Etiket: kültürel miras

  • Alevi Ansiklopedisi Yola Çıktı: Kültürel Miras Dijital Platformda Hayat Buluyor

    Alevi Ansiklopedisi Yola Çıktı: Kültürel Miras Dijital Platformda Hayat Buluyor

    PİRHA- Alevi kültürünü bilimsel temellerle geleceğe taşıyacak dijital bir köprü kuruluyor! Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde hayata geçirilen Alevi Ansiklopedisi, Temmuz 2025’te ilk içeriklerini yayınlamaya hazırlanıyor. Akademisyenler, yazarlar ve tüm Alevi toplumu, bu tarihî projeye katkı sunmaya çağrılıyor.

    Alevi kültürünün bin yıllık çığlığı, artık dijital bir yankı buluyor! Alevi toplumunun kendi gerçekliğini bilimsel temellerle anlatacak bir dijital hafıza projesi nihayet hayata geçiyor. Alevi Ansiklopedisi, Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde, yüzyıllardır asimilasyon ve unutturma politikalarına direnen Alevi toplumunun hafızasını korumak için, Aleviliği kendi kavramları, ritüelleri ve tarihsel derinliğiyle aktarmak üzere yola çıktı.

    Bu girişim, manipülatif bilgi kirliliğine karşı bir direnç noktası oluşturmayı ve dağınık coğrafyalardaki Alevi mirasını ortak bir dijital platformda buluşturmayı hedefliyor.

    Çok dilli erişimle Balkanlar’dan Mezopotamya’ya uzanan kültürel belleği küresel ölçekte paylaşmayı amaçlayan ansiklopedi, Temmuz 2025’te ilk içeriklerini yayınlamaya hazırlanıyor. Bu tarihî adım, yalnızca bir ansiklopedi değil, Alevi toplumunun kolektif hafızasının dijital bir manifestosu olarak tanımlanıyor.

    NEDEN ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ?

    Alevi toplumu, yüzyıllardır kültürel asimilasyon, tarihsel silinme ve epistemik şiddetle mücadele ederken, kendi gerçekliğini bilimsel temellerle anlatacak bir platforma duyulan ihtiyaç her geçen gün daha kritik hale geliyor. Alevi Ansiklopedisi, bu ihtiyacı karşılamak üzere Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde hayata geçirilen çok dilli ve disiplinler arası bir dijital bilgi platformu olarak öne çıkıyor. Proje, Aleviliği kendi kavramsal çerçevesi, ritüelleri ve tarihsel derinliğiyle aktarmayı; manipülatif bilgi kirliliğine karşı bilimsel bir kalkan oluşturmayı ve genç kuşaklara Alevilik bilgi ve belleğini aktarmayı hedefliyor.

    Balkanlar’dan Mezopotamya’ya uzanan geniş bir coğrafyadaki Alevi kültürünü başta Türkçe ve İngilizce, sonrasında, Kurmancî, Kırmancki (Zazaca) ve Almanca dillerinde erişilebilir kılacak ansiklopedi, dijitalleşmenin gücünü kullanarak küresel bir okur kitlesine ulaşmayı amaçlıyor. Özellikle genç nesillerin akademik çalışmalarına kaynak sunacak bu girişim, Aleviliği “kendi sesiyle” aktarma misyonunu üstleniyor.

    DİJİTAL ÇAĞDA BİR KÜLTÜR MANİFESTOSU

    Alevi Ansiklopedisi, yalnızca bir bilgi kaynağı değil; kadim bir geleneğin, asırlardır süren direnişin ve kolektif hafızanın dijital çağdaki yansımasıdır. Alevilik, Anadolu’nun mayasına karışmış eşitlikçi öğretisiyle, “eline-diline-beline sahip ol” ilkesiyle, cemlerin ışığı ve semahların ritmiyle bugüne taşınan bir kültür mirası. Bu miras, artık dijital bir köprüyle geleceğe uzanıyor: Kayıp köylerin sözlü tarihlerinden, diasporadaki gençlerin kimlik arayışına kadar her hikaye, bu platformda hayat bulacak.

