PİRHA – Ekonomik krizle birlikte her geçen gün yeni bir ürüne zam geliyor. Bununla birlikte en son Et ve Süt Kurumu kıyma satış fiyatına yüzde 25 zam yaptığını duyurdu.
Et ve Süt Kurumu (ESK) gelen zamla birlikte kıymanın kilogram fiyatının 229 TL’den 279 TL’ye yükseldiğini açıkladı.
ESK, et fiyatlarına bugünden itibaren geçerli olmak üzere yüzde 25 oranında zam yaptığını duyururken yeni fiyatlar bu sabahtan itibaren geçerli oldu. ESK’da kıyma kilogram fiyatı 229 liradan, kuşbaşı kilogram fiyatı 259 liradan satılıyordu.
TÜİK verilerine göre, mart ayında kuzu eti yüzde 18,58’lik artışla ikinci, dana eti yüzde 14,65’lik artışla üçüncü, kümes hayvanları eti yüzde 12,19’luk artışla dördüncü olmuştu.
PİRHA- Dersim’de sağlık emekçileri iş bırakarak, taleplerini dile getirdi. Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istediklerini belirten sağlık emekçileri, grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasasının çıkarılmasını talep etti.
SES, Türkiye genelinde grevli toplu iş sözleşmesi hakkı, gerçek toplu sözleşme, demokratik çalışma yaşamı için bir günlük iş bırakarak işyerleri önünde açıklama yaptı.
Dersim’de de sağlık emekçileri, Tunceli Devlet Hastanesi önünde bir araya geldi. Sağlık emekçileri adına SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, taleplerini içeren bir açıklama yaptı.
SES’in kuruluş yıldönümü olan 1 Ağustos’ta alanlarda olduklarını belirten Kahraman, “Bugün sağlık emekçileri ve halkın sağlık alanı ile ilgili yaşadığı sorunların temelinde uygulamaya konulan “sağlıkta dönüşüm” programları yatmaktadır. Hizmeti üreten sağlık emekçileri açısından da kışkırtılan sağlık talebi ile birlikte eksik personel nedeniyle uzun çalışma süreleri, angarya çalışma dayatılmıştır” dedi.
Sağlık emekçilerine dönük şiddetin artarak devam ettiğine dikkat çeken Kahraman, “Siyasilerin toplumda yarattığı kutuplaşma, gittikçe otoriterleşen yönetim biçimi nedeni ile kültür haline gelen şiddetinde etkisi var. Bu nedenle de biz şiddet üretmeyen bir sağlık sistemi inşa etmek zorundayız” diye konuştu.
Serap Kahraman, temel taleplerini şu şekilde açıkladı:
“*Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istiyoruz. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim durumu, hizmet yılı gibi kriterler eklenerek giydirilmiş ücretler belirlensin.
*Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın.
*Sağlık hizmetleri ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) yıllık 90 gün üzerinden tam olarak tüm emekçilere ödensin ve geçmiş yılları da kapsasın.
*Nöbet, icap ve fazla çalışma ücretleri 2 kat arttırılsın.
*Sağlık alanında çalışan tüm emekçiler “sağlık hizmetleri sınıfı”na alınsın.
*Üniversite hastanelerinde de çalışanlara tayin hakkı verilsin.
*Sağlık emekçilerine yönelik şiddetin son bulması için “şiddet üreten sağlık sistemi” değişsin. Halk ve emekçiler yararına yeni bir sağlık sisteminin inşası için işkolu emekçileri ve halkın örgütlü yapılarının, hizmetin planlanmasından sunulmasına kadar karar alma mercilerinde yer alacağı mekanizmalar oluşturulsun.
*Sağlık ve sosyal hizmetler alanında OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdam edilerek, sözleşmeli tüm çalışanlar 657 4/a kapsamına alınsın.
*Kamu sağlık hizmeti verilen ASM’lerde her türlü giderler devlet tarafından karşılansın.
*Covid-19 gibi meslekle ilgili hastalıklar, illiyet bağı aranmadan sağlık kurumlarında çalışan tüm personel için meslek hastalığı sayılsın.
*Haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.
*Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü personelinin özlük, mali ve sosyal haklarını, bir an önce Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğündeki emsali personellere eşitleyin, geçmiş hak kayıplarını acilen telafi edilsin. Sağlık Bakanlığı’nın diğer tüm personellerine sağlanan imkan ve haklardan aynı ve eşit derecede yararlandırılsın.
*Muayene, tedavide ve ilaçta hiçbir ad altında; katkı, katılım payı, ilave ücret alınmasın. Sağlık hizmetleri ücretsiz olsun.”
PİRHA-14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine ilişkin tutumlarını bir basın açıklaması ile duyuran DİSK Emekli Sen üyeleri, “Demokrasi, eşitlik ve adalette dibe doğru yarışanlardan hesap soracağız! Susmuyoruz, helalleşmiyoruz; hem sokakta hem de sandıkta hesap soruyoruz! Mezarda emeklilik uygulamasına son verilmelidir” ifadelerini kullandı.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Emekliler Sendikası Merkez Yönetim Kurulu, “Yoksullukta değil refahta eşitlik! Emeklilerden demokrasi düşmanlarına oy yok” diyerek 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere ilişkin tavrını kamuoyu ile paylaştı.
Ankara’da gerçekleştirilen basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“3 Nisan 2023 tarihinde, sarayın istatistik uydurma kurumu açıkladı: Yıllık enflasyon yüzde 50,51! Diğer yandan Konfederasyonumuz DİSK’in Araştırma Merkezi hesapladı: Emeklilerin ve dar gelirlilerin gıda enflasyonu yüzde 87-100 aralığında seyrediyor! Açıklanan ve gerçekleşen enflasyon arasındaki uçurumun yanında, 14 milyonu aşkın emekli ve hak sahibi yurttaş açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor! Dahası açlık sınırı altında kalan emekli aylıklarına yapılan sözde iyileştirmeler de emeklileri açlık ve yoksulluk kıskacından kurtarmıyor: Emekli maaşlarının belirlenmesinde refahta eşitlik değil dibe doğru yarış ilkesi benimseniyor!
Demokrasi, eşitlik ve adalette dibe doğru yarışanlardan hesap soracağız!
Geçtiğimiz günlerde yapılan açıklama ile en düşük emekli maaşının 5.500 liradan 7.500 liraya yükseltileceği duyuruldu. Bir müjde gibi verilen bu haberin ardından meclisten geçen bu düzenleme, milyonlarca emekli için hiçbir anlam ifade etmedi. Zira emekli maaşlarına oransal ya da seyyanen bir zam öngörülmedi; 7.500 liranın altında maaş alan emeklilerin maaşlarının Hazine yardımıyla 7.500 liraya tamamlanacağı karara bağlandı. Dolayısıyla emeklilerin kök maaşı aynı kaldı. Emekli maaşlarına ileride yapılacak zamların 7.500 lira üzerinden değil, bu kök maaşlar üzerinden gerçekleşeceği; diğer yandan 7.500 liradan bir lira fazla maaş alan emeklilere bu düzenlemenin hiçbir katkısı olmayacağı açıkken seçime yatırım umuduyla yapılan bu düzenlemeyi kabul etmiyoruz! Emekliler açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermeye bir kez daha mahkûm edilirken; en düşük emekli maaşı ortalama emekli maaşı haline getirilirken sessiz kalmamak boynumuzun borcudur!
“SUSMUYORUZ, HELALLEŞMİYORUZ”
Susmuyoruz, helalleşmiyoruz; hem sokakta hem de sandıkta hesap soruyoruz! Türkiye’de emeklilerin tek problemi açlık sınırın altındaki maaşları da değildir; emekliler özelleştirilen sağlık sisteminin, betonlaştırılan doğanın, yaşanılmaz hale gelen çevrenin bedelini fizyolojik ve psikolojik sağlıklarını kaybederek, toplumdan yalıtılarak, yalnızlaştırılarak, depremlerde ve tüm diğer afetlerde yaşamlarından olarak ödemektedir. Emeklileri enflasyona ezdirenler; emeklilerin sağlık hakkına, barınma hakkına, güvenli çevre hakkına ve en nihayet yaşam hakkına gasp etmekten de geri durmamaktadır. Öyleyse emekliler, devlete sosyal niteliğini yeniden kazandırmak için; insan onuruna yakışır bir yaşamı inşa etmek için, sendikal hak ve özgürlüklerini kazanmak için susmayacak; yaşamına kast edenlerle helalleşmeyecektir! Emekliler, dün olduğu gibi bugün de sokaklarda hesap sormaktadır; soracaktır. Emekliler hesabı mahşere bırakmayacak; utanmadan oylarına talip olan düzenbazlardan sandıkta da hesap sormaktan geri durmayacaktır!
Bizler, sendikalı emekliler olarak; anti-demokratik, emek ve emekçi karşıtı, temel hak ve özgürlüklere karşı saldırgan tutum ve eylemlerde bulunan hiçbir siyasi partiyi desteklemeyeceğimizi bildiriyoruz. Bizler emeklilere yönelik somut çalışmalarda bulunmayan, varlığımız ve haklı mücadelemiz karşısında taleplerimize parti programları ve seçim çalışmalarında yer vermeyen hiçbir partiye emeklilerden oy çıkmayacağını bir kez daha bildiriyoruz!
“MEZARDA EMEKLİLİK UYGULAMASINA SON VERİLMELİDİR”
Hatırlatıyoruz: Emeklilikte insan onuruna yaraşır ücret alınmalıdır. Emekli ücretleri enflasyona değil milli gelire endeksli olmalıdır. Emekli aylığı bağlama oranları eski düzeye çekilmeli ve güncelleme katsayısında milli gelir artışının tümü dikkate alınmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır. Emekli ikramiyeleri asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır.
Emekli ücretleri arasındaki farklılıkların giderilmesi için emeklilikte intibak yasası çıkarılmalıdır.
Aynı koşullarda emekli olanların aylıkları arasındaki uçurum kapatılmalıdır. Mezarda emeklilik uygulamasına son verilmelidir. Emeklilikte yaş şartı adil bir biçimde ve kademeli olarak yeniden düzenlenmelidir. Emekli olmak için 2008 sonrası yükseltilen prim gün sayısı şartı makul bir düzeye çekilmelidir. Emeklilerin sağlık hizmetlerinde ödedikleri katılım payı koşulsuz şartsız kaldırılmalıdır. Emeklilikte güvenli çevre, yaşanabilir doğa için gerekenler yapılmalıdır.
Emeklilerle ilgili politika yapılacağında emeklilere danışılmalıdır. Ve tüm bunların gerçek anlamda yaşama geçirilebilmesi için emeklilerin sendikal hak ve özgürlükleri ile toplu pazarlık hakları tanınmalıdır. Emeklilerin somut talepleri açıktır, nettir. Taleplerimizin yaşama geçirilmesi mümkündür; zaruridir! Yoksullukta değil refahta birleşmek hakkımızdır!”
