Etiket: kudüs

  • TTB, Filistin ziyareti için bir kez daha başvuruda bulundu

    TTB, Filistin ziyareti için bir kez daha başvuruda bulundu

    PİRHA – TTB, Filistin ziyareti için dışişleri bakanlığı ile kudüs başkonsolosluğu’na bir kez daha başvuruda bulundu.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), İsrail’in saldırıları altındaki Filistin’i ziyaret etmek için 1 Nisan 2024’te Dışişleri Bakanlığı’na, Filistin ile İsrail’in Türkiye’deki büyükelçiliklerine ve Türkiye’nin Filistin’deki Kudüs Başkonsolosluğu ile İsrail’deki Tel Aviv Büyükelçiliği’ne birer yazı yazmıştı.

    TTB, talebine herhangi bir yanıt verilmemesi üzerine 15 Mayıs 2024’te Dışişleri Bakanlığı ile Türkiye’nin Filistin’deki Kudüs Başkonsolosluğu’na bir yazı daha gönderdi.

    Söz konusu yazıda Filistin’de yaşanan sağlık hakkı ihlalleri ve sağlık tesislerine yapılan saldırıları gözlemlemek, sağlık yardımı götürmek, kalıcı koruyucu sağlık hizmeti merkezi çalışmaları başlatmak, hekimler/sağlık emekçileri ile buluşmak amacıyla planlanan ziyaret için bir kez daha gerekli izin ve kolaylaştırıcılık istendi.

    PİRHA/ANKARA

  • Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Müftülükle imzaladığı protokol gereği liselerde öğrencilere Kudüs’le ilgili seminer verilmek istendiği ortaya çıktı. Buna karşı durduklarını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Veliler bir dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin tercihlerini görmezden gelen hükümetin politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmaları devam ediyor.

    Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün müftülükle beraber, Kudüs’le ilgili bir çalışma yapıp, bunu liselerde öğrencilere seminer halinde sunmak istedikleri ortaya çıktı.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, buna karşı durduklarını belirterek, Dersim’deki dincileştirme çalışmalarını ve buna karşı velilerin yapabileceklerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MÜFTÜLÜĞÜN OKULLARA GİRMESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Milli Eğitim Müdürlüğü ile il Müftülüğü arasında bir protokol yapıldığını ve buna göre müftülüğün okullarda öğrencilere ilgili alanlarda seminer verebildiğini belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Bu protokoller tamamen zora dayalı, hiçbir şekilde rızaya dayalı olmayan öğrencinin, velinin, idarenin, öğretmenin, hiç kimsenin fikri, onayı ve izni alınmadan tepeden inen direktiflerle yapılan bir çalışmaydı. Bu yüzden biz de Eğitim-Sen olarak bunun karşısında durduk. Çünkü müftülüğün okullara girmesini istemiyoruz” dedi.

    “ÖĞRENCİLERİMİZİ CAMİLERE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR”

    İktidarın amacının eğitimi tamamen dinselleştirmek olduğunu, bu dinselleştirmeye karşı Eğitim-Sen olarak mücadele edeceklerini ifade eden Aşkın, Dersim’deki ÇEDES faaliyetlerini şöyle anlattı:

    “Gördüğümüz en büyük faaliyetleri, her lise için bir Kudüs programı, semineri hazırlamışlardı ve bunu çok hızlı bir şekilde kimseye duyurmadan mümkün olan en kısa şekilde yapmaya çalıştılar. Tabii bunun tarafımızdan duyulması da zaman aldı. Farkına vardığımız zaman zaten okulların birkaçına uğramışlardı. Ondan sonra ancak bundan haberimiz oldu ve buna karşı bir çalışma yürütebildik. Liselerde özellikle Kudüs’le ilgili iktidarın kendi propagandasını, öğrenciye ulaşma propagandasını yaptıklarını gördük. Biz de buna karşı Eğitim-Sen olarak bir karşı duruş sergiledik. Velilerimizi, öğrencilerini bu tür çalışmalara katmamaları konusunda uyardık.

    Bize ulaşan bilgilere göre, şu an basit bir şekilde başlıyorlar. Öncelikle din öğretmenleri sayesinde öğrencileri kütüphaneye götürme planları var. Bundan sonraki amaçları da okul dışı geziler ve biz bu okul dışı gezilerin en başında öğrencilerin camilere götürülmek istendiğini zaten duyuyoruz ve biliyoruz.”

    “DERSİM’DE VELİLERİN DİLEKÇEYLE BAŞVURMALARI YETERLİDİR”

    Öğrenci velileriyle şu an henüz tam anlamıyla bir koordinasyon sağlayamadıklarını ama okul idarelerine verilmek üzere velilere yönelik bir dilekçe hazırladıklarını söyleyen Mehmet Aşkın, velilerin ÇEDES’e karşı yapabileceklerini şöyle dile getirdi:

    “’Öğrencimin bu tür çalışmalara, ÇEDES faaliyetlerine katılmasını istemiyorum’ şeklinde bir dilekçe var. Bu dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz. Bizim çalışmamız bu yönde. Çalışmayı veli üzerinden yürütmek zorundayız. Öğretmen ya da idare üzerinden bu çalışmayı yürütemiyoruz. Sonuçta resmi bir protokol var ellerinde. İktidar gücünü bu şekilde kullanarak öğretmeni, idareyi mecbur kılıyor. Ancak veli üzerinden hareket edersek bu sorunun çözülebileceğini düşünüyoruz.