    AKADEMİK ETKİLEŞİM VE UZUN VADELİ HEDEFLER

    Alevi Ansiklopedisi, yalnızca statik bir bilgi havuzu değil, dinamik bir akademik etkileşim platformu olarak tasarlandı. Bu amaçla yıllık sempozyum ve workshoplar organize ederek Alevilik alanında çalışan akademisyenler, doktora ve yüksek lisans öğrencileriyle ortak bilgi üretim alanları oluşturmayı planlamaktadır.

    Disiplinler arası iş birlikleri ile Yayın Kurulu ve Bilimsel Danışma Kurulu’nu küresel bir ekibe dönüştürerek ansiklopedinin akademik ağırlığını artırmak temel hedef olarak öne çıkıyor.

    AKADEMİSYENLERE ÖZEL DAVET: DANIŞMA KURULU GENİŞLİYOR

    Alevi Ansiklopedisi’nin bilimsel niteliğini güçlendirmek için Aleviliğin teolojik, sosyolojik ve tarihsel boyutlarında uzman araştırmacı ve akademisyenlerden oluşacak geniş bir bilimsel Danışma Kurulu oluşturuluyor. Katılımcıların, projenin akademik özgünlüğünü korumada kritik rol üstleneceği vurgulanırken, kurulun tam listesinin önümüzdeki haftalarda web sitesinde yayınlanacağı belirtildi.

    YAZARLARA KÜRESEL ÇAĞRI VE MAKALE GÖNDERİM SÜRECİ:

    Alevi Ansiklopedisi, dünya çapında yazarları ve araştırmacıları 30 Nisan 2025’e kadar makale göndermeye çağırıyor. Türkçe ve İngilizce hazırlanacak makalelerde Alevi tarihi, inanç sistemleri, sosyolojisi ve sanatı gibi konular ele alınacak. Teknik detaylar ve örnek makaleler, web sitesindeki “For Authors” bölümünde paylaşılıyor. Proje, Temmuz 2025 itibarıyla ilk içeriklerini yayınlayarak dijitalleşme yolculuğunda önemli bir adım atacak.

    ANSİKLOPEDİYE NASIL DESTEK OLUNUR?

    Alevi Ansiklopedisi, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için herkesin katkısını bekliyor ve destek olmanın yolları şöyle sıralanıyor:

    Yayınlanmış eserlerinizden derlemeler yapabilir veya yeni makaleler yazabilirsiniz. Başvuru detaylarına web sitesindeki “Yazarlar İçin” bölümünden ulaşılabilir.

    Sosyal Medyada Ses Olun: Projenin afiş, ilan ve duyurularını paylaşarak görünürlüğüne katkı sunun. Her paylaşım, Alevi belleğinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlar.

    Maddi Destek veya Gönüllü Olun:

    Web sitesindeki bağış kampanyasına destek verebilirsiniz.

    Teknik altyapı, çeviri, görsel tasarım gibi alanlarda gönüllü çalışabilirsiniz.

    Çevrenizi Harekete Geçirin: Alevi tarihi, kültürü veya MENA bölgesi üzerine çalışan akademisyenleri projeye yönlendirin. Bir kişi daha kazandığımızda, ansiklopedi bir adım daha güçleniyor.

    Alevi Ansiklopedisi ile ilgili daha fazla bilgi için, geniş içerikli web sitesini ziyaret edebilirsiniz: https://www.aleviansiklopedisi.com

    İletişim: info@aleviansiklopedisi.com

    Eyüp HANOĞLU/PİRHA

     

  • Doç. Dr. Karakaya: Alevi Bektaşi Dijital Arşiv Projesi bir bilgi bankası olacak, katkı koyalım-VİDEO

    Doç. Dr. Karakaya: Alevi Bektaşi Dijital Arşiv Projesi bir bilgi bankası olacak, katkı koyalım-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Dijital Arşiv Projesi ile yok edilmek istenilen kültürel mirasın sözlü ve yazılı olarak bir bilgi bankası olacağını kaydeden Doç. Dr. Ayfer Karakaya, “Alevi bilgi hafızası devlet tarafından yok ediliyor. Ziyaretlerimiz, kutsal mekanlarımız bilinçli olarak Alevi kimliklerinden arındırılmak isteniyor. Bu dijital arşiv Alevilerin kullanımına açılacak” dedi. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Buca Şubesi’nin düzenlediği ‘Alevi Bektaşi Dijital Arşiv Projesi-Nedir? Neden Gerekli? Nasıl Olacak?’ konulu buluşmada buluşmada konuşan Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Alevi Bektaşi toplulukların kültürel mirasının web tabanlı dijital arşivin oluşturulmasını hedeflediklerini kaydederek, projenin yok edilmek istenilen Alevi hafızasına dair bir savunma görevi göreceğini söyledi.

