PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile bir araya geldi. Heyet, görüşmenin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek için Külliye’ye geçecek.
İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile dün bir görüşme gerçekleştiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri, partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.
Heyette yer alan DEM Parti Meclis Başkanvekili Pervin Buldan ve Urfa Milletvekili Mithat Sancar, partinin genel merkezinde eş genel başkanlarla bir araya geldi. Toplantı basına kapalı bir şekilde başladı.
Heyet, görüşmenin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek için Külliye’ye geçecek. Erdoğan ile yapılacak görüşmeye, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da katılacak.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na asılan ‘külliye’ tabelasının hala yerinde durduğunu belirten Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Alevi hareketi olarak sınıfta kaldıklarını söyledi. Saczı, “İktidar tarafından türbelerimiz, ocaklarımız, dergahlarımız, niyazgahlarımız hem yok edilmekte, yok edemediklerini de İslamileştirerek aslında Alevilikten uzaklaştırmaktadır” dedi.
Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na asılan ‘külliye’ tabelasına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalar yaptı.
“ALEVİ HAREKETİ OLARAK SINIFTA KALDIK”
“Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na külliye tabelasının asılması aslında iktidarın alenen Aleviliği tanımadığının bir göstergesi” diyen Sazcı, Alevi hareketi olarak tepki verme noktasında yetersiz kaldıklarını belirterek; şöyle konuştu:
“Alevi hareketinin alacağı pozisyon çok önemli. UNESCO’nun 2020-2021 yılını Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı ilan etmesi üzerine “Dergahlar bizimdir” diyerek bir yürüyüş eşliğinde açıklamada bulunduk. O açıklama mevcut kitleyi harekete geçirmek açısından çok iyi bir potansiyele sahipti ancak bunun bir devamı olması gerekiyordu.
Biz Alevi hareketi olarak burada bir nevi sınıfta kaldık. Kitleyi harekete geçiremedik. Şunu da belirtmek gerekiyor ki sadece Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda kalmamalı bu mücadele, diğer dergahlarımıza da el konulmuş vaziyette. İktidar tarafından türbelerimiz, ocaklarımız, dergahlarımız, niyazgahlarımız hem yok edilmekte, yok edemediklerini de İslamileştirerek aslında Alevilikten uzaklaştırmaktadır.
Bunun önüne geçmek için aslında bizim söylemden çok pratik yapmamız gerekiyor. Bununla ilgili Şahkulu Dergâhı’nı örnek vermek istiyorum. Şahkulu Dergâhı devlet tarafından Alevilere tahsis edilmiş bir dergah değil. Doğrudan Alevilerin mücadelesi sonucu kazanılmış bir dergah, asıl bu bizim için bir örnek teşkil ediyor.”
“DERGÂHLARIN İADESİNİ DEVLETTEN BEKLEMEMEK GEREK”
Sazcı, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın Alevilere iade edilmesinin devletten beklenmemesi gerektiğini ifade etti.
“Yaptığı antidemokratik uygulamalar alenen göz önünde iken AKP hükümetinden Alevilerin lehine hiçbir kararın alınacağını düşünmemeliyiz” diyen Sazcı, gerektiği takdirde tabelanın Alevi kurum temsilcileri tarafından sökülmesi gerektiğini söyledi.
Dergâhlar üzerinde yapılan çalışmaların devam ettiğini kaydeden Sazcı, şunları söyledi:
“Aslında bu süreçte Alevilerin hafızası yok edilmeye çalışılıyor. Adana’daki Çoban Dede türbesi sahipsiz kalmamalı. Oraya gidip türbenin içerisinde deyişler söylenmeli, semahlar dönülmeli, cemler tutulmalı. Antalya’da Genç Abdal ve Emir Dede türbesi var. Bu türbeler mesela şu an Alevi köyü olarak bilinmekte ancak oradaki canlarımız sonradan Sünnileşmiş. Orada yüzyıllardır cem yapılmıyor. Tekrar oranın Alevi kimliğine büründürülmesi gerekiyor.
Bunun için aslında bütün Alevi kurumları seferberlik ilan etmeli, bu çalışmalara hız vermeliyiz. Aynı zamanda bütün hareketlerin yapısı ve bütün hareketleri ileriye taşıyan güç, genç ve kadın gücüdür. Bu yüzden Alevi kurumlarının da Alevi hareketinin de içerisinde bulunan gençleri kadınları bu dergahların tekrardan dönüşümünün sağlanması dergahların tekrar Alevilere verilmesi mücadelesinde alan açmalı, onları o mücadele alanlarına yöneltmesi gerekiyor. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda yaptığımız basın açıklamasında yarattığımız basıncı özellikle dergâhta Diyanetin yapmak istediği ancak Alevilerin tepkisiyle karşılaştıktan sonra yapamadığı o töreni iptal ettirdiğimiz gibi Aleviler üzerinden alınan, dergâh üzerinden alınan kararları da iptal ettirmemiz gerekir. Bu yüzden Alevi hareketi her zaman bu alanda bir basınç oluşturmalı, dergahlarımızı terk etmemeleri gerekir. Dergahları dönüştürmek için çabada bulunmalı diye düşünüyorum.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na ziyaret düzenleyen Sivas Kangal Dernekleri Federasyonu Gençlik Komisyonu üyesi gençler, dergâha asılan ‘külliye’ tabelasına tepki göstererek, “Bilinmelidir ki yüzyıllardır değiştirilmeye çalışılan bu kutsal dergah biz Alevi toplumuna aittir ve öyle olacaktır” diye konuştu.
Alevilerin, kendilerine ait dergâhların iade edilmesi talebi devam ederken; Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na asılan ‘külliye’ tabelasına yönelik tartışmalar da sürüyor. Alevi kurumları ve yurttaşlarının bu konudaki tepkilerine rağmen tabela olduğu yerde asılı duruyor.
Sivas Kangal Dernekleri Federasyonu Gençlik Komisyonu, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na düzenledikleri ziyaret kapsamında bir açıklama yaptı.
”KÜLLİYE TABELASI BİR AN ÖNCE KALDIRILMALIDIR”
Komisyon üyesi gençler, Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a yürüyüşünün 750’inci yılında dernek olarak ziyarette bulunduklarını ifade ederken, “Ziyaretten sonra gözümüze çarpan husus ise yüzyıllardır dergah olan Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na külliye ibaresi eklenmesi olmuştur. Bu durum bizleri oldukça hüsrana uğratmıştır. Biz, Kangal Dernekler Federasyonu ve gençlik komisyonu olarak her inanca saygı gösteriyor; inancımıza ve dergâhlarımıza da aynı saygının gösterilmesini istiyoruz” dedi.
Komisyon başkanı Berk İğdeli ise ‘külliye’ ibaresini kabul etmediklerini belirterek; şunları söyledi:
“Bilinmelidir ki yüzyıllardır değiştirilmeye çalışılan bu kutsal dergah, Alevi toplumuna aittir ve öyle de olacaktır. Tüm Alevi kurumları, yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarından Alevi gençler olarak buradaki ‘külliye’ ibaresinin bir an önce kaldırılmasına yönelik adım atılmasını istiyoruz. Alevilere ait olan inanç merkezlerimiz bizlere iade edilmelidir. İnancımıza saygı duyulmalıdır.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Pir Vedat Tekten, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verileceği iddialarına tepki gösterdi. Tekten, “Onların ibadethanesine ‘Cami’ deniyor da bizimkine neden ‘Kültür Merkezi’ deniyor?” diyerek AKP’nin, cemevleri ziyaretlerini de eleştirdi.
Ağuçan Ocağı evladı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Vedat Tekten, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı çalışmayı görüştük” sözlerini eleştirdi.
Tekten, Abdulkadir Selvi’nin gündeme getirdiği “Cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verilecek” iddialarına ise “Zaten şu anki yasalara göre ‘Cemevi’ diye adlandırmak yasak. Siz, cemevine ‘cemevi’ diyemezsiniz. ‘Cem ve Kültür Evi’ demek zorundasınız” yorumunda bulundu.
“DERGAHLARIMIZA BİLET ALARAK GİRİYORUZ!”
PSAKD Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, iktidarın, öncelikle Alevi mekanlarından elini çekmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Yani onların ibadethanesine ‘Cami’ deniyor da bizimkine neden ‘Kültür Merkezi’ deninsin? Evet, bizler kültürle uğraşıyoruz ama bir yandan da esas önemli ayağı orada ibadetimizi gerçekleştiriyoruz. ‘Kültür Merkezi’ de ne demekmiş? Sen Hacca devlet teşviki ile gidiyorsun, biz, Hacı Bektaş’a kendi paramızla gidiyoruz. Dergahımız, müze statüsünde olduğu için bilet alarak giriyoruz. Kutsal alanlarımıza para ödeyerek giriyoruz. Sen önce onları düzelt.”
ALEVİ KURUMLARINA ELEŞTİRİ
Vedat Tekten, Hacı Bektaş Veli Dergahı’na “Külliye” tabelası asılmasına ilişkin de konuştu. Tekten, söz konusu tabelanın kaldırılması konusunda görüş beyan edip hiçbir adım atmayan Alevi kurum temsilcilerini de eleştirerek, “Bunlar Osmanlı ardılları olduğu için külliyeyi tercih ettiler. Buna bizim itibar etmemiz söz konusu değil. Bir şekilde oraya asılmış olan tabelaya gösterilen tepki son derece normal. Ancak, atılan okun hedefe varmamasını elbette ki bu lafları edip de yerine getirmeyenlerden sormak gerekir” dedi.
“BİZCE BU BİR DÜŞKÜNLÜKTÜR”
Vedat Tekten’in eleştirileri arasında AKP’li yetkililerin, cemevlerine dönük ziyaretleri de vardı. Tekten, taleplerin öncelikle “Eşit yurttaşlık” temelinde olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Bu yönetim geçmişte Alevi çalıştayları yapıp, sarayın dahi kapılarını açıp tırnak içerisinde bazı ‘Alevi önderlerini’ o haram sofralarında ağırladılar. O sofraya oturan, kendine ‘Alevi’ deme cüretini gösteren insanlar da o haram lokmayı pay ettiler. Bizce bu bir düşkünlüktür. Bir ‘devlet büyüğü’ eğer bir cemevine ya da derneği ziyaret edeceğini beyan ederse elbette ki onu layık olduğu şekilde karşılar. Üstelik bunu siyaset farkı gözetmeksizin yapar. Ama biliyorsunuz ki geçmişte cemevini ibadet edilen alanlarında bunların önünde Semah dönen, karşısında ceketlerini ilikleyip iki büklüm olan ve kendisine Dede diyen insanları camiamızda tanıdık. Ben bir Alevi dedesi olarak, elbette ki karşısına oturursunuz ama önce bizim ibadetimize ‘cümbüş’ deyip cemevimize ‘cümbüşhane’ diyen bir anlayışın karşısına oturmadan önce cemevinin dört duvarı yerine eşit yurttaşlık talebimizi dile getirin. ‘Kuma, çimentoya ihtiyacımız var’ diyeceğinize, eşit yurttaşlık tabanında cemevimizin ibadethane olarak tanımlanmasını talep edin. Bulunduğumuz yeri ibadethane olarak kabul etmeyip, diğer inançların ibadethanelerine tanıdıkları hakları sana vermeyen bir yönetim nasıl olur da gelip senin cemevinin ihtiyaçları konusunda bilgi almaya kalkar? Biz zaten cemevlerimizi yaparız bugüne kadar olduğu gibi.”
“ONURLARINI PARA İLE BİRLİKTE TERAZİYE KOYANLAR…”
Vedat Tekten, son olarak iktidarlar ile işbirliği yapan kesimleri eleştiri odağına alarak şunları söyledi:
“Valiler, köylerden muhtarları yemeklere davet ediyor. Ve muhtarlar da bu davetlere gidiyor. Buna bazı dernekler de katılıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı isimlerin, bu tür davetlere katılması durumunda birçok arkadaşlarımızın ifadelerini isteyip disipline sevk ettik. Bu belirttiğim çizgide bir duruş sergilemeyen Alevi, kendisine ‘Alevi’ demesin. Bunun savunmasını da şöyle yapıyorlar; ‘Sünniler her türlü haktan, vergiden istifade ediyor. Biz neden bunlardan faydalanmayalım?’ Onurlarını para ile birlikte teraziye koyanlar kendilerine ‘Alevi’ demesinler. Evet, haklarımız var. O hakların bize verilmesi lazım. Yasa önünde, eşit yurttaşlık tabanında her türlü alacağımızı almanız gerekir ama bunu vermeyenlere karşı onurlarını pazarlık konusu yapanlar kendilerine ‘Alevi’ demesinler.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahına Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “külliye” tabelası asılmasına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadın Meclisi sert tepki gösterdi. Alevilere sürekli Sünnilik dayatıldığı belirtilen yazılı açıklamada, “O kadar kin ve nefret dolular ki dergahımıza ”Külliye’ tabelası astılar. Işığımıza, Serçeşmemize çamur gibi sıvanmak istiyorlar. Ama nafile” denildi.
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Alevilerin Serçeşmesi Hacı Bektaş Veli Dergahına Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “külliye” tabelası asılmasına Alevi toplumunun tepkisi sürüyor.
Yazılı bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadın Meclisi, “Biz kadının gücünü dergahtan öğrendik” dedi.
“O kadar kin ve nefret dolular ki hemen ardından dergahımıza ”Külliye’ tabelası astılar. Işığımıza, Serçeşmemize çamur gibi sıvanmak istiyorlar. Ama nafile” denilen açıklama şöyle:
“Biz kadının gücünü dergahtan öğrendik. Serçeşme; kadının özgürlüğünün, emeğin, 73 millete bir nazar ile bakmanın gözesidir. Biz Aleviler tarihimizin her döneminde karanlığa karşı mücadele ettik. Çünkü biliyoruz ki tüm kötülükler karanlıktan beslenir. Bugün de öyle. Kadını hayatın her alanında köleleştiren onun kimliğini yok sayan zihniyet ışığımızı söndürmek istiyor. Işığımız, Kadıncık Ana’dır, Hünkar’dır ve Serçeşmemizdir.
Köylerimize, mahallelerimize, alınterimizi dökerek ekmeğimizi kazandığımız fabrikalara kadar cami ve mescitler yaptılar. Okullarda, sosyal ortamlarda çocuklarımıza zorla Sünnilik öğrettiler-dayattılar. Kadınların, kaç çocuk doğuracağından nasıl giyineceğine ve günün hangi saatlerinde sokağa çıkabileceğine karar vermeye kalktılar. Adeta gözü dönmüş bir şuursuzluk içinde yüzlerce yıldan bu yana bize saldırmaktalar. Şimdiyse, önce Serçeşmede ‘Muharremiye” adını verdikleri bir ucube etkinlik düzenlemeye kalkıştılar, tepkimiz karşısında geri adım atarak başka bir yere aldılar. O kadar kin ve nefret dolular ki hemen ardından dergahımıza ”Külliye…” tabelası astılar.
Işığımıza, Serçeşmemize çamur gibi sıvanmak istiyorlar. Ama nafile.!
Pir Sultan Kadın Meclisi olarak asla ve asla buna izin vermeyeceğiz. Orası külliye değil milyonlarca Alevinin Serçeşmesidir. Kadıncık Ana’dan aldığımız bilinç ve cesaretle dergahımızı koruyacağız, köhnemiş ve çağdışı zihniyetinize terk etmeyeceğiz.”
PİRHA- AKD Döşemealtı Cemevi Başkanı Ergün Kurt, Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli Dergahının kapısına Külliye tabelası asılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Kurt, “Hiçbir kimse, hiçbir kurum, hiçbir inanç bizim inancımızla ilgili karar verme yetkisine sahip değildir. Eğer orada bir karar verici varsa bu da Aleviler ve Alevileri temsil eden kurumlarıdır” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Döşemealtı Cemevi Başkanı Ergün Kurt, Diyanet İşleri Bakanlığı (DİB) tarafından Hacı Bektaş Veli Dergahının kapısına Külliye tabelası asılması ile ilgili PİRHA‘ya konuştu.
Kurt, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri öncesinde DİB’in dergahta etkinlik yapmaya çalışmasının Alevileri ayaklandırdığını belirterek, “Böyle bir girişimi kabul etmeyeceğimizi böyle bir etkinliğin doğru olmadığını Alevilerin inanç merkezi olduğunu ve pirimiz Hacı Bektaşi Veli’nin anısına saygısızlık anlamında taşıdığı için gerekli tepki kondu” dedi.
“ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BASKI VE ZULÜMLERİ DURMUYOR”
Tepkiler sonucunda DİB’in geri adım atmak zorunda kaldığını ancak bu tür girişimlere asırlardır devam ettikleri gibi bugün de devam ettiklerinin altını çizen Kurt, “Aleviler üzerindeki asimilasyon politikaları, Aleviler üzerindeki baskıları, değim yerindeyse işkenceleri, fiziki ve psikolojik anlamda baskıları, katliamları yapılan baskı ve zulümleri duruyor mu? Durmuyor” diye konuştu.
“ASİMİLASYONCU POLİTİKALARINA GEÇİT VERMEYİZ”
“Biz asırlardır Kerbela’da Hz. Hüseyin’in duruşuyla aynı duruşu devam ettiriyoruz. Biz hiçbir zaman zalimin zulmüne boyun eğmeyeceğiz. Yezid’in baskılarına boyun eğmeyeceğiz. Dün de eğmedik bugün de, yarın da eğmeyeceğiz” diyen Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hiçbir kimse, hiçbir kurum, hiçbir inanç bizim inancımızla ilgili karar verme yetkisine sahip değildir. Eğer orada bir karar verecekse buna Aleviler ve Alevileri temsil eden kurumlar gerekli açıklamaları, gerekli düzenlemeleri yapacaktır. Ama onun dışında bizim kabul etmeyeceğimiz, dışardan gelen asimilasyon, baskı girişimlerine de hiçbir zaman müsaade etmedik ve bu noktada etmeyeceğiz. Yani gerekli tepkiyi alacaklardır. Biliyorsunuz Alevilik bir hoşgörü ve sevgi yoludur. Biz bu yol doğrultusunda hiçbir zaman hiçbir canımızın canının acımasını istemedik ama ona istinaden de birileri de bizim canımızı acıtmasın. Birileri bizim inancımıza karışmasın biz tüm inançlara, tüm inanç merkezlerine saygı gösteriyorsak onlar da bizim inancımızla ilgili gerekli hassasiyeti göstersinler, gerekli itinayı göstersinler, bize saygı göstersinler. Biz onlara saygı gösterirsek aynı şeyi beklemek bizim hakkımızdır. Gelsinler ziyaret etsinler eyvallah. Ama müdahale etmesi noktasında müdahale ettirmeyiz onların asimilasyoncu politikalarına da izin vermeyiz geçit vermeyiz.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergahına “külliye” yazılı tabela asılması Alevi kadınların tepkisine sebep oldu. “Hacı Bektaş Veli Dergahı bizimdir” diyen kadınlar, acilen kitlesel bir tepki verilmesi gerektiğine işaret ettiler.
Hacı Bektaş Veli Dergahına yönelik asimilasyon saldırılarına bir cevap da kadınlardan geldi. Dergahın “külliye” olarak adlandırılmasına karşı çıkan kadınlar, bir bütün olarak Alevi toplumunun itiraz etmesi gerektiğini belirtti.
PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Avcılar Şube Başkanı Nilay Barkın, “Asimilasyona hayır” diyerek iktidarın Alevilere yaklaşımını kınadı. Barkın, ‘külliye’ kelimesinin cami ve çevresi olarak adlandırılabileceğini belirterek şu eleştiriyi yaptı:
“Yapılanlar asimilasyona zemin hazırlama açısından önemlidir. Asimilasyonu yer adlarıyla yapmak iktidarlar açısından bir yöntemdir ve biz bunu kabul etmiyoruz. Bir kültürü yok etmek için dil ve dile yerleştirilen kelimeler o kültürde bozulmalara ve asimilasyona zemin hazırlar. Hacı Bektaş-ı Veli Dergahtır ve öyle de kalacaktır. Biz buna izin vermediğimiz sürece kimse bunu bize kabul ettiremez. Alevilerin, iktidarın bu tutumuna dair güçlü ses çıkarması gerekmektedir. Dergahımıza, inancımıza ve kültürümüze sahip çıkarsak kimse bize zorla bir şeyleri dayatıp kabul ettiremez.”
“ÖRGÜTLER HAREKETE GEÇMELİ”
Dergahın “külliye” olarak adlandırılmasına bir tepki de PSAKD Aydın Şube Başkanı Dilek Şahin’den geldi. “Dergahlar bizimdir” diyen Şahin, “Bize ait olan dergaha külliye ismi verilmesi çok yanlış. Bu tamamen devletin yaptığı asimilasyon politikasının bir bağlantısıdır. Kesinlikle kabul edilemez bir durum” yorumunda bulundu.
Dilek Şahin, “külliye” tabelasının dergahtan kaldırılması için bir eylem planı hazırlanması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Daha önceki süreçlerde nasıl ki ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ diye kitlesel eylemler yaptıysak bu konu için de yine bir eylem planı olması gerekiyor. Bu konuda çatı örgütleri harekete geçmeli. Bütün Alevi kurumlarının birleşerek, yapılanların yanlış olduğunu, dergahın bize ait olduğunu, bize ait olan dergahlara devlet tarafından müdahale edilmemesi gerektiğini söylememiz lazım. Devletin, zaten uzun yıllardır dergahlarımıza müdahalesi söz konusu. Kısa sürede bunun önünü almamız gerek.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Hacı Bektaş Veli Dergahına “Külliye” yazılı tabelanın asılmasının tehditvari ve saygısızlık olduğunu belirterek, “Kısa sürede o tabela kaldırılmaz ise bütün kitlemizi Hacıbektaş’a davet edip, kalabalığın önünde o tabelayı söküp Diyanet İşleri Müdürlüğü’ne kargo ile göndereceğiz” dedi.
Hacı Bektaş Veli Dergahına asılan “Külliye” ibareli tabelaya ilişkin Alevi kurumlarının tepkisi sürüyor.
PSAKD Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Alevilere dönük çok yönlü bir asimilasyon politikasının yürütüldüğüne işaret ederek “Hacı Bektaş Veli Dergahına yapılan saygısızlık, Madımak Oteli’nde yitirdiklerimizin isimlerinin yanına 2 katilin ismini koymak gibidir” dedi.
“DERGAHA KÜLLİYE TABELASI ASILMASI TEHDİTVARİ VE SAYGISIZLIK!”
Özgür Kaplan, Hacı Bektaş Veli Dergahına asılan tabelanın kaldırılması için resmi yollardan girişimlerin yapıldığını da aktararak şunları söyledi:
“Hacı Bektaş Veli Dergahına yapılan yaklaşımı da asılan o tabelayı da tehditvari ve saygısızlık olarak görüyoruz. Tıpkı 1834’te oraya yapılan cami ne ise bu tabela da odur. Kesinlikle kabul edilemez bir durumdur ve saygısızlıktır. Aba altından sopa gösterme misalidir. Yani ‘siz, bize tabisiniz’ demek istiyorlar. Aslında bu olanlar devletin resmi ideolojinin yansımasıdır. Devletin ideolojisi nedir? ‘Herkes Türk, herkes Sünnidir’ dayatması yapıyor. Hacı Bektaş Dergahında da bunun somut örneğini görüyoruz.
Söz konusu tabelanın kaldırılması gerektiği ile ilgili müsahip kurumlarla birlikte çalışma yürüttük. Ama biz bu konuyla ilgili sadece açıklama yapmakla kalmayacağız. Yaşananlarla ilgili somut adım atacağız. Eğer en kısa sürede o tabela yerinden sökülmezse bütün kitlemizi Hacıbektaş’a davet edeceğiz. Toplumun önünde o tabelayı söküp Diyanet İşleri Müdürlüğü’ne kargo ile göndereceğiz.”
“AKP DEVLETİ SAMİMİYETTEN UZAKTIR”
Özgür Kaplan, AKP iktidarının, diplomatlar görevlendirerek Alevi toplumuna yanaşmak isteğinde olduğunu anlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Osmanlı’dan beri devralınmış bir gelenekleri var. ‘Herkes Sünni ve Türk’tür’ yönünde dayatma yapan bir kafa var. Elbette ki bizim asimile edilmemizin, inancımızın, duruşumuzun altının boşaltılma operasyonu var. Devlet yetkilileri, bizlerin şube ve cemevlerine de gelmek istiyorlar ancak biz buna izin vermiyoruz. Bizimle görüşebilmeleri için Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılması gerekir. Ayrıca zorunlu din derslerinin kaldırılması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerekir. Eşit yurttaşlık haklarının yerine getirilmesi gerekir. Bu anlamıyla AKP devleti samimiyetten uzaktır ve asla kendilerine inanmıyoruz.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergahına asılan “Külliye” tabelasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Gerekirse alanlarda itirazımızı dile getirmeliyiz” dedi. Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan ise “Kutsal bir mekanımıza devletin böyle bir levha yapıştırma hakkı yoktur. Bizim gözümüzde külliye değil dergahtır” ifadelerini kullandı.
Hacı Bektaş Veli Dergahına Ağustos ayı içerisinde asıldığı tespit edilen “Hacı Bektaş Veli Külliyesi Unesco Dünya Miras Geçici Listesinde yer almaktadır” yazılı tabela gün geçtikçe tepkileri de beraberinde getiriyor.
Yıl içerisinde Diyanetin de hedefinde olan Hacı Bektaş Veli Dergahı, şimdi ise Kültür Bakanlığı’nın farklı bir formülü ile özünden uzak tutulmaya çalışılıyor.
“ABF HAREKETE GEÇMELİ”
Alevi kurum temsilcileri ise yapılan asimilasyoncu girişimlere tepkili.
PİRHA’ya konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Külliye” teriminin cami odaklı bir tanımlama olduğuna işaret ederek “İkinci Mahmut Dönemi’nin asimilasyon politikaları devam demekte” dedi. Aydın, kurum temsilcilerinin ortak tepki sergilemesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Öncelikle kendi itirazımızdan çok Alevi Bektaşi Federasyonu’nun harekete geçmesi lazım. Bunun için de Alevi kurumlarının bir kamuoyu yaratıp gerekli baskıyı sağlaması gerek. Kültür Bakanlığı ile görüşülmesi lazım. Yetmezse bakanlığın önüne siyah çelenk bırakılması lazım. Yani pratik anlamda bu itirazın dile getirilmesi gerekiyor.
Özellikle UNESCO yılı ve Muharrem ayı nedeniyle devletin birçok kurumu, Kültür Bakanlığı’ndan tutun Diyanet İşleri Başkanlığına kadar, valilikten tutun belediyelere, siyasi partilere kadar bir ‘Alevilik aşkı’ doğdu. Bizler aslında niyetlerini, 20 yıllık iktidarlıklarındaki samimiyetlerini de biliyoruz. Bu zamana kadar Alevilerin taleplerinin hiçbirinin karşılık bulmadığı, yapılan çalıştay sonuçlarının dahi rencide edici şekilde sonuçlandığını biliyoruz. Şimdi bu külliye meselesi de aslında İkinci Mahmut Dönemi’nin asimilasyon politikalarının devamı demektir. Oraya yapılan cami sonrası Alevi dergahlarını, Alevi kutsallarını Sünnileştirme çabasıdır. Bir tür alıştırma çabaları var. Türkiye’de bir şeyler yapılırken alıştıra alıştıra, masum bir durummuş gibi gösterilir. Kültür Bakanlığı da tamamen asimilasyon politikalarına hız vermiş durumda.”
“GEREKİRSE ALANLARDA İTİRAZ EDİLMELİ”
Aydın Deniz, Hacı Bektaş Veli Dergahının Aleviler için en önemli inanç merkezlerden biri olduğuna işaret ederek ‘Külliye’ tanımının “en büyük hakaret” olacağını ifade etti.
Aydın, konu ile ilgili Alevi kurumlarına büyük sorumluluk düştüğünü vurgulayarak “Kurumların ortak şekilde irade sergilemesi gerekiyor. Tıpkı 18 Ağustos’ta Diyanetin orada yapacağı etkinliğin önüne geçildiği gibi net bir duruş sergilenmeli. Ancak iradeli ve net bir duruşla bu saldırı püskürtülebilir. Gereken ne ise; diplomatik ya da bürokratik görüşmeler eğer fayda vermezse alanlarda itirazımızı dile getirmek gerekiyor. Üst çatılarımızın öncülük etmesi lazım. Yapılacak görüşmeler sonrasında halen o tabela sökülmez ise Alevi kurumları Türkiye’nin dört bir yanından gerek Serçeşme’ye gidebilir, gerekse de Kültür Bakanlığı önünde toplanarak bu itirazını dile getirmesi gerekiyor. Çünkü biz net duruş sağlamadığımız sürece bu zihniyet asimile etmek adına elinden geleni yapacaktır. Bu anlamda topyekün ortak bir duruş şart” açıklamasını yaptı.
“Külliye” dayatmasına bir tepki de Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’dan geldi. Uygulamanın çok yanlış olduğunu söyleyen Doğan, geçtiğimiz yıllarda söz konusu dergah içerisine abdesthane yapılmak istendiğine de işaret ederek, şunları söyledi:
“O süreçte duyarlı olan vatandaşlarımızın harekete geçmesi ile birlikte abdesthane fikrinden geri adım atıldı. Ama gösteriyor ki bunların amaçları bitmiyor. Ne zaman bir fırsatını bulsalar sinsi bir şekilde uygulama yapıyorlar. Kesinlikle kabul edilemez bir durum. Orası bizim dergahımız ve kutsal bir mekanımıza devletin böyle bir levha yapıştırma hakkı yoktur. Devlet orayı ne şekilde adlandırırsa adlandırsın orası bizim gözümüzde külliye değil dergahtır.
Birçok etkinlikte biz kurum başkanları bir araya geliyoruz ama bu yeterli değil. Senede bir kere kurum başkanlarının bir araya gelmesi ile birliktelik olmuyor. Bunların dışında daha ciddi bir ortak çalışmaya ihtiyaç var. Ama maalesef kurumlar kendi görevlerini yapmaktan haciz herkesin üzerine bir ölü toprağı serilmiş. Herkes birbirinden hareket bekliyor.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun önceki başkanlarından Yazar Ali Balkız, Hacı Bektaş Veli Dergahı’na ‘külliye’ tabelası asılmasına sert tepki gösterdi. Balkız, “Aleviliğin kalbine vurulmuş bir bıçak darbesidir o pano. Bu bir asimilasyon faaliyetidir. O dergah bir öğretinin merkezidir, Serçeşmedir. O panoyu Aleviler oradan indirmelidir” dedi.
Alev Bektaşi Federasyonu (ABF) önceki başkanlarından Yazar Ali Balkız, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Hacı Bektaş Veli Dergahı’na ‘külliye’ tabelası asılmasını gündeme taşıdı.
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Balkız, külliye isminin camiyi esas alan yerleşkelere verildiğini belirterek, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Alevi yurttaşların inancında önemli bir merkez olduğunu ve bu yapılanın bir asimilasyon faaliyeti olduğunu ifade etti. Balkız, Alevi kurumlarına seslenerek o tabelanın oradan indirilmesi için gerekeni yapmalarını istedi.
“BU BİR ASİMİLASYON FAALİYETİDİR”
Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri sırasında Alevi kurumların ve yurttaşların ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ diyerek kente üç koldan yürüyüş yapmasının önemli bir eylem olduğunu ifade eden Ali Balkız yürüyüş sonrası tanık olduklarını şu şekilde anlattı:
“Yapılan yürüyüş sonrasında ilk avluya girdiğimizde ikinci avluya girebileceğimiz duvarın üzerinde ilginç bir pano gördüm. O panonun üzerinde UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş-ı Veli yılı ilan etmiş olması nedeniyle bir pano asılmış ve bu panoda bu yerleşkenin adına ‘külliye’ denmiş. Bu külliye sözü çok dikkatimi çekti. O panonun birkaç poz fotoğrafını çektim hemen. Kamuoyunda yayınladım. Külliye ne demek? Dergah ne demek? Bu sözcüklerin anlamlarını da, sözlük anlamlarını da açıklayarak kendi sosyal medya hesabımda paylaştım. Konu kamuoyuna mal oldu. Paylaşımımda son cümlem şuydu: Bu bir asimilasyon faaliyetidir, o panoyu Aleviler oradan indirirler.”
“O DERGAH, BİR ÖĞRETİNİN MERKEZİDİR, SERÇEŞMEDİR”
Hacı Bektaş Veli Dergahı’ının 700 yıllık bir dergah olduğunu belirterek dergahın tarihinden bahseden Balkız sözlerine şu şekilde devam etti:
“Orası Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin sandukasının olduğu bir yer. Ardıllarının mezarlarının olduğu bir yer. Bir öğretinin merkezi, Serçeşme. Aleviler için Kabe niteliğinde bir yer. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, ‘Hararet nardadır, sacda değil/ Keramet hırkada taçta değil/ Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil’ dediği yerdir orası. Bu anlamda da Alevilerin Kabe’si niteliğindedir. Varlığını bütün yüzyıllar boyunca sürdüren Balım Sultan sonrası ve Çelebi Ailesi -bugünkü Ulusoyların da soyundan geldikleri iddia edilir, öyle bilinir, tarihsel bir gerçekliktir bu- 700 yıldır o dergah oradadır. Bundan aşağı yukarı 105 yıl önce Osmanlı Padişahı II. Mahmut o yerleşkenin, dergahın içerisine bir cami yaptırıyor. 1826 yılında. O yıllar aynı zamanda Anadolu’da Alevilere yönelik katliamların yapıldığı yıllardır. Yeniçeri Ocağı’nın lağvedildiği, İstanbul’da ve Türkiye’nin her yerinde birçok Alevi Dergahı’nın yağmalandığı, yakıldığı, ormanların ateşe verilerek orman içerisindeki yeni yeniçerilerin ateş çemberi içerisine alınıp yakıldığı yıllardır. Hacı Bektaş’ın payına düşen de, dergahın payına düşen de oraya bir camidir ve oraya bir Sünni Nakşibendi Şeyhi’nin Postnişin olarak atanması yıllarıdır.”
“ORAYA KÜLLİYE DEMEK IŞİD ZİHNİYETİDİR”
Külliyenin sözlük anlamının, camiyi merkez alarak oluşturulan yapıların tümü olduğunu söyleyen Balkız; “Günümüze geldiğimizde Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin birleştirici, buluşturucu, sevecen, bilimden yana sözleri şudur: ‘Milletleri ayıplamayınız’, ‘Kadınları okutunuz’, ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ve benzeri… Hiç eskimeyen, güncelliğini, geçerliliğini yüzyıllar sonra bile koruyan bir öğretinin çağımızın kaoslarla, savaşlarla dolu, anlaşmazlıklarla dolu, dinlerin, mezheplerin, milliyetlerin birbirlerini yediği bu dünyada bu felsefenin dile getirilmesi, bu sözlerin yinelenmesi genç kuşaklara aktarılması, yaygınlaştırılması anlamında çok önemlidir. Orada o külliye sözcüğünü gördüğüm zaman ben çok üzüldüm. Büyük bir saldırıdır bu. Büyük bir densizlik, büyük bir terbiyesizlik, büyük bir insanlığa sığmayan, inandıkları dine dahi sığmayan bir saldırıdır. Hançerle vurulmuş bir darbe gibi saldırıdır. IŞİD’in bir anlamda Türkiye’de bugünün koşullarında bu haliyle hortlamış, tezahür etmiş halidir.
“KÜLLİYE, CAMİYİ MERKEZE ALAN YERİN ADIDIR”
Niye oraya külliye diyorlar? Külliye nedir? Sözlük anlamına göre, külliye demek büyük bir caminin etrafında oluşmuş olan, o camiyi merkez alarak çevresinde oluşmuş olan aşhane, yemekhane, yatakhane, ibadethane, tekke, zaviye, sübyan mektebi, sebil ve benzeri yapıların çevreye yerleştirildiği alana verilen addır. Hacı Bektaş Veli Dergahı’na külliye denilmiş. Oysa ki orası külliye değildir. Yani cami daha orada 105 yıldan bugüne orada. Ancak hiçbir zaman oraya külliye denmiş değil. Aleviler o camiye herhangi bir söz söylememişlerdir. Bu cami burada ne arıyor dememişlerdir. Sünni komşuları, Sünni arkadaşları gelip orada 105 yıldır ibadetlerini yapmaktadırlar. Ama şöyle bir farkla tabi. Onlar beş vakit namaz seslerine binaen oraya gelip ibadetlerini yapıyorlar. Aleviler de oraya müze statüsü konulduğu için resmi kayıtlarda Dergah olmadığı için bir müzeye girer gibi bilet alarak giriyorlardı ve sadece mesai saatleri dâhilinde girebiliyorlar. Orası ne zaman müze oldu? 1963 yılında, İsmet İnönü’nün Başbakanlığı, Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda. Ne zamandan beri kapalıydı? Cumhuriyetin ilk yıllarında tekke ve zaviyelerin kapatılması tarihinden bu yana ama Sünnilerin sahiplendiği tekkeler, zaviyeler tam anlamı ile kapanmadı hiçbir zaman. Sonrasında yavaş yavaş da tekrar açıldılar. Hacı Bektaş Veli Dergahı’da müze statüsü ile yeni bir kimliğe büründü ama asla külliye olmadı.”
“ÖNCE ADINI DEĞİŞTİRECEKLER SONRA İÇERİĞİNİ”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2015 yılında bir üniversite açılışında külliye kelimesini kullandığını ve o günden sonra bu ismin yaygınlaştığını hatırlatan Balkız şunları kaydetti:
“Burada ilginç olan nokta şu, camiyi ana unsur olarak kabul ediyorlar. Be hey aptal, gözü kör olasıcalar, hatırlamaktan, geriye dönüp ne olduyu merak edecek kadar bir akıldan mahrum kalan sizler o dergahın 700 yılını yok sayıyorsunuz. Bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya ilim saçan bir öğretinin merkezi olduğu gerçeğini yok sayıyorsunuz. Oraya caminin esas alındığı külliye adını takıyorsunuz. Külliye nedir? Osmanlı’da külliye, İslam’da külliye, Cumhuriyet de külliye ve Tayyip Erdoğan’da külliye. Tayyip Erdoğan 2015’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin temel atma ve açılışı sırasından artık bundan sonra üniversiteler külliyedir dedi. Üniversitelere külliye dedi. O tarihten bu yana da külliye kullanılır oldu. Oysaki adı kampüstü ya da Türkçe anlamıyla yerleşkedir. Kampüs Fransızca, külliye Arapça Türkçede ise yerleşkedir. Önce adını değiştirdi daha sonra içeriğini değiştirecek. Dergahın adını değiştiriyor külliye yapıyor. Orada Aleviliğe ilişkin, Bektaşiliğe ilişkin, bu felsefeye ilişkin ne varsa bin bir türlü şey var. Bir şeyi, bir kimseyi, bir olguyu olduğu kimliğinden başka bir kimliğe dönüştürmek istiyorsanız önce adıyla başlamanız gerekiyor. Önce adını değiştirecek daha sonra içeriğini değiştirecek.
Alevi köylerine neden cami yapıyorlar? Aleviler camiye gidip namaz mı kılıyorlar? Hayır. Ama alıştırmak için yapıyorlar. Çocuklar ezan sesleriyle uyusunlar, uyansınlar diye. Belki gelecekte camiye giderler diye. Zorunlu din dersleri ile çocuklarımızı hiç hayatlarında uygulamayacakları, onunla barışmayacakları, içselleştirmeyecekleri islamın kurallarını, imanın kurallarını hem de tatbiki olarak öğretiyorlar. İnanan inanmayan herkese yapıyorlar bunu. Güya bu ülkede laiklik var. Bir de Alevilik Bektaşiliği eklemişler. Onu da islamın bir meşrebi olarak tanımlıyorlar. Bizim ‘dört kapı kırk makam’ öğretimizi almışlar güya orada kapılardan birinin cihada inanmak olduğunu söylüyorlar. Yani halife çıkacak cihata çağıracak bizim Alevi çocukları da ellerine silah alacak gavura karşı savaşa gidecekler öyle mi?”
“ALEVİLER O PANOYU ORADAN İNDİRMELİ”
Balkız son olarak şunları aktardı:
“Bu bir asimilasyon politikası, bu bir ötekileştirme, hiç sayma, yok sayma politikasıdır. Bunun bir göstergesidir. Aleviliğin kalbine vurulmuş bir bıçak darbesidir o pano. O panoyu oradan Aleviler indirir, indirecektir. Bekleyeceğim uygun bir zamanda ben gideceğim o panoyu oradan alacağım. Buyurun Kaymakam Bey bu sizin diye teslim edeceğim. Başka çare yok. Ben bunu fotoğrafladığım zaman, etkinliklerin ilk günü oradaki Alevi kurumları ile de kurum başkanları ile de paylaştım. Konuştum, bu konuyu biliyorlar. Onların da bunu kendilerine görev yapacaklarını düşünüyorum.”
PİRHA- Yaklaşık bir yıl önce yapılan kongre ile AKD Antep şube başkanlığına seçilen İsmet Kurt açıklamalarda bulundu. Kurt, “Bizler bu kurumların hizmetkarlarıyız. Canların talepleri doğrultusunda çalışmalar yürüterek yola hizmet edeceğiz” dedi.
Önceki dönem Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep şube ve AKD genel başkan yardımcılığı yapan ve yaklaşık bir yıl önce yapılan olağan kongre ile AKD Antep Şube Başkanı seçilen İsmet Kurt dernek olarak son bir yılda yaptıkları ve yapılacak faaliyetleri ile ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“BİZLER YOLUN HİZMETKARLARIYIZ”
“Bizim ismimiz bu derneklerde başkan ya da genel başkan olabilir. Ama bizler bu derneklerin hizmetkarlarıyız” diyen Kurt, “AKD Antep Şubesi olarak Türkiye’deki en büyük derneklerinden ve cemevlerinden biriyiz. Bu nedenle başta kendi şubemiz olmak üzere diğer illerdeki şubelerimize elimizden geldiği desteği vermeye çalışıyoruz. Şubemiz sadece Antep ile değil tüm Türkiye ile beraber yaşayan bir şube. Aynı zamanda Genel Merkezimizin örgütlenmeden sorumlu Genel Başkan yarımcısıyım. Gittiğimiz her yerde söylüyoruz, bu iş gönül esaslı bir hizmet kapısıdır. 80’li yılların ortasındaki Avrupa’dan başlayan bir Alevi örgütlülüğüyüz.” ifadelerini kullandı.
“BÜYÜK BİR CEMEVİ PROJEMİZ VAR”
“Biz AKD Antep Şubesinde şu şiarla yola çıktık. Bir cemevimiz var ama yetmiyor. İkinci büyük bir cemevi projemiz vardı. Bunu Gaziantep Büyükşehir Belediye, Şahinbey belediyesi ve derneğimiz ile birlikte yaptığımız yine Gaziantep valiliğimizin onayı ve kontrolü ile yapacağımız bir cemevi projemiz var” ifadelerini kullanan Kurt şöyle devam etti:
“En büyük hedefimiz en kısa zamanda bu cemevi projesini bitirerek Alevi canlarımızın istek ve talepleri doğrultusunda hizmete sunmak. Bütün canlara eşit mesafede olarak onları kırmadan incitmeden hizmetler sunmak eksiklerimiz olabilir ama bunları en kısa zamanda tamamlayarak elimizden geldiği kadarı ile derneği yönetmek ve yola hizmet etmek istiyoruz.”
“ÇOCUKLARIMIZ, DERNEKTE BİR ÇOK İMKANDAN FAYDALANIYOR”
“Derneğimiz bünyesinde kurulan ve Türkiye’de ilk olan Hacı Bektaşı Veli spor kulübümüz var. Yaklaşık olarak çeşitli yaş gruplarında yüzün üzerinde sporcumuz var” diyen Kurt, “Biz bu spor kulübümüzü kurarken çocuklarımızın boş zamanlarını burada değerlendirmesi ve faaliyetlerimize katılması amacı ile kurduk. Çocuklarımız zamanla aldıkları eğitimlerle ve çalışmalarla birlikte kendilerini geliştirdi ve çeşitli müsabakalara katılarak dereceler aldılar. Çocuklarımız açılan kurslara katılarak hem bağlama çalmayı hem semah dönmeyi öğrenerek kendi yollularını tanıdılar. Eğitim ve öğretime yönelik açtığımız kurslarımız var. Bu kurslara katılan çocuklarımızın eğitimine katkı sunuyoruz. Yine dernek bünyesinde hizmet veren dört dedemiz var.”
Yaklaşan Sivas katliamı ile ilgilide açıklamalarda bulunan Kurt, 1 Temmuz’da cemevlerinde bir anma gerçekleştirdikten sonra kitlesel olarak araçlarla Sivas’a hareket edeceklerini ve 2 Temmuz’da yapılacak olan anma etkinliğine katılacaklarını belirtti.
Antep’in bir sınır kenti olmasından dolayı Suriye’de yaşanan savaştan etkilendiğini ve özelikle İŞİD üyelerinin bilgisayarlarında cemevimizin yöneticilerinin isimlerinin olmasından dolayı o dönem tedirginlik yaratıldığını ama sağduyulu davranışımızla birlikte bu süreci hiçbir sorun yaşamadan atlattıklarını söyleyen Kurt, bu yaşanan olumsuz süreci geride bıraktık ve cemelerimiz yapmaya devem ediyoruz ifadelerini kullandı.
“KÜLLİYENİN YAPILDIĞI ALANA YAKIN ALEVİ KÖYÜ YOK”
Yine Antep’in Şahinbey ilçesinde 2015 yılında yapımına başlanan ve son dönemlerde sosyal medyada öne çıkan Külliye ile ilgilide açıklamalarda bulunan AKD Antep Şube Başkanı İsmetKurt, “Külliyenin yapıldığı alanın Antep Maraş yolu üzerindedir. Son dönemlerde sosyal medyada paylaşılanların gerçeği yansıtmadığını ve o bölgeye yakın Alevi köyü bulunmamaktadır. Bizleri tedirgin eden bir durum yoktur. Alevi köylerine yönelik baskı tehdit oluşturan projeler olursa dernek olarak gereken çalışmaları ve görüşmeleri yaparız” diye konuştu.
PİRHA – Suriye merkezli Haznevi tarikatı Antep Şehitkamil’deki Alevi köylerinin yakınına külliye inşa ediyor. Tarikat üyeleri ayrıca ‘İlim ve İrfan’ adlı bir de dergi yayınlayarak civar bölgede örgütleniyor.
Haznevi tarikatı mensupları, Antep’in Şehitkamil ilçesine bağlı Karpuzkaya köyü yakınlarındaki bölgeye külliye yapılıyor.
İnşaat çevresine kimse yaklaştırılmazken, işçilik için de yine 100 kadar tarikat üyesinin ücretsiz çalıştığı belirtiliyor.
Külliye şantiyesi içinde cami ve çok katlı binaların olduğu söylenirken, külliyenin bölgedeki Alevi nüfusun yoğun olduğu köylere yakın olması çevre halkını da endişelendiriyor.
TARİKATIN LİDERİ KÜLLİYEYE YERLEŞECEK
Zikir törenleri yönetmek için her yıl Türkiye’ye gelen tarikat lideri Muhammed Haznevi’nin ölümünün ardından şeyh olan oğlu Muhammed Muta Haznevi’nin inşaatın bitiminde külliyeye yerleşeceği iddia ediliyor.
Türkiye’de ‘İlim ve İrfan’ dergisi ile örgütlenen Haznevi Tarikatı’nın Antep’te çok sayıda külliyesinin olduğu biliniyor.