Etiket: kuran

  • Garip Dede Dergahı’na saldıran Muhammet Yıldırım’ın adliyeye getirilmesi bekleniyor

    Garip Dede Dergahı’na saldıran Muhammet Yıldırım’ın adliyeye getirilmesi bekleniyor

    PİRHA – Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Cemevi’ne girerek sağ sola saldıran ve Atatürk büstünü kıran Muhammet Yıldırım’ın  uyuşturucu madde kullanımı ve tehdit suçlarından kaydı, “devletin egemenlik alametlerini aşağılama” suçundan firari olduğu ortaya çıktı. Dün gözaltına alınan saldırganın, Kanarya Polis Merkezi Amirliği’nde sorgusu sürerken, bugün mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

    İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Garip Dede Dergahı Cemevi’ne dün akşam saatlerinde giren Muhammet Yıldırım adlı saldırgan burada abdest alıp namaz kılmak istedi. Ardından elinde bulunan Kuran ile Atatürk büstüne zarar verdi.

    Büstü bulunduğu yerden sökerek zarar veren şahıs, olay yerine çağırılan polis ekiplerince gözaltına alındı.

    SALDIRGAN, İLAÇ KULLANIYORMUŞ!

    Garip Dede Dergahı’na saldıran Muhammet Yıldırım’ın savcılığa verdiği ifade de, Risperdal isimli psikolojik ilaç kullandığı, 3 aydır kullanmadığı ve 2 gün önce kullanmaya başladığını söylediği öğrenildi.

    2 GÜN ÖNCE DE BURSA’DA SALDIRMIŞ!

    Edinilen bilgilere göre Muhammet Yıldırım, 2 gün önce Bursa’da Orhangazi’de yine Atatürk afişine saldırarak orada yakalanamadığı için kaçıyor. Bursa’daki saldırının ardından Garip Dede Dergahı’na giderek saldırıyı yaptığı belirtiliyor.

    Cemevi önünde bulunan polisin ise saldırıyı kitlenin müdahalesi sonucu fark ettiği anlaşıldı.

    Gözaltına alınan Muhammet Yıldırım’ın Küçükçekmece’de bulunan Kanarya Polis Merkezi Amirliği’nde sorgusu devam ediyor. Saldırganın bugün mahkemeye çıkarılması bekleniyor.

    Muhammet Yıldırım’ın uyuşturucu madde kullanımı ve tehdit suçlarından kaydı, “devletin egemenlik alametlerini aşağılama” suçundan firari olduğu ifade edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

    Garip Dede Dergahı’nda namazlı provokasyon; Dergah’tan saldırıya sert tepki-VİDEO

  • Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    PİRHA – Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili beş ayrı bakana ilettiği soru önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Kurdî’yi işaret ederek yanıt verdi. Milletvekili Güneş Altın ise “Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz” diyerek gelen cevaplara tepki gösterdi.

    DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, 14 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın yanıtlaması için Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili soru önergesi vermişti.

    Milletvekili Güneş Altın, beş bakana “Bakanlığınızın yetki alanındaki tüm hizmetlerde ve çalışmalarda Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” diye soran Beritan Güneş Altın’ın önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yanıt verdi.

    KÜRTÇE KUR’AN-I KERİM VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yanıtında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’nin kamu yayıncılığı yapmakla görevlendirilen tek yayın kuruluşu olan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 21. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurum tarafından Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” hükmü gereğince farklı dillerde yayın yapılabilmektedir.

    Bu kapsamda; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu bünyesinde 2009 yılında Kürtçe dilinde yayın yapan TRT Kurdî televizyon kanalı ve radyo istasyonu kurulmuştur. Yayınlarda, Kürtçe’nin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçeleri kullanılmaktadır. Ayrıca söz konusu yayınlara internet ve mobil uygulamalar üzerinden herkes ulaşabilmektedir.

    Diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı, din konusunda toplumu aydınlatmak için yaşayan bütün dil ve lehçeleri değerlendirmeye gayret etmektedir. Bu kapsamda 35 farklı dil ve lehçede yapılan Kur’an-1 Kerim Mealleri ve 50 dil ve lehçede yaptığı dini faaliyetleri arasında Kürtçe de yer almaktadır.

    Ayrıca, Kur’an-ı Kerim ve Kürtçe Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı, Hadislerle İslam ve Kur’an Öğreniyorum (Elif-Ba), Kürtçe dilinde yayımlanan başlıca eserlerdir.”

    “GELEN CEVAPLAR ŞAŞIRTMADI!”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bakanlıklardan gelen tek cümlelik yanıtlara ilişkin Milletvekili Beritan Güneş Altın yazılı açıklama yaptı.

    “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den gelen “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” vurgusuna özellikle değinen Milletvekili Güneş Altın, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına bakanlıklardan gelen cevaplar şaşırtmadı! Dünya anadil gününde bütün bakanlıklara ilettiğimiz tek soruluk önergede “Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” sorusuna gelen yanıtlar tekçi, zihniyeti bir kez daha göstermiş oldu.

    Türkiye’de tek resmi dilin Türkçe olduğunun savunusunu bir kez daha yaptılar ve Kürtçeye dair herhangi bir çalışmalarının bulunmadığını dile getirdiler. Özellikle Milli Savunma Bakanlığının verdiği cevapta tek dil ve vatanın bölünmez bütünlüğü vurgusu yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, verdiği cevapta adeta bir lütuf gibi TRT Kurdi adlı televizyonu açtıklarını ve Kürtçenin farklı lehçelerinde yayın yaptıklarını dile getirdi. Yine Yılmaz’ın verdiği cevapta, Diyanet İşleri’nin bazı eserlerini Kürtçeye çevirdiklerini aktardı. Kaldı ki Diyanet’in sözünü ettiği yayınlar 35 dile çevrilmiş eserlerdir.

    Milli Eğitim Bakanı, fiiliyatta öğrencilerin seçmemesi için birçok zorluk çıkardıkları Kürtçe seçmeli derslerden bahsederken, Enerji Bakanlığı Kürtçe kullanımına dönük bir çalışmalarının olmadığını belirtti. Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ise resmi dilin Türkçe uluslararası iletişim dili olarak ise İngilizce’yi benimsediklerini aktardılar. Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz.

    Anadilinde eğitim ve sağlık başta olmak üzere bütün kamusal alanlarda milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin göz ardı edilmesi de kabul edilemez. İktidarı ve ilgili bakanlıkları, Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgürce kullanılabilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Dilsel ve kültürel hakların korunması ve geliştirilmesi, toplumun her kesiminin eşit ve adil bir şekilde temsil edilmesini sağlayacak ve toplumsal barışa katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına yönelik çalışmaların bir an önce başlatılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’

    ‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’

    PİRHA – Gazeteci Ali Duran Topuz, Alevi sorununun çözümünde hukuki başarıların, sosyal-siyasal sorunları çözmeye yetmeyeceğinin altını çizdi. Gazeteci Topuz, Alevi örgütlenme modelinde kimi yöntem değişikliğinin olması gerektiğini belirterek, “En tehlikeli şey bu birlikteliği, tek bir örgüt modeline çevirmeye çalışmak olur. Bazı güçlüce Alevi kurumlarının “merkezi kurum” olma arzusu da en yapılmayacak şeylerden biri” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli yönündeki soruları Gazeteci Ali Duran Topuz’a yönelttik.

    “ÖRGÜTLENMELERİ GELİŞTİRMEK VE GÜÇLENDİRMEK GEREK”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ALİ DURAN TOPUZ: Devlet hep bir şeyler yapar, baskı her zaman baskıcı aygıtlarla çalışmaz, işte bu başkanlık icadında olduğu gibi ağızlara bir parmak bal çalma yolları geliştirmeye yönelir. Bu da bir baskı yöntemidir, kafa karıştırmak, umut yaratmak, “temel talepler” dediğimiz siyasi ve hukuki meselelerin yanı sıra cemevlerinin, toplumun değişik kesimlerinin kimi hafif kimi ağır sorunlarını çözme vaadinde bulunmak araç olarak kullanılıyor anlaşılan. Temel talepler karşılanmadan da devlet kurumlarıyla çeşitli görüşmeler, pazarlıklar yapılabilir, talepler yöneltilebilir, çünkü temel talepler dışındaki talep ve ihtiyaçları da küçümsememek gerekir. Lakin bu başkanlık daha baştan, kategorik olarak reddedilmesi gereken bir oluşum. Alevilik meselesi “turistik” ve “kültürel” bir mesele değildir. Bu reddiyenin işe yaraması ve gücü zayıf örgütleri, toplum kesimlerini cezbetmemesi için “temel talep” dışındaki ihtiyaçların karşılanması için örgütlenmeleri geliştirmek ve güçlendirmek gerekir.

    – MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu bir “sorun çözüm” girişimi değil, sorunların çözülmeyeceğinin ilanı niteliğinde bir girişim. Buradan hiçbir şeye çözüm çıkmaz.

    “ALEVİ OLMAYAN KESİMLER TARAFINDAN ALEVİLİK HAKKINDA UYGUNSUZ BİLGİLER ÜRETİLECEK”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Esasen bu başkanlık aracılığıyla hedeflenen en önemli şeylerden biri Alevilikle ilgili meselelerde kültürel hegemonyayı güçlendirmek, ansiklopediler, çalıştaylar filan bu amacı taşıyor. Devlet eliyle burada yürütülen bilgisel çalışmaların dönüp dolaşıp geleceği yer, özellikle de Alevi olmayan kesimler arasında Alevilik hakkında uygunsuz bilgilerin üretilip yayılması, Alevi nefretinin yeni kisvelerle yeniden üretilmesi olacaktır.
    Bunların yoğun biçimde eleştirilmesi, sorunların deşifre edilmesi, hem içerik açısından hem biçim açısından (akademik hiç vasfı olmayan kişilerle çalıştay yapmak mesela) eksiklerin, kusurların ve ideolojik sorunların anlatılması için sürekli bir karşı kamuoyu oluşturma çabası yürütülmeli.
    Fakat bu yeterli değil elbette, çünkü sürekli tepki gösterme konumuna sürükler bizi, daha önemlisi bu tür çalışmalara girişmek gerekir. Yine sorun dönüp dolaşıp örgütlenmeyi güçlendirme ve yayma meselesine geliyor. Çünkü ansiklopedi hazırlamak, çalıştaylar, seminerler, konferanslar yapmak, hatta saha çalışmaları yapmak hem iyi örgütlenme hem de ciddi ekonomik güç gerektirir, zordur, ama yapabilmenin yollarını aramak şart.

    “BÜTÜN İŞ DÖNÜP DOLAŞIP ÖRGÜTLENMEYE GELİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Eğitim sisteminin “gericileştiği” doğrudur ama bu ilerici bir eğitim varken bu bozuldu, gericilik öne çıktı diye okunmamalı, eğitim sistemi başından beri gericiydi, hele Alevilik meselesinde düşmanlığı üreten kodların tamamını habire üretip duruyordu. Hele “laik eğitim” neredeyse hiç olmadı, genel eğitim sistemi itibarıyla, ilkokuldan üniversiteye kadar.
    Şimdi yapılanlar elbette vahim, Aleviler için ikili bir makas çalıştırıyor: Eskiden baskı, dışlama, nefretle bakma/görme temel tutumdu, bu saydıklarınız şimdi asimilasyonu işin içine çok ciddi biçimde sokuyor. Bu süreçlere karşı tepkiyi Alevi olarak vermek, verilen tepkinin etkisini artırmak için çalışmak elbet gerekli ama Alevi olmayan ve fakat bu süreçlerin zararlarının farkında kişi, grup, kurum, kuruluşlarla ortaklaşmanın yolları da aranmalı. Alevi-politik meseleler, genel politik meselelerden uzak olamaz, mesela eğitimin Sünni-dinselleştirme ekseninde yürütülmesine karşı gerçekten seküler bir eğitim talebiyle mücadele edilecekse, bu talebi paylaşanlarla ortaklaşma mecburiyeti doğar.
    “Tepki zayıf kaldı” denildiğinde, örgütlenmenin yeterli olmadığını anlıyoruz hemen, bütün iş dönüp dolaşıp örgütlenmeye geliyor. Muhtemelen Aleviler olarak, mevcut örgütlenmeleri gözden geçirip geliştirme ve yeni devlet siyasasına karşı etkili olacak yeni biçimler, yollar, yöntemler bulma mecburiyetinin doğduğu bir süreçten geçiyoruz.

    “POLİTİK MÜCADELELER ZAYIF KALDI”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Zorunlu din dersi/eğitimi meselesi son kırk yılın en önemli mücadele sahası oldu, hukuki mücadeleler gerçekte kazanıldı fakat sonuç değişmedi. Buradan da şu çıkar: Mesele sadece hukuki değildir, hukuki başarılar, sosyal-siyasal sorunları çözmeye yetmez. Yetmedi de. Benim kanaatime göre söz konusu hukuk mücadelelerine eşlik etmesi şart olan politik mücadeleler zayıf kaldı.
    Bu sorunun ikinci kısmını anlayamadığımı söylersem sizi üzmüş olmam umarım, anlayamadığım şu: Bir Alevi topluluğu, kesimi ya da işte bir cemevi Kuran eğitim almak/vermek isterse alır, verir. Cem kurulan, lokma paylaşılan, aşure kaynatılan, cenaze kaldırılan, birçok eğitim yapılan yani dünyevi işlerle dinsel/inanışsal işlerin güçlü biçimde iç içe geçtiği bir mekânda Kuran öğrenimi niye yapılmasın? Tabii Kartal cemevinde nasıl bir Kur’an eğitimi-öğretimi yapılıyor bilmiyorum, “Sünnileştirme” amacı ya da riski olan bir iş mi yapılıyor? Kuran eğitimi demek zaten Sünnileştirme demek olarak alınırsa, Sünni bir akla teslim olunmuş demektir! Kuran=Sünnilik, Sünni bakışın ruhudur, Alevilik-Kuran ilişkisi böyle basit reddiyelerle ele alınacak bir konu değildir.