PİRHA-DİSK Emekli-Sen Merkez Yürütme Kurulu tarafından emekli maaşının 7 bin 500’TL’ye yükseltilmesiyle ilgili olarak yapılan açıklamada, “Emekli aylıkları yasayla artırılır. Yetki TBMM’dir. En düşük emekli aylığı 7.500 olmuyor. Eğer yasa çıkarsa 7.500 TL’den düşük aylıklar Hazine tarafından 7.500 TL’ye tamamlanacak. Emeklilerin kök aylıkları aynı kalacak” ifadeleri kullandı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, en düşük emekli maaşının 2 bin TL artırılarak 5 bin 500 TL’den, 7 bin 500 TL’ye yükseltildiğini duyurdu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Emekli-Sen Merkez Yürütme Kurulu konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.
“EMEKLİ AYLIKLARI YASAYLA ARTIRILIR”
Emekli aylıklarının yasayla artırıldığının belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Emekli aylıkları yasayla artırılır. Yetki TBMM’dir. En düşük emekli aylığı 7.500 olmuyor. Eğer yasa çıkarsa 7.500 TL’den düşük aylıklar Hazine tarafından 7.500 TL’ye tamamlanacak. Emeklilerin kök aylıkları aynı kalacak. Gelecekteki zamları kök aylıkları üzerinden alacaklar 7.500 TL üzerinden değil.
En düşük emekli aylığının 7.500 TL yükseltilmesinin 7.500 TL’den fazla emekli aylığı alanlara bir faydası olmaz. Yapılması gereken en düşük emekli aylığının asgari ücrete eşitlenmesi ve bütün emekli aylıklarına seyyanen (aynı oranda) zamdır. Emekli aylıklarının sefalet düzeyine düşmesinin sebebi, AKP Hükümetinin 2008’de çıkardığı 5510 Sayılı Yasa’dır.
TBMM’de düzenlenmesi gereken intibak (denkleştirme) yasasının bir an önce meclisten geçirilerek kanunlaşmasını sağlamak ve aylık bağlama oranlarının değiştirilerek en azından 2008 öncesi yüzdelere göre güncellenmelidir. Ayrıca güncelleme katsayısında milli gelir artışının tümü dikkate alınmalıdır.
Emekli aylıklarının alt sınırı asgari ücretle eşitlenerek, en az asgari ücrete uyumlu bir biçimde artış sağlanmalıdır. Emekli aylıklarının belirlenmesine hükümet emekli sendikalarıyla müzakere etmeli ve emeklilere toplu pazarlık hakkı tanınmalıdır. Emeklilerin sendikal örgütlenmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır.”
PİRHA- Prof. Dr. Atilla Güney, seçimleri Millet ya da Cumhur İttifakı’nın kazanmasının mevcut siyasal ve ekonomik krizi çözmeyeceğinin altını çizerek, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçimde ve sonrasındaki sürece dair ittifakı güçlendirecek adımlar atması gerektiğini belirtti. Güney, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem hukuki hem de teknik olarak seçimde aday olmaması gerektiğini de kaydetti.
Türkiye, seçime hazırlanıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Bursa’da yaptığı konuşmada seçimin 14 Mayıs’ta olacağına yönelik mesajını yinelerken, Erdoğan’ın aday olup olmayacağı tartışmaları da devam ediyor. Bu tartışmalarının yanı sıra değişen sistemle birlikte ikinci defa ittifaklarla girilecek seçimde, Millet İttifakı cephesinde de cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.
Son günlerin en çok konuşulan konuların başında ise Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendi adayıyla seçime gitme kararı. Bir çok dengeyi değiştiren bu karar gündemdeki yerini korurken, “Türkiye’nin içinde bulunduğu yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, çatışmalı ortamdan çıkışın yolu nasıl sağlanacak?” sorusu da tüm sıcaklığıyla ortada duruyor.
Mersin Üniversitesi’inde ihraç edilen Prof. Dr. Atilla Güney ile seçimleri ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayını çıkarma kararını ve çözüm bekleyen sorunların seçime yansımasını PİRHA’ya değerlendirdi.
PİRHA- Seçim tarihi resmi olmasa da açıklandı. Seçimin erkene alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
PROF. DR. ATİLLA GÜNEY: Seçim tarihinin erkene alınması beklenen bir şeydi. Tabii bu bir baskın seçim değil. Anlaşılan o ki muhalefet de tarihin erkene alınmasından çok rahatsız değil. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalardan da bunu görüyoruz. Anlıyoruz ki onlar da hazırlar.
14 Mayıs’a, tabii bir ay erkene alınmasının taktiksel bir takım nedenleri olduğunu düşünüyorum. İdeolojik ve politik bir taktik izleyecekler. Bu tarihi özellikle 14 Mayıs tarihinin seçim sürecinde bir propaganda aracı olarak kullanacaklar. AKP bunu yıllardır yapıyor. Geçmişin milliyetçi, muhafazakar tabanına böylesine rövanşist bir söylem üzerinden hitap edecekler. 14 Mayıs’ı sembolik bir tarih olarak kullanacaklar. Bu anlamıyla manidar bir tarih.
İkincisi de ekonomik nedenler. Seçim sonrası, enflasyonun ilk altı aylık oranları açıklanacak. Buna göre memur maaşlarında ikinci altı aylık zam konuşulacak. Belki muhtemelen yine enflasyon oranına göre asgari ücretin revize edilmesi konuşulacak. Emekli maaşlarında yine revizyon söz konusu olabilecek.Bu kararı da seçim sonrasına bırakabilmek adına seçimi bir ay öne aldılar. Haziran öncesinde muhtemelen seçim sürecinde, kürsülerde, meydanlarda çok ciddi vaatler verilecek. Fakat bu vaatlerin hayata geçirilmesi Haziran sonrasına bırakılacak. Bu anlamda da seçimin bir ay erkene çekilmesini ben böyle bir iki önemli bir siyasal ideolojik, politik, biri de ekonomik olan iki taksitsel nedeni olduğunu düşünüyorum.
“CUMHURBAŞKANININ SEÇİME YENİDEN ADAY OLARAK GİRMEMESİ GEREKİYOR”
-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimde aday olup olmayacağı tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tartışmalardan bir ‘mağduriyet’ oluşmaması gerektiğini düşünüp gündeme getirmek istemeyen bir kısım muhalefet var.
Hukuki açıdan bakıldığı zaman birçok anayasa hukukçusunun söylediği gibi ve teknik olarak da Cumhurbaşkanı’nın halihazırdaki bu seçime yeniden aday olarak girmemesi gerekiyor. Bu bir vaka ve gerçeklik. Bunu birçok anayasa hukuku uzmanı, akademisyeni de söylüyor.
Fakat biz daha önce diploma meselesinden de, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı farklı kararlardan da biliyoruz ki bu tartışmalar çok da AKP’yi bağlamıyor. Yani istediğiniz kadar hukuki olarak bunun geçersiz olduğunu söyleyin, çok da umursamıyorlar işin açığı. Meclis Başkanı’nın bunun bir engel olmadığına dair üçüncü defa aday olacağına dair yaptığı açıklama var. Önümüzdeki günlerde muhtemelen Yüksek Seçim Kurulu’na böyle bir açıklama yaptırtacaklar zaten. Bu anlamıyla bir ‘sıkıntı’ görünmüyor.
Muhalefet perspektifinden özellikle de altılı masa perspektifinden baktığımızda onların da bu topa çok gireceklerini düşünmüyorum. Yani Cumhurbaşkanını üçüncü defa aday olamayacağı üzerinden bir söylem yürütmeyi bir ‘mağduriyet’ söylemine dönüştürmemek adına altılı masanın da böyle bir topa çok gireceğini düşünmüyorum. Bunun da taktiksel bir şey olduğu kanaatindeyim. Bu anlamda da bu tartışmanın çok uzamayacağını hatta bundan sonra çok da gündeme gelmeyeceği düşüncesindeyim.
“İTTİFAKLAR BİR ZORUNLULUK”
-İttifaklarla girilecek bir seçim ne anlama geliyor? Bir kutuplaşma mı, çözüm mü çıkar?
Bir siyaset bilimci olarak uzun zamandır ittifaklara sıcak bakmayan biriyim. İttifaklar elbette kurulur. Bir şekilde var olan ittifaklar içerisinden bir tanesini şahsi kişisel olarak desteğinizi verirseniz o başka bir konudur ama Türkiye uzun zamandır hem ekonomik, hem siyasal, hem kültürel, hem de toplumsal bir krizin içerisinde. Aslında ittifaklar bu krizin bir yansıması, bir zorunluluk. Yani kimilerinin belirttiği gibi bir demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazı değil. Siyasi partiler çok ciddi bir temsil krizi yaşıyorlar. Hemen hemen bütün Türkiye’deki siyasi partiler ciddi bir tavan bulabilmek anlamında ciddi bir siyasal kriz yaşıyorlar. Bu siyasal krizin siyasi partilerin içinde bulunduğu krizin toplumsal krizle de bütünleşmiş olan krizin bir sonucu. Aslında bir zorunluluk. İttifaklar içerisinde yer alan hiçbir partinin normal koşullarda elinden gelse hiçbir ittifaka girmeyeceğini düşünüyorum. Fakat bu bir zorunluluk.
Cumhur İttifakı’na baktığımız zaman bir zorunluluk. Türkiye’deki milliyetçi, muhafazakar ve Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yapmanın bir yansıması olarak görünüyor. AKP’nin siyasi kadroları, son on yıldır MHP’yle ittifak yapmaktan ben kesinlikle memnun olmadıklarını düşünüyorum. Hiçbir parti elinde imkanlar olduğu zaman tek başına seçime girmekten yüksünmez.
Millet İttifakı’na baktığımız zaman orada da bir ehvenişer bir durum var. Millet İttifakı’nda daha da vahim bir durum var. Bir heterojenlik var. İdeolojik olarak inanılmaz ayrışmalar var. Kadın meselesi, Kürt meselesi gibi konularda ayrışma söz konusu. Dolayısıyla bu bir krizin sonucu. Yani bir zorunluluk. Hiçbirinin aslında elinden gelse bu tür ittifakları içinde yer almak istemeyeceklerini çok net bir biçimde söyleyebilirim.
“STRATEJİK BİR KARAR”
-Emek Özgürlük ittifakı Kartal’da seçimin startını verdi ve cumhurbaşkanı adayı çıkaracaklarını açıkladı. Bu kararı nasıl okuyorsunuz?