    Buca Cemevinde gerçekleşen buluşmaya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan’ın yanı sıra Alevi örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ALEVİ HAFIZA YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Alevi Bektaşi Dijital Arşiv Projesi’ne dair bilgi veren Karakaya, son dönem ulaştıkları belgeleri kıymetli yazılar olduğunu söyleyerek, “Çok katmanlı bir proje. Anadolu ve Balkanlardaki Alevi Bektaşi toplulukların kültürel mirasının web tabanlı dijital arşivin oluşturulması. Sözlü aktarım kalmayacağı için dolayısıyla bir arşivin oluşması gençlerimize mensup oldukları ocaklara, ziyaretlere, kültüre dair bir bilgi bankası görevi görecek. Alevi bilgi hafızası devlet tarafından yok ediliyor. Dede ocaklarının arşivlerinde son derece kıymetli yazmalar var. Alevi örgütleri bu yazıların değerini çok fazla kavrayamadı. İsterdim ki bu çalışma çok önceleri başlasın. Sözlü kültürümüzün temsilcileri Hakk’a yürüyor” diye konuştu.

    “ZİYARETLER ALEVİ KİMLİĞİNDEN ARINDIRILIYOR”

    Ziyaretlerin, kutsal mekanların Alevi kimliğinden arındırılmak istendiğine işaret eden Karakaya, “Yazılı kaynaklar kültürel mirasımız ya bilinçli nedenlerle talan ediliyor yada doğal olarak yok oluyor. Ziyaretlerimiz kutsal mekanlarımız bilinçli olarak Alevi kimliklerinden arındırılmak isteniyor. Hızlı bir şekilde Alevi kültürel mirası bu topraklardan siliniyor. Acilen kayıt altına alınması lazım. Alevi kurumlarından birinin bu meseleye el atmasını umdum. Tüm kurumların katkısına açık bir şekilde kendi çabamızla tamamen bağımsız bir projeyi başlatmaya karar verdik” dedi.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KATKILARINI BEKLİYORUZ”

    Ulaşılan belgelerin tarih yazımı ve Alevi toplumunu anlamak açısından önemli olduğunu ifade eden Karakaya, projenin belli bir eşiğe ulaştıktan sonra Alevi toplumunun buraya aktarım yapabileceğini belirterek şöyle devam etti:

    “Nihai proje oldukça kapsamlı. Yazılı kaynaklar, haritalar, sesli kayıtlar, fotoğraflar, aile soy ağaçları arşivlenecek olacak. Bütün dijital haritalar köyler üzerinden belirlenecek ve oraya dair çokça bilgi sunacak. Bu belgeler tarih yazımı açısından, Alevi toplumunu doğru anlamak için önemli belgeler. Bu belgeler resmi tarih yazımını sorgulatan belgeler olduğu için hasır altı ediliyor yada manipülatif olarak çarpıtılıyor. Yazmalar ve belgeler yanında kutsal objelerin resimlendirilmesi lazım. Bu bir tapu görevi görüyor. Geniş bir temelde bilgi kaynağımız olsun istiyoruz. Belli bir eşik noktasına ulaştıktan sonra bütün Aleviler internet üzerinden aktarım yapabilecek. Efsane, ziyaret, ocak, belge vs. bilgiler iletilecek. Bu bilgiler filtrelenerek ortak değerlendirmede teyit edecek. Birçok tartışma böylece olacak. Alevi toplumunun şeffaf kullanımına açılacak. Alevi toplumundan arzı eden olursa katkılarımı bekliyorum.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Kaz Dağları’ndaki yıkım Hasankeyf’i de etkiliyor; mücadeleyi ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    ‘Kaz Dağları’ndaki yıkım Hasankeyf’i de etkiliyor; mücadeleyi ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    PİRHA – Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nde yıkıma karşı mücadeleyi yükseltmeye çağrı yapan Hasankeyf Koordinasyonu’ndan Ali Ergül, ülkede büyük bir korku ikliminin hakim olduğunu, ekoloji alanında da büyük yıkımlar yapıldığını belirtti.