    “EN TEHLİKELİSİ, BİRLİKTELİĞİ, TEK BİR ÖRGÜT MODELİNE ÇEVİRMEK”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Aslını sorarsanız, kişilere ya da kurumlara önerilerde bulunmak haddim değil asla. Ne yapılacağını bilmiyorum da ayrıca, fakat ne yapılmayacağı konusunda bir fikrim var, bunu paylaşmak isterim. Ne yapılabilir? Ancak bütün kurumların en azından iletişimi güçlendirmesi, işbirliğini başarması ve rezonans yaratacak ilişkiler geliştirmesi çabalarıyla bulunabilir. Alevilik yaygın, dağınık (başıboş anlamında değil, tasvir olarak) örgütlenme usulleriyle bugünlere geldi, “Yol bir sürek binbir” bu demek. Örgütlerin çokluğu, birbirinden farklılığı makbul bir şey. Şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan olduğu dönemlerden birinde, “Aleviler birlik olup önümüze ortak talepler koyamadı, her kafadan bir ses çıkıyor, bu yüzden çözüm bulunamıyor” minvalinde bir şeyler söylemişti. Bu çokluktan vazgeçmeden, tarihsel sebeplerle şekillenmiş yatay örgütlenme anlayışlarını terk etmeden, mevcut örgütsel durumun bazı meselelerde yetersiz kaldığını kabul ederek işe başlamak iyi olabilir. En tehlikeli şey bu birlikteliği, tek bir örgüt modeline çevirmeye çalışmak olur, Erdoğan’ın kast ettiği şey de buydu ve yapılmaması, peşine düşülmemesi gereken şey bu. Bazı güçlüce Alevi kurumlarının “merkezi kurum” olma arzusu da bu en yapılmayacak şeylerden biri. Çok merkezli, çok çemberli, çok unsurlu kalmak ama bunlar arasındaki ilişkileri sorunlarla mücadele edecek biçimde düzenlemeye girişmek gerekli galiba.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

  • Av. Piroğlu, cezaevlerinde bağlama ve semah kursu açılması için başvurdu

    Av. Piroğlu, cezaevlerinde bağlama ve semah kursu açılması için başvurdu

    PİRHA – Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, cezaevlerinde bağlama ve semah kursu verilmesi için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne dilekçe sundu. Av. Piroğlu, “Kamu binalarında, cezaevlerinde Kur’an kursları mevcut. Alevi yurttaşların da inancını yerine getirebilmeleri için imkanlar sağlanmalı” dedi.

    Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, cezaevlerinde bağlama ve semah kursu açılması için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden talepte bulundu.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Piroğlu, hapishanelerde bağlama ve semah eğitimi verilmesi konusunda görüşmek üzere Adalet Bakanlığı’ndan da randevu talebinde bulunacağını belirtti.

    Av. Piroğlu, söz konusu talebe dair Alevi kurumları ile siyasetçilere de çağrıda bulunarak, “Bu temel talep için bütün sorumluluğu olan kişileri duyarlı olmaya, mevcut talebe destek vermeye davet ediyorum. Biz de kendi inancımızı öğrenmek ve yaşamak istiyoruz. Bundan daha güzel bir talep olamaz. Milletvekillerinin de bu konuda ilgi göstermesini umuyorum. Birçok kamu kurumunda, cezaevinde Kur’an kursları mevcut. En son Ankara’daki Adliye Sarayı’nda dahi Kur’an kursu açıldı. Cezaevlerinde de ibadet yapılabiliyor ancak Alevi yurttaşların ibadet yapabileceği, inançları konusunda eğitim alabilecekleri uygun ortamlar yok. Cezaevlerinde Kur’an kursları var. Neden bizim de taleplerimiz karşılanmasın ki?” dedi.

    “BAĞLAMA VE SEMAH KURSLARININ AÇILMASINI TALEP EDİYORUM”

    Av. Özgür Piroğlu, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne sunulan dilekçede şu ifadelere yer verdi:

    “Şu anda Türkiye’de Ceza İnfaz Kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan vatandaşlarımızın binlercesi Alevi inancına ve kültürüne sahiptir. Bağlama ve semah Alevi inancının ve kültürünün özüdür. Bağlama ve semah bütün insanlara sevgiyi götürmeye çalışır. Ceza İnfaz Kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan Alevi yurttaşlarımızın inançlarını ve kültürlerini en iyi şekilde öğrenme ve yaşama hakları vardır. Aleviler yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi vermektedirler ve Sünni vatandaşlarımızın sahip oldukları haklardan faydalanmak istemektedirler. Bütün Ceza infaz Kurumlarında, isteğe bağlı olarak, tutuklulara ve hükümlülere yönelik olarak bağlama ve semah kurslarının açılmasını talep ediyorum.”

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevi inancında Kurban Bayramı’ tartışmalarına değinerek “Kurban, tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele. Kevser Suresi’nde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. Tevsircilerin büyük bir bölümü de Hacc’a gidenler dışındaki insanların kurban kesemeyeceğini söylüyor. Peki Aleviler, kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?” diye sordu.

    İnsanlık tarihinde tanrılara adanan ‘kurban geleneği’ birçok medeniyette yer bulmuş. Tanrılardan af dileme, tanrılara lütufta bulunma amacıyla sunulan kan akıtma geleneği günümüzde de dünya nüfusunun önemli bir bölümünde karşılık buluyor.

    Alevi coğrafyasında ise konu sebebiyle bir ayrışım söz konusu. Yol yürütücülerinin büyük bir kısmı “Alevilikte kanlı kurban olmaz” dese de, bazı kurumlar ve yörelerde ‘kurban cemi’ gibi adlarla kurbanlar kesiliyor.

    İslam dünyasından kimi öncü isimler de Kur’an’da kurban kesmenin zorunlu olmadığına işaret ediyor. Peki, kan akıtmanın böylesine gelenekselleşip ‘bayram’ adı altında kutlanmasında nasıl bir arka plan var? Yazar Ali Yıldırım ile konuştuk. Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Yıldırım, ayrıca İlahiyat mezunu.

    Kurban geleneğinin ilk nasıl çıktığı hakkında bilgi veren Yazar Ali Yıldırım kutsal görülen kitaplardan Tevrat’a işaret ederek şu aktarımı yaptı:

    “Kurban, Tevrat’ta, insanın Tanrı ile kendi arasında ilişki kurma biçimlerinden biri olarak Tek Tanrılı dinler öncesi gündeme geldiği zaman ‘ben veriyorum sen de bana ver’ gibi, tanrıyı memnun etme amacı ile gerçekleştirilen bir edim olarak görülüyordu. Yani Tanrının hırsını gidermek, Tanrıyı, kutsalı memnun etmek… Bir anlamda da onun olumsuz anlamda yapacağı fiilleri engellemek ve olumlu anlamda da kendisine iyi davranılmasını beklemek. Burada tamamı ile insan tipli bir Tanrı algısı vardı. ‘Tanrıya hediye verirsek, Tanrıyı memnun edersek o da bize iyi davranır’ düşüncesiyle kutsal ile böyle bir ilişki söz konusu olmuş. Tek Tanrılı zamana geldiğimizde bunun biraz form değiştirerek aynı şekilde devam ettiğini görüyoruz.

    TANRIYA SUNULAN İLK KURBAN

    Kurbanı ilk olarak Tevrat’ta görüyoruz. Tevrat’ta Habil ile Kabil meselesi bunu ilk olarak karşımıza çıkarıyor. Habil hayvan yetiştiricisi, Kabil ise tarımla uğraşıyor. Aralarında bir çatışma çıkıyor. Nedeni ise; Adem ile Havva cennetten kovulduktan sonra insanlık nasıl çoğalıyor; Adem ile Havva birleşiyor ve bir kız ile bir de oğlan doğuyor. Aradan geçen 9 ay sonrasında yeniden bir kız ve bir oğlanın dünyaya geldiğini anlatıyorlar. Kardeş evliliği olmasın diye ilk ve ikinci doğumdan gelenler çapraz evlendirilmiş. Kabil’in yanında doğan kız çok güzelmiş ve Kabil, bu kızı Habil’e vermek istememiş. Kavga da buradan çıkıyor. Bunun üstüne, ‘gidip bu meseleyi tanrıya soralım’ diyorlar.

    Habil en besili koçunu kurban olarak götürüyor, Kabil ise bir deste ekibini… Tanrı Habil’in koçunu kabul ediyor. Tanrıya kurban yakılarak sunuluyor ve kokusu gökyüzüne, Tanrıya ulaşıyor. Bunun üzerine Kabil çok kızıyor ve Habil’i öldürüyor. Bu da ilk cinayet olarak anlatılır. Kurbanın da ilk varlığı buradan anlatılır.

    İkincisi, belki Alevileri de farkında olmayarak etkileyen durum; İbrahim’in, oğlunu kurban etmesi olayıdır. İbrahim ile Sara çok yaşlı insanlar ve çocukları olmuyor. Sara 90 yaşını aşmış ve İbrahim Peygamberin de 150 yaş civarında olduğu söyleniyor. ‘Çocuğumuz olmadı’ diye üzüntü içerisindeler. Tanrı da ‘Size bir çocuk vereceğim’ diyor. ‘Bu yaşta nasıl bizim çocuğumuz olacak?’ diyorlar. Sonuçta Tanrı bunlara bir erkek çocuk veriyor. Bu oğlana ‘İshak’ adını veriyorlar. Çocuğu çok seviyorlar ve neredeyse Tanrıyı düşünmez oluyorlar. Tanrı da bu durumu çok kıskanıyor. Ve Tanrı şöyle diyor ‘Ey İbrahim, oğlunu bana kurban edeceksin’. İbrahim’in yapacak bir şeyi yok. Çocuğunu alıyor ve yakmalık kurban sunumu için odunları yığıp İshak’ı üzerine koyuyor. Tam kurban edeceği sırada Tanrı ‘Tamam, beni daha çok sevdiğini anladım’ diyor. Tam o esnada çalıların arasından bir koç geliyor. Tüm bunların hepsi Tevrat’ın yaratılış bölümünde anlatılıyor.”

    KUR’AN’DA GEÇEN KURBANIN İSMİ YOK!

    Yazar Ali Yıldırım, Tevrat’ta geçen kurban tarihçesine benzer bir anlatımın da Kur’an’da göründüğüne işaret etti. Yıldırım, geçmişte insan ile Tanrı arasında yaşandığı söylenen iletişimin günümüzde nasıl okunduğuna ise şu sözlerle işaret etti:

    “Bu kez bir rüya vesilesi ile İbrahim kalkıyor ve oğluna ‘Tanrı dedi ki oğlunu bana kurban et’ diyor. Dikkat ederseniz burada isim geçmiyor. İslam ve Aleviler sanıyorlar ki İsmail’i kurban edecekti ama Kur’an’a baktığınız zaman bir isim geçmiyor.

    Aynı şekilde tam kurban erecekken Tanrı ‘Tamam’ diyor. Birinde benden korktuğunu, birinde de beni sevdiğini anladım’ diyor.

    Geçtiğimiz aylarda Bartın’da bir baba tanrının kendisini rüyasında göründüğünü ve 16 yaşındaki oğlunu kurban etmesini istediğini söyledi. Ve o baba oğlunu boynundan kesip kurban etti. Öldü diye bırakmıştı. Sonra karakola teslim olarak oğlunu kurban ettiğini söylemişti. Çocuğu ağır yaralı olarak buldular. O kişi sonra psikoloğa gönderildi ve şu anda adam öldürmeye teşebbüsten yargılanıyor.”

    Kur’an da iki bölümde ‘kurban’ geçiyor. Bir tanesi Kevser süresi. Orada Mekkeliler Muhammed’e diyorlar ki ‘Bunun çoluğu çocuğu olmuyor. Bunun suyu kesildi’ Onun üstüne Muhammed Peygamber çok üzülüyor Ve Tanrı diyor ki ‘Sana Kevser’i, en büyük varidatı verdik. Onların laflarını boş ver. Sen namaz kıl, kurban kes’ diyor.

    Hac Suresinde de kurban meselesi var. Orada da hacıların kurban kesmesini buyuruyor.

    Tevrat’ta da Kur’an’da da kurban, esas olarak kişisel bir şey. Yani İbrahim’in korkusunu test etmek için… Yani Tevrat’ın Tanrısı, ‘İbrahim, benden korkuyor mu korkmuyor mu?’ durumunu test etmek için, kişisel olarak ilişki halinde oğlunu kurban etmesini istiyor. Kur’an’da da bu kez aynı şekilde ‘Acaba beni seviyor mu sevgisini benimle paylaşıyor mu?’ diye özel bir şey var. Burada üçüncü kişilere ne oluyor? Tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele bu. İbrahim de Tanrıdan korktuğunu ve sevdiğini gösteriyor.

    Kevser Suresinde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. O anlamı ile tevsircilerin büyük bir bölümü, ‘Kurban Bayramı’ diye bir bayramın olmadığını, kurbanın Hacc’a gidenler dışında insanların olamayacağını söylüyorlar. Buradan Alevilere geldiğimiz zaman, Aleviler kendilerinin kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?

    ALEVİLER NEDEN KURBAN KESMEKTE? 

    Yazar Ali Yıldırım, Kur’an ile Alevi toplumu arasında bir bütünlüğün olmadığına işaret ederek kurban geleneğinin Alevilikte bir temele dayanmadığını da ifade etti. “Aleviler neden kurban keser” sorusunu yönelten Yıldırım’ın ilgili açıklamaları şöyle:

    “Tanrı, İbrahim’e dedi ki ‘Oğlunu kurban et’. Peki Aleviler, kurban kesmeyi düşünen canlar, size kim ne söyledi de kurban kesiyorsunuz? Yani sizin Tanrı ile herhangi bir muhabbetiniz mi var? Birilerinin ‘Şunu yap, bunu yap, şunu test edelim’ diyerek sizden herhangi bir beklentisi olan var mı da kurban kesmeyi düşünüyorsunuz.

    Peki bir Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek? Eğer ‘Günahlarımızdan arınmak, Tanrıya yaklaşmak için’ kurban keseceğinizi düşünüyorsanız; çünkü ‘Kurban’ Arapça kökenli ‘Yakınlaşmak’ anlamına gelen bir sözcük. Tanrıya yakınlaşmak; günahlarınızdan arınarak yakınlaşmak için kurban kesmeyi düşünüyorsanız bir başka canlıyı kurban ederek kendi kefaretinizi ödetebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Ağzı var dili yok bir başka canlıyı siz nasıl kurban edebiliyorsunuz? Çünkü gücünüz yettiği için. İbrahim, sevdiğini oğlunu kurban etmeye niyetleniyor, peki siz ne yapıyorsunuz? Pazardan paranızla kurban alıyorsunuz ve zavallı bir hayvanı paranızla, aranızda hiçbir sevgi ilişkisi olmadan onu ‘Tanrıya yakın olayım’ diye kurban etmeyi düşünüyorsunuz. Böyle bir yaklaşım, böyle bir ibadet tarzı olabilir mi? Sizin kurbanlık ile aranızda bir sevgi bağı mı oluştu? Sadece para bağı var. Yani güç var.

    Hiçbir canlıyı, bir başka canlının kurban ederek kefaretinden, günahlarından arındırması mümkün değil. Ayrıca günahtan arınmak ne? Yapıp ettiklerinizin hesabını, ahirete gittiğiniz zaman Sırat köprüsünde o koçun üzerine binerek mi affettireceksiniz? Kendinizi öyle mi kurtaracaksınız? Madem gücü gücüne yetene ise, madem bu para ile oluyorsa o zaman seni de kurban edebilirler. Nitekim tarihte de edilmiştir. O zaman bu kurbanı, bir başka canlıyı, kendi Tanrı yakınlaşması, kefaret ödeme, günahtan arındırma gibi gerekçelerle kurban etmenin hiçbir mantıklı ve inançsal açıklaması söz konusu olamaz.”