    “VELİ İZİN VERMEDİĞİ SÜRECE ÖĞRENCİYİ DERS DIŞI FAALİYETLERE KATAMAZLAR”

    Normal koşullarda öğrencinin ders dışı faaliyetlere katılmasının velinin iznine bağlı olduğunun altını çizen Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, şunları kaydetti:

    “Veli bu izni vermediği sürece öğrenciyi bu tür faaliyetlere katamazlar. ÇEDES, iktidarın Milli Eğitim alanındaki dinselleşmede büyük bir adımıdır. Bunu velilerin bilmesi gerekiyor. Protokolün amacı veliyle, öğrenciyle Diyaneti bir araya getirmek, buluşturmaktır. Dersim’de bunu okul dışında yapamazlar. Yapabilmenin tek yolu Diyanet’in müftülüğün okula gitmesidir. Bu protokolle de bunun yolu açılmıştır.

    “BU PROTOKOLLE DİYANET VE ÖĞRENCİ ARASINDA ARTIK BİR ENGEL KALMADI”

    Bu vesileyle Diyanet okullara gidip istediği çalışmayı yürütebilir, seminerler verebilir, manevi danışmanlık yapabilir. Velilerimizin şunun farkında olması gerekiyor. Bu protokolle Diyanet ve öğrenci arasında artık bir engel kalmadı. Artık Diyanet öğrenciye istediği gibi ulaşabilir. Dolayısıyla veliye de görev düşüyor. Veli bunu bilmeli ve buna göre de öğrencisinin bu tür faaliyetlere katılmasını istemiyorsa dilekçeyle müdürlüklere başvurup tavrını net bir şekilde ortaya koymalıdır.”

    Dilekçe Örneğini indirmek için tıklayınız…

    PİRHA/DERSİM

     

  • Kar: Uluslararası Barış Gücü önerisi Filistin’in özgürlüğü önünde ciddi bir engeldir

    Kar: Uluslararası Barış Gücü önerisi Filistin’in özgürlüğü önünde ciddi bir engeldir

    PİRHA-Gazeteci Bereket Kar, Türkiye’nin, İsrail’i resmi olarak tanıyan ülkelerin başında geldiğini hatırlatarak, “Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının ardından AKP, ‘Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir’ şeklinde bütün İslam liderleri ile bildiri çıkardı. O bildirinin ötesinde herhangi bir adım da atılmadı. Bugün Türkiye’nin önerdikleri de Filistin’in özgürlüğünün önünde ciddi bir engeldir” dedi.

    İsrail’in Gazze’ye dönük saldırıları devam ederken, iki taraf arasında 20 Mayıs’ta ateşkes yapılacağı iddiaları öne sürülmüştü. Söylentilerin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Mayıs’ta Gazze’ye yönelik hava saldırıları hakkında açıklama yaptı.
    Netanyahu, “Gazze ile olan düşmanlıkların sona ermesi için bir zaman çizelgesi belirlenmedi” diyerek hava saldırılarını durdurmaktan yana olmadıklarına işaret etti.

    Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) haber ajansında uzun yıllar gazetecilik yapan Bereket Kar ile İsrail’in son Doğu Kudüs saldırısını konuştuk.
    İsrail saldırısının ardında yatan temel gerçeklerin 73 yıl öncesine, yani İsrail devletinin kuruluşuna kadar uzandığını söyleyen Bereket Kar, “O dönemden günümüze kadar Kudüs’ü istedikleri şekilde, Doğu-Batı Kudüs değil de Yahudilerden oluşmuş tek bir Kudüs olarak, İsrail’in başkenti ilan edilmesini ve bütün dünyaya kabul ettirmesi amacını taşıyor” yorumunu yaptı.

    “FİLİSTİN HALKININ KUDÜS’TEN VAZGEÇMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

    Bereket Kar, Kudüs’te 350 bin kadar Filistinlinin yaşadığını belirterek, kimi kesimlerin Kudüs için sadece “Müslümanların bir inanç Merkezi” tanımlaması yaptığının da altını çizdi. Bereket Kar, Kudüs’ün sosyal, tarihsel, siyasal özelliklerine de işaret ederek, coğrafik bir bölge olması itibariyle bölge halkının buradan vazgeçmesinin mümkün olmadığını da söyledi. Gazeteci Kar, Filistinlilerin, Netanyahu’nun hamlesine karşı gerekli cevap verdiğini de söyleyerek “Ciddi bir ayaklanma ile Kudüs’ün sahiplenmesi ve Gazze, Batı Şeria ile dayanışma içerisinde gerçekleşen bu direniş son derece önem taşıyor. İsrail’in bu hamlesi boşa çıkartılmış durumdadır” yorumunu yaptı.

    “FİLİSTİN HALKI, TARİHİNİN EN MORALLİ SÜRECİNİ YAŞIYOR”

    Gazeteci Bereket Kar, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu saldırı ile siyasi pozisyonunu ne derece güçlendireceğine de yanıt verdi. Netanyahu’nun 2 ay öncesinde gerçekleşmiş seçimlerde hala bir hükümet kuramadığına işaret eden Bereket Kar, şunları aktardı:

