Etiket: kurban bayramı

  • Zeynel Kete: Bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa ahlaki özü eksik kalır!

    Zeynel Kete: Bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa ahlaki özü eksik kalır!

    PİRHA- Kurban, insanlık tarihinin en eski ritüellerinden biri olduğunu dil getiren Pir Zeynel Kete, bugün kurbanın birçok cemaatin ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde finans kapitalin hizmetine sunulmuş bir sermaye ritüeline dönüştürüldüğünü belirterek, ” Oysa kurban özü paylaşmak, yakınlaşmak, bencilliği aşmak, içindeki sahte putları kırmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve zulme karşı durmaktır. Eğer bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa, zamanın zalimine karşı bir direniş hattı oluşturamıyorsa, sizi hakikate yakınlaştırmıyorsa, o zaman ahlaki özü eksik kalır” dedi.

     

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete, Kurban Bayramı ve ‘Kurban’ ritüeline dair sorularımızı yanıtladı.

    “ÇOKLU SEMBOLÜ KENDİ İÇİNDE BARINDIRAN BİR RİTÜELDİR”

    Pirha: Kurban ritüelinin insanlık tarihindeki yeri nedir? Sizce neden bu kadar merkezi bir öneme sahip olmuştur?

    Zeynel Kete: Kurban, insanlık tarihinin en eski ritüellerinden biridir. Kurban ritüelinin geçirmiş olduğu evre aynı zamanda toplumun da ciddi sosyolojik ve düşünsel olarak değişim evrelerini de  içinde barındırır. Yani insanın Tanrı krallara kurban edilmesi demek iradesinin yok edilmesi, elinden alınması yok hükmünde olması anlamına gelir. O aşamadan nihayetinde canlı bir hayvanın kurban edilmesi sürecine girilmesi ciddi bir zihniyet değişimidir. Sadece dini bir ibadet değil; aynı zamanda toplumların korkularını, umutlarını, doğayla ve iktidarla kurduğu ilişkiyi yansıtan sembolik bir pratiktir. Kan, adanmışlık, bereket ve kutsallık gibi unsurların iç içe geçtiği bu ritüel; özellikle Mezopotamya ve Kürdistan coğrafyasında toplumsal hafızanın önemli bir parçası olmuştur. Çoklu sembolü kendi içinde barındıran bir ritüeldir diyebiliriz. En önemli özelliği de sınırlandırma fiilini barındırmasıdır. Tanrı krallara sunulan ve şiddet olan insanın öldürülmesini sınırlandırma o çok önemlidir.

    “TOPLUMUN EN DEĞERLİSİ EN KIYMETLİSİ TANRILARA KURBAN EDİLİYORDU”

    Kurbanın aslında “şiddeti sınırlandırma” arayışıyla bağlantılı olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

    Zeynel Kete: Antropolojik açıdan bakıldığında kurban pratiği, insanlığın en temel meselelerinden biri olan şiddeti kontrol etme ihtiyacıyla ilişkilidir. Eski toplumlar doğa felaketlerini, savaşları ya da salgınları tanrıların öfkesi olarak yorumluyordu. İnsanlar bu korkuları yatıştırmak için en değerli olanı feda etmeye yöneldi. Dolayısıyla kurban, bir yönüyle toplumsal kaosu ve korkuyu denetleme çabasıydı. Bir nevi doğa ve toplumda meydana gelen ve kokusu oluşturan kurnaz Tanrı kralların elinde bu gücü almak, bir bütünün toplumun yok edilmesi etkisiz hale getirilmesini engellemek durumu da söz konusudur. Ve genellikle kurban edilenler de gençlerdir tanrı krallara kurban edilenler. Toplumun en değerlisi en kıymetlisi tanrılara kurban ediliyordu.

    “İKTİDARLAR KORKUYU KULLANARAK KENDİ YÖNETİMLERİNİ KUTSALLAŞTIRIYOR”

    İlk kurbanların çoğunun insan kurbanı olduğu yönündeki değerlendirmeler oldukça çarpıcı. Bu uygulamalar neden ortaya çıktı?

    Zeynel Kete: Çünkü eski toplumlarda kurbanın değeri, verilen şeyin kıymetiyle ölçülüyordu. En değerli olan ise çoğu zaman insandı. Ve aynı zamanda da en değerlisi olan genç insandır. Mezopotamya, Fenike ve bazı Anadolu toplumlarında kral çocuklarının, savaş esirlerinin ya da gençlerin tanrılara adandığına dair çok sayıda anlatı var. Bu yalnızca dini değil aynı zamanda siyasal bir işlev taşıyordu. İktidarlar korkuyu kullanarak kendi yönetimlerini kutsallaştırıyordu. Tıpkı günümüzde kapitalist modernist anlayışların en fazla gençlere yönelmesi gibi.

    “KASTİK BAĞLILIĞA” HAYIR DİYEN BİR DİRENİŞ ZİHNİYETİ SÖZ KONUSU

    Yani kurban ritüelleri aynı zamanda politik bir araç mıydı?

    Zeynel Kete: Kesinlikle. Tanrı-kral anlayışının egemen olduğu dönemlerde hükümdarlar kendi iktidarlarını “kutsal” göstermek için kurban ritüellerini kullandı. Tapınak düzeni, rahip sınıfı ve saray sistemi bu ritüeller üzerinden toplumsal itaati yeniden üretiyordu. İnsan kanı, iktidarın devamlılığının sembolüne dönüştürülmüştü. Kanın devamı ile kendi iktidarlarının devamı arasında paralel bir ilişki vardı. Tabii kendi çocuklarını Tanrı krallara kurban vermek aileler ve toplumlar tarafında da ciddi bir duygusal tepkilere de yol açıyordu. Bir aile nasıl isteyerek kendi çocuğunu kurban verir? Bir anne nasıl buna rızalık gösterir? Toplum hangi egemen zihniyetin düşünce kodlarıyla kendi çocuğunu öldürebilecek ve bunu isteyerek yapabilecek bir ortama gelmiştir? Başka bir ifade ile kastik katil avcı kültürünün toplumu nelere muhtaç ettiğini somut bir ifadesidir? Mutlaka bu anlayışa karşı da bir direniş gelişmiştir, özellikle annelerin bir itiraz mücadelesi olmuştur? Bu direniş damarı Ortadoğu ve Mezopotamya’da net olarak görülüyor? Özellikle yılın belirli aylarında yürekli gençlerin tandırları adanması öldürmesi sonucu itibariyle bir itiraza da yol açacaktır. Birer kast olan kutsal ve dokunulmaz olanlara dokunmak şeklinde bir sosyolojik bilinçlenme durumu mutlaka söz konusudur. Bu “kastik bağlılığa” hayır diyen bir direniş zihniyeti söz konusudur.

    “KANSIZ KURBAN ALEVİLİKTE ÖNEMLİ BİR YER TUTAR”

    Buna rağmen Mezopotamya kültürlerinde direniş damarının da geliştiğini söylüyorsunuz. Bunun en güçlü örneği nedir?

    Zeynel Kete: Kürt halk anlatılarındaki Demirci Kawa miti bu açıdan çok önemlidir. Dehak’ın zulmüne karşı halkı örgütleyen Kawa, yalnızca mitolojik bir kahraman değil; kutsallaştırılmış iktidara karşı halk vicdanının sembolüdür. Buradaki ateş yalnızca isyanı değil, yeniden doğuşu da temsil eder. Yani kurban ve acı bazen teslimiyet değil, özgürlüğün bedeli olarak anlam kazanmıştır.

    Ayrıca Zerdüşt peygamberin tümüyle iktidarı endekslenen yönteme karşı rıza toplumunun eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik değerlerini esas alan sorgulayan, bilgeliğe ve ahlaka dayalı yaşam tarzını öne çıkarma felsefesi toplumun kurban edilmesine karşı bir direniştir. Zerdüşt peygamberde hayvanın kurban edilmesini kabul etmemiş ve “kansız kurban” olarak tanımlanan hala Reya Héq Alevi inancında “lokma” olarak tanımlanan, tarımsal ürünlerden elde edilen bir dayanışma kültürü “şiv” hala canlıdır. Kimse görmeden perşembe geceleri ihtiyacı olanın kapısına bırakılan yemek yada tarımsal ürün. Zerdüşti inançta Ahura Mazda’yı memnun etmenin yolunu ” bacası tüten içi tarım hayvanları ve çocuklarla dolu bir çiftçi evini seyretmek kadar Ahura Mazda’yı memnun eden sevindiren hiçbir şey yoktur” şeklinde dile getirilmiştir. Mezopotamya bilgelik geleneğinde bu yönüyle güçlü bir direniş söz konusudur. Bu direniş en son İbrahimi kıssadan net olarak ifade edilmiştir . İbrahim insan kurbanına karşı tarihi bir itirazda bulunmuştur. Bu çerçevede düşünüldüğünde krallara “hayır ” itiraz etmeyi bir ritüel haline getirmiştir.

    İBRAHİMİ DURUŞ!

    İbrahim kıssasını ise “insan kurbanına karşı tarihsel bir itiraz” olarak yorumluyorsunuz. Bu yaklaşımın temelinde ne var?

    Zeynel Kete: İbrahim anlatısı çoğu zaman bireysel bir iman sınavı olarak okunuyor. Oysa tarihsel bağlamda bakıldığında çok daha büyük bir kırılmayı temsil eder. İbrahim peygamberin kurban kıssası bireysel olarak bir babanın bireysel kurtuluş mücadelesi değildir. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yönelmesi fakat sonunda bir koçun kurban edilmesi, insan kurbanlarının yerine hayvan kurbanının geçirilmesini simgeler. Bu aslında şu mesajı verir: “İnsan hayatı kutsaldır ve tanrılara insan kanı gerekmez.” eylemi  teolojik düzeyde de burada bir zihinsel sıçrama söz konusudur. Burada bir İbrahimi duruştan bahsedebiliriz; zamanın  Tanrı krallarına, kastik katillere karşı ideolojik bir duruş söz konusudur, aynı zamanda bir sorgulama.

    “GÖSTERİ TOPLUMUNUN GÖSTERİ RİTÜELİ HALİNE GELMİŞ BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    Bu durumda İbrahim anlatısını dönemin egemen düzenine karşı bir ahlaki çıkış olarak mı görüyorsunuz?

    Zeynel Kete: Evet. Çünkü tanrı-kral düzeni insanların ölümünü meşrulaştırıyordu. İbrahim anlatısı ise insanın yaşamasını merkeze koydu. Bu nedenle yalnızca dini değil, etik ve toplumsal bir dönüşümden söz ediyoruz. Burada asıl mesele, insan hayatının kutsallığının ilan edilmesidir. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi bir eylemdir. Söz konusu hakikat olunca insanın en çok kıymet verdiği şeyi terk etmesidir, terkin sembolik ifadesidir. Burada sosyolojik bir bilinç durumu söz konusudur. Pasif bir ibadetten ve tanrıyı memnun etmekten çok insanı yaşatmaya yönelik bir bilinç eylemi olarak tanımlamak söz konusudur.