    (Yazı dizisinin devamı 20 Temmuz Salı yayınlanacak)

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

  • AKP hükümetine çağrı: Alevilerin ibadethanesi cemevidir, AİHM kararlarını uygula-VİDEO

    AKP hükümetine çağrı: Alevilerin ibadethanesi cemevidir, AİHM kararlarını uygula-VİDEO

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı’ndan Sevim Savunmaz, cemevlerine saldırılara ve belediye meclislerinde cemevleri önergelerinin oylanmasına tepki gösterdi. Savunmaz, Alevilerin ibadethanesinin oylanmasının utanç olduğunun altını çizerek, AKP hükümetini AHİM kararlarını uygulamaya çağırdı. 

    Haberin videosu

    İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne CHP grubu tarafından İyi Parti’nin de desteğiyle 13 Ocak günü verilen cemevleri önergesi 16 Ocak’ta AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.  Aynı günlerde ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultanbeyli Cemevi’ne saldırı düzenlendi.

    Üryan Hızır Ocağı’ndan Sevim Savunmaz, inanç merkezlerine yapılan saldırıları kınayarak, “Camiye, sinegoga ve kiliseye saldırı neyse cemevine saldırı da odur” dedi. Savunmaz, saldırının çok saygısızca ve hakaret içeren bir davranış olduğunu kaydetti.

    “AHİM KARARLARINI UYGULAYIN”

    Cemevlerine yapılan saldırının kendiliğinden olmadığını, yıllarca birilerinin cemevleri için ‘cemevleri ucube, cümbüş evi’ dediğini hatırlatan Savunmaz, AHİM’in verdiği kararları iktidarın tanımamasının bunu yapanları cesaretlendirdiğini söyledi.

    Devletin bu saldırıların önüne geçebilmesi gerekirken göz yumduğunu söyleyen Savunmaz,”Cemevleri her zaman bizim ibadethanemizdir. Bunu ister kabul etsinler ister etmesinler kimseye de sormuyoruz. İbadethane midir, değil midir? Böyle bir tartışmanın açılması çok saçma” dedi.

    “Hiçbir inanç oylanmamalı” diyen Savunmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “AHİM kararları var. Cemevleri ibadethanedir, diye. Alevi kadını olarak bunu hakaret olarak algılıyorum. Hiçbir inanç, kabul ediyor musunuz etmiyor musunuz? diye oylanmamalı. Böyle bir soru sorulduğu zaman bütün Aleviler buna karşı çıkmalı.”

    “KURUMLAR SÖZ BİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA”

    Sevim Savunmaz, kurumlara ve derneklere çağrıda bulunarak, “Cemevleri insanlık, kardeşlik, barış diyor. Bunlar birilerini rahatsız ediyor ve maşa olarak kullanıyorlar. Burada dernekler, kurumlar söz birliği yapmak zorundalar. Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı yaşamamak için nasıl bir güç oluruza odaklanmak gerekir” dedi.

    “ALEVİLERİN KURAN’A GÖRE YAŞAMALARI İMKANSIZ”

    Diyanet İşleri Başkanı’nın cemevlerini dolaşarak Kuran dağıtmasına da tepki gösteren Sevim Savunmaz, Kuran’ın Alevilerin inancını anlatmadığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Geçmişte de ibadethane olmadığını söyledi. Şimdi de cemevlerini dolaşarak Kuran veriyor. Kimsenin inancına, Kuran’a saygısızlığım yok. Ama Kuran bizim ibadetimizi anlatmıyor. Biz Kuran’a göre ibadet yapmıyoruz. Bizim ibadethanemiz cemevi diyoruz bunu Kuran’la nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz. Biz kadın erkek bir arada ibadet ediyoruz. Bunu Kuran’da nereye oturtuyoruz. Sen cemal cemale ibadet ederken o kıbleye dönerek yapıyor. Arada büyük bir fark var. Ben duamı içimden geldiği gibi yaparım. Elimi havaya açmam ben yüreğime koyarım. Arada bu kadar fark varken bizim Alevilerin Kuran’a göre yaşamaları imkansız. Çünkü Alevilerin deyişi var, telli kuranı var. Söylemleri farklı, duaları farklı. Kuran’ın yaşamı farklı bizim yaşamamız farklı. İslam’ın dediğiyle senin inancın aynı şeyi söylüyor mu aynı dili kullanıyor mu?Kullanmıyor.”

    Bu ülkede herkesin inancına saygı duyarak barış içinde yaşaması gerektiğinin altın çizen Üryan Hızr Ocağı’ndan Sevim Savunmaz, iktidara AHİM kararlarını uygulaması için çağrı yaptı.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • DAD’dan Diyanet’in ziyaretine tepki: Herkesi edep erkana davet ediyoruz

    DAD’dan Diyanet’in ziyaretine tepki: Herkesi edep erkana davet ediyoruz

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri, Diyanet İşleri Başkanı’nın Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a Kur’anlı ziyaretine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İnançlara saygılı olması gereken, bir taziye ziyaretini misyon magazinel bir boyuta taşıma fırsatçılığı gösteren ve misyoner edası takınan Ali Erbaş’a hatırlatmak isteriz” ifadeleri kullanıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD), Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a Kur’anlı taziye ziyaretine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklama şöyle:

    “RIZALI CANA NİYAZ HAKTIR”

    “EDEP – ERKAN: Hakk Yol Alevi yolu ikrarlık ve rızalık yoludur. Rıza kulli varlığa niyaz olup Hakk Rızasını çiğnemeyen, ana hakikati ile emdiği süt kadar kendi ile rızalı cana ve cemale rızalıktır. Rızalı cana niyaz haktır. Bu vesile ile bizler rızalı külli varlığa niyaz olduğumuz gibi canın rızık kapısı eşiğine de niyaz oluruz. Bu kapı bize göre haramın ve rızasızlığın girmemesi gereken kapıdır. Rızık Hakkın gayret makamıdır. Kal u Bele’den varlığın halinden ilk gayretten niyazımızdır bu. İnsan donuna biçtiğimiz makam ise kadrini bilen İnsan-ı Kamil olma düsturudur. İnsan-ı kamil meselelere güçlü yaklaşan kemalet erbabı candır. Tüm peygamberliksel eşikler bizler için hakikat barındırır. Çünkü içerisinde Xızır’ın gayreti vardır. Her Peygamber zamanın elçisi Xızır’ın hakikat bilgisinden geçmelidir. Hakkın rızalı haline niyaz olsun. Hakk Yasası olan Şir(Süt) Yasasına layık olsun. Hakk bu yasa üzerine Velayet çerağını nurlandırır. Bu minval üzerinedir meselelere yaklaşımımız.
    Dün bizlere göre rıza makamını inciten, Kuran-ı Zişan hakikatini gerçeğinden bir iktidar dinamiğine kurban veren, biz Aleviler için ise rızasız bir makam olduğu, kaldırılması gerektiği, inanların kendi gayretleri ve iç rızalaşmaları ile temsil edilmesi. İnancın vicdanların hakikat süreği olduğu gerçeği temel düsturumuz olması vesilesi ile bir yerden emir alan, rızkını müminlerin rızalı lokmalarından almayan, helali, haramı gözetmeyen nasıl alındığı belli olmayan maaşlı, Hakk rızası dışında emir- memur zinciri ile çalışan Diyanet İşleri başkanı önünde İzzetin Doğan’ın eğilmesidir.

    “BUGÜN CANA NİYAZDAN ÇOK MEMURİYETE NİYAZ VAR”

    Yoksa Niyaz olunan Muhammet Mustafa gerçeği Kuran-ı Zişan değildir. Aynı niyazı İsa Nebi’nin hakikat Kelamı İncile’de yapacağımız gibi. Aynısını Musa Nebi’nin hakikat kelamı Kitab-ı Mukaddes’e yapacağımız gibi. Biz Alevilerin niyaz olacağı can rızalı can olmalıdır. Fakat biliyoruz ki bugün Hakk Cemali cana niyazdan çok bir memuriyete niyaz vardır. Bu durumu sayın İzzettin Doğanın’da, İnançlara saygılı olması gereken, bir taziye ziyaretini misyon magazinel bir boyuta taşıma fırsatçılığı gösteren ve misyoner edası takınan Ali Erbaş’a hatırlatmak isteriz.

    “HERKESİ EDEP ERKANA DAVET EDİYORUZ”

    Her hali edep – erkan ile karşılamak gerek. Ocaklarımız Edep- Erkanı yerini bilmek, bulunduğu hali taşımak, Hakk’ın kadrini bilmek olarak bizlere aktarmışlardır. Bu vesile ile bazı kurum ve bireylerin sorumluluktan uzak toplumlara ve inançlara saygı göstermeyen küfrü yaklaşımları da edep erkandan uzak bir durum olarak algılıyoruz. Başta İzzettin Doğan olamak üzere herkesi edep erkana davet ediyoruz.
    Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF İnanç Kurulu’ndan bir ayrılık daha

    ABF İnanç Kurulu’ndan bir ayrılık daha

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevine ziyareti sonrası görevinden istifası istenen ABF İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz’un bu talebi yerine getirmemesi üzerine Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği de ABF İnanç Kurulu’ndan ayrıldığını açıkladı. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Mersin Valisi Ali İhsan Su ve beraberindeki heyet Eylül 2019’da Mersin Cemevini ziyaret etmişti. Erbaş’ı burada Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve yönetim kurulu üyeleri karşılamıştı.

    Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretine ilişkin açıklama yapan Alevi kurumları, ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz’un istifa etmesini ve görevden alınmasını istemişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İnanç Kurulu’nun ABF İnanç Kurulu’ndan ayrılmasının ardından Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği de inanç kurulundan ayrıldığını açıkladı.

     “İNANÇ KURULU, MİSYONUNDAN UZAKLAŞMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”  

    Yazılı bir açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Dursun Önal, Aleviliğe ciddi katkı ve kazanımlar sağlayacağını umut ederek kurulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun misyonu ve vizyonuyla örtüşmeyen gelişmeler yaşadıklarını kaydetti.

    Önal, “Yüzlerce yol ereni ile kuruluşunu ilan eden bu birlik, Aleviliğin inançsal yaşanan sıkıntılarına çözüm üretmesi, asimilasyon politikalarına karşı inançsal duruş sergilemesi ve kendi örgütlenmelerimiz içinde yaşanan sorunlara inançsal müdahaleyi yapabilmesi amacıyla yola çıkmıştı. Yanlış yönetimler ve aldıkları kararlar sonucu sadece iki buçuk yıllık bir süreçte küçülmeye neden olanlar sebebiyle İnanç Kurulu misyonundan uzaklaşmaya devam etmektedir” dedi.

    “RIZALIK ESASI YOK SAYILMIŞTIR”

    En son yapılan genel kurulda ve sonrasında rızalık esasına uyulmadığını, yine yakın zamanda Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı seçilen Hasan Kılavuz’un Diyanet İşleri Başkanı ile görüşme şeklinde rızalık esasının yok sayıldığını belirten Önal şunları dile getirdi:

    “Bugün gelinen noktada ABF İnanç Kurulu Başkanı’nın, gerek Alevi inancına gerekse diğer inançlara hakaret eden, Sünni İslam’ı yayma ile görevli, cemevleri kırmızı çizgimizdir, diyen, Aleviliği yok sayan Diyanet İşleri Başkanını kabul etmiştir. Yapılan görüşmelerin içeriğinin ne olduğu hakkında herhangi bir bilgi verilmemesi, görüşmenin sonunda basından öğrendiğimiz kadarıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın ABF İnanç Kurulu Başkanı’na adeta İslam’ı tebliğ etmek için Kuran hediye etmesi ve Hasan Kılavuz’un bu hediyeyi kabul etmesi bizleri derinden yaralamıştır.”

    “ABF İNANÇ KURULUNDAN AYRILDIĞIMIZI KAMUOYUNA BEYAN EDERİZ”

    ABF İnanç kurulunda ayrıldıklarını beyan eden Önal son olarak şunları kaydetti:

    “Geçerken uğradım anlayışı bizi değersizleştiren bir yaklaşım taşırken, kaldırılmasını istediğimiz kurum ziyaretini Alevi kamuoyuna kazanım diye sunması değerlerimizden ve taleplerimizden uzaklaştığının göstergesidir. Bu nedenle Hasan Kılavuz’un bu görevi bizler adına devam ettirmesini kabul edemeyeceğimizi ABF ve kamuoyu ile paylaşmıştık. Son yapılan İnanç Kurulu toplantısında Hasan Kılavuz’un inanç kurulu üyesi dedelere hakaret etmesi, “Gücü yeten varsa gelsin istifa ettirsin” gibi ifadeleri kullanarak toplantıyı terk etmesi; ayrıca son yapılan ABF Danışma Kurulu sonrasından bugüne kadar konuyla ilgili herhangi bir adım atılmadığından dolayı böyle bir birliğin içinde daha fazla yer alamayacağımızı ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’ndan ayrıldığımızı Alevi toplumuna ve kamuoyuna beyan ederiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Veli-Der’den Diyanet Başkanı Erbaş hakkında suç duyurusu- VİDEO

    Veli-Der’den Diyanet Başkanı Erbaş hakkında suç duyurusu- VİDEO

    PİRHA- Veli-Der İzmir Şubesi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mardin İsmail Kaya Camii’nde yaptığı konuşmada, “Kuran okumayan çocuklar şeytanla beraberdir” ifadelerine tepki göstererek Erbaş hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mardin İsmail Kaya Camii’nde yaptığı konuşmada, “Kuran okumayan çocuklar şeytanla beraberdir.” ifadeleri hakkında Veli-Der İzmir Şubesi basın açıklaması yaparak suç duyurusunda bulundu. ‘Diyanet İşleri Başkanı Derhal İstifa etmelidir’ pankartı açılan açıklamayı Veli-Der adına Eylem Tunalı okudu.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ANAYASAL SUÇ İŞLİYOR”

    Çocuklar üzerinden yürütülen ideolojik kutuplaştırma ve siyaset mühendisliğinin toplumun ve ülkenin geleceğini kararttığını belirten Tunalı, çocukların kullanılarak tüm toplumun belli bir ideoloji ekseninde biçimlendirmeye çalıştığını ve bunun ahlaki ve vicdani olduğu kadar hukuksal sorumlulukları da beraberinde getirdiğini ifade etti.

    Diyanet İşleri başkanının anayasal bir suç işlediğinin altını çizen Tunalı, Diyanet İşleri Başkanı’nın maaşını okuyan/okumayan, Müslüman/Gayrimüslim; inanan/inanmayan milyonlarca yurttaşın ödediği vergilerden karşılandığını hatırlattı.