    Hasankeyf, Dicle Vadisi ve bir bütün ekolojik yıkımlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Hasankeyf Koordinasyonu’ndan Ali Ergül, “Hasankeyf’te, Temmuz ayında Ilısu barajı kapakları kapatıldı, gölet giderek büyüyor. Bir taraftan Tarihi Liman adını verdikleri alan bitmek üzere. Hemen arka tarafında bütün Ilısu barajının bütün projeleri gibi Tarihi Liman projesi de sıkıntılıydı. Bitirdiler şu anda yeni bir güçlendirme yapıyorlar alanda. Tarihi çarşı boşaltıldı, orda yıkımlar devam ediyor bir taraftan arkeolojik kazılar devam ediyor. El Rızk Cami’sinin son parçası kalmıştı bu bölgede. Onun taşınmasına yönelik yeni bir yol inşaatı var. Bütün bir yıkımın, yok etmenin hâkim olduğu bir alanla karşı karşıyayız şu anda Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nde. Biz de buna karşı, bütün bu yıkıma karşı mücadeleyi yükseltmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BİRÇOK YERDE DEVLET AKILLARI DİRENİŞİN KARŞISINDA VAZGEÇTİ”

    Mücadeleyi her daim sürdüreceklerini belirten Ergül, Hasankeyf’teki yıkıma ilişkin şunları söyledi:

    “Hasankeyf için Dicle Vadisi için her zaman umut vardı. Başından beri mücadele yürütücüleri ve şu anda bizler şunu söylüyoruz. O baraj bitti, su da tutuyor. Hasankeyf sular altında kalabilir, Dicle Vadisi sular altında kalabilir. Bu olsa bile mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü bu bütünüyle yıkmaya, yok etmeye yönelik Ilısu baraj projesinin neresinden dönersek hiç fark etmiyor, yani neresinden dönersek yaşam için hafıza için tarih için canlılar için insanlar için herkes için bütünüyle iklim için son denemde çok konuşulan iklim değişikliği meselesi için bile çok önemli. Neresinden dönebilirsek neresinden tutabilirsek bir kazanım olacaktır. Dünya da bunun örnekleri de var. İran’da var, Yunanistan’da var, çeşitli ülkelerde baraj projesi bitmiş, inşaat bitmiş gövdesi tümüyle bitmiş projeler halkın tepkisinden dolayı iptal edildi. Çünkü doğru değildi. Yöneticiler, devlet aklı en sonunda bu direnişin karşısında doğru bir şey yapmadığını fark etti, vazgeçti. Ilısu baraj projesi de neden öyle olmasın. Çünkü diğer projeleri düşündüğümüz zaman Ilısu baraj projesi bunun daha önceden vazgeçilmesi gerekiyordu. Bir devlet ısrarı var, devlet aklı, devlet projesi olarak duruyor karşımızda. Devlet bundan vazgeçmiyor, yanlış yapmadığı üzerine kuruyor ama ilk önce kurdukları biçimle bugün arasında dağlar kadar fark var. Düşünemedikleri, akıl edemedikleri çeşitli şeyleri eklemek zorunda kaldılar. Hala ısrar ediyorlar ve bu ısrarlarından dolayı ciddi bir tahribat söz konusu.”