    Evladını kurban etme meselesi çoklu sembolü içinde barındırıyor. Bu anlatıyı sembolik okuduğumuzda, insanın en kıymetli olanı hakikat uğruna ortaya koymasını görüyoruz. Burada mutlak adanmışlık var; hakikate yakın olma durumu söz konusudur. Anlatının sonunda insan korunuyor. Dolayısıyla esas vurgu ölüm değil, yaşamın korunmasıdır. Bugün yaşanan sürece baktığımızda ölüm ve yaşam düalizmi çerçevesinde düşünüldüğünde hala insanlar ölüyor. Her gün can evinden vuruluyoruz, yaşam alanlarımız birer birer yok ediliyor. Modernizm hemen hemen bütün ritüelleri sosyolojik bilincinden uzaklaştırarak gösteri toplumunun kendi egosunu tatmin etme ritüeli haline getirmiştir. Gösteri toplumunun gösteri ritüeli haline gelmiş bir durum söz konusudur.

    “KURBAN RÜTÜELİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN DENETİMİNDE FİNANS KAPİTALİN HİZMETİNE SUNULMUŞ”

    Konuşmanızda modern dünyaya da güçlü bir eleştiri yöneltiyorsunuz. Bugün kurbanın anlamı sizce nasıl değişti?

    Zeynel Kete: Bugün modernizmin ya da Nehak kesimlerin bireyi, toplumu, doğayı, canlıyı korumadan çok “karşıt İslam, iktidar İslami, Emevi İslam anlayışı” esas alınarak birçok ibadetin sosyolojik bilinç çerçevesi karartılmıştır. Bugün kurban çoğu zaman yalnızca hayvan kesimine indirgenmiş, bireysel bir ibadet durumuna getirilmiştir. Kurban rütüeli birçok cemaatin ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde finans kapitalin hizmetine sunulmuş bir sermaye ritüeline dönüşmüştür. Kurban fiyatlarının belirlenmesi, kurban olacak hayvanın satın alımı aşamasından başlanarak, kesilmesi, doğranması, dağıtılması ve uluslararası düzeyde de bunun gerçekleştirilmesi güçlü bir pazar ekonomisi oluşturmuştur.

    Oysa kurbanın özü paylaşmak, yakınlaşmak, bencilliği aşmak, içindeki sahte putları kırmak,toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve zulme karşı durmaktır. Eğer bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa, zamanın zalimine karşı bir direniş hattı oluşturamıyorsa, sizi hakikate yakınlaştırmıyorsa, özgürleştirmiyorsa, toplumla ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak ikrarlaşmıyorsanız, insanların acısını azaltmıyorsa, o zaman ahlaki özü eksik kalır. Ritüelde güçlü bir ahlaki damar söz konusu değil ise zamanın “modern tanrılarına” hizmet eder. Modern Tanrı kralları memnun edersiniz onun ötesine gitmez.

    “İNSANLAR HÂLÂ SİSTEM ADINA YOKSULLAŞTIRILIYOR, DİN ADINA SAVAŞLARDA ÖLÜYOR”

    “Modern tanrı kralları” ifadesiyle neyi kastediyorsunuz?

    Zeynel Kete: Bugünün dünyasında iktidar yalnızca siyasi baskıyla değil; kapitalizm, sömürü, kimlik inkârı ve kültürel yok sayma üzerinden de kuruluyor. İnsanlar hâlâ sistem adına yoksullaştırılıyor, din adına savaşlarda ölüyor, haklarından mahrum bırakılıyor. İnsanı insan olmaktan çıkaran her sistem aynı zamanda Modern Tanrı Krallar sistemidir. Dolayısıyla kurban meselesi bugün de güncel; sadece biçim değiştirmiş durumda. Günümüzde bu İbrahimi gelenek bu kültürel direniş damarı hala Kürtler içerisinde güçlü bir şekilde devam etmektedir.

    “İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN BİR BİLİNÇ EYLEMİ HALİNE GELMELİ”

    Kürt halk mücadelesiyle İbrahim anlatısı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

    Zeynel Kete: Kürt halkının kolektif hafızasında özgürlük uğruna büyük bedeller verilmiştir. Gençlerin hakikat ve özgürlük için mücadeleye katılması, çoğu zaman “en kıymetliyi verme” düşüncesiyle ilişkilendirilmiştir. Bu yönüyle bazı toplumsal mücadeleler sembolik olarak İbrahim anlatısına benzetilebilir. Burada ölümün kutsanması değil, onurlu yaşam iradesi öne çıkar. Demirci Kawa’nın ateşinin söndürülmemesi bu direnişi, gençlerin yok edilmesi anlayışına karşı, özgür yaşamı inşa etme anlayışının ifadesidir. Kurban ritüellerinin gerçekleştirildi bir ayda olduğumuzdan dolayı şunu da belirteyim; ritüeller toplumu özgürleştirmezse, sosyolojik bir bilinç ortamı yaratmazsa, birey ve toplumun pasif bir ibadet çerçevesine sığdırırsa bir anlam ifade etmez. Asıl olan insanı özgürleştiren bir bilinç eylemi haline gelmesi lazımdır.

    “ALEVİLER ÖZGÜRLÜK ARAYIŞINI BİR İBADET RİTÜELİ HALİNE GETİRİRLER”

    Demirci Kawa’nın ateşiyle bugünün mücadeleleri arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

    Zeynel Kete: Kawa’nın ateşi zulme karşı halkların yeniden ayağa kalkmasının simgesidir. Bugün de esas mesele insanların insanca yaşayabildiği, adaletin ve özgürlüğün hâkim olduğu bir düzen kurabilmesidir. Ateş burada yıkımın değil, yeniden doğuşun sembolüdür. Yok edilen hafızanın, özgürlüğün,adaletin, komünalitenin yeniden varoluşunu simgeler. Bu bakımdan Aleviler cem ekranında çerağ (ışık, ateş, nur, güneş) uyandırırlar. Yani özgürlük arayışı bir ibadet ritüeli haline getirirler.

    “BİRLİK VE BERABERLİĞİN İNŞA EDİLDİĞİ RİTÜELLERDE ADAKLAR ADANIR”

    Alevi inancında kurban rütüeli ne anlama geliyor neyi ifade ediyor? Aynı zamanda bir ocak avladı ve bir pir olarak bu konuyu nasıl yorumlarsınız?

    Zeynel Kete: Doğrusunu sorarsanız belki de mevcut inançlar içerisinde kurban ritüelini en fazla yerine getiren inançlardan birisi Alevilik desek hiç de abartı olmaz. Alevi inancında sadece yılın belirli bir takviminde bu ritüel yerine getirilmez. Her ne kadar ki kadim Réya Hêq Alevi inancında kanlı kurbandan çok kansız kurban olarak tanımladığımız, daha çok tarımsal ürünlerden oluşan “lokma” kültürü belirleyici olsa da, günümüzde kurban rütbeli yapılmaktadır. Aleviler özellikle Xizir ayında, Sersal (yeni yıl), Gaxand ve Muharrem Orucu’ndan sonra kurbanlar kesilir. Ayrıca bahar aylarında mevsimin bereketlenmesi gibi çoklu zamanda kurbanlar tığlar. Yine Alevi toplumsal hafızasında toplumsal hafızayı temsil eden kişilerin (pir , mürşit, rayber) hanelere geldiğinde durumu iyi olanlar kurban keserler. Ayrıca ikrar tutma ( musahiplik ) kurbanı, çeşitli cem erkanlarında, birlik ve beraberliğin inşa edildiği ritüellerde adaklar adanır.

    Esasında Alevi süreklerinde kurban olmazsa olmaz bir ibadetten çok, kişinin imkanları doğrultusunda yerine getirmeye çalıştığı bir ritüeldir. Bu ritüel yerine getirildiğinde “kesmek” fiili kullanılmaz bunun yerine “tığlamak” kelimesi kullanılır. Tığlamak; kesmek fiilinin anlamına gelmez, kurban öncesi toplumun birlik içinde olması küskünlerin barışması, bir araya gelmeleri birbirleri ile niyazlaşmaları, duyguda ve ruhta birlik içinde olmalarını ifade eder. Halk için, hakikatten yana, iç barışı tesis etmek, paylaşmak, gönül almak manasına da gelir.

    Nefsi tığlamak, bencilliği, kini, kibri, egoyu, korkuyu, iktidarı yok etmektir. “Canım kurban tenim tercüman” diyerek Mansur darında direneceğine ikrar vermek ve ikrarında durmaktır.

    “KASTİK HUKUKA KARŞI ANA- KADININ KEMALETİNE İHTİYAÇ VARDIR”

    Son olarak, sizce bugün insanlığın en çok neye ihtiyacı var?

    Zeynel Kete: Bence insanlığın bugün yeni kurbanlara değil, ortak bir vicdana ihtiyacı var. İnsan hayatını, adaleti, özgürlüğü ve toplumsal barışı yeniden kutsal sayan bir ahlaki zemine ihtiyaç duyuyoruz. Kurban ancak yaşamı savunuyorsa anlamlıdır.  Nefsini tığlamak üryanlaşmaktır. İnsanı insan olmaktan çıkaran günümüzün Nehak sistemleri aynı zamanda anlamsal ve yapısal olarak da derin bir bunalım içindedirler. Derinlikli bir şekilde iflasın eşiğindedirler. Asalakça bir yaşamlarını sürdürmek için her gün toplumu kurban ediyorlar, doğayı kurban ediyorlar.

    Dünyamız bir değişim ve dönüşüm eşiğindedir. Bu değişim ve dönüşüm eşiği toplumu özgürlüğe, barışa ve demokratik topluma doğru götürecektir. Toplumun en fazla barışa ihtiyacı vardır diyebiliriz. Kastik hukuka karşı Ana- Kadının kemaletine ihtiyaç vardır.

    Günümüzde birey, toplum ve doğanın baskı altına alındığı, bireyin ve toplumun iradesinin yok sayıldığı, her türlü şiddet yönteminin kullanıldığı, kastik katil anlayışından algoritmik tahakküme edilen bir sürecin yaşandığı çok kapsayıcı, çok katmanlı bir  biyoiktidar durumu söz konusudur. Belki kadim dönemlerindeki gibi iktidar anlayışları eskide olduğu gibi “öldürme hakkı”nı rahat bir şekilde kullanmayabilirler ama toplumu yönetme, kontrol etme, denetim altına alma, üretme, düzenleme şeklinde bir işleyiş üzerinden kendini var ediyorlar.