    “ÇOCUKLAR İNANÇLAR ÜZERİNDEN KUTUPLAŞTIRILIYOR”

    Tunalı, TCK’nın 216. maddesinden suç duyurusunda bulunduklarını belirterek şöyle devam etti;

    “Diyanet İşleri Başkanı’nın yukarıda anılan konuşmasının üzerinden bir ay geçmiştir. Bizler, bu süre içinde, kamu adına re’sen bir soruşturma açılmasını; Cumhuriyet Savcılıklarının bu nefret suçunu, herhangi bir “şikayet” beklemeksizin kovuşturmasını bekledik. Ancak gelinen aşamada bu yönde herhangi bir gelişme yaşanmamış olması nedeniyle, bugün itibarıyla suç duyurusunda bulunmaya karar verdik!

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, bu suç duyurusunun sonuçlarını beklemeden, derhal istifa etmeli; tüm yurttaşlarımızdan ve çocuklarımızdan özür dilemelidir! Bizler çocuklarımızı “inançlar” üzerinden kutuplaştırıp ayrıştırarak değil; sevgi, hoşgörü, barış ve özgürlük temalarıyla; laik ve bilimsel; pedagojik ve evrensel insani değerleri temel alarak yetiştirmeye devam edeceğiz! Çağ dışı hurafelerle, bilimin evrensel ilke ve değerlerinden uzak; tarikatların/cemaatlerin ideolojik kuşatması altında bırakılmak istenen çocuklarımızı korumak için sonuna kadar mücadele edeceğiz! Ellerinizi ve nefret kusan dilinizi çekin çocuklarımızın üzerinden!”

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Alevilikte hakka uğurlamada Kuran yoktur; üç telli saz çalınır deyiş okunur’-VİDEO

    ‘Alevilikte hakka uğurlamada Kuran yoktur; üç telli saz çalınır deyiş okunur’-VİDEO

    PİRHA -Alevilikte hakka yürüme erkanına ilişkin konuşan Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar, günümüzle ile geçmişteki ritüelleri karşılaştırarak, “Şu anda bizim eski hakka uğurlama erkanına göre cenazelerimiz kaldırılmıyor. Baskı altında kaldırıyoruz. Korkuyoruz. Bir şey yaptığımız zaman bize karşı geliyorlar” dedi.

    Alevi yol erkanını sürdüren, cemleri yürüten ve Dersim’de yaşayan Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar Alevilikte hakka uğurlama erkanına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Hakka uğurlama erkanını hala eski kültüre göre yaptığını kaydeden Batar, “Benim dışımda kimse bunu yapmıyor. Biliyorlar belki de çekinerek yapmıyorlar, onu biliyorum. Biz eskilerde cenazemizi morga götürmüyorduk. Akşam vefat ettiği zaman evde bırakıyorduk, sabah vefat ettiği zaman yine evde bırakıyorduk. Onun üstüne çıra yakıyorduk, çıracı orada görev yapıyordu, hizmet ona aitti. Cenazeyi dışarı çıkarana kadar çıra yanıyordu. Akşam da zaten vefat ettiği zaman, sabaha kadar yanıyordu” dedi.

    “ÇIRA BİZİM YAS IŞIĞIMIZDIR”

    Alevilikte bir can vefat ettiğinde onu hakka uğurlarken akşamdan sabaha kadar çıra yakıldığını belirten Batar Alevilikte hakka uğurlamada yakılan çıranın Alevi inancındaki önemine ve cenaze ritüellerine ilişkin şunları ifade etti:

    “Çıra ahiret ışığıdır, dünyanın, Allah’ın, Peygamberin, İmam Hüseyin’in nurudur. Çünkü Allahın nuru insanda tecelli etmiş olduğu için o çıra bizim yas ışığımızdır. Hem bu dünyanın hem ahiretin. Çıra sabaha kadar yanar. Sabahleyin güneş doğduğu zaman o çırayı söndürüyorduk. O ışık sır oluyordu ve biz yeni bir ışıkla aydınlanıyorduk. Cenazeyi ondan sonra dışarı çıkarıp sabaha kadar üzerinde üç telli Kur-an ile beyitler, ilahiler okuyorduk. Cenaze dışarı çıkarıldığı zaman yine dışarıda sazlı sözlü çalıp söylüyorduk. Hocalar yıkıyordu, biz çalıp söylüyorduk. Cenaze yıkandıktan ve kefene sarıldıktan sonra biz dede olarak hocayla beraber ilahi tutuyorduk, 12 İmam ehli beyitleri zikir ediyorduk. Ondan sonra helallik alınıyordu.”

    “ALEVİLİKTE HAKKA UĞURLAMADA KURAN OKUNMAZ”

    Hakka uğurlama sırasında Kuran’ın okunup  cenaze namazı kılınmasına tepki gösteren Batar şunları kaydetti:

    “Bizde Kuran yoktu. Bizde cenaze kaldıran dede olması lazım. Dede; cem ceme, can cana, cemal cemale karşılıklı ibadet etmeli. Ama maalesef bizim şu anki Alevi toplumu hakka uğurlamada hala Kuran okuyor ve hala o toplumu kendi arkasına alıp, Allah’ın nurunu söndürüyorlar. Allah’ın nurunu arkana alamazsın. Can cana, cemal cemale olman lazım. Kaldı ki bunu hala yapıyorlar. Ve bazı yerlerde biz cemal cemale yaptığımız zaman bize bilmeyen, aklı ermeyen insanlar tepki gösteriyor. “Neden bunu yapıyorsunuz?” diyorlar. Biz kendisine detaylı anlatıyoruz, durum budur ama onlar gene de karşı çıkıyorlar.”

    “BÜTÜN ALEVİ BÖLGELERİNE İMAM GÖNDERDİLER”

    Günümüzde Alevilikte hakka uğurlamanın eskideki gibi yapılmadığına Sünni inancından etkilendiğine dikkat çeken Batar, “Cenazelerimiz eski hakka uğurlama erkanına göre kaldırılmıyor. Baskı altında kalmış gibiyiz. Korkuyoruz. Bir şey yaptığımız zaman cemaat bize karşı geliyor. Özellikle Alevilikte bunun olmaması lazım ama oluyor. Bizde eskiden Kuran yoktu mesela. Bu Kuran ne zaman geldi? Yavuz döneminde, Emeviler’in sürdürmüş olduğu geleneği getirip biz Alevilere mal ettiler. Bütün Alevi bölgelerine hocaları ve cami imamlarını göndermişler. Bütün Alevileri Sunnileştirmek için çaba harcamışlar ve Kuranı öğretmişler” dedi.

    “ALEVİLİKTE HAKKA UĞURLAMA ÜÇ TELLİ SAZ İLE YAPILIRDI”

    Alevilikte hakka uğurlamada cenazenin başında üç telli sazın çalındığını ve asıl canlı Kuran’ın o olduğunu belirten Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar sözlerini şöyle tamamladı:

    “Aslında asıl Kuran bizim çaldığımız üç teli sazdır. Hz. Ali’nin kendisi demiş ki “Bu canlı kitabi Kurandır, canlı kuran benim, Kuran bendedir.” Ve o Ali’nin bütün gizli vasıflarının hepsi 7 tane ulu ozan da tekmil edip gelmiştir ve bize intikal etmiştir. Asıl Kuran o Kurandır. Kitabi Kuran değildir. Kitabi Kuran öğütten, nasihatten bahsediyor, doğruluktan bahsediyor. Kaldı ki bütün ümmet o Kuran’a da uymuyor. Kuran’ın içinde olan doğru yönlere uymuyor. Kuran diyor ki mesela haram yeme, zina etme, kimsenin hakkını yeme, kul hakkı yeme, kimseye zarar verme. Evlilik bir tanedir, iki tane evlilik değildir. Birisiyle evleneceksin sonuna kadar. Ama kaldı ki bu da yok ve Kuran’a uyma da yok. Kuran diriler için gelmiştir, ölüler için değil. Ölüler için telli sazdır, üç telli Kurandır, ayettir. Bizim Alevi toplumu kendi kültürünü, kendi yol erkanını bırakmıştır. Ama doğrusu budur. Ancak bir çiçekle bahar olmuyor. Bir ben ile iş olmuyor ki. Kaç tane dede varsa hepsi aynı uygulamayı yapmış olsa el ele verseler aynı eski tarikatımız, eski geleneklerimiz, bütün cenaze erkanlarımız o şekilde devam eder.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dede Hasan Doğan: Cemevine gelen her dede sorgudan geçirilmeli-VİDEO

    Dede Hasan Doğan: Cemevine gelen her dede sorgudan geçirilmeli-VİDEO

    PİRHA-Tunceli Cemevi Başkanı’nın Diyanet İşleri Başkanı’ndan imam hatip ve ilahiyat mezunu iki dedenin cemevine atanmasını talep etmesine olan tepkilerini dile getiren Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan, “Eğer sen Diyanet’in hocalarını veyahut da Diyanete bağlı çalışan imam-dedeleri oraya atadığın an devlet seni her türlü kontrol altına almış demektir” dedi. 

    Geçtiğimiz ay Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Cemevinde yapılan görüşmelerde Erbaş’tan Kur’an-ı Kerim istenmesi ile imam hatip ve ilahiyat mezunu iki dedenin cemevine atanmasının talep edilmesi Alevi kamuoyunda ciddi tepkilere yol açmıştı. Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan da konuyla ilgili tepkilerini PİRHA ile paylaştı.

    CEMEVİ DEĞİL MİNARESİZ CAMİ

    Dersim’in ocakların merkezi olması hasebiyle Alevi topluluklarının hassasiyetle yaklaştığı özel bir bölge olduğuna dikkat çeken Doğan, Tunceli Cemevi’nin ise uzun yıllardır Alevi toplumu içerisinde tartışmalara konu olan bir mekan olduğunu ve oranın cemevi olmaktan çıkıp minaresiz bir cami olduğunu kaydetti. Tunceli Cemevi’nin daha önceki skandallarına değinen Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Oradaki imam-dedelerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ağırlaması, devletin diğer yetkili mercilerini oraya toplaması, kimine Zülfikar kılıcı vermesi Alevi toplulukları içerisinde kabul edilecek bir durum değil. Kaldı ki o dedelerimizin önceki 30 yıllık tarihsel süreçleri incelendiğinde Diyanet’in cami-cemevi projelerine taraf olan bir durumla karşı karşıyayız. Aslında Alevi toplulukları bu düşüncede olan bu imam-dedeleri suçüstü yakaladı. Tuzluçayır örneğinde olduğu gibi.”

    “CEMEVİNE DEDE ATANDIĞI AN DEVLET SENİ HER TÜRLÜ KONTROL ALTINA ALMIŞTIR”

    Cemevlerine imam-dedelerin ya da hocaların atanmasının Alevi toplumu tarafından kabul edilemez olduğunu ifade eden Doğan, “Eğer sen Diyanet’in hocalarını veyahut da Diyanet’e bağlı çalışan imam-dedeleri oraya atadığın an devlet seni her türlü kontrol altına almış demektir” dedi. Alevi toplumunun yüzyıllardır kendi iç hukuklarını sürekli çalıştırdığını ancak 50, 60 yıllık bir tarihsel süreçte zayıfladığını belirten Doğan, bu inancın hiçbir zaman kopmayacağını, yolun sahiplerinin inançlarına sahip çıkacaklarını dile getirdi.

    “ALEVİ KAVRAMLARI KUR’ANDA KARŞILIK BULMUYOR”

    “Aleviler İslam değildir hiçbir zaman. İslamın temel kuralları vardır 5 kuralı vardır. İslama inanan insanlar bu 5 temel kuralı kabul etmişlerdir. Ama Alevi toplulukları hiçbir zaman bu 5 temel kuralın hiçbirini içselleştirmediler bugüne kadar” diyen Doğan, Alevilerin kendilerini pir, rehber, mürşit, musahip, 4 kapı 40 makam kavramları üzerinden var ettiklerini ve bu pir, rehber, mürşit, musahip, 4 kapı 40 makam gibi kavramların Kur’an’ın hiçbir ayetinde karşılığını bulamadığını kaydetti. Doğan, Diyanet’ten cemevine dede atanmasını isteyen dedeye şöyle seslendi:

    “Nesimi baba zamanında söylüyor ki ‘Al seccadeni eline Yezid var git mescidinin yoluna. Pir kapısı benim kabemdir, kıblegahımdır kime ne.’ Ta 800- 850 yıllarında bize bu yolu gösteren ulularımız. O zamandan bu yana biz o seccadeyi almadık destimize bundan sonra da almayacağımızı düşünüyorum.”

    “İNANCIMIZIN İÇİNE NİFAK SOKMASINLAR”

    Doğan, Kur’an’dan bahseden dedelere de şunları söyledi:

    “İslamın her aşamasında Diyanet müftülüğünü yapan özellikle Anadolu topraklarında Diyanet İşleri Başkanlığı bittikten sonra bir tane Kur’an mealini yazıp millete dağıttılar. Peki Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin aklına gelmedi mi bir Kur’an meali yazmak. Bütün deyişlerini, erkanlarını Türkçe söylediği halde. Pir Sultan’ın, Abdal Musa’nın, Cemal Abdal’ın aklına gelmedi mi? Bunlar okur yazarsız mıydı. Bunlar bilmiyorlar mıydı? Bilimle uğraşırken bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır diyen bir pirin Kur’an’dan haberi yok muydu ki alsın bize referans olarak göstersin. Hatta daha da ileri gideyim Hünkar Hacı Bektaş Veli o tarihlerde istemiş olsaydı bırakın camiye, Alevileri havraya bile sokardı inançsal açıdan. Hünkar Hacı Bektaş Veli eğer böyle bir yolu bize göstermemişse burada bir bit yeniği vardır. Türk İslam sentezcilerini bir kez daha uyarıyorum buradan. Asla inancımızın içerisine çomak sokmasınlar ve içine girmesinler. Özü neyse özüne uygun davranmalarını talep ediyorum.”

    “HER GELEN DEDE MUHAKKAK SORGUDAN SORUŞTURMADAN GEÇİRİLMELİ”

    Her ağacın kurdunun içinde olduğunu vurgulayan Doğan, inançsal açıdan bu kurtları temizleyeceklerini ifade etti. Günümüz koşullarında ocakların, Hünkarın postnişinin ve dergahların birleşmesiyle kurulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun bunların üstesinden gelebileceğini düşündüğünü söyleyen Doğan, “Yeter ki aklı selim ve doğru sözden vazgeçmeyen dedeleri bir araya getirip onlarla beraber yolumuza, erkanımıza devam etmenin yolu açılsın” dedi.

    Yönetsel anlamda cemevlerine ciddi görevler düştüğünü kaydeden Doğan, “Her gelen dede muhakkak sorgudan soruşturmadan geçirilmeli. İmam-dede olup olmadığı araştırılarak cemevlerimizde hizmet gördürülmelidir. Sürekli ben Alevi canlarımıza söylüyorum. Diz çökmeyiz biz imam dedelerin önünde. Onun için ocaklardan gelen dedeler dergahlardan gelen Bektaşi babalarıyla beraber biz bu yolu bir düzlüğe çıkaracağımıza inanıyorum.” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı’ndan Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Kuran isteyen Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız ile konuştuk. Sorularımıza net yanıtlar vermekten kaçınan Yıldız, dedelerin eğitimsiz olduğunu, Kuran öğrenmeleri gerektiğini iddia ediyor. Yıldız, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapabileceklerini savunuyor.