    “Netanyahu bugün yolsuzlukla itham edilmiş ve milletvekilliği düşmesi durumunda yargının karşısına çıkarılıp hesap sorulacak bir şahsiyet olarak görülüyor. Gerek kendisinin gerekse de partisinin karşı karşıya kaldığı son derece ciddi bir sorun var. Netanyahu, ne yapıp yapıp içerde, dışarıda bu durumdan kurtulacak ve yeniden iktidara kendini dayatacak bir gelişmeyi bekliyor. Kudüs’e yönelik hamlesiyle aslında İsrail’i bir savaşa sokma ve en azından gerek Filistinlilerin ve dışarıdaki güçlerin saldırısıyla bunu tamamlamaya çalışmaktaydı. Ama Netanyahu bu pozisyonunu güçlendirmek yerine bana göre zayıflattı ve hiç beklemediği bir şok ile karşı karşıya kaldı. Filistin’in dört büyük parçasına yayılan ve bir nevi 3. İntifadının (ayaklanma) ayak sesleri olarak ifade edilebilecek bir direniş, bir halk iradesi ve buna refakat eden özellikle Gazze’den olan silahlı saldırı İsrail’i çok ciddi bir köşeye sıkıştırmış durumda. Filistin halkı tarihinin en moralli sürecini yaşıyor. Gerek içeride, gerekse de dışarıda…”

    “ARAP ÜLKELERİNİN SESSİZLİĞİNİ ANLAMAK MÜMKÜN”

    Gazeteci Bereket Kar, Ortadoğu ülkelerinin, İsrail’e karşı sessiz oluşunun sebeplerini de sıraladı. Trump’ın, “Yüzyıl projesi” çerçevesinde Arap ülkelerini İsrail’le normalleşmeye zorladığına işaret eden Kar “Ama bu hiçbir zaman Arap halklarının, İsrail’le barışması anlamına gelmedi” dedi. Gazeteci Kar, Filistin’in tarihte çok az rastlanır bir dayanışma ile karşı karşıya olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Evet Arap ülke yönetimleri sessiz. Çünkü İsrail’le Filistinlilere rağmen normalleşme ilişkilerine girdiler ve birtakım barış antlaşmaları imzaladılar. Halbuki halklar tamamiyle bunun karşısında olduğunu belirtti. Belki de ilk defa bu kadar, Tunus ve Mısır’ı bir tarafa bırakacak olursak, Arap baharını aşan bir halk dayanışması gerçekleşti. Özellikle de Filistin’i çevreleyen Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde halkın çok ciddi bir dayanışması söz konusu. Buna kendi ülke yönetimlerinin sessiz kalması aslında tesadüfi değildir. Zira iki arada bir derede kaldılar. Bir tarafta imzaladıkları barış antlaşmaları, diğer taraftan kendi halklarının bugün Filistin halkı ile olan dayanışması söz konusu. Dolayısıyla yönetimleri anlamak mümkün. Çünkü ABD ile olan çok ciddi ilişkileri var. Hem içeriden, bir de dışarıdan İsrail ve ABD’nin tepkilerini alacak olurlarsa bu iktidarların, ulus devletlerinin giderek gerilemesi hatta yıkılması anlamına gelebilir. Dolayısıyla bu sessizliklerini koruyacaklarını ve hatta bir an evvel bu süren savaşın durdurulmasını talep etmekteler.”

    “FİLİSTİN DAVASI ARTIK FARKLI BİR KULVARDA SEYREDECEK”

    Bereket Kar, İsrail’in saldırısının ardından AKP’nin tutumunu “Sürpriz olmadı” sözleriyle değerlendirerek, Türkiye’nin, İsrail devletini ilk tanıyan ülkelerin başında geldiğini vurguladı.

    Gazeteci Kar, işgalin durması için AKP’nin önerdiği uluslararası bir barış gücünün Filistin’in özgürlüğüne zarar vereceğini işaret ederek şunları söyledi:

    “1948’den bu yana bütün işgallere, bütün demografik değişikliklere yerleşim birimlerinin işgaline ve her türlü katliamlarda Türkiye, devlet olarak ya da hükümet olarak kimi tepkiler göstermiş olsa bile bunun bir karşılığı hiçbir şekilde pratiğe dönüşmemiştir. Türkiye ile İsrail arasında bütün dönemlerde aslında ekonomik, ticari, hatta askeri ve özellikle de Turizm ilişkileri son derece gelişkin kalmaya devam etti. Bugün açısından da durum farklı değildir. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve elçiliğini 2017’de Kudüs’e tanıdığını açıklaması üzerine hatırlanacağı gibi AKP hükümeti bir çağrı yaparak İslam Teşkilatı İşbirliği Konferansı’nı İstanbul’da kabul etti ve o zaman ‘Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir’ şeklinde bütün Arap ve İslam liderleri ile poz vererek bir bildiri çıkardı. O bildirinin ötesinde herhangi bir adım atılmadı.

    “TÜRKİYE TARAFINDAN BARIŞ GÜCÜNÜN GÖNDERİLMESİ FİLİSTİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNÜNDE ENGELDİR”

    Bugün açısından önermeye çalışılan Türkiye tarafından Uluslararası bir barış gücünün gönderilmesi aslında tamamı ile Filistin kurtuluşunun, özgürlüğünün önünde ciddi bir engeldir. Filistinli güçler, hiçbir şekilde öyle bir gücün orada konumlanmasını istemezler. Zira o konumlanma İsrail’in yaptığı tüm işgallerini kabul etmek ve var olan statüyü resmileştirmek anlamına gelir ki bunu İsrail kabul etse bile Filistin örgütlerinin kabul edeceğini tahmin etmiyorum.
    Aynı zamanda Mavi Marmara gemisinin sonuçları, o baskında hayatını kaybeden 10 kişiye dönük politikalar, o zamanki kükremeler ve tehditlerin nasıl sonuçlandığını herkes bilmekte. O olayda da Türkiye bunların karşılığında verilen 20 Milyon Doları alarak yakınlarını kaybeden ailelerin, İsrail hakkında dava açmaları engellendi, bunun sözü İsrail’e verilerek ilişkiler devam ettirildi.
    Dolayısıyla bugün açısından bütün tehditlere ve yöneltilen suçlamalara rağmen bunun karşılığında ciddi bir hayata dönüşen bir yaptırımın olacağı kanaatinde değilim. Bugünler de geçmişte olduğu gibi geçecek ve İsrail politikalarına devam edecek ama bunun hiçbir zaman, özellikle Filistin halkı açısından eskisinin tekrarı olmayacağının bir kanıtı var. Bu kanıt da bütün demokratik, barışçıl mücadelenin bütün Filistin’i kapsaması ve buna özellikle Gazze’den refakat eden silahlı mücadelenin tekbir Hamas’a indirgenemeyeceği, bütün güçleri kapsadığı ve Filistin halkının rızasını aldığının altını çizmek lazım. Bu son derece önemli bir gelişme. Bundan böyle Filistin davası, geçmişten daha farklı bir kulvarda seyredeceği kanaatindeyim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    Foto: gazeteDuvar