    Günümüzde toplumsal yapı sadece savaşlarla, klasik soykırım yöntemleri ve şiddetleri ile değil; psikolojik, sosyal kültürel ahlaki bir biçimde toplum kuşatılmış ve çökertiliyor. Bütün bu yaşanan algoritmik şiddete karşı ancak barış ve demokratik toplum inşası ile karşı durulur. Bütün bu yaşananlara karşı demokratik, komünal ve özgürlükçü bir yaşamın inşası toplumu kurtaracaktır.

    Toplumsal doğadaki eğilimler özgürlükten yanadır. Bütün evrenin semah dönmesi özgürlük arayışını ifade eder.

    Başta kurban ritüeli olmak üzere bütün inançlara ait ritüeller sosyolojik bir bilinçle ve toplumu özgürleştirir pasif hale getirmediği zaman kendi tarihsel hakikatiyle bütünleşir. Bu duygularımla ibadetlerini ve kurban ritüellerini pasif bir ibadet haline getirmeyip hakikati ile bütünleştiren bütün kesimlerin bu bilinçli eylemlerini kutlar saygılar duyarım. Ben de kurbanla ilgili kadimden bugüne kadar yapmış olduğunuz bu tarihsel sosyolojik röpotajdan dolayı teşekkür ediyorum. Nefsini kurban edenlerin kurbanları hak kadında kabul ola.

    Diren KESER/ADANA

  • FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    PİRHA-Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Demokratik Alevi Federasyonu, bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulayarak, “Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ve Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kurban Bayramı’na dair açıklama yaptı.

    Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulanan açıklamada, “Ancak bugün halkların yaşadığı coğrafyada savaş, baskı, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmektedir. Öte yandan Suriye’de Alevi halkına yönelik tehdit hâlâ devam etmektedir. Mezhepçi politikalar, silahlı çetelerin saldırıları ve savaşın yarattığı güvensizlik ortamı nedeniyle Alevi halkı ciddi bir yaşam tehdidi altında bulunmaktadır. Ayrıca bayram öncesi dönemde Düzgün Baba ve Elif Ana Türbesi gibi inanç merkezlerine yönelik Alevi toplumunun kutsallarına ve hafızasına saldırılar ciddi endişe yaratmıştır” denildi.

    “BARIŞ, HALKLARIN GERÇEK BAYRAMIDIR”

    Doğa talanı, JES projeleri ve benzeri uygulamalarla Alevi coğrafyasının ve yaşam alanlarının yok edilmek istenmesine dikkat çekilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Bilinmelidir ki Alevi inancında doğa kutsaldır; iktidarlık, tahakküm ve doğayı yok sayan anlayışlar bu inancın özüne terstir. Bizler bu yıkım politikalarını görüyor ve kabul etmiyoruz. Eğer demokratik barış süreci hayata geçirilir, eşitlikçi ve özgürlükçü yasalar çıkarılırsa; işte o zaman bayram gerçek anlamına kavuşacaktır. Çünkü barış; halkların demokratik bir ortamda huzur içinde yaşaması, gençlerin geleceğe umutla bakması, kadınların özgür olması, inançların eşit kabul edilmesi ve toplumun zamanla ekonomik refaha ulaşması demektir. İşte gerçek bayram budur.

    BARIŞ TALEBİNİ DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEK TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR

    Demokratik çözüm ne kadar gecikirse; baskılar, hukuksuzluklar, yoksulluk ve antidemokratik uygulamalar da o kadar derinleşmektedir. Türkiye’de demokratik alan giderek daraltılırken, muhalefete yönelik baskılar ve antidemokratik uygulamalar toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Cumhuriyet Halk Halk Partisi’ne yönelik siyasi baskılar, bağımlı yargı eliyle muhalefeti dizayn etme girişimleri ve halk iradesini hedef alan uygulamalar kabul edilemezdir. Bu nedenle halkın, demokratik kurumların, kadınların ve tüm toplumsal muhalefetin barış talebini daha güçlü sahiplenmesi tarihsel bir sorumluluktur.

    BAYRAMI BAYRAM YAPAN BARIŞTIR

    Alevi inancında esas olan; zalimin zulmüne karşı hakikatin yanında durmak, lokmayı paylaşmak ve rızalık temelinde yaşamı büyütmektir. Bayramlar ancak adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün olduğu yerde anlam kazanır. Bizler FEDA ve DAKB olarak; her türlü hile ve baskı politikalarına rağmen bu bayramda bir kez daha “onurlu ve demokratik barış” diyoruz. Çünkü gerçek bayram; yalnızca takvimlerde kutlanan günler değildir. Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz. Bayramı bayram yapan barıştır ve barış halkların gerçek bayramıdır.”

    HABER MERKEZİ

  • ABF Yol Erkan Kurulu: Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir!

    ABF Yol Erkan Kurulu: Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir!

    PİRHA- ABF Yol Erkan Kurulu, Kurban Bayramı’na dair yazılı açıklama yaparak, “Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur. Yolumuzda kurban, kişinin imkânı ve içinde bulunduğu konuma göre rızalıkla sunulan her şeydir. Bu bazen bir hayvanın tığlanarak kurban edilmesi bazen de Kırklar Cemi’nde olduğu gibi, bir üzümün kırka bölünmesi ile olur” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yol Erkan Kurulu, Kurban Bayramı’na dair yazılı açıklama yaptı.

    “Gelmişiz cananın asitanına/Sıtk ile sarıldık dost demanına/Canı baş vermişiz aşk meydanına/Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez/Yürekte gizlidir bizim derdimiz/Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz/Nefsimiz iledir daim harbimiz/Cahil-i nadanla kavga gerekmez” dizelerinin paylaşıldığı açıklamada, Alevi-Bektaşi yol erkânı âşıkların, sadıkların geçmişten günümüze aktardığı nefeslerle ve dizelerle ifade edildiğini belirtti.

    Kurban ve bayram kavramlarının da bu minvalde değerlendirilmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Canlar, son dönemlerde inancımıza başka inançların etkisi ile eklenmeye çalışılan “Bayram Cemi” adı altında, gelenekte olmayan ritüellerin ya da kurban kesmeyi zorunluluk olarak gören anlayışın Alevi-Bektaşi yol erkânında yeri yoktur. Kurban kesmenin belirli bir zamanı da yoktur. Niyete göre belirlenir. Kurbanın kanı uluorta yerlere akıtılmaz, kanı ve kemikleri toprağa sırlanır. Özü çürük ervahın kurban keserek, insan ve doğa ile rızalaşması mümkün olmaz.

    “Aşinayı musahib kavlin bilmeyen/Men aref sırrına vakıf olmayan/Özünü pak edip Cem’e gelmeyen/Hakk’ın lokmasını yese ne fayda”

    Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur. Yolumuzda kurban, kişinin imkânı ve içinde bulunduğu konuma göre rızalıkla sunulan her şeydir. Bu bazen bir hayvanın tığlanarak kurban edilmesi bazen de Kırklar Cemi’nde olduğu gibi, bir üzümün kırka bölünmesi ile olur. Esas olan, kurbanı kendi hanende saklamak değil, canlarla paylaşmak ve gönüllerin birlenmesidir.  Hünkar’ın, Kadıncık Ana’nın kara kazan düsturunda olduğu gibi, yiyene helal yedirene delildir.

    Alevi-Bektaşi inancında Hakka ulaşmak, ak-pak olmakla, eline beline diline sahip olmakla olur. Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir. Bayram ise yola turab olmak ve Pir’in cemaline niyazdır. Zalime biat edilmediği, gönüllerin kırılmadığı, mazlumların yüzünün güldüğü her gün bayramdır.

    “Kurbanlar tığlanıp gülbeng çekildi/Gaflet uykusundan uyana geldim/Dört kapı sancağı anda dikildi/Üryan büryan olup meydana geldim” Nefsini kurban, tenini tercüman eden canlara Aşkı Niyazlarımızla…”

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    PİRHA – Dede Musa Kazım Engin, Kurban Bayramı geleneği hakkında bilgi verdi. Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” diye belirtti. Dede Musa Kazım Engin, bayramlarda cem yapılmasının da Alevi inancında yer almadığını vurguladı.

    Kureyşan Ocağı’ndan Dede Musa Kazım Engin, Müslüman toplumu tarafından kutlanan Kurban Bayramı’na ilişkin yazı kaleme aldı.

    Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” dedi.

    İnsanlık tarihindeki kurban ritüellerine değinen Dede Musa Kazım Engin, ‘kan akıtmak, kurban vermek’ geleneklerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Kurban, kelime olarak Arapça “Kurb” sözcüğünden türemiştir. Anlamı “yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.

    Eski uygarlıklarda çok tanrılı dönemde, “doğaüstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim” diye yalvarışının ardından dünyaya gelen oğlu İsmail’i, verdiği sözde durarak, kurban etmek ister. Bunun üzerine bir koç gönderildiği ifade edilerek, İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği birçok inançlarda yerini almıştır.

    En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

    Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir. Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür.

    Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilim insanları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip “insan kurban edilmesi” anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

    İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine “koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği kaldırılmış, insanlık tarihi açısından çok önemli olan “insan kurban edilmesine” son verilmiştir.”

    “ALEVİLİKTE ‘KURBAN’ LOKMADIR”

    “Alevilikte kurban algısı” başlığını da irdeleyen Dede Musa Kazım Engin, şöyle devam etti:

    “Aleviler esas olarak kurbanı “Yol’a kurban olmak ve yol uğrunda gerekirse boynunu vurdurmak” olarak algılarlar. Alevilerde ise ‘kurban’ dendiği zaman asıl kurban “nefsini tığlamaktır”. Çünkü Alevilerde dualarda “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el hakka insani kâmil mertebesine erip, o meydana gelmektir.

    Canım erenlere kurban,

    Serim meydanda meydanda,

    İkrarım ezelden verdi,

    Canım meydanda meydanda,

     

    Gerçek olan olur gani,

    Gani olan olur veli,

    Nesimi’yim yüzün beni,

    Derim meydanda meydanda.

    Alevi inancının temeli “ikrar” vermektir ve ahdine/ikrarına sadık olmaktır. Yani “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı ve yolu uğruna canını seve seve verecek kâmil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.

    Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak “Dünya’da cennet” için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır. Alevi Yol uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

    Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hakk’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte “kurban” lokmadır.

    Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Aleviler keyfi olarak cana kıymazlar, geçmişte Ahiler “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz” diyerek kendi cemaatlerine “avcıları” almamışlardır.

    Yetmiş deve ile Kâbe’den gelsem

    Amentü okusam abdestim alsam

    Ulu camilerde beş vaktim kılsam

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    Arafat’ta kurban kessem yedirsem

    Hac kurbanın kabul oldu dedirsem

    Pir aşkına su doldursam su versem

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    (Kul Himmet)

    Bugün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde, mahallesindeki yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

    Bu konuda dedeler/pir ve anaların gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de dede/pir ve analara, halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi, kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, Yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe paylaşarak bayram edebiliriz.

    Gelmişiz cananın asitanına

    Sıtk ile sarıldık dost damenine

    Canla baş koymuşuz aşk meydanına

    Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez!