    Alevi inancına ve Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları AKP iktidarıyla tavan yaptı. Tam da bu dönemde, “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Diyanet İşleri Başkanı geçtiğimiz hafta Tunceli Cemevi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Diyanet İşleri Başkanı’ndan imam hatipli ve ilahiyat mezunu iki kişinin dedelik yapması için atama talep edildi.

    Dersim’de Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız’ın ise Diyanet’ten Kuran’ı Kerim istediği ortaya çıktı.

    Ali Hadi Yıldız’a telefonla ulaşıp duruma dair sorular yönelttik.

    Yıldız, Kuranı dışlayan biri olmadığını sürekli kanıtlamaya çalışarak, dedelerin cahil olduğunu Kuran’a göre ibadet edilmesi gerektiğini savundu. Yıldız, imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin cemlerde dedelik yapmasında bir sakınca görmediğini de ekledi.

    İşte Yıldız’ın, sorularımıza verdiği yanıtlar:

    PİRHA: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Hala konuşuluyor bu ziyaret ve sonrasında yapılan açıklamalar. Alevi kamuoyundan, kurumlardan tepkiler var. Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kuran istenmesi ve imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin dede olarak atanmasının önerilmesi epey tepki çekti. 

    ALİ HADİ YILDIZ: Cemevinde böyle talep duymadım, böyle bir şey talep edilmedi.

    Kuran’ı Kerimi sizin talep ettiğinizi biliyoruz. 

    Doğrudur.

    Neden böyle bir talepte bulundunuz?

    Ama siz neden bir cümleyi alıyorsunuz? Ben bunu anlayamadım. Ben söyledim, doğrudur.

    Birbirimize kızmadan konuşalım. Ben sorularımı soracağım, siz cevaplayın. 

    Bir cümleyi almak değil. Ben dedim ki Türkçe biliyorum, Türkçe okuyorum. Dualarımı Türkçe okuyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim. Ben Arapça’dan anlamam. Bu toplumda okumak isteyenler varsa ben de elhamdülillah Aleviyim. Allah, Muhammet Ali diye dualarımı yapıyorum. İnancımı yapıyorum. Çemişgezek’te yüzde 31 Alevi kesim var. Sünni kesimle beraber yaşıyoruz. Ben kimsenin dinini, inancını ölçmem. İnsanlar Arapça bilmiyor. Okumak istiyorsa, Türkçe tefsirle Kuran’ın ne olduğunu, duanın ne olduğunu oradan okur öğrenir. Konu bu. Diyanet İşleri Başkanı’na söyledik, cemevlerine yasal statü tanınsın. Biz bu ülkede ayrımcılık istemiyoruz. Seçimden seçime hatırlanıyor bu işler. Bunları konuştuk, o da dinledi. Çemizgezek’te 1997’den beri cemevi başkanlığı yapıyorum. İnancımı yaşamak istiyorum. Devlet benim inancıma yön vermesin.

    Peki devletin Alevi inancına nasıl müdahale ettiğini, yön verdiğini düşünüyorsunuz?

    Bakın şunu söyleyeyim. Yıllardan beri biz inancımızı yaşıyoruz. kimse bize müdahale etmedi, şöyle yapamazsın demedi. Biz kendi imkanlarımızla, halkla cemevimizi yaptık.

    Cemevi ne zaman yapıldı?

    2002 yılında yapıldı.

    Bir derneğe, federasyona bağlı mısınız?

    Bağımsız olarak kurulduk. Cemevini halk yaptı. Sünni kesim de yardım etti. Ben insanlar arasında ayrım bilmem. Benim kabem insandır. Ben Aleviyim diye hiç yanlışım olmaz mı? Ama biz ayrımcılık bilmeyiz. Ben Alevi bir ana ve babadan doğmuşum. İnancımı yaşıyorum.

    Çemişgezek Cemevi’nde dede var mı? Ya da kaç dede var? 

    Cemevine dede Pertek’ten, Tunceli’den ve Elazığ’dan geliyor. Ayda bir cem yapıyoruz. Dede duasını verir, 12 imamların amacı neyse onu açıklar dede. Lokmamızı veriyoruz.

    Peki Kuran’a göre mi Alevi inancına göre mi cem yapıyorsunuz?

    Şimdi Alevi inancına göre yapılır da…O inanç Kuran’dan alıntılarla yapılır. İçinde Arapça olmaz. Ama İncil’den, Tevrat’tan almıyoruz. Cem de Alevilik de Allah, Muhammet, Ali diye yaşar.

    Allah, Muhammet, Ali deniliyor zaten ibadet sırasında. Ona kimsenin itirazı yok. Mevcut Kuran’ı Kerim’e göre mi ibadet ediyorsunuz?

    Yani başka bir Kuran’ı Kerim mi var Aleviler için?

    Kuran’a göre ibadet derken, Sünni kesimin inancına göre mi ibadetinizi yapıyorsunuz? Bunu soruyorum. Kuran’da İslam’ın beş şartından bahsediliyor. Bunları yerine getiriyor musunuz? 

    Alevi inancının gelenek ve görenekleri farklı. Sünni kesim camiye gider, Alevi kesim cemevine gider. Bunu sağır sultan dahi biliyor. Bu soruyu bana sormanıza gerek yok.

    Kuran’ın içeriği bellidir. Kuran sadece Allah, Muhammet, Ali’den ibaret değil. Sünni kesimin inandığı ve şartlarını yerine getirdiği bir Kuran’ı Kerim var. 

    Alevilerin Kuran’ı ayrı mı?

    “KURAN’A GÖRE İBADET EDİYORUM”

    Kuran’da İslamın şartları ortada, ayetler, sureler ortada. Namaz kılmak diye bir şart var. Oruç tutmak var. Bütün bunlar Alevi inancında var mı? Sizin başkan olduğunuz cemevinde bu doğrultuda mı ibadet ediliyor? 

    Bizim cemevinde Aleviliğin içtihatı yürütülüyor. Benim dedem, babam 300 yıl önce nasıl yaşamışsa, Kuran, Allah, Muhammet, Ali, ya Hüseyin demişse o şekilde yürüyor bizim cemimiz. Biz Kuran’a karşı değiliz.

    Kuran’a karşı mısın değil misin bunu sormuyorum. Kuran’a göre düşünüyorsunuz. Ben de bu doğrultuda soruyorum size. 

    Evet Kuran’a göre ibadet ediyorum.

    İslamın şartlarını yerine getiriyorsunuz yani. 

    Alevi İslami kültürü neyse yerine getiriyorum.

    Peki Çemişgezek Cemevi’ndeki dedeler ocaklara mı mensup? İmam hatip, ilahiyatçı kişilerin maaşlı dedelik yapması için Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Diyanet’e önerildi. Sizin cemevine gelen dedeler de bu eğitimde mi?

    Bizim dedelerimiz ocaklardan geliyor. 12 Hizmeti yürütecek dedeleri seçeriz. Ocaktan olabilir ama Aleviliği bilmiyorsa zorla mı getireceğiz.

    “HER DEDE ALEVİLİĞİ BİLMİYOR”

    Bir insan dedelik yapıyorsa zaten Aleviliği bilir. 

    Yok, öyle her dede Aleviliği bilmiyor. O cemi, erkanı yürütmek kolay bir şey değil.

    Peki imam hatipli, ilahiyat mezunu ‘dede’ var mı cemevinizde?

    Ben onu bilmiyorum. yok yok öyle bir şey yok.

    Alevilerin, dedelerin Kuran’ı bilmesi gerektiği kadar Alevi inancını bilmesi gerektiğine de inanıyor musunuz?

    Alevi kesimi Arapça’yı fazla bilmez. İnsan hangi dilden anlıyorsa o dilden ibadetini yapsın. Ben bilmiyorum Arapça’yı. Aleviler Türkçe okuyor, Türkçe biliyor semahını, duasını. İnsanlar anladığı dilde yapmalı ibadetini.

    Zaten Aleviler ibadetini anladığı dilden yapıyor. Siz baştan beri ‘Arapça bilmiyoruz, Türkçe yapmak istiyoruz’ diyorsunuz.

    Sen diyorsun niye Kuran, ben de cevap veriyorum. Başkana söyledim, sağır sultan dahi duydu. Alevilerin ibadeti, ibadet şekli, ibadet yeri cemevidir. Devletten beklediğimiz cemevleri yasal statüye kavuşmasıdır. Bu kadar basit.

    Tüm Aleviler cemevlerine yasal statü istiyor. Peki cemevinizin kaç üyesi var, üyelik sisteminiz nasıl? Bir kişi gelip üye olmak istiyorum dediğinde nasıl üye olabiliyor? 

    Devlet kanunları neyse o şekilde üye yaparız.

    Alevilerin talepleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması da var. Siz Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Diyanet’i biz kurmadık. Diyanet kalk demekle kalkmaz. Büyük bir kurum. Türkiye’de en fazla bütçeden pay alan bir kurum. Ben istemiyorum demekle bu kalkmaz.

    Kaldırılmaz meselesi ayrı. Siz bir cemevi başkanı olarak Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz? 

    Ben bir Alevi olarak diyorum ki, insanca yaşamak istiyorum. Benim kabem insan diyorum. Hiç bir inanç bütçeden para almamalı.

    “İMAM HATİPLİ, İLAHİYATÇI DEDELİK YAPAR”

    Tunceli Cemevi imam hatipli ve ilahiyatçı iki kişinin maaşlı dedelik yapması için Diyanet’e öneride bulundu. Sizce bu kişiler dedelik yapabilir mi? Cem yürütebilir mi? 12 Hizmeti yerine getirebilir mi? 

    12 hizmeti biliyorsa yapar, neden yapmasın.

    İmam Hatipli, ilahiyatçı bu kişilerin dedelik yapmasının önerilmesini içinize sindirebildiniz mi?

    Ben onu duymadım. Kim önermiş acaba bilmiyorum.

    Tunceli Cemevi Başkanı önerdiklerini söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz? Dede mi kalmadı da imam hatip mezunu kişilere dedelik yaptırılacak?

    Kişinin aklı var fikri var. Ne yapacağını bilir.

    Siz cevap verin istiyorum, cemevi başkanısınız bir fikriniz vardır.

    Orada devletin yetkisine karışacak bir şeyim yok.

    Talip dede ilişkisi var sonuçta. Herkes dedelik yapabilir mi? Dede atanır mı?

    Dede olmakla, onun yaşamı olmayacak mı?

    Sonuçta dedelere maaş verilmesini mi istiyorsunuz?

    İsterim neden istemeyeyim. Herkes alıyorsa onlar da alsın.

    Ancak dedeler, pirler maaş istemiyor. Büyük çoğunluk maaş istemediğini söylüyor devletten.  

    Söyleyebilirler.

    Maaş alan, devletin kontrolünde bir dede, devletin memuru olacak bir dede Alevi Yolu’nu yürütebilir mi?

    Devlet müdahale edemez. O zaman Alevilik kalmaz. Ne ben değiştirebilirim, ne başkası değiştirebilir.

    Maaşlı bir dede bu Yolu yürütebilir mi? Bunu öğrenmeye çalışıyorum.

    Yürütür neden yürütmesin.

    Ama devletin memuru olmaz mı?

    Eğitimsiz bir insan serseri bir mayına benzer. Dede çocuğudur eğitim görmemişse, Alevilerin bir okulu yoksa, 12 hizmeti bilmiyorsa yani sadece ya İmam Hüseyin ya Allah demekle bu iş yürümez. Yani Alevilik İslamın içindeyse…

     Ben başka bir şey soruyorum. 

    Alevilik İslamiyet’in dışında mı?

    Alevilik İslamın içinde mi, dışında mı tartışmasını yürütmeyeceğim sizinle. Size şunu demek istiyorum: Ocaktan gelen bir insan dedelik yapacaksa eğer dedelik vasfını kazanmıştır zaten. Bir olgunluğa eriştiyse, inanca hakimse, talipler de dedelik yapmasını isterse dedelik yapacaktır. Siz maaşlı bir kişinin dedelik yapacağına inanıyorsunuz ama maaş talep etmeyen dedelerin dedelik yapacağına inanmıyorsunuz.  

    Eğitimsiz bir insanın dedelik yapacağına inanmıyorum.

    Alevi inancını, Yolu’nu iyi bilen bir kişi dedelik yapabilir zaten. Nereden çıkarıyorsunuz eğitimsiz olduğunu?

    Ben çok dede tanırım. Hiç bir şey bilmiyor ne yapalım şimdi.

    O kişi dede değildir zaten hiç bir şey bilmiyorsa, 12 hizmeti bilmiyorsa. Dedelik yapamaz. 

    Biz diyoruz ki benim kabem insandır. İnsana verdiğimiz değerdir. Biz diyoruz ki dedeler cahil kalmasın. Her dede Alevi içtihatını bilmelidir. Devlet mi okul açar bilemem ama bir eğitimden geçmeli dedeler.

    Ne eğitimi bu, hangi eğitimden bahsediyorsunuz?

    Alevilik eğitiminden bahsediyorum.

    Türkçe Kuran okuyarak mı eğitimden geçmesine inanıyorsunuz?

    Tabi ki inanıyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim ki.

    Aleviliği Türkçe Kuran okuyarak mı öğreneceğini düşünüyorsunuz?

    Aleviliği hem içtihattan, hem Kuran’dan öğrenirim. Ben neden rahatsız olayım ki.

    Kuran’da Alevilik inancına yönelik hangi cümle var. Bana söyler misiniz?

    Aradığın zaman var.

    Kuran’ın içinden neleri uygulamak istiyorsunuz? Namaz mı kılsın Aleviler de? Hacca mı gitsin Aleviler? Ne demek istiyorsunuz?

    Alevilerin inanç yeri cemevidir.

    Kuran’a kimse bir şey demiyor. Saygılı herkes. Ancak Alevi inancı bellidir, çok nettir. Alevilikle ilgili, 12 Hizmet ile ilgili hangi cümle, bilgi var Kuran’da? Bir örnek verir misiniz?

    Hz. Ali, Ehlibeyt ile ilgili bir çok ayet var. Okursanız görürsünüz. Ehlibeyt Hz. Muhammed’in çocukları.

    Aleviler Ehlibeyti biliyor, sahip çıkıyor. Kerbela’nın acısını yaşıyor, 12 gün orucunu matem orucunu tutuyor. Siz sürekli Kuran’dan bahsediyorsunuz. Alevilikle ilgili ne var Kuran’da duymak istiyorum sizden. İslamın şartları var Kuran’da. Namaz kılmak var mesela. Siz Alevilerin bu şartları yerine getirmesini mi istiyorsunuz bir cemevi başkanı olarak?

    Hayır. Alevilerin kültürü, inancı belli.

    Alevilerin pek çok talebi var. Siz Kuran talep ediyorsunuz Diyanet’ten. Siz temin edemez miydiniz?