     

  • Hamas’tan Batı Kudüs’e roketli saldırı

    Hamas’tan Batı Kudüs’e roketli saldırı

    İsrail güvenlik güçlerinin Mescid-i Aksa’da Filistinlilere yönelik saldırılarının ardından Hamas, Batı Kudüs ve İsrail’in güneyine 6 roket atıldığını duyurdu. İsrail’in de karşılık verdiği saldırılarda en az 20 kişinin öldüğü açıklandı. 

    İsrail güvenlik güçlerinin Kudüs’teki Şeyh Cerrah ve Mescid-i Aksa’da Filistinlilere yönelik saldırılarının ardından Hamas, Batı Kudüs ve İsrail’in güneyine 6 roket atıldığını duyurdu.Israel Times’in haberine göre Hamas’ın İsrail’e fırlattığı roketlere karşı Demir Kubbe hava savunma sistemi devreye girdi.

    Gazze Şeridi’nden Batı Kudüs ve İsrail’in güneyine roket atılmasıyla birlikte İsrail’de sığınaklara inmeye çağıran sirenler çaldı.İsrail parlamentosu (Knesset) tahliye edilirken,  İsrailli milletvekilleri Knesset’ten çıkarılarak sığınaklara götürüldü.

    İsrail polisi, 1967’deki işgalin yıldönümü olan Kudüs Günü kapsamında şehrin Müslüman kesiminden geçmemesi şartıyla izin verilen Yahudi bayrak yürüyüşünü başlamasından kısa süre sonra engelledi.

    İSRAİL’DEN KARŞILIK: EN AZ 20 ÖLÜ

    İsrail uçakları da Gazze Şeridi’nin güneyindeki bölgelere hava saldırısı düzenledi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu yaptığı açıklamada roket saldırılarına çok güçlü karşılık vereceklerini söyledi. Netanyahu ayrıca, İsrail’e saldıranların “ağır bedel” ödeyeceklerini belirtti.

    Filistin Sağlık Bakanlığı, Hamas’ın roket saldırılarına misilleme olarak İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıda 9’u çocuk, 20 kişinin öldüğünü duyurdu. İsrail ordusu, roket saldırılarının ardından Gazze sınırına yeni bir yığınak da başlattı.

    Bölgedeki saldırılar karşılıklı sürüyor.

    ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, Hamas tarafından İsrail’e düzenlenen roket saldırılarına ilişkin açıklamada bulunarak saldırıları kınadı. Kirby, “İsrail’in roket saldırılarına karşı kendini savunma hakkı var ve desteğe hazırız” dedi.

    MECLİS’TEN İSRAİL’E ORTAK KINAMA

    Meclis’te grubu bulunan beş parti, ortak bildiriyle İsrail’i kınadı. Meclis Başkanı Mustafa Şentop ile birlikte AKP, CHP, HDP, MHP ve İYİ Parti Grup Başkanvekillerinin imzaladığı bildiride, “Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yaşanan olaylar ve insanlık suçları bakımından İsrail’e karşı net bir tavır alarak, görevini yerine getirmesini talep ediyor ve destekliyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurum temsilcilerinden Filistin halkına yönelik saldırıya tepki

    Alevi kurum temsilcilerinden Filistin halkına yönelik saldırıya tepki

    PİRHA- Filistin halkına yönelik saldırıları kınayan Alevi kurum temsilcileri, “Filistin’de yaşananlar vicdanların kör, kalplerin sağır olduğu ve yıllar boyu unutulmayacak bir vahşettir” dedi. 

    ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması sonrası yaşanan protestolarda 60 kişinin yaşamını yitirmesi ve binlerce insanın da İsrail askerleri tarafından yaralanması sonrasına Alevi kurum temsilcilerinden tepki geldi.

    Sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarla Filistin halkına yönelik saldırıları kınayan Aleviler, yaşananların bir insanlık suçu olduğunu söylediler.

    HÜSEYİN MAT: İNSANLIK SUÇUDUR

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, savaşı kim ve hangi amaçla başlatırsa başlatsın, bir insanlık suçu olduğunu söyledi.

    “Hiçbir şey insanın yaşam hakkında daha kutsal değildir. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği açılışını protesto eden Filistinliler yaşamını yitirdi, bin 693 Filistinli de İsrail askerlerinin açtığı ateş ve gaz kapsülleriyle yaralandı” diyen Mat insanlık suç işleyenleri kınadı.

    ONUR ŞAHİN: KABUL EDİLEMEZ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Onur Şahin, “Nehirden denize özgür Filistin kazanacak!” başlığı ile bir açıklama yaptı.