    “İbreti Baba”

    Ramazan ve Kurban Bayramlarında cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır ve Cem Vakfı’nın Aleviliğe soktuğu bir virüstür.

    Boz atlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.

    Aşk ile!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan Aslan: Kurban, kan akıtmak Aleviliğin erkanına uymaz!

    Erdoğan Aslan: Kurban, kan akıtmak Aleviliğin erkanına uymaz!

    PİRHA – Kiel Alevi Toplumu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Aslan, Kurban Bayramı geleneğinin Alevi inancında yer almadığı belirtti. Aslan, konuya dair açıklama yaparak “Bizler cana kıymanın bayramını veya erkânını yapmayız. Fakir fukaraya, yetim, dul, sakat, çocuk, öğrenci ve yaşlı ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermeyi en büyük kurban olarak biliriz” dedi. 

    Almanya’nın Kiel şehride faaliyet yürüten Kiel Alevi Toplumu, Kurban Bayramı’na ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

    Kiel Alevi Toplumu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Aslan imzasıyla paylaşılan yazıda “Cana kıymak ve bayramlaştırmak Aleviliğin erkanına uygun değildir” ifadelerine yer verildi.

    “İNANCIMIZIN TEMEL FELSEFESİNE AYKIRIDIR”

    Cana kıyanların Alevi inancında yer alamayacağını vurgulayan Erdoğan Aslan, şu açıklamayı paylaştı:

    “Müslümanların “Kurban Bayramı” yaklaşırken, ortalık kana revana bulanmadan, bazı bilinmesi önem taşıyan bilgileri özüyle hatırlatmak ve tartışmaya tekrar ve tekrar Alevi Kızılbaşlar açısından açmakta yarar var.

    Ne yazık ki görüyoruz ve yaşıyoruz, daha kendi inancından emin olamayanlar, Alevi Kızılbaş inancını kendine özgü bir inanç olarak sindiremeyenler, devletin asimile edemediği biz Alevi Kızılbaşları AABF İnanç Kurulu dedeleri ve anaları üzerinden hizaya çekme gayretindeler.

    Bu sorumsuzluğu eyaletlerde güncel hak anlaşmaları yapan bizlerin, Alevilerin bayramlarını şöyle sıralarken, zor durumda bırakanlar bir kez daha kolektif gayretten yana olmalılar.

    21 Mart Newroz ( Nevruz Sultan)

    5/6 Mayıs Hıdırellez

    Hicri takvim (şimdilik): Aşure

    Bu günler Alevi Kızılbaşlar için tatil günüdür.

    Alevilik inancında ne Kurban Bayramı vardır, ne de Aleviliğe adapte ettiğiniz Kurban Erkânı. Ama kurban geleneği vardır, işte o kurban da ‘Lokma’dır. Lokma da yârin yanağından gayrı, acı tatlı her şeyi, Kırklar Ceminde olduğu gibi, Salman’i Farsi tarafından lokma olarak getirilen üzüm tanesi gibi, onu kırka paylamaktır. İşte buna da ‘Kansız Kurban’ deriz. Amaç, canları bir araya getirmek, hakça paylaşmak, açları doyurmak, cana (Hakk’a) olan sevgiyi yüceltmektir. Bizler cana kıymanın bayramını veya erkânını yapmayız, inancımızın temel felsefesine aykırıdır.

    Kendine özgü bir inanç olan Aleviliğe, Kurban Bayramı veya uydurulmuş Kurban Erkânı sığmaz. Lokma (kurban) illa et olacak, herkes her yıl bir hayvan kesecek diye bir kural yoktur. Örneğin kurban bir elma da olabilir.

    ‘Dosttan bir elma geldi

    Elma ne güzel elma

    İçi turunç dışı turunç

    Ne güzel elma’

    İbrani dinlerin bayramı olan Kurban, yani kan akıtarak bayramlaştırmak, Aleviliğin erkanına uymaz ve bu bayramı Alevi inancı ile bağdaştırmak isteyenler ve ‘Kurban’ diyerek bayramlaştırarak cana kıyanlar veya kan akıtanlar, inancımızda, cem meydanında düşkündürler. İnancımızda yolun bütün kapıları cana kıyana kapalıdır.

    Biz varlığa, gerçeğin birliğine, kamil-i insana/pire gönül vermiş ve onlarla ikrar bağlamışız. Bu anlamda herhangi bir Allaha yaklaşmak gibi bir derdimiz, tasamız yoktur.

    “FAKİRE YARDIM, ÇOCUK, YAŞLI İHTİYACINI GİDERMEK EN BÜYÜK KURBANDIR”

    Fakir fukaraya, yetim, dul, sakat, çocuk, öğrenci ve yaşlı ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermeyi en büyük kurban olarak biliriz. Şahı Şehidi İmam Hüseyin, Hüseyin bin Hallac-ı Mansur, İmameddin Nesimi, Şah Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Deliormanlarda, kuyularda canlı yakılanlar, Koçgiri’de, Dersim’de, Malatya’da, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de, Gezi’de ve tüm Alevi uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

    Aleviler her hangi bir canı değil Hakk Yol’una, pir divanına, cem meydanına canını kurban eder, başka kurban da bilmezler. Alevilikte verilen her lokma bir kurbandır aslında.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    PİRHA-“Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu ‘Bayram cemi’ adı altında yapılan erkânların Aleviliğe ait olmadığını kaydetti. ABF açıklamasında “Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” ifadeleri yer aldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tarafından yayımlanan “Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı açıklamada, “Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” denildi.

    “ALEVİLİKTE KURBAN, ORTALIĞI KAN GÖLÜNE ÇEVİRİP BAYRAM YAPMAK ANLAMI TAŞIMAZ”

    CEM Vakfı’nın yıllar önce başlattığı erkânların Aleviliği şiileştirmek ve caferileştirmek olduğu belirtilen ABF açıklamasının tamamı şu şekilde:

    “Kelime kökeni Arapça ḳrb kökünden gelen ḳurbān قربان “tanrıya sunulan adak” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ḳurbān קרבן sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice #ḳrb קרב “1. yakın olma, yaklaşma, 2. hediye verme, adak sunma” kökünden türetilmiştir.
    Kurban; kelime olarak Arapça’da “Kurb” kökünden gelip, akraba kelimesi ile aynı anlama gelir. Anlamı: Yakın olmak, yakınlaşmak demektir. “Ben sana kurban olurum” diyen birisi, “Beni götürüp ‘Arafat’ta’ kes” demez. Benim sana sevgi ve muhabbetim-yakınlığım var demek ister. Bunun delili olarak da bir sunak, bir hediye verir. İşte, pirimizin evimize geldiği günü bayram sayan biz, Aleviler; Musahip tutup yola ikrar vereceğimiz gün, gönüllerin birliği (akraba-yakın olma) adına kurban tığlarız.

    Her yıl Pir divanına-Hak huzuruna çıktığımızda Dar’a durup görgü-sorgudan geçtiğimiz gün de tercüman kurbanı tığlanır. “Yani yılda bir kurban talibin hakkı” denir. Bunun haricinde Hızır orucu bitiminde, Yas-ı Matem orucu bitiminde, adak, dilek kurbanları, dergâh ve türbe ziyaretlerinde de dilek ve murat kurbanları, tığlanır.

    Özetle Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hatta kurbanlıklar önceden belirlenir, ona özenli davranılır, eziyet edilmez ve özel bakılır. Aklanıp temizlenip cemde huzura getirildiğinde bir işaret gösterip rızalığını beyan etmez de kaçarsa, kovalanıp yakalanarak boğazlanmaz.

    “ALEVİLERİN KURBAN BAYRAMI KUTLAMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

    Evrende, canlı-cansız her nesneyi hakkın bir parçası olarak gören inancı, birilerinin, cana kıyarak yaptıkları ibadete benzetmeye çalışmak, hele de sonuna bayram ekleyip kutlamalar yapmak, olsa olsa cahillikten ve bilgisizlikten olur.
    ​Kurban bayramı; Zilhicce ayında, Hac yoluna düşüp, Kâbe’ye giderek, günahlarından arındığına inanan insanların kestiği kefaret kurbanının bayramıdır.

    “Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, Tac’da değildir. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hacda değildir” diyen Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Hac yollarına düşmeyen, umre ziyareti yapmayan bir inanca, bayram yakıştırması yapmak, bu inanca yapılacak en büyük kötülüktür. Kâbe’nin etrafında dönemeyip, Mina’da şeytan taşlayıp günahlarından kurtulduğu için kurban kesip bayram yapmayan Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir.

    “UYDURMA ERKANLARIN HİÇBİRİ BİZE AİT DEĞİLDİR”

    ​Yaklaşık 15-20 yıl önce, Cem Vakfının başlattığı ve amacı Alevileri Şii’leştirmek veya Caferi’leştirmek olan uydurma erkânların hiçbiri bize ait erkânlar değildir. Atamızın–ceddimizin yapmadığı (Bayram cemi, Kurban cemi vb.) hiçbir erkânın kurumlarımıza dayatılmasını doğru bulmayız.

    Bu amaçla Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı tüm bileşen ve şubelerimizde bayram cemi, kurban cemi, bayram erkânı, kurban erkânı ve benzer isimler altında erkân yapılmaması gerektiği, aksi davranışın, yolumuza ve birliğimize yapılan bir saldırı olarak algılanacağı bilinmelidir. Şubelerimizin bu konu ile ilgili göstereceği hassasiyete şimdiden teşekkürlerimizi sunarız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • CEM Vakfı’nın ‘Bayram Cemi’ ısrarı

    CEM Vakfı’nın ‘Bayram Cemi’ ısrarı

    PİRHA-CEM Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkan Vekili Hayrettin Derun tarafından CEM Vakfı şubelerine gönderilen yazı ile 9 Temmuz Cumartesi günü sabahı ‘bayram cemi’ yapılması talimatı verildiği öğrenildi. 

    Alevi toplumunun tepki göstermesine, Alevi inancında olmamasına rağmen CEM Vakfı ‘Bayram Cemi’nde ısrar ediyor. CEM Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkan Vekili Hayrettin Derun tarafından CEM Vakfı şubelerine gönderilen yazı ile 9 Temmuz Cumartesi günü sabah cemi yapılması talimatı verildiği öğrenildi. Derun’un şubelere gönderdiği talimatta şu ifadelere yer verildi:

    “Birlik ve beraberliğin vesilesi olan bayramların birlikte kutlaması aşk-ı ile şubelerimizin 9 Temmuz Cumartesi günü bayram sabahı açık olması ve her şubenin kendi bölge saati ve zamana göre (Örnek: İstanbul 06.30) cem yapılması uygun görülmüştür.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Bayram tatili 9 güne çıkarıldı

    Bayram tatili 9 güne çıkarıldı

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı tatili süresinin dokuz gün olacağını açıkladı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığını duyurdu.