Emek ve Özgürlük İttifakı’na baktığınız zaman biraz önce saydığım iki diğer ittifaktan çok net ayrıldığı noktalar var. Özgürlük ve demokrasi konusundaki ölçütleri, kriterleri çok net birbirine benzeşiyor. Bu anlamıyla diğer iki ittifakla kıyaslandığında özgürlükler, temel hak ve özgürlükler, insan hakları ve demokrasinin temel ilkeleri konusunda bir ortak uzlaşının ve müzakere sürecinin olduğunu söylemek mümkün.
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın en azından ilk tura kendi adaylarıyla çıkacağını açıklaması zamanlama ve bu ilanın yapılış anlamında biçimsel olarak son derece yerinde. Siyaseten çok stratejik ve oldukça iyi bir karar.
-Seçime yansıması nasıl olur?
Hem Emek ve Özgürlük İttifakı kurulmadan önce hem de ittifak kurulduktan sonra özellikle altılı masaya çok ciddi sinyaller gönderdi. Yirmi yıldır ülkenin üzerine çöreklenmiş olan bu yağma rejiminin alaşağı edilmesi için birlikte hareket edilmesi gerektiğini, asgari müştereklerde ortaklaşılması gerektiğine dair olumlu mesajlarını sürekli gönderdi. Fakat bütün Türkiye’nin de bildiği gibi bu konuda hiçbir şekilde olumlu bir yanıt alamadı. Tam tersi özellikle altılı masanın ikinci büyük ayağı olan İYİ Parti’nin çok net açıklamaları var.
-Seçimin yanında HDP’nin kapatılma davası süreci var. Bu süreç seçime nasıl yansır?
HDP’yi kapatmayacaklarına dair bir öngörüm vardı. Kapatmak yerine siyaset yasağı, hazine yardımının kesilmesi gibi sürecin işleyeceğini düşünüyorum. Özellikle on yıla baktığımız zaman HDP’nin ve HDP’nin içerisindeki diğer birleşen siyasal yapıların etkin kadrolarının neredeyse yüzde 90’na yakını cezaevlerinde rehin tutuluyor. Ben zaten hesaplara bloke konulmasını bekliyordum. Hatta hazine yardımından seçimlere girerken, hazine yardımından men edilmesini de bekliyordum. Bu anlamıyla iktidar HDP’yi ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nı sıkıntıya sokmanın planını yürütüyor.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın talebine Anayasa Mahkemesi’nden olumlu bir yanıt gelir mi? Onu bilmiyorum. Fakat hesaplara bloke konulmasına dair kararın sekize/yedi alınması çok ilginç. Yani iktidardan gelen çok ciddi siyasi baskılara rağmen sekize yedilik oranın da çok kritik bir oran olduğunu düşünüyorum. Bu biçimiyle benim hala öngörüm kapatılmayacağı, siyasi yasakla talebinin onaylanacağı hesaplarına bloke konacağı ve hazine yardımında da men edileceği düşüncesindeyim.
HDP gibi siyasi tabanı son derece politik olan ve hiçbir partide olmadığı biçimiyle seçmen kitlesinin partiyle muazzam organik bağları olan bir partide bu tür partilerin hesaplarına bloke konulmasıyla, zapturapt altına alamazsınız. Nitekim tam tersi kamçılayıcı bir etki de yapar. Bu anlamıyla diğer iki ittifaktan niteliksel olarak çok ciddi bir farklılığı var. Bu farklılığın süreklileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü velev ki 14 Mayıs’ta seçimler yapılsın, seçimden sonra ister altılı masa iktidara gelsin, ister halihazırdaki Cumhur İttifakı iktidara gelsin. Türkiye’yi çok ciddi bir siyasal ve ekonomik kaos bekliyor. Zaten bir kaosun içerisindeyiz ama bu daha da perçinlenecek ve artık böyle içinden çıkılamayacak bir hale gelecek. Şimdi altılı masanın geleceğe yönelik bir tek projeksiyonu var. Bize somut olarak sundu. O da güçlendirilmiş parlamenter demokrasiye dönmek. Fakat Emek ve Özgürlük İttifakı perspektifinden baktığımız zaman Kürt meselesi, siyasal ve toplumsal özgürlüklere ve haklara sahip olmaları, kadın hareketi, ekoloji meselesine bakışı var. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın artık seçimlerden sonra tamamen bir toplumsal ittifaka dönüşmesi gerekecek. Bu anlamıyla da seçimlerden sonra muhtemelen çok ciddi bir toplumsal mücadele sürecine gireceğiz. Bu yönde Emek ve Özgürlük İttifakı’nın hızla önümüzdeki yıllara dair bir projeksiyon içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorum.
PİRHA- ENAG’a göre yıllık enflasyon yüzde 186 artış gösterirken, TÜİK’e göre ise yüzde 83,45 olarak açıklandı.
Türkiye’de ekonomik krizin rakamlara yansıması devam ediyor. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), Eylül ayında enflasyonun (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 5,30, yıllık bazda ise yüzde 186,27 arttığını bildirdi. ENAG, Tüketici Fiyat Endeksi’nin yılbaşından bu yana yüzde 101,63 arttığını açıkladı.
TÜİK’E GÖRE YÜZDE 83,45
Eylül ayına ilişkin enflasyon oranlarını açıklayan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ise enflasyon aylık bazda yüzde 3,08, yıllık bazda ise yüzde 83,45 arttı.
PİRHA- Mersin Tarım Platformu kuruldu. Platform adına açıklama yapan Dönem Sözcüsü Mersin Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Necmi Birim, ‘Tarımda ve gıdada yaşadığımız ciddi sorunların çözümü için, alanı serbest piyasanın insafına bırakan mevcut Neoliberal Tarım Politikaları terk edilerek, ivedilikle Kamucu Tarım Politikaları gündeme gelmelidir” dedi.
Türkiye genelinde ilan edilen tarım platformlarına Mersin’de eklenerek, Mersin Tarım Platformu kuruldu. TMMOB Mersin Ziraat Mühendisleri Odası’nda yapılan açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri destek verdi.
“ÜRETİM EKONOMİSİ YERİNE RANT VE FAİZ EKONOMİSİNDE ISRAR EDİLDİ”
Platform adına açıklama yapan Mersin Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Necmi Birim, 1980’li yıllarda Türkiye’de uygulanmaya başlanan ve günümüzde de devam eden Neoliberal tarım politikalarının Türkiye’yi çok boyutlu yeni ve ciddi bir kriz ortamına sürüklediğine işaret ederek, “Bu süreçte üretim ekonomisi yerine rant ve faiz ekonomisinde ısrar edilmesi, girdi ve ürünlerde dışa bağımlılığın kesintisiz sürdürülmesi sonucu üreticinin alandan çekilmesi hızlanırken, sektör dışı piyasa aktörleri sektörü daha fazla etkiler hale geldi, kronikleşen gıda enflasyonu tüketicinin yeterli gıdaya ulaşmasını engelledi” dedi.
“TARIMSAL KAMU YÖNETİMİ GÜÇLENDİRİLMELİ”
Tarım, doğa koşullarına bağlı, mutlaka korunması gereken ve uzun vadeli planlanması gereken bir alan olduğuna dikkat çeken Birim, şu önerilerde bulundu:
“1)Tarımda ve gıdada yaşadığımız ciddi sorunların çözümü için,alanı serbest piyasanın insafına bırakan mevcut Neoliberal Tarım Politikaları terk edilerek, ivedilikle Kamucu Tarım Politikaları gündeme gelmelidir.
2)Anayasanın 166. maddesi gereği tarım sektöründe planlı kalkınma gündeme gelmeli; arazi kullanım planlaması, tarımsal üretim planlaması, sulama planlaması, eğitim-istihdam-yatırım planlaması ivedilikle yaşama geçirilmelidir.
3)Sağlıklı planlamalar için güncel ve doğru tarımsal veriler hazırlanarak kamuoyu ile sürekli paylaşılmalıdır.
4)Tarımsal kamu yönetimi güçlendirilmeli, Tarım Bakanlığı yeniden yapılandırılmalı, liyakatlı kadrolar yönetime gelmelidir.
5)Tarım alanları, çayır ve meralar, zeytinlikler ve diğer dikili alanlar koşulsuz korunmalı, rant amaçlı mevzuat düzenlemelerine izin verilmemeli, üretim alanlarımız amacı dışında kullanılmamalıdır.
6)Ormanlarımız, zeytinliklerimiz enerji ve madencilik yatırımları ile yok edilmemelidir.
7)Girdi ve ürünlerde dışa bağımlı politikalardan vazgeçilmeli, ar-ge çalışmalarına daha fazla pay ayrılarak girdilerde, tarımsal üretim planlaması ile temel ürünlerde kendimize yeterli duruma gelinmelidir.
8)Tarımsal destekler yeterli olmalı ve yılı içinde ödenmeli, tarımsal girdi maliyetleri somut olarak düşürülmeli, tarımsal kredi ihtiyaçları çiftçi lehine düzenlenmeli, bitkisel ve hayvansal üretimde öngörülebilirlik sağlanarak üretimde devamlılık ortamı oluşturulmalıdır.
9)Yem-süt-et bütününde hayvancılığımız geliştirilmeli ve yerli üretim artırılmalıdır.
10)Denizlerimiz ve iç sularımız kirletilmemeli, balık çiftlikleri yeniden değerlendirilmeli, su ürünleri üretimi ve balıkçılık geliştirilmelidir.
11)Tarımsal KİT’ler yeniden açılarak kamunun piyasayı etkin düzenlemesi sağlanmalıdır.
12)Eğitim-istihdam planlaması yapılarak, tarım meslek liseleri yeniden açılmalı, yüksek öğrenimde nicelik ve nitelik sorunu çözülmeli, kamuda yeterli atama yapılmalı, özel sektörde çalışan üyelerimizin çalışma koşulları ve ücretleri iyileştirilmelidir.
13)Üretim, işleme, pazarlama aşamalarında demokratik kooperatifçilik desteklenmelidir.
14)Küçük aile işletmeleri desteklenmeli, yerelde üretim özendirilmelidir.
15)Geçimlik tarım üretimi yapan çiftçi ailelerinin ödenemez hale gelen borçları silinmelidir.
16)Tarımda emek sömürüsü önlenmeli, mevsimlik işçilerin sorunları çözülmeli, kadın ve çocuk emeği istismarı önlenmeli, üreten emek hakkını almalıdır.
17)Gıda güvenliği ve gıda güvencesini de kapsayan gıda egemenliğine dayalı bir tarım modeline geçilmelidir.
18)Gıda tedarik zinciri demokratik kooperatifler temelinde kısaltılarak tüketiciler yeterli, sağlıklı ve ucuz gıdaya sürekli erişebilmelidir.
19)İklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli senaryoları dikkate alınarak su kaynaklarına yönelik uzun vadeli planlamalar ile gerekli önlemler somut olarak zamanında uygulanmalıdır.
