecek faaliyetleri memleketimizde istemiyoruz. Türkiye’nin en büyük oranda peynir ihtiyacını karşılayan bölgesi Ardahan’ın Göle ilçesi, Kars ve civarıdır. Kimsenin elimizdeki ekmeği almaya hakkı yoktur.”

    KUTSAL MEKANLARA SALDIRI!

    Hüsniye Aydar, köylerindeki kutsal mekanları da işaret ederek, maden projesi ile inançlarının da hedef alındığını belirtti. Aydar “Köyümüzün etrafında manevi değerlerimiz olan ziyaret mekanlarımız da var. Ziyaretlerimize kimseyi dokundurtmayız. O yerler bizim için çok önemli. Biz Alevi köyüyüz ve inançlarımıza bağlıyız. Bu nedenlerle topraklarımızı, geleceğimizi kimseye vermiyoruz. Devlet bize destek sunacaksa eğer hayvancılık konusunda destek olsun. Maden çalışmaları ile gelip topraklarımızı kazıyacaklar ve bölge belli bir zaman sonra çöle dönüşecek” diye konuştu.

    “DOĞAMIZA VE ZİYARETGAHIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Gundik köyünden Kenan Akın da maden projesine tepki gösteren bir diğer isim oldu. Erzincan’ın İliç ilçesinde yaşanan maden faciasında halen 9 kişinin cenazesine ulaşılmadığını söyleyen Akın, “Hükümet, sanki hiçbir şey olmamış gibi seçim gündemiyle beraber meseleyi öteledi. Yaşananları adeta halka unutturdu” dedi.

    Kenan Akın, köylerindeki ziyaretgahların halk nezdinde büyük öneme sahip olduğunu vurgulayıp şunları söyledi:

    “Kendi ülkelerinde yasaklanan, maden arama izni alamayan yabancı şirketler, ülkemizdeki işbirlikçi sermayedarları ile devletten aldıkları peşkeş usulü ihalelerle bölgemize yönelmekte. İnancımız gereği ortak yaşama ikrar verdiğimiz cümle canlı, cansızın doğasına göz dikmiş durumdalar. Girmek istedikleri alanlarda o bölgede yaşayan biz Alevilerin inanç yerleri ve ziyaretgahları mevcuttur. Böyle bir durum karşısında bizlerin ve bütün Alevilerin rızalığı alınmadan kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız. Bununla birlikte tüm yasal ve meşru haklarımızı kullanarak doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız. Bu gibi yöntemlerle inanç yerlerimizi belleklerimizden silmeye çalışanların karşısında olacağız. Ayrıca bütün demokratik çevreleri ve Alevi kamuoyunu, yapılmak istenen bu durum karşısında sahiplenmeye davet ediyoruz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

     

  • Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    PİRHA – Göleli kadınlar, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 4 köy arazisini kapsayan alan içerisinde yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Hayvancılık ve çiftçilikle geçimini sağlayan kadınlar, “Yurdumuzda maden faaliyeti istemiyoruz. Koza Holding, toprağıma, suyuma dokunma. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

    Ülke genelinde artan maden faaliyetleri, çevresel felaketin yanı sıra iş cinayetleriyle de sık sık anılıyor. Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat’ta yaşanan ve 9 insana mezar olan maden faciası da sermayedarların kar hırsını engellemedi.

    İnsan ve çevre yaşamını olumsuz etkileyen maden faaliyetlerine son olarak Ardahan’ın Göle ilçesinde yaşayan yurttaşlardan tepki geldi. Hayata geçirilmek istenen altın madeni projesi için itirazlarını dile getiren kadın yurttaşlar, “Toprağımıza, suyumuza dokunmayın. Maden faaliyeti istemiyoruz” dedi.

    “BİZİ DOĞAMIZLA BAŞ BAŞA BIRAKSINLAR”

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılmak istenen maden faaliyeti Göle ilçesinin Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerini kapsıyor. İlgili şirketin, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptığı ifade ediliyor.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, PİRHA’ya ulaştırdığı videolar ile tepkilerini dile getirdi.

    Şeki Köyü‘nden Sevda Karataş, “Köyümüzün yok olmasına izin vermeyelim” diyerek şöyle devam etti:

    “Doğup büyüdüğüm, çocukluğumu geçirdiğim köyüme maden ocağı kurulacağını öğrendim. Bu ocaklar doğamızı, arazilerimizi zehirleyeceği için kesinlikle istemiyorum. Maden ocaklarının kurulması demek, köyümüzün doğası, arazilerimizin verimliliği, yaban yaşamını ve bizlerin yaşamını olumsuz yönde etkileyecek. Bu şirketlerin kesinlikle memleketimize girmesini istemiyorum. Bizi doğamızla baş başa bıraksınlar. Buradan bir kez daha sesleniyorum; köyümüz ve ilçemizin mahvolmasına izin vermeyelim. Çünkü biz Göle’mizi yeşil seviyoruz. Koza Holding’i burada istemiyoruz. Hemû jiwera silav û rez, spas dikim.”

    “GÖLE DE İLİÇ OLMASIN!”

    Büyük Atınbudak köyünden Kudret Irmak “Köyümüz yok olmasın” dedi. Maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirten Irmak, “Bu yapılacakları istemiyoruz. Göle de İliç gibi olmasın. Siyanür buradaki dereye de karışacaktır ve bütün hayvanlar da o suyu içecektir. O derenin suyu ile hepimizi zehirleyip öldürür” diye konuştu.

    “YENİ FİDANLAR DİKİLMİŞTİ”

    Birgül Irmak ise “Köyümüz mahvolmasın. Hayvancılık bitmesin ki başka ülkelere muhtaç olmayalım” uyarısını yaptı. Irmak, “Koza Holding’e hayır diyoruz. Dağlarımıza dokunmayın! Buralara daha yeni fidanlar dikilmişti. Bu durumda hepsi sökülecek, bunu istemiyoruz. Su kaynaklarımız da tehlike altında. Ayrıca bölgeden fay hattı da geçmekte” diye belirtti.

    “ÇÖLLEŞMEYE HAYIR!”

    Bilgi Irmak da, “Koza madenciliği ilimizde istemiyoruz. Çölleşmeye hayır diyoruz. Köylerimiz yok olmasın. Bizim peynirimiz, sütümüz; yani hayvancılığımız geçim kaynağımızdır. Koza şirketini kesinlikle burada istemiyoruz. Kazılacak alan köyüme 150 metre mesafede. Yapılacak dinamit çalışmalarıyla bütün binaların hasar alması çok olası bir durum. Söz konusu alanın hemen yanında mezarlığımız bulunmakta, bunlar için ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama biz köyümüzden çıkmak istemiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    “SADECE KENDİ ÇIKARLARINIZ İÇİN…”

    Ailesinin hayvancılıkla geçimini sağladığını dile getiren Keziban Irmak, “Babam işini yapamazsa ne olacak? Maden faaliyetlerinin zararlarına hep değiniliyor. Örneğin ozon tabakasının gördüğü zarara hep değiniliyor ama umursayan olmuyor. Bu nedenle bizler Koza Holding’i burada istemiyoruz. Sadece kendi çıkarlarınız için bu faaliyette bulunmayın” ifadelerini kullandı.

    “İZİN VERMİYORUZ!”

    Gundik Köyü‘nden Sevda Kat da maden faaliyeti ile büyük bir çevresel talanın yaşanacağına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Toprağımızın, suyumuzun, havamızın bu rantçı çeteler tarafından kirletilmesine izin vermiyoruz. Bu güzelim doğa atalarımızdan bizlere nasıl ki tertemiz kaldıysa bizler de bu çetelere karşı direnerek, çocuklarımıza bu toprakları temiz şekilde bırakmak istiyoruz. Buradan demokratik kitle örgütlerine ve çevreci dostlarımıza çağrı yapıyoruz ve bu duruma bir an önce müdahale etmelerini, sesimizi duyurmalarını istiyoruz.”

    “EKMEĞİMİZİ, SUYUMUZU, HAYATIMIZI ZEHİRLEMEYE KİMSENİN HAKKI YOK”

    Durucasu Köyü‘nden Simüzer Akgöz ise maden girişimine dair eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Altın kazı çalışmasına asla müsaade etmeyiz. Çünkü bizim yaşam alanlarımızı, yaşama sevincimizi, hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok. Bütün duyarlı vatandaşların buna tepki göstermesini rica ediyorum. Çünkü bizden sonraki nesillerin temiz havaya, suya ihtiyacı var. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Yapılanlara her zaman tepkimizi göstereceğiz ve asla müsaade etmeyeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!