    Erdoğan, “Kurban Bayramını tatilini takip eden günler ile 15 Temmuz arasındaki Çarşamba ve Perşembe günlerinin idari izin kapsamına alınacağı haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.” dedi.

    Buna göre Kurban Bayramı tatili 9 – 17 Temmuz arası olacak.

  • İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerinin ‘Kurban ve Kurban Bayramı’ geleneğini anlattı

    İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerinin ‘Kurban ve Kurban Bayramı’ geleneğini anlattı

    PİRHA-Önceki dönem Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Şube Başkanı İbrahim Kızıler, Alevilerde ve Tahtacı Türkmenlerde kurban ve Kurban Bayramı’nın nasıl karşılık bulduğunu anlattı. Kızıler, Alevi toplumunda kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını belirterek “Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girmiştir” dedi.

    İslami bir ritüel olarak kutlanan Kurban Bayramı, Alevi toplumunun bir kesiminde de karşılık bulmakta. Yol önderleri, her ne kadar “Alevilikte kurban kesmek, bayram kutlamak yok” dese de bu görüşe karşı çıkanlarda var.

    ‘Kurban Bayramının, kurban kesmenin Tahtacı Türkmenlerde nasıl bir karşılığı var?’ sorusunu, Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı önceki dönem şube başkanı İbrahim Kızıler ile konuştuk. Kızıler, ‘Kurban’ kelimesinin Türkçe’ye Farsça’ dan, Farsça’ya ise Arapça’dan geçmiş bir sözcük olduğunu, sözlükte ise ‘yaklaşmak’ anlamına geldiğini belirtti. Kızıler ayrıca “Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır” ifadesini kullandı.

    KURBANSIZ BİR ALEVİ TOPLULUĞU GÖREMEYİZ”

    İbrahim Kızıler, ‘Kurban’ ve ‘Kurban Bayramı’ kavramlarının farklılıklarına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Günümüzde her insan, kendi yaşam biçimi, hayat tarzı ve ideolojik şekillenmişliği doğrultusunda her konuya baktığı ve yorumladığı için Kurban ve Kurban Bayramı konusunda da kabullenme bu bakış açısı doğrultusunda olacaktır.

    Konuyu iki açıdan değerlendirmek gerekiyor. Birincisi ‘Kurban’, ikincisi, ‘Kurban Bayramı’. Bu iki konu asla birbiriyle karıştırılmamalıdır. Kurban en eski çağlardan hatta ilk ilkel toplumlardan buyana vardır. Bunun inanç birlikteliği sağlamış toplumlarla ilgisi yoktur. İlkel toplumlardan bu yana insanlar, korkularından veya başına gelen veya gelebilecek olaylardan dolayı kurban ritüeline başvurmuştur. Bu etnik köken veya dini inanışlarla değil, kendi iç dünyalarında var ettikleri geleneklerden bir tanesidir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerin de anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a ‘Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim’ diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu İsmail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir kara gözlü koç indirilir ve İsmail, kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği bütün İbrahim’i inançlarda yerini almıştır. Bu anlatıdan ve inançtan sonra da Hakk’a insan kurban etmek son bulmuştur.

    Alevilerde Kurban ve Kurban bayramı kavramlarına baktığımızda, kurbansız bir Alevi topluluğu göremeyiz. Çünkü Alevilerde kurban ikiye ayrılır;

    1-Kansız Kurbanlar

    2-Kanlı  kurbanlar

    Kansız kurbanlar genelde yiyecek (Çerez-meyve, giyim, kuşam, içki ve nefis kurbanı vs. sayılabilir) türleri ile olabilmektedir.

    Kanlı kurbanlar ise bir canlı hayvanın kesilerek yedirilmesi veya dağıtılması şeklinde gerçekleşmektedir.”

    “ALEVİLERDE KURBAN GELENEĞİ İSLAMİYET ÖNCESİNE DAYANMAKTA”

    İbrahim Kızıler, Alevi toplumunda Kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını ifade etti. Kızıler, Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girdiğine işaret ederek “XIII. yüzyıl öncesinde Alevilikte bugün anladığımız anlamda bir Kurban Bayramı anlayışı yoktur” dedi.

    İbrahim Kızıler, günümüz Alevi toplumunun hangi durumlarda kurban kestiğini de sıraladı. Kızıler, “Alevilik de, Pirin evine gelindiğinde, cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, müsahiplik tutulduğunda, Sultan Nevruz ve Hıdırellez ile herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyinin ardından lokma vermek için kurban kesilir. Bunlar da kanlı kurbanlardır” dedi.

    “KANSIZ KURBANLAR VE KURBAN BAYRAMI ORTAKLIĞI VARDIR”

    İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerdeki kurban geleneğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Tıpkı diğer Alevi topluluklarında olduğu gibi kansız kurbanlar ve  Kurban Bayramı ortaklığı söz konusudur. Fark ise, uygulamalardadır. Tahtacı Türkmenler Kurban Bayramı arifesinde çarşıdan bayram alışverişi yaparlarken çerezlerden oluşan adaklık da alırlar. Her hane bu adaklıklardan hazırladığı bir tepsi ile evinin önüne çıkar ve ‘Gelin adağa, gelin adağa’ diye bağırırlar. Köyün bütün çocukları ellerinde sepetler ile adağa çağırılan evleri ziyaret ederek adaklarını alırlar, Çocukların yanında, yoldan gelen geçenler de alır. Bu bir nevi kansız kurbandır.

    Akşam ise dedelerin evlerinde toplanılır ve ‘Bayram Akşamı’ yapılır. Buraya herkes elinde dolu’su ve bir tabak çerez ile gelir. Delil uyarıldıktan sonra herkes eşi ile dedenin huzurunda dara durur ve dededen gülbangını alır. Ellerindeki doluyu ve çerezi yanına bırakır. Dedenin kurbanı tığlanır ve pişirilmek üzere aşçılara teslim edilir.

    Dedenin kurbanı pişince sofralar açılır ve kurban yenir. Ertesi sabah yani bayramın birinci günü ise her hane kurbanını keser ve kurbanın sol ön kolunu bayram akşamına katıldığı dedenin evine gönderir. Bunlar bir kazanda pişirilir ve ‘uyluk yemeye’ tabiri ile herkes dedenin evinde toplanır ve pişen etleri yerler. Böylelikle herkes birbirinin kurbanından yemiş olur. Dağıldıktan sonra kurban kesemeyen olmuşsa onlara da kurban eti dağıtılır.

    İkinci gün herkes yakınlarını ve sevdiklerini ziyaret ederek bayramlaşır. Üçüncü günde mezarlıklarda atalarının ziyaretlerini yapar, sonra da civardaki yatır ziyaretlerini yaparak mumlar yakarlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, kurban kesmenin Aleviliğin ruhuna aykırı olduğunu söyleyerek, hayvan kesip, kan akıtmanın tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzı olduğuna işaret etti. Yıldırım, “Bizde esas ve ilkesel olan bu dünyayı cennet kılmaktır. Bu dünyayı cennet kılmak için de aslında şu yaşadığımız dünyada bütün canlıların yaşama hakkını savunmalıyız” yorumunda bulundu.

    Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevilikte kurban ve Kurban Bayramı’ değerlendirmesinin ikinci bölümünde ‘Canlı hakkı’ konusuna işaret etti. Yıldırım, kurban ve Aleviliğin bir araya getirilmesinin mümkün olmayacağını söyleyerek günümüzde yapılan kurban ritüelinin tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzı olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLİĞE DAİR DEĞİL”

    Yazar Ali Yıldırım, bir ibadet biçimi olarak kurbanı tanımlamanın asla söz konusu olamayacağını belirterek şu hususlara dikkat çekti:

    “Kurban kesip ibadet etmek Aleviliğin ruhuna da aykırı olur. Yani bizi arındıracak, Yahudilerin ‘Günah Keçisi’ diye bir şeyi vardır, ortaya bir keçi koyarlar, herkes günahlarını, yapıp ettiğini onun üstüne atar, sonra da o günah keçisini bir çölde bırakırlar. Böylece günahlarından arınırlar! Alevilik’te böyle bir arınma yok. Alevilikte bütün yapıp ettiğiniz yanlışların hesabını toplumun önünde bu dünyada vereceksiniz. İnsanlara karşı hesap vereceksiniz. Sizi yargılayacak bir başka zaman da ahiret zamanı, hiç tanımadığınız etmediğiniz bir yargı yetkisi ile gerçekleşen bir yargılama zamanı söz konusu değil. Burada, şu zamanda bu zamanın insanları ile o haksızlıkları yaptığınız yerde vererek arınabilirsiniz. O yüzden Alevilik yılda bir kez bütün canlara böyle bir sorgudan, görgüden geçirerek arındırma işlemi yapar. Siz bunu bir tarafa bırakarak ‘Hayvan keserek, kan akıtarak bu günahlardan kurtulurum. Yaptığım haksızlık, hukuksuzluklardan sonra da ahirete gider defterimi açıp ‘bak kurban da kesmiştim’ derim o da beni tartar’ falan diye düşünüyorsanız yandınız. Bu Aleviliğe dair bir şey değil. Tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzıdır. Ve bu dünyadaki haksızlıklarınızın üzerini örtme yaklaşımının bir ürünüdür.”

    “KİTABIMIZIN BİRİNCİ MADDESİ DOĞA HAKKI OLMALIDIR”

    Yazar Ali Yıldırım, Aleviliğin cana kıymaktan öte cana tüm canlıların yaşam hakkını koruyan bir inanç sistemi olduğunu da söyledi. “Kitabımızın 1. maddesi doğa hakkı olmalıdır” diyen Yıldırım, şunları söyledi:

    “Bizde önemli, esas ve ilkesel olan bu dünyayı Cennet kılmaktır. Bu dünyayı Cennet kılmak için de aslında şu yaşadığımız dünyada bütün canlıların yaşama hakkını savunmalıyız.

    Bizim kitabımızın 1. Maddesi doğa hakkı olmalıdır. İkinci maddesi ise bütün canlıların yaşama hakkı. Biz, ‘İnsan merkezli bir inancız, yoluz’ derken şunu ifade etmeye çalışıyoruz; ‘İnsanın üzerinde, onu kendi iradesi ile şekillendiren bir bilgisayar programı halinde iradesiz hale getiren her şeyi tasarlayıp yapan eden üstün bir güç yoktur’ anlamında diyoruz. Yoksa buyurulduğu gibi ‘İnsan, eşref-i mahlukattır, yani bütün varlıkların en üst, en olgunudur. O yüzden de yeryüzünde ne varsa hovardaca istediği gibi kullanabilir’ anlamında değil. Sen hangi hakla yeryüzünü, doğayı kendi keyfinin hizmetine sunabiliyorsun ki? Tevrat’ta da öyle diyor; ‘Yeryüzünü yarattım hadi insanlar, istediğiniz gibi tüketin’. Böyle bir dünya, böyle bir yaklaşım bizim yolumuzda söz konusu olamaz. O yüzden bütün canlıların eşit yaşama hakkını gözetiyor isek kendi yanlışlarımız için bir başka canlıyı kurban ederek bundan kurtulacağınızı düşünmemiz çok saflık olur. Şunu söyleyebiliriz; Aleviler de tabii ki hayvan kesip et yiyorlar. Bir lokma olarak bunu da paylaşıyorlar. Bunlar Aleviliğin vazgeçilmezleri olmasa da Alevi geleneğinin içerisinde olan durumlar. Bunu reddedemeyiz. Ama bunu bir kurban ibadeti, topluca bir kıyım haline getirmek ve bir de bunu ‘kan bayramı’ haline getirip kutlamasını yapmanın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur. ‘Hayvanları keselim sonra da Sırat köprüsünde sırtına binip öbür tarafa geçelim’ bizim işimiz olmasa gerek.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

  • ‘Kurban niyetinde olan Can’ın, ihtiyaç sahiplerine Hakk lokması sunması da makbuldür’

    ‘Kurban niyetinde olan Can’ın, ihtiyaç sahiplerine Hakk lokması sunması da makbuldür’

    PİRHA-Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu; “Kurban niyetinde olan Can’ın isteğine göre, İhtiyacı olan kişi ve kurumlara, öğrencilere, sağlık sorunu nedeniyle maddi ihtiyaç sahiplerine ve son dönemlerimizde yaşanılan doğal afet mağdurlarına Hakk lokması sunması da makbuldür” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Yol Erkan Kurulu yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada Kurban Tığlama Erkanının, cümle canlarla başta Hakk’a yakınlaşmak olmak üzere mutluluklarda, üzüntülerde, kederlerde ve dileklerde erkan yürüterek yerine getirilen bir yol hizmeti olduğu belirtildi.

    “İHTİYACI OLANLARA HAKK LOKMASI SUNMAKTA MAKBULDÜR”

    ‘Alevilikte Yol’a, Pir’e, Mürşid’e verilen İkrar! Hakk’a ve Yol’a atfedilen en büyük Kurbandır!’ denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Geçmişten günümüze kadar yaşattığımız erkanlarımızdan biri olan Kurban Tığlama Erkan-ı’mız cümle canlarımızın başta Hakk’a yakınlaşmak veya mutluluklarında, üzüntülerinde, kederlerinde, dileklerinde Erkan yürüterek yerine getirdikleri Yol hizmetidir.  Kurban tığlamak kadar, Kurban niyetinde olan Can’ın isteğine göre, ihtiyacı olan kişi ve kurumlara, öğrencilere, sağlık sorunu nedeniyle maddi ihtiyaç sahiplerine ve son dönemlerimizde yaşanılan doğal afet mağdurlarına Hakk lokması sunması da makbuldür.

    Bir elin verdiğini diğer elin görmediği Hakk lokmalarınız Hakk Divanı’na yazıla. Lokmanızın Bir’i Bin ola! Umut dolu, savaşsız, kavgasız, barış ve demokrasinin hakim olduğu sağlıklı, mutlu olacağımız her günümüzü bayram tadında yaşayacağımız, bir olup diri kalacağımız günlere…  Aşk ile…  Saygılarımızla”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya İnanç Kurumu: Alevilikte asıl kurban nefsini tığlamaktır, dayanışmadır

    Avusturya İnanç Kurumu: Alevilikte asıl kurban nefsini tığlamaktır, dayanışmadır

    PİRHA- Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Federasyonu İnanç Kurulu, “Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe yaşayarak, paylaşarak bayram yapabiliriz” dedi. Açıklamada ayrıca Hakk’ın rızasını kazanmanın, kini ve kibri ve yola kurban etmekle ancak bayram yapılacağına vurgu yapıldı. 

    Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Federasyonu İnanç Kurulu Alevilik inancında doğayla ve insanlıkla barış içerisinde olmanın önemli olduğunu belirterek, “Yaşamayı yaşatmayı ilke edinmiş, Hak-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilikte asıl kurban, nefsini tığlamaktır; ‘canım kurban, tenim tercüman’ diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır. İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir.” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    Yaşamayı yaşatmayı ilke edinmiş, Hak-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilikte asıl kurban, nefsini tığlamaktır; “canım kurban, tenim tercüman“ diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir.

    İnsanın kendi ömrünü Hakk’a, hakikate ve insanlığa adaması, Dünya Şehvetinden vazgeçip, kendi varlığında fani olup, Hakk’la Hak olmasıdır. Bu uğurda verilen kurbanda candır, İnsanın kendi nefsidir. Nesimi gibi, Yunus gibi, Pir Sultan gibi.

    “KİNİ, KİBRİ KURBAN YOLA KURBAN EDEREK BAYRAM YAPABİLİRİZ”

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe yaşayarak, paylaşarak bayram yapabiliriz. Bir fakiri sevindirmek, bir yoksulun karnını doyurmak, insanlara sevgiyle yaklaşmak, okumak isteyipte imkansızlıktan okumayan öğrencileri okutmak, kısacası yoksulu ve fakiri sevindirmek, Hakkın rızasını kazanmak demektir. Yani, kurban kesmeden de bunlar yapıldığında kurban yerine geçer. Bu duygu ve düşüncemle barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve sevginin bu dünyada egemen olması her günümüzün bayram olması dileği ile vereceğiniz gönül lokmanız Hakk katında kabul olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevi inancında Kurban Bayramı’ tartışmalarına değinerek “Kurban, tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele. Kevser Suresi’nde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. Tevsircilerin büyük bir bölümü de Hacc’a gidenler dışındaki insanların kurban kesemeyeceğini söylüyor. Peki Aleviler, kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?” diye sordu.

    İnsanlık tarihinde tanrılara adanan ‘kurban geleneği’ birçok medeniyette yer bulmuş. Tanrılardan af dileme, tanrılara lütufta bulunma amacıyla sunulan kan akıtma geleneği günümüzde de dünya nüfusunun önemli bir bölümünde karşılık buluyor.

    Alevi coğrafyasında ise konu sebebiyle bir ayrışım söz konusu. Yol yürütücülerinin büyük bir kısmı “Alevilikte kanlı kurban olmaz” dese de, bazı kurumlar ve yörelerde ‘kurban cemi’ gibi adlarla kurbanlar kesiliyor.

    İslam dünyasından kimi öncü isimler de Kur’an’da kurban kesmenin zorunlu olmadığına işaret ediyor. Peki, kan akıtmanın böylesine gelenekselleşip ‘bayram’ adı altında kutlanmasında nasıl bir arka plan var? Yazar Ali Yıldırım ile konuştuk. Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Yıldırım, ayrıca İlahiyat mezunu.

    Kurban geleneğinin ilk nasıl çıktığı hakkında bilgi veren Yazar Ali Yıldırım kutsal görülen kitaplardan Tevrat’a işaret ederek şu aktarımı yaptı:

    “Kurban, Tevrat’ta, insanın Tanrı ile kendi arasında ilişki kurma biçimlerinden biri olarak Tek Tanrılı dinler öncesi gündeme geldiği zaman ‘ben veriyorum sen de bana ver’ gibi, tanrıyı memnun etme amacı ile gerçekleştirilen bir edim olarak görülüyordu. Yani Tanrının hırsını gidermek, Tanrıyı, kutsalı memnun etmek… Bir anlamda da onun olumsuz anlamda yapacağı fiilleri engellemek ve olumlu anlamda da kendisine iyi davranılmasını beklemek. Burada tamamı ile insan tipli bir Tanrı algısı vardı. ‘Tanrıya hediye verirsek, Tanrıyı memnun edersek o da bize iyi davranır’ düşüncesiyle kutsal ile böyle bir ilişki söz konusu olmuş. Tek Tanrılı zamana geldiğimizde bunun biraz form değiştirerek aynı şekilde devam ettiğini görüyoruz.

    TANRIYA SUNULAN İLK KURBAN

    Kurbanı ilk olarak Tevrat’ta görüyoruz. Tevrat’ta Habil ile Kabil meselesi bunu ilk olarak karşımıza çıkarıyor. Habil hayvan yetiştiricisi, Kabil ise tarımla uğraşıyor. Aralarında bir çatışma çıkıyor. Nedeni ise; Adem ile Havva cennetten kovulduktan sonra insanlık nasıl çoğalıyor; Adem ile Havva birleşiyor ve bir kız ile bir de oğlan doğuyor. Aradan geçen 9 ay sonrasında yeniden bir kız ve bir oğlanın dünyaya geldiğini anlatıyorlar. Kardeş evliliği olmasın diye ilk ve ikinci doğumdan gelenler çapraz evlendirilmiş. Kabil’in yanında doğan kız çok güzelmiş ve Kabil, bu kızı Habil’e vermek istememiş. Kavga da buradan çıkıyor. Bunun üstüne, ‘gidip bu meseleyi tanrıya soralım’ diyorlar.

    Habil en besili koçunu kurban olarak götürüyor, Kabil ise bir deste ekibini… Tanrı Habil’in koçunu kabul ediyor. Tanrıya kurban yakılarak sunuluyor ve kokusu gökyüzüne, Tanrıya ulaşıyor. Bunun üzerine Kabil çok kızıyor ve Habil’i öldürüyor. Bu da ilk cinayet olarak anlatılır. Kurbanın da ilk varlığı buradan anlatılır.

    İkincisi, belki Alevileri de farkında olmayarak etkileyen durum; İbrahim’in, oğlunu kurban etmesi olayıdır. İbrahim ile Sara çok yaşlı insanlar ve çocukları olmuyor. Sara 90 yaşını aşmış ve İbrahim Peygamberin de 150 yaş civarında olduğu söyleniyor. ‘Çocuğumuz olmadı’ diye üzüntü içerisindeler. Tanrı da ‘Size bir çocuk vereceğim’ diyor. ‘Bu yaşta nasıl bizim çocuğumuz olacak?’ diyorlar. Sonuçta Tanrı bunlara bir erkek çocuk veriyor. Bu oğlana ‘İshak’ adını veriyorlar. Çocuğu çok seviyorlar ve neredeyse Tanrıyı düşünmez oluyorlar. Tanrı da bu durumu çok kıskanıyor. Ve Tanrı şöyle diyor ‘Ey İbrahim, oğlunu bana kurban edeceksin’. İbrahim’in yapacak bir şeyi yok. Çocuğunu alıyor ve yakmalık kurban sunumu için odunları yığıp İshak’ı üzerine koyuyor. Tam kurban edeceği sırada Tanrı ‘Tamam, beni daha çok sevdiğini anladım’ diyor. Tam o esnada çalıların arasından bir koç geliyor. Tüm bunların hepsi Tevrat’ın yaratılış bölümünde anlatılıyor.”