    “MÜCADELENİN YÜKSELMESİ GEREKİYOR”

    Türkiye’deki enerji politikalarını, kalkınma zihniyetini eleştiren Ergül, “Türkiye’de şu anda sadece bugünkü hükümetten bahsetmek elbette ki yanlış olur. Türkiye’deki enerji politikaları, kalkınma zihniyeti, biçimi bütünüyle doğayı, halkı, tarihi hafızayı yok eden, bunu hiçbir şekilde önemsemeyen bir noktadaydı. Bu hükümetle birlikte bu tahribat daha da görünür oldu. Çünkü her tarafta, Türkiye’nin dört bir yanında farklı isimlerle kimisinde RES, kimisinde HES, kimisinde JES diye. Farklı isimlerle doğa yok edildi. Ama şunu biliyoruz. Türkiye’nin bir enerji ihtiyacı yok. Şu anda elektrik mühendisleri odasının akademisyenlerle yaptığı, uzmanlarla yaptığı, yıllardır bunun mücadelesi veriyor ve Türkiye’nin bir enerji ihtiyacı yok. Buna karşılık şunu görüyoruz. Bütünüyle bir yıkım söz konusu. Bir taraftan doğa saydığımız enerji politikası üzerinden yok ediliyor, diğer taraftan da maden politikaları üzerinden yok ediliyor” dedi.

    “Dersim’de yıllarca Munzur’u barajlarla yok etmeye çalıştılar, orada ciddi bir hukuki mücadele yürütüldü. Barajlar iptal edildi. En son 1 ay önce tekrar bir baraj iptal edildi orada yürütülen mücadeleyle. Bu sefer barajlarla yok edemeyecekleri yerleri madenle -aynı gündü sanırım. Baraj iptal kararı paylaşıldı hukukçular tarafından. Aynı gün şeyi öğrendik. Dersim, bütün o Munzur, madem arama sahası olarak kabul edilmiş, böyle garip her tarafı yok eden bir zihniyetler karşı karşıyayız açıkçası” diye konuşan Ergül, ülkedeki korku ikliminin ekolojiye yansımasını şöyle aktardı:

    “Türkiye’de şöyle bir mesele var. Sürekli şu söyleniyor, gündem sürekli değişiyor diye. Hayır bu ülkede gündem değişmiyor ne yazık ki… Türkiye’nin son 40-50 yılını düşündüğümüz zaman dört tane meselesi var. Bu meselelerden bir tanesi; kadınlar, çocuklar sokak ortasında öldürülüyor. Diğeri işçiler, iş cinayetine kurban gidiyor. Bir diğeri de çevre ve ekoloji meselesidir. Bütünüyle birbirine bağlı meselelerden bahsediyoruz ve çeşitli zamanlarda çeşitli bölgelerde ekoloji mücadeleleri veriliyor ama şunu anlatamadık sanırım.  Ekoloji mücadelesi yürütenlerin de bir kusuru olarak yaşam mücadelesi yürütenlerin bir kusuru olarak da karşı çıkış, çevreci daha marjinal, görünen bir biçimdeyken yavaş yavaş toplum şunu da fark etmeye başladı. Özellikle 2000’li yıllarda Kürt illerinde bu ciddi bir şekilde fark edildi. Son dönemde biraz daha Ege, Kaz Dağları üzerinden söyleyebiliriz. Toplumun geneli ekolojik yıkımın aslında bütün bu meselelerin öznesi olduğunu, nedeni olduğunu, dünya yeni yeni iklim krizi üzerine tartışıyor. Yeni yeni fark edilmeye başladı. Çünkü siz bir doğayı yok ederseniz insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi oluyor. İnsan biraz da insanın çıkarcı tarafından baktığınız zaman, insanın ben-merkezci tarafından börtünün-böceğin onun için kıymetli olmadığını düşündüğümüzde bile aslında oradaki börtünün-böceğin, onun yaşamı açısından ne kadar kıymetli olduğunu fark etmeye başladı. Tekrardan bir mücadele yürütülüyor, yükselmesi gerekiyor. Tabi çok zorlu gidiyor. Biz bir taraftan zorlu giden bir mesele var. Ülkede bir korku iklimi hâkim. Bu ekoloji mücadelesine de yansıyor açıkçası.”