    Bak sana şunu söyleyeyim. Benim evimde Kuran var. Sen okuduysan ben defalarca okudum. İnsanlar doğru veya yanlış kendi karar versin. Kuranı Türkçe okusun. Kimse Arapça okuduğu zaman anlamıyor. Ne okuduğunu da bilmiyor. Onun için bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor.

    Alevi toplumunun inancı geçmişten bugüne sözlü olarak geldi. Ocaklar var. Pirler aracılığıyla Alevi inancı nesilden nesile aktarılıyor. Bağlama cemlerde olmazsa olmazdır. Bağlamasız bir cem ibadeti düşünülemez. 

    Cemdeki deyişlerin çoğu Kuran’dan alıntılanmıştır. Yani Nesimiler, Hacı Bektaşlar, Yunuslar…

    Anlaşıldı. Siz her şeyi Kuran’a bağlıyorsunuz. Sormadan edemeyeceğim. Alevilerin önemli taleplerinden biri de okullarda zorunlu din dersinin kaldırılması. Sizin bu yönde bir çabanız var mı? Bu ders kaldırılmalı mı?

    Evet kaldırılmalıdır.

    Neden kaldırılmalı?

    Herkes istediği gibi yaşamalı inancını. Ben Cenabı Allaha karşı sorumluyum. İnancımı yerine getiririm veya getirmem beni bir başkası yargılayamaz. Yargılayacaksa Cenabı Allah yargılar.

    Zorunlu din dersinde Alevi çocuklarına Sünnilik eğitimi veriliyor. Alevi çocuklar olumsuz etkileniyor, kafaları karışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

    Alevilikle ilgili açılmış davalar var. Toplantılar, konuşmalar var. Alevi inancı, Alevi inancına göre verilmelidir. Benim çocuğum eğitim alacaksa Alevilik içtihatına göre eğitim almalı.

    Zorunlu din dersinde Kuran’daki bilgiler öğretiliyor. Sünni inancı işleniyor. 

    Nerede Kuran’da?

    Din dersinde Sureler ezberletiliyor çocuklara. 

    Onu bilemem ben. Fazla okumadım. İsteyen alır, istemeyen almaz.

    Bu ders zorunlu diyorum size. Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışıyorlar. Diyanet işleri Başkanı’yla bu kadar sık görüşüyorsunuz ama “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir dedi. Bu sözlere bir tepkiniz yok mu?

    Valla bizim orada öyle bir şey konuşmadı.

    Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları hayata geçirilmeye çalışılıyor. Siz yaptığınız çıkışlarla asimilasyona hizmet etmiyor musunuz?

    Bu cemevlerinde hangi cemler yapılıyor, neler yapılıyor, ne konuşuluyor. Dedeler hizmeti nasıl biliyor. Ben herkesin Kuran’ı da, Zebur’u da, İncili de, Tevrat’ı da bilmesini isterim.

    Dedelerin, pirlerin eleştirileri var. “Cemevleri minaresiz camiye çevriliyor” diye. Bu konuda ne dersiniz?

    Biz de öyle bir şey yok. Burada aşure verdiğimiz zaman devletin rektörü de katıldı, valisi de, kaymakamı da katıldı. Ben orada konuştuğum zaman hepsi dinledi.
    Çemişgezek’in yüzde 70’i Sünni. Yüzde 30’u Alevi. Ben Alevilik yaparsam o da Sünnilik yapar. Din üzerinden kimseye karışmam.

    Cemevinde Alevi inancına göre ibadet etmek Alevilik yapmak mı? Neden bunu bir kompleks haline getiriyorsunuz? Orada bir Alevi de olsa kendi inancını yerine getirebilir. 

    Ben cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını diyorum. Ne yapabilirim.

    Peki teşekkür ederim. 

    Nilgün METE / İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Tuncer Baş: Cemevinin Diyanet’ten Kuran talebi hükümete çanakçılıktır-VİDEO

    Tuncer Baş: Cemevinin Diyanet’ten Kuran talebi hükümete çanakçılıktır-VİDEO

    PİRHAHacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın (HBVAKV) bir önceki dönem Genel Başkanı Tuncer Baş, Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un, Diyanet İşleri Başkanı’na imam hatip ve ilahiyat mezunu iki kişiyi maaşlı dede olarak cemevine atamasını önermesine ve Kuran istenmesine tepki gösterdi. Baş “Cemevinin kuran isteme talebi, asimilasyona katkı sunar, iktidar ve hükümet politikalarına çanakçılıktır” dedi. 

    Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a imam hatip ve ilahiyat mezunu iki kişiyi maaşlı dede olarak cemevine atamasını önermesine ve Kuran istenmesine Alevilerin tepkisi sürüyor.

    PİRHA’ya konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı bir önceki dönem Genel Başkanı Tuncer Baş, Dersim nüfusunun % 90’nının Alevi olduğunu ve Dersim’in Alevi toplumunun merkez üstlerinden birisi olduğunu kaydetti.

    Devlet erkanının sürekli Dersim’i ziyaret ettiğini ama bu ziyaretlerde dişe dokunur gelişmelerin olmadığını belirten Baş, “Bu ziyaretler sırasında cemevi yönetiminin de devlet erkanı ile ilgili çok geniş bir tavır sergilediğini de her zaman gördük” dedi.

    “KURAN İSTEME TALEBİ, HÜKÜMET POLİTİKALARINA ÇANAKÇILIKTIR”

    Oradaki mevcut cemevi yönetiminde olan insanların tavırları ve tutumlarının belli olduğunu vurgulayan Baş, cemevi yönetimi, kendisinden beklenen şeyleri yaptıklarını belirterek şunları söyledi:

    “Asimilasyon süreçlerine katkı koyacak, devlet hükumet politikalarına çanakçılık yapacak uygulamalar içindeler. Sanırım Çemişgezek Cemevi’nin Diyanet İşleri Başkanı’ndan kuran talebi olmuştu.Tunceli’deki Cemevi başkanının da kadro talebi olmuş, Alevi dedelerinin, gençlerinin, imam hatip mezunu olan Alevi gençlerin gelip burada kuran öğretmesi gibi bir talepleri olmuştu. Bu çok anormal değil, bu şahıslar özellikle orası Alevi merkez üstlerinden biri olduğu için Diyanetin ve Sünni anlayışın Emevi zihniyetinin kaleyi en güçlü yerden gediği açarak yıkmak gibi bir stratejisi var ve oraya da bunlar yerleştirilmiş. Yoksa mesele bir miktar Kuran kitabı temin etmek veya bunun bedelini ödeyememek değil veya Tunceli gibi Alevi dedelerinin, ocaklarının merkezi konumunda olan bir yerde herhalde Kuranı anlatacak dede bulamamak da değil, ama özellikle ifadeye dikkat edin imam hatip mezunu kuranı anlatacak dedeler istiyorlar. Zaten burada mızrak çuvala sığmıyor.”

    “ALEVİ BAŞKANLARIN DA BU KONUDA ÇARPIK DAVRANIŞLARI VAR

    Dersim’de yaptıkları işin net ve açık bir şekilde Sünniliğe veya asimilasyona çanakçılık yapmaya çalıştıklarını kaydeden Tuncer Baş,”Bu sadece Tunceli Cemevi’yle veya Çemişgezek Cemevi’yle sınırlı bir şey değil, Alevi kurum başkanları, yöneticileri, Alevi örgütlerinin de bu konuda bir takım çarpık davranışları ve kendi başlarına buyruk, gündemsiz, ne görüştüğü belli olmayan, afaki ifadelerle, arsızca tavırlarla yaptıkları görüşmeler var” dedi.

    ARSIZLARIN CÜRETKAR TAVIRLARI

    Sistemin Aleviler üzerinde çeşitli şekillerde asimilasyon yöntemlerini denediğini vurgulayan Baş, asimilasyonun karşısında duranı başka bir şekilde teslim almaya çalıştığını, yanında duranı da başka şekilde kullandığını belirtti.

    “Bu dönem itibariyle böyle arsızlıkla yapıyorlar insanlar. Ve o arsızların bir cüretkar tavırları var ve o cüretkarlıkla da açıklamalarda bulunuyorlar” diyen Tuncer Baş, Alevi kurumlarına eleştirilerde bulunarak şunları kaydetti:

    “Tunceli’deki gibi, ‘Ya ne olmuş canım Kuranı Kerimin, imam hatip mezunu biri ancak ilmiyle dedelik yapacak’ şeklinde özellikle bunu vurguluyor Ali Ekber Yurt. İlmiyle, ilmi bir şekilde; çünkü ilmin sonuçta Sünni İslam’da olduğuna kanaat etmiş, kendisi her ne kadar dede olduğunu söylese de demek ki kendi ilmi ocağının ona verdiği yetmemiş veya o onu alamamış ilmiyle açıklayacak, imam hatip mezunu kişiler tarafından öğrenilmesi gerektiğine kanaat getirmiş.

    Bir diğer taraftan başka bir Alevi kurum yöneticisi veya iki üç tane kurum yöneticisi kafa kafaya verip birini görevlendiriyorlar. Gidip bakanla görüşüyor o da çıkıyor ne olacak ki canım diyor, biz diyor toplumumuz için gereken görüşmeleri yaparız. Peki bunu kime danıştın? Ne görüştün?  Görüşmenin içeriği neydi? Sonuçları neler? Bu konuda ciddi bir açıklama yok. Arsızlığın verdiği cüretkarlıkla bunları açıklıyorlar.

    “ALEVİLİĞİ ELBETTE YOK EDEMEZLER”

    Bunların hepsi bugün için ne bu şahısların kendisi, ne yaptıkları etkinlikler bugün için Aleviliği elbette yok etmez. Bizim binlerce yıldır getirdiğimiz kadimden gelen şekliyle ifade edilen geleneği, yolu, inancı, bilinen biçimiyle asilime etme. Ama Alevilerin özellikle değişen koşullarda kent koşularında pazarın egemenliğinin olduğu, etkin egemen güçlerin çok direk temas edebildiği bir ortamda Alevi topluluğunu dejenere edebilmek, soysuzlaştırabilmek ve asimile edebilmek için bunlar önemli kilometre taşlarıdır.

    Bu insanların bu topluma verdikleri kötü bir mesaj var, bir zehirli mesaj var o da arsızlık. Arsızca başına buyruk, kişisel çıkarları ve emelleri için hareket etmek veya bu çokta yükselen bir Alevi dili diye bir söylem var,  bununla da kamufle ediyorlar. Artık ağızlar çok fazla Ali, Kerbela, Hüseyin demeye başladı, ama gözler Ali gibi Hüseyin gibi bakmıyor. Duruşlar Hüseyni duruşlar değil, ama ağızlardan Hüseyni duruşlar hiç eksik olmuyor” ifadelerini kullandı.

    YOLUMUZA ERKÂNIMIZA CEM EVLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Bu dönemde özellikle Alevi toplumunun uyanık olması gerektiğini ifade eden Tuncer Baş, Alevilere şu çağrıda bulundu:

    “Sonuçta örgütlerimize sahip çıkmalıyız, Cemevlerinize sahip çıkmalıyız, yaşadığımız topluklar içerisinde yolu ve erkanı sürdürmenin bu inancı yaşatmanın yolu cemevlerine, cemlerimize, ritüellerimize sahip çıkmaktır. Bu tür sulandırıcı şeylere karşı tedbir almamız gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi vekiller: Aleviler yaşamın her alanında ırkçılığa maruz kalıyor-VİDEO

    Alevi vekiller: Aleviler yaşamın her alanında ırkçılığa maruz kalıyor-VİDEO

    PİRHA-HDP’nin Alevi Milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül, mecliste yaptıkları açıklamada, Alevi inancına yönelik baskıları değerlendirdiler. Vekiller, Hızır’ın alay konusu edilmesi, Kürt Alevi ağırlıklı muhtarların görevden alınıp yerlerine kayyum atanması, Kürt Alevi yurttaşın evinin işaretlenmesi, Diyanet işleri başkanının Tunceli cemevini ziyaret etmesi gibi birçok konuyu değerlendirdiler.

    HDP’nin Alevi milletvekilleri Ali Kenanoğlu ile Kemal Bülbül, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu adına mecliste bir açıklama yaptılar. Vekiller yaptıkları açıklamada son günlerde Alevi inancına yönelik baskı ve asimilasyona dikkat çektiler.

    “ALEVİLER IRKÇILIĞA BİREBİR MARUZ KALIYOR”

    İlk olarak söz alan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, yaşamın her alanının ablukaya alındığı, kriminalize edildiği bir ırkçılıkla karşı karşıya kalındığını belirtti. Bu ırkçılığa birebir maruz kalan toplumsal kesimlerden birinin de Alevi topluluğu olduğunu söyleyen Bülbül, Alevi toplumuna dönük sistematik hak ihlallerinin çoğalarak devam ettiğine vurgu yaptı.

    “HAKSIZLIKLA MÜCADELEDE ALLAHUEKBER KULLANILMIYOR”

    İzmir’in Çiğli ilçesinde Kürt Alevi bir ailenin evinin kapısına üç hilal çizilip “Defolun, Allahuekber” yazılarının yazılmasına değinen Bülbül, bu yurttaşın yaşamsal tehlikesi olduğunu ifade ederek “Bu ırkçılıktır, faşizmdir, hedef göstermedir. Zaten bu ırkçılığı ve faşizmi yapanlar için Allahın ekber olduğu bir tek insanlara saldırırken hatırlıyor. Bunun dışında yoksullukla, haksızlıkla mücadelede, canilerle mücadelede Allahuekber kavramı kullanılmıyor. Mazlumlara, kimsesizlere karşı Allahuekber kavramı kullanılıyor” dedi.  Kapı işaretlemelerin tarihsel bir derinliği olduğunu kaydeden Bülbül, bu kapı işaretlemelerin ardından gelen Alevi katliamlarını da hatırlattı.

    “HIZIRIN KİM OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?”

    Alevi inancında kutsal sayılan Hızır’ın “Keloğlan Ak Ülke” adlı masal kitabında tecavüzcü olarak gösterilmesine de tepkilerini dile getiren Bülbül, buna hukukun sessiz kaldığını kaydetti. Bülbül, sessiz kalanlara şöyle seslendi: “Hukuk da mı bundan yana acaba. Hukuku yürütenler Hızır’ın ne olduğunu biliyor mu? Türkiye’nin hakimleri, savcıları Hızır’ın kim olduğunu biliyor musunuz? Türkiye’nin yürütme organı, cumhurbaşkanı, devlet başkanı Hızır’ın ne olduğunu biliyor musunuz? Utanmıyor musunuz? Hızır Kur’an-ı Kerim’de geçiyor Hızır Aleyhisselam diye. Hızır’ı tecavüzcü olarak gösteren birine sessiz kalmaya utanmıyor musunuz?”

    Belediye başkanları ve muhtarların açığa alınarak yerlerine kayyum atanması hakkında da konuşan Bülbül, açığa alınan muhtarların sayısının belli olmadığını, görevden alınan muhtarların Kürt ve Alevi ağırlıklı olduğunu söyledi.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALEVİLİKTEN ELİNİ ÇEK”

    Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevini ziyaretine de değinen Bülbül, “Dersim cemevinde Kur’an-ı Kerim dersinin verilip verilmeyeceğine karar verecek olan Diyanet İşleri Başkanı değildir, Dersim toplumudur, Dersim halkıdır. Dersim’deki hak ve hakikat davasını yürüten dedelerdir, pirlerdir, analardır. Sen hangi cürretle gidiyorsun oraya? Devlet okulunda okumakla alim olunmaz. Devlet okulunda okumakla arif de olunmaz. Mekteb-i arifi bitirmek için mürşitlerin, alimlerin, sadıkların, aşıkların dizinin dibinde oturacaksın, onlardan nasipleneceksin, onlardan feyz alacaksın. Sen saraydan feyz alıyorsun… Diyanet İşleri Başkanı Alevilikten elini çek. Ayıptır. Cahillik etme. Bilmediğin şeye talip olma.” diye konuştu.

    “DEVLETE SAYGI ADI ALTINDA YAPTIĞINIZ BASİT BİR ROLDEN İBARET”

    Bülbül, Dersim’de Diyanet İşleri başkanı ile görüşen dedelere de şöyle seslendi: “Devlete saygı adı altında yaptığınız basit, küçük, sıradan bir rolden ibaret. Ayıptır. Düzgün Baba’ya gidin, Munzur Baba’ya gidin. Ağuçan ocağına, Baba Mansur ocağına, Hacı Kureyş ocağına gidin. 12 ocak var Dersim’de. Oradaki acı çeken analar size anlatsınlar. Seyit Rıza’ya gidin. Darda sır olurken ‘Evladı Kerbelayık! Bihatayık! Ayıptır, günahtır, yazıktır’ deyip kendi idamını yapana bile ders verip kendine saygı duyuracak kadar alim olan Seyit Rıza’ya gidin. Aleviliği öğrenmek için bizim Diyanet işleri başkanlığına ya da onun ilgili bir kurumuna ihtiyacımız yoktur.”

    “YOLUMUZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Bütün bunları her yerde dile getireceklerini ifade eden Bülbül, “Alevilik hakkın hakikatin yoludur. Alevilik mekteb-i irfan yoludur. Yol cümleden uludur. Kendini cümleden ulu sanan küçük beyinlileri teşhir etmeye devam edeceğiz. Yolumuza, erkanımıza sahip çıkacağız.” dedi.

    Bütün bu ayrımcılığa sebep olanın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana devam ecen ırkçı, gerici , tekçi rejimi olduğunu ifade eden Bülbül, bütün bunların bir şekilde ortadan kalkması gerektiğine işaret etti.

    “BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ DEMOKRATİK ANAYASADAN GEÇİYOR”

    Arkasından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da yaşanılan sorunların Türkiye’nin demokratik olmayışından ve demokratik bir anayasaya sahip olmayışından kaynaklı sorunlar olduğunu kaydetti. Bu sorunların aşılması yönteminin demokratik bir anayasadan geçtiğini belirten Kenanoğlu, tüm inançlara hak, hukuk, adalet çerçevesinde eşit mesafede durmakla ilgili olduğunu söyledi. Bu sorunların lokal sorunlar olmadığını, diğer inançların da hemen hemen aynı sorunları yaşadıklarını dile getiren Kenanoğlu, bu sorunların tamamını aşmanın yönteminin de demokratik bir ülke, demokratik bir anayasa ve laiklik olduğunu kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • Kızı imam hatipe zorlanan annenin isyanı-VİDEO

    Kızı imam hatipe zorlanan annenin isyanı-VİDEO

    PİRHA – Yeni yasal düzenlemeye göre liseye başlayan her öğrencinin bir imam hatip lisesi tercih etme zorunluluğuna tepkiler artıyor. İstanbul Esenyurt’ta bulunan AKD’ye bağlı Örnek Cemevi Kadın Kolları Başkanı Birgül Açar, “Benim çocuğum zorla imam hatibe gönderildi. Ancak ben çocuğumu oradan alıp özel okula gönderdim. Çocuğumu özel okulda okutacak kadar maddi durumum iyi değil ama gerekirse merdiven siler, çöp toplar yine okuturum” dedi.  

    Eğitim alanında yapılan yeni yasal düzenlemede yerel yerleştirme tercihi yapan bir öğrenci en fazla 3 tane anadolu lisesi tercihi yapabilecek, diğer 2 tercihini ya meslek lisesi ya da imam hatip lisesi noktasında kullanmak zorunda. Bu düzenleme özellikle Alevi toplumunda büyük tepkilere yol açtı. Okullar da yaşanan zorunlu din derslerine karşı gelen Aleviler, bu yasal düzenleme ile eğitimin iyice gericileştiğine dikkat çekiyorlar.

    “DEVLET BİZİM İNANCIMIZI TANIMIYOR”

    Çocuğunun zorla imam hatip lisesine gönderildiğini belirten İstanbul Esenyurt’ta bulunan AKD’ye bağlı Örnek Cemevi Kadın Kolları Başkanı Birgül Açar, bu uygulamaya sert tepki gösterdi. Devletin Alevi inancını tanımadığını belirten Acar, şunları söyledi:

    “Kadınlar olarak cemevlerimizde çok güzel faaliyetler yürütüyoruz ve aktifiz. Çalışıyoruz ve çalışmak zorundayız. Çünkü yolumuza sahip çıkmalıyız. Bizim en büyük sıkıntımız devletle ilgili. Çünkü devlet bizim inancımızı tanımıyor. Bir Alevi kadın olarak çocuklarımızın din dersi görmesini istemiyoruz. Ben yolumu biliyorum. Din dersi diye bir şey olmamalıdır. Ben Arap’ın dilini öğrenip ne edeceğim. Konuşmadığım anlamadığım dili ben ne yapayım. Ben çocuklarıma zaten kendi inancımı öğretiyorum ve anladığım dilden eğitimimi veriyorum.”

    “OKULDA DİN DERSİNE KARŞIYIZ”

    Birgül Acar, “Biz Kuran’sız değiliz. Bizim Kuran’ımızda Hak Muhammed-Ali vardır. Zaten Kuran’ın içeriği Hak Muhammed-Ali ve Ehli Beyittir. Ben tüm bunları çocuklarıma anlatıyorum. Ve çocuklarımız tüm bunları biliyor. Bu nedenle din derslerine karşıyım. Okullarda sen Alevisin diyerek çocuklarımızı dışlıyorlar. Çocuklarım Alevi diye sınıfta ilk yıllar yanına kimse oturmadı. Bizler bu çocuklara ve ailelerine giderek görüşüp konuştuk” dedi.

    “KIZIM ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN OKULDA DIŞLANDI”

    Başında geçen bir olayı anlatan Açar şunları ifade etti:

    “Kızım Alevi olduğundan dolayı okulda arkadaşları tarafından dışlandı. Okula gidip okul müdürü ile görüştüm. Müdür bir kadındı ve bana kalkıp ‘Dini dışlayamazsın’ dedi. Ben de, inancımı zaten çocuğuma öğretiyorum, dedim. Müdür bana ‘Alevi dedeleri kalkıp Cumhurbaşkanı ile görüşüyor yemek yiyorsa sen bu dini kabullenmek zorundasın’ dedi. Ben de diyorum ki dedem rica ediyorum ya dedeliğini bırak ya da Tayip Erdoğan’ı bırak. Eğer dedeliğini bırakıyorsan git Tayip Erdoğan’ın yanında otur. Ama bırak Tayip Erdoğan’ı gel postunda otur biz seni seviyoruz, sen bizim ceddimizsin. Biz sana saygı duyuyoruz. Çünkü bizim dedelerimiz çok büyük zorluklarla bugüne kadar geldi. Samanlıklarda saklandık, otların arkasında saklandık. Dedelerimiz köylere 6 ayda bir gelirdi. Sakalı olan dedelerimiz kazak giyerlerdi ağzına kadar çekerlerdi ki sakalları görünmesin ve kesilmesin. Babalarımız ve dedelerimiz hep bunlara ağlarlardı. Lütfen dedeler 3-5 kuruş için ceplerini sevmesinler. Gelip yolunu sevsinler ve postunda otursunlar.”

    “MERDİVEN SİLER, ÇÖP TOPLAR YİNE ÇOCUĞUMU OKUTURUM”

    Benim çocuğum zorla imam hatibe gönderildi. Bu nedenle ben çocuğumu özel okula aldım. Çocuğumu özel okulda okutacak kadar maddi durumum iyi değil. Ama çocuğumu gerekirse merdiven siler, çöp toplar yine okuturum. Ben çocuğumu imam hatip lisesine göndermeyeceğim çünkü karşıyım” diyen Açar şunları kaydetti:

    “Benim iki oğlum var askerliğini yaptı. Ben vergimi veriyorum. Namuslu, dürüst ve kimseye yanlış gözle bakmıyoruz. Ancak neden bizi böyle ayrıştırıyorlar? Sünni komşularımızla da aramız çok iyi. Sayın Cumhurbaşkanı kendine gelsin bizi tanısın. Eğer bizi tanımazsa biz onu hiç tanımayacağız. Eğer oy aldıysa Alevilerden, dönek Alevilerden aldı.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HBVAKV Başkanı Baş: Dedelerimiz Kur’anı bilir; herkes haddini bilsin-VİDEO

    HBVAKV Başkanı Baş: Dedelerimiz Kur’anı bilir; herkes haddini bilsin-VİDEO

    PİRHA – Kur’an öğretilerek Alevi dedeleri yetiştirileceği belirtilen özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesine ilişkin PİRHA’ya konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş, “Bizim dedelerimiz bugüne kadar ne imam hatibe gittiler, ne de bir okulda eğitim aldılar. Şimdi bizi bu oyunlarla oyalayıp asimile etmeye çalışıyorlar” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş, İstanbul’da yapımı tamamlanmak üzere olan, Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Baş, “Kamuoyunda tabii bu projenin adı Alevi imam hatip lisesi olarak oturdu. Zaten işin daha başında yanlış giden bir şey doğru tarafı yok. Alevi imam hatiplik, Alevilikte böyle bir kavram yok. Dedelere kuran öğreterek, Alevi gençleri yetiştirmek şeklinde açıklıyorlar ama mızrak çuvala sığmıyor. Daha baştan bile işin adını koyarken bile imam hatipten niyet anlaşılıyor. Herkesin çok iyi bildiği bir şey var. Bir asimilasyon projesidir. Net açık bir şekilde hiç bu kadar açık olmamıştı bile. Asimilasyon projeleri çok net, çok açık bir şekilde ama buradan bir aileden söz ediliyor özellikle varlıklı bir aile Tükekler. Onlar üzerinden imam hatip liseleri kuruluyor” ifadelerini kullandı.

    “ASİMİLASYONUN BİR AYAĞI ALEVİ BİR KİMLİK ÜZERİNDEN ÖRGÜTLENİYOR”

    “Özellikle Alevi adıyla, namıyla anılan bir isim üzerinden gelmiş olması. Asimilasyonun bir ayağının Alevi bir kimlik üzerinden örgütlendiğini gösteriyor. Buna tabii ki doğal olarak karşı çıkıyoruz” diye konuşan Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir kere özgün bir eğitim çerçevesinde özel olarak yürütülmeye çalışılıyor. En azından bu liseyi kuran şahısların arkasındakileri herkes biliyor. Hükümet var, devlet var. Onları ispata bile gerek yok. Ortalama Alevi olan, ortalama Türkiye’de yaşayan herkes bunun ne olduğunu biliyor.

    Ama burada bu arkadaşların bile, Alevi kimliğine inanan arkadaşların bile Aleviliği bilmediklerini gösteriyor. Çünkü Aleviliğin kendi iç örgütlenmesinde eğitimi, enformel eğitim olarak tabir edilen yani; programmüfredat, özgün bir eğitim sistemiyle değil, daha çok gelenekten gelen daha çok tanıklıklar ve tecrübeler üzerinden kurulan bir eğitim sistemidir. Aleviliğin inancı ve yolunun bilinmesi açısından bu eğitimin öğretilmesi çok önemlidir. Yani öyle bir lise müfredatı ile Kur’an konularak Kur’an öğretilerek olmaz. Aleviliğin erkanında ve inancında yoktur. Dahası Alevi dedelerinin böylesi bir şeye ihtiyacı da yoktur. Bunu bir netlikle kabul edelim.”

    “TÜKEKLER PARANIN GETİRDİĞİ İKTİDAR İLİŞKİLERİYLE BUNU YAPIYOR”

    Televizyonda sürekli ifade edilen Sünni algıdan söz eden Baş, şunları kaydetti:

    “Aleviler Müslüman ama dağda bayırda yaşadıkları için, eğitimsiz kaldıkları için, bilmedikleri için, daha sonra böyle değişmişler. Hatta bir televizyon programında bir Sünni hoca “Aleviler Müslüman ama ameli eksik” demiş. Şimdi bu Alevi imam hatip lisesi aslında mantık olarak o ameli tamamlattırma projesidir. Amel tamamlandığında Aleviler de artık birer Sünni Müslüman olacaklarıdır. Ama bu arada Alevilik bitirilecektir.

    Bu gelinen noktada bu yapılan ihanet açık açık söylüyorum. Bu projeye önderlik eden Tükekler varlıklı olmalarından ötürü bir şımarıklıkla paranın getirdiği iktidar ilişkileriyle bunu yapıyorlar. Ve ben bir Alevi çocuğu olarak bir Alevi yurttaş olarak bunu ne olursa olsun ifade etmekten geri durmayacağım. Lütfen Alevi toplumuna da bu konuda ricada bulunuyorum, ısrar ediyorum. Yoluna ve toplumuna karşı vicdanı olan herkes bunları açık yüreklilikle söylemeli.”

    “TARİHİN HER DÖNEMİNDE BİR TÜKEK BULUNUR, İŞ YAPTIRILIR”

    Baş, “Bu tür şeylerin üstünü örtüyoruz. Ve gittikçe hızlanan bir şekilde imam hatip liseleri, dedelere kuran öğretmek gibi projeler, cami- cemevi gibi projeler öne sürülüyor. Bize ortaokul lise yıllarında zorla kuran öğretilir, okuldaki sıralar üzerinde namaz öğretirlerdi. Bu eğitimi almış bir kuşaktan geliyoruz” dedi.

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, baskılara karşı Alevi toplumuna şöyle çağrı yaptı:

    “Ne olacak kur’an bilsin, ne zararı var gibi söylemlerle ve toplumda artık bu son günlerde baskılardan yaşadığı yılgınlıktan dolayı ses çıkarmaz oldu. Aleviliğine dair, yoluna dair, itikatı olan, inancı olan, toplumuna dair vicdanı olan herkes net ve açık olarak tavrını ve tepkisini koyması lazım.