    Şahin, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Tam 70 yıl önce 14-15 Mayıs 1948’de; Filistin halkının Nakba (Büyük Felaket) olarak adlandırdığı günde Filistin halkı büyük bir katliam ve saldırı eşliğinde kendi anayurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Bugün ise Nakba’nın yıldönümünde sokağa çıkan Filistin halkına Siyonist İsrail kolluk güçleri vahşice saldırıp onlarca Filistinli’yi katledip binlercesini yaraladı. Bu emperyalizm destekli ırkçı-siyonist devlet terörürün açık bir örneğidir. Gelişmiş silahlarınızla, bombalarınızla, füzelerinizle, tanklarınızla, uçaklarınızla Filistin davasını yok edemezsiniz. Çünkü bu dava insanlığın vicdanına kazınmıştır. Silahlarınız her şeye işler ama vicdanlara işlemez. Bugün Kudüs’ü zor yoluyla başkent ilan etmiş olabilirsiniz. Yanınıza baş emperyalist ABD’yi almış olabilirsiniz. Ama insanlık uluslararası hukuk anlamında açık bir suç teşkil eden ve vicdanları kanatan bu işgalci zorbalığı asla kabul etmeyecektir. Nitekim BM üyesi ülkelerin çok büyük bir çoğunluğu Kudüs’ü işgalci siyonist İsrail devletinin başkenti olarak tanımayı kabul etmemiştir. Kudüs Filistin’in başkentidir ve öyle de kalacaktır. Filistin halkına yapılan emperyalizm destekli siyonist zulmü kınıyor, katliamda yitirdiğimiz Filistin’li kardeşlerimizi anıyor ve yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz. Direnen Filistin halkı eninde sonunda kazanacak ve emperyalist-siyonist ittifakı yenilecektir. Selam olsun direnen Filistin halkına.”

    EREN YILDIRIM: AMERİKA KATİL KATİL!

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Eren Yıldırım da sosyal medya paylaşımında, “Filistin’de yaşananlar vicdanların kör, kalplerin sağır olduğu ve yıllar boyu unutulmayacak bir vahşettir. Bombalanan topraklarda yakılan hayatların söyleyecekleri bitmedi daha bitmeyecek! Bombalanan insanlarımız adına haykırıyorum bir kez daha, Amerika Katil Katil!” ifadelerini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı eski başkanı Ercan Geçmez ise Kudüs’te yapılan katliamın insanlık suçu olduğunu söyleyerek yaşananları kınadı.

    CUMA ERÇE: SURİYE POLİTİKASINDAN VAZGEÇİN

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe de bugün yaşanan Filistin meselesini siyaset ve seçim malzemesi yapmalarına müsaade edilmemesi gerektiğini söyledi. Erçe, “Demokrasi güçlerinin, gerçek anlamda antiemperyalistlerin, halkların eşitliği ve özgürlüğünü savunanların sokağa çıkması şarttır. Tam da Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere ülkemizde ayrımcılığa maruz kalmış tüm kesimlerin kendilerini kolayca ifade edebilecekleri bir ortam mevcuttur. Hükümetin samimiyetini buradan bir kez daha sınamak gerekir” dedi. Erçe, ABD üstlerinin kapatılmasını, İsrail ile yapılan bütün anlaşmalar iptal edilmesini, İsrail’den yapılan ithalatın durdurulmasını ve Suriye politikasından vazgeçilmesini istedi. (HABER MERKEZİ) 

  • Gazze Şeridi’nde can kaybı 52’ye yükseldi

    Gazze Şeridi’nde can kaybı 52’ye yükseldi

    Gazze’de ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını protesto eden Filistinlilere İsrail askerlerince ateş açılması sonucu 52 kişinin öldüğü bildirildi. ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınan büyükelçiliği ise törenle açıldı.

    ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınan büyükelçiliğinin açılış töreni öncesinde Gazze sınırında düzenlenen protesto gösterilerinde çok sayıda can kaybı yaşandı. Gazze Sağlık Bakanlığı, sınırda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu en az 52 Filistinli’nin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlık, olaylarda 2 bin 400’den fazla kişinin de yaralandığını belirtti.

    Reuters haber ajansı, yaşamını yitirenler arasında 14 yaşında bir çocuğun ve tekerlekli sandalyeli bir göstericinin de bulunduğunu bildirdi. 2014 yılında yaşanan Gazze Savaşı’ndan bu yana ilk kez ölü sayısının bu kadar yüksek olduğu belirtiliyor.

    Filistinli Sağlık Bakanı Cevad Avad, İsrail’i “silahsız göstericilere yönelik katliam” yapmakla suçladı. Uluslararası haber ajanslarına konuşan görgü tanıkları, İsrail ordusunun müdahalede gerçek mermi kullandığını ifade etti. Gazze Şeridi’nin yanı sıra Kudüs ve Beytüllahim yakınlarında da çatışmalar yaşandığı aktarıldı.

    İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre, Gazze sınırındaki 12 farklı yerde düzenlenen gösterilere yaklaşık 35 bin kişi katıldı. Açıklamada, Filistinli göstericilerin askerlerin üzerine patlayıcı ve yanıcı maddeler attığı belirtildi. Ordunun açıklamasında, askerlerin sadece acil durumlarda, göstericilerin bacaklarını hedef alarak ateş ettiği ifade edildi. İsrail hava kuvvetlerinin ise Gazze Şeridi’nin kuzeyinde Hamas’a ait noktaları hedef alan saldırılar düzenlediği kaydedildi.

    BÜYÜKELÇİLİK TÖRENLE AÇILDI

    Gazze sınırında gösteriler devam ederken, ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınan büyükelçiliği törenle açıldı.