    “TEMEL HEDEFLERİ; BÜTÜN HAFIZA ALANLARINI YOK ETMEK”

    Bölgedeki yıkıma dikkat çeken Ergül, şunları kaydetti:

    “Meselenin paydasına baktığımız zaman şunu görüyoruz. Kürt illerinde bir yıkımdan bahsediyoruz. Hasankeyf’ten üzerinden bahsettiğimiz zaman 5 tane ilden bahsediyoruz. Dersim’de veya Karadeniz’de ciddi hafızanın birçok toplumun yaşadığı bir alanda oluyor. Ege’de biraz daha mitolojiden başlayıp günümüze geldiğimiz farklı toplumların hafızası var ve bu hafızaların hepsini yok etmeye çalışıyorlar. İstanbul’un hafızasını yok etmenin çok bir şeyi yok. Temel hikayeleri bütün bu hafıza alanlarını yok etmek. Onlar açısından şunu söylüyoruz. Bir enerji politikası var. Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var gibi bir şeyler var ama gizili ajandanın hedefi Türkiye’de bu topraklarda, Mezopotamya’da yani şu anda sadece yaşayan halk açısından söylemiyorum. Hasankeyf örneğinde gördüğümüz bütün dünya halklarının ayak izleri var. Bu ayak izlerini yok etmeye çalışıyorlar ve bu yok olursa tam da TOKİ mantığıyla tek tipleşen bir toplum yaratmanın önü daha da açılmış olacak. Hedefleri bu açıkçası.”

    “HİÇBİRİMİZİ AYIRMIYORLAR, ORTAK MÜCADELE ETMEMİZ GEREKİYOR”

    Ergül, Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’u öldüreceğini belirterek, “Kanal İstanbul ile ilgili sanki yeni önerilmiş bir projeden bahsediliyor gibi konuşuluyor. Bu kenti öldürecek bir proje. Tam da bunu söylemek lazım. İstanbul’u, İstanbul’un çevre illerini öldürecek bir projeden bahsediyoruz. Bütünüyle sıkışmış, ekonomik krizin bir şekilde yine şişirilerek inşaat sektörü üzerine tekrardan yerine getirilmesi tekrardan biraz daha toparlama gibi göstermeye çalışıyorlar ama İstanbul’un hikayesi o. Biraz da uluslararası güçlerin dengesini biraz da tehdit etmek. Gerçekleşen birçok şey görülmüyor. İşin ilginç bir tarafı var. Kanal İstanbul’daki o tarihi alanların nasıl korunacağı ile ilgili bölümlerde şunu yazıyor. Hasankeyf’te şunu başardık, yani tarihi alanını taşıdık, başarılı bir işti, Kanal İstanbul’da da bunu yapacağız. Hasankeyf’te tarihi alanı kurtarma kazılarıyla temizledik, tespit ettik. Üzerine betonla kapattık, başarılı. Kanal İstanbul’u da bu şekilde yapacağız. Aslında bütünüyle birbiriyle bağlantılı. Şöyle düşünün, Hasankeyf’in genişletilmiş ÇED’i yapıldı, biraz uluslararası mahkememeler için. Oranın bilirkişi ekibindeki kişi Mudanya’daki arkeolojik alan üzerinde -biliyorsunuz AVM yapıldı- orayı onaylan kişi muhtemelen aynı ismi şeyde görüyoruz Kanal İstanbul’da görüyoruz” dedi.

    Ergül, “Organizeler ve bu organizasyon ciddi bir şekilde toplumun bütün kesimlerini -çok demokratlar bu noktada sanırım- hiçbirimizi ayırmıyorlar. Ülkenin bütün dört parçasını da aynı şekilde yok etmeye yöneliktir. Ama bizim bu noktada ortak mücadele yürütmemiz lazım. Çünkü ekoloji mücadelesi, yaşam mücadelesi dediğimiz şey sadece o değil. Kaz Dağları’nda yürütülen mücadeleyi de sahiplenip, Ege’de yürütülen mücadeleyi de sahiplenip bütün bu mücadeleleri de ortaklaştırdığımız zaman kurtarabiliriz. Çünkü biz Dicle Vadisi’ni kurtardık. Hadi Hasankeyf mücadelesi başarılı oldu diyelim. Kaz Dağları’ndaki yıkım, Hasankeyf’i de etkiliyor. Oradaki insanları da etkilediği için ortak mücadele yürütmemiz gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/İSTANBUL