    Çünkü tarihinin her döneminde bir Tükek olmaz, iki Tükek bulunur, başka bir Tükek bulunur, bu iş yaptırılır. Ama biz bu asimilasyonu artık bizi imha eden, yolumuza zarar veren, inancınıza ve toplumumuza zarar veren bu projeye tepkimizi net ve açık olarak ortaya koymak zorundayız.”

    “DEDELERİMİZ BUGÜNE KADAR İMAM HATİP OKULUNA GİTMEDİLER”  

    “Alevi dedelerinin bugüne kadar imam hatip okullarına gitmediğini belirten Baş, “Ve bugüne kadar her gün azalarak ama geçmişte daha çok Aleviydik. Şimdi bizi bu oyunlarla oyalayıp asimile etmeye çalışıyorlar ve herkesi bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum.

    Alevi dedelerinin Kur’an bilmediğini söylemek densizlik ve her şeyden önce abesle iştigaldir. Çünkü Alevi dedeleri kuran bilirler. Biz Kur’anı batın Kur’an olarak biliriz ve bizim dedelerimiz oturduğu zaman bunu gayet güzel ve açıklayıcı bir şekilde bize öğretmişlerdir. Ama istenilen şey şu; biz televizyonlarda Kur’an satmayız. Kur’an bilgisi ile kulu ve toplumu aldatmayız. Bizim dedelerimiz Kuran’ı bilir. Herkes haddini bilsin yeter.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Ünverdi: Bu protokol toplumsal hayatı zehirliyor, hemen iptal edilmeli

    Ünverdi: Bu protokol toplumsal hayatı zehirliyor, hemen iptal edilmeli

    PİRHA-Malatya’da 4-6 yaş arası çocuklara yönelik din eğitimine tepki gösteren Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği, bu protokolün hemen iptalini istedi. 

    Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Müdürlüğü tarafından “4-6 yaş arası çocuklara yönelik din dersi” için yapıldığı belirtilen protokole tepkiler devam ediyor. Bu kapsamda bir tepki de Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği’nden geldi.

    “TOPLUMSAL BARIŞI ZEHİRLİYORLAR”

    Dernek binasında değerlendirmede bulunan Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği Başkanı Erdoğan Ünverdi, yapılan bu protokolün hemen iptal edilmesi gerektiğini söyleyerek şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi yurttaşlar olarak iyi niyetle yapmış olduğumuz bütün uyarılara rağmen devlet içerisindeki bazı kurumlar, kamu gücünü kullanarak adım adım yaşamın her alanına müdahale ederek, kendi mezhebi din anlayışını topluma zorla dikte ederek, toplumsal hayatı ve toplumsal barışı zehirliyorlar.

    “GERİCİ UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİDİR”

    Süreç önce müftülere nikah yetkisi, ardından dokuz yaşındaki küçük kızlara nikah, şimdi de Milli Eğitim Müdürlüğü ve müftülük tarafından imzalanan protokolle 4-6 yaş arası çocuklara müftülük eliyle verilecek Kuran dersi protokolü, bu antidemokratik ve antilaik, çağ dışı, gerici uygulamalara derhal son verilmelidir. Alevi-Eşit Yurttaşlık Derneği olarak protokole karşı çıkışımız ve itirazımız Kuran öğretimine değil, karşı çıkışımız 4-6 yaş aralığındaki el kadar çocukların çağ dışı bir anlayışa ve gerici siyasi odaklara kurban edilmesinedir. Bu protokolü hazırlayanlar isteğe bağlı ifadesini çok akıllı bir şekilde protokolün içerisine yerleştirerek bu çağ dışı, antidemokratik protokolü şirin göstermek ve toplumun itirazını önlemeye yönelik bir ifadedir.

    “SİNSİCE SAHNELEMEK İSTİYORLAR”

    Antidemokratik protokole karşı çıkanlar için, ‘Bak bunlar Kuran düşmanı, din karşıtı, dinsiz gruplar, çocuklarımızın dinini öğrenmesini istemiyorlar’ ifadeleri üzerinden karşı propaganda yaparak bu gerici oyunu tezgahlamak ve toplumu karşıtlık üzerinden çatıştırarak oyunu sinsice sahnelemek istiyorlar. Bizi yöneten idarecilerden isteğimiz kamu eliyle toplumu bölecek, ayrıştıracak ve ötekileştirecek davranışlardan uzak durmaları. Aksi takdirde toplumsal barış zarar görür, adalet ve eşitlik ilkesi zedelenir, uzlaşı ve hoş görü yara alır, vatandaşın devlete olan güven duygusu azalır.”

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Derste kuran okunduğunu duyan veliler okula gidip itiraz etti ders kaldırıldı

    Derste kuran okunduğunu duyan veliler okula gidip itiraz etti ders kaldırıldı

    Buca’da ‘Değerler Eğitimi’ adlı derste kuran okutulduğunu öğrenen veliler, dersin öğretmen olmayan kişiler tarafından verildiğini ve adeta din dersi gibi işlendiğini öğrenince dilekçe ile itiraz etti.  

    İz Gazete’nin haberine göre; Buca’da ‘Değerler Eğitimi’ adlı derste kuran okutulduğunu öğrenen veliler, dersin öğretmen olmayan kişiler tarafından verildiğini ve adeta din dersi gibi işlendiğini öğrenince dilekçe ile itiraz etti.

    Velilerin itirazına karşı okul idaresi önce ‘Bakanlığın protokolle belirlediği ders için elimizden bir şey gelmez’ derken velilerin tepkisi hızla artınca dersi kaldırdıklarını açıkladı. Veliler dersin takipçisi olmaya devam edeceklerini, çocuklarına değerler eğitimi adı altında dini eğitim verilmesine izin vermeyeceklerini ifade ettiler.

    Buca’nın merkezi okullarından Makbule Süleyman Alkan Ortaokulu’nda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hizmet Vakfı ile yaptığı protokol gerekçesi ile 8. Sınıfların dersinde cemaat üyesi kişiler tarafından kuran okutulduğunu öğrenen veliler, soluğu okul idaresinin yanında aldı.

    VELİLER ÖFKELİ

    Çocuklarına kim olduğunu bilmedikleri kişiler tarafından ders adı altında dini eğitim dayatılmasına öfkelenen okul velileri, okul idaresinden konu ile ilgili bilgi almak istedi. Dersin, MEB ile Hizmet Vakfı’nın imzaladığı protokol çerçevesinde verildiğini, kendilerinin buna karşı yapabilecek bir şeylerinin olmadığını söyleyen okul idaresi, velileri ilk önce eli boş gönderdi. Ancak aldıkları cevaplarla yetinmeyen veliler kendilerine ders hakkında yazılı bilgi verilmesi için dilekçe hazırladı. Öğrenci Veli Derneği’nin desteği ile dilekçe hazırlayan veliler, okula yeniden gitti. “Okulumuzda Değerler Eğitimi adlı dersin haftada kaç saat olarak çocuğuma verildiğini, bu dersi veren kişinin kim olduğunu (öğretmen mi, değilse hangi eğitimi aldığını), ve hangi vakıf/dernek adına ders verdiği bilgisinin ivedilikle tarafıma bildirilmesini talep ediyorum” yazılı dilekçelerinin okula veren veliler, bilgi talep etti.

    DÜN BAŞKA AÇIKLAMA BUGÜN BAŞKA

    Pek çok velinin derse yönelik itirazına karşı okul idaresinin “Zaten gelen kişilerin formasyonu yokmuş, çok fazla veliden de olumsuz dönüş aldık. O nedenle dersi kaldırıyoruz” dediği öğrenildi. Bilgi edinme amacı ile hazırladıkları dilekçelerini okula teslim eden veliler, konunun takipçisi olmaya devam edeceklerini söyleyerek okuldan ayrıldı.

    “GERİCİLİĞE KARŞI BİLİMİ SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Öğrenci Veli Derneği Buca Şubesi de yaptığı açıklamada, hükümetin eğitimi adeta gerici vakıflara teslim ettiğini, okullarda bu vakıfların ve okul idarelerini velilerin haberi dahi olmadan çocuklara laik, bilimsel eğitim ile bağdaşmayan eğitim verilmeye çalışıldığını ileri sürdü. Seçmeli ders adı altında öğrencilere zorla din dersleri dayatıldığını, bunlar yetmezmiş gibi şimdi de ‘Değerler eğitimi’ adlı neyi içerdiği bilinmeyen kulağa hoş gelen bir adla yeni bir din dersi çıkarıldığını söyleyen dernek, bunların tamamının amacının düşünmeyen bir nesil yetiştirme gayesinin ürünü olduğunu iddia etti. Makbule Süleyman Alkan’da velilerin ve çocukların yanında olduklarını açıklayan dernek, gericiliğe karşı bilimi ve çocukları savunmaya devam edeceklerini belirtti.

    PROTOKOL DANIŞTAY’DA

    Milli Eğitim Bakanlığı, “Nurcu” olduğu belirtilen Hizmet Vakfı ile imzaladığı “Değerler Eğitimi” protokolü ile gönüllü öğreticilerin, ders saatleri dışında verdiği “değerler eğitimi” ders saatleri içine alınarak zorunlu hale getirildi. Protokol kapsamında “gönüllü öğretici” adı altında yeterli donanımı olmayan imamların okullarda ders saatleri dışında dini seminerler vermesine, bakanlıkça izin veriliyor. Bu kapsamda Nur cemaatine ait olduğu belirtilen vakfın sadece ders saatleri dışında değil, ders saatleri içerisinde de seminerler verilmesine olanak sağlandı. Ayrıca çocukları her yönüyle bu vakıflara emanet eden MEB, il içi ve il dışı gezi, ziyaret, piknik programı, öğrenci velilerinin katılacağı eğitim ve seminerler ve mesleki tanıtım seminerleri yapma imkânı yarattı. Ayrıca bakanlık, çocukların meslek seçimine ilişkin yönlendirmeler yapabilmesinin de önünü açtı. Eğitim-Sen protokolün iptali için Danıştay’a başvurmuştu.

  • Velilere beş vakit namaz takip formu gönderildi

    Velilere beş vakit namaz takip formu gönderildi

    Eğitim alanında gerici uygulamalar tüm hızıyla devam ediyor. İstanbul’da imam hatip ortaokullarında öğrenim gören öğrencilerin velilerine beş vakit namaz kılma takip formu gönderildi.

    Birgün gazetesinden Burcu Cansu’nun haberine göre İstanbul’da imam hatip ortaokullarında öğrenim gören öğrencilerin velilerine beş vakit namaz kılma takip formu gönderildi. Formda, “Okulumuzda yeni uygulamaya konulan ‘vazgeçilmez görevlerim namaz ve Kur’an’ adlı proje kapsamında öğrencileri beş vakit namaz kıldırmaya alıştırmak ve bunun takibini yapmak​ ​amacıyla hazırlandı” denildi.

    “ÖĞRENCİNİN NAMAZ KILMADIĞI SAATLERİ BOŞ BIRAKIN”

    Proje grubu öğretmenleri tarafından hazırlanan formun​,​ her ayın birinci günü velilere iletileceği bilgisi verildi. Velilerden dağıtılan bu formu her gün işleyip ay sonunda proje grubunun elinde olacak şekilde öğrenciler aracılığıyla okula göndermeleri talep edildi. Velilerin formu doldururken çocuğun namaz kıldığı vakitleri tükenmez kalem ile işaretlemeleri, kılmadığı vakitleri de boş bırakmaları istendi. Velilerin okul saatine denk gelen namazları da çocuklarına sorarak forma işlemeleri gerektiği belirtildi.

    “YEMEK SAATİ NAMAZ SAATİNE GÖRE DÜZENLENDİ”

    İstanbul Kartal’da ‘en başarılı’ okullar arasında yer alan ve kademeli olarak imam hatibe dönüştürülen Mahmut Kemal İnal Ortaokulu’nda ise yemek saati namaz saatine göre düzenlendi. Çoğunluğun imam hatip eğitimi almamasına karşın cuma günleri namaz kılınmasına olanak sağlamak için yemek saati bir saat ertelendi. Cuma namazına gidecek öğrenciler için yemek saati 12.00’den 13.00’e alındı. Okulda yemek saatinin değiştirilmesi nedeniyle cuma namazı kılmayan öğrencilerin 13.00’a kadar aç beklemek zorunda kalmaları öğrencilerin ve velilerin tepkisine yol açtı. (HABER MERKEZİ)

  • ‘İmam hatipleri Beyaz Saray gibi yapıyorlar, diğerleri kırık, dökük’-VİDEO

    ‘İmam hatipleri Beyaz Saray gibi yapıyorlar, diğerleri kırık, dökük’-VİDEO

    PİRHA – Yeni eğitim müfredatını, öğrencilere dayatılan imam hatip okullarını ve eğitim öncesi küçük çocuklara okullarda Kuran dersi verilmesini İstanbul Kadıköy ve Beşiktaş’ta gençlere sorduk. Gençler, okul öncesi küçük çocuklara Kuran derslerinin verilmesini doğru bulmadıklarını belirttiler. Gençler ayrıca imam hatip okullarının saray gibi yapıldığını, diğer okulların bakımsız bırakıldığını da vurguladılar.    

    Haberin Videosu

    Yeni eğitim müfredatını, çocuklara dayatılan imam hatipleri ve okul öncesi çocuklara kuran derslerinin verilmesini İstanbul Kadıköy ve Beşiktaş’ta gençlere sorduk.

    “ÇOCUKLAR KURAN DERSLERİNİ ALGILAYACAK YAŞTA DEĞİL”

    Okul öncesi küçük çocuklara Kuran dersi verilmesini doğru bulmadıklarını belirten gençler, “Küçük çocuklar Kuran derslerini algılayacak yaşta değiller. Ve bu durum kafalarını çok karıştıracak, psikolojik olarak etkilenecekler diyerek şöyle devam ettiler:

    “En mantıklı olanı herkesin belli bir yaşa geldikten sonra dini eğitim isteyip istemediğini kendisinin karar vermesidir. Din dersleri yerine daha anlayacağım dersler vermelidirler. Matematik dersini iki saatten bir saate düşürdüler. Tedirginiz ne yapacağımızı bilmiyoruz. Çünkü nasıl bir sistem koyacakları bile belli değil.”

    İNSANLARI TEK TİP YAPIP TEK BEYİNDE TOPLUYORLAR”

    Birçok imam hatip lisesinin açıldığına dikkat çeken gençler şunları ifade ettiler:

    “Ya özel okula gideceğiz ya da imam hatip okullarına gitmek zorunda kalacağız. Başka bir alternatif bırakmadılar. Bugün imam hatip okullarını beyaz saray gibi yapıyorlar. Bizim okullarda masalar kırık, duvarlar dökülüyor, spor salonumuz ve bir soyunma odamız dahi yok. Din dersini ve imam hatip okullarını dayatanlar çocuklarını Amerika’da okutuyorlar. İnsanları dine zorluyorlar. İnsanları din üzerinden tek tip yapıp tek beyinde toplamaya çalışıyorlar.” (HABER MERKEZİ)