20)Temiz havanın en önemli kaynağı ve su havzalarını besleyen doğal ve en temiz ortamlar olan biyolojik varlığımız ormanlarımız koşulsuz korunmalı ve ekoloji bütününde orman alanları artırılmalı, biyoçeşitliliğimizi ve gen kaynaklarımızı koruyan politikalar yaşama geçirilmelidir.”
Tarım Platformu bileşenleri şu kurumlardan oluşuyor:
“DİSK Türkiye Gıda Sanayii İşçileri Sendikası
KESK Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası
PİRHA- TÜİK’e göre Türkiye’de işsiz sayısı 3 milyon 919 bin. TÜİK, 2021 yılında dar tanımlı işsizliği yüzde 12, geniş tanımlı işsizlik oranını ise yüzde 24,4 olarak açıkladı.
Ekonomik kriz derinleşirken, zamlarla birlikte hayat pahalılığı artarken ve esnaf kepenk indirirken, ekonomik krizi bahane eden iş yeri sahipleri işçi kıyımına gidiyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise, 2021 yılına ilişkin işgücü istatistiklerini yayımlayarak, işsizliğin azaldığını aktardı.
TÜİK, 2021 yılında istihdam oranı yüzde 45,2 olarak açıklarken, genç nüfusta işsizlik oranını yüzde 22,6 olarak hesapladı.
TÜİK’in açıkladığı resmi verilere göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2021 yılında bir önceki yıla göre 121 bin kişi azalarak 3 milyon 919 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1,1 puanlık azalışla yüzde 12,0 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,7 iken kadınlarda ise yüzde 14,7 olduğu aktarıldı.
PİRHA- İkitelli- Atakent Güç Birliği “Zamlar, Yoksulluk ve Savaş” konulu panelde konuşan İSİG Koordinatörü Murat Çakır, ekonomik kriz ile birlikte yaşanan süreci ‘işçilere karşı savaş’ olarak tanımlarken, DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut da, işçiler ve emekçilerin bir çok kentte ve alanda hakları için mücadele etmeye devam ettiğini belirtti.
İkitelli- Atakent Güç Birliği “Zamlar, Yoksulluk ve Savaş” konulu panel düzenledi. Özge Erdoğan’ın moderatörlüğünü yaptığı panele çok sayıda yurttaş katıldı.
İkitelli – Atakent Güç Birliğinin düzenlediği panel-foruma Evrensel Gazetesi Ekonomi Yazarı Bülent Falakaoğlu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Koordinatörü Murat Çakır ve DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut konuşmacı olarak katıldı.
Atakent Kültür Merkezi’nde yapılan etkinlikte zamlar, yoksulluk, savaş ve bunların toplum üzerinde yarattığı etkiler konuşuldu.
Evrensel Gazetesi Ekonomi Yazarı Bülent Falakoğlu, 20 yıllık AKP iktidarında halka sefalet düştüğünü belirterek, “İktidar zengin-yoksul çelişkisinden besleniyor. Şu anki ekonomik krizi zenginler lehine iletiyor, halka da yoksulluk dayatıyor” dedi.
DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut da, emekçiler için zor bir sürecin içinden geçtiklerini aktararak, “Rantın en büyük payını inşaat sektörü alırken, dış borçlanmanın da en büyük kaynağını oluşturuyor. Bu karşın işçiler, emekçiler güvencesi ve ölüm pahasına inşaatlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Tarımda güvencesiz çalışma ve göç büyük şehirlerde işsizler ordusunu ve ucuz işçiliği beraberinde getirdi. İktidar son süreçte daha fazla baskı altına alıyor. Buna karşı işçiler ve emekçiler bir çok kentte ve alanda hakları için mücadele etmeye devam ediyor, edecek” diye konuştu.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Koordinatörü Murat Çakır ise, yaşanan süreci ‘işçilere karşı savaş’ olarak tanımlayarak, “Pandemiyle birlikte bu savaş daha da derinleşti. AKP iktidarında kayıtlara geçen 30 bin işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. İşçiler ölmemek içinde direniyor. Sermaye ve devlete karşı örgütlü mücadele esas alınmalı. Örgütlü mücadele yakın zamanda ortaya çıkan direnişlerde olduğu gibi işçilerin iş yaşamına dair olumlu yansımalarının olduğunu gördük” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hane ekonomisini konuşmak üzere ev işçisi kadınlarla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada “Enflasyon korkunç durumda. Yarın açıklanacak ve göreceksiniz en makyajlı hali bile korkunç olacak” dedi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yeni yılla birlikte gelen zamların ardından kadın yurttaşlarla bir araya geldi. Kemal Kılıçdaroğlu, toplantı öncesinde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Yeni yıla dair küçük bir umudu bile çok gören Saray, hanelerin üzerine yeni zamlar yağdırdı. Kara kış zaten ağırdı, şimdi daha da ağırlaştı. Ev hanımları ile birlikte hane ekonomisini konuşmak için halkımızla buluşacağız. Saray neye yol açtığını onlardan dinlesin” ifadelerini kullandı.
“HÜKÜMET ARTIK BAŞIMIZDAN GİTSİN”
CHP Genel Merkezinde yapılan toplantıda toplantıda kadınlar teker teker kürsüye çıkarak geçinemediklerini ve iktidardan destek beklediklerini dile getirdi.
Kılıçdaroğlu’ndan önce konuşan ev emekçisi kadınların talepleri şu yönde oldu:
“Evimde tenceremi kaynatamıyorum geçinemiyoruz. Doğalgazımı, ocağımızı kullanamıyoruz, pazara uğrayamıyoruz. Bir karanlıktayız ve yardım edecek bir el bulamıyoruz. Çocuklarımıza mahçup oluyoruz, onlarda bize mahçup oluyor.
Sürekli karanlığa gidiyoruz. İktidara sesleniyorum; Artık yeter! Bizim de güzel yaşamak hakkımız, isyan ediyorum. İşsiz evladım var, kirada oturuyorum. Bir an önce umutlarımızın elimize verilmesini iktidardan talep ediyorum.
Bir emekli eşi olarak evime gıda alamıyorum, eşim engelli. Markete gidemiyoruz, eskiden bakkallarımız vardı, ekmek yağ yazdırıyorduk. Şimdi o da yok. AKP’den hiçbir beklentim yok. Başa gelecek insanların yardımcı olmasını bekliyorum. Lütfen gidin artık.
Çocuklarım bir şey istiyor alamıyorum, kendi canıma mı kıymalıyım? Hükümet artık başımızdan gitsin. Komşularımdan 30 lira alıp çocuğuma süt aldım.”
“HAYAT PAHALILIĞI BU AİLELERİ EZİP GEÇİYOR”
Yapılan basın açıklamasında konuşan Kemal Kılıçdaroğlu ise “Çocuklar Erdoğan’ın aymazlığını konuşuyor” diyerek şöyle devam etti:
“Erdoğan Türkiyesi’nde özellikle tek çalışanlı haneler yıkımın eşiğindedir. Çizgi film konuşması gereken çocuklar, Erdoğan’ın aymazlığını konuşuyorlar.
Erdoğan Türkiyesi’nde özellikle tek çalışanlı haneler yıkımın eşiğindedir. Buradan ilan ediyorum. Birinci önceliğim hane ekonomisini yani iç ekonomiyi korumak olacaktır. Kadınların sorunlarını politik çabamızın en önünde tutacağım.”
Buradan ilan ediyorum. Birinci önceliğim hane ekonomisini yani iç ekonomiyi korumak olacaktır. Kadınların sorunlarını politik çabamızın en önünde tutacağım. Erdoğan’ın ev hanımlarını ve tek gelirli haneleri hafife aldığı çok açıktır. Bugün ev hanımı görmezden gelinse de pek çok iş yapıyor. Ekonomi bozulduktan sonra hanenin planlamasını ev hanımı yapar oldu. Yemek pirişilecek, temizlik yapılacak, çocuklara bakılacak… Tek gelirli haneler çok ama çok zordalar. Hayat pahalılığı bu aileleri ezip geçiyor. Bu ailelerin küçük çocukları bile politize oldular. Siz de görüyorsunuz videoları. 9-10-11 yaşındaki çocuklar ailelerinin katlandığı zorlukların son derece farkında. Çizgi film konuşması gereken çocuklar Erdoğan’ın aymazlığını konuşuyorlar. Enflasyon korkunç durumda. Yarın açıklanacak ve göreceksiniz en makyajlı hali bile korkunç olacak.”
PİRHA- Mersin’de stant açıp, “Geçinemiyoruz” bildirisi dağıttıkları için gözaltına alınan 4 HDK’li serbest bırakılırken, gözaltılara dair açıklama yapan HDK Mersin İl Meclisi, “Krizin gerçek sorumlusu olan AKP-MHP iktidarı baskılarını ne kadar arttırırsa arttırsın, kendilerini bekleyen sondan kaçamayacaktır” dedi.
Mersin’in Yenişehir ilçesine bağlı Pozcu Platin önünde bildiri dağıtıkları için gözaltına alınan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin İl Meclisi üyesi 4 kişi serbest bırakıldı.
“Geçinemiyoruz! Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi. Ekmeğimizle oynuyorlar” başlıklı bildiri dair Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nca toplatma kararı olması nedeniyle HDK Mersin Eşsözcüsü Şerife Kılıç, Selahattin Güvenç, Sabriye Kozan ve Ahmet Teki gözaltına alındı. Emniyete götürülen HDK’liler hakkında “görevli memura görevini yaptırmamak için direnmek” iddiasıyla işlem yapılarak, emniyette serbest bırakıldı.
Gözaltılara dair açıklama yapan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin İl Meclisi, Türkiye’de uzun süredir devam eden ekonomik kriz, bir çöküşe dönüştüğüne dikkat çekerek, “Bir avuç yandaş her gün servetlerine servet katarken, halk günden güne artan enflasyonun ağır faturasını ödemek zorunda kalmaktadır. AKP-MHP iktidarı yaşanan ekonomik çöküşün altında kaldıkça, emek ve demokrasi güçlerine dönük baskılarını ve saldırılarını arttırmaktadır” denildi.
Kriz derinleştikçe küçücük bir hak arama talebinin bastırılmak istendiğine işaret edilen açıklama “Halklarımız şunu bilsin ki çaresiz değiliz. Krizin gerçek sorumlusu olan AKP-MHP iktidarı baskılarını ne kadar arttırırsa arttırsın, kendilerini bekleyen sondan kaçamayacaktır. Halklarımız HDK ile beraber Yeni Yaşam’ı inşa edecek, demokratik bir ülkenin öncülüğünü yürütecek, barışı ve özgürlüğü bu topraklarda sonsuz kılacaktır” diye tamamlandı.