    ABD’nin İsrail’deki büyükelçisi David Friedmann, açılışta yaptığı konuşmada, “Bundan 70 yıl önce David Ben Gurion İsrail Devleti’nin bağımsızlığını ilan etmişti. Yetmiş yıl sonra ABD nihayet bir sonraki adımı attı” dedi. Büyükelçi Friedmann, tarihi bir an olarak tanımladığı bu olayın ABD Başkanı Donald Trump’ın “cesareti” sayesinde yaşandığını belirtti.

    ABD Başkanı Trump ise törende yayınlanan video mesajında İsrail’in kendi başkentini belirleme hakkına sahip olduğunu söyledi. Trump, 6 Aralık 2017 tarihinde yaptığı açıklamada, İsrail Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınacağını duyurmuş ancak Trump’ın bu kararı uluslararası düzeyde tepkilere neden olmuştu.

    İsrail hükümetinden verilen bilgilere göre, törene ülkede diplomatik temsilciliği bulunan 86 ülkeden temsilcilerin davet edildiği, ancak sadece 33 ülkenin temsilcisinin törene katılacağını bildirdiği kaydedildi. Macaristan, Romanya ve Çekya gibi Avrupa ülkeleri törene temsilci gönderirken, aralarında Almanya’nın da bulunduğu ülkeler törene katılmadı.

    AÇILIŞA FİLİSTİN’DEN TEPKİ

    ABD Büyükelçiliği’nin açılışı İsrail’in kuruluşunun 70’inci yıldönümünde gerçekleşmesine Filistin tarafı tepki gösterdi. Filistin Başbakanı Rami Hamdallah, açılış öncesinde yaptığı açıklamada, büyükelçiliğin taşınma tarihinin, “uluslararası hukukun ihlali, eşitlik ve ahlak gibi değerlerin hiçe sayılması” anlamına geldiğini ifade etti. Hamdallah, “Filistin tarihindeki böylesi bir trajik günün seçilmesi barış sürecinin temel değerlerine yönelik hassasiyet ve saygı eksikliğine işaret ediyor” dedi.

    İsrail devletinin kurulduğu tarih olan 14 Mayıs’ı takip eden 15 Mayıs günü, Filistinliler için Nakba (Felaket) Günü olarak anılıyor. Bu nedenle Salı günü de gösterilerin devam etmesi bekleniyor. (DW Türkçe)

     

  • ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği açılıyor: 38 ölü

    ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği açılıyor: 38 ölü

    ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldığı büyükelçilik binasının açılışına saatler kaldı. Açılış nedeniyle bölgede protestolar yoğunlaşırken, Gazze’deki gösterilerde 38 Filistinli öldü, en az 93 kişi yaralandı.

    ABD Başkanı Trump’ın 7 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tandığını ilan etmesinin ardından, ABD yönetimi bugün büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacak. Kudüs’te konuyla ilgili olarak gergin bekleyiş sürerken, Gazze’de ise protestolar başlamış durumda. Gazze’deki protestolarda, İsrail ateşi sonucu 38 Filistinli hayatını kaybetti.

    Filistinliler ise İsrail’in kuruluşunun 70’inci yıldönümüne denk getirilen bu kararı protesto ediyor. Filistinli yetkililer, Gazze sınırındaki protestolarda İsrail askerlerinin ateş açması sonucu 37 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu kişilerden birinin 12 yaşındaki bir çocuk, bir diğerinin 21 yaşındaki bir Filistinli genç olduğu belirtildi.

    Gazze Sağlık Bakanlığı, en az 512 Filistinlinin de yaralandığını açıkladı.

    Batı Şeria’daki Filistin yönetimi, İsrail’i ‘Gazze’de katliam yapmakla’ suçladı. Filistin yönetimi sözcüsü Yusuf el Mahmud, “Uluslararası toplum Gazze’deki korkunç katliamı durdurmak adına derhal harekete geçmelidir” dedi.

    İsrail gazetesi Haaretz, Gazze sınırındaki eyleme 10 bin Filistinlinin katıldığını yazdı. Filistinlilerin Batı Şeria’da ve Kudüs’te de sokağa çıkması bekleniyor.

    İsrail helikopterleri attıkları bildirilerle Filistinlilere ‘can güvenliği’ uyarısı yaparak, gösterilere katılmamalarını istedi.

    Arap Birliği ise Kudüs gündemiyle Çarşamba günü olağanüstü toplanma kararı aldı.

    Tören TSİ 16.00’da

    ABD’nin Kudüs büyükelçiliğinin açılış törenine, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump ve damadı Jared Kushner’in de aralarında bulunduğu üst düzey ABD’li yetkililer katılacak.

    Çoğu AB temsilcisi ise törende yer almayacak. Törenin Türkiye saati ile 16.00’da başlaması planlanıyor.

    Trump’ın büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı Filistinlileri öfkelendirmişti.

    Yeni Büyükelçilik binasının açılışı, İsrail’in 70’inci kuruluş yıldönümüne denk gelmesi için öne alınmıştı.

    İsrail Kudüs’ü “ebedi ve bölünmez” başkenti olarak görürken, Filistinliler İsrail tarafından 1967 savaşında işgal edilen Doğu Kudüs’ü gelecekteki devletlerinin başkenti olarak kabul ediyor.

    Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı, ABD’nin bu konuda onyıllardır yürüttüğü tarafsızlık politikasına son vermiş ve uluslararası toplumun büyük kesiminin bu konudaki tutumundan ayrılmıştı.

    İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ABD’nin kararının kutlanması gerektiğini söyledi ve diğer ülkelere de Trump’ın kararını takip etme çağrısı yaptı.

    Filistin Lideri Mahmud Abbas da büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması kararını “yüzyılın tokatı” olarak tanımladı.

    Kentte daha büyük bir yer bulunana kadar öncelikle ABD’nin Kudüs’teki mevcut konsolosluk binasının içinde geçici bir büyükelçilik açılacak.

    KİMLER KATILACAK?

    ABD Başkanı Donald Trump’ın törende video bağlantısıyla bir konuşma yapması bekleniyor.

    Ivanka Trump ve Jared Kushner’in dışında, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin ve Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan da törene katılacak. Kushner daha sonra İsrail Başbakanı Netanyahu ile bir görüşme yapacak.

    Avrupa Birliği, ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına itiraz etmişti ve çoğu AB ülkesinin büyükelçisi törene katılmayacak.

    Ancak, çok sayıda yabancı diplomatın törene katılacağı ve bunlar arasında, AB’nin bu konuda bir ortak açıklama yapmasını engellediği belirtilen Macaristan, Romanya ve Çek Cumhuriyeti temsilcilerinin de bulunduğu kaydediliyor.

    Trump’ın açıklamasından sonra kendi büyükelçiliklerini de Kudüs’e taşıma kararı alan Guetamala ve Paraguay devlet başkanları da törende yer alacak.

    Kudüs’ün statüsü, İsrail-Filistin sorunundaki en temel meselelerden biri.

    İsrail’in Kudüs üzerindeki eğemenliği uluslararası toplum tarafından tanınmıyor ve 1993 İsrail-Filistin barış anlaşmasına göre, Kudüs’ün nihai statüsünün barış görüşmelerinin ileriki aşamalarında görüşülmesi gerekiyordu.

    İsrail 1967’deki işgalinden bu yana Doğu Kudüs’te 200 bin dolayında Yahudi’nin oturduğu on kadar yerleşim ilan etti. Bu yerleşimler uluslararası hukuka göre yasa dışı.

    Daha önce bazı ülkelerin Kudüs’te büyükelçilikleri bulunuyordu, ancak BM kararlarına karşın İsrail’in 1980’de çıkarttığı bir yasayla Doğu Küdüs üzerinde hak iddia etmesi üzerine birçoğu büyükelçiliklerini taşımıştı.

     

  • BM’nin Kudüs tasarısı Genel Kurul’da kabul edildi

    BM’nin Kudüs tasarısı Genel Kurul’da kabul edildi

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’i Kudüs’ün başkenti ilan kararına karşı hazırlanan tasarı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edildi.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ilişkin imzaladığı kararın ardından başlayan tartışma BM Genel Kurulu’nda da devam etti. BM’ye üye tüm devletlere “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma” çağrısı yapan karar tasarısı BM Genel Kurulu’nda 128 oyla kabul edildi.

    193 üyeli Genel Kurul’da 128 ülke sunulan karar tasarısı lehine oy kullandı, 9 ülke karşı oy kullandı, 35 ülke çekimser kaldı.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “BM’nin kararını tanımıyoruz, Trump’a teşekkür ederiz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Twitter hesabı üzerinden karara ilişkin yaptığı açıklamada, “Kudüs konusunda BM Genel Kurulu’na sunulan karar tasarısının ezici bir çoğunlukla kabul edilmesini memnuniyetle karşılıyoruz” diye belirtti.

    Trump, ise  “Bırakın bize karşı oy kullansınlar, biz de daha fazla tasarruf yapmış oluruz” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri: Filistin’in kaderini Trump değil halkı belirleyecek

    Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri: Filistin’in kaderini Trump değil halkı belirleyecek

    PİRHA- Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri ortak bir açıklama yaparak “Filistin’in kaderini Trump değil yıllardır işgale direnen Filistin halkı belirleyecek” dedi.

    ABD başkanı Trump’ın Kudüs kararına tepkiler devam ediyor. Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri, Antakya Köprübaşında bir araya gelerek Trump’ın kararını protesto etti.

    Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı okuyan Eylem Mansuroğlu, Ortadoğu halkları arasındaki yüzlerce yıllık gerilim kaynaklarının en hassas sinir uçlarından biri olan Kudüs’e ilişkin alınan bu karar, halkları bir kez de Müslüman, Yahudi, Hıristiyan eksenlerinde karşı karşıya getirmek, savaşı, yoksulluğu ve yıkımı sürdürmek dışında hiçbir anlam taşımamaktadır diyerek şunları belirtti:

    “Batı Şeria ve Gazze sınırında İsrail işgal güçleri ile Filistinliler arasında 20 noktada yaşanan çatışmalarda, iki Filistinli yaşamını yitirdi, onlarcası yaralandı. Gazze’de direniş güçlerinin mevzileri bombalandı. Filistin halkının maruz kaldığı bu saldırılar ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının ardından gerçekleşti. Ortadoğu’da sıkışan ABD kendi açmazlarını yeni müdahalelerle aşma çabasında. Suriye’den Tunus’a; Yemen’den Lübnan’a Ortadoğu’nun bütününde toplumun sinir uçlarına saldırılarda bulunarak emperyalist emellerine ulaşma çabası son olarak karşımıza ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla çıktı.

    Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasının Trump öncesine dayandığına dikkat çeken Eylem Mansuroğlu şunları ifade etti:

    “İsrail’in bölgede askeri ve ekonomik en büyük işbirlikçilerinden olan AKP 28 Haziran 2016 tarihinde İsrail ile yapılan “Mavi Marmara krizi sonrası Normalleşme” anlaşmasını Ankara ve Kudüs’te imzalayarak Kudüs’ü fiilen İsrail’in başkenti olarak tanımıştı. Mavi Marmara’da hayatını kaybedenleri siyasi malzeme olarak kullanıp ardından “Giderken bana mı sordunuz” demiş, İsrail ile milyarlarca dolarlık askeri ve ekonomik işbirliği anlaşmaları yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Emperyalizmin ve Siyonizm’in saldırılarını iyice arttırdığı bugünlerde, Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvet skandalları nedeniyle iyice köşeye sıkışmış olan Erdoğan ve AKP, “Mavi Marmara”da olduğu gibi bugün de Kudüs’ü kendilerini kurtaracak bir gündem haline getirmeye çalışmaktadır.”

    Eylem Mansuroğlu son olarak “Çözümün metro tabelalarından Trump’ın ismini çıkarmak değil, İsrail’le tüm askeri, ekonomik ve teknolojik ikili antlaşmaları iptal etmek, İsrail Büyükelçisini ülkemizden göndermek ve Filistin Devleti’ni resmen tanımaktır. Bunu yapacak olan da Ortadoğu halklarını birleşik mücadelesinden başka hiçbir güç olamaz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • DAD Genel Merkezi: Kudüs oyununa tepki göstermeye zorlamak inancımıza müdahaledir

    DAD Genel Merkezi: Kudüs oyununa tepki göstermeye zorlamak inancımıza müdahaledir

    PİRHA – Dersim’de Cuma namazı çıkışı Sihenk’te bulunan Yunus Emre Camii önünde bir araya gelen grup, ellerinde “Kudüs bizimdir, Tunceli Kudüs’e sahip çıkıyor, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” yazılı dövizlerle protesto gösterisi yaptı. Yazılı bir açıklama yapan DAD ise söz konusu protestoya halkın zorla teşvik edildiğini belirterek tepki gösterdi. 

    ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı sonrası Dersim’de Cuma namazı çıkışı Sihenk’te bulunan Yunus Emre Camii önünde bir araya gelen grup, ellerinde “Kudüs bizimdir, Tunceli Kudüs’e sahip çıkıyor, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” yazılı dövizlerle protesto gösterisi yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği Genel Merkezi ise bir açıklamayla bu protesto gösterisine halkın, mülki idarecilerin zorla katılmasını eleştirdi.

    Açıklamada, “Dersim’de mülki idarecilerin halkımızı zorlayarak veya teşvik ederek Cuma günü caminin önünde bu oyuna tepki göstermeye zorlamasını inancımıza ve kimliğimize müdahale ve saldırı olarak görüyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Derneği Genel Merkezi’nin konuya ilişkin yaptığı açıklamanın şöyle:

    Dünyada yaşanan insanlık dramının iki önemli sebebi vardır; sınırlar ve sınıflar. Aristokrat ezen sınıfın ölçüsüz ve orantısız güç baskısı altında yaşayan ezilenler bu haksızlıklar karşısında direnmeye devam etmektedirler.

    Küresel emperyalist yayılmacılığın sınırları aşarak en ücra yaşam yerlerine nüfuz ettiği günümüzde sınırlar sembolik hal almıştır.

    TARTIŞMALAR YENİ SAVAŞLARA DAVETİYE NİTELİĞİNDEDİR

    Ülkemizdeki ciddi yolsuzluk davalarının ABD’ye taşındığı bugünlerde tüm kamuoyu orası ile meşgulken aniden Kudüs meselesinin patlak vermesi elbette düşündürücüdür. Ortadoğu’nun kanayan yarası olan sınırlar savaşına Kudüs’ün kimlerin olduğu yönündeki tartışmalar yeni çatışma ve savaşlara davetiye niteliğindedir. Hem de uluslar arası niteliği olan bir çıkmaza sürüklemektedir.

    Açıktır ki bu yeni tartışmanın ve çatışmanın bedelini yine ezilen halklar ve çocukları ödeyecektir.

    Kudüs asırlardır farklı din ve inançların barış içerisinde olmasa da  yaşadığı yer olması nedeniyle stratejik öneme sahiptir.

    Kudüs tartışmaları bizce siyasi prestijleri düşmüş ve bitmiş siyasi aktörlerin yeniden prestij kazanmaya çalıştığı danışıklı dövüş sahnesidir.

    Bununla hem emperyalistler hem de Ortadoğu’nun selefi cihatçı gerici güçlerin güç gösterisi olacaktır. Aynı zamanda dinler arası savaş ve kutuplaşmalara hizmet edecektir. Bu potansiyel tüm İslam ülkelerinde ve kontrol edilmez cihatçı gruplarında mevcuttur.

    TÜM İNANÇLAR ARASI BARIŞI İSTİYORUZ

    Biz Aleviler tüm dinler ve inançlar arası barışı istiyoruz. Bu türden hesaplı ve kirli savaş ve sürtüşmelere taraf da, alet de olmayacağız.

    Dersim Kürt Kızılbaş Alevi kentidir. Kendinden gelen inanç ve ritüellerimiz vardır. Hiç kimse bize, bize ait olmayan inanç ve din giymeye zorlamaya hakkı yoktur. Laik devlet olmanın gerekleriyle yaşamak istiyoruz.

    Dersim’de mülki idarecilerin halkımızı zorlayarak veya teşvik ederek Cuma günü caminin önünde bu oyuna tepki göstermeye zorlamasını inancımıza ve kimliğimize müdahale ve saldırı olarak görüyoruz”.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM