Etiket: kurban

  • Zeynel Kete: Bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa ahlaki özü eksik kalır!

    Zeynel Kete: Bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa ahlaki özü eksik kalır!

    PİRHA- Kurban, insanlık tarihinin en eski ritüellerinden biri olduğunu dil getiren Pir Zeynel Kete, bugün kurbanın birçok cemaatin ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde finans kapitalin hizmetine sunulmuş bir sermaye ritüeline dönüştürüldüğünü belirterek, ” Oysa kurban özü paylaşmak, yakınlaşmak, bencilliği aşmak, içindeki sahte putları kırmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve zulme karşı durmaktır. Eğer bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa, zamanın zalimine karşı bir direniş hattı oluşturamıyorsa, sizi hakikate yakınlaştırmıyorsa, o zaman ahlaki özü eksik kalır” dedi.

     

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete, Kurban Bayramı ve ‘Kurban’ ritüeline dair sorularımızı yanıtladı.

    “ÇOKLU SEMBOLÜ KENDİ İÇİNDE BARINDIRAN BİR RİTÜELDİR”

    Pirha: Kurban ritüelinin insanlık tarihindeki yeri nedir? Sizce neden bu kadar merkezi bir öneme sahip olmuştur?

    Zeynel Kete: Kurban, insanlık tarihinin en eski ritüellerinden biridir. Kurban ritüelinin geçirmiş olduğu evre aynı zamanda toplumun da ciddi sosyolojik ve düşünsel olarak değişim evrelerini de  içinde barındırır. Yani insanın Tanrı krallara kurban edilmesi demek iradesinin yok edilmesi, elinden alınması yok hükmünde olması anlamına gelir. O aşamadan nihayetinde canlı bir hayvanın kurban edilmesi sürecine girilmesi ciddi bir zihniyet değişimidir. Sadece dini bir ibadet değil; aynı zamanda toplumların korkularını, umutlarını, doğayla ve iktidarla kurduğu ilişkiyi yansıtan sembolik bir pratiktir. Kan, adanmışlık, bereket ve kutsallık gibi unsurların iç içe geçtiği bu ritüel; özellikle Mezopotamya ve Kürdistan coğrafyasında toplumsal hafızanın önemli bir parçası olmuştur. Çoklu sembolü kendi içinde barındıran bir ritüeldir diyebiliriz. En önemli özelliği de sınırlandırma fiilini barındırmasıdır. Tanrı krallara sunulan ve şiddet olan insanın öldürülmesini sınırlandırma o çok önemlidir.

    “TOPLUMUN EN DEĞERLİSİ EN KIYMETLİSİ TANRILARA KURBAN EDİLİYORDU”

    Kurbanın aslında “şiddeti sınırlandırma” arayışıyla bağlantılı olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

    Zeynel Kete: Antropolojik açıdan bakıldığında kurban pratiği, insanlığın en temel meselelerinden biri olan şiddeti kontrol etme ihtiyacıyla ilişkilidir. Eski toplumlar doğa felaketlerini, savaşları ya da salgınları tanrıların öfkesi olarak yorumluyordu. İnsanlar bu korkuları yatıştırmak için en değerli olanı feda etmeye yöneldi. Dolayısıyla kurban, bir yönüyle toplumsal kaosu ve korkuyu denetleme çabasıydı. Bir nevi doğa ve toplumda meydana gelen ve kokusu oluşturan kurnaz Tanrı kralların elinde bu gücü almak, bir bütünün toplumun yok edilmesi etkisiz hale getirilmesini engellemek durumu da söz konusudur. Ve genellikle kurban edilenler de gençlerdir tanrı krallara kurban edilenler. Toplumun en değerlisi en kıymetlisi tanrılara kurban ediliyordu.

    “İKTİDARLAR KORKUYU KULLANARAK KENDİ YÖNETİMLERİNİ KUTSALLAŞTIRIYOR”

    İlk kurbanların çoğunun insan kurbanı olduğu yönündeki değerlendirmeler oldukça çarpıcı. Bu uygulamalar neden ortaya çıktı?

    Zeynel Kete: Çünkü eski toplumlarda kurbanın değeri, verilen şeyin kıymetiyle ölçülüyordu. En değerli olan ise çoğu zaman insandı. Ve aynı zamanda da en değerlisi olan genç insandır. Mezopotamya, Fenike ve bazı Anadolu toplumlarında kral çocuklarının, savaş esirlerinin ya da gençlerin tanrılara adandığına dair çok sayıda anlatı var. Bu yalnızca dini değil aynı zamanda siyasal bir işlev taşıyordu. İktidarlar korkuyu kullanarak kendi yönetimlerini kutsallaştırıyordu. Tıpkı günümüzde kapitalist modernist anlayışların en fazla gençlere yönelmesi gibi.

    “KASTİK BAĞLILIĞA” HAYIR DİYEN BİR DİRENİŞ ZİHNİYETİ SÖZ KONUSU

    Yani kurban ritüelleri aynı zamanda politik bir araç mıydı?

    Zeynel Kete: Kesinlikle. Tanrı-kral anlayışının egemen olduğu dönemlerde hükümdarlar kendi iktidarlarını “kutsal” göstermek için kurban ritüellerini kullandı. Tapınak düzeni, rahip sınıfı ve saray sistemi bu ritüeller üzerinden toplumsal itaati yeniden üretiyordu. İnsan kanı, iktidarın devamlılığının sembolüne dönüştürülmüştü. Kanın devamı ile kendi iktidarlarının devamı arasında paralel bir ilişki vardı. Tabii kendi çocuklarını Tanrı krallara kurban vermek aileler ve toplumlar tarafında da ciddi bir duygusal tepkilere de yol açıyordu. Bir aile nasıl isteyerek kendi çocuğunu kurban verir? Bir anne nasıl buna rızalık gösterir? Toplum hangi egemen zihniyetin düşünce kodlarıyla kendi çocuğunu öldürebilecek ve bunu isteyerek yapabilecek bir ortama gelmiştir? Başka bir ifade ile kastik katil avcı kültürünün toplumu nelere muhtaç ettiğini somut bir ifadesidir? Mutlaka bu anlayışa karşı da bir direniş gelişmiştir, özellikle annelerin bir itiraz mücadelesi olmuştur? Bu direniş damarı Ortadoğu ve Mezopotamya’da net olarak görülüyor? Özellikle yılın belirli aylarında yürekli gençlerin tandırları adanması öldürmesi sonucu itibariyle bir itiraza da yol açacaktır. Birer kast olan kutsal ve dokunulmaz olanlara dokunmak şeklinde bir sosyolojik bilinçlenme durumu mutlaka söz konusudur. Bu “kastik bağlılığa” hayır diyen bir direniş zihniyeti söz konusudur.

    “KANSIZ KURBAN ALEVİLİKTE ÖNEMLİ BİR YER TUTAR”

    Buna rağmen Mezopotamya kültürlerinde direniş damarının da geliştiğini söylüyorsunuz. Bunun en güçlü örneği nedir?

    Zeynel Kete: Kürt halk anlatılarındaki Demirci Kawa miti bu açıdan çok önemlidir. Dehak’ın zulmüne karşı halkı örgütleyen Kawa, yalnızca mitolojik bir kahraman değil; kutsallaştırılmış iktidara karşı halk vicdanının sembolüdür. Buradaki ateş yalnızca isyanı değil, yeniden doğuşu da temsil eder. Yani kurban ve acı bazen teslimiyet değil, özgürlüğün bedeli olarak anlam kazanmıştır.

    Ayrıca Zerdüşt peygamberin tümüyle iktidarı endekslenen yönteme karşı rıza toplumunun eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik değerlerini esas alan sorgulayan, bilgeliğe ve ahlaka dayalı yaşam tarzını öne çıkarma felsefesi toplumun kurban edilmesine karşı bir direniştir. Zerdüşt peygamberde hayvanın kurban edilmesini kabul etmemiş ve “kansız kurban” olarak tanımlanan hala Reya Héq Alevi inancında “lokma” olarak tanımlanan, tarımsal ürünlerden elde edilen bir dayanışma kültürü “şiv” hala canlıdır. Kimse görmeden perşembe geceleri ihtiyacı olanın kapısına bırakılan yemek yada tarımsal ürün. Zerdüşti inançta Ahura Mazda’yı memnun etmenin yolunu ” bacası tüten içi tarım hayvanları ve çocuklarla dolu bir çiftçi evini seyretmek kadar Ahura Mazda’yı memnun eden sevindiren hiçbir şey yoktur” şeklinde dile getirilmiştir. Mezopotamya bilgelik geleneğinde bu yönüyle güçlü bir direniş söz konusudur. Bu direniş en son İbrahimi kıssadan net olarak ifade edilmiştir . İbrahim insan kurbanına karşı tarihi bir itirazda bulunmuştur. Bu çerçevede düşünüldüğünde krallara “hayır ” itiraz etmeyi bir ritüel haline getirmiştir.

    İBRAHİMİ DURUŞ!

    İbrahim kıssasını ise “insan kurbanına karşı tarihsel bir itiraz” olarak yorumluyorsunuz. Bu yaklaşımın temelinde ne var?

    Zeynel Kete: İbrahim anlatısı çoğu zaman bireysel bir iman sınavı olarak okunuyor. Oysa tarihsel bağlamda bakıldığında çok daha büyük bir kırılmayı temsil eder. İbrahim peygamberin kurban kıssası bireysel olarak bir babanın bireysel kurtuluş mücadelesi değildir. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yönelmesi fakat sonunda bir koçun kurban edilmesi, insan kurbanlarının yerine hayvan kurbanının geçirilmesini simgeler. Bu aslında şu mesajı verir: “İnsan hayatı kutsaldır ve tanrılara insan kanı gerekmez.” eylemi  teolojik düzeyde de burada bir zihinsel sıçrama söz konusudur. Burada bir İbrahimi duruştan bahsedebiliriz; zamanın  Tanrı krallarına, kastik katillere karşı ideolojik bir duruş söz konusudur, aynı zamanda bir sorgulama.

    “GÖSTERİ TOPLUMUNUN GÖSTERİ RİTÜELİ HALİNE GELMİŞ BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    Bu durumda İbrahim anlatısını dönemin egemen düzenine karşı bir ahlaki çıkış olarak mı görüyorsunuz?

    Zeynel Kete: Evet. Çünkü tanrı-kral düzeni insanların ölümünü meşrulaştırıyordu. İbrahim anlatısı ise insanın yaşamasını merkeze koydu. Bu nedenle yalnızca dini değil, etik ve toplumsal bir dönüşümden söz ediyoruz. Burada asıl mesele, insan hayatının kutsallığının ilan edilmesidir. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi bir eylemdir. Söz konusu hakikat olunca insanın en çok kıymet verdiği şeyi terk etmesidir, terkin sembolik ifadesidir. Burada sosyolojik bir bilinç durumu söz konusudur. Pasif bir ibadetten ve tanrıyı memnun etmekten çok insanı yaşatmaya yönelik bir bilinç eylemi olarak tanımlamak söz konusudur.

    Evladını kurban etme meselesi çoklu sembolü içinde barındırıyor. Bu anlatıyı sembolik okuduğumuzda, insanın en kıymetli olanı hakikat uğruna ortaya koymasını görüyoruz. Burada mutlak adanmışlık var; hakikate yakın olma durumu söz konusudur. Anlatının sonunda insan korunuyor. Dolayısıyla esas vurgu ölüm değil, yaşamın korunmasıdır. Bugün yaşanan sürece baktığımızda ölüm ve yaşam düalizmi çerçevesinde düşünüldüğünde hala insanlar ölüyor. Her gün can evinden vuruluyoruz, yaşam alanlarımız birer birer yok ediliyor. Modernizm hemen hemen bütün ritüelleri sosyolojik bilincinden uzaklaştırarak gösteri toplumunun kendi egosunu tatmin etme ritüeli haline getirmiştir. Gösteri toplumunun gösteri ritüeli haline gelmiş bir durum söz konusudur.

    “KURBAN RÜTÜELİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN DENETİMİNDE FİNANS KAPİTALİN HİZMETİNE SUNULMUŞ”

    Konuşmanızda modern dünyaya da güçlü bir eleştiri yöneltiyorsunuz. Bugün kurbanın anlamı sizce nasıl değişti?

    Zeynel Kete: Bugün modernizmin ya da Nehak kesimlerin bireyi, toplumu, doğayı, canlıyı korumadan çok “karşıt İslam, iktidar İslami, Emevi İslam anlayışı” esas alınarak birçok ibadetin sosyolojik bilinç çerçevesi karartılmıştır. Bugün kurban çoğu zaman yalnızca hayvan kesimine indirgenmiş, bireysel bir ibadet durumuna getirilmiştir. Kurban rütüeli birçok cemaatin ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde finans kapitalin hizmetine sunulmuş bir sermaye ritüeline dönüşmüştür. Kurban fiyatlarının belirlenmesi, kurban olacak hayvanın satın alımı aşamasından başlanarak, kesilmesi, doğranması, dağıtılması ve uluslararası düzeyde de bunun gerçekleştirilmesi güçlü bir pazar ekonomisi oluşturmuştur.

    Oysa kurbanın özü paylaşmak, yakınlaşmak, bencilliği aşmak, içindeki sahte putları kırmak,toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve zulme karşı durmaktır. Eğer bir ritüel toplumsal barış üretmiyorsa, zamanın zalimine karşı bir direniş hattı oluşturamıyorsa, sizi hakikate yakınlaştırmıyorsa, özgürleştirmiyorsa, toplumla ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak ikrarlaşmıyorsanız, insanların acısını azaltmıyorsa, o zaman ahlaki özü eksik kalır. Ritüelde güçlü bir ahlaki damar söz konusu değil ise zamanın “modern tanrılarına” hizmet eder. Modern Tanrı kralları memnun edersiniz onun ötesine gitmez.

    “İNSANLAR HÂLÂ SİSTEM ADINA YOKSULLAŞTIRILIYOR, DİN ADINA SAVAŞLARDA ÖLÜYOR”

    “Modern tanrı kralları” ifadesiyle neyi kastediyorsunuz?

    Zeynel Kete: Bugünün dünyasında iktidar yalnızca siyasi baskıyla değil; kapitalizm, sömürü, kimlik inkârı ve kültürel yok sayma üzerinden de kuruluyor. İnsanlar hâlâ sistem adına yoksullaştırılıyor, din adına savaşlarda ölüyor, haklarından mahrum bırakılıyor. İnsanı insan olmaktan çıkaran her sistem aynı zamanda Modern Tanrı Krallar sistemidir. Dolayısıyla kurban meselesi bugün de güncel; sadece biçim değiştirmiş durumda. Günümüzde bu İbrahimi gelenek bu kültürel direniş damarı hala Kürtler içerisinde güçlü bir şekilde devam etmektedir.

    “İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN BİR BİLİNÇ EYLEMİ HALİNE GELMELİ”

    Kürt halk mücadelesiyle İbrahim anlatısı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

    Zeynel Kete: Kürt halkının kolektif hafızasında özgürlük uğruna büyük bedeller verilmiştir. Gençlerin hakikat ve özgürlük için mücadeleye katılması, çoğu zaman “en kıymetliyi verme” düşüncesiyle ilişkilendirilmiştir. Bu yönüyle bazı toplumsal mücadeleler sembolik olarak İbrahim anlatısına benzetilebilir. Burada ölümün kutsanması değil, onurlu yaşam iradesi öne çıkar. Demirci Kawa’nın ateşinin söndürülmemesi bu direnişi, gençlerin yok edilmesi anlayışına karşı, özgür yaşamı inşa etme anlayışının ifadesidir. Kurban ritüellerinin gerçekleştirildi bir ayda olduğumuzdan dolayı şunu da belirteyim; ritüeller toplumu özgürleştirmezse, sosyolojik bir bilinç ortamı yaratmazsa, birey ve toplumun pasif bir ibadet çerçevesine sığdırırsa bir anlam ifade etmez. Asıl olan insanı özgürleştiren bir bilinç eylemi haline gelmesi lazımdır.

    “ALEVİLER ÖZGÜRLÜK ARAYIŞINI BİR İBADET RİTÜELİ HALİNE GETİRİRLER”

    Demirci Kawa’nın ateşiyle bugünün mücadeleleri arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

    Zeynel Kete: Kawa’nın ateşi zulme karşı halkların yeniden ayağa kalkmasının simgesidir. Bugün de esas mesele insanların insanca yaşayabildiği, adaletin ve özgürlüğün hâkim olduğu bir düzen kurabilmesidir. Ateş burada yıkımın değil, yeniden doğuşun sembolüdür. Yok edilen hafızanın, özgürlüğün,adaletin, komünalitenin yeniden varoluşunu simgeler. Bu bakımdan Aleviler cem ekranında çerağ (ışık, ateş, nur, güneş) uyandırırlar. Yani özgürlük arayışı bir ibadet ritüeli haline getirirler.

    “BİRLİK VE BERABERLİĞİN İNŞA EDİLDİĞİ RİTÜELLERDE ADAKLAR ADANIR”

    Alevi inancında kurban rütüeli ne anlama geliyor neyi ifade ediyor? Aynı zamanda bir ocak avladı ve bir pir olarak bu konuyu nasıl yorumlarsınız?

    Zeynel Kete: Doğrusunu sorarsanız belki de mevcut inançlar içerisinde kurban ritüelini en fazla yerine getiren inançlardan birisi Alevilik desek hiç de abartı olmaz. Alevi inancında sadece yılın belirli bir takviminde bu ritüel yerine getirilmez. Her ne kadar ki kadim Réya Hêq Alevi inancında kanlı kurbandan çok kansız kurban olarak tanımladığımız, daha çok tarımsal ürünlerden oluşan “lokma” kültürü belirleyici olsa da, günümüzde kurban rütbeli yapılmaktadır. Aleviler özellikle Xizir ayında, Sersal (yeni yıl), Gaxand ve Muharrem Orucu’ndan sonra kurbanlar kesilir. Ayrıca bahar aylarında mevsimin bereketlenmesi gibi çoklu zamanda kurbanlar tığlar. Yine Alevi toplumsal hafızasında toplumsal hafızayı temsil eden kişilerin (pir , mürşit, rayber) hanelere geldiğinde durumu iyi olanlar kurban keserler. Ayrıca ikrar tutma ( musahiplik ) kurbanı, çeşitli cem erkanlarında, birlik ve beraberliğin inşa edildiği ritüellerde adaklar adanır.

    Esasında Alevi süreklerinde kurban olmazsa olmaz bir ibadetten çok, kişinin imkanları doğrultusunda yerine getirmeye çalıştığı bir ritüeldir. Bu ritüel yerine getirildiğinde “kesmek” fiili kullanılmaz bunun yerine “tığlamak” kelimesi kullanılır. Tığlamak; kesmek fiilinin anlamına gelmez, kurban öncesi toplumun birlik içinde olması küskünlerin barışması, bir araya gelmeleri birbirleri ile niyazlaşmaları, duyguda ve ruhta birlik içinde olmalarını ifade eder. Halk için, hakikatten yana, iç barışı tesis etmek, paylaşmak, gönül almak manasına da gelir.

    Nefsi tığlamak, bencilliği, kini, kibri, egoyu, korkuyu, iktidarı yok etmektir. “Canım kurban tenim tercüman” diyerek Mansur darında direneceğine ikrar vermek ve ikrarında durmaktır.

    “KASTİK HUKUKA KARŞI ANA- KADININ KEMALETİNE İHTİYAÇ VARDIR”

    Son olarak, sizce bugün insanlığın en çok neye ihtiyacı var?

    Zeynel Kete: Bence insanlığın bugün yeni kurbanlara değil, ortak bir vicdana ihtiyacı var. İnsan hayatını, adaleti, özgürlüğü ve toplumsal barışı yeniden kutsal sayan bir ahlaki zemine ihtiyaç duyuyoruz. Kurban ancak yaşamı savunuyorsa anlamlıdır.  Nefsini tığlamak üryanlaşmaktır. İnsanı insan olmaktan çıkaran günümüzün Nehak sistemleri aynı zamanda anlamsal ve yapısal olarak da derin bir bunalım içindedirler. Derinlikli bir şekilde iflasın eşiğindedirler. Asalakça bir yaşamlarını sürdürmek için her gün toplumu kurban ediyorlar, doğayı kurban ediyorlar.

    Dünyamız bir değişim ve dönüşüm eşiğindedir. Bu değişim ve dönüşüm eşiği toplumu özgürlüğe, barışa ve demokratik topluma doğru götürecektir. Toplumun en fazla barışa ihtiyacı vardır diyebiliriz. Kastik hukuka karşı Ana- Kadının kemaletine ihtiyaç vardır.

    Günümüzde birey, toplum ve doğanın baskı altına alındığı, bireyin ve toplumun iradesinin yok sayıldığı, her türlü şiddet yönteminin kullanıldığı, kastik katil anlayışından algoritmik tahakküme edilen bir sürecin yaşandığı çok kapsayıcı, çok katmanlı bir  biyoiktidar durumu söz konusudur. Belki kadim dönemlerindeki gibi iktidar anlayışları eskide olduğu gibi “öldürme hakkı”nı rahat bir şekilde kullanmayabilirler ama toplumu yönetme, kontrol etme, denetim altına alma, üretme, düzenleme şeklinde bir işleyiş üzerinden kendini var ediyorlar.

    Günümüzde toplumsal yapı sadece savaşlarla, klasik soykırım yöntemleri ve şiddetleri ile değil; psikolojik, sosyal kültürel ahlaki bir biçimde toplum kuşatılmış ve çökertiliyor. Bütün bu yaşanan algoritmik şiddete karşı ancak barış ve demokratik toplum inşası ile karşı durulur. Bütün bu yaşananlara karşı demokratik, komünal ve özgürlükçü bir yaşamın inşası toplumu kurtaracaktır.

    Toplumsal doğadaki eğilimler özgürlükten yanadır. Bütün evrenin semah dönmesi özgürlük arayışını ifade eder.

    Başta kurban ritüeli olmak üzere bütün inançlara ait ritüeller sosyolojik bir bilinçle ve toplumu özgürleştirir pasif hale getirmediği zaman kendi tarihsel hakikatiyle bütünleşir. Bu duygularımla ibadetlerini ve kurban ritüellerini pasif bir ibadet haline getirmeyip hakikati ile bütünleştiren bütün kesimlerin bu bilinçli eylemlerini kutlar saygılar duyarım. Ben de kurbanla ilgili kadimden bugüne kadar yapmış olduğunuz bu tarihsel sosyolojik röpotajdan dolayı teşekkür ediyorum. Nefsini kurban edenlerin kurbanları hak kadında kabul ola.

    Diren KESER/ADANA

  • Kemal Gülmez, 44 yıl sonra dedesinin vasiyetini yerine getirip Zel Dağı’na çıktı!-VİDEO

    Kemal Gülmez, 44 yıl sonra dedesinin vasiyetini yerine getirip Zel Dağı’na çıktı!-VİDEO

    PİRHA-Dersimli Kemal Gülmez, 44 yıl sonra dedesinin vasiyetini yerine getirip Zel Dağı’nda kurban kesti. Köylerinin yasaklı olmasında dolayı dedesinin vasiyetini 44 yıl sonra yerine getirebildiğini vurgulayan Kemal Gülmez, “Amacımız hem köyümüzün hem de çevre köylerimizin köylerine geri dönmesi teşvik etmek. Buranın tekrardan canlanması ve yerleşim yerlerinin oluşmasıdır” dedi.

    Dersim’in Pülümür Vadisi’nde yer alan 2 bin 380 metre yüksekliğindeki Zel Dağı, bölge halkı tarafından duaların edilip, kurbanların kesildiği kutsal bir mekân.

    Dersimli Kemal Gülmez, 44 yıl sonra dedesinin vasiyetini yerine getirip Zel Dağı’nda kurban kesti.

    “AMACIMIZ YENİDEN KÖYLERİMİZİN TEKRARDAN CANLANMASI VE YERLEŞİM YERLERİNİN OLUŞMASI”

    44 yıl önce dedesinin vasiyetini gerçekleştirip Zel Dağı’na çıktığı için mutlu olduğunu belirten Kemal Gülmez, “Dedem, okulu bitirdiğinde Zel Dağı’na gelip kurban kes demişti ama köylerimiz yasak olduğu için yıllarca buralara gelemedik. 44 yıl sonra vasiyeti yerine getirdim o yüzden benim için çok önemli. Benim köyüm Cundik 1990’lı yıllarda boşaltıldı. Köyümüzün yolu yoktu. Üç yıl önce köyde ev yapmaya başladık. Aşağıdaki vadi içerisinde bütün malzemeyi sırtla taşıyarak köyde ev yaptım. Amacımız hem köyümüzün hem de çevre köylerimizin köylerine geri dönmesi teşvik etmek. Bölgenin ve buradaki yaylanın açılması çok önemli, çünkü buralar binlerce koyun beslenebileceği alanlar. Eskiden her gece yaylacılar ürettiklerini taşıyıp aşağıya getirirlerdi. O yüzden aslında bu dağlar üretim olarak geceli gündüzlü işlenen alanlardı. Amacımız buranın tekrardan canlanması ve yerleşim yerlerinin oluşmasıdır. Bugün dostlarımız ve çevre köylerimizle beraber Zel Dağı’na gelerek kurbanımızı kesip bir dileğimizi yerine getirdik” dedi.

    “HERKES KENDİ TOPRAĞINA DÖNSÜN”

    Eskiden yılda iki defa Zel Dağı’na gelip dua ettiklerini ifade eden Alaverdi Candemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Zel Dağı bizim için kutsal bir mekândır. Köyümüz Rosnage (Roşnek) 1994 yılında boşaltıldı ve buralar da yasaklı bölge ilan edildiği için uzun yıllar gelemedik. Bugün Kemal Gülmez’in vasiyetini yerine getirmesiyle birlikte bizler de buraya geldik dualarımızı ettik.

    Kemal Gülmez, köyde ilk evi yaparak hem köylerimize geri dönüşü sağlıyor hem de bizi bugün buraya getirip dağımızla o bağın tekrardan kurmamızı sağladı. Amacımız herkesin ziyaretlerine, mezarlarına ve topraklarına sahip çıkmasıdır. İtikatımız gereği kutsal mekânımıza gelerek bu ritüele tanıklık etmek beni çok duygulandırdı ve aynı zamanda çok da mutlu etti. Amacım köyüme ev yapmak ve orada yaşamak. Herkes kendi toprağına geri dönsün. Bizim birbirimize sahip çıkıp, güç vermemiz gerekiyor. Barış olursa dilimize, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkmış oluruz.”

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Pir İbrahim Erdoğan: Ticareti cemevlerimize koymayalım!-VİDEO

    Pir İbrahim Erdoğan: Ticareti cemevlerimize koymayalım!-VİDEO

    PİRHA – Pir İbrahim Erdoğan, ibadethanelerde ‘kurban’ üzerinden ticari bir ağın oluşmaması gerektiğini belirtti. Erdoğan, “Tüm Alevi toplumuna sesleniyorum; ticaretin asla cemevleriyle ilişkisi olmamalı” dedi.

    Toplum içerisinde ‘Kurban, kurban bayramı, bayram cemi’ tartışmaları süregiderken bir görüş de Ağuçan Ocağı pirlerinden İbrahim Erdoğan’dan geldi.

    PİRHA’ya konuşan Pir İbrahim Erdoğan, kurban ritüeline ilişkin “Önce kendi nefsini kurban edeceksin. Aksi halde günde bir tane de kurban kessen boşuna; sadece hayvanı kıymış olursun. İkincisi; ‘kurban’ demek hayvanı boğazlamak, kan dökmek anlamına gelmez. Bir lokma da kurbandır. Mesela ‘Yol’una kurban olayım. Pirime kurban olayım’ da deniliyor. Yoksa ‘kurban’ demek sadece bir hayvanın canına kıymak değil. Gidersin bir hastaya çare olursun, bir aç hayvanı doyurursun, çaresiz kalmış bir insana Hızır olursun; kurban işte budur” görüşünü savundu.

    CEMEVLERİMİZ İNANÇ YERLERİMİZDİR, TİCARİ ŞİRKETLERİMİZ DEĞİL!”

    Kurban ritüelinin başka inançlardan Alevi toplumuna geçtiğini söyleyen Pir İbrahim Erdoğan, ibadethaneler ile kurbanlık sektörü arasındaki ilişkiye de değindi. Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:

    “Kasaplık, avcılık yapanı ceme almıyorsun; ibadete bakar mısın ne kadar güzel. Ama şimdi Alevilerin maneviyatında azalma var. Kimi başka inançlara benzemeye, onların içerisinde kendini var etmeye çalışıyorlar. Onlar yokken benim inancım vardı!

    Cemevlerimiz bizim inanç yerlerimizdir, ticari şirketlerimiz değil. Orada sadece inancımızı yerine getirmek için uğraşırız. Cemevlerinin ticaretle uğraşması demek, kendi özünü bozmaktır. Ticaret yerine dönüşürsen de inancın özü bozulur. İnanç yerlerimizde ticareti uzak tutmalıyız. Tutmazsak kötülükler inanç yerlerimize girer. Toplum, bunları reddedecek.”

    “TİCARETİN CEMEVLERİYLE İLİŞKİSİ OLMAMALI”

    Pir İbrahim Erdoğan, ticari ilişkiler üzerinden ibadethanelerde bir husumet yaşanmaması gerektiğinin altını çizerek, “Bu tür şeylerin önlemini almak için işte kurban gibi çıkar olaylarının cemevlerimizle, dergâhlarımızla ilişkinin kesilmesi gerekiyor. Oraların temiz kalması gerekiyor. Tüm Alevi toplumuna sesleniyorum; ticaretin asla cemevleriyle ilişkisi olmamalı. Alevi toplumu bu konuda dikkat eder, artık şu koyunları cemevlerinin altından çıkarırsa işte ‘bayram’ diyoruz ya al sana güzel bir bayram! Toplum, o kanı durdurursa Alevi toplumuna da güzel bir bayram olur.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Nazımiye’de 2 kişi öldürüldü!
    DAD’dan ‘Birlik ve Beraberlik Çağrısı’: Gelin, acımızı paylaşarak azaltalım, çözümü birlikte üretelim!

     

  • ABF: Alevi-Bektaşi yol erkânında Bayram Cemi’nin yeri yoktur!

    ABF: Alevi-Bektaşi yol erkânında Bayram Cemi’nin yeri yoktur!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi inancında olmayan ritüellere dikkat çeken yazılı bir açıklama paylaştı. Alevi inancında kurban kesmenin zorunlu olmadığına vurgu yapılan açıklamada “Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, yaptığı yazılı açıklama ile ‘Bayram Cem-i’ ve zorunlu kurban kesiminin Alevi inancında yer almadığını belirtti. Kurban kesmenin belirli bir zamanının olmadığını vurgulayan ABF açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Gelmişiz cananın asitanına

    Sıtk ile sarıldık dost demanına

    Canı baş vermişiz aşk meydanına

    Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez

    Yürekte gizlidir bizim derdimiz

    Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz

    Nefsimiz iledir daim harbimiz

    Cahil-i nadanla kavga gerekmez”

    Alevi-Bektaşi yol erkânı, âşıkların, sadıkların geçmişten günümüze aktardığı nefeslerle ve dizelerle gelmiştir. Kurban ve bayram kavramlarının da bu minvalde değerlendirilmesi gerekir.

    Canlar, son dönemlerde inancımıza başka inançların etkisi ile eklenmeye çalışılan ‘Bayram Cem-i’ adı altında gelenekte olmayan ritüellerin ya da kurban kesmeyi zorunluluk olarak gören anlayışın Alevi-Bektaşi yol erkânında yeri yoktur. Kurban kesmenin belirli bir zamanı da yoktur. Niyete göre belirlenir. Kurbanın kanı yerlere akıtılmaz, kanı ve kemikleri toprağa sırlanır. Özü çürük ervahın kurban keserek, insan ile doğa ile rızalaşması mümkün olmaz.

    “Aşinayı musahib kavlin bilmeyen

    Men aref sırrına vakıf olmayan

    Özünü pak edip Cem’e gelmeyen

    Hakk’ın lokmasını yese ne fayda”

    Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur. Yolumuzda kurban, kişinin imkânı ve içinde bulunduğu konuma göre rızalıkla sunulan her şeydir. Bu bazen bir hayvanın tığlanarak kurban edilmesi bazen de Kırklar Cemi’nde bir üzümün kırka bölünmesi olur. Esas olan, kurbanı kendi hanende saklamak değil, canlarla paylaşmak ve gönüllerin birlenmesidir. Hünkar’ın, Kadıncık Ana’nın kara kazan düsturunda olduğu gibi, yiyene helal yedirene delildir.

    Alevi-Bektaşi inancında Hakk’a ulaşmak, ak-pak olmakla, eline beline diline sahip olmakla olur. Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir. Bayram ise yola turab olmaktır. Zalime biat edilmediği, gönüllerin kırılmadığı, mazlumların yüzünün güldüğü her gün bayramdır.

    “Kurbanlar tığlanıp gülbeng çekildi

    Gaflet uykusundan uyana geldim

    Dört kapı sancağı anda dikildi

    Üryan büryan olup meydana geldim

    Nefsini kurban, tenini tercüman eden canlara Aşkı Niyazlarımızla…”

    PİRHA/ANKARA

  • Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    PİRHA – Dede Musa Kazım Engin, Kurban Bayramı geleneği hakkında bilgi verdi. Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” diye belirtti. Dede Musa Kazım Engin, bayramlarda cem yapılmasının da Alevi inancında yer almadığını vurguladı.

    Kureyşan Ocağı’ndan Dede Musa Kazım Engin, Müslüman toplumu tarafından kutlanan Kurban Bayramı’na ilişkin yazı kaleme aldı.

    Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” dedi.

    İnsanlık tarihindeki kurban ritüellerine değinen Dede Musa Kazım Engin, ‘kan akıtmak, kurban vermek’ geleneklerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Kurban, kelime olarak Arapça “Kurb” sözcüğünden türemiştir. Anlamı “yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.

    Eski uygarlıklarda çok tanrılı dönemde, “doğaüstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim” diye yalvarışının ardından dünyaya gelen oğlu İsmail’i, verdiği sözde durarak, kurban etmek ister. Bunun üzerine bir koç gönderildiği ifade edilerek, İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği birçok inançlarda yerini almıştır.

    En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

    Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir. Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür.

    Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilim insanları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip “insan kurban edilmesi” anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

    İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine “koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği kaldırılmış, insanlık tarihi açısından çok önemli olan “insan kurban edilmesine” son verilmiştir.”

    “ALEVİLİKTE ‘KURBAN’ LOKMADIR”

    “Alevilikte kurban algısı” başlığını da irdeleyen Dede Musa Kazım Engin, şöyle devam etti:

    “Aleviler esas olarak kurbanı “Yol’a kurban olmak ve yol uğrunda gerekirse boynunu vurdurmak” olarak algılarlar. Alevilerde ise ‘kurban’ dendiği zaman asıl kurban “nefsini tığlamaktır”. Çünkü Alevilerde dualarda “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el hakka insani kâmil mertebesine erip, o meydana gelmektir.

    Canım erenlere kurban,

    Serim meydanda meydanda,

    İkrarım ezelden verdi,

    Canım meydanda meydanda,

     

    Gerçek olan olur gani,

    Gani olan olur veli,

    Nesimi’yim yüzün beni,

    Derim meydanda meydanda.

    Alevi inancının temeli “ikrar” vermektir ve ahdine/ikrarına sadık olmaktır. Yani “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı ve yolu uğruna canını seve seve verecek kâmil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.

    Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak “Dünya’da cennet” için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır. Alevi Yol uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

    Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hakk’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte “kurban” lokmadır.

    Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Aleviler keyfi olarak cana kıymazlar, geçmişte Ahiler “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz” diyerek kendi cemaatlerine “avcıları” almamışlardır.

    Yetmiş deve ile Kâbe’den gelsem

    Amentü okusam abdestim alsam

    Ulu camilerde beş vaktim kılsam

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    Arafat’ta kurban kessem yedirsem

    Hac kurbanın kabul oldu dedirsem

    Pir aşkına su doldursam su versem

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    (Kul Himmet)

    Bugün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde, mahallesindeki yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

    Bu konuda dedeler/pir ve anaların gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de dede/pir ve analara, halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi, kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, Yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe paylaşarak bayram edebiliriz.

    Gelmişiz cananın asitanına

    Sıtk ile sarıldık dost damenine

    Canla baş koymuşuz aşk meydanına

    Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez!

    “İbreti Baba”

    Ramazan ve Kurban Bayramlarında cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır ve Cem Vakfı’nın Aleviliğe soktuğu bir virüstür.

    Boz atlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.

    Aşk ile!”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    ABF: Alevilere Kurban Bayramı dayatması yapmak inancımıza yapılacak en büyük hakarettir

    PİRHA-“Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu ‘Bayram cemi’ adı altında yapılan erkânların Aleviliğe ait olmadığını kaydetti. ABF açıklamasında “Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” ifadeleri yer aldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tarafından yayımlanan “Kurban Bayramı ve Aleviler” başlıklı yazılı açıklamada, “Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir” denildi.

    “ALEVİLİKTE KURBAN, ORTALIĞI KAN GÖLÜNE ÇEVİRİP BAYRAM YAPMAK ANLAMI TAŞIMAZ”

    CEM Vakfı’nın yıllar önce başlattığı erkânların Aleviliği şiileştirmek ve caferileştirmek olduğu belirtilen ABF açıklamasının tamamı şu şekilde:

    “Kelime kökeni Arapça ḳrb kökünden gelen ḳurbān قربان “tanrıya sunulan adak” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ḳurbān קרבן sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice #ḳrb קרב “1. yakın olma, yaklaşma, 2. hediye verme, adak sunma” kökünden türetilmiştir.
    Kurban; kelime olarak Arapça’da “Kurb” kökünden gelip, akraba kelimesi ile aynı anlama gelir. Anlamı: Yakın olmak, yakınlaşmak demektir. “Ben sana kurban olurum” diyen birisi, “Beni götürüp ‘Arafat’ta’ kes” demez. Benim sana sevgi ve muhabbetim-yakınlığım var demek ister. Bunun delili olarak da bir sunak, bir hediye verir. İşte, pirimizin evimize geldiği günü bayram sayan biz, Aleviler; Musahip tutup yola ikrar vereceğimiz gün, gönüllerin birliği (akraba-yakın olma) adına kurban tığlarız.

    Her yıl Pir divanına-Hak huzuruna çıktığımızda Dar’a durup görgü-sorgudan geçtiğimiz gün de tercüman kurbanı tığlanır. “Yani yılda bir kurban talibin hakkı” denir. Bunun haricinde Hızır orucu bitiminde, Yas-ı Matem orucu bitiminde, adak, dilek kurbanları, dergâh ve türbe ziyaretlerinde de dilek ve murat kurbanları, tığlanır.

    Özetle Alevilikte kurban, ortalığı kan gölüne çevirip bu kan deryasında bayram yapmak anlamı taşımaz. Hatta kurbanlıklar önceden belirlenir, ona özenli davranılır, eziyet edilmez ve özel bakılır. Aklanıp temizlenip cemde huzura getirildiğinde bir işaret gösterip rızalığını beyan etmez de kaçarsa, kovalanıp yakalanarak boğazlanmaz.

    “ALEVİLERİN KURBAN BAYRAMI KUTLAMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

    Evrende, canlı-cansız her nesneyi hakkın bir parçası olarak gören inancı, birilerinin, cana kıyarak yaptıkları ibadete benzetmeye çalışmak, hele de sonuna bayram ekleyip kutlamalar yapmak, olsa olsa cahillikten ve bilgisizlikten olur.
    ​Kurban bayramı; Zilhicce ayında, Hac yoluna düşüp, Kâbe’ye giderek, günahlarından arındığına inanan insanların kestiği kefaret kurbanının bayramıdır.

    “Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, Tac’da değildir. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hacda değildir” diyen Hünkâr’ın yolundan giden Alevilerin kurban bayramı kutlaması doğru değildir. Hac yollarına düşmeyen, umre ziyareti yapmayan bir inanca, bayram yakıştırması yapmak, bu inanca yapılacak en büyük kötülüktür. Kâbe’nin etrafında dönemeyip, Mina’da şeytan taşlayıp günahlarından kurtulduğu için kurban kesip bayram yapmayan Alevilere, Kurban Bayramı dayatması yapmak, hele de bunu ibadetin bir parçası ve zorunluluk olarak sunmak, inancımıza yapılacak en büyük hakarettir.

    “UYDURMA ERKANLARIN HİÇBİRİ BİZE AİT DEĞİLDİR”

    ​Yaklaşık 15-20 yıl önce, Cem Vakfının başlattığı ve amacı Alevileri Şii’leştirmek veya Caferi’leştirmek olan uydurma erkânların hiçbiri bize ait erkânlar değildir. Atamızın–ceddimizin yapmadığı (Bayram cemi, Kurban cemi vb.) hiçbir erkânın kurumlarımıza dayatılmasını doğru bulmayız.

    Bu amaçla Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı tüm bileşen ve şubelerimizde bayram cemi, kurban cemi, bayram erkânı, kurban erkânı ve benzer isimler altında erkân yapılmaması gerektiği, aksi davranışın, yolumuza ve birliğimize yapılan bir saldırı olarak algılanacağı bilinmelidir. Şubelerimizin bu konu ile ilgili göstereceği hassasiyete şimdiden teşekkürlerimizi sunarız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • CEM Vakfı’nın ‘Bayram Cemi’ ısrarı

    CEM Vakfı’nın ‘Bayram Cemi’ ısrarı

    PİRHA-CEM Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkan Vekili Hayrettin Derun tarafından CEM Vakfı şubelerine gönderilen yazı ile 9 Temmuz Cumartesi günü sabahı ‘bayram cemi’ yapılması talimatı verildiği öğrenildi. 

    Alevi toplumunun tepki göstermesine, Alevi inancında olmamasına rağmen CEM Vakfı ‘Bayram Cemi’nde ısrar ediyor. CEM Vakfı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkan Vekili Hayrettin Derun tarafından CEM Vakfı şubelerine gönderilen yazı ile 9 Temmuz Cumartesi günü sabah cemi yapılması talimatı verildiği öğrenildi. Derun’un şubelere gönderdiği talimatta şu ifadelere yer verildi:

    “Birlik ve beraberliğin vesilesi olan bayramların birlikte kutlaması aşk-ı ile şubelerimizin 9 Temmuz Cumartesi günü bayram sabahı açık olması ve her şubenin kendi bölge saati ve zamana göre (Örnek: İstanbul 06.30) cem yapılması uygun görülmüştür.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Kurban niyetinde olan Can’ın, ihtiyaç sahiplerine Hakk lokması sunması da makbuldür’

    ‘Kurban niyetinde olan Can’ın, ihtiyaç sahiplerine Hakk lokması sunması da makbuldür’

    PİRHA-Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu; “Kurban niyetinde olan Can’ın isteğine göre, İhtiyacı olan kişi ve kurumlara, öğrencilere, sağlık sorunu nedeniyle maddi ihtiyaç sahiplerine ve son dönemlerimizde yaşanılan doğal afet mağdurlarına Hakk lokması sunması da makbuldür” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Yol Erkan Kurulu yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada Kurban Tığlama Erkanının, cümle canlarla başta Hakk’a yakınlaşmak olmak üzere mutluluklarda, üzüntülerde, kederlerde ve dileklerde erkan yürüterek yerine getirilen bir yol hizmeti olduğu belirtildi.

    “İHTİYACI OLANLARA HAKK LOKMASI SUNMAKTA MAKBULDÜR”

    ‘Alevilikte Yol’a, Pir’e, Mürşid’e verilen İkrar! Hakk’a ve Yol’a atfedilen en büyük Kurbandır!’ denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Geçmişten günümüze kadar yaşattığımız erkanlarımızdan biri olan Kurban Tığlama Erkan-ı’mız cümle canlarımızın başta Hakk’a yakınlaşmak veya mutluluklarında, üzüntülerinde, kederlerinde, dileklerinde Erkan yürüterek yerine getirdikleri Yol hizmetidir.  Kurban tığlamak kadar, Kurban niyetinde olan Can’ın isteğine göre, ihtiyacı olan kişi ve kurumlara, öğrencilere, sağlık sorunu nedeniyle maddi ihtiyaç sahiplerine ve son dönemlerimizde yaşanılan doğal afet mağdurlarına Hakk lokması sunması da makbuldür.

    Bir elin verdiğini diğer elin görmediği Hakk lokmalarınız Hakk Divanı’na yazıla. Lokmanızın Bir’i Bin ola! Umut dolu, savaşsız, kavgasız, barış ve demokrasinin hakim olduğu sağlıklı, mutlu olacağımız her günümüzü bayram tadında yaşayacağımız, bir olup diri kalacağımız günlere…  Aşk ile…  Saygılarımızla”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya İnanç Kurumu: Alevilikte asıl kurban nefsini tığlamaktır, dayanışmadır

    Avusturya İnanç Kurumu: Alevilikte asıl kurban nefsini tığlamaktır, dayanışmadır

    PİRHA- Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Federasyonu İnanç Kurulu, “Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe yaşayarak, paylaşarak bayram yapabiliriz” dedi. Açıklamada ayrıca Hakk’ın rızasını kazanmanın, kini ve kibri ve yola kurban etmekle ancak bayram yapılacağına vurgu yapıldı. 

    Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Federasyonu İnanç Kurulu Alevilik inancında doğayla ve insanlıkla barış içerisinde olmanın önemli olduğunu belirterek, “Yaşamayı yaşatmayı ilke edinmiş, Hak-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilikte asıl kurban, nefsini tığlamaktır; ‘canım kurban, tenim tercüman’ diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır. İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir.” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    Yaşamayı yaşatmayı ilke edinmiş, Hak-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilikte asıl kurban, nefsini tığlamaktır; “canım kurban, tenim tercüman“ diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir.

    İnsanın kendi ömrünü Hakk’a, hakikate ve insanlığa adaması, Dünya Şehvetinden vazgeçip, kendi varlığında fani olup, Hakk’la Hak olmasıdır. Bu uğurda verilen kurbanda candır, İnsanın kendi nefsidir. Nesimi gibi, Yunus gibi, Pir Sultan gibi.

    “KİNİ, KİBRİ KURBAN YOLA KURBAN EDEREK BAYRAM YAPABİLİRİZ”

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe yaşayarak, paylaşarak bayram yapabiliriz. Bir fakiri sevindirmek, bir yoksulun karnını doyurmak, insanlara sevgiyle yaklaşmak, okumak isteyipte imkansızlıktan okumayan öğrencileri okutmak, kısacası yoksulu ve fakiri sevindirmek, Hakkın rızasını kazanmak demektir. Yani, kurban kesmeden de bunlar yapıldığında kurban yerine geçer. Bu duygu ve düşüncemle barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve sevginin bu dünyada egemen olması her günümüzün bayram olması dileği ile vereceğiniz gönül lokmanız Hakk katında kabul olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AABK İnanç Yol Erkan Kurulu: Darda olanın yardımına koşmak kurban kadar kutsaldır

    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu: Darda olanın yardımına koşmak kurban kadar kutsaldır

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Yol Erkan Kurulu, kurban ile ilgili yazılı bir açıklama yaparak, Hakk ile Hak olmanın, nefsini ve vicdanını yola kurban etmenin, darda ve zorda olanın yardımına koşmanın, umutsuzluğa düşmüş olanlara umut olmanın kurban kadar kutsal olduğu mesajını verdi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Yol Erkan Kurulu, “Hakk’la bütünleşmek nefs’i Yola kurban etmekten geçer” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Hakk ile Hak olmanın, nefsini ve vicdanını yola kurban etmenin, darda ve zorda olanın yardımına koşmanın, umutsuzluğa düşmüş olanlara umut olmanın kurban kadar kutsal olduğunu bilmemiz gerekir” denildi. Kurban demek dayanışma, nefsini arındırmak demektir” vurgusu yapılan açıklamada, Aleviliğin hep dayanışma, bölüşme temeli üzerine kurulu olduğu hatırlatılarak, çocuklara Yolun gereklerinin anlatılması istendi.

    “Bu yıl Covid-19 pandemisi dolayısı ile alışılmışın dışında sevinçlerimizi, Erkanlarımızı, acılarımızı ve sosyal yaşantımızı yaşamaktayız” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “UMUTSUZLUĞA DÜŞMÜŞ OLANLARA UMUT OLMAK KURBAN KADAR KUTSALDIR”

    “Zaman içinde hepimiz bu sıra dışı yaşantıya alışsakta yine de inançsal görevlerimizi yasaların ön gördüğü çerçeve içerisinde uygulamaya çalışıyoruz.
    Kurban erkanımızı belki çok kitlesel olarak tüm cemevlerimizde beraber yürütemesekte, önemli olan o kurban sözcüğünün altında yatan asıl mesajı ve asıl nedeni hayata geçirebilmektir. Hakk ile Hak olmanın, nefsini ve vicdanını yola kurban etmenin, darda ve zorda olanın yardımına koşmanın, umutsuzluğa düşmüş olanlara umut olmanın kurban kadar kutsal olduğunu bilmemiz gerekir. Kurban iyiliğin sembolü ise; elimizden gönlümüzden geldiği kadarı ile ihtiyaç sahibi her kim ise onun yanında olmak ve yardımına koşmak çok önemlidir.

    “KURBAN DEMEK DAYANIŞMA, EMEK, NEFSİNİ ARINDIRMAK DEMEKTİR”

    Kurban demek dayanışma demek, kurban emek demek, kurban cömertlik demek, kurban nefsini arındırmak aç olanın halinden anlamak demektir. Günümüzde belki kimsenin bir yemeklik ete ihtiyacı yok; ama bir öğrenci okutmak, yoksulun karnını doyurmak, düşenin elinden tutup onu hayata tekrar tutunabilmesini sağlamak, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel örneğidir.

    Gönülden verilen bir elma da bir kurbanla eşdeğerdir, yeterki gönülden olsun, yeterki samimi olsun.

    “ALEVİLİK HEP DAYANIŞMA, BÖLÜŞME TEMELİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    Alevilik felsefesi hiç bir zaman diliminde bireysel kendini var etmemiştir, sürekli toplumsal dayanışma felsefesi üzerine kuruludur. Cem erkanında da, matem oruçlarımızda da ve bütün inançsal ritüellerimizde hep toplumsal, hep dayanışma ve bölüşme temeli üzerinde durur. Bu temel elbette kurban erkanlarımız için de geçerlidir. Çünkü içinde özünü kurban eden bir ilkeyi savunur. Bu değerler Alevi toplumumuzun özellikle kaideye alması gereken önemli kriterlerdir.

    “ÇOCUKLARIMIZA YOL’UN GEREKLERİNİ ANLATALIM”

    Özel inanç günlerimizdeki manevi değeri iyi anlamak ve algılamak Yol’a hizmette önemli bir adımdır. Çocuklarımıza ve gelecek genç nesillerimize inancımızı, ve yolumuzun gereğini anlatalım. Onların önünde bir meşale gibi ışık olmaya ve güzel Yol’umuzu onlara doğru aktarmaya çalışalım.

    Özümüzü dara çekeceğimiz, nefsimizi kurban etmeye hazırlandığımız bu kurban erkan günlerimiz arifesinde bütün dünya insanlarına, barış ve huzur dolu bir gelecek olması özlemiyle; niyetleriniz ve kurbanlarınız Hakk katında kabul ve makbul olsun.

    Hakk Muhammed Ali, Pir Hünkar Hacı Bektaşi Veli, Boz atlı Hızır lokmalarınızı, niyazlarınızı, ulaştırdığınız her muhtaç can için o günün bayram olmasını dilerim.
    Aşk -ı Niyazımızla.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Aleviler kanın bayramını yapmamalı’

    ‘Aleviler kanın bayramını yapmamalı’

    PİRHA- Alevilerin kanın bayramını yapmamaları gerektiğini ifade eden Kureyşan Ocağı dedelerinden Efe Engin, Alevilerin kurbanlarını HES’lere karşı gelerek doğaya ve insanlığı geleceğine bir fidan dikerek göstermeleri gerektiğini belirtti. 

    Kurban bayramı ile ilgili bir mesaj paylaşan Kureyşan Ocağı dedelerinden Efe Engin, “Aleviler kanın bayramını yapmamalı” dedi.

    Mesajında Alevilerin kurban olarak niyazlarını doğaya sahip çıkarak göstermeleri gerektiğini vurgulayan Engin, şu ifadelere yer verdi.

    “İNSANLIĞIN GELECEĞİNE FİDAN DİKSİNLER”

    “Aleviler kanın bayramını yapmamalılar! Alevi Kızılbaş inancı ‘canım kurban tenim tercüman’ der. Yol erenleri cemlerinde hak meydanında pir huzurunda dara durup kinden kibirden kurtulup özünü dara çektiklerinde ölmeden önce ölürler yola kurban olurlar. Yolumuz tüm varlıkları Hakk’ın bir görünümü olarak görüp sevgiyle bakmayı öğretir o yüzden 72 millete bir nazarda bakarız barış inancıdır. Kan dökerek bayram yapmazlar. Lokma ve niyazları vardır. Geleceğe çerağ uyandırırlar. Yol erenleri olarak kurban olarak niyazlarını Kaz Dağlarına Munzur Dağlarına, Fındıklı derelerine sahip çıkarak göstersinler. HES’lere karşı gelerek doğaya ve insanlığın geleceğine bir fidan diksinler.” (HABER MERKEZİ)

  • Ali Yıldırım: Kurban ve sünnet Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle ilgisi yoktur

    Ali Yıldırım: Kurban ve sünnet Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle ilgisi yoktur

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım “Kurban ve Sünnet” başlıklı yazısında “Bu iki inanç ve gelenek tamamen Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.” diyerek “Alevilere ne oluyor?” sorusunu yöneltti.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım “Kurban ve Sünnet” başlıklı yazısında Kurban Bayramı ve Sünnet geleneğinin Tevrat kaynaklı olduğunu ifade ederek “Alevilere ne oluyor?” sorusunu yöneltti.

    Yazar Yıldırım, kaleme aldığı yazısında “İki inancın kökeninde de kulun tanrıya bağlılığı ve ondan korkması vardır. Tanrı bunu peygamber İbrahim’den penisin uç derisini ve oğlunu keserek kanıtlamasını ve somutlamasını ister.” diyerek yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Her şeyi bilen tanrı, İbrahim’den bunu neden istiyor? Cevabı Tevrat’ın Genesis/Yaratılış bölümünde veriliyor:

    TEVRAT BÖLÜM 17

    Sünnet: Antlaşma Simgesi

    1- Avram doksan dokuz yaşındayken rab ona görünerek, ‘Ben her şeye gücü yeten tanrıyım’ dedi. ‘Benim yolumda yürü, kusursuz ol.

    2- Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.

    4- Seninle yaptığım antlaşma şudur’ dedi, ‘Birçok ulusun babası olacaksın.

    5- Artık adın Avram (Yüce baba) değil, İbrahim (İbranice Avraham, Çokların babası ) olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım.

    8- Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların tanrısı olacağım.

    10- Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.’

    23- İbrahim evindeki bütün erkekleri, oğlu İsmail’i, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini, tanrının kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi.

    24- İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.

    Tevrat sünnetin ne şekilde yapılacağı bilgisine yer vermiyor. Demek ki daha önceden bilinen, uygulanan bir yöntem olmalı?

    Tanrı İbrahim’e mülk ve iktidar veriyor, bunun karşılığında da bağlılık işareti olarak tüm erkeklerin penisinin uç derisini istiyor.

    Erkekler açısından biraz acılı bir anlaşma ama insan iktidar için her türlü iktidardan vazgeçmeye hazır bir canlı değil mi?

    Burada bir parantez açarak Biyolog Profesör Ali Demirsoy’un ülkemizde iktidarsızlığın ve erken boşalmanın sünnetten kaynaklandığına yönelik bilimsel görüşünü belirtmek isterim.

    KURBAN

    Benden korktuğunu göstermek istiyorsan oğlunu kurban et

    Sünnet gibi kurbanın kökeni de Tevrat-Yaratılış bölümünde gerekçelendiriliyor.

    Tanrı anlaşma yaptığı, mülkler verdiği İbrahim’in kendisinden korkup korkmadığını sınamak istiyor. Bunun için ihtiyar yaşında sahip olduğu oğlu İsmail’i Moriya dağında yakmasını talep ediyor.

    Bölüm 22 İbrahim’in Denenmesi

    1- Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. ‘İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘Buradayım!’ dedi.

    2- Tanrı, ‘İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git’ dedi. ‘Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.’

    9- Tanrının kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı.

    10- Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.

    11- Ama rabbin meleği göklerden, ‘İbrahim, İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘İşte buradayım!’ diye karşılık verdi.

    12- Melek, ‘Çocuğa dokunma’ dedi, ‘Ona hiçbir şey yapma. Şimdi tanrıdan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.’

    13- İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.

    İbrahim peygamber tanrıdan korktuğunu gösteriyor. Tam oğlunu kesecekken tanrı ikna oluyor. Oğlu yerine çalıların arasında dolaşan koçu kesip yakıyor, kurban ediyor. Kurbanın kökenine dair anlatı böyle.

    Görülüyor ki kurban tamamen tanrı ile İbrahim arasındaki bir güvensizliğe son vermek için yapılan bir pratik. Tanrı bunu peygamberi İbrahim dışındaki diğer kullarından talep etmiyor.

    Burada ne tanrının isteğinin makul olup olmadığını ne de İbrahim’in aklı başında bir baba gibi davranıp davranmadığını söz konusu etmeyeceğim. Ama İbrahim peygamberin bu sevgili oğlu İsmail’i karısının korkusundan anası Hacer ile birlikte çöle attığını da akılda tutmakta yarar var.

    Görüldüğü gibi Tevrat kaynaklı olan sünnet ve kurban mal mülk iktidar ve Allahtan korkma gerekçelerine dayanır ve Alevi inanç ve erkanıyla ne tarihsel olarak ne de anlayış itibariyle en küçük bir ilişkisi bulunmamaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • İzmir’de hayvan satıcıları dertli: Satışlarımız yüzde 70 düştü-VİDEO

    İzmir’de hayvan satıcıları dertli: Satışlarımız yüzde 70 düştü-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de hayvan satıcıları yem, mazot fiyatlarındaki artışlara ithal etin de eklenmesiyle birlikte satışlarının yüzde 70 düştüğünü ifade etti. Geçen yıllarda Xızır ayında 30-40 kurbanlık satarken bugün daha hiç satış yapmadıklarına dikkat çekerek, insanların alım gücünün son yıllarda azaldığını vurguladılar.  

    Türkiye’de özellikle son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hayvancılık sektörüne katkısının olmamasının yanı sıra ithal hayvanların piyasaya girmesi, saman, yem ve mazot fiyatlarının artması, hayvancılıkla uğraşanları zor durumda bırakıyor. İzmir’in Çiğli ilçesinde adaklık kurban satıcıları da mazot, yem fiyatlarından şikayetçi. Her yıl belli miktarda da kira ödeyen ve satışların geçen seneye oranla yüzde 70 düştüğünü ifade eden hayvan satıcıları, bu yönde bir iyileştirme olmadığı takdirde hayvancılık yapacak kimse kalmayacağını belirttiler.

    “SATIŞLAR YÜZDE 70 DÜŞTÜ”

    20 yıldır bu işi yapan Erdal Doğan, artık işlerinin eskisi gibi olmadığını söyledi. İnsanların ekonomik sorunlar yaşadığını belirten Doğan, pazara gidemeyen insanların kurbanlık koyun hiç alamayacaklarını kaydetti.

    Hayvan satışlarının yüzde 70’lere kadar düştüğünün altını çizen 20 yıllık satıcı Doğan, “İnsanların alım gücü yok. O yüzden halkımız perişan durumda. Bizi  tamamen etkiledi, bütün işlerimiz durdu. Şu anda satış yok derecede” diye konuştu.

    “BU İŞİ YAPAN SON NESİLİZ”

    Yem ve akaryakıt fiyatlarının sürekli olarak artmasından şikayet eden Erdal Doğan, hayvan fiyatlarının da ona göre arttığının altını çizdi. Doğan, hayvancılığın devlet tarafından kesinlikle desteklenmediğini kaydederek, “Desteklense insanlar bu hale gelmez. Birçok insan elindeki hayvanları satıp bu işi bıraktı, biz son nesiliz. Bizden sonra bu işi yapacak yok. Çiğli’de birkaç kişi kaldık. Bundan sonra da zor” diye konuştu.

    Daha önce 200 keçisi olan Doğan, maliyetini çıkaramadığı için o işi bırakıp keçilerini de satmış. İnsanların alım gücünün olmadığına dikkat çeken Doğan, “Bizim aldığımız yerde de yüksek. Bizim kar oranımız yüzde 10 yoktur. Maliyetimiz yüksek. Hayvanın yemi var, hayvanı getirirken mazot yakıyorsun. O sebeple çok zor durumdayız. Biz veresiye vermemeye çalışıyoruz ama eş dost, akraba gelince de geri çeviremiyoruz” şeklinde konuştu.

    XIZIR AYINDA BU YIL SATIŞLAR  DURGUN

    Hayvancılık işini sevdiğinden dolayı yaptığını ancak kazançlarının yetmediğinin de altını çizen Doğan, haftanın yedi gün yirmi dört saati hayvanlarla uğraştıklarını belirtti. Doğan, önceki yıllarda Xızır ayında son haftaya gelmeden 40-50 hayvan sattıklarını ancak bu yıl henüz satılmış hayvanın olmadığını belirtti.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A ÇAĞRI

    20 yıldır Büyükşehir’de hayvancılık ile uğraşan Erdal Doğan, son olarak Cumhurbaşkanı’nın çiftçiyi ve hayvancılık yapanları fırsatçı gösterdiğini hatırlatarak, şöyle seslendi:

    “Ama sen önce bir mazotu düşür, yemi düşür, haliyle hayvan da düşecek, üretim artacak ve fiyatlar daha çok düşecek.”

    “METROPOL ŞEHİRLERDE BU İŞİ YAPMAK ZOR”

    Babasından kalma bir iş olan ve 25 yıldır hayvancılık ile uğraşan Hasan Acar da metropol şehirde bu işi yapmanın zor olduğunu belirtti. Acar, “Şikâyetler oluyor. İnsanlarla uğraşmak, belediye ile uğraşmak zor. Başka iş yap ama hayvancılık yapma diyorlar. Hayvan kokularından rahatsız oluyormuş insanlar” dedi.

    Yapılan şikayetlere rağmen mücadele ettiklerini çünkü yapacak başka işlerinin olmadığını belirten Acar, eskiden hayvan beslediklerini ancak yem fiyatlarının fazla olmasından dolayı artık çok fazla hayvan beslemediklerini köylerden hayvan alıp sattıklarını kaydetti.

    XIZIR AYINDA KURBAN SATIŞLARI ARTIYOR

    Hayvan satışlarının Kurban Bayramı’nda ve Xızır ayında daha fazla olduğunu vurgulayan Hasan Acar, “Xızır ayında normal günlere göre daha fazla olur. Ama genelde her zaman da satıyoruz” dedi.

    İnsanların alım gücünün son yıllarda azaldığına dikkat çeken Acar, eskiden haftada 50-60 hayvan sattıklarını ancak ekonominin bozulmasından dolayı bu satışların yirmiye kadar düştüğünün altını çizdi.

    “YEM FİYATLARINDAN DOLAYI BİR ÇOK KİŞİ İŞİ BIRAKTI”

    Şarbon hastalığının ve ithal etin ülkeye sokulmasının işlerini etkilediğini belirten Hasan Acar, “O zaman insanlar tedirgindi. Et yemekte biraz daha temkinli davranıyorlardı. Nitekim o da unutuldu. İthal et gelince otomatik olarak etkiliyor bizi. Mesela şu anda sığırda çok düşüş var. O saklanan etler ve dışarıdan gelen etler etkiliyor” diye konuştu.

    Türkiye’de hayvancılık sektörünün yeteri kadar desteklenmediğini kaydeden Acar, yem fiyatlarının pahalılığından şikayet ederek, insanların bu işleri bıraktığını çünkü çalışıp kazandıklarını yem satıcılarına verdiklerini söyledi.

    Acar son olarak, “Ne uzuyor ne kısalıyorum. Yine de hayvanları seviyorum. İşimi de değiştirmek istemiyorum. Bilmediğim bir işe Türkiye’nin bu şartlarında ben cesaret edemem. Bu işimde ustayım hayvandan da anlarım. O yüzden başka bir işe giremem” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    PİRHA-Mehmet Turan Dede, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, “Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor” dedi.  “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, Şia inancının Alevilik gibi gösterilmesine de sert tepki gösterdi. 

    Mehmet Turan Dede’nin, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşma, sosyal medyada büyük yankı yarattı. Turan, “Bu devlet Alevileri o kadar tanıyor ki, hepsine zaten çarpıyı koymuş. Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor ama bizim dostluğumuzu, bizim kardeşliğimizi, bizim birbirimize olan bağlılığımızı tanımıyor. Çünkü onu tanımaya kalkarsa kendine ait pek çok şeyi kaybedecek” dedi.

    Turan, “İnancımızdan, inancımız içindeki zalime karşı mazlumun yanında oluşumuzdan, emeğin yanında oluşumuzdan, insanın ve irfanın yanında oluşumuzdan korkuyorlar. Korksunlar. Korkmaya da devam edecekler. O korku onlara yeter. Seyid Rıza’nın dediği gibi “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben sizin önünüzde boyun eğmiyorum, bu da onlara ders olsun” diye konuştu.

    “ÖZÜMÜZÜ TANIMAK ÖZÜMÜZÜ BİLMEKTEN GEÇİYOR”

    “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, semah ile ilgili şöyle konuştu.

    “Bütün evren semah döner, aşkından güneşler yanar, aslına ermektir hüner, beş vakitle avunmayız” derken biz bunu sadece dinliyoruz. Ama ne diyor içinde? Bakın, bütün evren semah döner, bütün evren semah dönüyor mu canlar? Dönüyor. Bütün evren semah dönüyor, bunu ilkokulda öğrettiler bize. Ne dediler? Dünya kendi etrafında dönüyor. Dünyanın etrafında ay dönüyor. Dünya, kendi içinde bulunduğu güneş sisteminin etrafında dönüyor diğer arkadaşlarıyla, dokuz tane gezegeniyle beraber. Şimdi dokuz tane gezegen var, arkasından güneş var, arkasından ay var, arkasından alem ve insan var, ediyor mu on iki? İşte bizim 12 irfanımız orada gizli. Bizim 12 ışkımız orada gizli. Bunu kimliklere ve kişiliklere dökmüşler.”

    “1400 SENEDİR YANDIK YAKILDIK”    

    Mehmet Turan, Şia anlayışını Alevilik gibi görenlere de sert tepki gösterdi.

    “Aleviliği başka şeylerin içinde aratmaya çalışanlara şunu söylemediğimiz sürece hala bizi arama kapısına götürecekler. İslam Aleviliğin neresinde? Hıristiyanlık Aleviliğin neresinde? Musevilik Aleviliğin neresinde? Hak Aleviliğin neresinde?” diyen Mehmet Turan Dede, “Onlar bizim içimizde yerini arasınlar. Binlerce yıl geçmişten gelen Sıdkı Baba’nın dediği gibi “14 bin yıl gezdim pervanelikte, Sıdkı ismini buldum divanelikte, aşk meyini içtim mestanelikte, kırkların ceminde dar’a düş oldum” ifadelerini kullandı.

    Dede Mehmet Turan, Aleviliğin 12 bin yıl önce var olduğunu belirterek, “Biz hala şurada mıyız burada mıyız. 1400 senedir yandık yakıldık. 1400 sene şurada daha ufak bir süre. 14 bin yıl var geride. Canlar biz bunları düşünmüyor, sadece ve sadece bize aktarılan, bize aktarılmaya çalışılan ve bize lanse edilmeye çalışılan, açık söylüyorum Şia anlayışını Alevilik gibi görüyoruz” şeklinde konuştu.

    “DİN TÜCCARLIĞI YAPANLARIN ARKASINDAN GİDİYORUZ”

    Turan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şia anlayışı kendisine özgü bir inancın adıdır. İbadeti camidedir. İbadetin içinde kendisine özgü ibadet şekilleri vardır, bizler gibi ne cem yapar, ne muhabbet tutar. Diğer Alevi İslam diye adlandırılan bize atfedilen konuya baktığımızda bizim müslüman anlayışıyla ne alakamız var? Bizim sazımız camiye giriyor mu? Semahımız camiye giriyor mu? O ibadetin içinde, o Kuran’ın içinde sazımız, sözümüz, kelamımız, semahımız,var mı? Yok. O halde biz kendimizi kendimizle arayacağız. İşte hünkarın kelamı burada çok önemli. Ne diyordu? O altın sözlere baktığınız zaman başta yazan bir şey vardı, nedir o? “Ara, bul.” Eyvallah. “Ara, bul” diyor sana ve sen soruyorsun, “Neyi arayacağım, neyi bulacağım?” “Hak ve hakikati” diyor. “Nerede arayacağım, nerede bulacağım” dediğin zaman da hemen yanıtını veriyor “Hararet nardadır, sacda değildir, keramet baştadır, tacda değildir, her ne arar isen kendinde ara yani hakkı arar isen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir” diyor daha ne desin? Ama biz buna kulak vermiyoruz biliyor musunuz? Biz buna kulak vermiyoruz, anlamadığımız dilde bize din tüccarlığı yapanların arkasından “ya ne kadar güzel, faydalı oldu” diye onların peşinden gitmeye kalkıyoruz ve cemevlerimize ne yazık ki Kuran kursları açtırıyorlar, eyvallah diyoruz.”

    “ALEVİLİĞE EN BÜYÜK ASİMİLASYONU KENDİMİZ YAPIYORUZ”  

    Hünkar Hacıbektaş Veli’nin, okunacak en büyük kitabın insan olduğu sözünü hatırlatan Turan, “Kuran bir inancın kitabı, başım üstüne, Tevrat bir inancın kitabı, başım üstüne, İncil bir inancın kitabı, başım üstüne ama benim de kitabım var. Benim kitabım ne, bizim kitabımız ne? Hünkar dememiş mi ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ İşte buradan yola çıkmadığımız sürece, başka inançları kendi içimizde kendimize inanç gibi gördüğümüz sürece Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz. Bunu kesinlikle kabul etmememiz lazım” dedi.

    “ALEVİLİKTE BAYRAM CEMİ YOK, NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ?”

    “Alevilerin tarih boyunca katledildiğini ifade eden Turan, “Biz hiçbir zaman yakılsak da yıkılsak da yüzülsek de asılsak da kesilsek de “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen o güzel anlayışa sahip olmaya devam ettik” diyerek şöyle devam etti:

    “Ama şu çok önemliydi, bizi asimile edenlerin asimile etmeye çalıştığı kimlikler sonradan fikirlere dönüştü, düşüncelerimizi asimile etmeye, yolumuzun felsefesini asimile etmeye çalıştılar. Düşünebiliyor musunuz, siz hiç bayram cemi diye bir cem duydunuz mu? Bayram günlerinde ki dini bayram dediğimiz ramazan ve kurban bayramında sabahın bilmem kaçında insanların kaldırılıp evlerinden cemevlerine getirilip, bayram cemi yapacağız diye. Efendim bunu yapmazsak onlar bayram namazına gidiyorlar. Ya giderse gitsin. Aklı oradaysa gitsin. Ama sen oraya bayram cemi altında o anlayışı kutsayan, daha doğrusu onu kutsayan bir anlayışı getirme. Neden getirme? Ramazan Bayramı diye bir bayram bizde var mı canlar? Yok. Kurban Bayramı diye bir bayram bizde var mı? O da yok aslında, kanın bayramı olmaz. Kanın bayramı olmaz, hayvanların canına kıyarak bayram edenler, fakir kusura bakmasın öyle bir ibadete katılmam. Düşünebiliyor musunuz, binlerce canlının kanına giriyorsun, arkasından da bayram diyorsun. Şimdi bakın, çok önemli bir örnek.

    “BİZİM YOLUMUZDA KURBAN İNSANIN KENDİSİDİR”

    Mehmet Turan Dede, “Bizim yolumuzda kurban insanın kendisidir. İnsanın kendisini kurban görmeyen bir anlayış Alevi anlayışı olamaz. Eğer sen özündeki kini, kibri, kötülüğü, insana yaraşmayan tavrı, davranışı kesip atamıyorsan, bir değil bin tane kurban kessen ne halka mal olur ne de hakka mal olur. Olmaz. Kurban sensin. Biz ikrarda ne diyoruz meydana çıktığımızda? El pençe meydanda duruyoruz ve diyoruz ki “Canımız kurban, tenimiz tercüman” diyoruz. Bunu diyebilirsen bu meydanın sahibi olursun, bunu söyleyebiliyorsan bu ikrarın sahibi olursun. Bizi bizden ayırmaya çalışanlara tekrar tekrar söylüyorum bunu her yerde ne kadar güzel söyledi biliyor musunuz? “Kendimize olan güvensizliğimiz bizden olanlara güvenmemizi engelliyor. Gerçeği kendi dışımızda aradığımızdan hem gerçeğe hem kendimize yabancılaşıyoruz. Anladıysanız bütün sır burada gizli. Hakikaten gerçeği kendi dışımızda aradığımız için gerçeğe ve kendimize yabancılaşmış haldeyiz dostlar biliyor musunuz?” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ABF Başkanı Güzelgül: İnsanlığa ve yol erkanına hizmet etmek en büyük kurbandır

    ABF Başkanı Güzelgül: İnsanlığa ve yol erkanına hizmet etmek en büyük kurbandır

    PİRHA- ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Kurban Bayramı vesilesiyle yayımladığı mesajda, “İnsanlığa ve yol erkanına hizmet etmek, en büyük kurbandır” dedi. Güzelgül, “Hakk’a verilen en büyük kurban, güzel ahlak ve sevgidir. Alevilikte kurban lokmadır. Bunu da temsil eden, elma, süt ve baldır. Verilen her lokma, tüm aile fertlerinin rızalığı alınarak verilmelidir” ifadelerini kullandı. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir mesaj yayınladı.

    Güzelgül, “Gelmişiz cânânın asitanına/Sıtkıyla sarıldık dost dağmanına/Canla baş koymuşuz aşk meydanına/Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez” nefesiyle başladığı açıklamasında, “Yola talip olan canın, yola girerken ikrar vermesi ve kendi canından vazgeçip, kendini yola kurban etmesi, bir yönüyle kendini tamamen teslim etmesidir. Yani Pirin huzurunda dara durması, kendisini yola teslim etmesi ve yola adaması asıl kurban anlamındadır” vurgusunu yaptı.

    “HER ALEVİ CAN, KENDİ YOLUNUN KURBANIDIR”

    “Her Alevi can, aslında kendi yolunun kurbanıdır” diyen Güzelgül şunları kaydetti:

    “Nefsini körelterek Hakk’a yürümeden, Hak ile Hak olmak, değerli varlığından vazgeçip, her türlü fedakarlığa katlanmak ve yola bağlılık, Can’ın canana adamasıdır. Can yola talip olan kişiyi ifade ederken, Canan ise Hakk’ı ifade etmektedir ve kendinden var olan ikiliği, birliğe indirmek, kibri, kötülüğü, nefreti kendinden yok etmek, yani hiçliğe ulaşmaktır.
    Bunun yanında her yıl Pir darına durup, rızalık almak, sorgudan geçmek ve nasip almak, ancak yola kendini adamak ile gerçekleşmektedir. Bu davranış ile kişi kendini her yıl yola kurban eder. Her Alevi can, aslında kendi yolunun kurbanıdır. Batıni olarak Hakk ile Hakk olmak, birliğe varmak inancını taşır.”

    “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME”

    “Alevi inancının temeli ikrar vermektir ve ahdine sadık olmaktır” vurgusunu yapan Güzelgül, “Musahiplik ceminde yola girenlerin boyunlarına, tığbent bağlanması ve canların kendi kendilerini kurban konumuna getirmesi ile söylenen “CANIM KURBAN, TENİM TERCÜMAN”; yani, canını yola kurban ederken, teni de buna şahit olarak göstermesi, her şeyi ifade eder” dedi.

    Güzelgül şöyle devam etti:

    “Bunun yanında “En-el Hak” diyerek, kendimizi de Hakk’ın bir parçası sayıyorsak, kesilen kurbanların aslında yola ikrar vermiş olanların, yola devam ettiklerinin bir işareti, yani mührü olarak kabul ederiz.
    Alevi inancının temeli ikrar vermektir ve ahdine sadık olmaktır. Yani, “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahdine vefalı, yolu uğruna canını seve seve verecek kamil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.”

    “ALEVİLİKTE KURBAN LOKMADIR”

    Güzelgül açıklamanın sonunda şunlara işaret etti:

    “İnsanlığa ve yol erkanına hizmet etmek, en büyük kurbandır. Yolu erkanı adına İmam Hüseyin, Eba Müslüm, Hallac-ı Mansur, Seyit Nesimi, Pir Sultan; insanca yaşama uğruna kendi serini kurban verdiler.
    Hakk’a verilen en büyük kurban, güzel ahlak ve sevgidir. Alevilikte kurban lokmadır. Bunu da temsil eden, elma, süt ve baldır. Verilen her lokma, tüm aile fertlerinin rızalığı alınarak verilmelidir.
    Birliğimizin daim olacağı, benliğe kapılmadan, kinden, kibirden, hasetten arınıp, kendimizi yolumuza, erkanımıza kurban edip, geleceğimiz olan nesile çerağımızı teslim edeceğimiz nice bayramlara.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tahtacı Aleviler yüzyıllardır geleneklerini Kazdağları’nda yaşatıyor-VİDEO

    Tahtacı Aleviler yüzyıllardır geleneklerini Kazdağları’nda yaşatıyor-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit bölgesinde bulunan Tahtacı Aleviler, Kapanca yaylasına çıkarak yüzyıllardan bu yana geleneklerini sürdürüyor. Aleviler burada bulunan Kapanca babasına ait yatırda dualar edip kurbanlarını kesiyorlar.  

    Balıkesir’in Edremit ilçesinde, Kaz Dağlarının eteklerinde yer alan Kapanca mevkiinde buluşan Tahtacı Alevileri, 5 asır boyunca her Ağustos ayının olduğu gibi bu yıl da atalarının yaşadığı bölgede yatırların yakınlarında çadır kurup geleneklerini yaşatmaya devam ediyorlar. 

    Kapanca yaylasına daha önceleri atlar ve katırlar ile çıkan köylüler şimdi teknolojinin de verdiği imkânlar doğrultusunda araçları ve modern çadırları ile çıkıyorlar. Bundan 10 yıl öncesine kadar yaylacılar, ormandan buldukları ağaçlar ve keçi tüyünden çadırlar ile konakladıklarını ifade ediyorlar.

    KURBANLAR ADANIYOR, DİLEKLER TUTULUYOR

    Yaylanın vazgeçilmez ritüellerinden bir tanesi Kapanca yaylasına ismini veren Kapanca Babası’nın yatırında dualar edilmesi ve ağaçlara dilekler asılması ve kurbanların kesilmesi. Yaylaya çıkmayanın dahi evinde kurban kestiğini belirten köylüler, “Eskiden dayanışma yardımlaşma vardı. Şimdi pek bir şey kalmadı” diye de dert yanıyor.

    Bir önceki yıllarda yediden yetmiş yediye çok büyük bir katılımla gerçekleştirilen etkinlik bu yıl kurbana denk gelmesinden dolayı oldukça düşük. Çamcı ve Hacıarslanlar köyünden buraya gelen köylüler, geleneklerinde Şamanizm’in büyük bir etkisi olduğunu söylüyorlar. Bin yıllık bu geleneği gelecek nesillere aktarmak istediklerini söyleyen köylüler, değişen sistemle birlikte bu geleneğin yavaş yavaş yok olmaya başladığını da düşünüyor.

    ŞAMANİZMDEN GELEN BİR GELENEK

    Her sene kimin çadırını nereye kuracağının belli olduğunu söyleyen köylüler, on gün boyunca kurdukları çadırlarda kalıyor. 10 gün burada kalıp adaklarını kestiklerini söyleyen Tahtacı Aleviler burada geleneklerini yaşatmaya çalıştıklarını ifade ediyor. Mangal başındayken görüştüğümüz Çamcı köyünden İbrahim Şimşek de, “Ta Şamanizmden gelen bir gelenek 15 Ağustos da çıkarız buralara. Yukarı da yatırımız vardır” diyor.

    VALİLİK İZNİ İLE ÇIKABİLİYORLAR

    Valilik izniyle on gün için çıkabildiklerini söyleyen Şimşek, “Eskiden ise isim ile çıkardık. Kimin geleceği belli olurdu. Devlet artık bizi fişliyor mu? Kontrol altında mı tutmak istiyor? Ya da yangına karşı önlem mi almak istiyor bilmiyoruz. Bize cevap vermiyorlar çünkü” diyor.

    OSMANLI’DAN BU YANA SÜREN ASİMİLASYON

    Gelenek ve göreneklerin her geçen gün yok olduğunu dile getiren Şimşek, Tahtacı Alevilere yönelik Osmanlı’dan bu yana asimilasyon politikalarının olduğunu, bundan dolayı da uzun yıllar dağlarda yaşadıklarını dile getirdi. 

    Sevim KAHRAMAN/BALIKESİR

  • ‘En büyük Kurban; bir öğrenciyi okutmak, cemevlerine bağış yapmaktır’

    ‘En büyük Kurban; bir öğrenciyi okutmak, cemevlerine bağış yapmaktır’

    PİRHA- Yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, “En büyük Kurban başarılı bir öğrenciyi okutmak, yardıma muhtaç olan bir aileye yardım etmek, topluma insanlığa ışık tutmak için merkeze insanı koyarak hizmet eden cemevlerine bağış yapmaktır” dedi. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde yazılı bir açıklama yaptı.

    “Kurban’ın asıl gayesi; yoksullarının doyurulması, kimsesizlerin korunması ve yüce Allah’ın vermiş olduğu nimetlerin paylaşılmasıdır” diyen Yıldırım, “Bayram ise içerisindeki birçok geleneğin, göreneğin ve inanışın kümelendiği, sevginin egemenliğinde, küslüklerin bittiği, dostlukların pekiştiği, dileklerin tutulduğu, tüm nimetlerin paylaşıldığı özel günlerdir. Bayram; sevinç, mutluluk ve umut günüdür. Bayram, sevginin paylaşıldığı bir dostluk günüdür. Zira sevgi; Hakk’ın rahmetidir… Keza Bayram rahmet günüdür” ifadelerini kullandı.

    “EN BÜYÜK KURBAN CEMEVLERİNE BAĞIŞ YAPMAKTIR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, “En büyük Kurban başarılı bir öğrenciyi okutmak, yardıma muhtaç olan bir garibana (aileye) yardım etmek, amansız bir hastalığa yakalanan fakat maddi yetersizlikten dolayı tedavi olamayana Hızır olabilmek, topluma insanlığa ışık tutmak için merkeze insanı koyarak hizmet eden (öğrencilere burs veren, ahlaklı gençler yetiştiren, yardıma ihtiyacı olana elini uzatan) cemevlerine bağış yapmaktır” dedi.

    “KURBAN BAYRAMINI KAVURMA BAYRAMINA ÇEVİRMEMELİ”

    Dede Eren Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Birlikten, iyilikten, barıştan, yardımlaşmadan ve paylaşımdan yana ne kadar kapı varsa hepsini açmalı. Yetimlere, yoksullara, yaşlılara, hastalara kimsesizlere ve tüm muhtaç olanlara yardım elini uzatmalıdır. Zaten bayramın anlamı da odur.
    O halde gelin bu bayram hayvan katliamının (kesim alanlarını kan gölüne çevirmek) önüne geçip kan bayramı (her türlü canlının son yıllarda yaşanan olaylarda can kaybettiğini düşünecek olursak) olmaktan çıkarıp insanlığa umut olalım, gönülleri hoş edelim. Yine de kurban kesmek niyetinde olanlar, yaşantılarında evine, çocuklarına et alıp yediremeyen aileler ile paylaşmalı. Kurban bayramını, kavurma bayramına çevirmemeli!”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İstanbul’da Hızır cemi yapılıp lokmalar dağıtılacak

    İstanbul’da Hızır cemi yapılıp lokmalar dağıtılacak

    PİRHA- Aleviler için kutsal olan Hızır ayında gerçekleşen cemler sürüyor. İstanbul’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadıköy Şubesi ve Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şubesi Hızır cemleri yapacak, ardından da lokmalar dağıtılacak. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi Hızır Cemi düzenliyor. Güvenç Abdal Ocağı pirlerinden Sefa Öztürk ile Sarı Saltık Ocağı pirlerinden Kemal Öztürk cemi yönetecek. 24 Şubat Cumartesi saat 16.00’da gerçekleşecek cemin ardından 18.00’de lokma verilecek.

    Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şubesi de Hızır lokması ve qaut dağıtacak. Açılamada, “Hak ve hakikat aşkıyla tüm canları Hızır cemi ve muhabbetine ve lokmalarımızı pay etmeye çağırıyoruz” denildi.

    23 Şubat Cuma günü saat 18.00’de Pir Celal Fırat ile Aziz Güler’in katılacağı Alevilikte Xızır’ın manası üzerine muhabbet gerçekleşecek ardından da Qaut lokması pay edilecek.

    24 Şubat Cumartesi saat 19.00’da Gazi Cemevi’nde de Pirler Aziz Güler, Hayri Şanlı ve Mehmet Karabulut’un katılımı ile Xızır Cemi ve muhabet yapılacak. Xızır Cemi’nin ardından kurban lokmaları pay edilecek. (HABER MERKEZİ)

  • 25 yıldır Elif Ana türbesinde hizmet veriyor-VİDEO

    25 yıldır Elif Ana türbesinde hizmet veriyor-VİDEO

    PİRHA- 25 yıldır Elif Ana türbesinde hizmet veren Abuzer Çılgın, türbede verdiği hizmetten dolayı mutlu olduğunu belirterek “Elif Ana da boş bir zat değildir. Allah herkesin gönlüne göre versin. Gönlünde ne varsa ona göre versin” diyor.

    Haberin Videosu

    Alevi Anası olan Elif Ana’nın türbesi Maraş’ın  Pazarcık ilçesine bağlı Pulyanlı Köyü’nde yer alıyor. Türbe’de cem tutulacak yer, konser verilecek bir alan ve kurban kesim alanı bulunuyor. Bölgenin dışarıya çok göç vermesine rağmen kışın da ziyaret ediliyor Elif Ana’nın türbesi.

    25 yıldır Elif Ana türbesinde hizmet veren Abuzer Çılgın, yaz kış hiç türbeyi boş bırakmıyor. Türbede ailece hizmet verdiklerini söyleyen Çılgın, Elif Ana Hakk’a yürüdüğünden bu yana türbede hizmet verdiğini de ekliyor.

    KIŞ MEVSİMİNDE DE ZİYARET EDİLİYOR  

    Türbedeki esas yoğunluğun Temmuz ayında başlayarak Ekim ayına kadar devam ettiğini belirten Çılgın, türbeye kış mevsiminde de gelen ziyaretçiler olduğunu ifade ediyor. Türbede hizmet ederken günlerinin hayvan kesmek, et doğramak ve temizlik yapmakla geçtiğini söyleyen Çılgın, çalışırken zorlanmadıklarını, sanki hiç yük yokmuş gibi geldiğini belirtiyor.

    Türbede adak kurbanlarını kurban sahibinin istediği şekilde kestiklerini ifade eden Çılgın, kalabalık olunca pişirme şansları olmadığını da ekliyor. Türbede yoğun geçen bir günün sabahını şöyle anlatıyor Çılgın:

    “Erken saatlerde geliyorlar. Bazısı gelip burada kahvaltısını yapıyor. O kahvaltısını yapana kadar kurbanını kesiyoruz, hazırlıyoruz. İlk etapta birazını kavuruyor, onu yiyorlar. Ondan sonra güzel bir haşlama yapıyorlar. Pilavını, salatasını yapıyor. Eşini dostunu buyur ediyor, oturup yiyorlar.”

    “ELİF ANA BOŞ BİR ZAT DEĞİL”

    Türbede muhabbet cemlerinin yapıldığını, deyişler söylendiğini ve semah dönmek isteyenlerin semahlarını döndüğünü söyleyen Çılgın, “Elif Ana da boş bir zat değildir. Allah herkesin gönlüne göre versin. Gönlünde ne varsa ona göre versin” diyor.

    Elif TABAK/MARAŞ