PİRHA-KESK’in İstanbul’daki mitinginde konuşan Eş Genel Başkan Şükran Kablan Yeşil, “Enflasyonun, zam fırtınasının, döviz kasırgasının önüne artık hiçbir şey geçemez oldu. Bizler her geçen gün biraz daha yoksullaşırken, borçlarımızı biraz daha borçlanarak ödemeye çalışırken, mutlu bir azınlık, saray ve yandaşları servetine servet, zenginliğine zenginlik katmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) artan hayat pahalılığı ve ekonomik kriz nedeniyle ““İnsanca yaşam, emekten ve halktan yana bütçe için omuz omuza alanlardayız. Geçinemiyoruz” diyerek İstanbul Kartal meydanında miting düzenledi. Mitinge KESK’e bağlı sendikalar ile meslek örgütleri ve siyasi partiler katıldı.
MARAŞ KATLİAMI İLE HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONUNDA ÖLDÜRÜLENLER ANILDI
Mitingde konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, İzmir’in Kınık ilçesinde meydana gelen maden kazasında yaralanan maden işçilerine selam gönderdi. Yeşil ayrıca Maraş katliamı ve ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında cezaevlerinde öldürülenleri andı. Şunları söyledi:
“Bizler her gün biraz daha yoksullaşırken onlar sınandığımızı, ürünlerden biraz eksiltmemiz gerektiğini söyleyerek sabretmemizi istiyorlar. Sabrımız tükendi. Onlar, sırça saraylarda lüks ve şatafat içinde yaşarlarken, sadece bir dakikalık elektrik giderleriyle onlarca işçi ve emekçi yaşamını devam ettirebilecekken bizlere şükretmemizi istiyorlar.
Onlar, iğneden ipliğe tüm ithalatı dolarla yaparken devletin verdiği parayı dolara çeviren ahlaksızdır diyorlar. Oysa biz biliyoruz ve buradan bir kez daha sesleniyoruz. Asıl ahlaksız ve vicdansız olan onlardır. Asıl ahlaksız ve vicdansız olanlar; Bizlerin kaynaklarını yıllardır talan edenler, milyar dolarlık servetlerini her gün katlayanlar, kazançlarını vergi ödememek için yurtdışına kaçınanlar, bu ülkenin kaynaklarını yandaşa yağmalatanlardır.”
“MUTLU BİR AZINLIK SERVETLERİNE SERVET KATMAYA DEVAM EDİYOR”
“İşsizler ordusu her geçen gün büyüyor” diyen Yeşil, mitingi düzenleme nedenlerini şöyle ifade etti:
“Enflasyonun, zam fırtınasının, döviz kasırgasının önüne artık hiçbir şey geçemez oldu. Bizler her geçen gün biraz daha yoksullaşırken, borçlarımızı biraz daha borçlanarak ödemeye çalışırken, mutlu bir azınlık, saray ve yandaşları servetine servet, zenginliğine zenginlik katmaya devam ediyor.
Neden buradayız çünkü geçinemiyoruz ve geçinmek için taleplerimizi haykırmak istiyoruz. Geçinmek için bütçemizdeki payımızı, geçinmek için kamudaki özelleştirmelere kamunun tasfiyesine son verilmesini, geçinmek için emekten, barıştan, kadınlardan yana bütçe talep etmek ediyoruz. Çok kazananın az, az kazananın çok ödediği, emekçilerin sırtına yüklenen gelir vergisi adaletsizliğine son verilmesi için bu meydanları doldurduk.
“YOKSULLAŞMA İKTİDAR ELİYLE BİR KEZ DAHA ÜRETİLİYOR”
Saray yaptığı bütçede daha fazla savaşa, sınır ötesi operasyonlara bütçe ayırdı. Bütün hizmetlerini gerici tarikatlarla, vakıflarla iş birliği içinde olan TÜGVA’ya İlim Yayma vakıflarına ayırdı. Bu bütçe emekçilerin sağlığı ve eğitimi için olmadı. Asgari ücretliye yaptıklarını iddia ettikleri tarihi yalanlarla karşı karşıya kaldık. Bir gün söyledikleri ertesi gün yalan çıkıyor. Asgari ücretlilere yapılan zam saniyelik değişiyor. Bu yoksullaşma bu fakirleşme bu iktidar eliyle bir kez daha üretiliyor.”
PİRHA-TMMOB, “Emeğimize, mesleğimize, haklarımıza sahip çıkıyor, sorunlarımıza çözüm istiyoruz!” kampanyası dahilinde Ankara’da basın açıklaması yaptı. Kampanya taleplerini dile getiren TMMOB üyeleri, “İşsizlik sorunu çözülmeli, meslektaşlarımız diplomalı işsizlikten kurtarılmalıdır. Yoksullukta uzlaşmayacağız! İktidarın bize dayattığı bu kadere teslim olmayacağız” dedi.
TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu (İKK) “Çözüm istiyoruz” diyerek Ankara’da basın açıklaması yaptı. Türkiye tarihinin en sarsıcı ekonomik krizlerinden birinin yaşandığına dikkat çeken TMOOB yönetimi, “Her anında krizin etkilerini iliklerimize kadar hissediyoruz” vurgusu yaptı.
“GEÇİNMEK HER GEÇEN GÜN DAHA DA ZORLAŞIYOR”
TMMOB Ankara İKK adına basın açıklamasını Özgür Topçu okudu. Topçu, döviz kurundaki yükselişin sene başından bu yana yüzde 125’i aştığının altını çizerek, “Ev, araba, elektronik eşya almak imkansız hale geldi” dedi.
Özgür Topçu, toplumun temel ihtiyaç malzemeleriyle birlikte faturalarını da ödeyemediklerini belirterek şu açıklamayı yaptı:
“Her şey pahalanırken, her şeyin fiyatı yükselirken artmayan tek şey emeğiyle geçinenlerin gelirleri oldu. Bu krizde kamuda çalışan arkadaşlarımızın payına resmi enflasyon rakamlarına dayalı zamlar, ücretli çalışan arkadaşlarımızın payına açlık sınırında maaşlar ve işsizlik, serbest çalışan arkadaşlarımızın payına giderek artan maliyetler ve artan borç yükü düştü.
Hepimiz giderek daha fazla yoksullaşıyoruz. Artık sadece kendi hayatımızdan değil, gelecek kuşaklarımızın hayatlarından da feragat ederek yaşıyoruz.
Ülkenin içinde bulunduğu bu ekonomik kriz sürecinde 600 binin üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısının sesi olarak bizler, Kasım ayı başından bu yana emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkmak, sorunlarımıza çözüm bulmak için kampanya yürütüyoruz.
2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin Meclis komisyonlarında tartışılmaya başlanmasıyla beraber bizler de meslektaşlarımızın ekonomik ve özlük haklarını geliştirmek için yoğun çaba içerisine girdik.
İstedik ki, her geçen gün artan hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk karşısında meslektaşlarımızın hayatları daha da zorlaşmasın.
İstedik ki, bu ülkenin tüm zenginliklerinde, üretilen tüm değerlerinde emeği olan, hayatı yaratan mühendis, mimar ve şehir plancılarının emeği zayi olmasın.
İstedik ki, bütçeden emekçilere, yoksul halka, kamusal yatırımlara, kamu hizmetlerine daha fazla pay ayrılsın.
Krizin tüm yükünün emekçilere yıkılmayacağı insanca yaşayabileceğimiz bir gelir düzeyi ve adil bir vergi sistemi istedik.
Ne yazık ki siyasi iktidar tüm taleplerimize kulak tıkadı. Siyasi iktidar halkın taleplerine kulak tıkadıkça, halkın sorunlarını göz ardı ettikçe kriz daha da büyüyor. Paramızın değeri her geçen gün daha da düşüyor, hayat pahalılığı daha da artıyor, geçinmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Ülke olarak her gün daha fazla yoksullaşırken, borçlarımız daha da artıyor.
Halkın sorunlarını görmezden gelen siyasi iktidara bir kez daha sesleniyoruz. TMMOB olarak, ‘Emeğimize, Mesleğimize, Haklarımıza Sahip Çıkıyor Sorunlarımıza Çözüm İstiyoruz’ başlığı ile yürüttüğümüz kampanyamızın talepleri bir an önce karşılanmalıdır.”
“İKTİDARIN BİZE DAYATTIĞI BU KADERE TESLİM OLMAYACAĞIZ!”
TMMOB İKK, yürüttükleri kampanya dahilinde taleplerini şu şekilde sıraladı:
“Genç mezunlarımızın en büyük sorunu olan işsizlik sorunu çözülmelidir, meslektaşlarımız diplomalı işsizlikten kurtarılmalıdır.
Kamudaki mühendis, mimar ve şehir plancılarının istihdamı artırılmalı ve kadrolu güvenceli istihdam sağlanmalıdır,
Mühendis, mimar ve şehir plancılarının ücretleri ve özlük hakları iyileştirilmeli, kamuda çalışanlar için ek gösterge 6400 seviyesine yükseltilmelidir.
SGK ile TMMOB arasındaki Ücretli Çalışan Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Asgari Ücret Denetim Protokolü yeniden yürürlüğe konulmalıdır,
OHAL KHK’ları ile haksız ve hukuksuz biçimde kamu görevinden ihraç edilen meslektaşlarımız tüm haklarıyla birlikte görevlerine iade edilmelidir,
Özelleştirme uygulamalarına son verilmeli, yeniden kamulaştırma yapılmalıdır,
Toplum güvenliğinin sağlanması açısından zorunluluk olan kamusal ve mesleki denetimler yaygınlaştırılmalı, denetimsizlik ve serbestleştirme uygulamalarına son verilmelidir,
Bireylerin kullandığı kredi ve kredi kartı borçlarının faizleri ile öğrencilerin kredi borçları silinmelidir,
Siyasi iktidar, paramızın pula dönmesini, geniş halk kesimlerinin yoksullaşmasını, reel ücret kaybını engelleyemediği için şimdi bu sefaletimizi kalıcı hale getirecek bir ekonomik düzeni bize kurtuluş olarak sunmaya çalışıyor.
Sesimizi duymak istemeyenlere buradan bir kez daha sesleniyoruz. Yoksullukta uzlaşmayacağız! İktidarın bize dayattığı bu kadere teslim olmayacağız! Emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız! Sorunlarımızı görmezden gelen iktidara inat, sorunlarımıza hep birlikte çözüm üreteceğiz.
Meslektaşlarımızın taleplerinin taşıyıcısı, emeğiyle geçinen tüm toplumsal kesimlerin gür sesi olacağız.”
PİRHA- Art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine karşı yazılı açıklama yapan HDK, iktidarın yarattığı krizi çözme gücünden yoksun olduğuna dikkat çekerek, tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerini, kapitalizme ve faşizme karşı birlikte hareket etmeye çağırdı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine ve halkın yoksullaşmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Yapılan açıklamada, kapitalist egemenlik düzeninin ve mevcut faşist iktidar kurumsallaşmasının ürünü olan çoklu kriz gerçekliği, bütün boyutlarıyla ve pandeminin ağırlaştırdığı koşullar altında iç içe geçerek toplumsal ve siyasal yaşamı etkisi altına almayı sürdürdüğüne işaret edilerek, “Yarattıkları krizi çözme gücünden yoksun sistem güçleri, savaş-işgal politikalarıyla, milliyetçi-ırkçı, dinci, cinsiyetçi saldırganlıkla, dizginsiz yasakçılık ve devlet terörüyle toplumu baskı altında tutarak krizi yönetmeye, iktidar ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar” denildi.
Ekonomik-mali kriz, toplumun en geniş ve yaygın kesimlerinin gündelik yaşamını derinden sarsan yıkıcı sonuçlar yarattığının belirtildiği açıklamanın devamında şunlara yer verildi:
“İşçisi işsizi, emeklisi yaşlısı, köylüsü esnafı, kadını genci ve göçmeniyle sömürülen ve ezilen emekçi on milyonlarca insanın acısından ve çare arayışından söz ediyoruz.
Yoksulluk, açlık, işsizlik, evsizlik, pahalılık, borçluluk tepkilerinin, direniş ve isyanlarının ardı arkası kesilmiyor. Sokaklar, meydanlar, sanayi havzaları, tarım alanları, kampüsler ve okullar iş, aş, eşitlik, adalet, demokrasi ve özgürlük isteği ve talepleriyle harekete geçen halk kesimlerinin kesintisiz eylemlerine tanıklık ediyor. Son bir iki gündür pek çok ilde açığa çıkan ve sokaklara taşan demokratik ve fiili meşru protesto gösterileri, halk tepkisinin birleşik kitlesel ve örgütlü yönde bir halk hareketi olarak gelişme potansiyelini ve olanaklarına işaret ediyor.”
HDK, tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerine, kapitalizme ve faşizme karşı birleşik bir halk hareketi ve örgütlenmesi yaratmak amacıyla güç ve eylem birliği zeminlerinde ortaklaşmaya, birlikte hareket etmeye çağırırken, “Emekçi halklarımızın ve tüm ezilenlerin birleşik demokratik toplumsal ve siyasal gücünü açığa çıkarmak, ertelenemez acil sorumluluğumuz ve görevimiz olarak önümüzde durmaktadır. Halklarımızın bizlerden beklentisi de bu yöndedir. HDK olarak, bu yönlü her türden ilerleme çabasının, her türden meşru biçimler altında yürütülen birlik girişimlerin ve eylemsel ortaklıkların etkin öznesi olacağımızı belirtiyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine karşı basın açıklaması düzenleyen Dersim Emek Demokrasi Platformu, zamlar ve hayat pahalılığının halkın belini büktüğünü vurgulayarak, halkın seçimi bekleyecek gücünün kalmadığını, hükümetin istifa etmesi gerektiğini belirtti.
Dersim Emek Demokrasi Platformu, art arda gelen zamlar ve dövizin TL karşısındaki yükselişine karşı basın açıklaması yaptı.
Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı platform adına EMEP İl yöneticisi Orhan Kurul okudu.
Zam ve hayat pahalılığının tüm toplum için dayanılmaz hale geldiğine dikkat çeken Kurul, “Tek adam yönetimi “ekonomide kurtuluş savaşı yaşıyoruz” dese de bunun halk içinde ciddi bir karşılığı yok. Millet İttifakı “erken seçim” çağrılarının ötesine geçmiyor, hareketi frenlemekte çaba göstermeye devam ediyor” dedi.
Eriyen her kuruş halkın sırtına binen milyarlarca borç yükü demek olduğunu belirten Kurul, “Halk için açlığın, yoksulluğun artması demek. Spekülatör ve finans baronlarının vurgun yapması demek. Hep birlikte bu gidişe; iş ekmek ve özgürlük için dur demeliyiz” diye konuştu.
“GEÇİNEMİYORUZ!”
Dün akşamdan itibaren yurdun farklı yerlerinde “hükümet istifa” sloganları ile yurttaşların sokaklara döküldüğüne işaret eden Kurul, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Semtlerde, mahallelerde gelişen eylemlere kitlesel katılımlar da oldu. Zamlar ve hayat pahalılığı halkın belini büktü. Yağ fiyatlarından, un fiyatlarına, ekmek fiyatlarına, akaryakıt, doğal gaz fiyatlarına kadar iğneden ipliğe her şey zamlanıyor. Geçinemiyoruz!
SEÇİMLERİ BEKLEYECEK GÜCÜMÜZ KALMADI!
Cebimizdeki para her geçen gün erirken, döviz kurları rekor üzerine rekor kırarken; bir avuç sermaye sınıfı, saraydakiler ve yandaşları daha çok semirsin diye biz her geçen gün daha çok yoksullaşıyoruz! Dolar yükseldikçe Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyor, Erdoğan konuştukça dolar yükseliyor. Doların yükselmesiyle ardı arkası kesilmeyen zamlar bizi vuruyor.
Hal böyleyken işsizliğin tavan yaptığı Dersim başta olmak üzere bölgede birçok şehirde gelen zamlar ile emekçi halk açlığa sürükleniyor. İş bulabilenlerin ise asgari ücret dahi alamadığı, kayıt dışı ve sigortasız çalıştığı, evine ekmek götürebilmek için günübirlik işlerde çalışmak zorunda bırakıldığını biliyoruz. Emekçi halkımızın artık seçimleri bekleyecek gücü kalmamıştır.”
“ARTIK YETER, HÜKÜMET İSTİFA!”
Halkı bu duruma mahkûm edenlere, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün hükümet yetkililerine derhal istifa etmesi çağrısında bulunan Kurul, “Zamlara, yoksulluğa, bu soygun ve yağma düzenine karşı tüm halkımızı, işçi ve emekçileri artık yeter demek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.
PİRHA- Son günlerde ardı ardına gelen akaryakıt zamları yurttaşın daha da yoksullaşmasına yol açıyor. Mersin’deki pazar esnafı yağmur gibi gelen zamlara tepki gösterirken, dayanacak güçlerinin kalmadığını dile getirdi.
Hayat pahalığı, artan fiyatlar, üst üste gelen zamlar yurttaşın alım gücünü iyice düşürürken, iktidar ekonomideki krizi ya görmezden geliyor, ya da ‘dış güçlere’ bağlıyor.
Akaryakıta üst üste gelen zamların pazara yansımasını Mersin’deki esnafa sorduk.
Alım gücünün gitgide düştüğünü, bir haftaki fiyatların bir önceki haftanın üstüne çıktığını belirten esnaf, “Bu durum haliyle yurttaşa yansıyor ve ihtiyacını alamadan pazardan ayrılıyor. Yakıt artınca a’dan z’ye her şeye yansıyor. 36 yaşındayım. Ben şimdiye kadar böyle bir şey görmedim. Buna karşı hükümetten muhalefete herkes bir araya gelmeli ve bu yangına çözüm bulmalı. Enflasyona iktidar çare bulmalı ya da asgari ücreti arttırmalı. Söz artık bitti, icraat istiyoruz. Bu böyle gitmez” dedi.
Pazarın en ucuzu olan patates ise 3 liraya satılıyor. ‘Ne olacak fiyatların hali?’ diye sorduğumuz patates, soğan satan pazarcı, ‘”Daha bu günler iyi günlerimiz. Yakıt arttıkça, dolar yükseldikçe fiyatlar da yükselecek. Yani bu kış çok zor geçecek” diyor.
Esnaf, ‘Peki ne yapılmalı?’ sorumuza ise, hükümetin zamların önüne geçecek politikalar üretmesi gerektiğini ifade etti.
İktidar kanadından sıkça dile getirilen ‘fırsatçılar var’ açıklamasının doğru olmadığını vurgulayan pazarcı, “Poşetin kilosu 25 lira olmuş. Bu mu fırsatçılık? Yakıt olmuş 8-9 lira. Küçük bir tezgahın maliyeti 500 lira olmuş. Bunun neresi fırsatçılık. Akşama kadar çalışıyorum ve 100 lira alıyorum ama eve bir kutu yağ alamıyorum” diye konuştu.
Dün aldığı terliği, sonraki gün alamadığını ve her gün fiyatların arttığına işaret eden bir diğer esnaf ise, geçen yıl ki fiyatlarla bu yılki fiyatları kıyaslayarak, fiyatların 2 katına çıktığını söyledi. Bu durumun alım gücünü de düşürdüğünü vurgulayan esnaf, çaresizliğini, “Herkese ne olursa bana da olur’ diyerek özetliyor.
PİRHA- HDP, “Bütçe Buluşmaları”nın ilkini Ağrı’da başlattı. Ekonomi Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan “Bu soygun düzenine son vermek için halkın taleplerini toplayacağız ve 2021 bütçesine yansıması için her türlü mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.
Ekonomi Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Emek Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Şaziye Köse, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz, Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir’in içinde bulunduğu HDP heyeti, “Bütçe Buluşmaları”nın ilkini Ağrı’da başlattı.
İlk olarak hayvan pazarında besiciler ve halkla bir araya gelen HDP heyeti, yurttaşların sorunlarını dinledi.
Ziyaret sonrası gazetecilerin karşısına geçen HDP heyeti adına ilk sözü Ekonomi Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan aldı.
Derin bir yoksulluk yaşandığına dikkat çeken Paylan, Ağrı’da bunu çok net gördüklerinin altını çizdi. Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu illerden birinin Ağrı olduğunu belirten Paylan, “Ağrı’da yaşanan yoksulluk Türkiye’nin her yerinde yaşanıyor. Bunun önüne geçmek halkın taleplerini almak için il il dolaşıyoruz” dedi.
Toplumun tüm kesimleriyle ve emekçileriyle buluşacaklarını ifade eden Paylan, “Toplumun tüm kesimlerine ekonomik darboğazdan çıkmak için mücadele etme çağrısında bulunuyoruz. Bütçenin halkın, emekçinin çiftçinin, öğrencinin, gencin bütçesi olması için hep beraber mücadele edeceğiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Paylan, “Sarayda ekonomi uçuyor demek kolay. Gel aynı sözleri Ağrılı gençlere, esnafa, çiftçinin yüzüne söyle” çağrısında bulundu.
Son olarak “Bu soygun düzenine son vermek için halkın taleplerini toplayacağız ve 2021 bütçesine yansıması için her türlü mücadeleyi sürdüreceğiz” diyen Paylan, toplumun tüm kesimlerini seslerini yükseltmeye çağırdı.
PİRHA- Mersin’de yaklaşık 10 yıldır kiraladığı küçük bir dükkanında kokoreççilik yapan Murat Gümüş, yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle intihar etti. Öte yandan İzmir’de Erdal Şenözpak isimli kahvehane esnafı da borçlarını ödeyemediği için hayatına son verdi.
AKP iktidarının her fırsatta ‘pembe tablolar’ çizdiği Türkiye’de yurttaşlar, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınıyla birlikte daha da derinleşen ekonomik kriz nedeniyle hayatlarına son veriyor.
Mersin’in Mut ilçesinde kokoreççilik yapan Murat Gümüş isimli yurttaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Kaç gündür siftah etmeden dükkan kapatıyorum” diye yazmasının ardından yaşamına son verdi.
İZMİR BUCA’DA BİR ESNAF İNTİHAR ETTİ
İzmir’in Buca ilçesinde kahveci esnafı 50 yaşındaki Erdal Şenözpak’ın, ekonomik sebeplerden dolayı intihar ettiği bildirildi. İzmir’in Karabağlar ilçesi Peker Mahallesi’nde kahvecilik yapan 59 yaşında eski muhtar Nuri Çengeloğlu da geçtiğimiz günlerde ekonomik sıkıntılara dayanamayarak evinde intihar etmişti.
Olay yerinde hayatını kaybeden Şenözpak’ın cansız bedeni savcılık incelemesinin ardından İzmir Adli Tıp Kurumu Morgu’na gönderildi.
PİRHA-Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Atilla Güney, AKP’nin hem seçmen ittifakı hem toplumsal taban ittifakı hem de parlamentodaki siyasi ittifakın çatırdamaya başladığını söyledi. Merkez sağdan gelen tabanın da artık bu gidişattan rahatsız olduğunu söyleyen Güney, pandemi sürecinin iktidarın sınıfsal perspektifini ve demokrasi anlayışını ortaya çıkardığını kaydetti. Güney,”Hayatları hiçe sayılan proleterya ile organize olmuş bir toplumsal muhalefete ihtiyacımız var” dedi.
Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz pandemiyle birlikte derinleşti. Ekonomik kriz siyasal krizin de yaşanmasına yol açıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası sonrası iktidar blokunda çatlamalara neden olacak mı? Muhalefet, krizi yönetmede yeterli mi? şeklindeki sorularımızı Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Atilla Güney’e sorduk.
MERKEZ SAĞDAN GELEN TABAN ARTIK BU GİDİŞATTAN RAHATSIZ
PİRHA: AKP-MHP blokunda son zamanlarda istifa gündemli süreç var. Son olarak Berat Albayrak istifa etti. Bu da iktidar blokunda çatırdamaların olduğu yorumlarına neden oldu. Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?
PROF. DR. ATİLLA GÜNEY: AKP gibi partilerin siyasi değerleri yoktur. Bunun tarihte ve Türkiye’de örnekleri de var. 1980 darbesi sonrası ANAP, AKP benzeri bir partiydi. Bu tür partiler kendi içlerinde koalisyon partileridirler, toplayıcı partilerdir. Seçmen tabanı itibarıyla seçimler üzerinden bu tür partilere bakacak olursak ideolojik olarak içerisinde liberal demokratların, muhafazakâr demokratların, hatta sosyal demokrasiye yakın merkez sağ seçmen tabanı da vardır. Merkez sağ seçmeni toplayan bir toplayıcı partidir. İkincisi parlamentoda kendisini destekleyen MHP gibi, BBP gibi benzeri irili ufaklı küçük partilerin de desteğini alan çifte ittifak var.
Çatırdayan şeyler var. AKP’nin hem seçmen ittifakı hem toplumsal taban ittifakı hem de parlamentodaki siyasi ittifakın çatırdamaya başladığını söyleyebiliriz. Bu çatırdama değerler çatışmasından öte maddi temellerinde bir çatırdama yaşanıyor. Aynı zamanda da bir siyasal rant paylaşımı üzerine kurulmuş bir partidir. Şimdi kriz bir yandan AKP’nin bence bu toplumsal ittifak tabanını eritmeye başladı. Sadece bunu düşen oy oranları üzerinden gözlemlemiyoruz, aynı zamanda kendi içlerindeki ilk kurucuların giderek çözülmeye başlamasını AKP’yi temsil eden liderle siyasal ayrışmaları üzerinden okuduğunuzda bunu bir değerlerin çatışmasından çok krizle birlikte merkez sağdan gelen tabanın artık bu gidişattan rahatsız olmasıdır. İkincisi de bu rantiye merkezde ittifakın artık paylaşacak rantın, pastanın AKP içerisindeki tabanın paylaştığı örgütsel tabanın paylaştığı pastanın daralması ile birlikte bir kavga söz konusu.
Belki 15, 16 yıldır AKP’ye oy veren merkez tabanı iki tercih arasında bırakmak zorunda kalacaklar. Ya gitmeye zorlayacaklar ya da bu rant paylaşımı tehdidi üzerinden kendi tabanlarını konsolide etmeye çalışacaklar. Bu bir süre gidecek. Kriz daha da kronikleşecek ve bu artık bir çözümsüzlük noktasına gelecek. Şimdilik covid bir bahane olarak bunu örtbas ediyor ama aslında bu covidden bağımsız çok ciddi bir siyasal ve ekonomik kriz.
“PANDEMİ İKTİDARIN SINIFSAL PERSPEKTİFİNİ VE DEMOKRASİ ANLAYIŞINI ORTAYA KOYDU”
Koronavirüs salgını siyasal ve ekonomik kriz sürecini hızlandırdı mı, hızlandıracak mı?
Koronavirüs salgını üzerinden komplocu bir analiz yapma taraftarı değilim. Bugün pandeminin sebep olduğu gibi gösterilen iktisadi ve toplumsal krizin aslında 2019’un sonlarında başlayan ve bu salgından çok çok önce öngörüldüğünü ya da izlerinin, emarelerinin zaten hissedildiğini defalarca dile getirdim. Bu salgın ne yaptı? Bu salgın biraz daha katalizör etkisi yaptı ve hızlandırdı bu süreci. Bir yandan da bu krizin esas müsebbibi olan sermaye sınıfına bir bahane verdi. Diğer yandan da zaten giderek otoriterleşmeye başlayan siyasal iktidarların eline -bu sadece Türkiye için değil- bahane vermiş oldu. Gelinen aşamada sürecin tek başına yönetilemeyeceğini ortaya koydu. Dolayısıyla böyle külli bir sorunun nasıl çözüleceğine dair sendikalardan, odalardan görüş, öneri almaz, karar alma süreçlerine ortak etmezseniz, sorun kronikleşir. Böyle kronikleşmiş bir sorun nedeniyle son birkaç aydır özellikle emekli kesiminde görülen pandemiden dolayı yaşamını yitirenlerin sayısının devasa oranlara yükselmesi de aslında bu iktidarın sınıfsal perspektifini ve demokrasi anlayışını çok net biçimde ortaya koydu.
“ORTAK SORUNLAR ÜZERİNDEN BİR ORTAK MUHALEFET GELİŞTİRİLMELİ”
Peki bu ağır tablo karşısında muhalefet ne yapıyor?
İktidar blokunda ara ara çatlak sesler çıkıyormuş gibi görünse de iktidar ve onun destekçisi olan MHP’nin söylemlerinin son derece homojen olduğunu görüyoruz. Muhalefetin dezavantajlarından bir tanesi bir kere homojen olmaması. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nden tutun İyi Parti’sine kadar, Saadet Partisi’nden tutun Halkların Demokratik Partisi’ne kadar bu spektrumun tamamına baktığınızda bir kere çok heterojen bir muhalefet yapısı var. Ortak sorunlar üzerinden bir ortak muhalefet geliştirmek yerine CHP ile HDP yan yana geldiğinde daha ulusalcı daha milliyetçi saikler devreye giriyor ve organik söylem bütünsel bir söylem, ya da İyi Parti ile HDP karşı karşıya geldiğinde ya da Saadet Partisi ile CHP’nin ultra laik kanadı karşı karşıya geldiğinde öyle bir şey yakalayamıyorlar. AKP son dönemde bir strateji geliştirdi. Muhalefeti parlamenter söylemin içerisine ‘Milli İrade’ söylemiyle hapsetti. Demokrasi bu değil. Tek başına demokrasi 4-5 yılda bir periyodik seçimlerle halkın iradesinin parlamentoya yansımasıdır bir taraftan ama daha da önemlisi demokratik örgütlenme, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması, ifade özgürlüğü, iktidarı eleştirme, muhalefet etme özgürlüğü gibi daha geniş bir tanımı var. Şu anda kamusal alan ve sivil toplum tamamen yerle yeksan olmuş durumda. Halkların Demokratik Partisi daha toplumsal tabanla kendi tabanıyla ve halkla daha iç içe daha bütünleşik. Bu anlamda daha kurumsal bir muhalefet yürütüyor. O yüzden de son bir kaç yıldır yoğun bir baskı altında.
“TEK ÜMİDİMİZ TABAN HAREKETİNİ ÖRGÜTLEMEK”
Muhalefet ne yapmalı?
Solun ya da sol söylemin bugüne kadar çok dillendirdiği ekonomik sorunların artması ile birlikte toplumsal bilincin artacağına ve toplumsal muhalefetin de kendiliğinden yükseleceğine dair bir inanış vardır. Fakat tarih bize bunun her zaman doğru olmadığını gösterdi. Bu süreçten parlamenter rejimi ya da seçim sistemine çok küçümsediğimden değil ama artık bunun tek başına bu otoriter iktidarlardan kurtulmanın yegane ve biricik yolunun parlamenter seçimler olmadığını düşünüyorum. Artık tabandan ciddi bir kalkışma gelmedikçe, örgütlü bir taban hareketi ortaya çıkmadıkça demokrasi, özgürlüklerin artacağını ve sorunların çözüleceği mümkün görünmüyor. Bizim tek ümidimiz bu tür bir taban hareketini örgütlemek. Kadınlarıyla erkekleriyle, ayrımcılığa uğrayan farklı etnik kimlikler ile inançsal kimliklerle, cinsiyet ayrımcılığı mağdurlarıyla hareket ve çevrecilikten çevre yağmalamasından mağdur olan köylüler ile covid sürecinde hayatları hiçe sayılan proleterya ile ama bunların örgütlü yapılarıyla yani bireysel ya da kişisel mücadele örgütle yapılarıyla organize olmuş bir toplumsal muhalefete ihtiyacımız var.
HDK “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” hamlesinin startını verdi. HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, “Sayın Öcalan’a yönelik tecrit ülkeyi krizden krize sürüklüyor” derken, cezaevinden mesaj gönderen eş sözcü Sedat Şenoğlu, savaşın bedelinin halkların ödediğini söyledi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Taksim’de bulunan Genel Merkezi’nde yaptıkları basın toplantısıyla “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” hamlesinin startını verdi. Toplantının yapıldığı salona “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” pankartı asıldı. Toplantıya HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Milletvekilleri Hüda Kaya, Dilşat Canbaz Kaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) temsilcileri, Limter İş Genel Başkanı Kanber Saygılı ve ÖHD Eş Genel Başkanı Ayşe Acinikli yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Toplantıda ilk olarak HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, başlattıkları hamlenin basın metnini okudu.
“İKTİDARIN EKONOMİYE DAİR VERDİĞİ HİÇBİR BİLGİNİN, ZERRE KADAR İNANDIRICILIĞI KALMADI”
Türkiye halklarının ekonomik krizin derinleştiği çok ağır bir sürece girdiğini söyleyen Uğurlu, “Çalışan sınıfın üçte birinden fazlası işsiz. Milyonlarca işsiz, yakın gelecekte iş bulma umudunu kaybetmiş durumda. Dolayısıyla milyonlarca emekçi ailesi kışa hiçbir gelire sahip olmadığı şartlarda giriyor. Temel ihtiyaç maddelerinde yıllık enflasyon yüzde 40’a dayandı. Asgari ücretle veya herhangi bir ücretle, bir işte çalışan, henüz işini kaybetmemiş emekçiler de ücretlerinin en temel harcamalarını karşılamaya yetmediğini görüyor. Türkiye enerjiyi, ilacı, sanayinin yarı mamul girdilerini, geçmişte kendisinin ürettiği pek çok gıda ürününü ve hatta samanı ithal eden bir ülke. Dolar ve Euro ipsiz uçurtma gibi, TL karşısında yükseliyor. Bu durum her gün biraz daha yoksullaşmamız anlamına geliyor. Devletin ve özel sektörün dış borcu 450 milyar Dolar. Merkez Bankasının döviz stoku eksi 40 milyar Dolar. Ekonominin kronik cari açığı bu sene bütün rekorlarını kırıyor. İktidarın ekonomiye dair verdiği hiçbir bilginin, hiçbir rakamın, istatistiğin, zerre kadar inandırıcılığı kalmadı. Tek adam rejiminin harcamalarını denetleyen bir kurum artık yok” diye konuştu.
“YURTTAŞLAR SALGININ İNSAFINA TERK EDİLDİ”
Tek adam rejimi ile Meclis’in işlevini kaybederek, göstermelik bir kurum halini aldığını ifade eden Uğurlu, Meclis’ten sonra yargı erkinin bir bütün olarak iktidarın kontrolüne geçtiğini ifade etti.
Salgın koşullarında iktidarın toplum sağlığını koruma yönünde niyeti ve çabası olmadığını da ifade eden Uğurlu, “Yurttaşlar salgının insafına terk edildi. Ülkede her gün yapılan testlerin yüzde 25’nin Saray ahalisine yapıldığı, geri kalanının 85 milyon kişiye uygulandığı anlaşıldı. Rejim toplumun sorunlarına çözüm aramayı hiçbir zaman düşünmedi. Bütün çözüm arayışları iktidarlarını bir gün fazla devam ettirmek üzerinedir” diye konuştu.
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen tecride de dikkat çeken Uğurlu, “Bütün komşularla ilişkilerde savaş tehdidinin temel politika yöntemi olması boşuna değildir. Ancak asıl savaş politikaları Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ve dışında Kürt halkına yöneliktir. On yıllardır sürdürdükleri ret ve inkara dayalı çözümsüzlük politikası ve Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yönelimi; ülkeyi bütün alanlarda krizden krize sürüklüyor. Savaş politikaları ekonomik krizleri kaçınılmaz kılmakla kalmıyor, devlet içinde karanlık odakları güçlendiriyor. Devlet mekanizmasını bütünüyle suç örgütleri koalisyonuna dönüştürüyor” dedi.
“REJİM KRİZİ ÇÖZME YOLUNDA ADIMLAR ATMAK YERİNE YENİ OSMANLICI BİR İDEOLOJİ İNŞA EDİYOR”
Türkiye’nin kapitalist ve emperyalist sisteme çok yönlü bağımlı olduğunun altını çizen Uğurlu, “Dolayısıyla sistemin küresel krizlerinden payına düşeni daima alıyor. Ama kendi kriz dinamikleri sistemden gelen kriz etkilerinden çok daha güçlüdür. Rejim krizi çözme yolunda adımlar atmak yerine Yeni Osmanlıcı bir ideoloji inşa ederek, baskı ve devlet terörüyle toplumu teslim almaya çalışıyor. Bütün bunlar, geçmişten farklı olarak yaşanan ekonomik krizi, siyasi, ideolojik, diplomatik krizlerle çoklu bir krize dönüştürüyor. Toplumsal değerler çözülüyor; toplum ortaklık zeminlerini tamamen kaybediyor. Rejim toplumsal zeminini Kürtlere, Ermenilere, Yunanistan’a, Batıya, Hristiyanlara, diğer inanç ve halklara düşmanlık üzerinden yeniden üretmeye veya korumaya çalışıyor. HDP’ye, sola, sosyalizme karşı düşmanlaştırıcı politikalar, her türlü muhalefeti düşman veya hain olarak yaftalamaya dönüşüyor. Kadınlara karşı şiddet hem kışkırtılıyor, hem himaye ediliyor. LBGTİ+’lar rejimin en pervasızlıkla hedef gösterdiği kesimdir” diye konuştu.
“BU KARANLIK EN GENİŞ İTTİFAKI KURULMADAN “DUR” DEMEK İMKANSIZ”
Bu karanlık gidişe ülkenin bütün demokrasi güçlerinin en geniş ittifakı kurulmadan “dur” demenin imkansız olduğunun altını çizen Uğurlu, şöyle devam etti: “Devrimcilerin bloku; demokrasi ittifakı, toplumsal örgütlerin birleşik mücadelesinin örülmesi ve benzeri her türlü birlikte mücadele imkanını sonuna kadar değerlendirmek zorundayız. Her türlü birleşik mücadeleyi, yerelde, toplumsal örgütlenmeleri geliştirerek, gerçek bir halk muhalefeti gücüne dönüştürmeliyiz. Elbette faşizme karşı mücadelenin sistem içi, ara iktidar hedefleri olacaktır. Ancak sürekli kriz üreten ve krizlerin faturasını halka çıkaran bu sisteme karşı, bir alternatif önermiyorsak; politik kazanımlarımızın hepsi güçsüz ve geçici olacaktır. HDK, yeni yaşam önerisiyle, bütün insanlık ve dünyamızdaki bütün hayat için bir seçenek öneriyor.”
“KAPİTALİZMİN KRİZİNE KARŞI HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİ HAMLESİ BAŞLATIYORUZ”
ile bir kampanya başlatmadıklarını sözlerine ekleyen Uğurlu, “Bu hamle kesintisiz, sürekli bir mücadele hamlesidir. İllerde, ilçelerde, mahallelerde, iş yerlerinde, üniversitelerde, köylerde meclisleşme hedefimizi büyütüyoruz. Rejime karşı halkların ortak direnişini örgütleme; bu direnişin örgütlerini yaratma hedefini önümüze koyuyoruz. Dolayısıyla bu fikriyatın kadrolarını, örgütlerini ve mücadelesini yaratma hedefini önümüze koyuyoruz. İlham kaynağımız geçmişin faşizme karşı kazanılmış zaferleridir. Kürt Özgürlük mücadelesinin; Türkiye devrimci hareketinin birikimidir. Kadın mücadelesinin ulaştığı gelişkinlik düzeyidir. HDK, bütün bölgelerde, yerel hedefler belirleyecek, bu hedeflere yürümek için planlamalarını yapacak ve sonsuz bir sabırla, yorulmak bilmeyen bir çalışkanlıkla örgütlenecektir. Türkiye halkları her geçen gün krizlerden çıkış yolunu meclislere yüzünü dönerek aşma iradesi gösteriyor. Bizim krizlere karşı çözümümüz var. Bizim birlikte yaşam inancımız ve irademiz var. Çağrımızdır bizlerin çözümü var, hep birlikte ortak mücadeleyle ‘Yeni Yaşamı’ inşa edelim” diye belirtti.
Sedat Şenoğu: Savaşın bedelini halklar ödüyor
Ardından tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mesajı okundu. Şenoğlu’nun mesajı şu şekilde:
“Kriz, belirsizlik, geleceksizlik, güvencesizlik kavramlarının hem toplumsal hem de tek tek bireylerin haleti ruhiyesini tanımlar hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bölgemiz emperyalist güçlerin müdahil olduğu bir paylaşım savaşının arenası yapıldı. 2008’den beri her adımda derinleşen ekonomik ve siyasi krizler, toplumsal adaletsizliği derinleştirdi. Her yıl binlerce emekçi işsizler ve açlar ordusuna katılıyor. Eğitim, sağlık, barınma gibi temel insan hakları şirketlerin kar kapısı yapıldı, toplum her türlü kamusal güvenceden yoksun hale getirildi. Demokrasinin uzun bir zamandır rafa kaldırılmasının yarattığı yıkımın iyice ayyuka çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Saray etrafındaki küçük bir azınlık dışında toplumun her kesimi demokrasi kaybının ceremesini bir şekilde yaşıyor. Mesela ekolojik yıkım projeleri en fazla bu demokrasi kaybı sayesinde, hukukun tam bir istikrarsızlaştırma, kuralsızlaştırma ve her türlü hak talebini engelleme aracı olarak kullanılması sayesinde hayata geçiyor. Aynı şey, pandemi koşullarında çalışmak zorunda bırakılan, hatta salgını bahane ederek fabrikalarına kilitlenerek çalışmak zorunda olan işçiler içinde geçerli. Avukatlar, sağlık emekçileri, mimar ve mühendisler, büro çalışanları da demokrasi kaybını mesleki örgütlerine yönelik yasa operasyonları ile karşılaşıyor. Kadınlar canlarıyla ödüyor yaşanan krizin bedelini. Savaşın, güvenlikçi politikaların, demokrasinin rafa kaldırılmasının bedelini başta Kürt halkı olmak üzere halklarımız, bölge halkları ödüyor. Yurtta savaş dünyada savaş şiarıyla halklarımızın damarlarına şovenizm kanı pompalanıyor. Bütün bu karanlık tablonun içinde bize umut ve güç verecek tek şey, örgütlü toplum örgütlü halk olma pratikleridir. Şairin dediği gibi, bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır. Tarihin dersidir, örgütlü halk yenilmez. Halkların Demokratik Kongresi olarak çoklu krize karşı başlattığımız hamlemiz toplumun yeniden örgütlenmesi, örgütlerimizin yeniden örgütlenmesi ve örgütlü bir halk olarak karanlığı yenme hamlesidir. Toplumsal sorunların bireysel çözümleri yoktur. Her yerde, yerelde demokratik örgütlenmemizi geliştirerek, çoklu krize karşı panzehir üretebiliriz.”