    KUR’AN’DA GEÇEN KURBANIN İSMİ YOK!

    Yazar Ali Yıldırım, Tevrat’ta geçen kurban tarihçesine benzer bir anlatımın da Kur’an’da göründüğüne işaret etti. Yıldırım, geçmişte insan ile Tanrı arasında yaşandığı söylenen iletişimin günümüzde nasıl okunduğuna ise şu sözlerle işaret etti:

    “Bu kez bir rüya vesilesi ile İbrahim kalkıyor ve oğluna ‘Tanrı dedi ki oğlunu bana kurban et’ diyor. Dikkat ederseniz burada isim geçmiyor. İslam ve Aleviler sanıyorlar ki İsmail’i kurban edecekti ama Kur’an’a baktığınız zaman bir isim geçmiyor.

    Aynı şekilde tam kurban erecekken Tanrı ‘Tamam’ diyor. Birinde benden korktuğunu, birinde de beni sevdiğini anladım’ diyor.

    Geçtiğimiz aylarda Bartın’da bir baba tanrının kendisini rüyasında göründüğünü ve 16 yaşındaki oğlunu kurban etmesini istediğini söyledi. Ve o baba oğlunu boynundan kesip kurban etti. Öldü diye bırakmıştı. Sonra karakola teslim olarak oğlunu kurban ettiğini söylemişti. Çocuğu ağır yaralı olarak buldular. O kişi sonra psikoloğa gönderildi ve şu anda adam öldürmeye teşebbüsten yargılanıyor.”

    Kur’an da iki bölümde ‘kurban’ geçiyor. Bir tanesi Kevser süresi. Orada Mekkeliler Muhammed’e diyorlar ki ‘Bunun çoluğu çocuğu olmuyor. Bunun suyu kesildi’ Onun üstüne Muhammed Peygamber çok üzülüyor Ve Tanrı diyor ki ‘Sana Kevser’i, en büyük varidatı verdik. Onların laflarını boş ver. Sen namaz kıl, kurban kes’ diyor.

    Hac Suresinde de kurban meselesi var. Orada da hacıların kurban kesmesini buyuruyor.

    Tevrat’ta da Kur’an’da da kurban, esas olarak kişisel bir şey. Yani İbrahim’in korkusunu test etmek için… Yani Tevrat’ın Tanrısı, ‘İbrahim, benden korkuyor mu korkmuyor mu?’ durumunu test etmek için, kişisel olarak ilişki halinde oğlunu kurban etmesini istiyor. Kur’an’da da bu kez aynı şekilde ‘Acaba beni seviyor mu sevgisini benimle paylaşıyor mu?’ diye özel bir şey var. Burada üçüncü kişilere ne oluyor? Tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele bu. İbrahim de Tanrıdan korktuğunu ve sevdiğini gösteriyor.

    Kevser Suresinde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. O anlamı ile tevsircilerin büyük bir bölümü, ‘Kurban Bayramı’ diye bir bayramın olmadığını, kurbanın Hacc’a gidenler dışında insanların olamayacağını söylüyorlar. Buradan Alevilere geldiğimiz zaman, Aleviler kendilerinin kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?

    ALEVİLER NEDEN KURBAN KESMEKTE? 

    Yazar Ali Yıldırım, Kur’an ile Alevi toplumu arasında bir bütünlüğün olmadığına işaret ederek kurban geleneğinin Alevilikte bir temele dayanmadığını da ifade etti. “Aleviler neden kurban keser” sorusunu yönelten Yıldırım’ın ilgili açıklamaları şöyle:

    “Tanrı, İbrahim’e dedi ki ‘Oğlunu kurban et’. Peki Aleviler, kurban kesmeyi düşünen canlar, size kim ne söyledi de kurban kesiyorsunuz? Yani sizin Tanrı ile herhangi bir muhabbetiniz mi var? Birilerinin ‘Şunu yap, bunu yap, şunu test edelim’ diyerek sizden herhangi bir beklentisi olan var mı da kurban kesmeyi düşünüyorsunuz.

    Peki bir Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek? Eğer ‘Günahlarımızdan arınmak, Tanrıya yaklaşmak için’ kurban keseceğinizi düşünüyorsanız; çünkü ‘Kurban’ Arapça kökenli ‘Yakınlaşmak’ anlamına gelen bir sözcük. Tanrıya yakınlaşmak; günahlarınızdan arınarak yakınlaşmak için kurban kesmeyi düşünüyorsanız bir başka canlıyı kurban ederek kendi kefaretinizi ödetebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Ağzı var dili yok bir başka canlıyı siz nasıl kurban edebiliyorsunuz? Çünkü gücünüz yettiği için. İbrahim, sevdiğini oğlunu kurban etmeye niyetleniyor, peki siz ne yapıyorsunuz? Pazardan paranızla kurban alıyorsunuz ve zavallı bir hayvanı paranızla, aranızda hiçbir sevgi ilişkisi olmadan onu ‘Tanrıya yakın olayım’ diye kurban etmeyi düşünüyorsunuz. Böyle bir yaklaşım, böyle bir ibadet tarzı olabilir mi? Sizin kurbanlık ile aranızda bir sevgi bağı mı oluştu? Sadece para bağı var. Yani güç var.

    Hiçbir canlıyı, bir başka canlının kurban ederek kefaretinden, günahlarından arındırması mümkün değil. Ayrıca günahtan arınmak ne? Yapıp ettiklerinizin hesabını, ahirete gittiğiniz zaman Sırat köprüsünde o koçun üzerine binerek mi affettireceksiniz? Kendinizi öyle mi kurtaracaksınız? Madem gücü gücüne yetene ise, madem bu para ile oluyorsa o zaman seni de kurban edebilirler. Nitekim tarihte de edilmiştir. O zaman bu kurbanı, bir başka canlıyı, kendi Tanrı yakınlaşması, kefaret ödeme, günahtan arındırma gibi gerekçelerle kurban etmenin hiçbir mantıklı ve inançsal açıklaması söz konusu olamaz.”

    (Yazı dizisinin devamı 20 Temmuz Salı yayınlanacak)

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

  • PSAKD Yol Erkan Kurulu: Yolumuzda bayram cemi yok, asimilasyona hizmet etmemeli

    PSAKD Yol Erkan Kurulu: Yolumuzda bayram cemi yok, asimilasyona hizmet etmemeli

    PİRHA- Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yol Erkan Kurulu, “Kinden kibirden arınmak, cümle varlığa bir nazarda bakmak, rıza şehrine varmak özüne ulaşma çabasıyla olur. 4 kapı 40 makam öğretisiyle, kâmil insan olmakla olur. Kan akıtarak değil, sevgiyle olur” dedi. Yol Erkan Kurulu ayrıca Alevi inancında bayram ceminin olmadığını hatırlatarak, asimilasyona hizmet etmemek gerektiğini kaydetti. 

    Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yol Erkan Kurulu,  Alevilik inancında doğayla ve insanlıkla barış içerisinde olmanın önemli olduğunu belirterek, “Yolumuz aklı ve gönlü önceleyen bir öğretidir. Can alma yerine can vermeyi yaşamın inancı olarak esas almalıyız. Ekolojiye sahip çıkmak, ağaç dikmek, öğrenci okutmak, fakiri giydirmek, yoksulu doyurmak, birbirimize can eli, birbirimizin Hızırı olmak zorundayız” dedi.

    “İNSAN, CEHALETİNE KURBAN OLMUŞTUR”

    PSAKD Yol Erkan Kurulu’nun ‘Kandan kına yakılmaz’ diyerek başladıkları açıklamalarında şu ifadelere yer verildi:

    “ ‘Gelmişiz cananın asitanına,

    Sıdk ile sarıldık dost damanına,

    Canı baş vermişiz aşk meydanına,

    Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez’

    Kurban; neredeyse insanlığın başlangıcından beri tüm kültürlerde var olan ilk toplumsal ritüellerdendir. Bitki, hayvan, insan, içki olarak birçok inanışta şekil ve gayelere göre değişim göstererek var olmuştur.

    İnsanın doğayla etkileşiminin bilgiye dönüşerek nesillere aktarımı ilkel dönemde doğa olaylarına karşı hayranlık, şükran, pazarlık, gönül alma, barış ve günah affettirmek olarak sunum yapmıştır. Doğa olaylarına karşı çaresizlik ve korku doğaüstü inançlara yöneltmiştir. İnsan; cehaletine kurban olmuştur.”

    “İNANCIN METALAŞTIĞI GÜNÜMÜZDE BİÇİME DEĞİL ÖZE SAHİP ÇIKMAK ÖNEMLİDİR”

    ‘Alevi inancı varlığın birliği fikriyle cümle kâinat varlığını Hakk bilir’ ifadelerinin kullanıldığı ve Alevilik inancında kurbanın anlamına değinilen açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Bu bakış açısı doğayla ve insanlıkla barış içerisinde olmayı getirmektedir. İnancın metalaştığı günümüzde biçime değil öze (manaya) sahip çıkmak, yeryüzünün talanının parçası olmamak ‘gerçeğe hü’ diyenlerin sorumlu davranmasıyla olacaktır.

    Kinden kibirden arınmak, cümle varlığa bir nazarda bakmak, rıza şehrine varmak özüne ulaşma çabasıyla olur. 4 kapı 40 makam öğretisiyle, kâmil insan olmakla olur. Kan akıtarak değil, sevgiyle olur.”

    “ASİMİLASYONA HİZMET ETMEYİN”

    Bazı Alevi kurumlarının bayram cemleri düzenlediğinin belirtildiği açıklamada şunlar aktarıldı:

    “Yol’umuzda bayram cemi yoktur. Asimilasyona hizmet etmemek gerekir.

    Yolumuz aklı ve gönlü önceleyen bir öğretidir. Can alma yerine can vermeyi yaşamın inancı olarak esas almalıyız. Ekolojiye sahip çıkmak, ağaç dikmek, öğrenci okutmak, fakiri giydirmek, yoksulu doyurmak, birbirimize can eli, birbirimizin Hızırı olmak zorundayız.

    ‘Canım erenlere kurban,

    Serim meydanda meydanda

    İkrarım ezelden verdi,

    Canım meydanda meydanda.

    Gerçek olan olur gani,

    Gani olan olur veli,

    Nesimiyem yüzün beni,

    Derim meydanda meydanda.”

    Gerçeğin demine hü’ “

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Musa Kazım Engin: Alevilikte ‘kurban’ lokmadır, sevgidir

    Dede Musa Kazım Engin: Alevilikte ‘kurban’ lokmadır, sevgidir

    PİRHA- Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin “Aleviler ve Kurban Bayramı” başlıklı yazı kaleme alarak “Alevilerin birbirine, tüm canlara ve Hakk’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte ‘kurban’ lokmadır” görüşünü paylaştı.

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin, İslam toplumunun 20 Temmuz’da başlayacak olan Kurban Bayramı’na ilişkin yazı kaleme aldı. Engin, “Aleviler ve Kurban Bayramı” başlıklı yazısında ‘Kurban’ kelimesinin Arapçada ‘Kurb’ sözcüğünden türediğini ve anlamının ise ‘yakın olmak, yaklaşmak’ olduğunu belirtti.
    Engin, ‘Kurbanlık’ sözcüğünün dini bir terim olduğunu belirterek “Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır” diye de ekledi.

    “İNSANLIK YOLUNA HİZMET ETMEK EN BÜYÜK KURBANDIR”

    Dede Musa Kazım Engin, çok tanrılı dönemde yapılan dinsel törenlere de işaret ederek yazısında şu bilgileri paylaştı:

    “Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a ‘Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim’ diye yakarışının ardından dünyaya gelen oğlu İsmail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir koç indirilir ve İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği birçok inançlarda yerini almıştır.

    En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

    Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir.

    Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür.

    Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilim insanları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı ‘Tanrıların gazabından’ kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip ‘insan kurban edilmesi’ anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

    İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine inen ‘koç’un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği söylencede ‘iyi yürekli Tanrı’ tarafından kaldırılmıştır. Müslümanlıkta kurban kesmek Hicret’in ikinci yılında emredilmiştir. Kurban kesmek farz değildir. Kurban namazı da farz değildir.

    “ALEVİLERDE ASIL KURBAN NEFSİNİ TIĞLAMAKTIR”

    Aleviler esas olarak kurbanı ‘YOL’a kurban olmak ve yol uğrunda gerekirse boynunu vurdurmak’ olarak algılarlar. Alevilerde ‘kurban’ dendiği zaman asıl kurban ‘nefsini tığlamaktır.’ Çünkü Alevilerde dualarda ‘canım kurban tenim tercüman’ diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a insani kâmil mertebesine erip, o meydana gelmektir.

    Canım erenlere kurban,

    Serim meydanda meydanda,

    İkrarım ezelden verdi,

    Canım meydanda meydanda,

    Gerçek olan olur gani,

    Gani olan olur veli,

    NESİMİ’yim yüzün beni,

    Derim meydanda meydanda.

    Alevi inancının temeli ‘ikrar’ vermektir ve ahdine/ikrarına sadık olmaktır. Yani ‘Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme’ anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı ve yolu uğruna canını seve seve verecek kâmil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.

    Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak ‘Dünya’da cennet’ için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır. Alevi Yol uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

    Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hak’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte ‘kurban’ lokmadır.

    Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Aleviler keyfi olarak cana kıymazlar, geçmişte Ahiler ‘Can olan hiçbir şeye kıyılamaz’ diyerek kendi cemaatlerine ‘avcıları’ almamışlardır.

    Yetmiş deve ile Kâbe’den gelsem,

    Amentü okusam abdestim alsam,

    Ulu camilerde beş vaktim kılsam,

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    Arafat’ta kurban kessem yedirsem,

    Hac kurbanın kabul oldu dedirsem,

    Pir aşkına su doldursam su versem,

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    (Kul Himmet)

    Bugün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde mahallesindeki yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek kurbanlarını ‘kansız’ ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

    Bu konuda dedeler/pir ve anaların gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de, dede/pir ve analara halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi, kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, Yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe paylaşarak bayram edebiliriz.

    Boz atlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK Halklar ve İnançlar Meclisi: Bayramlar Mutlaka Barışın Kurucusu Olacaktır

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi: Bayramlar Mutlaka Barışın Kurucusu Olacaktır

    PİRHA-HDK Halklar ve İnançlar Meclisi “Bayramlar Mutlaka Barışın Kurucusu Olacaktır” başlığıyla yayınladığı mesajında “Manası olmayan her şey yavandır. Kurban Bayramı da diğer tüm bayramlar gibi mana yüklüdür” denilerek bu mana ışığında Ortadoğu halklarının Kurban Bayramı kutladı.

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisinin mesajı şöyle:

    İnsanlık yaşadığı her anı mana ile güçlendirir. Manası olmayan her şey yavandır. Kurban Bayramı da diğer tüm bayramlar gibi mana yüklüdür. İbrahim’in İsmail’i Mina’ya getirmesi en sevdiğinden gerekirse toplumu için vazgeçebileceğinin göstergesidir. İnsanlığın şiddeti ve birbirini boğazlamasını bir koçun şahsında sonlandırma isteğidir. Lokmayı pay edip dayanışmayı güçlendirme gayretidir. Mezopotamya halkları İsmail’in günü ikrarlık ve rızalık günüdür der.

    Bir Kurban Bayramını daha İbrahimlerin coğrafyasında maalesef ki savaşların, yoksulluğun, sürgünlerin, işkencenin hakim olduğu, kadınların ve çocukların şiddet gördüğü, dillerin ve dinlerin baskılandığı, doğanın ve hayvanların insan eliyle yok edildiği günlerde karşılıyoruz. Ama umudumuz büyük. Bu coğrafyanın bayramları bir gün mutlaka barışın kurucusu olacaktır.

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi olarak böylesi bir atmosferde idrak ettiğimiz bu mübarek Kurban Bayramının Kürdistan ve Türkiye halklarına, tüm insanlık alemine; onurlu bir barış, sarsılmaz bir kardeşlik, hiç kimsenin kimseyi ezmediği, sömürmediği, hor görmediği, inkar etmediği, hiçbir insanın hiçbir gerekçe ile hiçbir şeye kurban edilmediği, eşit ve özgür bir yaşama vesile olmasını diliyor Kurban Bayramınızı kutluyoruz.

  • Bayram süresince trafik kazalarında 50 kişi hayatını kaybetti

    Bayram süresince trafik kazalarında 50 kişi hayatını kaybetti

    İçişleri Bakanlığı bayram tatilinde meydana gelen trafik kazalarıyla ilgili açıklama yaptı. Buna göre, 45 trafik kazasında 50 kişi hayatını kaybetti.

    İçişleri Bakanlığından yapılan açılamada, 10-14 Ağustos 2019 tarihleri arasındaki beş günlük Kurban Bayramı tatilinde 33 ilde meydana gelen 45 trafik kazasında 50 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

    İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “Son 10 yılda motorlu araç sayısındaki yüzde 61 artış ve trafik yüküne rağmen, aynı dönemdeki bayram tatillerinde bir güne düşen can kaybı 15 düzeyinde iken bu bayramda alınan tedbirler sayesinde bu sayı yüzde 34 azalarak 10 düzeyine inmiştir. 2018 yılına göre ise yüzde 39 azalma sağlanmıştır. Tespit ettiğimiz ve tedbir aldığımız 18 ildeki 20 kaza kara noktası ile şehirler arası yolcu taşımacılığı yapan otobüslerde ölümlü trafik kazası meydana gelmemiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviler kanın bayramını yapmamalı’

    ‘Aleviler kanın bayramını yapmamalı’

    PİRHA- Alevilerin kanın bayramını yapmamaları gerektiğini ifade eden Kureyşan Ocağı dedelerinden Efe Engin, Alevilerin kurbanlarını HES’lere karşı gelerek doğaya ve insanlığı geleceğine bir fidan dikerek göstermeleri gerektiğini belirtti. 

    Kurban bayramı ile ilgili bir mesaj paylaşan Kureyşan Ocağı dedelerinden Efe Engin, “Aleviler kanın bayramını yapmamalı” dedi.

    Mesajında Alevilerin kurban olarak niyazlarını doğaya sahip çıkarak göstermeleri gerektiğini vurgulayan Engin, şu ifadelere yer verdi.

    “İNSANLIĞIN GELECEĞİNE FİDAN DİKSİNLER”

    “Aleviler kanın bayramını yapmamalılar! Alevi Kızılbaş inancı ‘canım kurban tenim tercüman’ der. Yol erenleri cemlerinde hak meydanında pir huzurunda dara durup kinden kibirden kurtulup özünü dara çektiklerinde ölmeden önce ölürler yola kurban olurlar. Yolumuz tüm varlıkları Hakk’ın bir görünümü olarak görüp sevgiyle bakmayı öğretir o yüzden 72 millete bir nazarda bakarız barış inancıdır. Kan dökerek bayram yapmazlar. Lokma ve niyazları vardır. Geleceğe çerağ uyandırırlar. Yol erenleri olarak kurban olarak niyazlarını Kaz Dağlarına Munzur Dağlarına, Fındıklı derelerine sahip çıkarak göstersinler. HES’lere karşı gelerek doğaya ve insanlığın geleceğine bir fidan diksinler.” (HABER MERKEZİ)

  • Kurtlar, 42 keçiyi telef etti

    Kurtlar, 42 keçiyi telef etti

    Dersim’in Nazimiye ilçesine bağlı Kıl köyünde küçükbaş hayvan sürüsüne saldıran kurtlar, 42 keçiyi boğarak telef etti.

    Hayvancılıkta uğraşan Adil Pala (45) Kurban Bayramı’nda satmak için borçlanarak aldığı keçilerini otlatmak için yabana götürdü. Akşama doğru keçi sürüsüne kurtlar saldırdı. Kurtlar, 42 keçiyi boğarak telef etti.

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIM ONLARDI”

    Keçileri Kurban Bayramı’nda satmak için borçlanarak aldığını belirten Adil Pala, “Keçileri, otlatmak için yabana götürmüştüm. Bir anda sürüye saldıran kurtlar keçilerimin 42 tanesini boğarak telef etti. Keçileri borçlanarak satın almıştım. Tek geçim kaynağım bunlardı. Onlar da elimden gitti” dedi.

    Biri üniversitede biri de lisede olmak üzere iki öğrenci okuttuğunu ifade eden Pala, “Ben kaza geçirdim. İki kere beyin ameliyatı oldum. Kolumda, ayağımda platin var. Yaptığım tek iş hayvancılık. Onlarla hem ailemi geçindiriyordum hem de çocuklarımı okutuyordum. Şu anda elimde hiç bir şey kalmadı. Borçlarımı da ödeyemeyeceğim. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yetkililerden ve duyarlı insanlardan mağduriyetimin giderilmesi için destek bekliyorum” diye konuştu.

  • Datça HBVAKVde bayramlaşma gerçekleştirildi

    Datça HBVAKVde bayramlaşma gerçekleştirildi

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevinde bayramın ikinci günü kurban lokmaları paylaşıldı, canlarla bayramlaşma gerçekleştirildi.

    Bayramlaşma öncesinde bir konuşma yapan HBVAKV Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım, bayramların birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu pekiştirdiğini söyledi.

    Cemevi yönetimi tarafından, cemevinden desteklerini sürdüren Süleyman Yıldız, Cafer Uçar ve Vedat Taşkıran için hazırlanan teşekkür plaketleri takdim edildi.

    Bayramlaşma, inanç önderi Nihat Yoleri’nin lokma duasının ardından kurban lokmalarının paylaşılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/DATÇA